Etiket: Bölge

  • Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi nedir ?

    Plazma tedavisi diğer adıyla PRP trombositten zengin plazma tedavisidir. Son yıllarda pek çok tıp alanında onarım, doku yenilenmesi istenen durumlarda uygulanmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Vücudumuzun herhangi bir yeri yaralandığında bu bölgede bazı hücrelerin topladığı ve diğer bölgelere göre konsantrasyonunun arttığı tespit edilmiştir. bu hücreler bazı reaksiyonları başlatarak dokularda iyileşmeyi sağlar. Pek çok doku yenilenme işleminde biz isteyerek dokularda kontrollü bir hasar oluştururuz ki bu hasar bölgede hücre toplanmasını arttırarak iyileşmeyi başlatır ve bölge gençleşir.

    Plazma tedavisi bu mekanizmadan hareketle oluşturulan bir tedavidir. Sanki bir hasar oluşmuş gibi bölgede bazı hücrelerin ve büyüme faktörlerinin yoğunlaşması sağlanır ve böylece onarım süreci başlatılır.

    PLAZMA TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?

    Tedavi 15 gün arayla seanslar şeklinde yapılır. Uygulanmak istenen tedaviye göre seans sayısı 3 veya daha fazladır.

    Uygulama öncesinde veya sonrasında dikkat edilecek herhangi bir şey yoktur. Uygulama öncesinde tetkik yapılması gerekmez. Tedavi sonrası iyileşme süresi gerektirmez hasta hemen günlük aktivitesine dönebilir.

    Tedavi için özel geliştirilen kitler vardır ki bunlar tek kullanımlıktır. Hastanın kanı bu tüplere alınarak ayrıştırılır. Kanın istenmeyen kısmı aşağıya çökerken istenen kısmı üstte toplanır, bu kısım ince uçlu iğnelerle çok kısa bir işlemle tedavisi planlanan bölgeye uygulanır. Ayrıştırılan kısımda trombositler ve büyüme faktörleri bulunur. Bunlar bir dizi onarım ve iyileştirme reaksiyonunu başlatarak kök hücrelerin bölgeye toplanmasına neden olur.

    PLAZMA YEDAVİSİ KİMLERE UYGULANMAZ?

    Kanser hastalarına uygulanamaz.

    PLAZMA TEDAVİSİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

    Hastanın kendi kanından özel ve tek kullanımlık tüplere alınarak hazırlanan bir işlem olduğu için enfeksiyon bulaşma riski ve alerji riski taşımaz . Oldukça güvenli bir tedavidir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE CİLT GENÇLEŞTİRME

    Bu tedavinin en önemli tedavi alanlarından biri cilt gençleştirme alanıdır. Uygulama hastanın cilt özelliklerine göre 2 hafta arayla 3 veya 4 kez yapılır. Kalıcı sonuçlar 1,5-2 ay sonra alınmaya başlanır. Ciltte alınan değişiklik tamamen doğaldır. Herhangi bir ifade değişikliği veya şiş görünüm oluşmaz.

    Ciltteki akneler azalır

    Akne izleri azalır veya kaybolur.

    Cilt rengi genel olarak açılır. Lekelerde, kızarıklıkta azalma olur.

    Sıkılık artışı olur. Yüz ovali toparlanır.

    İnce çizgiler ve kırışıklıklar kaybolur veya azalır.

    Cilt görünümü daha sağlıklı ve parlak olur. Cilt dolgunlaşır.

    Ciltteki skarların tedavisinde kullanılır

    Bu sonuçlar 2 ay sonra belirginleşir, giderek artar. 1 yıl sonra herhangi bir bozulma tespit edilmez. Ancak daha iyi sonuçlar için 1-3 seans uygulama yapılması önerilir.

    PLAZMA TEDAVİSİYLE SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ

    Çok çeşitli sebeplere bağlı olarak saç dökülmesi görülebilir. Bu sorunla karşılaşıldığı zaman mutlaka bir dermatoloğa başvurarak saç dökülmesinin kaynağını ve tipini tespit etmek gerekir.

    Saçlardaki dökülme başka bir nedene bağlıysa mutlaka buna yönelik tedavi de uygulanmalıdır.

    Plazma tedavisi hemen her tip saç dökülmesi tedavisinde ek olarak kullanılabilir bazen tek başına kullanımı bile çok başarılı sonuçlara neden olur.

    Saçlardaki kullanımı 15 gün arayla en az 4 seanstır. Sonuçların alınması 1,5-2 ay sonra başlar ve artarak devam eder. 1 yıl sonra gerekli görülürse tekrar edilebilir. İhtiyaç olmazsa böyle bir zorunluluk yoktur.

    Saçlarda büyüme hızlanır.

    Saçlar güçlenir daha hacimli durur.

    Dökülme durur.

    Yeni saçlar gelmeye başlar.

    Yeni gelen saçlarda grileşme azalır. Kendi doğal renginde çıkar.

    SIK SORULAN SORULAR

    Plazma tedavisinin belli bir süresi var mı? Bir süre sonra etki kaybolur mu?

    Plazma tedavisinde belli bir süre sonra bozulma olmaz. Hastanın durumuna göre tekrarlanan seanslar tedaviden alınan sonuçları arttırır.

  • Saç tedavi yöntemleri nelerdir ?

    Oral Tedavi yöntemleri

    Hastanın genel durumu, özelikle saç dökülmesinin evresine göre, hekim kontrolünde dökülmeyi azaltıcı, ilaç tedavisi uygulanabilir. Gerek saç ekim operasyonları öncesi, gerekse saç ekim operasyonları sonrası destekleyici farklı özeliklerde yararlı ilaçlar bulunmaktadır.

    Saç Sağlığı için tüm ilaçlar hekim kontrolünde alınmalıdır.

    Topikal Tedaviler Hangileridir?

    Bu ilaçlar, saçların inceldiği alanlarda saçlı derideki kan akımını arttırarak saç dökülmesini azaltır. Uzun yıllardır dünyada erkekler ve kadınlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Saç ekimi sonrasında ilk yeni saçların büyümesini hızlandırmak için de kullanılır. Özellikle verteks (tepe bölgesinde) etkilidirler.

    Saçlı Deri Mezoterapisi

    Mezoterapi potansiyel olarak saç ekimine gerekliliği azaltan bir tedavidir.

    Saç dökülmesi için uygulanan mezoterapi teknikleri mezoterapinin kendisinden geliştirilmiştir. Mezoplasti veya Mezohair gibi yaklaşımlar şeklinde adlandırılabilir. Hem bayanlar hem erkeklerde yeniden saç gelişimi üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir.

    Amacı hastalığın yerleştiği alanla, tedavi uygulama alanının birbirine yaklaştırılmasıdır.

    Seçilen ilaç karışımları, bölgesel olarak küçük dozlarda özel iğneler ve özel tekniklerle cilt içine verilir. Dermis veya hipodermis, mikrosirkülasyon yoluyla aktif maddenin ulaşması gereken yere doğru yavaşça salındığı rezervuar bölge haline gelir. Dolayısıyla bu bir bölgeselyerel tedavi yöntemidir.

    Saçlı deri mezoterapisi;saç dökülmesini durdurmak, var olansaçın kalitesini arttırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyodlarla saçlı deriye uygulanabilen bir tedavi şeklidir.

    P.R.P Saç Tedavisi (Platelet Rich Plazma)

    PRP tedavisi ile zayıflayan, ölmeye başlayan saç kökleriniz ve tüy haline gelen saç telleriniz canlanarak saçlarınız eski sağlığına kavuşur.

    P.R.P. tedavisi (Platelet Rich Plazma) kendi kanınızın özel işlemlerden geçirilerek akyuvarları ile trombositlerinin ayrılması sonucunda elde edilen iksirin seyrelmiş ya da saçsız olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. PRP Uygulamaları hastane ortamında gerçekleştirilir.

    P.R.P. tedavi yöntemi uzun yıllardır Avrupa ve Uzakdoğu’da uygulanan bir tedavi yöntemidir. Uzmanlar saç dökülmesi sorunu yaşayan ve saçlarında incelme ya da seyrelmeler başlamış kişilere PRP tedavisini önermektedirler. Türkiye’de yeni uygulanmaya başlanan PRP tedavisi sayesinde saç yenilenmesinde çok ciddi etkileri gözlenmiştir.

    Saç Fototerapisi

    AB, EFTA, Amerika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerinde tıbbi olarak onaylanmış olup erkek ve kadın androgenetik alopesisinde ve genel anlamda kellik tedavisinde kullanılmaktadır.

    British Columbia Üniveritesinde yapılan ilk klinik uygulamada, 36 haftalık bir çalışmada % 96.7 oranda dökülmenin durması ve % 66.1 inde yeniden saç oluşumunun başladığı görülmüştür.

    İşlevi şudur: Vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl folküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

  • G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

        Kadının cinsel ilişki esnasında en duyarlı yeri klitorisdir.Bu yüzden klitorisin uyarılması güçlü bir orgazma neden olur.Klitorisden başka cinsel olarak memeler ,meme uçları ,bacak araları,boyun kenarları,iç dudaklar ve vajina duyarlı bölgelerdir.Vajen içindeki en duyarlı bölge ise G noktasıdır.

       G noktası  ilk kez   Alman seksolog Dr. Grafenberg tarafından   tarif edilmiştir.G noktası kadın vajinasının girişinden 3-4 cm geride ,1-2 cm çapında vajenin diğer yerlerinden daha kabarık görülen    bir bölgedir.Bazı kadınlar G noktasını elle hissederken bazı kadınlar hissetmeyebilirler.G noktasının  yeri    halen tartışmalıdır.G noktası kadınların çoğunda bulunur.Bu bölgeye aralıksız yapılan masaj, klitoral orgazmdan daha yoğun bir orgazm yaratır.

       İyi ve güçlü bir orgazm için eşler arasındaki cinsel uyumun yanında  klitoris ve G noktasının uyarılması da gerekir.

       G  noktası büyütme işlemi (Orgazm aşısı ) nedir ?

        G noktası  normalde  vajina  ön duvarında daha dolgun ,kabarık bir bölgedir.Bu kabarık bölgenin penis tarafından sürtünmesiyle orgazm olur.Ancak zamanla hormonal nedenlerle G noktası silinir.Böylece penisin G noktasını uyarması mümkün olmaz.

        G nokası büyütme işlemi yani Türkiye de bilindiği adıyla orgazm aşısı G noktasının yağ enjeksiyonu veya hyaluronik asit içeren dolgu maddesiyle  büyütülme işlemidir.G noktası büyütme işlemi gerçekleştirilmesiyle silinen bölge tekrar belirgin hale gelir ve kadının orgazmı kolaylaşır.

        G noktası büyütme işlemi kimlere uygulanır?

        G noktası (G Shot) büyütme işlemi ;

        **Tıp dilinde anorgazmi dediğimiz orgazm olamama yani cinsel ilişkiden zevk alamayan kadınlara

      **  Cinsel ilişkide orgazm olan ancak daha güçlü ve kaliteli orgazm olmak isteyen  kadınlara uygulanabilir.

         G noktası büyütme işlemi nasıl yapılır?

         G noktası büyütme işlemi  için lokal anestezi  kullanılır.G noktası olduğu düşünülen bölgeye submukozal (vajen mukozası altı) dolgu maddesi enjekte edilir.

         G noktası büyütme işlemi 5-10 dakika sürer.G noktası büyütme işleminden sonra  kadınlar normal günlük hayatlarına dönebilirler. İşlem sonrası herhangibir ağrı hissedilmez.İşlem sonrası özel bir bakıma ihtiyaç yoktur.Gnoktası büyütme işleminden sonra aynı gün cinsel ilişkide bulunulabilir.

         G nokası büyütme işleminin etkisi ne kadarsürer?

         G noktası büyütme işleminin etkisi kadından kadına değişmekle birlikte 6-12 aya kadar sürebilir.

  • G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    G NOKTASI BÜYÜTME (ORGAZM AŞISI)

    Kadının cinsel ilişki esnasında en duyarlı yeri klitorisdir.Bu yüzden klitorisin uyarılması güçlü bir orgazma neden olur.Klitorisden başka cinsel olarak memeler ,meme uçları ,bacak araları,boyun kenarları,iç dudaklar ve vajina duyarlı bölgelerdir.Vajen içindeki en duyarlı bölge ise G noktasıdır.

       G noktası  ilk kez   Alman seksolog Dr. Grafenberg tarafından   tarif edilmiştir.G noktası kadın vajinasının girişinden 3-4 cm geride ,1-2 cm çapında vajenin diğer yerlerinden daha kabarık görülen  bir bölgedir.Bazı kadınlar G noktasını elle hissederken bazı kadınlar hissetmeyebilirler.G noktasının  yeri  halen tartışmalıdır.G noktası kadınların çoğunda bulunur.Bu bölgeye aralıksız yapılan masaj, klitoral orgazmdan daha yoğun bir orgazm yaratır.

     İyi ve güçlü bir orgazm için eşler arasındaki cinsel uyumun yanında  klitoris ve G noktasının 

    uyarılması da gerekir.G  noktası büyütme işlemi (Orgazm aşısı ) nedir ?

    G noktası  normalde  vajina  ön duvarında daha dolgun ,kabarık bir bölgedir.Bu kabarık bölgenin 

    penis tarafından sürtünmesiyle orgazm olur.Ancak zamanla hormonal nedenlerle G noktası 

    silinir.Böylece penisin G noktasını uyarması mümkün olmaz.

        G nokası büyütme işlemi yani Türkiye de bilindiği adıyla orgazm aşısı G noktasının yağ enjeksiyonu veya hyaluronik asit içeren dolgu maddesiyle  büyütülme işlemidir.G noktası büyütme işlemi gerçekleştirilmesiyle silinen bölge tekrar belirgin hale gelir ve kadının orgazmı kolaylaşır.

        G noktası büyütme işlemi kimlere uygulanır?

        G noktası (G Shot) büyütme işlemi ;

        **Tıp dilinde anorgazmi dediğimiz orgazm olamama yani cinsel ilişkiden zevk alamayan kadınlara

      **  Cinsel ilişkide orgazm olan ancak daha güçlü ve kaliteli orgazm olmak isteyen  kadınlara 

    uygulanabilir.

         G noktası büyütme işlemi nasıl yapılır?

         G noktası büyütme işlemi  için lokal anestezi  kullanılır.G noktası olduğu düşünülen bölgeye 

    submukozal (vajen mukozası altı) dolgu maddesi enjekte edilir.

         G noktası büyütme işlemi 5-10 dakika sürer.G noktası büyütme işleminden sonra  kadınlar normal 

    günlük hayatlarına dönebilirler. İşlem sonrası herhangibir ağrı hissedilmez.İşlem sonrası özel bir 

    bakıma ihtiyaç yoktur.Gnoktası büyütme işleminden sonra aynı gün cinsel ilişkide bulunulabilir.

         G nokası büyütme işleminin etkisi ne kadarsürer?

         G noktası büyütme işleminin etkisi kadından kadına değişmekle birlikte 6-12 aya kadar sürebilir.

  • Genital Bölge Estetik Operasyonları

    Genital Bölge Estetik Operasyonları

    Kadınların en özel bölgesi olan genital bölgenin ameliyatları da kendi gibi özeldir.Bu bölgeye yapılan estetik ve kozmetik uygulamalara ‘kozmetik jinekoloji’denir.

    Genital Estetik Ameliyatlar Nelerdir?

     –Klitoris Üzeri Katlantıları Düzeltme Operasyonları(Klitoroplasti) 

    –Labioplasti(Labia minor ve major bölgesi operasyonları-iç/dış dudak estetiği) 

    –Vajinal Daraltma (Vajinoplasti) 

    –G noktası büyütme  

    –Genital bölge beyazlatma (renk açma) 

    –Lazer ile Vajinal Yenileme (Vajinal Rejuvenation) 

    –Kızlık zarı dikimi 

    –Dış genitalya Sıkılaştırma 

    Bu operasyonların popüler olanlarından ayrıntılı bahsedecek olursak; 

    Labioplasti

    Vajen girişinde normalden BÜYÜK,KIRIŞIK ve SARKMIŞ durumlarındaki genital iç dudakların kesilerek estetik olarak küçültülmesi ameliyatlarına LABİOPLASTİ denir.İç dudak estetiği de denir.İç dudakların normalden büyük ve geniş olması,doğuştan olabildiği gibi ergenlik döneminde de olur. Kişiden kişiye bu durum değişebilir.Kronik enfeksiyon tablosu,genetik nedenler ,hormonal nedenler ,yapılan dopumlar iç dudakların büyük ve sarkık olmasına sebebiyet verebilir. 

    Labioplasti ameliyatı yapılmasını planlarken hastanın istekleri göz önünde bulundurmalıyız.Kimi hastalar labia minörlerinin biraz alınmasını tercih edebilir. 

    Peki Ameliyatı Nasıldır?

    Bu ameliyat sırasında lokal anesteziyi kullanırız,eğer hastanın endişeli bir hali varsa hafif sedayon da verilebilir,Ortalama yarım saat-1 saat civarında sürer.

    Vajina Daraltma (Vajinal Rejuvanasyon) 

    Vajina dokusu ilerleyen yaş,normal doğum,cinsel ilişki,sigara kullanımı,genetik olarak bağ dokusunu yapısının kötü olmasından dolayı genişler.Vajinal daraltma cerrahi ve lazerle yapılabilir.Son yıllarda lazerle vajen daraltma  popüler estetik ameliyatlardan biri haline gelmiştir. 

    Lazerle vajina daraltma vaginal rejuvanasyon olarak adlandırılır.İşlem ağrısız,anestezisiz,cerrahi olmayan bir işlemdir.Buna bağlı olarak da riskleri çok azdır. Lazer ışığı sayesinde vajina içindeki bağ dokusu aktive olmaktadır, hatta yeni kolajen oluşumu da gerçekleşmekte ve bunun sonucunda farkedilebilir düzeyde sıkılaşma gerçekleşmektedir. Ayrıca bu bölgedeki kan dolaşımı artmakta, doğal vajinal lubrikasyon (ıslanma) artmaktadır.  

    Özellikle menopoz döneminde gelişen vajinal kuruluk ve buna bağlı cinsel ilişkideki acının engellenmesi amaçlarıyla da vajinal lazer kullanılmaktadır.  

    Lazerle vajinal daraltma 20 dakika sürmektedir.Sonrasında hasta günlük yaşantısına devam edebilmektedir.Cinsel birliktelik işlemden  1 hafta sonraki doktor kontrolünden sonra başlayabilir. 

    G Noktası Büyütme

    Kadınlarda vajinanın üstünde bulunan, kadın genital yapısında labia minor (iç dudak) dediğimiz yerin üst birleşimindeolan erektil organa klitoris denir.İşlevi cinsel haz alınmasıdır.Üzerinde ortalama 4000 sinir sonlanmaktadır.Bu rakam tüm organlardaki sinir  hücresi sonlanmasından fazladır.Kadınların G NOKTASI ile birlikte en çok haz aldıkları bölgedir. 

    G NOKTASI,vajen içindeki en hassas yapıdır ve Alman Jinekolog Dr.Ernest Grafenberg tarafından keşfeddilmiş ve literatüre sunulmuştur.Kadın vajinasının üst bölümünde 3-4 cm içinde,bazen elle farkedilebilen,süngerimsi hissedilen 1-2 cm çapında daha sert bir bölgedir.

    G Noktası Neden Büyütülür?

    Cinsel birliktelik sırasında erkek bu noktayı pozisyon gereği daha az uyarır ve birliktelik sırasında da salınan östrojen hormonu ile vajina tavanı kalınlaşır.Zaten daha sert olan bu bölgenin incelmesi ve duayırlılaşması daha yavaş olur,Bu durumlarda G NOKTASINI daha belirgin hale getirmek ,uyarılma süresini azaltmak,cinsel ilişkiden alınan hazzı artırmak için G NOKTASI büyütme ameliyatları yapılabilir.  

    G Noktası Nasıl Büyütülüyor?

    Lokal anestezi altında ,G noktasının olduğu bölgeye dermal enjeksiyon şeklinde uygulanır,uygulama yaklaşık 10 dk sürer,dolgu maddeleri kullanılarak bu işlem yapılabilir,işlemden hemen sora hasta normal hayatına döner. 

    Lazerle Vulvar Renk Açma

    Genital bölge değişik nedenlerden dolayı zamanla koyulaşabilir,siyahlaşabilir,kararma sorunları ile karşı karşıya gelebilir.Böyle durumlarda lazer hem labia major (dış dudak) hem de iç dudakla uygulanır. 

    Lazer ile uygulanan renk açmaya ‘labial whitening’ denir.Bu ameliyat ile aynı zamanda genital bölge sıkılaştırması yapılabilir. 

    Genital bölgenin koyulaşmasında en önemli sebep hormonlardır ve gebelik sırasında özellikle salınan bu horman genital bölgeyi koyulaştırır.Hormonal sebepler özellikle polikistik over sendromu,doğum kontrolü hapları,bazı cilt hastalıkları bu duruma sebep olur.Genital bölgenin koyulaşması fiziksel olarak herhangi bir soruna yol açmaz ancak psikolojik oalrak kişi bu bölgeyi sorun haline getirirse bu işlem uygulanır.  

    Lazerle renk açma işlemi nasıl uygulanır? 

    Lazer ile yapılan renk açma tedavileri ortalama olarak 15-20 dakika sürer. İşlem öncesi lokal anestezik etkili krem kullanılması ağrı hissini ortadan kaldıracaktır. Genel anestezi ihtiyacı bulunmamaktadır. İşlem sırasında verilen lazer ışığı sayesinde cildin dermis tabakasında yer alan ve esmerleşmeye neden olan melanin pigmentini üreten ‘melanosit’ hücreleri tahrip edilmekte, böylelikle genital beyazlatma amaçlanmaktadır.   Lazerle renk açma işlemi için genelde tek seans yeterlidir. Bazı durumlarda birden çok uygulama gerekli olabilir. 

    Kullanılan lazer sonrası bu bölge yavaş yavaş soyulmaya başlar ve dökülür,alttan yeni deri ortaya çıkar.Bu işlem 3-4 mm derinliğinde bölgeyi etkilediğinden herhangi bir hastalık riski oluşturmaz. 

  • Aşırı terlemeye etkin çözüm ( botox )

    Terleme insanlarda doğal olarak görülürken, aşırı terleme çok büyük sorunlar yaratabiliyor. Özellikle ter bezlerinin fazla çalışmasına bağlı olarak deri yüzeyine salınan terin artması sonucu, kişide gündelik yaşamı etkileyecek derecede fazla ve rahatsız edici terleme görülebiliyor. Kişinin yaşam kalitesi olumsuz bir şekilde etkileniyor.

    Aşırı terlemenin nedenleri

    Ter miktarı kişiden kişiye göre değişebildiği için aşırı terlemenin tanısı ve değerlendirmesi çoğu kez zordur. Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin çalışması ile doğru orantılı olup, aşırı terleme toplumun yüzde 1’inde karşılaşılan bir sorundur.

    Aşırı terlemenin en önemli nedenleri arasında stres, değişik uyaran ilaçlar (insülin), tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinde görülen hastalıklar, menopoz, hipoglisemi, şişmanlık, bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar ve hormonlar yer alır. Sistemik hastalıklardan diyabete, kalp yetmez-liğinden karsinoid sendroma kadar pek çok sağlık sorunu da terleme yapabilir. Pratikte en çok görülen terleme şekli; strese bağlı olan ve özellikle avuç içi, ayak tabanı, koltuk altı ve daha az olarak da yüz ve kasıkta terleme yapan tiptir.

    Terleme olan bölgelerde bakteri üremesi kolaylaşacağı için aşırı terleme kokuya da neden olur ve kişinin fiziksel ve sosyal hayatını negatif yönde etkiler. Bu gibi durumlar özellikle ellerde, ayak tabanında, yüzde ve gövdede oluşabilir ve kişinin terlemesi ile stres arasında kısa bir denge oluşur. Stres durumu ile birlikte bu bölgelerde hızlı bir terleme gözlenir.

    Terleme nedenlerinin saptanması

    Terleme tedavisine başlamadan önce ilk aşamada terlemenin nedenleri araştırılır. Kişide kilo problemi olup olmadığı incelenir. Uzun süreli geçirdiği herhangi bir rahatsızlık olup olmadığı, menopoz döneminde olup olmadığı, tiroid bezi veya böbrek üstü bezi ile ilgili herhangi bir problemi olup olmadığı araştırılır. Sorun saptanamadığı durumlarda sempatik sinirlerin doğuştan aşırı çalıştığı düşünülür. Bu soruna karşı çok değişik tedavi şekilleri uygulanabilir:

    1-Hastanın beyaz renkli, hafif, pamuk elyaf içeren giysiler ve çoraplar giyilmesi tavsiye edilir.

    2-Bölgeye yönelik kurutucu pudra ve solüsyonlar kullanılması tavsiye edilir. Pudralar nemi alıp, bölgenin kurumasını sağlayabilir ve antiseptik ilaçlar ikinci enfeksiyonun yerleşmesini engelleyebilir.

    3- İyontoforez: Özellikle ellerdeki, ayaklardaki ve koltuk altı bölgesindeki aşırı terlemede kullanılan bir yöntemdir. Sık tekrarlanması gereken bu yöntemle, bölgesel, hafif ve orta derecede terlemesi olan hastalarda oldukça iyi cevap alınıp, 1 – 3 aylık iyileşme dönemleri sağlanabilir.

    4- Botox tedavisi: Özellikle el içi, ayak tabanı ve koltuk altı terlemesinde kullanılan bir ilaçtır. Bu yöntem ter bezlerini çalıştıran sinirlerin faaliyetlerini azaltarak terlemeyi birkaç kat azaltır ve ortalama etki süresi 8-10 aydır.

    Botox en etkili yöntem

    Botox uygulaması aşırı terleme tedavisinde en etkili yöntemdir. “Tıpta birçok alanda mucizevi tedaviler sağlayan botox, terleme tedavisinde de başarılı sonuçlar vermektedir. El içlerindeki, ayak tabanlarındaki ve koltuk altlarındaki terleme çağlardan beri hem kadınlarda hem de erkeklerde, her zaman büyük sorunlar yaratmasına rağmen, tedavi seçenekleri oldukça kısıtlı.

    Uzun süreli etki…

    Son 15 yılda estetikte “çağın mucizesi” olarak tanımlanan botox sayesinde, hem yüzdeki sevimsiz, zamanın acımasız izleri geçirilirken hem de tikler, nörolojik vakalar ve özellikle yüksek teknolojinin bile tedavi sağlayamadığı aşırı terleme tedavi edilerek, başarılı sonuçlar sağlanıyor.

    Özetlemek gerekirse; göz çevresi, alın ve kaş ortasındaki kırışıklıkları gideren botox, aşırı terleme ve ter kokusunun rahatsız edici durumundan da kurtarıyor. Kadın ve erkeklerde kolaylıkla uygulanabilecek bu yöntem ortalama 15-30 dakika içindeki yapılan pratik bir uygulama ile çok uzun bir süre boyunca rahat etmenizi sağlıyor.

    Nasıl uygulanıyor?

    El içi, ayak tabanı ve koltuk altındaki terlemeye karşı botox uygulamaları oldukça pratik bir şekilde uygulanıyor. “Problem olan bölgede ilk aşamada gerçekten terleyen bölge, testler ile tespit edilir, daha sonraki aşamada bölgeye anestezi niteliği taşıyan kremler tatbik edilir ve 15 dakika beklettikten sonra uygulamaya başlanır.

    Son derece ince uçlu (insülin enjektörü) iğne vasıtasıyla problemli olan bölge içine botox ilacı enjekte edilir. Aşırı bir acı hissi duymadan, tedavi için defalarca zaman ayırmadan ve cerrah herhangi bir bakıma gerek kalmadan ortalama 10-12 ay boyunca hem terlemenin miktarı oldukça azalır, hem de terin rahatsız edici kokusundan kişi kurtulmuş olur. Botox bu bölgede aşırı çalışan ter bezlerinin ve kasların istenmeyen hareketlerini etkilediğinden, terleme sorunu da giderilmiş olacaktır.”

    Bugün A.B.D’de bilinçli, eğitimli ve tecrübeli binlerce hekim tarafından uygulanan bu yöntem oldukça yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Hem kadın hem de erkeklerde, birçok yaş grubunda uygulanabilecek bu yöntem sadece bu konuda bilinçli uzman hekim tarafından uygulanmalı.

  • Akciğer kanseri tedavisinde gelişebilen yan etkiler

    Kanser tedavisinin yan etkileri tedavi tipine bağlıdır ve her hasta için farklı olabilir. Doktor ve hemşireler tedavinin muhtemel yan etkilerini hastalara açıklarlar. Yan etkilerden korunmak için tedavi öncesi ve sonrası yollar önerirler.

    Cerrahi akciğer kanseri için temel tedavi yöntemidir. Akciğer cerrahisinden sonra göğüs boşluğunda hava ve sıvı birikme eğilimindedir. Hastalar genellikle dönmekte, öksürmekte ve derin nefes almada yardıma gerek duymaktadırlar. Bu hareketler tedavi için önemlidir. Çünkü geri kalan akciğer dokusunun genişlemesine yardımcı olur ve fazla hava, sıvı birikmesine engel olur. Göğüste ağrı, nefes darlığı, akciğer cerrahisinin yaygın yan etkileridir. Hastalar eski enerji ve güçlerine kavuşmak için hafta ve bazen aylara ihtiyaç duyabilirler. Kemoterapinin yan etkileri verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara oksijen taşıyan kan hücreleri hızlı çoğalan hücrelerdir. Normalde vücudumuza girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar, kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler. Bu dönemde yıkayarak yediğimiz çiğ sebze ve meyvelere dikkat etmeliyiz. Bu tür sebzelerin yıkanmasında sirkeli suda 15-20 dakika bekletmeli ve takiben durulayarak sofraya alabiliriz. Yiyeceklerinizin aynı gün içinde pişmiş olmasına dikkat ediniz. Eğer, 38 derecenin üstünde, bir saati geçen ateşiniz olursa mutlaka doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan hücreleriniz kan sayımında düşük bulunursa, antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında meydana gelen bu azalma, bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve hücreler normal sayılarına ulaşır. Bir başka hızlı çoğalan hücre grubu, sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle, kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi başlamadan önce geçmiş olur. Günlük yürüyüşler sizi zinde tutar. Bu dönemde hafif tempoda yürüyüşler, yoga gibi meditasyon ve egzersiz içeren yöntemler halsizliği önlemede, hastanın yaşam kalitesini artırmada yararlı olabilir.

    Radyoterapi, kemoterapi gibi hem kanserli hem de normal hücreleri etkiler. Radyoterapi aldıkları süre içinde hastalar mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Tedavi gören bölgedeki cilt kızarabilir, kuru, hassas ve kaşıntılı olabilir. Tedavinin sonuna doğru aynı bölge daha ıslak ve akıntılı hale gelir. Bu, derinin ışına karşı verdiği bir reaksiyondur. Bu alan mümkün olduğunca hava ile temas edecek şekilde olmalı, sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden bu dönemde kaçınılmalıdır. Işın tedavisi alınan süre içinde bu bölge suyla temas ettirilmemelidir. Doktora sormadan bu bölge için herhangi bir losyon ya da krem kullanılmamalıdır. Işın tedavisinin deri üzerindeki etkileri geçicidir. Fakat etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir. Bazen ışın tedavisi almış olan bölgede cilt rengi normale göre daha koyu renkte kalabilir. Metastatik hastalıkta özellikle beyin metastazlarında beyin ışınlaması yapılır. Bu işlem, 1 hafta veya 10 gün kadar sürer, ışın tedavisine bağlı bulantı ve kusma gibi yan etkiler gelişebilir. Bu durumlar için tedavi öncesinde ve tedavi devam ederken alınması gereken ilaçlar, radyoterapist tarafından hastaya anlatılır. Beyine radyoterapi alan hastalar başağrısı, deride değişiklikler, yorgunluk, bulantı, kusma, saç dökülmesi, hafıza ve düşünme süresiyle ilgili problemlerle karşılaşılabilirler. Bir çok yan etki zamanla geçer. Radyoterapinin diğer yaygın yan etkileri; boğazda kuruluk, ağrı, yutma zorluğu, yorgunluk, tedavi olan bölgede doku değişiklikleri ve iştah kaybıdır.

    Kanser, iştah azalmasına neden olabilir. Bazı hastalarda ağızda tatsızlık oluşur. Çoğunlukla tedavilerin yan etkileri olan bulantı, kusma ve ağızda yaralar hastanın yemek yemesini güçleştirir. Fakat beslenme çok önemlidir. Öğünler mutlaka yeterli kalori ve protein içermelidirler. Böylece kilo kaybı ve dokuların kendini tekrar tamir etmesi sağlanabilir. Tedavi alan hastalar, düzenli ve yeterli beslenirlerse kendilerini daha enerjik ve iyi hissedeceklerdir ve ilaçların yan etkileri daha az görülecektir.

  • Çocuklarda hpv enfeksiyonu

    ÇOCUKLARDA ( İnsan papilloma virüs enfeksiyonu)

    İnsan papilloma virüs (HPV) enfeksiyonu yaygın olup, bu konudaki bilgilerin sınırlı olması çoğu kez bu enfeksiyonu geçiren vakaların gözden kaçmasına neden olmaktadır.

    Virüs tek bir formda olmayıp, 100 den fazla tip’i mevcuttur. Virüsün faklı tiplerinin olması ise farklı klinik tablolarla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır. Siğil oluşturan tiplerinin yanı sıra kanser oluşturan tipleri de mevcuttur.

    Kanser ve enfeksiyon ajanları ilişkisi değerlendirildiğinde, tüm kanserlerin %5 HPV tarafından oluşturulmaktadır. Bu denli önemli olan bu virüsle karşılaşma anne karnında iken olabilmektedir.

    HPV pozitif anne bebeğini ; anne karnında iken, doğum kanalından geçerken veya doğum sonrası enfekte edebilir. Hastalık sadece cinsel yolla geçmez , yakın temasta da enfeksiyon geçebilir. Çoğu kez enfeksiyonun bu şekilde geçiş yolu gözden kaçmakta ve HPV enfeksiyonu sadece cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon olarak tanımlanmaktadır.

    HPV pozitif bireyle karşılaştırıldığında enfeksiyon :

    Deriden

    Solunum yollarından

    Ağız , burun

    Konjuctivadan geçebilir

    En çok bilinen geçiş yolu ise cinsel temasla bulaşımdır.

    (Çocuklarda cinsel istismar sonucu geçiş önemlidir.)

    Virüsün yapısındaki farklılık değişik klinik tablolara yol açmaktadır.

    HPV çocuklarda en sık siğil tablosuna yol açar. Siğiller vücutta her bölgede görülebildiği gibi en sık genital bölgede görülür. Virüs aldıktan 2 – 3 yıl sonra siğil oluşumları görülür.

    Virüs siğil şeklinde vücutta kalabilir veya bir süre sonra vücuttan atılır.

    Virüsün vücuttan atılma süresi genellikle 10 -12 yıldır. Bazı şahıslarda ise virüs vücutta kalır ve bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda aktive olur. Virüsün vücuda girmesinden uzunca bir süre sonra kanser oluşturma riski mevcuttur.

    Çocukluk döneminde virüsün vücuda girmesi ile kanser oluşması arasındaki süre 10-15 yıldır.

    HPV virüsünün neden olduğu başlıca kanserler:

    Serviks ( rahim ağzı )

    Vajina, Vulva

    Penis

    Anal bölge

    Ağız

    Arka yutak borusu

    Solunum yolu ve akciğer ( Papillom) kanserlerdir.

    Son derece karmaşık olan ‘HPV enfeksiyonu ve çocuklar’ konusu incelendiğinde yanıtlanması gereken bir çok soru mevcuttur.

    HPV pozitif aile bireylerinin çocuğu enfekte etme olasılığı ne kadardır?

    Virüs alındıktan sonra klinik bulguların ortaya çıkmasına kadar geçen süre ( kuluçka süresi) ne kadardır? Virüsün değişik tiplerinde kuluçka süresi değişmekte midir?

    Bu çocukların takibi ve tedavisi nasıl olmalıdır?

    Bu sorular ve benzer sorular yanıtlanmamaktadır.

    HPV ‘ nin 100 den fazla antijenik yapısının olması, enfeksiyonun bulaşma yollarındaki belirsizlik , kuluçka döneminin bilinmemesi konunun önemini artırmaktadır.

    Sonuç olarak ;

    HPV enfeksiyonu sadece cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir.

    HPV enfeksiyonu yaygındır.

    Bebekler HPV enfeksiyonunu

    Doğumda

    Doğum sonrası alabilirler.

    14 – 19 yaş gurubundaki kızlarda

    HPV pozitifliği %24.5

    20- 24 yaş gurubundaki kızlarda

    HPV pozitifliği % 44.8 dir.

    HPV vücudun çeşitli bölgelerinde kolaylıkla yerleşim gösterebilirler.

    Deri

    El, Ayak

    Genital bölge olduğu gibi

    Papillomlar boğaz

    Solunum yolları

    Akciğerlerde çoğalabilirler.

    HPV sadece servikal kanser değil

    Penis

    Vajina

    Anal bölge

    Akciğer

    Yutak borusu kanserine yol açabilir.

    Oldukça karışık olan HPV enfeksiyonunda aşıların uygulamaya girmesi sevindiricidir.

    Aşılar kız ve erkek çocuklara uygulanmaktadır.

    Aşıların koruyucu etkisi yüksektir.

    Bilgi eksikliği sonucu aşının ‘ rahim ağzı kanser aşısı’ olarak tanımlanması üzücüdür.

  • Beyinde Dikkat Ağları

    Beyinde Dikkat Ağları

    Dikkat birçok etmenin aynı anda aktif olmasıyla oluşturulan bir süreçtir. Dikkatimizi yönlendirmemiz için öncelikle dışarıdan uyaranlara maruz kalmamız gerekir. Bu uyaranı ihtiyaç ve duygularımıza göre seçeriz. Çevrede olup bitenin genel anlamda farkında olmamızı ve uyaranlara açık olmamızı sağlayan genel uyarılmışlık hali,  bizi hedefe götürecek uyaranları tarayabilme yeteneği sağlayan seçicilik, dikkati o uyarana karşı sürdürmemize yardımcı olan yoğunlaşma, iş birliği içinde dikkati yönlendirmemizi sağlayacaktır. (alıntılayan, Öztürk,1999);(aktaran, Anderson, 1989). Tüm bunlar bize dikkatin ihtiyaç ile ihtiyaca bağlı olarak duyguların yönlendirmesiyle birlikte hareket ettiğini düşündürebilir. Bu çalışmanın amacı beynimizde bulunan dikkat ile ilgili bölgelerin incelenmesidir.

        Beyinde dikkati etkileyen sistemlerden birisi dopamin ağlarıdır.  Beyin sapında yer alan ventral tegmental alan (VTA) ve limbik kortekse uzanan mezokortikal dopamin ağı. Öğrenmeyi etkilediği gibi ,dikkati de etkileyerek çevre  ile etkileşimi sağlayacaktır (Öncü,Şenol,2002). Dopamin otonom sinir sisteminde adrenalin ve noradrenalin salınımı için bir ön koşuldur. Locus seruleus , noradrenalin ve adrenalinin tüm beyne iletilmesini sağlayan sinir hücrelerinin merkezidir. Pons ve ortabeyin arasında bulunur  (Köroğlu, 2015).

        Orta beyinde yer alan hipotalamus sinir sistemi ve hormonal sistemin kesişim noktasında bulunur. Hipotalamus aldığı sinirsel sinyaller ile hormonlar salgılar bu hormonlar hipofiz bezini uyarır ve hipofiz bezinden kortizol hormonu salınımına neden olur (Köroğlu,2015).Stres anında yüksek düzeyde salgılanması konsantrasyon eksikliğine neden olmaktadır.

        Dikkat ile ilgili beyin bölgelerinden ilki prefrontal korteks; duyguların kontrolü, dikkat,bellek ve öğrenme, sürdürme gibi işlemler üzerinde etkilidir. Bölgenin hasarında uyaranlara karşı dikkati toplamada sorunlar, bellek problemleri yaşanır. Prefrontal korteks üç bölümden oluşur.

        Planlama ve sürdürme gibi süreçlerden sorumlu arka ve yan bölümde yer alan dorsolateral prefrontal kortekstir ( Zararsız,Sarsılmaz,2005, Lou, vd., 1990).  Dikkat, bellek, yürütme gibi faaliyetlerden sorumlu olan bu bölgede meydana gelen bir hasarda kişilerin dikkati uyarana yönlendirmede zorlanacağı ve yürütücü işlevlerde yaşadığı problem nedeniyle motivasyonunun da olumsuz etkileneceği söylenebilir.

        Zararsız ve Sarsılmaz’a göre (2005) , duygu ve dürtülerin kontrolünden sorumlu orbitofrontal korteks hasarlarında da hiperaktivite ile birlikte dikkat kaybı ve buna bağlı olarak iletişim problemleri yaşanır. Üçüncü bölge olan medial prefrontal korteks doğrudan dikkat ve motivasyon süreçlerinde rol oynar. Bölgenin hasarında dikkat ve ilginin azalmasıyla  kişi, görevi devam ettirmede problem yaşar. Bu bilgiler doğrultusunda prefrontal korteksin tüm bölümlerinin doğrudan ya da dolaylı olarak dikkat süreçlerini etkilediğini söyleyebiliriz.

        Singulat Girus , frontal lob arkasından başlayıp temporal loba kadar uzanan bir bölgedir. Bölgenin hasarında seçenekleri görebilme, bir düşünceden diğerine dikkati aktarmada problem yaşanır (Madi,2011). Temporal lob işitilenleri algılama aşamasında aktive olur. Bu algılama sürecinde bir dikkat söz konusudur. Temporal lob hasarlarında işitilenleri seçmede problem yaşanması olası bir sonuçtur.

        Bu bulgular bize farklı birleşenlerden oluşan dikkatin bu bileşenlerinin her berinin beynin farklı bölgelerinde rol aldığını gösterse bile, o bölgede meydana gelecek hasarlarda yada stabilizasyonunun bozulmasında, dikkati meydana getiren bileşenlerin birbirlerini etkileyebileceğini göstermektedir. Aynı zamanda dikkatin bozulmasıyla uyaranlara karşı algı kapanacak ve kişi çevresinde olup bitenlerden haberdar olamayacak veya başladığı bir işi sürdürmekte problem yaşadığı için iletişim güçlükleri yaşayacaktır. Tüm bunlar kişinin hayatını olumsuz etkileyecek ve uzun süre devam etmesi farklı problemlerin zeminini oluşturacaktır.

    REFERANSLAR

    1. Köroğlu, E.  (2015 ).Klinik psikiyatri (2. Baskı). Ankara: HYB ( ss. 757-767)

    2. Lou, H.C., Henriksen,, L.,Bruhn,P. (1990). Focal cerebral dysfunction in developmental   learning disabilities.Lancet,335,8-11.

    3. Madi,B.( 2011). Öğrenme beyinde nasıl oluşur (3. Baskı.) Ankara:Elif  Yayınevi (ss. 90-91).

    1. Öncü, B., Şenol, S. (2002). Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaşım. Klinik Psikiyatri Dergisi, 2, 111-119.

     

    1. Öztürk, B. (1999). Öğrenme ve öğretmede dikkat. Milli Eğitim Dergisi, 144, 51-58.

    Zararsız ,İ., Sarsılmaz, M.,(2015). Prefrontal korteks.Türkiye Klinikleri Tıp Dergisi,25,232-237.

  • Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Bugüne kadar yapılan otizm spektrum bozukluğu ile ilişkili en kapsamlı genomik analizde, UC San Francisco’lu bilim adamları tarafından yürütülen uluslararası bir araştırma ekibi, otizm gelişiminde rol oynayan 65 gen tespit etti.

    Ayrıca, çalışmada kaybolması veya kazanılması, otizm riskine katkıda bulunan birçok gen içeren 6 kromozom bölge tespit edildi. 5500 otizmli çocuğun genomunun incelenmesi sonucu 71 gen veya riskli bölge tespit edildi.

    Bütün bu bölgeler sinir hücreleri arasında sinapsları(bağlantıları) düzenleyen veya kromatin denilen genlerin paketlenmesi ile ilgili bölgeler. Bu sonuç bize otizmin sinirler arasında iletişim bozulmasından kaynaklanan bir hastalık olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

    Çalışmanın diğer bir ilginç sonucu ise otizmin neden erkeklerde daha sık görüldüğüne ışık tutması. Bilindiği gibi otizm erkeklerde kızlardan 4 kat daha sık görülüyor. Çalışmada kızlar ve erkeklerde otizme yol açan gen ve kromozom bölgelerinin aynı olduğu saptanmış fakat ilginç olarak otizmli kızlarda mutasyon sayısının belirgin olarak daha fazla olduğu gösterilmiş.

    Basitçe söylemek gerekirse erkek bebekleri hasta etmeye yetecek mutasyon sayılarına sahip kızlarda otizm gelişmiyor. Kızları otizmden neyin koruduğuna dair elimizde kanıt yok. Gelişmekte olan beyne testesteron ve östrojenin gösterdiği farklı etkilerin rolü olabileceği düşünülüyor.

    İnsan doğası kızları otizmden koruyor. Nedeni için biraz daha beklememiz gerekecek gibi duruyor.