Etiket: Bunu

  • SEZGİLERİNİZİ NASIL GELİŞTİREBİLİRSİNİZ?

    SEZGİLERİNİZİ NASIL GELİŞTİREBİLİRSİNİZ?

    Önce şunu bilmelisiniz herhangi bir konuda sezginizi geliştirmek istiyorsanız bu konuda az da olsa bir sezginizin olması gerekir. Daha sonra uzun uzadıya çalışmalara gerek yok sade dikkatinizi düzenli olarak geliştirmek istediğiniz sezgilere yönlendirmelisiniz.

    Mesela saatin kaç olduğunu saate bakmadan tahmin edin. Bunu günde birkaç defa yapın. Bir süre sonra dakika farkıyla doğru tahminlerde bulunacak daha sonra da dakikası dakikası tahminleriniz doğru çıkacaktır. İyi de bu benim ne işime yarar demeyin. Bunu bir oyun gibi görün yaptığınız bu pratikler arzu ettiğiniz alanda gelişim gösterebilmenizin ön alıştırmaları olarak kabul edin.

    Bunun gibi çalan kapı veya telefon zilinden kimin geldiğini. Sizi arayan kişinin maksadını tahmin etmeye çalışın.

    Samimi olabileceğiniz insanların eline bakarak onunla ilgili tahminlerde bulunun. Zamanla isabet oranınız artacak tabi bu durumda size elinin kirini göstermek isteyenlerin sıraya girmesine neden olabilecektir!

    Sorunların Çözümünde Önsezilerimiz

    Sezgiler bilinçli halimizle çalışmaz. Yani mantık ilişkileri kurup çözüm aramayla ilgisi yoktur. Mesela önemli bir kararı vermeden önce gerekli bütün verileri toplar. Olabilecek mantıklı çıkarımları yapar ancak karar vermeden önce (mesela yatmadan önce, uykuya dalmadan önce önsezilerinizi harekete geçirecek bir konsantrasyonla yatışa geçersiniz) Burada rüya görme olasılığınız var ancak hiç rüya görmeden veya bunları hatırlamadan ertesi gün duygularınızın tepkilerine kulak vermeniz gerekir.

    Sürekli rahatsız edici sorular sorarak, kendinizi zorlayarak ya da canınızı sıkan durumu düşünerek sorunları çözemez. Hatta yaşadığınız gerilimi arttırarak çöküntü duygularına sürüklenebilirsiniz.

    Kendinizi Zorlamayın

    Biliyorsunuz insan zihni hiçbir şey düşünmeden duramaz. Ancak sizi sürükleyen düşünceler de her zaman işinize yaramaz. Bilinçaltı güçlerini harekete geçirmek için bu düşünceyi belirli bir odakla oyalamanız gerekir. Bunu yapabileceğiniz güzel bir alıştırma Mum ışığıdır.

    Bir süre (gece veya gündüz mum ışığına bakarak dikkatinizi nefesiniz üzerine yoğunlaşın. Bir şeyi düşünmek veya düşünmemek için zorlamayın. Zaman zaman dalacak ve zihniniz gezinmeye başlayacaktır. Sonra asıl odaklandığınız sorunun cevabı ile ilgili çağrışımlar gelecektir. Bu çağrışımlar bazen bombardıman gibi gelebilir ve hızla unutulabilir. Bu nedenle yanınızda kağıt kalem bulundurmayı ihmal etmeyin.

    Bir çok kişi başına gelen bir olumsuzlukla ilgili şöyle hayıflanır. “Bunların başıma geleceğini sezmiştim, işte aklıma gelen başıma geldi..” Bu durumdan niye yakınırlar bilmem. Keşke hep bu sezgilerimiz böyle imdadımıza yetişse. Başımızdan önce sezgi sensörlerimize gelse. Yok yok biz önce sezeceğiz bununla yetinmeyip sezgilerimizin başımıza gelmesini bekleyip ne kadar önsezili biri olduğumuzu ispatlayıp övüneceğiz!

    Sezgilerinizden Korkmayın

    Sezgilerimiz bize hazır olmadığımız şeyleri hissettirdiğinde endişelerimiz de devreye girebilir. Sezgilerimiz bir haberci, müjde veya hediye olabilir. Sezgilerinizle dost olabilirseniz ondan daha çok yararlanabilirsiniz. Kontrol edemediğiniz ve olacaklarla ilgili gördüğünüz şeyler sizi çok fazla meşgul ediyorsa. Bilinçaltınızın ayarlarında bir düzenleme yapılabilir. Bunun için bazen tek bir seans yeterlidir.

     

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Eşyalarını Toplamayı Öğretemiyor musunuz ?

    Eşyalarını Toplamayı Öğretemiyor musunuz ?

    Olumlu bir yaklaşımla en dağınık çocuklara bile düzenli olmanın önemi öğretilebilir, temiz ve tertipli olma alışkanlığı kazandırılabilir… Okul öncesi yaştaki çocuğunuzun eşyalarını, oyuncaklarını toplamamasından, giysilerini rastgele yerlerde bırakmasından, odasının aşırı dağınık olmasından mı şikâyetçisiniz? Eşyalarını toplamasını istediğinizde öfkeleniyor, sizi duymazdan geliyor veya konuyu değiştirmeye mi çalışıyor?

    YAPMAMANIZ GEREKENLER:

    Sürekli olumsuz konuşma, söylenme ve tehditkar konuşmak çocuklara olumlu davranışları öğretme konusunda yararlı olmaz. Çocuğunuza derli toplu olmayı öğretmek istiyorsanız, bunları yapmamaya özen göstermelisiniz..

    • Sürekli söylenmeyin: Söylenme başladığında dinleme biter! Bunun yerine çocuğunuza bir seferde çıkarabileceği oyuncaklarının sayısının bir sınırı olduğunu yumuşakça belirtin. Bu sınıra ulaştığında bazılarını kaldırma zamanının geldiğini hatırlatın. Hatta toparlama işinin onu çok fazla meşgul etmemesi için yardım teklifinde bulunun. Ancak işin çoğunu onun yapmasına dikkat edin.
    • Negatif ifadeler kullanmayın: “Ne kadar tembelsin”, “ne dağınık bir çocuksun” gibi olumsuz ifadeler kullanmayın. Bu tür sözler çocuklar için incitici olabilir ve kendisiyle ilgili olumsuz duygular beslemesine neden olabilir. Bunun yerine, çok oyuncağın olmasının heyecan verici olduğunu anladığınızı ancak bunlarla oynamaya devam edebilmesi için bir kısmını kaldırmasının gerekli olduğunu anlatın.
    • Oyuncakları atmakla tehdit etmeyin: Toplamadığı oyuncakları atacağınız tehdidini savurmayın.

    Böyle bir tehditte bulunmanız halinde ya bunu gerçekten uygulamanız gerekir ya da disiplin konusunda inandırıcılığınızı yitirirsiniz. Bunun yerine bir “oyuncak mola kutusu” oluşturabilirsiniz. Kendisine hatırlattığınız halde toplamadığı oyuncakları bu “mola kutusuna” koyabilir ve önceden belirlemiş olduğunuz süre bitmeden bu oyuncakları almasına izin vermeyebilirsiniz.

    YAPMANIZ GEREKENLER:

    Olumlu pekiştirme her zaman söylenme ve tehditlerden çok daha yararlı olur. Küçük çocuğunuzun toplama konusunda gönüllü olmasını sağlayabilecek bazı ipuçları:

    • Toplamayı oyun haline getirin: Saati kurun ve çocuğunuzdan sürenin sonunda odasını toplamayı bitirmesini isteyin. Süre bitmeden toplarsa, kazanır! Teşvik edici olması için örneğin özel bir film izlemek, uykudan önce fazladan iki masal daha okumak gibi bir ödül de belirleyebilirsiniz.
    • İşi kolaylaştırın: Örneğin bir seferde çıkarabileceği oyuncak sayısını sınırlayarak, odasına onun erişebileceği yükseklikte raflar ve açıp kapaması kolay oyuncak kutuları koyarak çocuğunuzun eşyalarını toparlamasını kolaylaştırın.
    • Çocuğunuzu evin toparlanmasına dahil edin: Masayı toplamak, bulaşık makinesini boşaltmaya yardım etmek gibi görevler vererek, çocuğunuzun evinizin rutin toparlama işlerine dahil olmasını sağlayın.
    • Zaman verin: Eşyalarını toplamasını 15 dakika önceden hatırlatmak çocuğun kendini buna hazırlamasına yardımcı olur.
    • Belirli ve net konuşun: Çocuğunuza odasını toplamasını söylemek yerine, tam olarak neyi yapmasını istediğinizi söyleyin: Yerdeki giysileri topla, kitapları rafa koy, oyuncakları kutuya koy, gibi…
    • Çocuğunuzun derli toplu olmasını takdir edin: Eşyalarını topladığında, özellikle de bunu kendisine hatırlatılmadan yaptığında çocuğunuzu takdir edin.
  • SİGARA HİPNOZLA NASIL BIRAKILABİLİR?

    SİGARA HİPNOZLA NASIL BIRAKILABİLİR?

    Sigara içen kişiler hayatlarında en az bir kez bırakmayı düşünmüşlerdir. Bir kısmı en az bir kez bırakmaya teşebbüs etmiş ve bir kısmı da bırakmış ve bir süre sonra tekrar başlamıştır. Bir sigara tiryakisi en büyük yalanı kendisine söyler. “İstediğim zaman bırakabilirim ama istemiyorum”, “Sigara içmeyi seviyorum bırakmak istemiyorum”, Bağımlı olan insanlar bağımlılıklarının yarattığı tutkudan dolayı bunun bir aldatmaca olduğu ve bırakma isteklerini harekete geçirecek güçlerinin olmadığını bilmez. Fark ettiğinde ise pek çok zararı vücudu tahrip etmiş ve bunun hasarlarını daha öteye taşımayı göze alamadığı için gönülsüz zoraki bırakmak durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. Sigara bırakma merkezlerinde uygulanan yöntemler arasında; Akupunktur, ilaç, tiksindirici toz, bantlar, biorezonans, hipnoz, seminer vb yöntemler arasında hepsinin de kendine göre bağımlıya bir katkısı vardır. Bu yöntemlerin hiç biri kişinin niyeti samimi olmaması halinde %100 etkili olmaz. Ancak bu yöntemler bırakma hedefinde olan tiryakinin bu amacını gerçekleştirmesinde yardımcı olur.

    Sigarayı Bırakmada Hipnoz’un Etkisi Nedir?

    Kendi başına sigarayı bırakmaya çalışanlar %25 oranında muvaffak olurken. Yardımcı araçlardan veya terapi yöntemlerinden yararlananlar %66’ya kadar çıkmıştır. Bu yöntemler arasında sigarayı bırakmada en etkili yöntemin hipnoz olduğunu söyleyebiliriz. Kişinin sigara ile tatmin olma arzusunu kesintiye uğratıp bedensel ve duygusal arzuyu sigara dışında bir kaynaktan yararlanmasını sağlayarak bağımlılığın yarattığı direnç 3 gün içinde kırılır ve daha sonra kişinin kendi iradesini çok daha kolay uygulayabileceği yönergeler verilir. Bu çalışma hazırlık süreci ve bağımlılık derecesine göre 2 ila 4 seans sürebilmektedir.

    Hipnozla sigarayı bırakmada başka hangi araçlardan yararlanılır?

    Bilincin ve bilinçaltının hazırlanması en önemli süreçtir. Yani kişi hazır olduğunda bu fırsatı tamamen bırakarak değerlendirebilir. Bunu yanında metabolizmada ve duygular üzerindeki değişimler konusunda kişi bilinçlendirilir ve zihinsel ve duygusal arınma sürecine katkı sağlayan telkin ve ses frekanslarından yararlanılır. Ayrıca sigaranın tahrip ettiği organların hızla iyileşmesi için bitkisel kürler ve beslenme önerileri verilir. Ağır tiryakiler için sigarayı bırakmak hayatında olumlu bir devrimi de başlattığı için bu kişilere bırakma sonrası da psikolojik destek verilmesi gerekebilir.

    Sigarayı Bırakmada Hipnoz’un Herkese Yararı Var Mıdır?

    Bir hastaya önerilen ilacın ne kadar etkili olduğu hasta o ilaca başladıktan sonra belli olur. Bazıları hipnoz’a karşı dirençlidir ancak bu kişi sigarayı bırakamaz diye bir sonuç çıkarılmamalı. Telkinlerin etkisi yetersiz kaldığı durumlarda diğer disiplinlerden daha çok yararlanılabilir. Bunların başında ilaç tedavisi ve biyorezonans gelir. Bunun yanında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin Göğüs hastalıkları bölümlerine bağlı çalışan pek çok sigarayı bırakma merkezi vardır. Hükümet politikası da bunu önemseği için ayrıca telefonla danışmanlık hizmeti veren ALO 171’i kurmuştur.   

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Hayat – ölüm – volvox – empati

    Babamızın bolca yediği portakallardan annemizin rahminde şekilleniyoruz. Bunu biraz da kişisel BİG-BANG’ımız gibi görün…

    Kuantum kuramının şekillenmesi sırasında en ciddi sorunlardan biri bu patlama öncesinin ZAMAN kavramı idi… Benzer şekilde insanın özel Big Bang’inde de zaman konusu önem taşımaktadır.

    Anne karnındaki çocukta zaman kavramı yoktur. Zira dış dünyanın tüm uyaranları ve onlara verilecek zorunlu cevaplar çocuk ve anne arasındaki damarsal bağlarla yapılır. Geride amniyorik bir sıvı vardır o kadar…

    Çocuk beslenme, soluma ve benzeri tüm gereksinimleri bu şekilde edinir. Zamanın dolmuş olduğunu düşünebileceğimiz bu hal aslında nörofizyolojik yapısı gereği bize bir çok soğaltım / tedavi yolu açabilir.

    Zor, sıkıntılı, fiziki saldırı aldığımız ya da psikolojik çöküş yaşadığımız çoğu durumda fetüs pozisyonu alırız. Bunun anlamı amniyotik sıvı içine yine girip geçmişin tüm pislik / kötülükleri ve geleceğin belirsizliklerinden kendimizi annemizin biz istemeden, talep etmeden tüm isteklerimizi karşıladığı zamansızlığa sığınmamız olabilir mi?

    NASA’nın uzay mekiklerindeki çalışmalarda sıfır elektromanyetik alan etkisi ile astronotların EEG’lerinde alfa ritminin tamamen düştüğü saptanmış. LSD gibi halisülasyonlar da benzer etki yaratmaktadır. Şizofren hastalarda zaman algısının bozukluğu uzun zamandır biliniyor.

    Bu nedenle bu tür psikolojik hastalıklar da KATATONİ (Donma) denen zaman /uzay boyutunda hareketsiz kalma bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilinir.

    Holistik Nöroterapi çalışmalarımızda Andilasyon sistemi ve AVE (Avdio visual entraintment) sistemini birlikte kullanmamız biraz da bununla bağlantılı… Ancak sistemin elektromanyetik tüm uyaranların elemine edildiği bir özel odada yapılması halinde sonuçların daha pozitif olabileceğini düşünüyoruz.

    Bu arada siz okurlarımızdan Volvox hakkındaki yazımızı okumanızı rica edeceğiz.

    Volvox’un doğuşu ölümün doğuşudur. Volvox’da aslında tek bir hücrenin ölümsüzlük potansiyelini taşıyan hücre, bütün için bir çok özelliğinden feragat etmiştir. Beslenme, bölünme, gibi… Ancak oluşan bütün artık evrimsel açıdan çok daha güçlü hale gelmiştir.

    Bunu şununla karşılaştırınız; tünün geleceği için kendimi feda eden bir işçi karınca… Darwin’in evrim ilkelerine tam uyum… “kendi olmamak” , bütünün bir parçası olmak… Pek de hoş gelmiyor değil mi? Bunu bir çeşit intihar olarak düşünebiliriz. Ama bu kez de yine Darwin ilkelerine bir ters düşüş söz konusudur. Tüm canlılar esas itibari ile dış dünyayı bir düşman olarak kabul edip kendini korumaya meyillidir.

    Bu iki uçlu olayı 2 farklı yorumla inceleyelim;

    İntihar eğilimli DEPRESYON hastalarında seratonin (nörotransmitter) düzeyi sıkıntılı… Seratonin’in işlevini bitirdikten sonra sinapslarda kalması depresyonu tetikliyor. Bu işi ise 5_HIAA(5_Hidroksi İndol Asetik Asit) üstlenmiş. Depresyon hastalarında yapılan araştırmada 5_HIAA seviyesi düşük ! (sosyobiyolojik bir açıdan intaharların çözümü bulundu diye düşünmek ciddi bir yanlıştır, bu sadece önemli bir buluştur ve uzun dönemli araştırılmaya muhtaçtır)

    Gelelim 2. yoruma. Voluox’dan yola çıkarsak, insandaki temel ve güçlü eğilimden biri de ilişki kurma, bir türe dahil olmadır.

    Ancak anksiyete, depresyon, paranoya, şizofreni gibi psikotik vakalarda ciddi bir “YALNIZ KALMA” eğilimi gözlenmektedir. Buna içe çökme de denebilirBu durum bize az yukarda bahsettiğimiz fetüsün amniyotik sıvıdaki yalnızlığına ulaşma güdüsünü çağrıştırıyor.

    Kadın spikere, Evlilik Program’ında şunu söylüyor;

    “Beyefendi ile EMPATİ kuramadım, elektriğimiz uyuşmadı!”

    Herkes birbiri ile empati kurma çabasında yani… ancak yukarıda bir şeyden daha bahsettik. Empati kavramı aslında biyolojik korunma sistemine ters! Vücudun tüm savunma mekanizmasına aykırı…

    Sanırız bu konuda en mutlu olanlar otistik çocuklar… Zira otizmin en belirli ayracı empati eksikliği… Bunun sebebinin ise kişinin çevreye tutumunu şekillendiren, dış giderleri alıp, değerlendirme yapacak bölgelere çıktı olarak yollayan AMİGDALA’daki sorunlar olduğu düşünülmekte…

    Empati’de sıfır çıktı yapan otistik çocuk zamanda da sıfır pozisyonundadır, yani aslında rahimden hiç kopmamıştır. Dış dünya ile iletişimin bazen düşünülmesi (sıfırlanma değil!) konusuna bir başka açıdan bakalım. Depresyon ve bipolar bozuklukta elektrofizyolofik bozukluklar epilepsiyi andırır. Ancak nöbetler fizyolojik değil psikolojik şekil alıyor.

    Epilepsi’de zorunlu bir nöbet uyarmaya kalkın, epileptik odağa bir elektrot koyun ; uyarın. Nöbet için gereken elektrik düzeyi giderek düşecektir. O denli ki hasta elektrik uyarısı verilmese bile nöbet geçirmeye başlar.

    O nedenle depresyon ve bipolar bozuklukta psikoterapide kullanılan UYARAN düzeyini düşürme (örneğin ;pastan dolayı tetenoz kapacağını sürekli düşünen, bu nedenle herşeyi yıkayan hastaya seviyeyi düşürmesini istemek çok mantıklı olmayabilir. Tıpkı epilepside olduğu gibi bu hafif stres durumu da uyaran görevi yapabilir.)

    Birey-tür çatışması ile ilgili en ilgi çekici konulardan birisi KOKU duyusudur. Koku salgısı mes….FEROMON denir. Feromonlar türe özgüdür. Cinsel olgunluğa ulaşma, herhangi bir alana el koyma gibi davranışlarda etkilidir.( Saçlı deri, meme, …, anüs, skrotum, penis kökü, vajina çevresi ve koltuk altında androsten hormonları üretilir)

    İnsanda, bunun, bir milyon hava molekülünü fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusunu saptayacak denli tanımayabildiğimiz halde diğer canlılardaki gibi etkili olmaması konusunda yapılan bazı çalışmalarda insanın yerleşik düzene geçmesi sonrası bu durumun bir fazlalık haline gelip (soyun korunması için) silindiği ileri sürülse de bu çok da kabuk etmediğimiz bir teoridir.

    O denli ki Poliosekeli (çocuk felci) , Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında virüslerin beyne koku yolu ile iletildiği konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

    Bir sonraki yazımız ise iletişim ve konuşma bozuklukları(DİSLEKSİ ve diğerleri) üzerine olacaktır.

    Nörofiz Duru Hakan KARABACAK

    Biyolog / 13.08.2019

  • Stres ve akupunktur

    STRESLİ BİR HAYAT

    Bir kış sabahı zorla kalktınız; soğuk, yağmurlu karanlık bir hava yüzünüzü yıkamak için musluğu açtınız sular akmıyor. Canınız sıkılır.

    İşinize gitmek için otobüs durağındasınız binmeniz gereken otobüs geldi ama tıklım tıklım şoför kapıları bile açmadı, binemediniz. Canınız sıkılır.

    Bindiniz; kalabalık itiş kakış, gereksiz temas, gürültü. Canınız sıkılır.

    İşinize vardınız geç veya zamanında, bütün gün kafanızı kaldırmadan çalıştınız, başınızda taktir etmekten ziyade sürekli yaptıklarınızı yetersiz bulan bir amirle. Canınız çok sıkılır.

    İş bitti eve varmak 1,5- 2 saat sabahtan daha kötü kalabalık, itiş kakış, gereksiz temasa, gereksiz koku ve yorgunluk eklendi. Gün tükendi neredeyse. Canınız çok sıkılır.

    Yine de eve vardınız. Sofraya oturdunuz, çocuklar gürültülü, hanım ödenemeyenlerden şikayetci, siz yorgun ve çaresizsiniz. Canınız çok çok sıkılır.

    Kimi bağırıp çağırmaya başlar kızgın, korkulan baba.

    Kimi hiç sesini çıkarmaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Sabah saatin alarmı ile uyandınız. Kocanız kahvaltısını hazır istiyor uyandığında. Hazırlıyorsunuz ama teşekkür yok. Kalkıyor küfür gibi bir suratla kahvaltı edip çıkıyor. Yeniden yattınız. Uyuyamıyorsunuz 3 yıl oldu evleneli her sabah aynı durum yaşanıyor. 38 yaşında bulabildiğiniz kısmetiniz bir yıl süren nişanlılık döneminde her pazar sizi evinizden alıp kahvaltıya pikniğe götürmüştü. Şimdi bir pazarı olduğunu, zaten işte çok yorulduğunu pazar sabahı uyumak ve evde olmak istediğini söylüyor. Haklı”mı” ama 3 yıl tükendi. İşten de çalışmanı istemediği için, bir de evlenen kadın tazminatini alır diyerek ayrıldın. Aldığın tazminat eşyaydı, meşyaydı gitti. Artık iş bulmak ta zor adama muhtaçsın. O da bunu bilerek ve sana bunu hissettirerek yaşamını sürdürüyor.

    Kimi olur olmaza dırdır etmeye başlar; dırdırcı kadın.

    Kimi hiç sesini çıkaramaz, içte birikir.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Parasız yatılı sınavını kazandım. İlköğretim bitti, lise bitiyor. Önümde üniversite bir devlet üniversitesi kazanamazsam ailemin beni özel üniversiteye göndermesi mümkün değil. Çok çalışmalıyım, yoksa kazanamam. Çok çalışmalıyım ama dersane, okul, evdeki sorumluluklarım nasıl olacak. Yeterince bilgiye sahip değilim. Çok giren var, özel okullarda benden daha iyi eğitilmiş öğrenciler. Işim çok zor. Geleceğim ne olacak? Nasıl yaşayacağım? Mesleğim ne olacak? Para kazanıp kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek miyim? Soru, soru, soru. Cevap yok. Bir de babam az çalıştığımı dalga geçtiğimi söylemiyor mu çıldırıyorum. O olsa şöyle yaparmış, o olsa böyle yaparmış. Sanki hiç genç olmamış gibi. Karşı da çıkılmıyor bağırıp çağırmaya başlıyor. Üniversiteyi kazanamazsam işportacı olurmuşum ancak. Başım çatlıyor kaç zamandır. Içim içimi yiyor ne yapacağımı bilemiyorum. Ya kazanamazsam.

    Ve günler birbirinin benzeri sürer gider.

    Bu insan aklının gündelik eziyetidir. İnsan aklı bunun üstesinden gelemez.

    Örnek durumları çoğaltmak mümkündür.

    STRES BİR ÇOK HASTALIĞIN TETİKLEYİCİSİDİR

    İnsan aklının üstesinden gelemediği bu ve benzeri her sürecin sonucu ortaya çıkan hale stresli olmak, bu sürecin barındırdığı her bir olumsuzluğu stres uyaranı olarak adlandırıyoruz.

    İnsan çevresinden beş duyusu ile topladığı tüm uyaranlara beyni ile bir tepki veya cevap oluşturduğu gibi stres uyaranlarının da üstesinden gelmesini sağlayacak düşünceler üretmeye çalışır. Bunu başarabilenler yaşamlarını sağlıklı sürdürme şansı bulabilirler.

    Başaramayanlar ise bir süre sonra bu boğuşmadan yorgun düşerek kronik stres sonucu ortaya çıkan ve organ fonksiyon bozukluğu olarak adlandırılabilecek kabızlık, irritabl bağırsak sendromu (IBS), organik nedeni olmayan reflü özofajit, alerjik nezle, alerjik astım, ürtiker, adet düzensizliği, nedensiz infertilite, nedeni bulunamayan baş, boyun, sırt, bel ağrısı, fibromiyalji, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları ile oluşan şişmanlık veya aşırı zayıflık, kaygı bozuklukları, panic atak, zona, yüz felci, trigeminal nevralji gibi hastalıklarla karşılaşabilirler.

    Bu sorunların ötesinde kişinin kendini sürekli huzursuz, mutsuz, tedirgin, öfkeli, kaygılı hissetmesi olarak tanımlayabileceğimiz sürekli aşırı stresli olma hali de başlıbaşına tedavi gerektiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

    AKUPUNKTUR İLE STRES TEDAVİSİ

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirerek bu fonksiyonel sorunların tedavisini sağlar.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.