Etiket: Bunlar

  • Canlılık cildin içinden gelmeli

    Daha önce birçok defa yazdığım gibi, cildin doğal gerginliği ve canlılığı, kollajen dokuya ve elastin liflerine bağlıdır. Cildi yenilemek, düzgünleştirmek ancak yıpranan kollajeni ve elastin liflerini onarmakla mümkündür. Bu kadar sözünü ettiğimiz bu kollajen ve elastin nedir, bugün size biraz daha ayrıntılı anlatmak istiyorum.

    Kollajen lifleri cilde gücünü ve dolgunluğunu verirler. Bu lifler kat kat veya dalga, birbirine sarılmış kalın bir ağ tabakasına benzerler. İnsan yaşlandıkça derideki kollajen miktarı azalır. Bu nedenle cilt adeta boşalmış gibi görünür.

    Elastin ise cildin esnekliğini sağlar. Örneğin hamilelikte, derinin gerilmesini ve daha sonra eski haline dönmesini sağlayan lifler bunlardır. Elastin liflerin gerilmesi, kollajen liflerinin katlarını açarak onları da gerer. Elastin lifler gevşedikçe, kollajen lifler büzülürler ve yapıları deforme olur.

    Zaman içinde kolajen lifleri bozulur, sertleşir ve düzensiz bir şekilde karmakarışık düğümlere dönüşür. Bu arada elastin lifleri de esnekliklerini kaybederek sertleşirler. Bütün bunların sonucunda, cildin dolgunluğu kaybolur, üst tabakası incelir, neredeyse kemiklere yapışır. İçi boşalan ve desteksiz kalan cildimiz, yerçekiminin etkisinde kalarak sarkmaya başlar. Zamana yenik düşen cildimiz, kırışık, kuru, sertleşmiş, sarkmış mat bir hale dönüşür…

    Bu tahribatın en büyük nedenlerinin; güneş, serbest radikallerin etkisi, ciltte su ve yağ kaybı olduğunu kısaca belirtmeliyim.

    Bu tür bir cildi tekrar nasıl hayata döndürürüz? En önemli mesele bu. Ne kadar erken başlarsak o kadar iyidir. Ama yine de bütün bunların zaman içinde sinsice, yavaşça oluştuğunu ve bir anda düzelemeyeceğini göz önüne almalıyız. Tazelenmek için bize biraz zamana, azimli olmaya ve bir çok farklı uygulamaya ihtiyacımız olabilir. Tabii bütün bunlar hasarın miktarına bağlı olarak değişir.

    Antioksidan alın:
    Her şeyden önce bol bol su içmeye ve serbest radikallerle mücadelede bizi destekleyecek antioksidanları almaya önem vermeliyiz. Cilt için en gerekli antioksidanlar, A-B-C-E Vitaminleri, Lesitin, Omega 3 , çinko, selenyum, bakır ve glukozamin sulfat’tır. Bunları gıdalarla ve tablet şeklinde alarak vücudumuzun ihtiyacını karşılayabiliriz.

    Kremler:
    Kullandığımız kremlerde, A ve C vitaminlerinin bulunması çok yararlıdır. Kısa bir süre öncesine kadar cilde haricen sürülen vitaminlerin yararı olmadığı düşünülüyordu. Son zamanlarda bu görüş değişti. C vitamini ciltteki kollajeni koruyor. A vitaminli kremler ise kollajen oluşumunu destekliyor.

    Tıp ve estetiğin birlikte çalıştığı günümüzde, yıpranan cildi tekrar taze, diri ve genç bir görünümüne kavuşturmak için bir çok yöntem uygulanıyor.

    Cildin derinliklerinde:
    Cildin içindeki kollajen dokusunu arttırmak için günümüzde kullanılan en etkin uygulamalardan biri, size sık sık tavsiye ettiğim, ışıkla gençleştirme (photo rejuvenation) veya Foto IPL olarak bilinen yöntemdir. Bu tedavide kullanılan yoğun ışık direkt olarak cildin alt tabakalarını hedef alır ve kollajen tabakası çoğalmaya başlar…

    Cildin üst tabakası:
    Cildin iç kısmında dolgunluk sağlandıktan sonra sıra cildin üst tabakasındaki ölü, mat görünümü ele almaya gelir. Bunun için faklı yöntemler kullanmak gerekebilir. Cildin üst tabasındaki ölü derinin arındırılması ve yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi için glikolik asitlerle peeling yapılır.. Peeling için en uygun zaman güneş etkisinin daha az olduğu sonbahar ve kış aylarıdır.

    Cilt yenilemede kullanılabilecek diğer bir peeling yöntemi ise mikro dermabrazyon’dur. Bu uygulamada özel bir alet ile cildin ölü deri tabakası hafifçe soyulur. Altından pembe, taze ve yenilenmiş bir cilt çıkar.

    Rötuşlar:
    Cildimiz olabileceği kadar toparlandıktan sonra, hala derin çizgiler kalmışsa; göz kenarlarındaki kaz ayağı ismi verilen çizgilere, alnındaki yatay çizgilere ve kaş arasındaki dikey çizgilere botox enjeksiyonu yapılabilir. Ağız çevresi, çene ve yanaklardaki çökmeler yada derin kırışılıklar ise çeşitli dolgu maddeleri ile düzeltilebilir.

    Hepinize taze pırıl pırıl ciltlerle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

  • Benler ve çeşitleri

    Beğensek de beğenmesek de, herkesin vücudunda veya yüzünde benler bulunur. Bunlar bizi kimi zaman estetik kaygılarla düşündürür, bazıları ise evhamlanmamıza yol açar. Sonuç olarak benler, hepimizi ilgilendirir.

    Bazı benler doğuştandır, bazıları sonradan meydana gelirler. Her ikisinde de soyaçekimin etkisi vardır. Büyümenin devam ettiği 20 yaşına kadar ve özellikle ergenlik çağında, benlerin sayısı artar. Hamilelik ve menapoz dönemlerinde yeni benler ortaya çıkabilir veya mevcut benler büyüyebilir. Çeşitli travmalar, güneş etkileri ve bazı enfeksiyon hastalıklarından sonra da yeni benler oluşabilir. Bunların hepsi olağandır.

    BENLERİ İZLEYİN:
    Sorunlu benlerin tipik özelliği değişmeleridir. Bu nedenle vücudumuzdaki benleri izlemek önemlidir. Aşağıda sıraladığım belirtiler fark edilecek olursa, vakit kaybetmeden bir cilt doktoruna gidilmesi gerekir.

    Dikkat!

    § Büyüme
    § Renk değişmesi
    § Kanama
    § Şeklinde veya hacminde asimetri
    § İltihaplanma
    § His değişikliği; kaşıntı, ağrı, gıdıklanma, iğnelenme v.b.

    Bu değişiklikler aklımıza cilt kanserini getirir. Bunun sorumlusu çoğu zaman GÜNEŞ ETKİLERİ’dir. Benlerin kansere dönüşmesindeki baş etkenler; GÜNEŞ, GÜNEŞ YANIKLARI ve AŞIRI SOLARYUM’dur.

    Benleri aldırmaktan korkmayın
    Doktorlar bu tip benlerin hemen alınmasını önerirler. Ancak halk arasında benlere dokunmanın tehlikeli olduğuna dair bir kuşku vardır. Halbuki tam tersine, tehlike olasılığı varsa, benin alınmasıyla giderilmiş olur.

    Kıllı benler:
    Benlerle ilgili olarak en çok sorulan sorulardan birisi, kıllı benler hakkındadır. Bu kılları cımbızla çekmek veya epilasyon yaptırmak konusu biraz tartışmalıdır. En iyisi ihtiyatlı olup, ben üzerindeki kılları makasla kısaltmaktır. Ancak bu kıllar gözünüzü çok rahatsız ediyorsa, foto veya iğneli epilasyon yapılması mümkündür.
    Yine de bu işlemi bir dermatologdan başkasına yaptırmayın.

    Et benleri:
    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Bu benlerin ortaya çıkışında soyaçekim çok belirleyicidir.

    Et benlerinin zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür.

    Benlerin yeri ve önyargılar:
    Eskiden avuç içinde, topuklarda ve genital bölgelerdeki benlerin, diğerlerine göre daha tehlikeli olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalar insanların %10’unda böyle benler olduğunu belirledi. Böylece bu benler üzerindeki kuşku hafifledi. Buna mukabil, kadınların ayaklarındaki, erkeklerin de sırt bölgesindeki benler daha dikkatle izlenmeye başlandı. Tüm kuşkulara ve genelleme çabalarına rağmen benlerin yeri belirleyici değildir.

    En önemli faktörler; benlerin tipi, dokusu veya değişim göstermesidir. Kimi benler zamanla koyulaşabilir, kabarıklaşabilir, iltihaplanabilir, kabuk bağlayabilir veya kanayabilir. Bütün bunlar tehlikeli olabilir de, olmayabilir de. Yapılacak tek şey, fazla yorum yapmadan, evhamlanmadan, bir cilt doktoruna görünmektir.

    Et benleri

    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Meydana geliş nedenleri konusunda net bir tıbbi bilgi yoktur. Bu benlerin oluşumunda soyaçekim çok belirleyicidir.

    Estetik açıdan hoşa gitmezler fakat zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür. Bir çok hasta et benlerinin giysilere veya takılarına sürtünmesinden şikayet eder. Bu benler bir yere takılıp kopacak olursa paniğe kapılırlar. Oysa korkulacak bir şey yoktur. Ciltte kalan kısmı lazer veya koter ile alınabilir ve geriye hiçbir sorun kalmaz.

  • Obsesif – Kompulsif Bozukluk (Takıntı – Zorlantı Bozukluğu)

    Obsesif – Kompulsif Bozukluk (Takıntı – Zorlantı Bozukluğu)

    Takıntı – Zorlantı Bozukluğu (TZB) kişilerin önemli ölçüde zamanını alan, onlara sıkıntı veren ve bunaltan, olağan günlük işlevselliklerini ve başkalarıyla olan ilişkilerini bozan bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın tıptaki adı obsesif-kompulsif bozukluktur.
    Takıntılar, kişinin kendisini düşünmekten alıkoyamadığı sürekli düşünceler, dürtüler, düşlemler ya da imgelerdir ve kişide kaygı ve bunaltı uyandırırlar. Zorlantılar, takıntıları ortadan kaldırmak ya da bunların doğurduğu kaygı ve bunaltıyı gidermek için yapılan zihinsel eylemler ya da yineleyici davranışlardır. Çoğunlukla bunlar hastalık, ölüm, istenmedik bir durum gibi korkulan bir olaydan “büyüsel” olarak korunma ya da kaçınma amacını taşırlar. 
     
    TZB’ nun çok çeşitli görünümleri varsa da, böyle bir rahatsızlığı olan kişilerin gösterdikleri düşünce ve davranışlar büyük ölçüde birbirine benzer. TZB’nun başlıca türleri şunlardır; 
     
    Yıkanan ve yıkayanlar, kir, pislik, mikrop ya da yabancı maddelerin bulaşabileceği düşüncelerini sürekli düşünmekten uzak duramayan kişilerdir. Bu kişiler, sürekli olarak, söz konusu etkenlerden ötürü zarar görecekleri ya da başkalarına bir biçimde zarar verecekleri korkusu içinde yaşarlar.
     
    Denetleyiciler, gereği gibi yapamadıkları, davranışlarından ötürü, başkalarının başına gelebilecek olası tehlikeli durumlardan kendilerini aşırı derecede ve anlamsız bir biçimde sorumlu tutma eğiliminde olan kişilerdir. Bu kişiler kapıları, pencereleri, elektrikle ya da gazla çalışan ev gereçlerini kapatıp kapatmadıklarını denetleyip durmaktan kendilerini alıkoyamayan, yoksa başlarına kötü bir şey geleceği düşüncesini taşıyan kişilerdir. 
     
    Düzenleyiciler, belirli nesneleri, özel bir biçimde, “tam olarak yerine” koyarak bir düzen tutturmaya zorlandığını duyumsayan kişilerdir. Bu nesnelerin yeri değiştirilirse, bunlara dokunulursa ya da bunlar başka bir düzene sokulursa, bundan ileri derecede rahatsızlık duyarlar.
     
    Salt takıntılı düşünceliler, başkalarına zarar vereceğini düşündükleri istenmedik düşüncelerini, düşlemlerini ve imgelerini savuşturamayan kişilerdir. Bu kişiler, törensel yineleyici davranışları yapmak yerine yineleyici düşüncelere kapılabilirler. Kendilerinde kaygı uyandıran düşüncelere karşı koymak için sayı sayma, Tanrı’ya yakarma, belirli birtakım sözcükleri yineleyip durma gibi zihinsel eylemlere başvurabilirler. 

     Biriktirip saklayanlar, önemsiz birtakım nesneleri toplayan ve bunları atmakta zorluk yaşayan kişilerdir. 
     
    Birçok kişide, yukarıda sayılanlara benzer takıntı belirli bir ölçüde bulunabilir. Kapıyı kitlemiş olup olmadığına ikinci bir kez bakmayan kaç kişi vardır? Bir kişinin okunmuş gazeteleri toplayıp atmaması bir başkasına çok saçma gelebilir. Söz konusu durumun bir rahatsızlık olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin önemli bir ölçü, kişinin düşünce ya da davranışlarının günlük işlevselliğini ne ölçüde bozduğuyla sınırlıdır. Yoksa herkesin kabul edilebilir ölçülerde, kendisini düşünmekten alıkoyamadığı takıntıları ve kendisini yapmaktan alıkoyamadığı davranışları olabilir ve bunlar kişinin günlük işlevselliğini bozmadıkça bir hastalık olarak kabul edilemez. 
     
    Takıntı Zorlantı Bozukluğu en sık görülen dördüncü ruhsal rahatsızlıktır. Bir kişinin yaşamında böyle bir rahatsızlığın ortaya çıkma olasılığı %2.5’ tur. Bu veri, her 40 kişiden birinde böyle bir rahatsızlığın görüldüğü anlamına gelir. Böyle bir rahatsızlık geliştirenlerin % 65’ inde bu rahatsızlık 25 yaşından önce başlar, ancak % 15’ inde 35 yaşından sonra başlar. Kadınlarda biraz daha sık görülür. Ancak erkek çocuklarda, kız çocuklarına göre iki kat daha fazla görülür. 
     
    TZB başlangıcı genellikle yavaş yavaş olur. Bu kişilerin az bir kesiminde birden başladığı görülür. Kişinin iş yaşamında ya da özel yaşamında zorlandığı dönemlerde belirtilerde alevlenmeler görülebilir. İlk kez evden ayrılma, gebelik, çocuk doğurma, gebeliğin sonlanması, kişinin yaşamındaki sorumlulukların artması, sağlık sorunları gibi önemli yaşam olayları, TZB belirtilerinin başlamasına ya da artmasına yol açabilir. 
     
    TZB çok değişik biçimlerde kendini gösterebilirse de en sık görülen belirtileri denetleme zorlantıları ve yıkama ya da temizleme zorlantılarıdır. Diğer belirtileri arasında bakışım (simetri) gereksinmesi, istenmedik cinsel ve / ya da saldırganlık düşünceleri, zorlayıcı sayma, sürekli bir güvence arayışında olma gereksinmesi, törensel davranışlarda bulunma ve biriktiriğ saklama vardır. 
     
    Birtakım kişiler yalnızca takıntı düşüncelidirler. Bu kişilerin takıntıları vardır, ancak zorlantıları yoktur. Bu kişilerin, daha çok, kendi kendilerini kınamalarına yol açan, saldırganlık ya da cinsel eylemlerde bulunmaya yönelik yineleyici düşünceleri olur. Diğer birtakım kişilerde “birincil takıntısal yavaşlık” görülür. Yavaşlık, bu kişilerde görülen başlıca belirtidir. Bu kişilerin yıkanmaları, giyinmeleri ve yemek yemeleri her gün saatler alır. 
     
     TZB’ nda belirtilerin ortaya çıkış örüntüsü çok değişkendir. TZB olan birçok kişinin, yaşamları boyunca tek bir belirtisi olabilirken, başkalarının çoğu kez birden çok takıntı düşüncesi ve zorlantısı olur. Söz gelimi denetleme zorlantıları olan birinin eş zamanlı yıkanma zorlantıları da olabilir. Bunların yanı sıra belirtiler zamanla yer değiştirebilir ve değişkenlik gösterebilir. Söz gelimi, kendini birtakım düşünceleri düşünmekten alıkoyamayan ve daha sonra bunun üstesinden gelen bir gencin, erişkinlik döneminde yıkanma zorlantıları ortaya çıkabilir, daha sonraki yaşlarda da denetleme zorlantıları görülebilir. 
     
    İnsanların % 80’ inden çoğunda istenmedik düşünceler doğar. Ancak bu kişilerin çok önemli bir çoğunluğu, büyük bir rahatsızlık duymadan bu düşünceleriyle yaşayabilir ya da bütün bu düşünceleri kolaylıkla başlarından kovar. Düşünceleri daha kısa sürelidir, daha düşük yoğunluktadır ve daha az sıklıkla ortaya çıkar. Diğer yandan TZB’ nda takıntıların genellikle daha özgül bir başlangıcı vardır. Bunlar daha çok rahatsızlık verir ve bu kişiler, söz konusu düşüncelerini azaltmaya ya da yüksüzleştirmede ileri derecede zorlanırlar. 
     
    Bu kişilerin takıntıları ve zorlantıları yaşamlarının doğal akışını bozar. TZB olan kişiler, çoğu zaman düşüncelerinin ve zorlantılarının aşırı ve anlamsız olduğunu kabul ederler. Ancak bu kişiler genelde takıntıları ve zorlantılarından utanç duyarlar, dolayısıyla bunları gizli tutarlar. Bunları yıllarca saklayabilenler bile vardır. Bu belirtilerin tedavi edilebilir olan klinik bir durum olduğunu bilmeyebilirler. TZB olanlarda sıklıkla depresyon da görülür. Tedaviye başvurduklarında yaklaşık üçte birinde depresyon saptanır. TZB olan kişilerin yaklaşık üçte ikisi yaşamının bir döneminde majör depresyon rahatsızlığı geçirir. 
     
    TZB ‘ nun tedavisinde en etkili olduğu düşünülen tedavi yöntemlerinden birisi Bilişsel-Davranışçı tedavi yöntemidir. Bilişsel-Davranışçı Terapinin “bilişsel” öğesi, TZB’ nda sıklıkla karşılaşılan düşünsel çarpıtmaları değiştirmeye yardımcı olan özgül yöntemlere karşılık gelmektedir. Bilişsel-Davranışçı terapinin “davranışçı” öğesi, TZB’ nda, yapmaya zorlanılan törensel davranışlar gibi eylemleri ortadan kaldırmak için kullanılabilecek özgül yöntemlere karşılık gelmektedir.

  • Psikoz

    Psikoz

    Psikoz gerçeklik algısıyla ilgili bir rahasızlık türüdür. Gerçek olmayan inanışlar, olmayan şeyleri görme ve duyma, gerçek olanla olmayanı ayırt edememe bunlara örnek verilebilir. Bu tarz düşünce bozuklukları olduğunda, kişiler onlara çok sıkı bir şekilde bağlanırlar ve düşünce bozukluklarının aksi kanıtlanırsa bile inanmazlar, fikirlerini değiştirmezler. Bu tarz düşüncelere sanrı denir. Bu sanrılar genelikle aynı kültürdeki insanlarla kıyaslanır. Bu çok önemlidir çünkü bir kültüre göre alışılmadık olan bir şey diğer kültere fazlasıyla normal gelebilir. Bunları ayırt edebilmek için birkaç referans türü vardır

    İlk tür “referans(alınma) sanrısıdır”. Bu sanrı belirtileri kişinin gerçekleşen her olayın bir sebebi olduğuna inanması ve kendisiyle bağdaştırması denebilir. Örneğin kişide, insanların onun hakkında konuştuğu, sürekli dedikodusunu yaptığı, gazete haberlerinin kendisinden söz ettiği şeklinde inançlar gelişebilir. Çevresinde gördüğü her olayı bir ipucu, kendisiyle ya da üzerine takıldığı konuyla ilişkili bir gizli mesaj olarak değerlendirir, gizli anlamlar arar.

    İkinci sanrı türü ise “grandiyoz sanrı” türüdür.Büyüklük hezeyanı olarak da bilinir. Kişinin; kendisinin çok güçlü, çok bilgili, yetenekli olduğuna inanma hezeyanı. İki çeşidi vardır.

    Grandiyöz yetenek hezeyanı: özel bir takım güçleri ya da yeteneklerinin olduğuna inanma.

    Grandiyoz kimlik hezeyanı ise kendini çok ünlü ve tanınan biri olduğuna inanmadır.

    Üçüncü çeşit ise paranoya sanrı türüdür. Bu sanrı türüne sahip insanlar sürekli paranoylar şüphelerle ilgilidir. Hastalar bir takım insan tarafından zarar gördüklerine veya izlendiklerine inanırlar. Örneğin evin önündeki bir arabanın kendisini takip ettiğini ve tehlikede olduğunu düşünürler.

    Diğer bir sanrı türü kontrol sanrısıdır. Kişi, başka bir kişi veya canlının insanların duygu ve düşüncelerini kontrol ettiğine inanır. Örneğin uzaylıların dünyayı kontrol ettiğini düşünürler.

    Son olarak erotomonik sanrılar: kişi başkalarının ona aşık olduğunu düşünür. Bu kişiler genelde üst seviye zengin ya da ünlü insanlardır.

    Psikoz teşhisi konmuş insanlar halüsinasyonlar da görebilir. Bunlar sadece görsel değil işitsel de olabilir. En fazla karşılaşılan tür ise işitsel halüsinasyonlardır. Görsel halüsinasyonlarda ani ışık çakması veya olmayan insanları görme gibi olabilir.

    Psikoz hastalarında bir diğer belirti türü ise davranış ve düşünme bozukluklarıdır. Bunlar kolay bir biçimde gözlemlenebilir. Düşünme bozukluklarını gözlemlemek, davranış bozukluklarına göre biraz daha zordur. Belirtileri ise; kişi konuşurken çok bilgi vermez, konuşurken devamlılığı olmaz veya çok fazla konuşur. Cevap verirken konudan çok sapar, sorulan soruya cevap veremeyebilir. Aniden susma gibi belirtileri de vardır. Bazı durumlarda sözcükler anlam aramaksızın bir araya getirilir. Örneğin, “eşşek adam”, “hızlı ev” gibi cümleler söyleyebilirler. Bu tür hastaların, ilk yanıta takılma gibi takıntıları vardır .

    Psikozun Epidemiyolojisi

    Psikozun görülme sıklığı tüm dünyada aynı sayılır, kültüre ya da topluma göre değişim göstermez. İnsidansı 0.35’tir. Yaşam boyu hastalanma riski %0.40-2.70 arasında değişmektedir. Genelde ergenlik döneminin bitişinde ya da yetişlinlik döneminin başlangıcında başlar. Erkeklerde kadınlardan daha erken yaşlarda görülmektedir.

    Psikozun Etiyolojisi

    Kişide psikozu tetikleyen, altta yatan sebeplerde olabilir. Bunlar şizofreni benzeri gibi psikiyatrik durumlar veya tıbbı durumlar olabilir. Alkol kullanımı ve (LSD) içeren maddeler, bazı ilaçlarda psikotik belirtilere yol açabilir. Bunlar levodopa veya virüs önleyici ilaçlar da olabilir.
    Psikoz tedavi edilmezse kişide agresyon, gerginlik ve endişe gibi duygular gösterebilir. Psikoz belirtileri gösteren kişiler en kısa zamanda psikolojik tedavi almalıdırlar.Almadıkları takdirde kendileri veya çevrelerindeki insanlar için ciddi tehlike olabilecek konuma bile gelebilirler.

  • Bilişsel Davranışçı Terapi nedir?

    Bilişsel Davranışçı Terapi nedir?

    Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) 1960 yılında Aaron Beck tarafından geliştirilmiş bir terapi yöntemidir.  Yapılan bir çok araştırmaya göre en yararlı ve en yaygın terapi yöntemlerinden biridir.

    Bilişsel kelimesi düşünce ve algı süreçlerini içerir.

    BDT’de temel nokta, yaşanılan olay ya da deneyimlerin algılanma şeklinin (düşüncelerimizin) olaya verilen duygusal, davranışsal ve fizyolojik tepkileri etkilemesidir.

    Sorunlarımızı anlama şeklimiz, onlarla baş etme şeklimizi etkiler. Herkesin hayata bakış açısı farklıdır. Yarısı su dolu bardağa baktığında bazı insanlar yarısını boş, bazıları ise yarısını dolu olarak görürler, hayatı algılama şeklimiz bu basit örnekte olduğu gibi farklıdır. Aynı çevrede yetişen tek yumurta ikizlerinin bile olayları algılama şekilleri farklılık gösterir. Algılarımızı etkileyen birçok faktör vardır; genetik, aile yapısı, çevre, kültürel yapı, yaşanılan ülke, arkadaşlar gibi. Algılarımız kolay kolay değişmez çünkü yıllardır öğrenme gerçekleştirip, öğrendiğimiz konuları pekiştirmişizdir. Araba kullanmayı düşünelim, ilk öğrenirken her bir noktayı ayrı kontrol etmemiz gerekirdi, aynaları, vitesi, kemeri vb. Ancak sürmeye devam ettikçe giderek sürmek kolaylaşır ve otomatik bir şekilde kullanmaya başlarız. Koltuğa oturduğumuz an düşünmeden kullanabiliriz. İşte yıllardır öğrenmeyle pekiştirdiğimiz bazı düşüncelerimiz de vardır. Bunlar bazı olaylarda hemen aklımıza düşer. Bunlara biz otomatik düşünceler diyoruz. Amacımız bunları belirleyip kişinin yeni öğrenmelerle alternatif düşünceler edinmesi.  

    BDT’de yöneldiğimiz alanlar kişinin düşünceleri, ruh halleri, davranışları, bedensel tepkileri ve çevredir. Çevresel değişimleri, onun yarattığı bedensel tepkileri, ruh halini, davranışları, düşünceleri ayırırız. Her sorunun 5 farklı birleşeni vardır ve hepsi birbiriyle etkileşim halindedir. Bu bileşenleri ayırmak ileride kendimize hedef belirlemek açısından önemlidir.

    BDT var olan bütün bilgiyi göz önüne almaya yardımcı olur, sadece olumlu düşünmek değildir.

    Olayları, bu olaylar hakkındaki düşüncelerinizi, duygu durumunuzu, davranışları ayırarak, bunları bilişsel düzeyde yorumlamanızı ister ve bunu çözmek için alternatif düşünceler bulmanızı sağlar. Alternatif düşünce bulmak için çeşitli teknik ve yöntemler vardır, bunlar kişiye özel tasarlanır.

    Düşüncelerden konuştuk, bu düşüncelerin altında varsayımlarımız ve temel inançlarımız vardır. Terapi süresince bunları keşfetmeye yoğunlaşırız.

  • Çocuklarda hışıltılı ve astım tetikleyici nedenler

    İlk 3 yaşta görülen hışıltı ataklarının çoğunun viral enfeksiyonlara bağlı olduğu gösterilmiştir. En sık izole edilen virüsler RSV , Parainfluenza ve adenovirüslerdir. Hışıltılı ataklarının %80’i bunlara bağlıdır.

    Yıllar boyunca rinovirüslerin (RV) 3 yaşından önce nadiren alt ve üst solunum yolu hastalığı yaptıkları düşünülürdü. Son zamanlarda yapılan çalışmalar da ilk yıl içinde alt solunum yolu enfeksiyonu tanısı ile hastaneye yatırılan çocukların dörtte birinde RV teşhis edilmektedir.
    Alerjenler alerjiye neden olan antijenlerdir. Alerjenler solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girerek vücutta alerjik reaksiyonlara neden olur. Astımda en önemli giriş kapısı solunum yoludur.Atopik ve alerjik kişilerde cevap genellikle alerjene spesifik IgE antikorları oluşumu ile IgG4 antikorları oluşumu ile olabilmektedir. Etkinin görüldüğü doz farklı olup, kişiden kişiye değişebilir.

    Ev tozu akarları tıbbi adıyla ‘akar böceği’ olarak bilinmektedir. En sık rastlanan tipi de deri yiyen anlamına gelen ‘dermatofagoid’ olarak anılmaktadır. Bu parazit niteliğindeki mikroskobik böcekler normalde halı,kilim,yorgan,yastık,tüylü eşyalar ve oyuncaklarda yaşarlar. Yaşamları için gerekli besini insan deri ve tüy döküntülerinden karşılarlar.Su ihtiyaçlarını ise havadaki nemden elde ederler.İnsanın ev içinde geçirdiği en uzun süre yatak odaları olduğu için en sık akar alerjeni ile karşılaşmayeri de burasıdır.Akarlar %50’nin altında nem olan yerlerde ve 60 derece ısının üzerinde şansları azalır.

    Polenler bitkilerin üremelerinde görevlidirler. Bu nedenle polenlere ailt klinik bulgular en çok bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Daha çok rüzgarla etrafa yayılan daha küçük ve daha hafif polenler inhalan alerjiden sorumludur.Böceklerle aktarılan polenler ise daha ağırdır ve havada asılı bulunmadıkları için daha az alerji sebebidirler. Ot, ağaç,diğer polene sahip olan bitkilerin dağılımı ve çiçek açma zamanları, yetiştikleri toprak ve mevsimsel özelliklere göre değişir. Parçacık çapı daha küçük olanlar ya da ağızdan soluma ile bronşlara ulaşanlar ise daha az olsa da alerjik astıma yol açarlar.

    Küf mantarları hem ev içi, hem de ev dışı alerjen olma özelliğine olma özelliğine sahiptirler.Bunlar sıklıkla ev içinde organik eşyaların, yemeklerin ev dışında ise bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan mikroorganizmalardır. Küf mantarları nemli , organik besin artığı bulunan ortamlarda kolayca ürerler. Buradan da havaya üremelerini devam ettiren bol miktar da mantar sporlarını bırakırlar. Üremeleri ve etrafa spor bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddete rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Kışın düşük dereceli ısıda ve hele karlı ortamda üreyemez ve alerjiye neden olan sporlarını bırakamazlar. Çok küçük yapıya sahip oldukları için hem alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.

    Hayvan alerjileri de sıkça rastlanan çevresel alerjenlerdir. Bunlar kedi, köpek, kuş, fare, tavşan, at ve benzeri hayvanlardır. Ayrıca değişik kümes hayvanları , koyun ve laboratuarda deney yapmada kullanılan hayvanları da alerji yapabilir.
    Böcek alerjenleri içinde en sık rastlananı arı alerjisidir. Ayrıca sivrisinek ve diğer sokucu tüm hayvanlar da alerji yapabilir. Bu grubun astımla daha çok alakalı olan türü hamamböceği alerjisidir.Hamam böceği alerjisi büyük şehirlerde gittikçe artmaktadır.

    Besin alerjenleri içinde çocuklar için en sık olanı inek sütüdür..İnek sütünde anne sütünde bulunmayan ‘beta-laktoglobulin’ isimli bir proteinin bulunması bunun nedeni olarak kabul edilmektedir. Ayrıca yumurta, deniz ürünleri fındık,fıstık, tahıllar,et, muz, kivi, vs. diğer besin alerjenlerdir.

    İrritanlar, astım tetikleyicileri arasında bulunmaktadırlar. Bunlar alerjen yapısında değildirler, solunum yolu ile akciğerlere ulaşarak irritasyon yaparlar. Bunların başına sigara dumanı gelmektedir. Ayrıca kokulu çeşitli maddeler, parfümler, petrol türevleri, ekzos gazları, ozon, pişirme gazları da bunlar arasındadır.
    Egzersiz, çeşitli fizik aktiviteler, gülme ve ağlama gibi eforlarla da astım tetiklenebilir. İlaçlar, psikolojik faktörler, havadaki basınç, ısı ve nem değişiklikleri , mekan değişiklikleri de tetikleyici olabilir.

  • Stres – Kaygı – Öğrenci

    Stres – Kaygı – Öğrenci

    O şimdi çok stresli dokunmayın sınavı var!

    Stressiz olmuyor ama fazla stres de dengeleri bozuyor

    Neden hep yumurta kapıya gelince harekete geçme alışkanlığımız var ki sanki.. Son anlar olmasaydı hiçbir işimi bitiremezdim diyordu bir arkadaşım. Bir an önce liseyi bitirip üniversiteli olma hayaline çok az bir zaman kaldı. Ancak küçük bir sorun çıkabilir! Ya sınavda kendimi gösteremez istediğim başarıyı elde edemezsem. Bunu düşünürken bir yandan harcadığınız emeğin karşılığını görememe… bir yandan yakınlarınızın yüz ifadesi.. bir yandan bir sürü arkadaşınız bir üniversiteye devam ederken sizin bir yıl daha belirsizliği yaşamanız.. üff bunlar çok ürkütücü ve siz bu durumu düşünmek bile istemiyorsunuz.

    Her ne kadar sonuçlarından kaçamasanız bile kaçındığınız sonun başına gelmesini önleyebilirsiniz.

    Diyojen takdiği

    Ünlü yunanlı filozof diyojen bir fıçıda yaşar ve kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Sokaktaki vatandaşla en asil soylu hükümdarın onun gözünde fark yaratacak bir etkisi yoktur.. Bir gün hükümdarın biri yanından geçerken durur ve onunla konuşmak ister.. seni onurlandıracağım bir ihsan ister misin diye sorar? Diyoje kendinden emin “Gölge etme başka ihsan istemem”. Bu günlerde aileler fırıl fırıl çocukların peşinde dolanıyor.. ve onlara “senin için daha ne yapabilirim” diye aslında bir tür farkında olmadan baskı yapıyor.. Eğer bu süre içinde onları kendinizden uzak tutar ve onların elektriğine kendinizi kaptırmazsanız. Odağınızı yapmak istediklerinize daha kolay kilitlersiniz.. Bazen bu durumlarda yarı bunalım takılmak..kendini odaya hapsetmek..göze daha az görünmek ve görünmek durumunda kaldığı ortamlardan hızla sıvışmak iyi bir takdik olsa gerek..

    Kaygının kaynağını kesmek

    Kaygı bir tür duygu ve o duyguyu besleyen hormanlar var.. Bunları harekete geçiren ise sınavın yaklaşması ya da gireceğiniz sınavın sonuçları değil..! Bu sonuçları düşünerek en olumsuzuna odaklanmanız.. bunu o kadar sık ve düzenli yaptıktan sonra böyle olacağını varsayan düşüncelerinizden kendinizi alıkoyamamanız.. ve düşündükçe kendinizi kötü hissetmeniz..ve mevcut potansiyelinizi kullanamayacak problemler yaşamaya başlamanızdandır… Kaygının kaynağı düşünceler.. Düşüncelerle beslenir. Günde ortalama 60 bin düşünce geçermiş aklımızdan ve bunların büyük bir kısmı negatif düşünceler olduğu söylenir.. Çok defa kişi bunun farkında değildir..hatta kendisine sorsanız hiç de olumsuz düşünmüyordur.. ama içten içe yaşadığı “acaba”lar.. onu yiyip bitirir.. bazen iştahı, uykusu bazen çalışma düzeni bazen bildiklerini unutması ve nihayetinde emeklerinin karşılığı olmayan istenmeyen sonuçları doğurur.. Düşüncelerin iyisi kötüsü olmaz ama düşüncelerin kalitelisi kalitesizi olabilir.. kaygı üreten kalitesiz düşünceler bir süre sonra öğrenme performansınızı olumsuz etkileyecek düzeye gelir.. Bu durumdan sonra ne kadar çalıştığınızın bir önemi yoktur. Bu çalışmalarınızın gerçekci değerini ne kadar yansıtacaksınız bu önemlidir.

    Yeterince hazır değilseniz

    Kaygılanmakta haklısınız çünkü kaygılanmanızı gerektirecek haklı nedenleriniz var. Yine de alacağınız yok. Yani kaygılanarak puanınızı yükseltebilecek durumda değilsiniz. Zamanlamasından dolayı treni bu sefer kaçırmış olabilirsiniz.

    Bilgi düzeyiniz iyi ancak becerilerinizden şüphe ediyorsanız;

    Performans öyle bir şey ki bilmek yetmiyor bilgilerinizi gösterebilecek duygusal ve zihinsel hazırlığınızı da tamamlamış olmanız gerekiyor.. Bir sporcunun teknik becerilere hakim maçta bu becerileri kullanacak duygusal bir zafiyet gösterirse beceri düzeyinde hak etmediği sonuçlara katlanmak durumunda kalacaktır.. Halbuki öğrenciler kendilerini o kadar çok yapacakları ya da yapmayacakları şeylere odaklıyorlar ki kendilerini almış oldukları duygusal ve zihinsel yaradan sızan hayat güçleri günden güne tüketip daha stresli hale getiriyor… Sonra nerede hata yaptım diye kendilerine haksızlık yapacak yanlış yerlerde çözüm arıyorlar..

    Bunlara Zamanım yok!

    Günde kaç km tempolu yürüyüş yapıyorsunuz? Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz ve bitince hangisine başlayacaksınız. Bulmaca çözüyor musunuz? Kendinizle her gün yarım saat bir odada sessiz ve zihniniz rolantiye alacak mod ta çalıştırıyor musunuz (Bir tür meditasyon) müzik dinleyip dans ediyor musunuz. Sabahları yarım saat erken kalkıp günü planlıyor ve gün sonunda yaptıklarınızı değerlendirecek 15 dakika kendinizle “değerlendirme toplantısı yapıyor musunuz? Sınavda istediğiniz puanı aldığınızda kazandığınız okulda okuyup bitirdiğinizde neleri başaracağınızı her gün hayal gücünüzü de zenginleştirerek kurguluyor bunu canlandırıyor musunuz? Kendisini zevkle dinlediğiniz bir büyüğünüzle fırsat buldukça kendinizi sıkıştırmadan rahat rahat dinliyor musunuz? Hikaye veya roman okuyor ve kendinizi motive edecek araçlardan yararlanıyor musunuz? Bir günlük tutup mevcut rotanısı bir seyir defteri mantığı içinde kayda geçiriyor ve kendinizi denetliyor musunuz? Yatmadan önce yorgunluktan sızıyor musunuz yoksa belirli bir dinlenme moduna sokup rahat bir uyku mu çekiyor sunuz?

    Birçoğu bu ve buna benzeri sorularımda vaktinin olmadığını söylüyor! Evet yata yata ders çalışın demiyorum ama elinizden geleni ardınıza koymamanız işin gerekini gerektiği gibi yapmanızı engelleyecek ve yukarıdaki şeylerden bazılarına ihtiyaç duyuyor ama bunu kendinizden mahrum ediyorsanız. Bu kaygınızı azaltacak ilacı almaya vaktim yok gibi bir mazeretle sonuçlarına katlanmak durumunda kalabilirsiniz!

    Nasihatler İşe Yaramaz!

    Bu günlerde sık sık duyacağınız “heyecanlanma”, “Kendine güven”, “Sınav kişiliğini ölçmüyor bilginizi ölçüyor”, “Bu sınav her şey değil kazanamazsan da biz seni seviyoruz” ifadelerini büyükler sıkça yineliyor olabilirler.. Peki sizi rahatlatıyor mu?

    Duymak hoşunuza gidebilir ama sizi rahlatmayacaktır. Peki sizin gerçekten rahatlamaya mı ihtiyacınız var? Bazılarının tam tersine kaygısını heyecanlandırıp kendisini sıkıştırmaya ihtiyacı var ama bazılarının gerçekten kendini rahatlatmaya ihtiyacı var. Merak ettiğim şu kendinizi nasıl gerdiğinizi biliyoruz. Peki rahatlatmak için ne yapıyorsunuz? Bu durumda tek bir çözüm olmadığı gibi önerilen çözümlerde öğrencinin nezdinde “biz bunları biliyoruz” şeklinde tepki veriliyor. O zaman soruyorum “ne olsaydı kendinizi daha rahat hissederdiniz ve bu sınavda sınanmaktan dolayı yaşayacağınız kaygıyı yaşamazdınız” Diye. Verilen cevaplarda kişinin yapmadığı ve yapması gereken durumlar ortaya çıkıyor. İşte bunları ertelemeden ve normal rutin hayatınızın içine alarak yapın. Bunları yapmayarak kaygıya daha fazla zemin hazırlamış ve virüs gibi gittikçe baş edilemeyecek konuma gelişmesine neden olabilirsiniz diyorum.

    Eğlenceli olmayan işleri daha eğlenceli hale getirmenin bir yolu olmalı?

    Neden hep büyüklerden bekliyorsunuz. Büyükler hayatı çok ciddiye alıyor ve sizi de kendilerine benzetiyorlar. Sanki hiç öğrenci olmamışlarda.. ya da sizin öğrenim hayatınız mükemmel olsun diye acımasız bir gardiyan gibi çalılıyorlar..!

    Yapmanız gereken şey hem yapmak zorunda olduğunuz bir şeyse genellikle eğlenceli görülmez.. peki daha eğlenceli olması için bu zorunlulukları nasıl yapardınız diye bir soru sorsam alacağım yanıtı merak ediyorum? Komik ya da saçma bulmadan bunları söyleyin.. biliyorum önceleri tuhaf geliyor ama önce belirleyin..ve bunları yazın..

    Şimdi eğlenceli tarafına geldik..! Niye yapmıyoruz?

    Acı çekmeyeceğim diye eziyet çekmeniz gerekmez!

    Güzel şeyler bazen zor oluyor. Bazen sıkıntı çekmeniz ve rahatınızdan fedakarlık yapmanız gerekiyor. Açlık olmasaydı yenilen yemeklerin çoğu zevkli olmayabilirdi.. Mesela doğum bir anne için çok acı verecek bir deneyim ve bu acıya katlanırken onu motive eden bebek hayatının en güzel şeyi olduğunu düşünebiliyor.. O kadar çok acı çektiği halde bebeği kucağına aldıktan sonra doğum sancısından bahseden bir anne hiç tanımadım..? Doğumunuza az kaldı .. Gülümseyin..

    Aynanın karşısında … “az kaldı” deyip aynı anda gülümseyebilirseniz.. stresinizle dost olabilirsiniz… Yoksa düşmanınız olmasını mı istersiniz..?

    O zaman ne duruyorsunuz.. GÜLÜMSEYİN..

    ADİL MAVİŞ