Etiket: Bulaşma

  • Frengi

    Treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Başka hastalıklardan ayırdedilemeyecek kadar çok sayıda belirti ve bulgulara sahip bir hastalıktır.

    Bulaşma

    Frengi yarasının insandan insana doğrudan teması yoluyla bulaşır. Yara genelde dış cinsel organlarda oluşur. Vajen, anüs veya rectum içi gibi. Ağız ve dudakta da olabilir. Vajinal, anal veya oral cinsel ilişki sırasında bulaşır. Gebe kadının bebeğine de bulaşır. Frengi, tuvaletlerden, kapı kollarından, yüzme havuzlarından, sıcak su kazanlarından, banyo kazanlarından, kullanılmış giysilerden ve bulaşıklardan bulaşmaz.

    Belirti ve bulgular

    Frengi bulaşan kişilerde yıllarca belirti olmayabilir ve tedavi olmazlarsa geç dönem komplikasyonların oluşma riski artar. İnsandan insana yarayla bulaşmasına rağmen bu yaralar tanınmayabilir. Böylece, kişi enfeksiyonunun farkına varamaz.

    1.Devir

    Frenginin ilk devresi genelde tek bir yara ile karakterizedir. Bu yaraya şankr denir. Birden fazla da olabilir. Frengi enfeksiyonunun başlangıcı ile ilk belirtilerin ortaya çıkışı arasında 10-90 gün ( ortalama 21 gün ) vardır. Şankr, genelde sert,yuvarlak, küçük ve ağrısızdır. Frengi mikrobunun girdiği noktada başlar. Şankr 3-6 hafta sürer ve tedavisiz iyileşir. Yeterli tedavi edilmeyen kişiler hastalığın 2. devresine geçerler.

    2.Devir

    İkinci devir deri ve mukoza döküntüleri ile karakterizedir. Tipik olarak vücudun bir veya birden fazla bölgesinde döküntü şeklinde başlar. Genelde kaşıntı yoktur. Bu döküntü şankr iyileştikten hemen sonra veya birkaç hafta sonra başlar. Tipik olarak, kaba,kırmızı veya kırmızı-kahverengi lekeler halinde olup ayak tabanı ve avuç içlerinde görülür. Bazen diğer hastalıkların döküntülerine benzeyen değişik döküntüler de olur. Bazıları o kadar soluktur ki farkedilemez. Deri döküntülerine ek olarak, ateş, lenf bezlerinde şişme, boğaz ağrısı, bölgesel saç dökülmesi, başağrısı, kilo kaybı, kas ağrısı ve halsizlik görülür. Tedaviyle ya da tedavisiz kaybolur. Tedavi olmadıysa hastalık sessiz döneme geçer ve hatta geç döneme doğru ilerleyebilir.

    3.Devir ve Sessiz Devir

    Frenginin sessiz devri 1. ve 2. devir belirtileri kaybolunca başlar. Kişi, tedavi olmazsa belirti ve bulgu olmaksızın enfeksiyonu taşır. Hastalık vücutta kalır. Bu sessiz dönem yıllarca sürebilir. 3. devir yani geç dönem hastaların % 15 ‘inde gelişir. Enfeksiyon bulaştıktan 10-20 yıl sonra ortaya çıkar. Frenginin bu geç döneminde, hastalık iç organlarda harabiyete sebep olmaya başlar.Beyin, sinirler, gözler,kalp, kan damarları, karaciğer, kemikler, eklemler hastalanır. Geç devir frengide, kas hareketlerinde koordinasyon bozukluğu, felç, körlük ve bunama görülür. İç organ harabiyetleri ölümcül olabilir.

    Gebe kadına ve bebeğine etkisi

    Gebelik sırasında bebek bu bakteri ile enfekte olabilir. Annenin kaç zamandır enfekte olduğuna bağlı olarak ölü doğum veya doğum sonrası bebek ölümü görülür. Enfekte bebek belirti ve bulgu olmaksızın doğabilir. Hemen tedavi edilmezse birkaç hafta içinde ciddi sorunlar gelişir. Tedavi olmamış bebekte büyüme geriliği veya ölüm olur.

    Tanı

    Karanlık alan mikroskopisi denilen yöntemle yaradan alınan sürüntüde bakteri aranır.

    Kan testleriyle tanıya gidilir. Enfeksiyon alındıktan kısa bir süre sonra frengiye karşı antikorlar oluşur. Bunlar etkin, güvenilir ve ucuz testlerdir. Hastalık tamamen tedavi olsa bile kanda düşük düzeyde antikorlar aylarca ve yıllarca kalabilir. Tedavi olmamış frengili gebe kadınlar bebeklerini enfekte edip ölümüne sebep olacağından tüm gebe kadınların frengi yönünden testlerinin yapılması gerekir.

    Frengi ve HIV arasındaki ilişki

    Frenginin sebep olduğu genital yara ile HIV’ in bulaşıcılığı artar. Frenginin varlığında HIV bulaşma riski 2-5 kez artar.

    Yaraya ve ülsere sebep olan veya deri ve müköz membranların bütünlüğünü bozan ülseratif lezyonlarla seyreden cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ,frengi gibi, derinin koruyucu mekanizması bozulur. Enfeksiyonlara eğilim artar. Frengiye bağlı genital ülserler kolayca kanar. Cinsel ilişki sırasında oral veya rektal mukoza ile temas ettiğinde de HIV ‘ in bulaşma riski artar. Diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların da olması HIV ‘ in bulaşmasını kolaylaştırır.

    Tedavi

    Frenginin erken dönemlerinde tedavi kolaydır. Etkene yönelik antibiyotik tedavisi uygulanır. Tedavi ile frengi mikrobu ölür ve daha ileri yıkımlara sebep olması engellenmiş olur. Ama halihazırda bir harabiyete neden olduysa bunu tedavi edemez.

    Etkin bir tedavisi olduğundan cinsel yolla hastalık bulaşma riski olan kişilerin frengi yönünden zaman zaman araştırılması gerekir.

    Frengi tedavisi gören kişinin yarası tamamen düzelene kadar cinsel ilişkide bulunması yasaklanır. Bu kişilerin birlikte oldukları diğer kişileri uyararak frengiyle ilgili testlerin yapılmasını ve gerekirse tedavi olmalarını sağlaması gerekir.

    Frengi tekrar eder mi?

    Frengi olmak hastalığın tekrar oluşmasını engellemez. Başarılı bir tedaviden sonra bile hastalık yeniden bulaşabilir.

    Bir kişinin frengi olduğu testlerle ortaya çıkar. Çünkü, frengi yaraları vajen, rektum ve ağız içinde gizlenebilir.Böylece, kişi cinsel ilişkide bulunduğu kişinin hasta olduğunu açıkça göremez. Bu nedenle, şüpheli durumlarda tedaviden sonra yeniden test gerekebilir.

    Korunma

    Frengi de dahil olmak üzere, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan en emin korunma şekli cinsel temastan uzak durmak ya da testleri yapılmış, enfekte olmadığı bilinen tek bir eşle uzun süreli bir beraberliktir.

    Alkol ve uyuşturucu kullanımından da uzak durmak frenginin bulaşmasından korunmada önemlidir. Çünkü, bu gibi hallerde riskli cinsel eylemlere katılmak kolaylaşır. Cinsel temesta olan eşlerin birbirlerine kendi HIV durumlarını ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklarının varsa hikayesini anlatmaları bu hastalıklardan korunma önlemlerinin alınmasını kolaylaştırır.

    Frengi gibi genital ülserle seyreden hastalıklar, hem kadınların hem de erkeklerin genital bölgelerinde kondomla kapatılabilen bölgelerde olduğu gibi kondomun örtemediği bölgelerde de oluşabilirler. Doğru ve sürekli kondom kullanımı enfekte bölgenin temasını engellediği sürece frengi, bunun yanında genital herpes ve şankroid , bulaşma riskini azaltır.

    Spermisitlerle ( özellikle N-9 ) kayganlaştırılmış kondomların diğer kayganlaştırılmış kondomlara göre korunmada üstünlüğü yoktur. N-9 ile kayganlaştırılmış kondomlar cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile HIV den korunmada önerilmemektedir.

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların geçişi ,frengi de dahil olmak üzere, genital bölgenin yıkanması, idrar yapma veya cinsel ilişki sonrasında duş yapmakla engellenemez.

    Herhangi bir olağandışı akıntı, yara veya döküntü özellikle genital bölgede farkedildiğinde cinsel ilişkinin sonlandırılarak acilen uzman bir hekime danışılması gerekir.

  • Hepatit b , bulaşma yolları ve aşılama hakkında

    Önemli bir karaciğer hastalığı olan Hepatit günümüzde dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Ülkemizde de son yıllarda sıklığı azalmasına rağmen, özellikle Hepatit B hala önemini korumaktadır. Hepatit geçiren hastaların bir kısmında siroz gibi önemli hastalıkların gelişme ihtimalinin bulunması, hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.

    Hepatite neden olan etkenler arasında Hepatit A, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ilk sıralarda yer almaktadır. Hepatit A virüsü sadece akut hepatit oluşturmaktadır. Bunlarda kronikleşme ve taşıyıcılık görülmemektedir. Hepatit B ve C virüsleri ise hem akut, hem de kronik hepatite neden olabilmektedir. Ancak B ve C virüsünü alan kişilerin tümünde hastalık görülmemektedir. Çeşitli yollarla bu virüsleri alan kişilerin bir kısmında karaciğer hasarı ve buna bağlı olarak kandaki karaciğer enzimlerinde yükselmeler görülürken, büyük kısmında sadece taşıyıcılık söz konusudur. Ülkemizde taşıyıcılık oranı C virüsü için %1’in altında iken B virüsünde bölgelere göre % 5 ile 10 arasında değişmektedir. Sağlıklı taşıyıcı olan bireyler herkes gibi toplum içinde yaşamlarını normal olarak devam ettirmektedirler. Ancak taşıyıcıların alkol almamaları, karaciğere zararlı ilaçlardan kaçınmaları ve ortalama yılda bir kez konunun uzmanına giderek karaciğerlerini kontrol ettirmeleri önerilmektedir.

    Hepatit B virüsü (HBV)nü alan kişilerde hastalığın yanı sıra taşıyıcılık da söz konusu olabileceği için bunlarda bulaşma yollarının iyi bilinmesi gerekir.

    HBV’nin bulaşma yolları günümüzde büyük oranda bilinmektedir. Bu virüs başta kan olmak üzere hemen hemen bütün vücut sıvılarında tespit edilmiştir. Ancak pratikte HBV’nin özellikle kan, kan ürünleri, cinsel temas yoluyla ve anneden bebeğe doğum sırasında bulaştığı kabul edilmektedir. Diğer vücut sıvıları ile bulaşma nadirdir.

    HBV’de Başlıca Bulaşma Yolları :

    Kan ve kan ürünleri ile temas ve kan nakilleri

    HBV bulaşmış iğne, enjektör, bistüri, sonda ve cerrahi aletlerle bulaşma,

    HBV ile infekte olmuş ve iyi dezenfekte edilmemiş hemodiyaliz cihazları,

    İyi temizlenmemiş aletlerle diş çekilmesi ve dolgu yapılması,

    Damardan ilaç kullanımı,

    Mikropla temas etmiş ve iyi temizlenmemiş aletlerle akupunktur ve dövme yapılması, kulak delinmesi, HBV pozitif kişinin jileti ile traş olunması ve diş fırçası ile diş fırçalanması,

    Özellikle HBeAg’si pozitif olan taşıyıcı anneden doğan çocuğa doğum sırasında bulaşma,

    Cilt yarası, kesi, mukoza yaralanması ve kanla temas nedeniyle HBV pozitif kişiden sağlıklı kişiye bulaşma,

    Cinsel temasla bulaşma

    HBV’nin bulaşma yollarının özelliğinden dolayı bazı kişi ve /veya gruplar risk altındadırlar. Genel olarak özellikle HBV’nin bulaşma olasılığının yüksek olduğu kişilerin öncelikli olarak aşılanması, daha sonra kademeli olarak ve bir plan çerçevesinde diğer kişilerin de aşılanması önerilmektedir. HBV için yüksek risk grubunu oluşturan ve öncelikli olarak aşılanması gereken gruplar şunlardır:

    Başta laboratuar ve kan merkezi çalışanları olmak üzere, cerrahlar, diş hekimleri ve diğer bütün sağlık personeli,

    HBV taşıyıcısı olan annelerden çocuğa geçiş doğum sırasında veya daha sonra olabilmektedir. Bu nedenle hasta veya taşıyıcı olan annelerin bütün çocukları ve yeni doğan bebekleri,

    Seksüel bulaşma HBV’nin kan yoluyla bulaşmadan sonraki en önemli bulaşma yoludur. Bu nedenle hepatitli veya HBV taşıyıcısı olan bireylerin eşleri,

    Ailede hepatitli veya HBV taşıyıcısı varsa diğer aile fertlerinin tümü ve yakın ilişki içinde bulunduğu kişiler,

    Homoseksüeller, damardan ilaç alışkanlığı bulunanlar ve genel ev kadınları da HBV’nin yüksek oranda bulunduğu riskli gruplardır. Bunlar da aşılanmalıdır.

    Kronik böbrek hastalığı bulunanlar, (özellikle hemodiyaliz hastaları),

    İmmun yetmezliği bulunan hastalar,

    Kalabalık yaşam şartları, kötü hijyen ve düşük sosyoekonomik durum HBV’nin bulaşma oranını arttırmaktadır. Bu nedenle yetiştirme yurtları, bakımevleri,hapishaneler ve kreşler gibi insanların toplu olarak bir arada bulundukları ve pek çok malzemenin ortak olarak kullanıldığı yerlerde yaşayanlar,

    Başta hemofili hastaları olmak üzere, sık kan ve kan ürünleri nakli yapılanlar veya hastaneye bağımlı, sık enjeksiyon ve sık perkütan girişim yapılan hematoloji ve onkoloji hastaları, diğer kronik hastalar,

    Toplumumuzda HBV taşıyıcılık oranı yüksek olduğu için ve yeni doğan bebeklerin immün sistemleri de henüz yeterince gelişmediği için, bütün yeni doğan bebekler risk altındadır ve aşılanmalıdır.

    Yapılan çalışmalarda günümüzde sadece HBV’ye karşı antiserum ve aşı geliştirilebilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde öncelikli olarak risk altında bulunan kişiler olmak üzere bireylere aşılama programları uygulanmaktadır. Yapılan kan tetkiklerinde sadece hem HBsAg, hem de Anti-HBs sonucu negatif olan kişilere aşı yapılır.

    HBV ile temas şüphesi olan kişilere ilk 72 saat içinde HBV spesifik immün globülin yapılarak pasif bağışıklık sağlanabilir. Aktif bağışıklık ise ülkemizde de bulunan Hepatit B aşılarından herhangi biri ile yapılabilir. Aşılama ile sağlanan koruyuculuk bütün aşı tiplerinde % 90’nın üzerindedir.

    Aşılar önerilen programa uygun olarak, zamanında yapılmalıdır. Üç doz aşı yapıldıktan en erken 6-8 hafta sonra aşının tutup tutmadığı kontrol edilmelidir. Genel olarak son aşı dozundan 12 ay sonra antikor (Anti-Hbs) düzeyine bakılması, düzeyi düşük olan kişilere ek olarak tek doz aşı yapılması önerilir. Daha sonra ise ortalama 4-5 yılda bir, antikor düzeyine bakılması ve aşının koruyuculuğunun arttırılması için gerekirse tek doz aşı yapılması gereklidir.

  • Hepatit b , bulaşma yolları ve aşılama

    Önemli bir karaciğer hastalığı olan Hepatit günümüzde dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Ülkemizde de son yıllarda sıklığı azalmasına rağmen, özellikle Hepatit B hala önemini korumaktadır. Hepatit geçiren hastaların bir kısmında siroz gibi önemli hastalıkların gelişme ihtimalinin bulunması, hastalığın önemini daha da arttırmaktadır.

    Hepatite neden olan etkenler arasında Hepatit A, Hepatit B ve Hepatit C virüsleri ilk sıralarda yer almaktadır. Hepatit A virüsü sadece akut hepatit oluşturmaktadır. Bunlarda kronikleşme ve taşıyıcılık görülmemektedir. Hepatit B ve C virüsleri ise hem akut, hem de kronik hepatite neden olabilmektedir. Ancak B ve C virüsünü alan kişilerin tümünde hastalık görülmemektedir. Çeşitli yollarla bu virüsleri alan kişilerin bir kısmında karaciğer hasarı ve buna bağlı olarak kandaki karaciğer enzimlerinde yükselmeler görülürken, büyük kısmında sadece taşıyıcılık söz konusudur. Ülkemizde taşıyıcılık oranı C virüsü için %1’in altında iken B virüsünde bölgelere göre % 5 ile 10 arasında değişmektedir. Sağlıklı taşıyıcı olan bireyler herkes gibi toplum içinde yaşamlarını normal olarak devam ettirmektedirler. Ancak taşıyıcıların alkol almamaları, karaciğere zararlı ilaçlardan kaçınmaları ve ortalama yılda bir kez konunun uzmanına giderek karaciğerlerini kontrol ettirmeleri önerilmektedir.

    Hepatit B virüsü (HBV)nü alan kişilerde hastalığın yanı sıra taşıyıcılık da söz konusu olabileceği için bunlarda bulaşma yollarının iyi bilinmesi gerekir.

    HBV’nin bulaşma yolları günümüzde büyük oranda bilinmektedir. Bu virüs başta kan olmak üzere hemen hemen bütün vücut sıvılarında tespit edilmiştir. Ancak pratikte HBV’nin özellikle kan, kan ürünleri ve cinsel temas yoluyla bulaştığı kabul edilmektedir. Diğer vücut sıvıları ile bulaşma gösterilememiştir.

    HBV’de Başlıca Bulaşma Yolları :

    • Kan ve kan ürünleri ile temas ve kan nakilleri
    • HBV bulaşmış iğne, enjektör, bistüri, sonda ve cerrahi aletlerle bulaşma,
    • HBV ile infekte olmuş ve iyi dezenfekte edilmemiş hemodiyaliz cihazları,
    • İyi temizlenmemiş aletlerle diş çekilmesi ve dolgu yapılması,
    • Damardan ilaç kullanımı,
    • Mikropla temas etmiş ve iyi temizlenmemiş aletlerle akupunktur ve döğme yapılması, kulak delinmesi, HBV pozitif kişinin jileti ile traş olunması ve diş fırçası ile diş fırçalanması,
    • Özellikle HBeAg’si pozitif olan taşıyıcı anneden doğan çocuğa doğum sırasında bulaşma,
    • Cilt yarası, kesi, mukoza yaralanması ve kanla temas nedeniyle HBV pozitif kişiden sağlıklı kişiye bulaşma,
    • Cinsel temasla bulaşma

    HBV’nin bulaşma yollarının özelliğinden dolayı bazı kişi ve /veya gruplar risk altındadırlar. Genel olarak özellikle HBV’nin bulaşma olasılığının yüksek olduğu kişilerin öncelikli olarak aşılanması, daha sonra kademeli olarak ve bir plan çerçevesinde diğer kişilerin de aşılanması önerilmektedir. HBV için yüksek risk grubunu oluşturan ve öncelikli olarak aşılanması gereken gruplar şunlardır:

    • Başta laboratuar ve kan merkezi çalışanları olmak üzere, cerrahlar, diş hekimleri ve diğer bütün sağlık personeli,
    • HBV taşıyıcısı olan annelerden çocuğa geçiş doğum sırasında veya daha sonra olabilmektedir. Bu nedenle hasta veya taşıyıcı olan annelerin bütün çocukları ve yeni doğan bebekleri,
    • Seksüel bulaşma HBV’nin kan yoluyla bulaşmadan sonraki en önemli bulaşma yoludur. Bu nedenle hepatitli veya HBV taşıyıcısı olan bireylerin eşleri,
    • Ailede hepatitli veya HBV taşıyıcısı varsa diğer aile fertlerinin tümü ve yakın ilişki içinde bulunduğu kişiler,
    • Homoseksüeller, damardan ilaç alışkanlığı bulunanlar ve genel ev kadınları da HBV’nin yüksek oranda bulunduğu riskli gruplardır. Bunlar da aşılanmalıdır.
    • Kronik böbrek hastalığı bulunanlar, (özellikle hemodiyaliz hastaları),
    • İmmun yetmezliği bulunan hastalar,
    • Kalabalık yaşam şartları, kötü hijyen ve düşük sosyoekonomik durum HBV’nin bulaşma oranını arttırmaktadır. Bu nedenle yetiştirme yurtları, bakımevleri,hapishaneler ve kreşler gibi insanların toplu olarak bir arada bulundukları ve pek çok malzemenin ortak olarak kullanıldığı yerlerde yaşayanlar,
    • Başta hemofili hastaları olmak üzere, sık kan ve kan ürünleri nakli yapılanlar veya hastaneye bağımlı, sık enjeksiyon ve sık perkütan girişim yapılan hematoloji ve onkoloji hastaları, diğer kronik hastalar,
    • Toplumumuzda HBV taşıyıcılık oranı yüksek olduğu için ve yeni doğan bebeklerin immün sistemleri de henüz yeterince gelişmediği için, bütün yeni doğan bebekler risk altındadır ve aşılanmalıdır.

    Yapılan çalışmalarda günümüzde sadece HBV’ye karşı antiserum ve aşı geliştirilebilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde öncelikli olarak risk altında bulunan kişiler olmak üzere bireylere aşılama programları uygulanmaktadır. Yapılan kan tetkiklerinde sadece hem HBsAg, hem de Anti-HBs sonucu negatif olan kişilere aşı yapılır.

    HBV ile temas şüphesi olan kişilere ilk 72 saat içinde HBV spesifik immün globülin yapılarak pasif bağışıklık sağlanabilir. Aktif bağışıklık ise ülkemizde de bulunan dört ayrı Hepatit B aşısından herhangi biri ile yapılabilir. Aşılama ile sağlanan koruyuculuk bütün aşı tiplerinde % 90’nın üzerindedir.

    Aşılar önerilen programa uygun olarak, zamanında yapılmalıdır. Üç doz aşı yapıldıktan en erken 6-8 hafta sonra aşının tutup tutmadığı kontrol edilmelidir. Genel olarak son aşı dozundan 12 ay sonra antikor (Anti-Hbs) düzeyine bakılması, düzeyi düşük olan kişilere ek olarak tek doz aşı yapılması önerilir. Daha sonra ise ortalama 4-5 yılda bir, antikor düzeyine bakılması ve aşının koruyuculuğunun arttırılması için gerekirse tek doz aşı yapılması gereklidir.