Etiket: Büyüme

  • Saçlarınız hakkında muhtemelen bilmediğiniz 12 şey

    Saçlarınız Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 12 şey

    1. Tüm memeliler gibi, sadece avuç içi ve ayak tabanı hariç tüm vücudumuzda kıl kökleri mevcuttur.

    2 . Saç köklerinin durumu ergenlik ve hamilelik sırasında hormonlar nedeniyle değişebilir. Saç köklerinin temelinde saç büyümesini düzenleyen kök hücreler rol almaktadır.

    3 . Saç büyümesinde 3 aşama vardır. Anagen faz: Büyüme aşaması, katajen faz: dinlenme fazı ve telojen faz ise dökülme aşamasıdır (derisini değiştiren bir yılan gibi).

    4 . Saçınızın anagen faz uzunluğu, saç büyümesinin ne kadar süreceğini belirler ve bu genetik yapı ile belirlenir. Kaşların saçımıza göre daha kısa anagen fazı vardır ve bu da kaşların neden saçlarımızın uzunluğuna gelmediğini açıklar.

    5 . Herhangi bir zamanda telojen (dökülme) fazda olan kılların oranı normalde % 15’dir, ama eğer hastada yüksek ateş, tiroid hastalığı veya anemi varsa, ya da çok fazla selenyumlu yiyecek tüketirse saçlar daha da incelmeye başlayabilir. Bu duruma telojen effluvium denir.

    6 . Bir kadın hamile olduğu zaman, anajen fazına geçiş artarak tüyler daha büyür ve daha parlak görünür, doğumdan sonra ise kıllar telojen faza gider ve dökülme başlar.

    7 . (Lazerler, şampuan ve ekleri dahil ) Çok az ürün ve tedaviler saç büyümesini arttırma yeteneğine sahiptir.

    8 . Minoksidil stres, diyet, hamilelik sonrası ya da kısa vadeli bir sorun nedeniyle ortaya çıkan saç dökülmesine yardımcı olabilir.

    9 . Stres saçların telojen faza girmesini tetikleyebilir.

    10 . Aşırı diyet ve egzersiz saç kaybına neden olabilir. Temel protein eksikliği saç ve tırnakları etkiler, buna genellikle kırılgan tırnaklar ve son derece kuru saçlar eşlik edebilir.

    11 . Antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları, özellikle kolesterol düşürücü statin grubu gibi bazı ilaçlar saç dökülmesine neden olabilir. Bazı doktorlar tiroid ve diyabet ilaçlarının saç seyrelmesine veya kaybına yol açabildiğini belirtmektedir.

    12 . Saç dökülmesi veya incelmesi menopoz döneminde çok yaygındır, ama doktorlar hala tamamen östrojen tam rolünü anlayamamaktadır. Bu tür saç dökülmesinde genetik bir bağlantı var gibi görünmektedir ve tedaviye daha dirençlidir.

    Eğer saç dökülmesi veya incelmesi gibi herhangi bir sorun yaşıyorsanız, en iyi profosyonel yardımı bir dermatologdan alabilirsiniz. Dermatologlar saç dökülmesinin nedenini belirlemek, yardımcı olabilmek ve bununla ilişkili olabilecek cilt ve tırnaklardaki diğer belirtileri tespit etmek için eğitim almışlardır.

  • Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    Miyom Çeşitleri Nelerdir?

    1) Miyom nedir?
    Miyomlar rahim ve rahim ağzı düz kas dokusundaki anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan iyi huylu kitlesel oluşumlardır. Bölgedeki düz kas dokusundaki hücrelerin bazı nedenlerden dolayı anormal gelişim göstergesi olarak kabul edilir. Miyomlar, üreme çağındaki kadınların genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak yaşadığı hormonal dengesizliğin bir ürünü olarak, rutin jinekolojik muayenelerde tesadüf eseri teşhis edilmektedir. İyi huylu bu oluşumlar herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. Bu nedenle çoğu zaman tedavi yerine takip altına alınması tercih edilir. Ancak genel olarak iyi huylu tümörler olarak adlandırılsa da, yerleştiği bölgeye ve gelişme evresine göre kötü huylu tümörler olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

    2) Miyomlar neden olur?
    Miyomların neden oluşum gösterdiğine dair bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak anormal hücre gelişimi olarak adlandırılan bu olgunun, hormon seviyelerinin etkisi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre kadınların anatomik yapısında etkin role sahip olan östrojen hormonun artmasına bağlı olarak anormal hücre büyümelerinin gerçekleştiği konusunda bilgi yer almaktadır. Özellikle kadınların hamilelik döneminde artış gösteren östrojen hormonunun, mevcut miyomların büyümesinde etkili olduğu ve menopoz döneminden sonra yumurtlama fonksiyonlarının durması ile östrojen hormonun azalması, mevcut miyomlarda gerilemeye neden olarak zaman içerisinde kendiliğinden kaybolduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle miyomların oluşum ve gelişim aşamasında östrojen hormonu seviyeleri yer almaktadır. Bunun dışında genetik yatkınlığın olduğu da düşünülerek, annesinde ya da kız kardeşlerinde miyom teşhisi yapılmış olan kadınların miyoma daha yatkın olduğu belirlenmiştir.

    3) Miyom çeşitleri nelerdir?
    Miyomlar yerleştiği bölge, sayı ve büyüklüğüne göre farklı semptomlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle konumlandığı bölgeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi seçenekleri belirlenmektedir.

    -Submukozal miyomlar (rahim iç tabakasında oluşum gösteren miyomlar)
    Genellikle nadir olarak karşılaşılan submuköz miyomlar, rahim kavitesinin alt kısmında meydana gelerek, gelişim gösterirler. Submuköz miyomların gelişim göstermesine bağlı olarak fallop tüplerinin tıkanmasına ve hamile kalamama gibi ciddi sorunlara yol açabileceği düşünülmektedir. Çoğu zaman herhangi bir şikayete yol açmasa da adet dönemlerinin yoğun ve sancılı geçmesine neden olarak,  yoğun kanama ile birlikte anemi ve pıhtılaşma sorunları görülebilir.

    -İntramural miyomlar (rahmin orta tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Miyom çeşitleri arasında en sık karşılaşılan, rahim duvarında konumlanan intramural miyomlardır. Büyüme göstermesi halinde rahimde dolgunluk ve şişlik hissine neden olurlar. Ancak bu durum çoğu kadında kilo alma ya da gebelikle karıştırılabilmektedir. Semptomları arasında adet kanamalarının pıhtılı olması ve büyümesine bağlı olarak komşu organlara yaptığı bası ile pelvik ağrıya ve sık sık idrara çıkma ihtiyacına neden olmaktadır.

    -Subserozal miyomlar (rahmin dış tabakasında yerleşim gösteren miyomlar)
    Rahim duvarı üzerinden rahim dışına doğru gelişim gösteren miyomlardır. Büyümesi halinde çevre dokulara bası uygulayarak, pelvik ağrılara neden olmaktadır. Ayrıca aşırı kanama ve anormal vajinal akıntı gibi şikayetlere yol açmaktadır. Bu miyomların saplı olması halinde rahim dışından rahme doğru uzanarak farklı bir kitle görünümü verebilir.

    -Saplı miyomlar
    Bu tür miyomlar genellikle bir sap üzerinde gelişim göstererek, rahim içinden dışarıya doğru sarkma eğilimi gösterirler. Sapları etrafında döndüklerinde, ağrıya ve baskıya neden olabilmektedir. Ayrıca bu davranışları dejenerasyona neden olarak, ortam şartlarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

    4) Miyomların neden olduğu sorunlar nelerdir?
    Genellikle miyomların ağrı, şiddetli kanama ve sık sık idrara çıkma ihtiyacı gibi sorunlar, cerrahi müdahale ile çıkartılmasının ardından tedavisi gerçekleştirilmektedir. Ergenlik döneminde nadir olarak karşılaşılsa da, menopoz dönemine kadar kadınların bir bölümünde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olur. Çoğunlukla rahim içini kaplayan mukoza tabakasında yer alan miyomlar rahim içi ortamını bozarak, düzensiz ve aşırı kanamalara neden olur. Rahmin dış yüzeyine doğru büyüme göstermiş olan miyomlar ise genellikle herhangi bir belirti göstermeden devamlılığını sürdürebilir. En sık karşılaşılan miyom şikayetleri adet kanamalarını normalden daha uzun sürmesi ve daha şiddetli kanamanın olmasıdır. Kanamanın artışı ile anemi sorunları da eşlik etmektedir. Adet kanamalarının yoğun ve uzun sürmesinin yanı sıra, adet dönemleri dışındaki ara günlerde anormal vajinal kanamalara neden olmaktadır. 
    Miyomların neden olduğu şikayetlere ek olarak, rahim yapısının bozulması sonucunda embriyonun tutunacağı ve gelişim göstereceği uygun şartların olmaması nedeni ile hamile kalamama sorunları görülebilmektedir. 

    5) Miyomların ne zaman tedavi edilmesi gerekir?
    Miyomların teşhis edilmesinin ardından; konumlandığı bölge, şikayet ve büyüme davranışları göz önünde bulundurularak, tedavi şekli belirlenmektedir. Eğer yukarıdaki belirtiler şiddetli bir şekilde görülüyor ise, miyomların cerrahi operasyonla çıkartılması gerekir. 

  • Hormon nedir? Nasıl etki eder ?

    Hormon nedir? Hormon ne işe yarar?

    İç salgı bezleri tarafından salgılanan kan yoluyla çevre dokulara ve organlara etki gösteren salgılara hormon denir. Vücudumuzda salgılanan çok sayıda hormonun her birinin farklı görevleri vardır. Hormonlar vücudumuzdaki yeme-içme, büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun dengeli görev yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir.

    Kaç tane hormonumuz var?

    Hormonların belli bir sayısı yoktur. Bilimsel gelişmeler arttıkça yeni hormonlar tanımlanmaktadır. Temel olarak hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde hormonlar yapılır ve salgılanır. Bundan başka yağ dokusu, beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır. Vücudumuzdaki tüm hormonlar hipotalamus ve hipofiz bezi tarafından dengede tutulmaktadır.

    beyinde bulunan bir organımızdır ve bazı hormonlar salgılar.

    1.GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden FSH ve LH hormonlarını salgılatır
    2.GHRH Hipofizden büyüme hormonu (diğer adı growth hormon) salgılatır
    3.TRH (TSH salgılatıcı hormon): Hipofizden TSH hormonu salgılatır.
    4.CRH (Kortikotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden ACTH hormonu (diğer adı kortikotropin) salgılatır)
    5.PİH (Prolaktin azaltıcı hormon): Buna dopamin adı da verilir. Hipofizden prolaktin salgılanmasını önler
    6.Somatostatin: Hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını önler.

    8.Antidiüretik hormon (ADH).

    Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir.Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’. Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya denir. Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.

    Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:

    1. FSH (Follikül stimüle edici hormon)
    2. LH (lüteinize edici hormon)
    3. Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
    4. Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
    5. ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
    6. TSH (tiroid stimüle edici hormon)

    Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:

    1. ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
    2. Oksitosin

    Hormonların yapılması, kana salınımı nasıldır?

    ormon salgısı yapan salgı bezleri belli uyaranlara ve durumlara tepki olarak salgı üretirler. Hormonun üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Hormonların asıl etkili kısmı sebest kısımlarıdır. Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum ne kadar iyiyse o kadar etkili salgı oluşur. Hormonlar reseptörleri hücrelerin farklı bölgelerinde bulunur ( Bazıları hücrelerin çekirdeğinde bazıları stoplazmada bulunur). Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere ikincil uyarıcılar aracılığı ile iletilir.

    Hormonlar neden bozulur?

    Hormon hastalıkları temelde 3 şekilde olur. Hormon yapım fazlalığı, Hormon yapım azlığı, Hormon direnci durumları. Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bu durum genelikle hormon salgılayan bezlerde aşırı hücre büyümeleri sonucu gelişen adenomlara bağlı olur. Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur. Hormon direncinde ise hormon kanda yeterince olduğu halde hücrede etki edemez.

    Hormon bozuklukları nasıl teşhis edilir?

    Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz. Uyarı testlerinde ana hormona hedef dokunun cevabı çeşitli yollarla ölçülmektedir.

    Hangi hormon bozukluğu hangi belirtileri verir?

    Hipofiz bezinin hasar görmesi sonucu hormonlarını salgılayamamasına hipofiz yetmezliği denir.

    FSH ve LH Eksikliği Belirtileri: Bunların eksikliği sonucu östrojen hormonu salgısı azalacağından östrojen eksikliği de gelişir. Adet sıklığında azalma veya tamamen yok olması ve memeden süt gelmesi oluşabilir. Ergenlik döneminde başlarsa koltuk altı ve seks organı civarında kıllanma olmaz. Penis ve testis gelişimi olmaz. Erkeklerde ereksiyon bozukluğu ve sperm azlığı , cinsel isteksizlik oluşur. Sakal tıraşı sıklığında azalma, yorgunluk, kas erimesi, bazen meme büyümesi, koku alma bozukluğu gelişebilir. Adolesan dönemde ergenliğe girmede gecikme ve ses incelmesi gelişir.

    Büyüme hormon eksikliği: Yetişkinlerde büyüme hormon eksikliğinde karında yağ toplanması, kas kitlesinde azalma, güçsüzlük, egzersiz kapasitesinde azalma, enerji azlığı, kendini kötü hissetme, depresyon, sosyal izolasyon görülür. Cilt ince ve kurudur Hem büyüme hormonu eksikliğine hem de seks hormon azlığına bağlı olarak yüzde ince kırışıklıklar olabilir. Çocuklarda boy kısalığı ve gelişme geriliği oluşur. Çocukların boyları akranlarına göre kısadır.

    TSH eksikliği: TSH eksikliğine bağlı tiroid yetmezliği (hipotiroidi) belirtileri yani soğuktan hoşlanmama, kabızlık, halsizlik, iştah azalması, kilo alma, ses kalınlaşması, depressif değişiklikler vardır.

    ACTH eksikliği ACTH eksikliğine bağlı olarak böbreküstü bezi az çalıştığından, yani kortizol hormonu kanda az olduğu için halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, şeker düşüklüğü görülür. Bu hastalarda eğilip kalkmakla tansiyon düşmesi (hipotansiyon), nabız sayısında azalma (bradikardi) ve kas gücünde azalma vardır. Hastalarda bu şikayetler stresli bir durumda veya enfeksiyon durumunda veya ameliyat sırasında artar.

    Prolaktin eksikliği: Prolaktin eksikliğine bağlı tek belirti aşırı kanamalı doğum sonrası hipofiz bezi harap olan kadınlarda süt gelmemesidir.

    Hormonların aşırı salgılanması neticesinde

    Prolaktin hormon yüksekliğine bağlı olarak kadın hastalarda memeden süt gelmesi, adetlerde azalma veya olmaması, çocuk olmaması, cinsel istek azalması, vajinal kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı oluşur. Erkek hastalarda ise testosteron azalması, empotans , vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama, sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme görülebilir.

    Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür. Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir.

    Tiroid bezinin az çalismasina ve bu nedenle tiroid hormonlarini az üretmesine ve sonuçta kanimizda tiroid hormonlarinin (T3 ve T4) düsük olmasi durumuna tiroid yetmezligi veya tip dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizligi sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarinda yaygin yavaslama vardir ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozukluklarin yani sira ruhsal çöküntü, unutkanlik, hareketlerde yavaslama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezligi bebeklerde zeka geriligine neden olabilmektedir.

    Tiroid bezinin fazla çalışması (Hipertiroidi), genç hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.

    Paratiroid hormonun (PTH) bir veya daha fazla paratiroid bezinden aşırı salgılanmasıyla paratiroid hormon fazlalığı oluşur . Kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan böbrek taşı ile beraber, Yorgunluk,Eklem ağrıları,Halsizlik,İştah kaybı,Hafif depresyon,Konsantre olamama görülebilir.

    Genetik veya sonradan oluşan hastalıklar nedeniyle paratiroid hormon (PTH) azalması (hipoparatiroidi) oluşur. Paratiroid hormon azlığı nedeniyle kan kalsiyumunun düşmesi nedeniyle hastalarda çoğunlukla parmak uçları ve ağız çevresinde uyuşma ve karıncalanma, ağrılı olabilen kas krampları oluşabilir. Elde ebe eli şeklinde kasılma oluşur. Kalsiyum aşırı düşerse bu defa nefes borusunda kasılma meydana gelir.

    Böbrek üstü bezinin fazla çalışmasına yani fazla kortizol hormonu üretmesi hastalığına ‘’Cushing Sendromu’’ adı verilir. Hastalarda şişmanlık, şeker hastalığı, tüylenme artışı , tansiyon yüksekliği, ciltte morarma, kas tutulması, hafif kemik erimesi bulguları vardır. Adrenal yetmezliği adrenal bezin kendi hastalığı nedeniyle olabildiği gibi hipofizden ACTH hormonunun az salgılanması nedeniyle de gelişebilir. Adrenal bezler az kortizol salgılıyorsa adrenal yetmezlik oluşur ve bu kişilerde halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, aralıklı kusma, karın ağrısı, ishal veya kabızlık, genel halsizlik, kas krampları, eklem ağrıları, oturup-kalkmakla tansiyon düşmesi (postural hipotansiyon) olabilir.

    Testosteron hormon azlığı erkeklerde seks isteğinde azalmaya, ereksiyon bozulmasına, sperm sayısının azalmasına, çocuk yapma kapasitesinin azalmasına ve memelerde büyümeye neden olur. Bazı erkeklerde sıcak basmaları, gece terlemeleri, huzursuzluk, konsantre olamama, yorgunluk, uyku bozukluğu, kolesterolde artma görülebilir. Uzun zaman testosteron eksikliği olan erkeklerde vücut kıllarında azalma, kas kitlesinde azalma, ciltte kuruluk, sakal traş sıklığında azalma, kemiklerde erime, testislerde küçülme ve yumuşama oluşabilir. Genç erkeklerde ise vücut kıllarında gelişme olmaz, kas kitlesi gelişmez, penis ve testisler büyümez. Ayrıca sesleri incedir.

    Pankreas bezinden hiç insülin hormonu üretilmemesi Tip1 şeker hastalığına üretilen insülinin yeterli işlev görmemesi Tip 2 şeker hastalığına sebep olur. Şu belirtiler olur. Çok su içme ve ağız kuruması, Çok idrara gitme, Çok acıkma, Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik, Yaraların geç iyileşmesi , Cildin kuru ve kaşıntılı olması, Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, Görmede bulanıklık, Vajinal kaşıntı, Yemeklerden sonra uyku gelmesi, tatlıya düşkünlük, Sinirlilik, El ayalarında ve ayak altlarında yanma, Uzun açlıklarda el-ayak titremesi görülebilir.

    Hormon bozukluklarının tedavisi nasıldır? Kişinin hormonları ne kadar sürede normale dönebilir?

    Hormon eksikliğinde temel olarak eksik olan hormon yerine konarak tedavi edilir. Hormon fazlalığı durumlarında fazla hormon salgısı yapan hücreler (adenom) cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra , kalan hücrelerin hormon salgısını engelleyen ilaçlar verilir. Hayati önemi olan hormon eksikliklerinde ilaçlar genelikle ömür boyu kullanılır. Bazı durumlarda kısa süreli ilaç tedavileri olabilir. Hormon ilaçları başlandıktan sonra belli periyotlarla ilacın etkisi kontrol edilir. Her ilaç için kontrol süresi değişkendir.

    Hormon tedavisi bozukluklarında hastaların yaptığı yanlış davranışlar nelerdir?

    İlaçlarını düzensiz kullanmak, aynı saatte almamak, tedavinin geçici olduğunu düşünerek bir süre sonra kesmek ve Doktor kontrolunde olmamak.

    Hormon tedavisinde hastalar nelere dikkat etmelidir? Niçin?

    Hormon ilaçları düzensiz alındığında etkisiz olur. Genelde aynı saatlerde alınmalıdır. Hormon ilaçlarının birçoğu ömür boyu kullanılır. Kendi başına hastaların doz ayarı yapmaması gerekir.

  • Lenfoma nedir ?

    Lenfoma, lenf bezlerinin büyümesiyle seyreden kötü huylu bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinste karşımıza çıkar.

    Hodgkin ve non-Hodgkin olmak üzere iki türü vardır. İstatistiklerine göre non-Hodgkin lenfoma en sık görülen beşinci kanser türüdür.

    Lenfomaların tanı ve tedavisinde son yıllarda önemli yenilikler olmuştur. Bazı türlerinde hastalıktan tamamen kurtulabilmek de artık mümkündür.

    Lenfoma nerenin kanseridir?

    Lenfoma lenfosit adı verilen kan hücrelerinin kanseridir. Bu hücreler kanda, kemik iliğinde ve lenf bezelerimizde bulunur ve vücut savunmasında görev alırlar.

    Lenf bezleri vücutta lenfatik sistem olarak bilinen yapının bir parçası olup lenf damarları, dalak, timus, bademcikler, kemik iliği gibi pek çok organ ve dokuyla ilişki içindedir. Lenfoma bu sistemin hücreleri olan lenfositlerin kontrolsüz olarak çoğalmaya başlamasıyla oluşur. Çoğalan lenfositler lenf bezlerinde büyümeye yol açarken, hastalık ilerlediğinde dalak ve karaciğer gibi başka organlara da yayılabilir.

    Lenfomanın nedeni biliniyor mu?

    Lenfomaların kesin nedeni günümüzde bilinmiyor. Ancak bağışıklık sistemi yetersizlikleri, organ nakilleri, HIV enfeksiyonu ve bazı başka enfeksiyonların lenfomalara yatkınlık yarattığı bilinmektedir.


    Hastalık belirtileri nelerdir?

    Lenfoma boyun, koltuk altı ve kasık lenf bezlerinde ağrısız büyüme yapar. Karın içi, göğüs kafesi içi gibi, dışarıdan fak edilemeyecek vücut içi bölgelerde de beze büyümeleri olabilir.

    Lenf bezlerinde büyüme yapan her hastalık elbet lenfoma değildir. Başta mikrobik hastalıklar olmak üzere pek çok durumda beze büyümesi görülebilir. Örneğin bademcik veya diş iltihaplanmalarında çene altı veya boyun lenf bezlerinde şişmeler olabilir.

    Lenfomalı hastalarda beze büyümesi ile birlikte şu şikâyetler de görülebilir:

    • Ateş,
    • İsteğe bağlı olmayan kilo kaybı,
    • Halsizlik,
    • Gece terlemeleri,
    • Kaşıntı.

    Tanı nasıl konur?

    Lenfoma tanısı sadece biyopsi ile konabilir. Bu amaçla da büyüyen lenf bezinden parça alınır. Bazen beze yerine, tutulmuş herhangi bir organdan yapılacak biyopsi ile de tanı konur. Örneğin mide lenfoması varsa bunun tanısına mide biyopsisi ile ulaşılır.

    Lenfomada evreleme nedir?

    Evreleme işlemi lenfomanın vücutta ne kadar yayılmış olduğunu anlamak için yapılır.
    Evreleme için hastanın muayene bulguları yanında akciğer ve karın tomografisi ve kemik iliği biyopsisi gibi incelemelere başvurulur.

    İnceleme sonuçlarına göre hastaların evresi birden dörde kadar numaralandırılır. Birinci evre en hafif, dördüncü evre en çok ilerlemiş hastalığı gösterir.

    Hastanın evresi uygulanacak tedavinin türü ve süresi konusunda doktora kılavuzluk yapar.

    Lenfoma tedavi nasıl yapılır?

    Lenfoma tedavisinde ışınlama, kemoterapi veya duruma göre ikisi bir arada kullanılmaktadır.
    Hangi tedavinin seçileceğine hastalığın tipine göre karar verilir. Lenfomaların çok fazla sayıda tipi bilinmektedir. Seçilecek tedavi bunların her birisi için farklıdır.

    Hangi tedavi yönteminin seçileceği, hastalığın yaygınlığı, hastanın yaşı ve organ fonksiyonlarının durumu başta olmak üzere çeşitli etmenler göz önüne alınarak kararlaştırılır.
    Hodgkin ve non-Hodgkin lenfoma tedavisinde genellikle birden fazla ilaçla düzenlenen kemoterapi protokolü uygulanır.

    Hodgkin hastalığında dört farklı ilaçtan oluşan ve kısaca ABVD olarak bilinen protokol, non-Hodgkin lenfomaların bir türünde R-CHOP olarak bilinen ve beş ilaçtan oluşan protokol sık kullanılan kemoterapi örnekleri olarak gösterilebilir.

    Kemoterapinin kaç kez verileceği de lenfomanın türüne ve vücuttaki yaygınlığına göre değişir.

  • Çocuklarda büyümeyi sağlayan faktörler

    Büyüme çok faktörlü ve komplex bir olaydır. Yaşamın ilk 2 yılında çevresel faktörler ve özellikle beslenme büyümeyi primer olarak etkilerken 2 yaşından sonra genetik ve hormonal faktörler ön plana çıkar.

    Ergenlik döneminin sonunda kemiklerin uç kısımlarındaki büyüme plaklarının kapanmasıyla da büyüme sonlanmış olur. Büyümeyi etklieyen 3 temel faktörlerden ilki genetik faktörlerdir.Genler anne karnından başlamak üzere çocuğun ailevi büyüme potansiyelini ve ergenlik başlama yaşını belirler.

    Büyümeyi sağlayan 2. faktör ise beslenmedir. Normal büyüme ve çocuğun sahip olduğu genetik potansiyelinin en iyi şekilde tezahür etmesi için yaşına uygun kalori alması ve dengeli beslenmesi son derece önemlidir. Burada belirleyici olan dönem özellikle ilk 2 yıldır. Bu dönemdeki beslenme problemleri yada yetersiz beslenme, hem büyümenin geri kalmasına neden olacak hemde allerjik hastalıklar, kalp hastalıkları, obezite, diabet gibi kronik hastalıklara zemin hazırlayacaktır.

    3 . faktör ise çevresel faktörlerdir.Yani çocuğun maruz kaldığı travma, hastalıklar psikososyel nedenler de büyümenin üzerinde çok etkilidir.

    Bu yüzden hep söylüyoruz; ne verirseniz verin önce SEVGİ verin !

    BÜYÜME GERİLİĞİNE YOL AÇAN DURUMLAR

    Büyüme çocuklarda sağlığın en önemli göstergesidir.

    Normal büyüme için ; normal genetik yapı

    yeterli ve uygun beslenme

    etkin büyüme faktörleri

    SEVGİ DİLİnden oluşan çevresel faktörler gerekir

    Büyüme geriliğine yol açan bazı durumlar vardır. Annenin gebelik süreci, anne karnında yetersiz beslenme sonucu düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelme, erken doğum eylemi, doğum sonrası özellikle ilk 2 yaştaki beslenme yetersizlikleri, kronik hastalıklar, büyümeyi sağlayan hormonların (troid-büyüme hormanı gibi) eksiklikleri, büyümenin geri kalmasına neden olabilir.

    Bir çocuğun büyümesindeki duraklama, hormonal veya birçok kronik hastalığın ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle tekrarlanan boy ölçümleri büyümenin değerlendirilmesinde çok önemlidir.

    Doğum öyküsü

    İlk 2 yaştaki beslenme düzeni

    Sistemik bir hastalık varlığı

    Endokrin ve vitamin eksikleri açısından doktorunuzla iletişiminizi koparmamalısınız.

  • Zamanında doğan çocuklarda nörolojik gelişim basamakları

    Bir memeli hayvan (örneğin inek) doğumdan çok kısa süre sonra ayağa kalkıp annesini emmeye ve yiyecek aramaya başlamasına rağmen insan diğer hayvanlar gibi olmayıp sinir sistemi yeterince gelişmemiş olarak doğar. Beynin ve sinir sisteminin ana gelişimi doğum öncesi son iki ayda başlamak üzere en önemli gelişim aşamaları doğum sonrasında tamamlanır. Genetik yapı ve çevresel etmenlerin katkılarıyla beyindeki sinir hücreleri (nöronlar) yeni deneyimlerle iletişimini kuvvetlendirir ve beyin giderek olgunlaşır.

    Büyüme; vücut hacminin ve kitlesinin artması demektir. Gelişme ise biyolojik işlevlerin kazanılmasını ifade eder. Büyüme ve gelişme sürecinin belirli bir sıra düzeni vardır. Örneğin vücut kısımlarının büyümesinde başlangıçta en hızlı büyüyen baştır. İlk altı aydan sonra göğüs çevresi büyüme hızı artar. 9-12 aydan sonra ise kol- bacaklarda uzama ön plana geçer. Ergenlikte görülen büyüme hızlanmasında da önce ayak ve bacak uzunluğunda bir artış görülür. Bunu kalçaların enine büyümesi, daha sonra göğüs ön arka çapında artma, omuzların genişlemesi ve gövde uzunluğunun artması izler.

    Doğumdan sonra çocuğun büyüme gelişmesini etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Bugün gelişmiş ülkelerde çocuklar daha iyi beslenmekte, daha iyi sağlığa uygun koşullarda büyümekte, hastalıklardan daha iyi korunabilmekte, daha iyi eğitim görmüş anne-babalar tarafından büyütülmektedir. Ülkemizde de zaman içinde bu çarpıcı gelişme çocukların büyüme ve gelişiminde önemli bir rol oynamakta, olanakların ve ebeveynlerin farkındalığının artması ile geçmiş yıllara göre daha sağlıklı çocuklar yetiştirmekteyiz.

    Çocukların nörolojik olgunlaşmasını; 1) Kaba motor 2) İnce motor 3) Dil ve 4) Sosyal alanlardaki gelişmeler olmak üzere incelemekteyiz. Bu şekilde aşağıda yenidoğan döneminden altı yaşa kadar olan dönemde çocukların gelişimi ana hatlarıyla aktarılmaktadır. Gelişim evrelerinde belirtilen basamaklar genel bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çocuğunuzun bu basamakların herhangi bir maddesini karşılayamaması çocuğun geri kaldığını göstermez. Çocukların gelişim düzeylerini bilimsel olarak göstermek için hazırlanmış profesyonel testler ve ölçekler (Denver I-II, Bayley, AGTE vb) mevcuttur. Okuyucularımıza ve anne babalara; kendi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalarını, yazılanları genel bilgi amacıyla kullanmalarını ve şüphelenilen durumlarda da çocuk gelişim uzmanı veya çocuk hekimlerine başvurmalarını özellikle belirtmek isterim.

    Yenidoğan dönemi ve 1. ay:

    Kollar ve bacaklar hafif bükülü olarak gövdeye doğru toplanmış durumdadır (fleksion postürü).
    En önemli refleksi doğuştan itibaren kısa süreli ışığa ve objeye göz odaklanmasının olmasıdır.
    Yakalama refleksi kuvvetli olup ellerini yumruk yapar. Seslere reaksiyon verir

    2. ay:

    Yüzükoyun yatırıldığında başını yerden kaldırabilir. Dik tutulduğunda baş daha az düşer.
    Ellerini genelde yumruk yapar.
    Işığı ve objeyi gözleri ve başı ile 900 izleyebilir.
    Anneyi tanır, yüksek sesle irkilir.

    3. ay:
    Başını sürekli dik tutabilir. Yüzükoyun yerden başını kaldırıp direnebilir.
    Ellerini ve bacaklarını istemli olarak tek tek hareket ettirebilir.
    Nadiren ellerini yumruk yapar. Eline verilen objeyi kısa süre tutabilir.
    Elindeki objeye bakabilir ve cisimleri 1800 izler, yüze odaklanabilir.
    Memnuniyetini ses çıkararak belirtebilir. Sesli gülebilir.

    4-5. aylar:

    Kendi etrafında dönme çabası ile başlar ve dönebilir.
    Yüz üstü pozisyonda el bilekleriyle kendini destekleyerek başını ve göğsünü yataktan kaldırabilir.
    Her iki eli ile yakalar ve elleriyle objeye ulaşmaya çalışır. Objeyi ağzına götürür.
    Çıngırağı uzun süre sallayarak oynar ama düşürünce alamaz
    Sesli gülebilir, Çevreye bakarak eğlenir.
    Aktif olarak etrafına bakar, başını sesin geldiği yöne çevirebilir.

    6. ay:

    Destekle oturur. Baş kontrolü tamdır.
    Yüzükoyun pozisyondan sırt üstü dönebilir.
    Başparmağını kullanır. Biberonunu tutabilir, ayaklarını yakalar.
    Objeyi bir elinden diğerine geçirir
    Yiyecekleri gördüğünde ve tanıdık ses duyduğunda heyecanlanır, kendi kelimeleri ile konuşur (agucuk yapar).
    Yabancıları ve aile fertlerini tanır

    7-8. aylar:

    Ellerini destekleyerek kısa süreli oturabilir.
    Objeleri masaya vurur.
    Da-da, ba-ba/dede gibi iki heceli kelimeleri söyler
    Bütün objeleri ağzına götürür.
    Kolları ile kişilere uzanır

    9-10. aylar:

    Desteksiz ve bağımsız oturur, oturma pozisyonuna geçer.
    Emekler, sürünür, tutunarak ayağa kalkar. Tutunarak ayakta durabilir.
    Başparmağı ile işaret parmağı arası yakalama yapabilir
    Yardımla bardaktan içebilir
    Bay bay diye el sallar.

    11-12. aylar:

    Düzgün olarak emekleyebilir.
    Tek başına ayakta durur
    Tek elinden tutarak gezer
    Basit emirleri anlar
    2-4 anlamlı kelime söyler, anne/baba anlamlı söyler
    Müzik dinler

    13-15. aylar:

    Tutunmadan yürür ama kolay düşer.
    Sürünerek merdivenleri çıkabilir.
    Kalemle anlamsız çizgiler çizer, karalar.
    4-6 tane mantıklı kelime kullanır, kendine özgü konuşur.
    İsteklerini eliyle gösterir. İşaretle cisimleri gösterebilir

    18. ay:

    Yardımla merdivene, yardımsız sandalyeye çıkabilir.
    Ayağa kalkar, oyuncağını taşıyarak yürüyebilir
    İki dört küpü üst üste koyabilir
    Topu karşısındakine atabilir.
    Yemeğin tümünü yardımsız yiyebilir.
    10-20 kelime haznesi vardır, sorulduğunda 2-3 organını işaret eder.
    Giysilerini, çoraplarını, eldivenlerini çıkarabilir.

    24. ay:

    Koşabilir, merdiveni her iki ayağıyla inip çıkabilir.
    İki ayağı üzerine zıplayabilir
    Kitap sayfalarını beceriksizce çevirebilir, bildiği objelerin resmini gösterir
    Ben ve sen kelimelerinin kullanır
    İki-üç kelimelik cümle kurar

    2-3 yaşlar:

    Rahatça koşar, merdiven çıkıp inebilir.
    Objeleri düşürmeden yerden toplar,
    Topa ayağıyla vurabilir, atlar
    Geri geri yürüyebilir
    Ellerini yıkar, kurular
    7-8 küpü üst üste dizer, tren yapar
    İdrar ve gaita kontrolü kazanır, tuvalet terbiyesi başlar.

    3-4 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde durabilir, üç tekerlekli bisiklete binip pedal çevirebilir.
    Kalemi güzel tutar, daire ve artı çizebilir.
    İsmini, yaşını ve cinsiyetini bilir
    İki renk bilir, vücudunun tüm parçalarını bilir
    Ona kadar sayabilir.

    4-6 yaşlar:

    Tek ayak üzerinde sıçrayabilir.
    Kendisi giyinip soyunabilir.
    Başı ve gövdesi belirli insan resmi çizer. Üçgen çizebilir
    Yarışma ve grup oyunlarını oynar, ağır olan cismi fark edebilir.
    Otoriteye direnir, disiplin sorunları yaşar.

  • Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni

    Bebekler bu anonim ninnimizin söylediği gibi uyurken büyürler mi ? Evet sevgili anneler, bebekler uyurken büyür, uyurken daha çabuk büyür.

    Nasıl mı ?

    Çocukların büyümesinde en önemli role sahip olan hormon, büyüme hormonudur. Büyüme hormonu salınımının günlük ritmi vardır. Fizyolojik olarak özellikle uykunun ilk saatlerinde ve gece uykusunda belirgin şekilde salınır. Bu nedenle gün batımından sonra akşamın erken saatlerinde çocuğun uykuya başlama alışkanlığının geliştirilmesi çok önemlidir.

    Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesinde büyüme hormonlarının düzenli bir şekilde salgılanması, bunun için de akşamın belli saatlerinin uykuda geçirilmesi en önemli faktördür.

    Büyüme hormonu özellikle 0-5 yaş arası dönemde çok önemlidir. Bu hormonun yetersiz salgılanması durumunda çocuklarda daha yavaş bir büyüme görülür. Bebeklik ve çocukluk döneminde uyku, uykuya yaklaşma (çevre ile iletişimin kesildiği), rüyasız uyku (non Rem-asıl dinlenme ve rahatlamanın olduğu) ve rüyalı uyku (Rem) olarak üç evreden oluşur.

    Büyüme hormonu ise dinlenme ve fiziksel yorgunluğun giderildiği rahatlamanın olduğu dönemde salınmaya başlar. Yapılan çalışmalar büyüme hormonunun saat 22:00- 02:00 saatleri arasında daha fazla salgılandığını ortaya koymuştur.Buradan hareketle 0-5 yaşta çocukların yatma saatlerinin 20:00 civarında olması uygun olacaktır.

    Sevgili anneler, bu sebeple büyume ve gelişmenin daha hızlı olması için çocuklarımızı erken yatırmalıyız. Bununla birlikte büyüme hormonları, vücut hareketsizken, enerji harcamadığı zamanlarda daha düzgün bir ritimle salgılanır. Yorgunluk ve uykusuzluk büyüme hormonu salınımını azaltarak çocuklarda büyümeyi olumsuz etkiler ve hatta büyümenin durmasına bile sebep olabilir.

    Büyüme hormonları 22:00 ile 02:00 saatleri arasında daha çok salgılandığı için, çocuğun bu hormonlardan daha fazla yararlanabilmesi için erken yatma alışkanlığını kazanması büyük önem taşımaktadır.

    Sevgili anneler, günümüzde hepimizi çok sıklıkla rahatsız eden konulardan birisi de çocuklarımızın geç yatmasıdır. Çoğumuz bir araya geldiğimizde birbirimize veya çocuk hekimimize, çocuğumuzun uyumak bilmediğinden yakınırız.

    Çocukların çevreye, televizyona, oyuna ilgilerinin arttığı dönemler ve yanlış beslenme alışkanlıkları veya yöresel, ailesel ve sosyal bazı etkenler nedeniyle geç yatmaya eğilimli olmaları da, bu dönemlerde büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler oluşmasına neden olmaktadır.

    Uyku sırasında büyüme hormonu yanında salgılanan diğer bir hormon ise melatonin hormonudur. Melatonin hormonu sağlıklı şekilde salgılandığında, uykunun düzeni ve kalitesi üzerindeki etkisiyle de; büyüme hormonu salınımı ile birlikte gerçekleşen çocuğun büyümesi üzerine olan olumlu etkisini artırmaktadır.

    Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu ve melatonin hava karardıktan sonra üretilmeye başlanır. Melatonin günlük ve mevsimlik ışık değişimlerine göre uyku – uyanıklık ritmini ayarlayan bir hormondur. Geceleri bu hormonun artmasıyla uyuma isteği ortaya çıkar. Sabaha karşı hormon salgısının durması, uykunun hafiflemesine neden olur.

    Gece onarım ve iyileşme açısından en mükemmel zamandır; gece uykusu bu sebeple çok önemlidir. Büyüme hormonunun çocuğun büyüme ve gelişmesinde, bütün doku ve organlar üzerinden etkili olur. Ayrıca bağışıklık sistemini de destekler.

    Büyüme hormonu salınımındaki bozukluk nedeniyle zamanla iştah da olumsuz etkilenir, çocukta huzursuzluk, endişe ve istenmeyen davranış biçimleri gelişir. Bağışıklığı da etkilenen çocuklar daha sık hastalanmaya başlarlar. Unutmayınız ki sevgili anneler, uyku beynin en önemli gıdasıdır. Büyüme yanında zihinsel performans üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.

    Çocuklarınızı her gün aynı saatte yatırınız. Böylece, uyku vaktine alışmış olurlar. Çocuklarımızın erken yatmasının sağlanmasında siz sevgili annelere ve babalara büyük görevler düşmektedir. Her çocuğun bir biyoritmik saati vardır. Yani, her çocuğun kilosuna, günlük aktivitelerine, harcadığı enerjiye ve alışkanlıklarına göre uykusunun gelme saati değişiktir.

    Çocuklarımızın uyku saatinde sizlerinde bugüne kadar izlediğiniz tutumların büyük önemi vardır. Bu nedenle çocuklar uyku saatleriyle ilgili mutlaka disipline edilmelidir. Bu, çocuğun hem bedensel, hem ruhsal sağlığı, hem de sistemli bir yaşama alışması açısından önemlidir. Biz aileler tarafından yapılan basit hatalar ve birtakım davranış ve kuralları günlük hayatta faliyete geçiremememiz çocukların büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

  • İştahsız çocuklar

    Her canlı dünyaya beslenme içgüdüsüyle gelir. Bebeklerdeki emme refleksi bunun en önemli göstergesidir. İştah besinlerin zevkle ve arzu edilerek yenmesidir. Çocuğun enerji ihtiyacına göre düzenlenir. İştahsızlık ise beslenmeye karşı isteksizlik durumudur. Bu nedenle çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi bozulur. İştahsız çocukta temel sorun, büyüme ve gelişme için gerekli besinlerin yeterince alınamaması ve buna bağlı olarak büyüme ve gelişmenin geri kalmasıdır. Çocuğun yeme isteği büyüme hızına ve kişisel durumuna göre belli dönemlerde değişir. Özellikle 1-2 yaş arası, iştahın en düşük seviyede olduğu dönemi oluşturur. Bu dönemde özellikle yemek seçme ve yemeği reddetme davranışları sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Çocukluk yaş grubunda iştahsızlık, anne-baba tarafından en çok dile getirilen ve doktorların en sık karşılaştığı durumlardandır. Tüm çocukların %25-40’ında, büyüme geriliği olanların %80’inde, iştahsızlık yakınması vardır. Ancak iştahsızlık yakınmasıyla getirilen çocukların çok az bir kısmında büyüme geriliği mevcuttur. İştahsızlık durumunu, belli besin maddelerine karşı duyulan isteksizlik, seçicilik ve duyarlılıktan ayırmak gerekir. İştahsızlık Nedenleri Nelerdir? İştahsızlık nedenleri fiziksel ve duygusal olarak ikiye ayrılabilir. Fiziksel nedenler arasında emme-yutma refleksinin zayıf oluşu, gıdanın boğazın arka kısmına dokunmasıyla öğürme refleksinin oluşması gibi kişisel hassasiyetler olabilir. Bu bebeklerde anneler katı gıdalara geç başlar ve ileri yaşlarda besin alımı zorlaşabilir.Yine enfeksiyonlar, kronik hastalıklar, gıda allerjileri, diş çıkarma dönemleri çocukta iştahsızlık nedeni olabilir. Düşük doğum ağırlıklı ve gebelikte sigara içen anne bebeklerinin daha iştahsız olduğu gösterilmiştir. Ayrıca beslenme yetersizliğine ikincil olarak gelişen demir, çinko gibi mineral eksiklikleri iştahsızlığı pekiştirerek bir kısırdöngü oluşumuna neden olur. Duygusal nedenler arasında ise çocukta endişe, kıskançlık veya annenin aşırı mükemmeliyetçiliği, çocuğu daha iyi besleme kaygısı nedeniyle, anne-çocuk arasında oluşan çatışma sayılabilir. Çocuğun besinleri gerçekten yememesinin yanısıra, aileyi tatmin edecek kadar yememesi de çocuğun iştahsız olarak algılanmasına neden olabilir. Çocuğunuz sizi mutlu edecek kadar yemek yemeyebilir ancak tükettikleri ile normal büyümesi devam ediyorsa altta yatan bir sorun olma olasılığı zayıftır. İştahsız çocuğu olanlara öneriler: Her çocuğun kendine göre bir gelişim hızı vardır. Ve bu kapasite büyük oranda genetik olarak belirlenir. Çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamamalıyız.

    Yemek yemesi için çocuğu zorlanmamalı, yemek yerken yemekle ilgili uyarı yapılmamalıdır.

    1 yaşından itibaren eline kaşık vererek aile sofrasına oturması sağlanmalıdır.

    Sunulan gıdanın şekli, kokusu, lezzeti ve sunum şekli güzel olmalı; sağlıklı olsun diye lezzetsiz ve kötü görünen gıdalar yedirilmeye çalışılmamalıdır.

    Hazırlıklar tamamlanınca 15 dakika içinde beslenme başlanmalı; beslenme süresi 30-35 dakikayı geçmemelidir.

    Tabağa bitirebileceği miktarda (örneğin yumruğu kadar) yemek konmalı, böylece çocuğun bitirme hazzını yaşaması sağlanmalıdır.

    Yenmeyen besinler göz önünden kaldırılmalıdır.

    Aralarda aburcubur, meyve suyu, süt vb tüketilmesine izin verilmemelidir.

    Çocuğun damak tadı ve tercihlerine saygı duyulmalı, aynı gruptan bir gıdayı alıyorsa diğerleri için zorlanmamalıdır.

    Başka çocuklarla birlikte beslenme kolaylık sağlayabilir.

    Tüm bunlara rağmen hala iştahsız olan bir çocukta ilk yapılması gereken fiziksel bir sorun olup olmadığının belirlenmesidir. Bu amaçla doktorunuzun çocuğunuzu değerlendirmesi gerekir. Tüm yaşlarda çocuğun beslenme durumu, boy ve kilosunun standart büyüme eğrilerindeki yerinin saptanması ve yıllık büyüme hızının takibi ile değerlendirilir. Değerlendirme sonucunda doktorunuz bazı tetkikler isteyebilir. Tedavi nasıldır? İştah şurubu var mıdır? İştahsız çocukta öncelikle çocuğun gerçekten iştahsız olup olmadığı ve büyüme durumu değerlendirilmeli, iştahsız ise, varsa altta yatan nedenin saptanması ve tedavisi gereklidir. Herhangi bir problem saptanmazsa zorlamadan beslenmenin teşvik edilmesi ve büyüme gelişmenin dikkatle takip edilmesi gerekir. İştah açıcı ilaç ve vitaminlerin tedavide yeri yoktur. Ancak saptanmış herhangi bir vitamin ya da mineral eksikliği mevcutsa yerine konması gerekir.

  • Çocuklarda büyüme izlemi neden önemlidir?

    Büyüme vücut hacminin ve küytlesinin artışıdır ve çocukluk döneminin kendine özgü niteliklerinden birisidir. Anne karnından başlayıp ergenlik çağının bitimine kadar sürer. Beslenme ,geçirilen hastalıklar, ailenin ekonomik ve psikososyal koşullarından etkilenebilir. Çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminin ve sağlığının önemli bir göstergesidir.

    Sağlam çocuk izlemlerinde yatık büyüme eğrisi (yatık büyüme eğrisi duraklama işaretidir.) Büyüme geriliğinin en erken bulgularındandır. Büyümedeki bu duraklama aile hatta doktor tarafından sık aralıklarla kontrol edilmiyorsa farkedilmeyebilir. Bu açıdan yaşamın ilk aylarında sık yapılan sağlam çocuk takibi ve büyüme takibi önemlidir.

    Büyümede duraklamanın farkedilmesi buna neden olabilecek birçok hastalık ya da psikososyal durumun tayini açısından da önem taşır. İyi bir öykü,fizik muayene ve gerekiyorsa laboratuar iincelemelerle erken tanı ve tedavi olanağı sağlayarak olacak gelişim geriliklerinin önüne geçilebilir.

    Büyüme geriliğinin çeşitli gastrointestinal (yani sindirim sistemi), enfeksiyonlar, renal(böbrek kaynaklı), kardiyak, endokrin,nörolojik, kalıtsal ve metabolik birçok nedeni vardır.

  • Kortizon kullanımı yan etkileri; astım bronşit

    Astım Bronşitte; İnhaler steroidlerin sistemik etkilerini değerlendiren çalışmaların çoğunluğu 5 yaşından büyük çocuklarda yapılmıştır. İnhaler steroidlerin astımlı çocuklarda büyüme üzerine etkilerini değerlendirirken bazı özellikler gözönünde tutulmalıdır. Örneğin, astımlı çocukların çoğunda ilk dekadın sonunda büyüme hızında azalma görülmektedir . Büyüme hızındaki bu azalma ergenliğin ortalarına kadar devam etmekte ve ergenliğin başlamasındaki gecikmeyle ilişkili görülmektedir.

    Ergenlik öncesi büyüme hızındaki azalma büyüme geriliğini taklit eder. Ancak, pubertedeki gecikme iskelet gelişimiyle uyumlu olduğu için çocuğun kemik yaşı boyuyla uyumlu olmaktadır. Sonunda erişkin boyu azalmamakta, ancak normalden daha geç bu boya ulaşılmaktadır. Astımı kontrol etmek için günde 400 mcg inhaler budesonid kullanımının boy üzerindeki etkisi düşük sosyoekonomik durumdan daha azdır . Ayrıca kontrol altında olmayan astımın büyümeyi olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır. Günlük olarak 100-200 mcg inhaler steroidle büyüme üzerine olumsuz etki bildirilmemiştir. Büyüme geriliği doza bağımlı olup, çeşitli inhalerler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Adolesanlara göre 4-10 yaş grubu çocuklar büyüme geriliğine daha yatkın olup, tedavinin birinci yılındaki etkiler genellikle geçicidir. İnhaler steroidlerin çocuklar üzerindeki potansiyel yan etkileri osteoporoz ve kırıklar olarak tarif edilir. Uzun dönem çalışmalarında inhaler steroid tedavisinin kemik dansitesine genel olarak olumsuz etkisi bulunmamıştır ve kırık riskini arttırdığı gösterilememiştir. İnhaler steroid kullanımı çocuklarda obeziteye neden olmaz. Inhaler steroid kullanımı çocuklarda katarakt gelişimine neden olmamaktadır .

    Santral sinir sistemi etkileri: İnhaler steroid kullanımında hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu görülmüş olmakla beraber, geniş hasta gruplarında yapılan iki uzun dönem çalışmada böyle bir etki gözlenmemiştir . Nadir görülen bir problem olan kandidiyazisi aracı tüp kullanımı ,oral kandidiyazisi azaltır . Bu yan etki daha çok birlikte antibiyotik kullanımı, yüksek doz veya aracı tüp olmaksızın inhaler steroid kullanımı ile iliş- kilidir. Korunmada ağız çalkalamak faydalıdır . Budesonid tedavisi sırasında seste kalınlaşma veya değişiklik görülme sıklığı plaseboyla aynıdır . Diş sağlığı: İnhaler steroid tedavisi diş çürüğüne neden olmaz.