Hipospadias nedir?
Hipospadias, çocuğun idrar yaptığı deliğin penisin ucunda değil de altında olmasıdır. Bu delik ile penis ucu arasındaki bölgede idrar kanalı tam olarak oluşmamıştır. Hipospadias, idrar deliğinin yerleşimine göre farklı farklı sınıflandırılabilir. Penisin baş kısmında yer alan, normal idrar deliğinin olması gerekli yere çok yakın olan hipospadias olgularına, glandüler hipospadias denilir. Penis baş kısmı ile penis gövdesi arasındaki birleşim yerinde yerleşirse, koronal hipospadias adını alır. Her iki durum genel olarak “distal hipospadias” tanımlaması içinde yer alır, çocuklarda en sık karşılaşılan, ve cerrahi başarı oranının en yüksek olduğu grup bu gruptur. Daha aşağı yerleşimli hipospadiaslar da vardır, idrar deliğinin yerleşimi penis gövdesinin herhangi bir yerinde, penis ile torbaların birleştiği bölgede hatta anüse yakın perine dediğimiz bölgede bile olabilir. Elbetteki daha aşağı yerleşimli hipospadiasların cerrahi tedavisi daha zordur.
Hipospadias belirtileri nelerdir?
Yukarıda da belirttiğim gibi en önemli belirti idrar deliğinin penis ucuna değil de penis gövdesinde daha aşağıda bir yere açılmasıdır.
Hipospadias, halk araında farklı isimlerle adlandırılmaktadır, peygamber sünnetli, doğuştan sünnetli ya da yarım sünnetli denilebilmektedir. Bunların temel nedeni hipospadiaslı çocuklarda sünnet derisinin ön tarafı gelişmemiştir. Sünnet derisi penisin sadece arka kısmında bulunmaktadır.
Kordi adı verilen, penisin ereksiyon denilen sertleşme durumunda eğriliği söz konusu olabilir. Hipospadias anomalisi ne kadar ağır ise, yani idrar yaptığı delik penis ucundan ne kadar uzaksa, kordi adı verilen bu eğrilik daha fazla olur. Hipospadias cerrahisinde tedavinin en temel bölümlerinden birisi bu eğriliğin düzeltilmesidir.
Hipospadiaslı çocuklar oturarak çiş yapmayı tercih ederler, çünkü ayakta işerken karşıya değil de aşağıya doğru idrar yaparlar.
Doğumsal bir durum mudur? Ne sıklıkta görülür?
Hipospadias, doğumsal bir durumdur. Nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Anne karnında hormonal uyarıların eksik kaldığına yönelik bazı çalışmalar varken, bazı araştırmalar da bunları tamamen reddetmektedir.
Hipospadias'la birlikte, özellikle ağır olgularda, yandaş ürogenital sistem anomalilerinin bulunması da doğumsal olduğunu desteklemektedir.
Çocuk ürolojisi pratiğinde en sık karşılaşılan durumlardandır. Her 300 erkek çocuğundan birinde hipospadias görülür. Distal tip hipospadias dediğimiz penis ucuna yakın idrar kanalı olanlar daha sık görülür.
Bebek doğduğu zaman yapılacak dikkatli bir fizik muayene ile tanı rahatlıkla konulabilir.
Hipospadias tanısı aldıktan sonra başka araştırmalar da yapılmalı mıdır?
Hipospadias'la birlikte, özellikle ağır olgularda, diğer ürogenital sistem bozuklukları görülme ihtimali de daha fazladır. Bu nedenle ağır olgularda özellikle üriner sistem (böbrek ve idrar boşaltma kanalları, ve mesane) mutlaka incelenmelidir. Hipospadias'la birlikte iki taraflı inmemiş testis varsa, kromozomal araştırmalar yapılarak, bu durumun bir cinsel farlılaşma sorunu olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.
Tedavi ne zaman yapılmalıdır?
Hipospadias'ın tek tedavisi cerrahidir. Fallik dönem denilen, çocuğun cinsel kimliğini keşfettiği dönem olan 2-6 yaş arası, penise yapılacak ağrılı müdahelelerden kaçınmak gereklidir. Dolayısıyla çocuk cinsel kimsiliği keşfetmeden hipospadias cerrahisi yapılmalıdır. Bezli dönemde yapılacak bu cerrahi müdahelenin bakımı da daha kolaydır.
Hipospadias cerrahisini kim yapmalıdır?
Hipospadias'ın cerrahi tedavisinde tanımlanmış yaklaşık 500 çeşit ameliyat bulunmaktadır. Hipospadias aemilyatını da herkes yapabildiğini iddia etmektedir; Plastik cerrahlar, ürologlar, çocuk cerrahları hatta hatta genel cerrahlar. Her branş da kendisinin bu işi iyi yaptığını belirtmektedir. Ancak elimizdeki bilgiler; tecrübesiz ellerde yapılan her üç ameliyattan birisi komplikasyonla sonuçlanmaktadır.
Hipospadias ameliyatında ne yapılır?
Temel amaç üretra denilen idrar deliğinin penisin ucuna getirilmesidir. Yaygın sorulan soru; dikişli mi yama ile mi tedavi yapılıyordur. Her iki yöntem de kullanılır. Temel olarak dikişle idrar kanalını oluşturduktan sonra üzerine bir katman olarak yama getirilmesi dokuyu daha sağlamlaştıracaktır.
Penisteki eğrilik mutlaka düzeltilmelidir.
Hipospadiasın ağırlık durumuna göre beraberinde sünnet de yapılabilir. Ya da sünnet derisi yama olarak kullanılabilir. Ancak bazı meslektaşlarımızca dile getirilen ameliyatla sünnetin birlikte yapılmaması görüşü doğru değildir. Aksine beraberinde sünnet yapılması çocuğu ikinci bir ameliyattan kurtracaktır.
Ameliyat Sonrası Bebek-Çocuk ve Aileyi ne bekler? Ne kadar hastanede yatar? Sonda takılır mı?
Günümüzde hipospadias konusunda deneyimli çocuk ürolojis uzmanları ya da çocuk cerrahları, hipospadias ameliyatlarını günübirlik cerrahi işlemler olarak yapmaktadırlar. Yani çocuk ameliyat olur ve aynı gün evine gidebilir. Ameliyat sonrası üçüncü ya da beşinci gün pansumanı açılır. Yedinci gün de sondası çekilir. hastanede kalmasına gerek yoktur.
Stent adını verilen idrar sondaları iyileşme için gereklidir. Bebeklerde çift bez kullanılarak sondasıyla beraber eve gönderilebilir. Büyük çocuklarda da stent hemen penis başına yakın olarak kesilir, çocuk kendi kendine tuvalete gidip stentten idrarını yapabilir.
Komplikasyonlar nelerdir?
Yukarıda da bahsettiğim üzere tecrübesiz ellerde komplikasyon oranı çok yüksektir. Çocuk ya da bebeğe bu sorunu tek ameliyatla çözebilme şansı tanınmalıdır. Daha önce cerrahi girişim uygulanmış bir peniste başarı oranı hiç dokunulmamış olana göre daha azdır.
En sık karşılaşılan komplikasyon fistül gelişimidir; idrar deliği penis ucuna taşınır ama arada bir yerde dikişlerin açılmasına bağlı idrarın birden fazla delikten gelmesidir. Bu komplikasyon geliştikten sonra 6 ay geçmeden herhangi bir müdahelede bulunulamaz. Ancak düzeltmesi de en kolay komplikasyonlardan birisidir.
Dikişlerin tamamen açılması, kanama, penis derisinde gangren gelişmesi diğer komplikasyonlar arasında sayılabilir.
Darlık ve peniste eğrilik diğer önemli komplikasyonlardır.
Etiket: Cerrahi
-
Hipospadias
-
Sünnet (circumcision)-sünnetin sebep olabileceği zararlar
Sünnetin tarihi MÖ 6000'li yıllara kadar uzanır. Tarih boyunca mısırlılar, yahudiler, babilliler in sünnetli oldukları görülmüştür. Eski mısır piramitlerinde bulanan bazı mumyaların sünnetli oldukları görülmüştür. Bugün sünnet hem dini inanış hem de artık batı ülkelerinde de olduğu gibi tıbbî yararından dolayı yapılmaktadır .
Sünnetin Faydaları
·Sünnet derisi iltihabî hastalıkları, sünnet derisi darlığı, parafimozis taş teşekkülü sünnetten sonra görülmez.
·Sünnet derisi altında idrar toplanması ve sonuçta iltihaba dönüşüp böbreklere zarar vermesi durumu sünnetten sonra görülmez.
·Sünnetsiz olanlarda penis kanserleri görülebilir. Sünnetten sonra görülmez.
·Sünnetsiz erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanserlerine daha sık rastlanır.
·Sünnetsizlerde cinsel yolla bulaşan hastalıklar daha sık görülür.
Sünnet kaç yaşında yapmalı?
Klasik görüş sünnetin erken yaşlarda yapılmasıdır. Yahudiler erkek çocuğun doğumundan itibaren 20 gün içerisinde dini tören ile yapmaktadırlar. Sünnetin 20 gün içerisinde yapılmasının faydaları şunlardır:
·Pipide damarlanma çok olmadığı için sünnet sırasında kanama pek olmaz.
·Çocuklarda yara iyileşmesi çabuk olduğu için sünnet yarası çabuk iyileşir.
·Sünnet derisi darlıklarında acil sünnet gerektirecek durum önlenmiş olur
·Yeni doğanda kişilik gelişmediği için sünnet sonrası psikolojik olumsuz etki önlenmiş olur
Çocuğun 16 yaş arası özellikle 45 yaş arası psikososyal gelişme devreleridir. Bu yaşlarda çocukta pipisini kaybetme korkusu vardır. Anneye de bağlılık son derece kuvvetlidir. Bu yaşta yapılacak bir sünnet psikolojik olumsuz etkilere neden olur. Bu nedenle çocukların bu yaşlarda da sünnet edilmemeleri önerilmektedir. Zira bu yaşlarda sünnet olan çocuklar sosyolojik açıdan töre ve törenlerden ayrı kaldığı için ileriki yaşlarda bir eziklik içerisine girebilir. 7 yaşından sonra bu psikoz-sosyal devre bir durgunluğa girer ve ergenlik çağına kadar devam eder. Bu yaşlarda yapılacak sünnet, çocuğun psikoz-sosyal açıdan gelişmesini sağlayacaktır. Toplumun bir üyesi olduğunu fark edecek. Neden sünnet olduğunu anlayacaktır. Bu nedenlerle sünnetin ya ilk 20 günde veya 7 yaşından sonra yapılması en uygundur.
Sünneti kim yapmalı?
Sağlıklı bir sünneti uzman doktorun yapması gerekmektedir. Böylece birçok sünnet hatasının önüne geçmiş olunur. Sünnetin bir uzman doktorun yapmasındaki faydalar şunlardır:
Çocukta kan durmaması gibi bir hastalık varsa (hemofili) bu hastalıktaki yan etkiler verilecek ilaçlar ile önlenir.
Uzman doktor tarafından yapılmışsa hatalı sünnet olasılığı azalır. Cerrahi aletler çok iyi arınık edildiği için çocuğun hepatit b, hepatit c kapma olasılığı azalır.
Sünnet derisinin gereği kadar alındığı için penisin ileri yaşlarda büyümesi ve gelişimi normal olur.
Sünnet ağrı giderici ilaçlar altında yapıldığı için çocuk ağrı duymaz.
Sünnet yarası dikildiği için yara iyileşmesi daha çabuk olur.
Köy sünnetçilerinin yapacağı sünnette çocuk ağrı duyacağı için çok huzursuz ve hırçın olur ve zapt edilmesi daha zordur. Bu nedenle çocuğun psikolojisi bozulur.
Sünnet nasıl yapılmalı?
Yıllar boyunca sünnet çeşitli şekillerde yapılmıştır. Yahudiler ortası yarık madeni bir levha (Barzel) kullanırken Osmanlı devrinde her doktorun kendi ismi ile anılan kıskaçları kullanmayı tercih etmişlerdir.
Sünnet hataları
Sünneti ehli olmayanlar yapınca sünnet hatalarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Acele ile yapılan hijyene dikkat edilmeyen sünnetlerde yan etkiler ve hatalar çoktur. Hatalı sünnetler peniste kalıcı hasarlara ve cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olurlar.
·Uygun olmayan sterilizasyon şartlarında hepatit ( sarılık ) ve birçok mikrobik hastalık bulaşabilir. Bu hastalıklar ölümle dahi sonuçlanabilecek ciddi hastalıklardır. Ülkemizde hepatit b sıklığı yaklaşık % 10 dur. Çok iyi arınık edilmemiş cerrahi aletlerle yapılacak sünnette çocuğun hepatit b, hepatit c ile hastalık kapma olasılığı % 10 dur. Bu nedenle cerrahi aletlerin çok iyi arınık edildiği, güvenilir bir kişiye sünnet yaptırılması gerekir.
·Sünnetlilerde penis başı hassasiyeti olmayanlara göre daha azdır.
·Sünnet derisinin gereğinden çok alınması penisin ileri yaşlarda büyümesi ve normal gelişimine olumsuz etki edebilir.
·Glans penis ile shaft penis arasında oluşabilen cilt köprüleri: ereksiyon esnasında ağrıya ve şekil bozukluğuna yol açar. Cerrahi olarak tedavi edilmelidir.
·Kist: düzgün dikiş atılmamasına bağlı oluşurlar. Enfekte olabilirler ve cerrahi olarak düzeltilmelidirler.
·Fistul: idrar kanalı ile cilt arasında oluşan bir kanaldır. Cerrahi olarak düzeltilebilir.
·Meatit: % 30 sıklıkla görülür. Bezin az değiştirilmesine bağlı, amonyak irritasyonu sonucu oluşur. Meatus ülseri ve darlığına yol açabilir.
·Tam veya tama yakın penis kaybı
·His kusurları
·Sünnet derisinin az kesilmesi: çok sık görülür. Mahsuru yoktur. Gerekirse 2 cif bir işlem ile fazlalık kesilir.
·Penis başının kesilmesi: dikkatsizlik sonrası oluşur. Tamiri çok güçtür. Tam kesiklerde protezden başka çare yoktur.
·Penis başı altındaki derinin fazla kesilmesi ile buradaki dış idrar yolunun da beraber kesilmesi. Çocuk idrarını penis başı alt yüzünden yapmaya başlar.
·Kanama: sık görülür. Tedavide sünnet yarası açılır kanayan damarlar tutulur.
·Penis kangreni: sık olmamakla beraber penisin sıkı bağlanması sonucu oluşur.
·İdrar dış deliği penisin alt kısmında olduğu durumlarda (hypospadias = yarım sünnetli doğma) sünnet yapmamalıdır. Çünkü bu çocuklara bir ameliyat gerekmektedir. Bu ameliyat ile idrar dış deliği penisin uç kısmına alınır. İşte ameliyat esnasında sünnet derisi kullanılacağı için bu çocuklar sünnet edilmezler. Bunu bilmeyen sünnetçi yanlışlıkla sünnet ederse çocuğun ameliyat başarı şansını kaybettirir.
·Temizliğe ve hijyene dikkat edilmezse iltihaplanma meydana geliri. Cerahat toplar bu da çocukta ateşin yükselmesine sebebe olur. Titreme, bulantı ve kusmalar meydana gelir.
·Penis başı aşırı duyarlığı: sünnetten sonra 3 ay kadar sünnet başında aşırı duyarlılık oluşabilirse de bu zaman içerisinde kaybolur.
·Sünnet sonrası sıkı bandaja bağlı olarak idrar yapamama durumu olabilir.
Kimlere sünnet yapılmaz?
·Premature ınfantlar
·Kanama diatezleri
·Penis anomalileri. Sünnet derisi tamirde kullanılmaktadır.
·Hypospadias
·Epispadias
·Megalourethra
·Chordee
·Webbed penis
Bugün dünyada tartışmasız en çok yapılan cerrahi operasyondur ve dünya üzerindeki erkeklerin yaklaşık %20'si sünnetlidir. Toplumumuzda ise bu oran % 100'dür. Sünnetin tarihine de bakıldığında 15.000 yıl öncesine kadar sünnet yapıldığına dair veriler vardır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Kristof Kolomb yenidünyayı keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. M.Ö. 2300 yıllarına ait mısır mumyalarının sünnetli olduğu ve duvar resimlerinde sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular da vardır. Tarihte ve günümüzde de en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir. Bu tartışmayı yönlendiren çok sayıda faktör bulunmaktadır. Dini inanış ve gelenekler, insan hakları, mali konular ve sünnetle ilgili bilimsel verilerin hepsi bu tartışmanın boyutlarını oluşturur. Herhalde başka hiçbir cerrahi işlemle ilgili tartışma bilimsel konular dışındaki konulardan bu kadar etkilenmiştir. Bu kadar yaygın bir dinsel eylemin altında sağlıklı bir amaç olması gerektiğini düşünen insanlar son yüzyılın başından itibaren etnik nedenleri bir yana bırakarak çeşitli sağlık sorunlarının çözümünde de sünnetin yeri olabileceği inancıyla çok sayıda araştırma ve yayın yapmışlardır. Geçmiş yıllarda çok sayıda hastalığın (kısırlık, epilepsi, astım, enüresis, herni, alkolizm, aşırı mastürbasyon gibi) sünnetle çözümlenebileceği ileri sürülmüştür. Her ne kadar daha sonraki çalışmalar daha rasyonel planlanmış olsa bile önemli bir kısmında objektivite eksikliği dikkat çekicidir. Bununla birlikte önemli çalışmalarla sünnetin getirdiği sağlıkla ilgili bazı ciddi yararlar da tanımlanmıştır. Sünnet için dinsel gerekçelerin önemsiz olduğu (Yahudiler dışında) amerikan toplumunda sünnet 1960'lı yıllarda sağlıklı bir işlem olarak tanıtılıp önerilirken, zaman içinde hem toplumda önemini yitirmiş hem de bilimsel kuruluşlarca daha az önerilir olmuştur. Bununla birlikte, bir çocuğu sünnet etmeyi, onun rızası olmadan bir vücut parçasını almak olduğunu düşünerek, bunun insan haklarına aykırı olduğunu iddia eden toplum kuruluşları da türemiştir. Sünnet için bir diğer gerekçe bu işlemin estetik bir işlem olarak görülmesidir. Sünnet ile alansın ortaya çıkması sonucu penisin daha estetik bir görünüm alıp almadığına yönelik bir tartışma da aslında kültürlere, kişilere ve beğenilere göre değişeceği için anlamlı değildir. Penisli sünnetin estetik olarak daha tercih edilir olması o toplumdaki geleneklere ve değer yargılarına göre değişiklik gösterebilir sünnet ile cinsel hazzın artabileceği fikrine destek olabilecek herhangi bir bilimsel veri yoktur. Üçüncü nokta ise sünnetin getirdiği yararlardır. Bunların bir kısmı, çocuk erişkin yaşa geldiğinde önemli hale gelir. Bunlar birçok çalışmayla gösterilmiş verilere dayanmaktadır. Sünnetlilerde prepisyumun ortadan kalkması ile cinsel yolla geçen hastalıkların bulaşma riski belirgin olarak azalmaktadır sünnetin sağladığı anatomik yapının lokal hijyeni kolaylaştırması bunu mümkün hale getirmektedir. Bununla birlikte cinsel yolla bulaşan virüslerle ilgisi nedeniyle sünnetli erkeklerin eşlerinde de servis kanseri gelişme oranlarının belirgin olarak düşük olduğu gösterilmiştir. Penis kanseri gelişme riski de azalmakta hemen sıfıra inmektedir. Toplumumuzda ve diğer ülkelerin epidemiyolojik çalışmalarında 400.000 erkek bebekte idrar yolu enfeksiyonu %7 iken sünnet olan bebeklerde ise bu oran % 0.7olarak bulunmuştur. Yani yeni doğan dönemde sünnet yapılması idrar yolu enfeksiyon gelişme riskini 10 kat azaltmaktadır. Sünnet çocukluk yaşta gelişebilecek prepisyuma ait fimozis(sünnet derisinin ucunda darlık), parafimozis (penis başının sünnet derisi ile boğulması) ve balanitis (sünnet derisi iltihaplanması) gibi olaylarında oluşumunu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Yeni doğan sünnetinin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır 36 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı sekonder psikolojik sorunların yaratılmaması ve nazal dönemde karşılaşılabilinecek sorunların ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen amerikana %60 oranında yeni doğan sünneti yapılmaktadır. Ne kadar basit görünürse görünsün hiçbir cerrahi işlem basit değildir ve zaman çok komplike hale gelebilir. Küçümsenmeden ve temel cerrahi ilkeden ödün vermeden yapılmalıdır. Dolayısıyla en ideal olanı sünnetin deneyimli cerrahlar tarafından yapılmasıdır. Ancak bu uygulamayı pratiğe taşımak mümkün değildir. Bu durumda bu konuda eğitim almış, cerrahi ilkeler konusunda deneyimli, yardımcı sağlık personeli tarafından da sünnet yapılır hale gelmiştir. Bu kişilerin bu konuda eğitim ve deneyimleri olduğu sürece sorun yoktur ancak bu kişilerin kesinlikle eğitimleri onaylanmalı ve denetlenmelidir. Ülkemiz için önemli sorunlardan biri de toplu sünnetlerdir. Toplu sünnet uygulamalarında cerrahi ilkelerden ve asepsiden ödün verilmekte, önemli komplikasyonlara neden olunabilmektedir.
ANNE BABALARIN BİLMESİ GEREKENLER: CIRP sitesinden alınan, soru-cevap şeklindeki bilgiler (CIRP: http://www.cirp.org)
SÜNNET HAKKINDA BİR GÖRÜŞ : Amerikan “Anne” dergisinde çıkan, ve konunun geniş şekilde tartışıldığı bir makale (Mothers Against Circumcision: http://www.mothersagainstcirc.org)
BİR PARÇACIK DENİLEN 104 SANTİMETREKARE: Sünnetle alınan üstderi neleri içerir? (NOHARMM: http://www.noharmm.org)
SÜNNETLE NE KAYBEDİLİR(CIRP)
İSTATİSTİKLER, KOMPLİKASYON ORANLARI: Sünnet ve yol açtığı yaralanma-ölümlerle ilgili tahmini rakamlar (NOHARMM)
KADIN SÜNNETİ NASIL ÖNEMSİZMİŞ GİBİ GÖSTERİLİR: Kadın sünneti için söylenenlerle, erkek sünneti için söylenenler, şaşılacak derecede birbirine benzerdir. (NOHARMM)
İSLAM VE SÜNNET: “Sünnet”, Kuran ve Hadislerde yer almadığına göre, kaynağı nedir?
SÜNNETİN DÜNYA ÇAPINDAKİ DAĞILIMI: (NOHARMM)
AHLAKİ YÖNÜ : sünnet, artan bir oranda tıp uzmanları tarafından yapılmaktadır. Bu sayfada, uygulamanın tıp uzmanları ve anababalar açısından ahlaki yönü tartışılıyor. (CIRP)
SÜNNET VE SÖZDE TIBBİ YARARLARI : (CIRP)
SÜNNET VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
SÜNNET VE BALANİTİS
SÜNNET VE RAHİM – PENİS KANSERLERİ
SÜNNET VE İDRAR YOLLARI ENFEKSİYONU
Çocuk haklarI için Hemşİreler AçIklamasI
sÜNNETE kARŞI dOKTORLAR birliği açIKLAMASI : ABD'de, sünnete karşı çıkan doktorların açıklamaları
ABD'de Sünnetin Tarihi: Sünnet için günümüzde tıbbi gerekçeler sunulmaktadır. Bu yazıya göre, daha 30 yıl öncesine kadar bile, ABD'de sünnetin gerekçesi mastürbasyonu önlemektir. Sebepler değişmemiş, ancak zamana uydurulmuştur. ( Stop Infant Circumcision: http://www.sicsociety.org)
FATHERMAG DERGİSİNİN KONU HAKKINDAKİ MAKALESİ
KADIN VE ERKEK SÜNNETİ ARASINDAKİ AYRIM EFSANESİ Sami Aldeeb kadın sünnetinin yasaklanıp erkek sünneti hakkında hiçbirşey yapılmamasının arkasındaki nedenleri anlatıyor
KADIN VE ERKEK SÜNNETİ ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA (http://www.boystoo.com)
SÜNNET KONUSUNDA YAPILAN FEMİNİST BİR ÇALIŞMA: Mısırlı doktor Seham Abd El Selam, kadın sünnetinin yasaklandığı ülkesinde erkek sünnetine nasıl bakıldığını anlatıyor (NOHARMM)
Dinimizde sünnet
Yahudilikte sünnet
Hıristiyanlıkta sünnet sünnet
Kadın sünneti -
Bebek ve çocukta mezenter kisti
Mezenter Kisti – Omental Kist
Çocuk Cerrahisi uygulamaları içinde çok sık görülmeyen bir durumdur. Çocuk hastanelerinde her 20.000-25.000 çocukta bir görüldüğü bildirilmiştir. Erişkinlerde de görülebilir, ancak olguların neredeyse üçte biri 15 yaş altında görülür. Kız çocuklarında daha sık görüldüğünden bahsedilmektedir.
Mezenter adı verilen barsakların kan ve lenf damarlarını barındıran yağlı bir dokunun içinde bulundukları için mezenter kisti adı verilmektedir. Bu bölgede olup karın içi organların üzerini kaplayan omentum adı verilen yağ dokusunda da kistik oluşumlar olabilir. Bir de lenfatik dokudan köken alan lenf damarlarının kistik genişlemesi olarak bilinen lenfanjiomlar da bu bölgede bulunur. Zaman zaman bu üçü birbirine karıştırlabilir. Ayırıcı tanıda da her zman bu üçü akılda tutulmalıdır.
Genellikle bu kistler rastlantısal olarak saptanır. Hasta, çocuk cerrahına tanısı konmuş olarak gelir. Bazı olgularda kistin aşırı büyümesi söz konusu olabilir. Bu aşırı büyüme dışarıdan farkedilebilecek kadar fazla olabilir. Bu büyümeye bağlı barsak tıkanıklıkları, ve kitlenin etkisiyle volvulus adı verilen barsakların kendi damarları etrafında dönmesi ile ortaya çıkan acil bir tablo ile kendini belli edebilir. Bu durumda ani başlayan karın ağrısı, safralı kusma, kanlı dışkılama görülebilir.
Nedeni belli değildir. Nasıl geliştikleri konusunda pek çok embriyolojik teori ortaya atılmıştır. Mezenterik kistler onik parmak barsağından rektum denilen sindirim sisteminin anüse en yakın kısmına kadar her yerde gözlenebilirler.
Bu kistler genellikle gerilemezler, büyüme gösterebilirler. Yukarıda değindiğim üzere barsak tıkanıklıklarına da neden olabilir. %3 oranında, embriyolojik kökenli olan bu kistlerin huy değiştiriğ kötü huylu tümörlere de dönüşebildiği bildirilmiştir.
Tanı konulduktan sonra cerrahi olarak çıkartılması önerilmektedir. Çıkarılmadıkları takdirde yukarıda bahsettiğim sorunlarla karşılaşılabilir. Cerrahi tedavinin hedefi bu kistin tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda kist bağırsaklara o kadar yapışık olur ki, bağırsakların bir kısmını da beraber çıkarmak gerekebilir. Çocuk cerrahisi uygulamaları içinde laparoskopik cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilebilecek bir ameliyattır. Laparoskopik cerrahinin bu hastalıktaki belirgin avantajları; kozmetik olarak çok üstün olması, ameliyat sonrası ağrının daha az olması, ameliyat sonrası iyileşme süresinin daha hızlı olmasıdır. Ülkemizde maalesef her yerde laparoskopik cerrahi uygulamaları, çocuk cerrahisi alanında yaygınlaşmamıştır.
Ameliyat sonrası yetersiz çıkartılma mevcutsa tekrarlama olabilir. Tekrarlama ihtimali değişik serilerde değişik oranlarda bildirilmektedir. Ancak ortalama %5 civarında bir riskten bahsetmek mümkündür.
-

Çocuklarda yumuşak doku tümörleri

RABDOMYOSARKOM: Çocukluk çağında en sık rastlanan yumuşak doku tümörü olan rabdomyosarkom bu çağdaki kanserlerin %5 – 8’ini oluşturur. Herhangi bir anatomik bölgede bulunabilirler. En sık baş ve boyunda (%40), genito üriner sistemde (%20), ekstemitelerde (%20) ve gövdede (%10) bulunurlar. Retroperitoneal bölge (karın arka duvarı) ve diğer bölgeler (%10)’unu oluşturur. Ekstremite lezyonları ileri yaş çocuklarda daha sıktır ve alveolar histolojik yapıya sahiptirler.
Rabdomyosarkom nörofibromatozlu hastalarda daha sık görülmesi genetik bir etkiyi düşündürür. Rabdomyosarkomun çizgili kaslarla aynı embriyonik yapraktan geliştiği düşünülmektedir. Işık mikroskobu görüntülerine göre Ewing sarkomu, nöroblastom ve Hodgkin dışı lanfomalarıda içeren küçük yuvarlak hücreli tümörler grubuna dahildir. Patolojik örneğin kesin tanısı için iskelet kasına özel antikor kullanılarak yapılan immün-histo kimyasal çalışmalar ve elektron mikroskopisi gerekebilir. Spesifik histolojilk tipin belirlenmesi tedavi planlamada ve prognozu belirlemede önemlidir.
Rabdomyosarkom’ların bilinen 4 histolojik tipi vardır:
a- Embriyonel tip: Tüm olguların %60’ını oluşturur. Orta derecede bir prognoza sahiptir.
b- Botroid tip: Embriyonel formun bir varyantıdır. Tümör hücreleri vücut boşluğuna üzüm salkımı şeklinde uzantılar yapar. Bu tip olguların %6’sını oluşturur ve sıklıkla vajina, uterus, mesane, nozofarenks ve orta kulakta görülür.
c- Alveolar tip: Tüm olguların %15’ini oluştururlar. Tümör hücreleri alveole benzeyen yapılar oluşturacak şekilde gelişmeye eğilimlidirler. En sık olarak gövdede ve ekstemitelerde görülür ve prognozu en kötü olanıdır.
d- Pleomorfik tip (Erişkin formu): Çocuklarda nadirdir. Olguların ancak %1’ini oluşturur. Rabdomyosarkomlar en sık, ağrılı ve ağrısız bir kitle ile kendini gösterirler. Bulgular normal yapıların yer değiştirmesinden veya tıkanıklığından kaynaklanır. Nazofarenks kökenli bir tümör burada ödeme, solunum bozukluğuna, burun kanamasına, yutmada ve çiğnemede güçlüğe sebep olabilir. Tümörün kafa içine yayılımı kranial sinir paralizisi, körlük ve artan kafa içi basıncı nedeni ile baş ağrısı ve bulantıya sebep olabilir.
Primer göz tabanındaki tümörler göz etrafında ödeme, pitoza ve görme bozukluğuna bağlı olarak erken tanı alırlar. Orta kulaktaki tümörler kronik otite, işitme kaybına ve etkilenen tarafta kafa içi bulgular gelişir. Gövde ve ekstremite rabdomyosarkom’u çoğu kez ilk olarak bir travma sonrası fark edilir ve başlangıçta hematom zannedilebilir. Şişlik azalmıyor yada artıyorsa maliğniteden şüphelenilmelidir. Genito-üriner sistem tutulumu sonucu, hematüri, alt üriner sistem tıkanıklığı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, inkontinans (idrar tutamama) görülebilir. Paratestiküler tümörler genelde skrotum da ağrısız, hızlı büyüyen bir kitle şeklinde kendini gösterebilir.
Vajinal rabdomyosarkomlar vajina ağzında üzüm salkımına benzer bir kitle halinde sarkmasıyla ortaya çıkabilir (Botroid Sarkom) ve idrar yolu ile kalın bağırsak septomlarına sebep olabilirler. Herhangi bir bölgede oluşan tümör erken yayılım ve akciğer metastazları ile solunum sıkıntısı yapabilirler. Yaygın kemik tutulumu semptomatik hiperkalsemiye neden olabilir, böyle hastalarda primer lezyonun tespiti zorlaşabilir. Hastalarda kesin tanı biyopsi, mikroskopik görüntü ve immünohistokimyasal boyama ile mümkündür. Maalesef hastalığın başlangıç semptomları ile biyopsi arasında çoğu kez aylar geçmektedir. Tanısal işlemler temelde hastalığın tuttuğu bölgeye göre belirlenir. MR, BT ve ultrasonografi tanıda ve uzak metastazların belirlenmesinde önemli yer tutar.
Tanısal çalışmada en önemli basamak tümör dokusunun değerlendirilmesidir. Bunun için özel histokimyasal ve immün boyaları kullanılır. Tedavi; cerrahi olarak tamamen çıkarılabilen tümörü olan hastalar en iyi prognoza sahiptir. Maalesef rabdomyosarkom’ların çoğu tamamen rezeke edilememektedir. Cerrahi tedavi öncesi bölgesel lenf bezleri, metastazlar ve çevre dokular araştırılarak hastalığın klinik evresi tespit edilmelidir.
Cerrahi alanı küçültmek için cerrahi öncesi kemoterapi gerekebilir.
Klinik olarak;
Grup-1: tümörlerde lezyonun tamamen çıkartılmasını takiben ileride metastaz oluşumunu önlemek için kemoterapi uygulanır.
Grup-2 : Tümörün çıkartılmasını takiben rezidüel tümör hücrelerini yok etmek için lokal radyoterapi ve sistemik kemoterapi uygulanır.
Grup-3: Tümörlerde cerrahi sonrası makroskopik olarak geride kalan tümör için, kemoterapi, radyoterapi uygulanır ve takiben kalan tümörlü doku için cerrahi uygulanır.
Grup-4: Metastatik tümörlü olgularda sistemik kemoterapi ve radyoterapi uygulanır. Cerrahi girişim ile tamamen çıkarılan tümörlü hastalarda %80 – 90 sağkalım, tümörden kurtulma sağlanabilir. Cerrahi ile tamamen çıkartılamayan olgularda cerrahiyi takiben uygulanan radyoterapi ve kemoterapi ile %70’e varan oranlarda uzun dönem hastalıksız kür sağlanabilmektedir. Yaygın hastalığı olan çocuklarda prognoz kötüdür, bunların ancak %50’sinde remisyon sağlanabilir. Remisyon sağlanabilen olguların da yarısından azında kür sağlanabilmektedir. İleri yaş çocuklarda prognoz küçük yaş grubuna göre daha kötüdür.
DİĞER YUMUŞAK DOKU SARKOMLARI
Rabdomyosarkom dışı diğer yumuşak doku sarkomları çocuklarda oldukça nadirdir. En sık görülenler histolojik yapılarına göre; Sinovial sarkom, fibrosarkom, maliğn fibröz histositom, leiyomiyosarkom ve nörojenik orjinli tümörlerdir. Bunlar sıklıkla gövde ve alt ekstremitelerde oluşur. Cerrahi, tedavinin temelini oluşturur. Cerrahi girişimden önce tümörün klinik evresi dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Lenf bezlerine yayılım nadirdir. Ancak kemik ve akciğer yayılımı olup olmadığı araştırılmalıdır. Büyük ve tamamen çıkarılamayan tümörlerde kemoterapi ve radyoterapi düşünülmelidir. Nadir olduklarından prognoz rabdomyosarkom’lar kadar iyi tanımlanamamıştır. Metastatik olgularda, cerrahiye ek olarak, kemoterapi ve radyoterapi uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler : Çocuklarda Yumuşak Doku Tümörleri Rabdomyosarkom Sinovial Sarkom Fibrosarkom Maliğn fibroz histiositom Leiyomyosarkom Nörojenik orjinli tümörler

