Etiket: Çalışma

  • Nefes Teknikleri Nedir?

    Nefes Teknikleri Nedir?

    Değişik nefes alma şekilleri ile sempatik-parasempatik, asid-baz dengesi, beynin düzeyleri ve zihin dalgaları üzerinde farklı tesirler oluşturarak duygu, düşünce ve hareket bedenlerinde değişim, dönüşüm ve yenilenme oluşturan bir çalışma bütünlüğüdür.

    Burundan alınıp ağızdan verilen, ağızdan alınıp burundan verilen, sol burun kanalından alınıp sağ kanaldan verilen, sağdan alınıp soldan verilen, kısa ve uzun aralıklarla, değişik beklemelerle ve bunların binlerce varyasyonları ile belli sayı ve surelerde oluşturulan solunumlar beyin sistemini, kan kimyasını, sinir sistemini farklı şekillerde etkiler. Bu etkiyi kullanarak yetersiz solunumun yarattığı rahatsızlıkları için fayda sağlayabilirsiniz.

    Nefes Teknikleri ile dikkat, motivasyon, konsantrasyon, odaklanma, gevşeme, bırakma, izin verme, stres topraklanması oluşturabilirsiniz. Olaylar ve kişiler karşısında kendinizi kontrol edebilir, sinirlerinize hâkim olmayı öğrenebilir, irade, duygu, ego kontrolü kazanabilirsiniz. Diyafram kullanımı ile nefes almayı öğrenebilirsiniz.

    Yorulmadan, rahat, düzgün, doğru konuşma ve şarkı söylemeyi öğrenerek kendinizi iyi ifade etmeyi, duygu ve düşüncenizi en iyi şekilde diğerlerine aktarabilmeyi başarabilirsiniz. Kötü alışkanlıklarınızı, panik atak, anksiyete, depresyon, obsesyon, dikkat dağınıklığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon zorluğu, öğrenme zorluğu, imtihan heyecanı, kekemelik, uyku apnesi, horlama, reflü, burun tıkanıklığı ve nefes darlığı gibi birçok rahatsızlığınız üzerinde nefesinizi etkin kullanabilrisiniz.

    Nefes egzersizlerinin birçok değişik çeşidi bulunmaktadır. Her bir nefes egzersizinin güçlü ve zayıf birçok farklı yan etkisi vardır. Amaca uygun kullanılmadığında ve tolerans sınırları içinde kullanılmadığında zarar vermekte mümkündür.

    Nefes egzersizleri yapmaya başladığımız zaman, yapılan egzersizlerin o andaki fiziksel, duygusal ve düşünsel durumumuza veya özel koşulumuza uygun olup olmadığını belirlemek çalışmanın sağlık emniyeti açısından son derece önemlidir. Nefesle çalışmayı öğrenmenin ve öğrendiğini uygulamanın birçok farklı yolu olabildiği için hangi zamanda, hangi durum karşısında, hangi çalışmayı, hangi miktarda yapmayı önceden belirlemek her zaman kolay olmayabilir.

    Nefesinizle bilinçsizce çalışmaya başlarsanız bilmediğiniz birçok etki size zarar verebilir. Canlı organizmalar kimyasal, fizyolojik, duygusal ve zihinsel denge durumunu sağlayan homeostaz denilen harika bir programa sahip olsalar da bilinçsizce yapılan nefes uygulamaları bu programı bozabilirler. Ortaya çıkan denge durumu, uzun vadede uygunluklar oluştursa da bedeninizin çalışma sistemleri özellikle nefesinizdeki bir değişiklikle, diğer potansiyellerinizde beklenmeyen değişiklikleri beraberinde getirebilirler. Dahası bizi etkileyen sadece egzersizlerin kendisi değildir. Egzersizleri yapma biçimimiz, özellikle çok fazla çaba ya da güç kullanırsak, kötü nefes alışkanlıkları yaratabilir ve önünde sonunda nefesimizi çalışmalara başlamadan önceki haline göre daha fazla kısıtlamış bulabiliriz.

    Hemen fayda verebilen birçok nefes egzersizi, farkındalıkla ve ustaca kullanılmazsa bazen uzun vadede sorunlara neden olabilir. Bu yüzden herhangi bir nefes çalışmasına katılmayı düşünen birinin, nefesle çalışmanın değişik yollarını, nefes ekollerini ve nefes eğitmenlerini incelemeden önce nefes konusunda araştırma yapmalı ve nefes prensipleri konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    İlk olarak kaygının tanımını yaparak yazıya başlamak daha uygun olacaktır. Kaygı, kişinin kötü bir şey olacakmış düşüncesi ile yaşadığı aşırı bir uyarılmışlık halidir.
    Kaygının belirtilerine baktığımızda fiziksel olarak; kalp atışlarında hızlanma, terleme, titreme, soluk alıp vermede güçlük, çarpıntı hissi, mide ağrısı, kaslarda gerginlik, iştahsızlık, baş ağrısı gibi belirtiler karşımıza çıkacaktır. Duygusal belirtilere baktığımızda ise gerginlik, sinirlilik, karamsarlık, endişe, huzursuzluk, heyecan, çaresizlik gibi duygulara rastlayabiliriz. Zihinsel olarak ise bildiklerinin hepsini unuttuğunu düşünme, başaralı olamayacağını düşünme, sınavı kazanamazsa her şeyin biteceğini düşünme, sınav kötü geçecek düşüncesi, ailesine ve çevresinde bulunan insanlara rezil olacağını düşünme, düşüncelerini toparlamada güçlük, unutkanlık, dikkatte yoğunlaşmada güçlük gibi durumlarla karşılaşılabilir. Ve tüm bunların sonucunda davranışsal olarak ders çalışmayı bırakma, ders çalışmayı erteleme ya da sınava girmeme gibi davranışlar gözlemlenebilir.

    Peki sınav kaygısı nedir?
    Sınav kaygısı, bir sınav öncesi ya da sınav esnasında var olan performansın etkili biçimde kullanılmasına engel olan yoğun endişe halidir.

    Sınav kaygısının birçok nedeni olabilir.

    Zamanı etkin kullanamamak ve sınava yeterli düzeyde hazır olmamak sebeplerden biri olarak gösterilebilir. Sınava yeteri kadar hazırlanmayan öğrencilerin sınav öncesi ve sonrasında kaygı yaşaması doğaldır. Bu durumun düzelmesi öğrencinin ders çalışma planıyla doğru orantılıdır.

    Fizyolojik olarak ihtiyaçların karşılanmadığı durumlara bakıldığında da bu tür kaygıların oluştuğunu gözlemleyebiliriz. Düzenli bir uykunun olmaması, yetersiz beslenme gibi durumlar kaygının oluşmasına sebep olabilir.

    Sınav hakkında oluşturulan yanlış ve olumsuz düşünceler sınav kaygısının oluşumundaki en önemli nedendir. Bu sorunu aşabilmek için sınavla ilgili olumsuz düşünceleri belirlemek ve bu olumsuz düşünceleri daha işlevsel, daha yararlı düşüncelerle değiştirmek gerekir.

    Çocuğunuzda sınav kaygısı olduğuna dair belirtiler nelerdir?
    • Çocuğunuz kendini sınavlardan önce çaresiz ve huzursuz hissediyorsa
    • Evde iyi bir performans gösterip, rahatça soru çözmesine ve çok çalışmasına rağmen bu performansı sınavlarda gösteremiyorsa
    • Sınav esnasında kalbinin yerinden fırlayacakmış gibi olduğundan, ellerinin terlediğinden, nefes alamadığından, gözlerinin karardığından bahsediyorsa
    • Aklından sürekli “yapamayacağım” gibi düşünceler geçiyorsa ve bunu sürekli dile getiriyorsa çocuğunuzda sınav kaygısı var demektir.

    Sınav kaygısını kontrol edebilmek için dikkat edilmesi gereken durumlar nelerdir?
    *Çalışma programı hazırlamak ve düzenli bir şekilde çalışmak
    *Zamanı yönetme becerilerini geliştirmek
    *Aile ve çevreden kaynaklanan olumsuz etkileri en aza indirmek
    *Beslenme düzenine dikkat etmek
    *Uyku düzenine dikkat etmek
    *Olumlu duygu ve düşünce oluşturma becerilerini geliştirmek
    *Mükemmelliyetçi olmamak ve kendini kıyaslamamak

    Sınav kaygısı, uzman yardımı ile çözüme ulaşabilecek bir problemdir. Eğer çocuğunuzda yukarıda bahsettiğimiz belirtileri gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana başvurup destek almanız gerekmektedir.

    ” Başarılı insanı belirleyen ilk özellik tutumudur. Kişi olumlu tutum ve düşüncelere sahipse, zorluklarla uğraşmayı seviyor ve onların üstesinden gelmekten haz duyuyorsa başarılarının yarısını gerçekleştirmiş demektir.”

    Ve unutmayın pozitif düşünceler, pozitif sonuçlar verirler…

  • Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Psikodramanın Büyülü Dünyası

    Son dönemde sıkça karşımıza çıkan bir psikolojik tedavi yöntemi: Psikodrama

    Sözlük anlamına baktığımızda karşımıza, ‘Tiyatroyu psikolojik tedavide kullanan bir tekniktir. Jacob Levy Moreno tarafından, 20. yüzyılın başlarında geliştirilmiştir.’ ifadeleri çıkıyor.

    Kendi içinde büyülü bir dünyası olan psikodrama metodununu Uzman Psikolog Yeliz Yılmaz’a sorduk. Yılmaz, Bilişsel Davranışsal Terapi eğitimi ardından tanıştığı psikodrama ile hayatında farklı bir döneme geçtiğini söyledi.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaştıklarını belirten Yılmaz, ‘Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.’ ifadelerini kullandı.

    • Sizi tanıyabilir miyiz?

    Merhabalar ben Yeliz Yılmaz. Atılım Üniversitesi Psikoloji lisans bölümü, Ufuk Üniversitesi Genel Psikoloji (Sosyal, Gelişim) yüksek lisansı mezunuyum. Meslekte 6.yılım.

    • İlk olarak çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

    Lisans eğitimimi bitirdiğimde özel eğitim merkezinde çalışmaya başladım. Meslektaşlarım çok iyi bilirler ki, teorik eğitim ve uygulama arasında bocalamayan meslek elemanı yoktur. Ancak ben bu süreci daha az sancılı geçirdim. Lisans eğitimimi birçok özel kurumda gönüllü staj yaparak geçirdim. Bu nedenle mezun olduğumda uygulama alanına daha kolay adapte olabildim.

    Özel eğitim merkezinde çalışırken özel öğrenme güçlüğü, otizm ve Serebral Palsi tanısı almış çocuk ve yetişkinlerle çalışma imkanı buldum. Bu süreçte çok fazla şey öğrendim diyebilirim. Ve bu vesile ile terapi eğitimlerime başladım. Öncelikle Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) eğitimimi tamamladım. Sonrasında psikodrama ile tanıştım. Psikodramanın büyüsü ile hayatımda farklı bir döneme geçtim diyebilirim. Şu anda 3 yıllık psikodrama yardımcı terapist eğitimimi tamamladım ve yardımcı terapist olarak çalışmalarıma devam ediyorum. Bunun yanı sıra EMDR terapisi ve Şema terapisi eğitimlerini alarak uygulayıcısı oldum. Danışanlarıma yetkin olduğum bütün yöntemleri kullanarak danışmanlık hizmeti vermekteyim.

    • Psikodramanın büyülü dünyasından bahsettiniz, psikodrama nedir?

    Psikodrama 1920’lerde Moreno’nun geliştirdiği, tiyatro tekniklerini ruh sağlığı hizmetleriyle birleştiren doğaçlama ve yaratıcılık üzerine kurulu bir psikoterapi metodudur. Psikodrama kendimizi tanımayı, kendimize ve durumlara dışarıdan bakabilmeyi, problem çözme ve baş etme gücümüzü arttıran eylem, spontanlık ve yaratıcılık üzerine kurulmuş bir paylaşım yöntemidir.

    • Psikodrama bir tedavi yöntemi midir? Hangi alanlarda kullanılabilir?

    Psikodrama çalışmaları her alanda kullanılmaktadır. İnsanların duygu ve düşüncelerini eylem halinde ifade edebildikleri bir tedavi yöntemidir.

    Psikodrama ile insanların varolan sorunlarına farklı yaklaşıyoruz. Öncelikle sorunun kaynağına inip bu duruma nasıl gelinmiş ve nasıl bu durumu değiştirebiliriz onu hedefliyoruz. Yaşanılan durumu kendi sahnemizde canlandırıyoruz. Bu sahnede dün, bugün ve yarını yeniden gözden geçirme imkanı sunuyoruz.

    • Psikodramayı tercih etmenizin nedeni nedir?

    Psikodramayı günlük hayatımda bile kullanıyorum. Şu anda grup terapisinde yaygın kullanımı olsa da ben bireysel terapilerimde de birçok tekniğini kullanıyorum. Büyülü bir dünyası var psikodramanın. İçine girdiğiniz andan itibaren farkındalığınızı arttırıp sizi daha doğru ve olumlu düşünmeye yönlendiriyor. Ben tek bir terapi tekniği kullanmak yerine uygun danışana uygun yöntemi seçme taraftarıyım. Bu nedenle psikodramanın yanı sıra EMDR, BDT ve Şema terapiyi de sıklıkla kullanıyorum.

    • Peki daha çok hangi alanlarda çalışıyorsunuz?

    Yüksek lisansım ve sonrasındaki terapi eğitimlerim klinik ve gelişim psikolojisi alanında devam etti. Sıklıkla çocuk ve yetişkinlerle çalışmaktayım. Aynı zamanda anne-baba eğitimleri, iletişim becerileri ve kişisel gelişim seminerleri de vermekteyim. Bu eğitimlerde de psikodrama tekniklerini kullanıyorum.

    • Hep merak edilen ve eminim ki çok sık sorulan bir soru ile devam etmek isterim. Meslek hayatınızda karşılaştınız ilginç bir anınız var mı?

    Evet çok fazla var hem de. Beni en çok etkileyen bir anımı paylaşmak isterim. Özel eğitim merkezinde çalıştığım yıllarda ağır engelli tanısı almış 27 yaşında bir kadın danışanım vardı. Danışanım zihinsel kapasitesi nedeniyle sadece 3 kelime kullanabiliyordu. “Anne, yok ve gidek “ Bu kelimeler dışında bildiği ve anlayabildiği kelimeler olmadığı düşünülüyordu. Yaklaşık 5 ay beraber çalıştık.

    Onun beni anlamadığı benim ise onu anlamaya çalıştığım seansların birinde masal kitabı okumaya karar verdim. Kitap arasından en sevdiğim masalı seçerek artık her seansta aynı masalı okumaya başladım. Bir süre sonra aralarda duraklayarak tepkilerini ölçmeye başladım. Masal boyunca konuşmadığını sadece durduğumda normalden daha hızlı ve yüksek sesle “anne,yok, gidek” kelimelerini tekrarladığına şahit oldum. Aslında ‘devam et’ demek istiyordu. Devam et kelimesini söylemese de devam etmemi istediğini bana anlatabildiği düzeyde gösterdi. O gün benim için inanılmazdı, azimle başarıya ulaşabilmenin en güzel kanıtıydı.

  • Etkili ve Verimli Ders Çalışma

    Etkili ve Verimli Ders Çalışma

    ETKİLİ VE VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ

    Başarıda Çalışmanın Önemi: Başarılı bir hayat, ‘uyumlu, mutlu ve doyumlu’ yaşanan bir hayattır. Geçmişte başarı için, aynı öneriyi içeren tek bir reçete sunulurdu; Çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak veya çok çalışmak. Oysa çağdaş başarı kavramı içinde ‘çok çalışmak’ yerini ‘etkili çalışma’ya bırakmıştır.

    ‘Etkili çalışmak’ belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda zamanı programlı olarak kullanmaktır. ‘Etkili çalışma’ programı içinde dinlenmeye, eğlenmeye, aileye, sevdiklerine zaman ayırmaya ve hobilere daima yer vardır.

    Başarılı olabilmek için mutlaka amacın açık ve net bir biçimde tanımlanmış olması, kişinin buna inanması ve bu amaca yönelik yıllık, aylık ve haftalık programların düzenlenmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki, başarılı insan belirlediği amaçlarına belli bir zaman dilimi içinde ulaşmış olan kişidir.

    Öğrenme Nedir?: Öğrenme bilgiyi algılama, hafızaya alma, tekrar geri getirme (hatırlama) ve gerektiğinde kullanma sürecidir. Bir başka açıdan öğrenme; bireylerin zihinsel yapılarında görülen değişmeler olarak da tanımlanabilir. Bu değişimlerin bir kısmı gözlenebilirken bir kısmı da doğrudan gözlenemeyebilir. Öğrenme süreci bireyin aktif olduğu bir süreçtir.

    Nasıl Öğreniyoruz? Bilgiyi İşleme Modeline göre öğrenme insan zihninde şu şekilde meydana gelmektedir;

    Uyaranlar—–>Duyusal Kayıt——>Dikkat—–>Algılama—–>Kısa süreli hafıza—–>düzenli ve aralıklı tekrar—–>kodlama——-> uzun süreli hafıza——>deneme(sınama)

    ——>ÖĞRENME

    Aynı şemayı başka bir açıdan incelersek;

    Uyaranlar—–>Duyusal Kayıt——>Dikkat—–>Algılama—–>Kısa süreli hafıza——->tekrar yapmama——->kodlama yapmama——->UNUTMA

    Öğrenme sürecinde, duyusal kayıt duyu organları vasıtasıyla çevresel uyarıcıları alır. Daha uzun süre depolanması istenen bilgiler kısa süreli hafızaya alınır. Duyusal kayda yüzlerce uyaran gelir. Bu uyaranlar ya unutulacaktır ya tekrar yapılarak kısa süreli hafızada tutulmaya çalışılacaktır yada uzun süreli hafızaya almak için gerekli işlemler yapılacaktır. Eğer dikkat ve ileri düzeyde işleme sağlanmazsa duyusal kayda giren bilgi azalarak kaybolacak, bir süre sonra sanki hiç algılanmamış gibi hissedilecektir. Bu nedenle dikkat, düzenli ve aralıklı tekrar etme, deneyerek yerleştirme gibi süreçler bilgilerin uzun süreli hafızaya yerleşmesini sağlamaktadır.

    Uzun Süreli Hafıza Nedir? Yeni gelen bilgilerin eskilerle örgütlenerek saklandığı daimi depodur.

    *Ortalama 30 saniye geçtikten sonra hatırlanan her bilgi uzun süreli hafızadan çağrılır.

    *Uzun süreli hafızanın kapasitesi sınırsız olarak kabul edilir. Birkaç dakika gibi kısa, bir ömür boyu gibi uzun aralıklarda saklanan bilgileri içerir.

    *Uzun süreli hafızadaki bilgiler edilgindir. Yani bir ömür boyu saklanabilir.

    *Uzun süreli hafızadaki bilgilerin hatırlanabilmesi için uygun kodlamaların olması gereklidir (şifre,zaman,mekan,sayı vb…hatırlatıcılar).

    *Uzun süreli hafıza uzun yıllar bilgiyi fazla değiştirmeden tutabilmektedir.

    *Uzun süreli hafızada unutma,bilginin kaybolmasından çok bilgiye ulaşma sorunundan kaynaklanmaktadır. Yani saklama değil geri getirme (hatırlama) sorunu vardır. Uzun süreli hafızadan bilgiyi geri getirmeye çalışmak, kütüphanede kitap aramaya benzetilebilir. Kitap bulunamazsa bu durum kitabın olmadığını değil, yanlış rafta arandığını gösterir.

    Hafıza Destekleyicileri: Hafıza destekleyicileri doğal olarak varolmayan çağrışımlar oluşturarak, kodlamaya yardımcı olan stratejilerdir. Bu stratejiler hayal etmeye ve sözel sembollere dayalıdır.

    *Loci Yöntemi: Bu yöntemde bazı maddeleri doğru sırasında hatırlayabilmek için çevrenin fiziksel özellikleri ve hayal etme birlikte kullanılır. Örneğin: Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlarını doğru sırayla hatırlayabilmek için bir evin tüm odaları sırayla hatırlanarak, cumhurbaşkanları ile eşleştirilir. Bu yöntem sırayla hatırlanması gereken tüm listeler için kullanılabilir.

    *Kanca Yöntemi: Bu yöntemi kullanabilmek için öncelikle sayılarla ses benzerliği olan sözcüklerden bir isim listesi oluşturulur. Bu liste gerek duyulduğu her zaman kullanılabilir.

    Örneğin: Bir-kir, iki-tilki, üç-güç, dört-sert vb… daha sonra saptanan sözcüklerle hatırlanması istenen sözcükler eşleştirilir ve bunlarla ilgili görsel imgeler oluşturulur.

    1)İstanbul———–> Denizi kirli İstanbul

    2)Manisa————>Manisa’da çoktur tilki

    3)Ağrı—————>Çıkması çok güç Ağrı Dağına

    4)Afyon————->Çok serttir Afyon mermeri

    *Bağ Yöntemi: Bu yöntem,hatırlanacak sözcükler ile peş peşe gelen görsel imgeler oluşturulması biçiminde uygulanır. Bu imgelerin alışılmamış ve acayip olması hatırlamayı kolaylaştırır. Örneğin: Halı, televizyon, bayrak, tank, karınca ve kuş kelimelerinin sırayla hatırlanması gereksin. Bunun için ilk kelimeyle görsel imge arasında acayip bir ilişki kurulabilir. Okula bu gün uçan bir halıyla geldiğimizi, halının üzerinde televizyon seyrettiğimizi hayal edebiliriz. Televizyonda da bir marş okunuyor ve bayrak görünüyor. Bayrak direkte olması gerekirken tankın üzerinde duruyor. Tank karınca yuvalarını ezerek ilerliyor ve büyük bir kuş tankı yutuyor…

    *İlk Harf Yöntemi: Bu yöntem genellikle dizileri hatırlamada kullanılır. Dizideki her kelimenin ilk harfleri kullanılarak anlamlı bir bütün oluşturulmaya çalışılır. Örneğin: güneş sistemindeki gezegenleri sırasıyla hatırlamak için gezegenlerin ilk harflerinden oluşturulmuş bir cümle kurulabilir. Meraklı Veli Dün Mahallede Jiletle Saldırdığı Uğur’u Neredeyse Parçalıyormuş.

    Görüldüğü gibi hafıza destekleyicileri hatırlamayı kolaylaştırmada kullanılarak, bilgilerin uzun süreli hafızaya yerleşmesinde etkili rol oynamaktadır.

    Hafızayı Güçlendirmede Tekrarın Önemi Büyüktür. Hafızayı güçlendirmek için belirli aralıklarla ve sistemli bir biçimde tekrar yapmak faydalı olacaktır.

    Öğrenmenin gerçekleştiği ilk 24 saat, öğrenilenler mutlaka tekrar edilmelidir. Öğrenme sırasında not tutulmuşsa, ilk tekrar notların gözden geçirilmesi şeklinde yapılabilir. İlk 24 saatte yapılan tekrar, öğrenilenlerin ortalama olarak 1 hafta saklanmasına yardımcı olur.

    Öğrenmeden sonraki ilk 1 hafta, yapılan çalışmalar öğrenilenlerin tekrar edilmediğinde ilk 1 haftalık zamanda büyük bir bölümünün unutulduğunu göstermektedir. Bu nedenle 1 hafta içinde ikinci bir tekrarın yapılması doğru olacaktır. Bu tekrar öğrenilenlerin ortalama olarak 1 ay saklanmasına yardımcı olacaktır.

    Öğrenmeden sonraki 1 ay, bir ay sonunda yapılacak yenileyici bir tekrarla da öğrenilenler uzun süreli hafızaya son derece kuvvetli bir biçimde yerleştirilmiş olacaktır.

    UNUTMAYIN!

    *İnsan öğrendiğini çok çabuk unutur.

    *Başta ve sonda öğrenilenler daha çok hatırda kalır.

    *Göze çarpan kelimeler,isimler şekiller daha iyi hatırlanır.

    *Canlı tasvirler, değişik, ilginç tanımlamalar daha iyi hatırlanır.

    *Uzun bir listeyi öğrenmek yerine, daha küçük parçalara bölerek öğrenmek daha kolaydır.

    *Önceden ne kadar çalışılacağı bilinmezse, hatırlama o kadar az olur.

    *Yapılacak çalışmadan en iyi verimi alabilmek için çalışma belli aralıklara bölünmelidir (45-60 dk’lık çalışmalar öğrenme alanına göre ideal olabilir). Çünkü, çalışmaya ara vermeden çok uzun süre devam etmek dikkatin ve konsantrasyonun gittikçe azalmasına neden olmaktadır.

    *Yazı yazma, ödev hazırlama gibi çalışmalar için çalışma süreleri daha da uzayabilir.

    *Her çalışma seansından sonra belli bir dinlenme aralığı olmalıdır.

    *Hiç tekrar yapılmadığında, öğrenilenlerin ortalama olarak %80 i unutulur.

    *Not tutmak, yazarak çalışmak, öğrenmeye mümkün olduğunca çok duyu organını katmak, düzenli ve aralıklı tekrar yapmak öğrenilenlerin kalıcılığını önemli oranda arttırır.

    *Düzenli tekrarlar zaman cetveli üzerinde planlanmalıdır.

    *Öğrenme üzerinde en fazla bozucu etki yapan etkenlerin başında; yorgunluk, stres, hastalık, motivasyon eksikliği, umutsuzluk vb. gelmektedir.

    *Öğrenme üzerinde en az bozucu etki yapan etkinlik ise uykudur. Bu nedenle uyumadan önce kısa bir tekrar yapmanın önemli yararı olabilir.

    *Öğrenme bir amaca yönelik olmalıdır. Öğrenmek için amaçları yada nedenleri belirlemek, öğrenmeye karşı olan isteği de arttıracaktır.

    Motivasyon ve Öğrenmeye Karşı Geliştirilen Çeşitli Tutumlar: Öğrenmeye karı istek ve olumlu tutum, motivasyonu arttıran en önemli etkenlerdendir. Araştırmalar öğrencilerin öğrenmeye karşı tutumlarını genel olarak 3 ana başlıkta toplamaktadırlar;

    1)Öğrenmeye odaklanma tutumuna sahip bir öğrencide genel olarak;

    *Başarılı olamama korkusu yoktur.

    *Motivasyonu yüksektir.

    *Kendine güvenlidir.

    *Planlı çalışma ve çalışma stratejileri geliştirme konularında bilinçlidir.

    *Öğrenmeyi ne için gerçekleştirdiğinin farkındadır.Bu onun başarı (geniş anlamda hayat) amaçlarının farkında olmasının bir uzantısıdır.

    2)Başarısızlıktan kaçınma tutumuna sahip bir öğrencide genel olarak;

    *Başarılı olamama korkusu hakimdir.

    *Motivasyonu azdır.

    *Başarıya değil genelde başarısızlığa odaklanmıştır.

    *Başarısızlığının nedenlerini kendi yeteneklerinde, zeka kapasitesinde veya dersin içeriğinde arar. Bu nedenle öğrenmeyi değil genelde ders geçmeyi ister.

    *Anlayarak çalışma yerine kısa süreli veya ezbere çalışmaları tercih eder.

    *Öğrenmenin sonuçlarını kontrol etmek amacıyla yapılan sınav gibi uygulamalar gerginliğini arttırır.

    3)Başarısızlığı kabul etme tutumuna sahip öğrencide genel olarak;

    *Başarısızlığı kaçınılmaz olarak görür.

    *Çalışmak için gerekli nedenleri oluşturamamıştır. Bu nedenle düzenli ders çalışmak için çaba sarf etmez.

    *Sürekli dışsal desteğe ihtiyaç duyar. Başarılı olmak için kendi başına çaba içine girmez.

    *Başarısızlığının nedenlerini araştırmak yerine, bahaneler arayarak sorumluluktan kaçma eğilimi gösterir.

    *Ders dışı aktivitelere daha çok zaman ayırır.

    Yukarıda ifade edilen 3 tür öğrenci tutumunda bir öğrencinin sürekli olarak aynı grupta kalması söz konusu değildir. Gruplar arasındaki bu geçişler öğrencinin göstereceği çaba ile doğru orantılıdır. Başarısızlığı kabul etme tutumu en tehlikeli tutum olarak görülebilir.Bu tür tutumları değiştirebilmek için neler yapılabileceğine bakılırsa;

    Motivasyonun en iyi kaynağı kişinin kendisidir fikrinden hareketle, bir takım motivasyon kaynakları oluşturulabilir. Başarılı olmak, takdir kazanmak, onay almak, sınıf geçmek, mezun olmak, diploma almak, işe kabul edilmek vb. amaçları hayal ederek ve onlara ulaşmayı isteyerek çalışmak motivasyonu arttırabilir.

    Her türlü dersin, hayat amaçlarını gerçekleştirmede etkili olduğu unutulmamalıdır.

    Ders çalışmanın başarılması gereken bir mesele olarak görülmesi, çalışmanın bitimiyle bu meselenin de çözüleceğinin düşünülmesi çalışma isteğini arttırabilir.

    Çalışmaya karşı olumsuz olan düşüncelerin olumluya çevrilmediği sürece, ders çalışmanın çekilmez bir hal alacağı unutulmamalıdır.

    Ders çalışmaya, sıkıcı, itici, zor, uğraşılmaz, dayanılmaz, gereksiz vb. bakmak yerine; çalıştıkça hoşlanılan, sonucunda başarıyı getiren, başardıkça çalışma isteğini arttıran, amaçlara yaklaştıran, doyumlu kılan biçiminde bakmak daha yararlıdır.

    Bütün bunlara rağmen öğrenmeye karşı olumsuz tutumları değiştirmekte zorlanıyorsanız, üniversitemizin psikolojik danışma ve rehberlik servisinden de destek alabilirsiniz.

    NASIL DERS ÇALIŞMALI?

    Çalışma yeri belirlenmelidir. Masası, sandalyesi, ışığı, sıcaklığı ile ideal olan gürültüden uzak bir çalışma odası motivasyonu ve dikkati arttırmada ve başarı kazanmada önemli bir rol oynar.

    Ders çalışmak için günün en verimli olunan zamanları belirlenmelidir.

    Ders çalışırken mutlaka masa başında oturulmalıdır. Çalışma sandalyesi ne çok rahat ne de rahatsız edici olmamalıdır.

    Mümkün olduğunca her gün aynı mekanda ders çalışmak, ders çalışmayı kolaylaştırır ve dikkati keskinleştirir.

    Yatarak, uzanarak, kaykılarak ders çalışmak dikkati ve konsantrasyonu olumsuz etkileyeceğinden öğrenmeyi engeller.

    Çalışma odasında (veya çalışma masasının görüş alanında) bilgisayar, televizyon, telefon, resim, yiyecek vb. dikkati dağıtabilecek unsurlar olmamalıdır.

    Çalışma masası sadece ders çalışmak için kullanılmalıdır. Ders dışı faaliyetlerin aynı masada yapılmaması, ders için koşullanmayı olumlu etkilemektedir.

    Çalışmaya ara verildiğinde yapılan etkinliklerin en yaygını bilgisayar veya televizyonun başına geçmektir. Fakat bilgisayar veya televizyon, açması çok kolay kapatması çok zor olan aletlerdir. Yapılabilecek şey bilgisayar veya televizyonu oturmadan kullanmak ve seyretmektir.

    Ders çalışma zamanlarını belirlerken, kişisel özellikler ve beklentiler (yetenek,önbilgi,beceri,tutum,ihtiyaç,hedefler vb.) dikkate alınmalıdır.

    Motivasyonu arttırması bakımından kısa ve uzun vadeli başarı amaçlarının, her zaman görülebilecek bir yerde durması etkili olabilir.

    Planlı Çalışılmalı; Başarılı olmak için planlı çalışmak gereklidir. Plan kişiyi belli zamanlarda belli işleri bitirmeye zorlayacaktır. Planlı çalışabilmek için, günlük zaman cetveli hazırlamak ilk adım olmalıdır.

    Günlük plan sadece ders çalışmada değil, günlük diğer çalışmaların, dinlenme, eğlenme gibi konuların da neler olabileceği ve bunlara ne kadar zaman ayrılabileceğinin belirlenmesinde etkilidir.

    Günlük plan hazırlamak ve bu plana uygun hareket etmek başlarda çok yorucu, zorlayıcı hatta gereksiz gelebilir. Ancak zamanla palanlı hareket etmek alışkanlık haline gelecek, zamanın ne kadar verimli kullanıldığı rahatlıkla gözlenebilecektir.

    Plan yapmak sanıldığının aksine çok statik bir uygulama değildir. Günlük veya haftalık plan içinde bazen hesapta olmayan aksamalar ve değişiklikler olabilecektir ve bunlar son derece doğaldır.

    Plan hazırlarken amaçlar ve öncelikler iyi belirlenmelidir.

    Çalışma Planı Hazırlamada Dikkat Edilecek Ana Noktalar Şunlardır

    İlgiler, yetenekler, ihtiyaçlar ve amaçlar dikkate alınmalıdır.

    Derslerle sosyal etkinlikler arasında mantıklı ve dengeli bir ayarlama yapılmalıdır.

    Ders programında mutlaka serbest zaman, özel zaman gibi aralıklara yer verilmelidir.

    Plan oluştururken geniş kapsamlı, adım adım ulaşılabilecek amaçlar belirlenmelidir.

    Mümkün olan ölçüde günün benzer zamanları çalışmaya ayrılmalıdır.

    Dinlenme, beslenme gibi temel ihtiyaçlar ihmal edilmemelidir.

    Yapılan palana uyma konusunda kararlı olmaya çalışılmalıdır.

    Planlar ihtiyaç duyulduğunda geciktirmeden güncellenmelidir.

    Etkili Not Alma

    Not alma metnin kenarına yada kitabın uygun kısımlarına veya öğretmenin anlattıklarını yeniden organize ederek ayrı bir deftere aktarmak olabilir. Not alabilmek için önemli bilgiyi mutlaka ayırt etmek gereklidir.

    Not Tutmanın bir takım avantajları vardır;

    Uyanıklık ve dikkat

    Derse aktif katılım

    Motivasyonda artma

    Geribildirim alma (öğrenme düzeyi hakkında fikir edinme)

    Derste not alma 3 adımda gerçekleşmektedir

    1)Dersten önce ön hazırlık yapma

    2)Dersi dikkatli dinleme ve ders süresince not alma

    3)Dersten sonra çalışmak için alınan notlardan yararlanma

    Not Almada 3 Noktaya Dikkat Etmek Gerekir

    1)Notlar dersin ana noktalarını ve özetini içermelidir

    2)Öğrencinin daha sonra bilgileri hatırlayabilmesi için yeterli ayrıntılara ve örneklere yer vermelidir

    3)Notlar dersin örgütlenmesini yansıtmalıdır.

    Not Tutmaya İlişkin Öneriler

    Söylenen her şey değil, ana noktalar ve onları destekleyen ara cümleler ve örnekler özgün cümlelerle yazılmalıdır.

    Her ders için ayrı bir bölüm olmalı tüm derslerin notları bir arada olmamalıdır.

    Derste kaçırılan noktalar sonradan mutlaka tamamlanmalıdır.

    Dersten kısa bir süre sonra notlar okunmalı, varsa eksikler tamamlanmalıdır.

    Anlaşılmayan noktalar için mutlaka notlara uygun işaretlemeler yapılıp öğretmenle paylaşılmalıdır.

    Zaman kazanmak açısından kısaltmalar kullanılmalıdır. Dikkat çekmesi bakımından da renkli kalemler kullanılabilir.

    Şekil, şema ve tablolar atlanmamalıdır.

    Derste alınan notlar çok karmaşık değilse temize çekilmemelidir. Bu, zaman kaybına yol açan gereksiz bir uygulama olabilir.

    Derste alınan notlara tarih konulabilir.

    Özgün kısaltma ve semboller kullanmak,önemli noktaların altını çizmek, daha sonra çalışırken işleri çok kolaylaştırmaktadır.

    Notlarda ana ve alt başlık kullanmaya özen gösterilmelidir.

    Derse başlamadan, daha önceki notlara kısaca göz atılmalıdır.

    Etkili Dinleme Becerileri

    Öğretmen olumlu bir tutum içinde dinlenmelidir.

    Aktif dinlemeye çalışılmalıdır (Öğretmenin anlattıklarına ilişkin sorular sorarak veya düşünerek ).

    Öğretmenin sözel ve sözel olmayan mesajları dikkate alınmalı, önemli bilgilere işaret eden ipuçları yakalanmaya çalışılmalıdır.

    Ders için ön hazırlık yapılmalı, en azından hangi konun ele alınacağına dair fikir sahibi olunmalıdır.

    Ders veya ders öğretmenine karşı varsa olumsuz yargılar azaltılmaya çalışılmalıdır.

    Yaygın Not Tutma Ve Dinleme Sorunları Ve Çözüm Önerileri

    ‘Dikkatim dağılıyor ve dersi dinlerken sıkılıyorum.’ Diyorsanız; ön sıralarda oturabilirsiniz. İşlenecek konu hakkında kısa bir ön çalışma yapabilir, sorular oluşturabilirsiniz. Derste dikkatinizi dağıtabilecek faktörleri belirleyerek, önlemler alabilirsiniz.

    ‘Ders çok hızlı geçiyor ve ben hiçbir konuyu yakalayamıyorum.’ Diyorsanız; o gün işlenecek konu hakkında önceden bilgi sahibi olabilir, ön hazırlık yapabilirsiniz. Kaçırdığınız veya anlamadığınız konuları öğrenmek için kimlerden yardım alabileceğinizi belirleyebilirsiniz. Derslere devam etmede, daha düzenli ve duyarlı olabilirsiniz.

    ‘Öğretmen terimleri açıklamadan kullanıyor ve çok hızlı konuşuyor.’ Diyorsanız; anlaşılmayan terimleri kaydederek, dersten sonra öğrenmeye çalışabilirsiniz. Uygun kısaltmalar kullanabilirsiniz. Not tutabilir ve bu konuda daha düzenli davranabilirsiniz.

    AMACIMIZ, VERDİĞİMİZ BU BİLGİLERİN DERS ÇALIŞMA VE BAŞARILI OLMA KONUSUNDA SİZLERE IŞIK TUTMASINI SAĞLAMAKTIR. ANCAK EĞER SİZ KENDİ YAŞAM AMAÇLARINIZDAN, HEDEFLERİNİZDEN VE ÖNCELİKLERİNİZDEN EMİN DEĞİLSENİZ VE ONLARI NETLEŞTİRMEMİŞSENİZ BAŞARIYA GİDEN YOLDA DAHA YAVAŞ VE KARARSIZ ADIMLAR ATARSINIZ. BU ANLAMDA İŞE, ÖNCELİKLERİNİZİ BELİRLEYEREK BAŞLAYABİLİRSİNİZ. UNUTMAYIN; BAŞARILI OLMAK İÇİN SEÇTİĞİNİZ HER YOLDA ÖĞRENMEYE MUTLAKA İHTİYAÇ DUYACAKSINIZ…

    HEDEFLEDİĞİNİZ BÜTÜN BAŞARILARA ULAŞMANIZ DİLEĞİYLE…

  • ÖDEVİ BEN YAPIYORUM, ÇOCUĞUM OKULA GÖTÜRÜYOR…

    ÖDEVİ BEN YAPIYORUM, ÇOCUĞUM OKULA GÖTÜRÜYOR…

    Okula giden çocuğun olduğu her evde, anne babalarla çocuklar arasında ki savaşın adı ders çalışmaktır. Aileler çocuğun çalışmadığından, çocuklar ailelerinin çalışmalarını anlamadığından yakınıyor. Bu tartışmaların olduğu evde öncelikle bakılması gereken şey çocuğun ders çalışmasını engelleyecek bir durumu olup olmadığıdır. Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, depresyon, anksiyete bozukluğu, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, davranım sorunları bizim gözümüzden kaçıyor olabilir. Bunlar için gerekeni yapmışsak veya bunlar yoksa çocuğun kapasitesine bakmak gerekir. Belki de bizim beklentilerimiz çocuğumuzun yeteneklerinin üstünde olabilir. O zaman yapılması gereken onu bizim isteklerimizi gerçekleştirmek için zorlamak değil, beklentilerimizi onun düzeyine göre ayarlayıp, herkesin mutlu olmasıdır. Ders çalışmayı engelleyen koşullar Çalışmak ne kadar çok istense de ve ne kadar iyi planlansa da bazı dış koşullar çalışmayı engelleyebilir. Çalışılan yer çok önemlidir. Karışık, çok eşyalı, güzel manzaralı, duvarlarında bolca poster olan, TV bulunan bir oda çalışma odasından çok çalışamama odası haline gelecektir. Çalışma masasının üstü de, oda kadar önemlidir. Koltuk, yatak üstünde çalışma verimli olmaz. Çalışma masada ve sandalyesinde olmalıdır. Masanın üstü dikkat dağıtacak objelerden temizlenmeli, sadece ders araç gereçlerine yer verilmelidir. Aklımız başka şeylere takılabilir. Dışardaki aktiviteden soyutlanmanın yolu uzak olmaktır. Kapı kapalı, sesler gelmediğinde dışarının cazibesi azalır.

    En başta belirttiğimiz sorunlar olduğunda çözüm aramak anne babanın görevidir. Ama bir sorun yoksa, o zaman kendi tutumlarını gözden geçirmekte yarar var. Çocuk okula başladığı andan itibaren ders çalışma, ödev yapma gibi konularda tüm sorumluluğu kendi üstüne alan bir ailenin, çocuğun birden bunun kendi sorunu olduğunu fark etmesini isteme hakkı olamamaktadır. Ailenin görevi en baştan, uygun ortamı hazırlamak, kararlı olmak ve kontrol etmektir. Onun yerine endişelenmek, ondan daha çok olayı sahiplenmek çocuğun ders çalışmayı ailesi için yapması gereken bir olay olarak algılamasına neden olur. O zaman çalışmayı aileye karşı kullanır. Yani onları mutlu etmek ya da isteklerine ulaşmak, kızdırmak için kullanmaya başlar. Oysa bu onun işidir ve olumlu, olumsuz sonuçlarına da katlanmalıdır. Ailenin evde devamlı “çalış, hadi lütfen çalış” demesi ya da bağırıp, kızması sonuçları değiştirmemektedir. Benzer şekilde rüşvet teklifi yanlış sonuçlara yol açar. Aileler ders çalışırsa çocuğa birşeyler vaad ederler ve bunun adına “ödül” derler. Oysa bu rüşvettir. Ve çocuğa aslında yapmakla yükümlü olduğu bir işten kazanç sağlama yolunu açar. Benzer şekilde boşa yapılan tehditlerin de anlamı yoktur. Ders zamanı TV, bilgisayar, playstation gibi aktiviteleri kısıtlamak, kontrol etmek kadar, görev yapılmadığında bazı aktivitelerden mahrum ederek ceza vermek de ailelere düşmektedir.

    VERİMLİ DERS ÇALIŞMANIN KURALLARI1- Öncelikle karar vermek gerekir. Ders çalışma bir iştir. Bu işe başlamak için onunla inatlaşmamak, istek gelmesini beklememek gerekir. 2- Çalışılacak ders ve amaç belirlenmelidir. Çalışmaya harcanan zaman değil, ne yapıldığı önemlidir. Aileler sık sık süreyi az bulurlar. Ama uzun süre masa başında oturmak demek, çalışmak demek değildir. 3- Çalışma ara verilerek yapıldığı zaman verimlidir. 45 dakikalık çalışma aralarına, 15’er dakikalık dinlenme zamanları koyulmalıdır. Dikkat eksikliği olan çocuklarda oranlar değişebilir. 4-Başlarken nereden nereye ve ne süre çalışacağınızı saptamış olmalısınız. 5-Çalışma saatlerini en iyi öğrendiğiniz, dikkatinizin en iyi olduğu zamanlara göre ayarlayın. 6-Dinlenme hava almak, su içmek, biraz ev içinde dolaşmak gibi aktiviteleri içerir. Arkadaşlarla telefonda konuşma, TV izleme, uyuma gibi şeyler geri dönüşü engeller. 7-Ders çalışma sırası da önemlidir. En verimli zamanda daha zorlanılan derslerin çalışılması, benzer derslerin ard arda çalışılmayarak araya farklı dersler konulması verimi arttırır. Ders çalışmakla, ödev yapmak aslında farklı kavramlardır. Ama biraz da sistemin yarattığı karmaşa nedeniyle, herkes ders çalışmayı ödev yapmak sayıyor…Ödev farklı şeydir..ders çalışmak ise farklı…

  • Alerjik çocuğun beslenmesi:antioksidanlar

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında; taze sebze meyve ve balık ağırlıklı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu vurgulandı.

    Son yarım yüzyılda başta astım olmak üzere alerjik hastalarda epidemi olarak adlandırılabilecek artışlar olmuştur. Bu artışlar özellikle sanayileşmiş batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır.

    Risk faktörlerine yönelik çalışmalarda, taze sebze, meyve ve balık gibi antioksidan gıdaların hazır ve çabuk besinlerle yer değiştirmesinin bu artışta rolü olabileceği ilk kez Seaton ve ark. Tarafından İngiltere’den verilerle hipoteze edilmiş günümüze kadar da binlerce araştırmanın konusu olmuştur.

    Normalde besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde ve diğer hücresel faaliyetlerinde kullanılan oksijenin elektron kaybederek oluşturduğu reaktif moleküller serbest oksijen radikalleri olarak isimlendirilir. Eksik elektronlarını normal doku ve hücrelerden sağlamaya çalışan bu moleküller hücre zarına hücre protein yapısına ve DNA’ya zarar vererek inflamasyon ve hücre ölümüne yol açarlar. Oksidatif stres olarak adlandırılan bu süreç, hücrelerde bulunan antioksidan enzimler; süperoksitdismutaz (SOD), Katalaz, Glutation Stransferaz ve dışarıdan alınan antioksidan besinlerle dengelenmeye çalışılır. Astımlı hastaların ise antioksidan savunma kapasiteleri yeterli olmayıp eksojen antioksidanlara artmış ihtiyaçları vardır. Diyetle alınan antioksidanlar Vitamin C, E, Karotenoidler ve Flavinoidlerdir.

    Bunlardan C vitamini suda eriyen bir vitamin olup akciğer ekstraselülerinde en çok bulunan antioksidandır. Serbest radikallerin makrofajdan sekresyonunu baskılar ve ekstraselüler radikalleri toplar. Narenciye, kivi lahana,yeşil sebzeler önemli C vitamini kaynağıdır. Epidemiyolojik çalışmalarda akciğer fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri raporlanmıştır. Vit E’nin ise alfa ve gama tokoferol başta olmak üzere 8 bileşeni vardır, lipid solubl olan alfatokoferol lipid peroksidasyonu esnasında ortaya çıkan membran hasarını önler. Genellikle tohum yağlarda (zeytinyağı, ayçiçekyağı vb) ve yeşil sebzelerde bulunur. Kanola ve soya yağında bulunan gama tokoferol ise inflamatuvar etkiye sahiptir. Karotenoidlerde Likopen kırmızı, beta karoten ise vitamin A ya dönüşen pigmenttir. Havuç ve domateste bolca bulunan bu karotenoidler hücre membranında birikerek süperoksid anyonları temizler ayrıca peroksil free radikaller ile reaksiyona girip lipidsolubl antioksidan olarak hizmet ederler. Flavonlar, ksantinoksidaz, siklooksijenaz ve lipoksijenaz enzimlerini inhibe ederek antioksidan etki gösterir. Kuşkonmaz, brokoli, ıspanak, narenciye önemli flavonoid kaynaklardır. Polifenoller adaçayı, yeşilçay ve değişik sebze ve meyvalarda bulunan antioksidanlardır.

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında taze sebze meyve ve balık ağırlıklı Akdeniz diyeti tarzı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu işaret edilmiştir. Takiben yapılan çalışmalarda bu etkinin olmadığı hatta antioksidanların alerjik hastalıkların artışına nede olabileceği şekelinde de yayınlar vardır. Bu konuda sağlıklı bir karar verebilmek için tüm bu çalışmaların metaanalizlerine bakıldığında iki çalışma dikkati çekiyor, örneğin 2009 da Allen ver ark. 2624 çalışmadan metodolojisi uygun 37 çalışmayı seçiyorlar. 1985-2007 arası farklı ülkelerden yapılan çalışmalardan vaka kontrol kesitsel ve 2 kohort çalışma alınıyor. Çocuk ve erişkinleri kapsayan bu çalışmada diyetle düşük A ve C vitamini alınması yüksek astım ve wheezy ile birlikte bulunuyor. Sadece pediatrik yaş grubuna ait benzer bir metaanalizde Saadeh ve ark. 1992-2012 arası 30 u kohort 101 çalışmayı değerlendirdiklerinde hamilelikteki maternal ve çocukluktaki antioksidan zengin diyetin sağlıklı olarak düşünüldüğünü ve allerjik hastalıklardan koruyabildiğini görüyorlar. Çalışılan metodların riski belirleme açısından bazı handikapları vardır. Diyet çalışmalarında, fazla sayıdaki sorular, cevapların ebeveynlerden alınması, kişisel yeme alışkanlıklarındaki farklılıklar karşılaşılan zorluklardır. Astım ve alerjik hastalıkların orijini fötal yaşam ve erken çocukluk dönemi olduğu için bunu gözeten prospektif longitudinal çalışmalar muhtemelen en iyi sonuçları verecektir ama bu şekilde çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Ayrıca günlük gerekli dozun üstünde gıda takviyesi olarak kullanılan antioksidanların kanser profilaksi çalışmalarında mortalite artışları ile birlikte olması ve bazı hayvan deneylerinde antioksidan alanlarda yaşam süresinin kısalması bu konudaki öneriler konusunda dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.

    Sonuçta elimizdeki verilerle,

    * Düşük diyet antioksidan içeriği ile yüksek astım prevalansının desteklendiğini,

    * Alerjik çocuğun beslenmesinde taze sebze meyve gibi antioksidanlardan zengin bir diyetin astım insidensi ve morbiditesini azaltmak için önerilebileceğini söyleyebiliriz.

    * Diyetteki antioksidanların belirgin eksik olduğu veya uygun diyete ulaşmanın zor olduğu veya çevrel oksidanların yoğun olduğu durumlarda da diyet dışı gıda takviyesi, vitamin vb desteğin potansiyel yarar veya zararları gözetilmelidir.

    * Ülkemizin geleneksel beslenme kalıpları bu öneriler karşılayacak kapasiteye sahip görünmektedir.

  • DERS ÇALIŞMAK YA DA ÇALIŞAMAMAK

    DERS ÇALIŞMAK YA DA ÇALIŞAMAMAK

    Okullar açıldığı zaman, tüm öğrenciler için zor akşamlar ve hafta sonları başlamaktadır. Ders çalışma zorunluluğunun verdiği isteksizlik, akılları çelen bilgisayar oyunları, ergenlik sorunları, aile çatışmaları gibi birçok neden ders çalışmanın önünde kocaman engeller olarak durmakta. Anne babalar, çocuklarının ders çalışmadığından, bir türlü bilgisayarın başından kalkıp derse başlamadıklarından, ders çalışırken bile kendilerini derse vermediğinden, yeterince çok çalışmadıklarından yakınırlar. Çocuklar ise ders çalışmak istedikleri halde konsantre olamamaktan, yeterince oyun oynayamadıklarından, ailelerinin kendilerinden çok şey beklediğinden, kimsenin kendilerini anlamadığından yakınırlar. Ders çalışmayı engelleyecek bir problem yoksa çocuk ve ailenin beklentilerini, çocuğun anlama ve çalışma kapasitesini belirleyip herkesin mutlu olacağı bir ortam sağlamalıyız. Çoğu zaman ailenin beklentilerinin, çocuğun gerçekleştirebileceği düzeye çekmek bile sıkıntı çözümünde önemli bir adım olmaktadır. Eğer çocukta öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği, kaygı bozukluğu ya da herhangi bir psikiyatrik bozukluk yoksa belki de sadece yol gösterilmeye ihtiyacı vardır. Ders çalışmak için ve çalışmanın verimliğini arttırmak için nelere dikkat edilmelidir?

    • Çalışma odasında televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi kolay akıl çeliciler bulunmamalıdır.
    • Masada çalışılmalı, koltuk, yatak gibi yerlerin çalışma amaçlı kullanılmasının uygun olmayacağı bilinmelidir. Çalışma masasının üstü dağınık ve kirli olmamalıdır.
    • Ders için gerekli, kullanılacak kitap gibi araç gereçler hazır bulundurulmalı, ihtiyaçlar için sürekli yerinden kalkması gerekmemelidir.
    • Ders çalışmaya başlamak için sadece karar vermek gereklidir, zira ders çalışma isteği beklenirse, hiçbir zaman gelmeyecektir.

    Aileler uygun ders çalışma koşullarının sağlanmasından sorumludurlar. Çocuğun ders çalışmasına mani olacak bir durum ya da sağlık sorunu yoksa artık tüm sorumluluğu çocuklarına bırakmalıdırlar. Ödev takibi, ders programına göre çanta hazırlama, ihtiyaçlarını önceden bildirme, ödevin tamamlanması tamamen çocuğa ait bir sorumluluk olup, olumlu ve olumsuz yöndeki tüm sonuçlar da ona aittir. Ailenin çocuğa düşen sorumlulukları yapması, çalışması yönünde telkinde bulunması, ders çalışması karşılığında ödül vaad etmesi hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi sorunu büyütmektedir. Yapıcı ve kararlı bir duruş ile herkesin üzerine düşeni yapması ve çözümlerin ortak kararlarla alınması bir çok engeli aşacaktır.

  • Meslek Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Meslek Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Uzun bir maratondan sonra zorlu sınavları başarıp, sıra acaba hangi mesleği okusam daha mutlu, daha başarılı, daha çok para kazanırım diye düşünmeye geldi.

    Meslek seçerken hangi kriterlere bakarız? Okuyacağımız mesleği hangi kriterlere göre seçeriz diye, geçen sene 4  farklı ilçede, devlet ve özel okulunda okuyan 100 LYS ve LGS sınavına yeni giren öğrencilere S. Konsept Danışmanlık olarak yandaki soruları sorduk ve sonuçları aldık.  Ankette ki sonuçlarda gösteriyor ki üniversite adayları mutlu olabileceği meslek ve hayalindeki meslek şıklarını değil, kendisine dayatılan, telkin edilen meslekleri seçiyor veya gelecekteki mesleği ile şans topu oynuyor.

    Meslek seçerken çevremizdeki herkes bizi etkiler veya biz çevremizdeki kişilerin düşüncelerini öğrenmek için uğraşırız. Bu da gösteriyor ki aslında idealize ettiğimiz mesleğimiz yok ve kendi yeteneklerimizin farkında değiliz.

    Meslek seçmek, sevgili seçmeye veya ev seçmeye benzemiyor, çünkü evi belli bir süre sonra satabilir, kiralayabilirsiniz. Bu kadar çok opsiyonumuz olmasına rağmen evin sağlamlığına, kredi olanaklarına, alt yapısına, işçiliğine, komşuluğuna bakıp öyle yatırım yaparız. Peki, meslek seçiminde neden bu kadar titiz davranamıyoruz?

    Bunun birçok sebebi muhakkak ki vardır, lakin en büyük sebeplerden biri, kendimizi iyi tanımamamız ve kendimizle karşı öz saygının yeteri kadar güçlü olmaması. Bu yüzden çevremizdeki kişiler bizim meslek seçimimizde söz sahibi olabiliyor. Kendi geleceğimiz hakkında ne kadar az söz sahibi olduğumuzu görmek bu anlamda üzücü.

    Söz konusu mesleğimizi seçerken hangi kriterlerimiz var? Para kazanmak, az çalışmak, çok gezmek, ailenin dediğini okumak veya baba mesleğini yapma gibi şıklar ön plana çıkıyor.

         Meslek Anketi Sonuçları

    1. HANGİ MESLEKTE DAHA ÇOK PARA KAZANACAĞIMI ÖĞRENİRSEM ONU SEÇERİM………………………………………………………………………………16

    2. HANGİ MESLEK DAHA POPÜLER ONA BAKARIM………………………….12

    3. HANGİ MESLEKTE DAHA ÇOK GEZERİM……………………………………10

    4. HANGİ MESLEKTE DAHA AZ ÇALIŞIRIM……………………………………..14

    5. HANGİ MESLEK BENİ MUTLU EDER……………………………………………7

    6. AİLEMİN SÖYLEDİĞİ MESLEĞİ SEÇERİM……………………………………..8

    7. BİLMİYORUM……………………………………………………………………….12

    8. KAÇ PUAN ALIRSAM ONU SEÇERİM…………………………………………..10

    9. ÜİVERSİTEYE GÖRE MESLEK SEÇERİM……………………………………….6

    10. HEP HAYALİMDE …. OLMAK VARDI ONU SEÇERİM……………………………5

    Meslek seçimini yaparken bunlara dikkat etmekte fayda var

    1 . Günde 8-10 saat o mesleği  yapacağınızı düşünün ve bu kadar uzun bir süre geçireceğiniz bir meslekte başarılı olabilmek için çalışacağınız mesleği sevmenin en büyük koşul olduğunu unutmayın.

    2. Meslekte kariyer planınız var mı, varsa, kariyer basamaklarını analiz edin.

    3. Mesleğin çalışma alanı (ofis, laboratuvar, hastane, adliye, açık alan, kapalı alan, deniz yolu, hava yolu, karargah gibi fiziki olgular), sizin çalışma ve yaşam şeklinize ne kadar uyuyor?

    4. Mesleğin gerektirdiği yetenek, beceri ve inisiyatifleri alabilecek yapınız mevcut mu?

    5. Yapacağınız mesleğin etik, sosyal ve yapısal yönü sizin yaşam biçiminize ne kadar uyuyor?

    6. Mesleği seçerken hobi olarak düşünmeyin. Bilfiil günde 8 saat çalışacağınız, üretebileceğiniz bir çalışma platformu olarak algılayın.

    7. Mesleğin gelecek 10 yıl içerisindeki öngörülen iş olanakları.

    8. Mesleği düşündüğünüzde dahi heyecanlanıp planlar yapabiliyor musunuz? Bu çok önemli

    9. Mesleğin sizin duygusal, sosyal ve ailesel yaşantınıza etkilerini düşünün

    10. Mesleğin içerdiği şiddet, şüphe, matematik, analiz, sorgulama, konsantre olma, bütünsel düşünme, koordinasyon, organizasyon, bireysel yetenek, yaratıcılık, tekdüzelik, emir komuta zinciri, yazı  yazma, oyunculuk, düzenli sistematik çalışma gibi olguların sizin yaşamınzdaki negatif ve pozitif etkilerini düşünün.

    11. Mesleği okurken yan dal yapma şansının olup olmadığını araştırın.

    Tüm bu 11 maddeyi tek tek analiz edip, çoğunlukla olumlu duygu ve düşüncelere giriyorsanız, meslek seçiminde bir adım daha doğru yerde olabilirsiniz. Önemli bir ayrıntı daha, tüm bu maddeleri düşünürken kendinizi küçük, negatif gibi görüp algılamayın. İstediğiniz zaman birçok şeyi başarabilecek güce sahipsiniz. Sevdiğiniz ve mutlu olduğunuz meslekte başarılı olabilmeniz için tüm bu açıklamaları yapmaktayız. Üniversite seçerken okulun bilimsel, akademik yapısını, uluslararası geçerliliğini, öğrencilere sunduğu sosyal ve mesleki olanakları, kampüsünü, diplomanın geçerliliğini, öğrenimin  özgür yapısını, üniversitenin bağlı bulunduğu il ve ilçenin sosyal, kültürel yapısının da aynı zamanda size uygun olması gerek. Ebeveynler çocuklarını ister istemez yönlendirirler. Ebeveynlerin tutumu çocuklarının seçtiği veya okumak istediği meslekleri  

    yargılamadan saatlerce yargılamadan saatlerce onlarla çocuklarının da beğendiği, sevdiği, saygı duyduğu birileriyle beraber konuşmaları. Çünkü yargılamadan konuşulan konular çocukların kafasına daha iyi oturur.

                       Örneğin:

    • NEDEN BU MESLEĞİ/BU ÜNİVERSİTEİ KUMAK İSTİYORSUN?

    • ÜNİVERSİTELİ OLMAYI SENİN AÇINDAN BANA BİR ANLATIRMISIN?

    • BU MESLEĞİ YAPAN BİR TANIDIK VAR MI?

    • MESLEĞİN HANGİ YANI SANA ÇOK CAZİP GELİR?

    • PARA AKZANMAK NE DEMEK?

    • AZ ÇALIŞMAK NE DEMEK?

    • HAYALLERİN NELER? SON BİR YIL İÇİNDE HAYALLERİN İÇİN NELER YAPTIN?

    Bu tür konuşma şekillerinde bir yere varmaya çalışmayın, yalnızca düşündürün ve onun      düşüncelerini öğrenin, şaşırın, düşüneceğim deyin, farklı bir bakış açısı deyin. Tüm bu yaklaşımlar çocuklarımızın doğru meslek seçiminde önemli bir faktör.

    Hayaller ve gerçeklik arasındaki en büyük ayrım kişinin kendisini iyi tanıması, son birkaç yıl içinde hayalleri için pratik uygulaması, gününü değerlendirme şekli ve özgürlüğünü. İşte tüm bu olgular bir araya geldiğinde mutlu ve başarılı mesleği seçmeyi oluşturabiliyor.

    Çocuklarımızı sınavlarda iyi bir puan alsın diye dershanelere, okullara göndermenin yanı sıra, belirli aralıklarla psikoloğa, öğrenci koçlarına götürmek çocuklarımızın bakış açılarını pozitif anlamda değiştirecektir.

    Çocuklar ve bizim geçmişimiz, ne de bizim geleceğimizdir. Çocuklar bir birey olmak için bizim tarafsız, yargısız davranışlarımızı bekleyen ve kendi

    Özgür geleceklerini kaygısız oluşturmak isteyen emanetlerdir. Unutmayın bizim tecrübelerimizin temeli, yaptığımız yanlışlardır. Tecrübelerimizi sık sık anlatıp, onların doğrularını azaltmayalım.

    HAYALLERİN VE GERÇEKLİK ARASINDAKİ EN BÜYÜK AYRIM, KİŞİNİN KENDİSİNİ İYİ TANIMASI, HAYALLERİ İÇİN PRATİK UYGULAMASI, GÜNÜNĞÜ DEĞERLENDİRME ŞEKLİ VE ÖZGÜNLÜĞÜ. TÜM BU OLGULAR BİR ARAYAGELDİĞİNDE, BAŞARILI MESLEĞİ SEÇMEK KOLAYLAŞABİLİYOR.

  • ETKİLİ ÖĞRENME VE VERİMLİ ÇALIŞMA

    ETKİLİ ÖĞRENME VE VERİMLİ ÇALIŞMA

    Yaşadığımız dünyada ve dönemde bireyler daha ziyade başarı odaklı bir yaşam sürdürmektedir. Bu noktada akademik başarı büyük önem taşımaktadır. Çoğunlukla ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuklara ve gençlere direktifleri “çalış” kelimesiyle başlamaktadır. Ancak bu ve benzeri direktiflerin olumlu sonuç vermediği açıkça ortadadır. Çünkü etkili öğrenmenin gerçekleşebilmesi için göz önünde bulundurlulması gereken bazı önemli noktalar ve yöntemler vardır. Bu yazımda söz konusu noktalara ve yöntemlere değineceğim.

    Öğrenme, tekrarlayarak veya deneyim yoluyla davranışlarda veya düşüncelerde oluşan devamlı değişikliktir.Doğumla başlar, yaşamın sonuna dek sürer. Öğrenmenin etkili yani uzun süreli olmasını sağlayan bazı kavramlar vardır.

    Aşağıda bu kavramların tanımları ve bunlara dair anahtar öneriler özetlenmiştir.

    Yöntem: Öğrenmenin gerçekleşmesi için izlenecek yoldur. Öğrenci kendine uygun çalışma yöntemlerini uygulayarak başarıya ulaşabilir.
    Hafıza: Organizmanın geçmiş bir olayı kaydetmesidir. Öğrenmenin uzantısı olup bir bilgi öğrenildiği anda işe karışır. Başarıda hafızanın da rolü büyüktür. Bir bilginin hatırlanması için hafızanın üç aşamadan geçmesi gerekir. Birinci aşama kayıt etmedir. Hatırlamadan önce algılama devreye girer. Bilginin hatırlanması için mutlaka kodlanması gerekir. İkinci aşama depolama (muhafaza), üçüncü aşama ise depolanan bilginin geri getirilmesi, yani kullanımdır. Hafıza 3 çeşittir:
    Duygusal hafıza: Duyu organlarından gelen bilginin alındığı hafızadır. Hafızada 1-5 sn durur.
    Kısa süreli hafıza: İnsanın sürekli etkinlik gösteren hafızasıdır.
    Uzun süreli hafıza: Kapasitesi sınırsızdır. Ancak edinilen bilgilerin bu sisteme yerleştirilmesiyle, bilgilerin seçilmesi, kullanılması kolaylaşır.
    Verimlilik: Verimlilikte esas, birim çalışma zamanı ve emeğe karşılık en fazla öğrenmeyi gerçekleştirmektir. Verimli çalışmayı etkileyen faktörler şunlardır:
    Amaca Yönelik Çalışma: Verimi artırıp, başarıyı yakalamada dikkat edilecek en önemli noktalardan biri çalışmaların amaca yönelik olmasıdır. Yani öncelikle amacın belirlenmesi gerekmektedir.
    Planlama: Verimli olmak, ancak planlı çalışma ile mümkündür. Öğrencinin çalışma planını yaparken kendi kapasitesinin farkında olması, bireysel farklılıklardan kaynaklanan süre ve şekli değiştirebilmektedir. Bir öğrenci planlı olmaktan şunları anlamalıdır:
    Mevcut olanaklarını belirleyerek bunları nasıl kullanacağını önceden tasarlamak.
    Hangi derse ne kadar çalışacağını belirlemek.
    Çalışmasına olumsuz etki edecek faktörleri tesbit edip, bunlar için önceden önlem almak.
    Çalışma Süresi: Öğrenmede önemli bir nokta da çalışma süresidir.Bu konuda da bireysel farklılıklar nedeniyle kişiler arası farklılıklar görülür. Süre tesbitinde geçerli olan prensip, bir öğrencinin baştan sona kadar dikkatini ve etkinliğini koruyarak sürdürebileceği zaman dilimini belirlemektir. Bu süre o öğrenci için en uygun çalışma süresidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki 20-40 dakikalık seanslar halinde çalışmak verimliliği artırmaktadır. Öğrenilenler 10 dakika süreyle tekrarlanmalı ve 10 dakika dinlenilmelidir. Dinlenme sırasında öğrenci kendini ödüllendirmelidir. Maalesef bu noktada iki güçlük ortaya çıkabilir. Bunlardan biri öğrencinin kendi başına yapacağı tekrarın gereksiz gelmesi, diğeri ise 10 dakikalık dinlenme arasınının iç disiplini zayıf olan öğrencilerde uzamasıdır. Ancak bu güçlükler öğrencinin özgüvenini artırıcı desteklerle aşılabilinir.
    Çalışma ortamı: Öğrencinin çalışma ortamı verimini etkileyen önemli faktörlerdendir. Çalışma masası uygun boyut ve konumda; ışık, sıcaklık, ses ve oksijen miktarı uygun düzeyde olmalıdır.
    Dinlenme: Nitelikli dinlenme süresi öğrenmeyi ve verimliliği önemli ölçüde artırır.
    Sorumluluk almak ve aktif olmak: Dersten önce yapılan ön hazırlık, derse katılım, soru sorma, konuyu konu-parça-bütün yöntemiyle çalışılmak gibi aktiviteler de öğrenmeyi pozitif etkileyen önemli unsurlardır.
    Boş zaman ve sosyal aktivite: Yukarıdaki önerilerin uygulandığı bir plan içinde birey kendine ayırabileceği boş zamanlar yaratmalıdır. Bu zamanlar zevk alınan faaliyetlerle doldurulmalıdır. Derslerine düzenli devam eden, günü gününe ve planlı çalışan öğrenci, çalışmalarından daima olumlu sonuç alacaktır.
     

    Son olarak verimli çalışma ve başarılı olmak için şu ilkelere uyulmalıdır:

    • Çalışmaya konuyu öğrenmek için başlayın.
    • Dikkatinizi çalıştığınız konu üzerinde toplayın.
    • Zihnen ve bedenen yorgun iseniz yazı işlerinizi yapmayı tercih edin.
    • Çalışma saatlerinizi mutlaka planlayın.
    • Çalıştığınız konuyu öğrenmek için aktif olun.
    • Yardımcı kaynaklardan yararlanın.
    • Bir konuyu öğrenmeden başka bir konuya geçmeyin.
    • Çalışmalarda tekrarın önemli bir unsur olduğunu unutmayın.
    • Artık onlar geleceğe,  Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği, ODTÜ Sosyoloji, Bilkent Üniversitesi Mimarlık, Gazi Üniversitesi Elektrik Elektronik, TOBB Uluslararası Siyaset, fakülte/bölümlerinde hazırlanarak hayata katkıda bulunmaya devam edeceklerdir.

    Hayallerine kavuşan tüm öğrencileri yürekten kutlarken başarılarının devamını dileriz.

  • Sınav kaygısı

    Sınav kaygısı

    Sınav Kaygısı, kişinin öğrenilen bilgisini sınav esnasında etkili bir biçimde kullanmasını engelleyen ve bu sebeple başarısının düşmesine neden olan durumdur. 
    Bu kaygı, orta düzeyde kaldığı sürece faydalıdır. Öğrenciyi motive eder, hedefleri için çabalamasını sağlar. Ancak aşırı ve yüksek kaygı başarısızlığa neden olur. 
    Sınav esnasında aşırı dikkat dağınıklığı, bilinen konuları hatırlamakta güçlük, unutkanlık, kötü senaryolar içeren düşünceler gibi zihinsel belirtiler, güvensizlik, çaresizlik, heyecan, gerginlik, sinirlilik gibi duygusal belirtiler, ders çalışmayı ya da sınavı yarıda bırakma, sürekli ders çalışmayı erteleme sınava girmeme gibi davranışsal belirtiler, baş ağrısı, sabahları yorgun kalkma, iştahsızlık, uyku problemleri gibi fiziksel belirtiler sınav kaygısına işaret olabilir.
    Sınav kaygısının en genel sebebi öğrencinin ya da ailesinin sınava yüklediği farklı anlamlardır. Öğrenci sınava ailesine karşı bir borç, kendini ispat, iyi bir evlat olduğunu kanıtlama gibi anlamlar yüklediği zaman kaygı seviyesi olması gerekenin çok üzerine çıkmaktadır. 
    Sınav kaygısının en sık karşılaşılan sebebi ise sınava yeteri kadar hazırlanamamış olmaktır. Sınav vakti yaklaştıkça sınav kaygısına işaret eden belirtileri daha yoğun bir şekilde gözlemleyebiliriz.
    Sınava hazırlanmaya geç başlanılması, konuların yetiştirilememesi veya zamanında başlansa dahi etkin bir çalışma yapılamaması, mükemmeliyetçi bir düşünce yapısı, hatasız olma isteği sınavda motivasyonun düşmesine neden olacaktır ve beraberinde de başarısızlığı getirecektir. 
    Öte yandan ailenin sınava yüklediği anlam, gerçekleşmesi güç hedefler, öğrenci üzerinde yoğun bir baskı oluşturacak ve bu da sınav başarısını direkt olarak etkileyecektir. 
    Sınav kaygısını yenebilmek adına sınavdan önce ve sınav esnasında yapılacak ufak değişiklikler faydalı olacaktır.
    Sınavdan önce yapılacak hazırlıkların temelinde “doğru çalışma” yatar. Bilgi eksikliğini en aza indirmek sınavda daha huzurlu olmanızı sağlayacaktır. 
    Sınav vakti yaklaştığında çalışma temposunu arttırmak çoğu zaman faydadan çok zarar getirir. Bu süreçte aşırı yüklenme, bilginin depolanmasından ziyade kaygının yoğunlaşmasına neden olur.
    Sınavın anlamı doğru değerlendirilmelidir. Sınav sadece sizin o konu hakkındaki bilginizi ölçer, kim olduğunuzu değil. Sizi siz yapan değerler ise sadece o konular değildir. O sınavdaki yetersizliğinizi örtebilecek bir çok iyi özelliğiniz olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sınav sonucu değerlendirilirken kendinizi sadece bir öğrenci olarak değil aynı zamanda ailenizin bir çocuğu, iyi bir sporcu ya da iyi bir sanatçı olduğunuzu da hatırlayın. 
    Düşünce yapınızı mümkün olduğunca olumlu tutmaya çalışın. “Ben bu sınavı geçemem” “Ben başarılı olamayacağım” ya da “başarısız olursam aileme ne derim” gibi düşüncelerin yerine daha pozitif düşünceleri aklınıza getirin. Kendi yetersizliklerinize odaklanmak yerine olumlu özelliklerinizi ön planda tutmaya çalışın ve başarabileceğinize inanın.
    Sınavdan önce uykunuzu yeterli bir şekilde almaya özen gösterin. Sınava olabildiğince dinç ve dinlenmiş olarak girin. Sabaha kadar o sınava çalışmak belki 1 ya da 2 konuyu daha bitirmenizi sağlayacaktır ancak sınav esnasında çok iyi bildiklerinizi kaygı ve yorgunluk sebebiyle yapamamanız olarak geri dönecektir. 
    Hayatta başarılı ve mutlu olmanın tek yolunun bu sınav olmadığına inanın. 
    Aileler de bu konularda çocuklarına destek olmalıdır. Başta da söylediğimiz gibi, orta seviyede kaygı başarı için gereklidir. Tamamen boşvermiş bir yapı sergilemek de faydalı olmayacaktır ancak sınavın önemi vurgulanırken öğrencilerin gözleri çok korkutulmamalıdır, alternatiflerin olduğunu da bilmeleri gerekmektedir.
    Aileler çocuklarından beklenti içine girerken gerçekçi beklentiler içinde olmalıdır. Her çocuğu avukat ya da doktor olacak diye yetiştirmek maalesef  oluşan yoğun kaygı sebebiyle ters tepmektedir. Çocuğun limitlerinin üzerinde bir sonuç elde etmesine karşın ters bir tepki görmesi özgüvenini, kendine olan inancını ve değerlerini direkt olarak kıracağı gibi bir sonraki sınavda da üzerinde çok yoğun bir baskı oluşmasına neden olacaktır. 
    Başka çocuklarla kıyaslamak da bu dönemde kaygıyı son derece arttıran davranışlardır. Her kişinin yetenekleri farklıdır. Komşunun kızının sınavdan 90 alıyor olması sizin çocuğunuzun da 90 alması gerektiği anlamına gelmemektedir. Ya da büyük oğlunuzun mühendis olmuş olması diğer çocuğunuzun da o yönde yatkınlık göstereceğine işaret değildir.
    Sınav esnasında öncelikle bilinen sorulardan başlamak motivasyonu arttıracaktır. Başarabildiğinizi, yapabildiğinizi görmek sınavın kalan kısmında sizin için itici bir güç olacaktır. 
    Aklınıza negatif düşünceler gelirse bu düşünceleri bir an önce uzaklaştırmaya çalışın. Gözlerinizi kısa bir süreliğine kapatın, bir kaç kez derin nefes alın ve aklınıza güzel anılarınızı getirin. Bu sınavdan alacağınız not ne olursa olsun ailenizin yine de sizi seveceğini aklınızdan çıkarmayın. 
    Hayatın bize ne getireceği bilinmez. Sadece ipuçları vardır önümüzde. Ama sizi mutlu edecek bir yaşantının hangi üniversiteden ya da hangi bölümden geleceğini asla kestiremeyiz. 
    Bu değişiklikler işe yaramıyorsa ya da uygulanamıyorsa, kaygı çok ileri seviyelere taşındıysa, depresyon, anksiyete gibi ruhsal bozukluklar ortaya çıkıyorsa ve genel işlevselliği etkiliyorsa, davranış bozuklukları gözlemleniyorsa psikiyatrik destek almak bu dönemde faydalı olacaktır.