Etiket: Böbrek

  • Aşırı Tüylenme

    Aşırı Tüylenme

    Adet kanamalarının başlaması ile genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir.
    Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.

    • Normal Kıl Büyümesi

    Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kılın derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece kıl büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.
    Yüzde ve vücutta aşırı tüylenmenin nedenleri;
    Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert ve uzun kıllara dönüşmesine neden olur.
    Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar

    – Menonopoz; Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder buna bağlı olarak tüylenme görülebilir.
    – Genetik; Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.
    – İlaç yan etkileri; Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.
    – Polikistik over hastalığı; Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.
    – Yumurtalık Tümörleri; Nadir olarak görülen androjen salgılayan yumurtalık tümörleri de aşırı tüylenmeye neden olur.
    – Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları; Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.
    Aşırı tüylenmenin nedeninin belirlenmesi;
    Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyesi belirlenir. Ayrıca yapılan ultrasonografik inceleme ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir.
    Aşırı tüylenmenin tedavisi;

    • Kozmetik Tedavi;

    Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş v.b. gibi yöntemler ile geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden birisidir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.

    • Tıbbi Tedavi;

    Aşırı tüylenmenin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Bu haplardaki östrojenler karaciğerde androjenlere bağlanarak onların etkisini azaltır. Diğer bir ilaç olan Spiranolakton androjenlerin ciltteki etkisini engeller. Böbrek üstü bezlerin hastalıklarına bağlı aşırı tüylenmenin tedavisinde kortizon kullanılır. Son yıllarda GnRH analogları denilen bir grup ilaç ile yumurtalıklardan androjen salınımı engellenerek aşırı tüylenme tedavi edilmektedir. Hormon tedavisi ile yeni tüy çıkması engellenir. Önceden çıkan tüyler hormon tedavi ile dökülmez, tedavinin bitiminden sonra epilasyon uygulanarak yok edilebilir. Hormon tedavisine başladıktan ortalama bir, iki yıl sonra ilacın dozu azaltılarak tüylenmenin tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit edilir ve gerekirse ilaca daha uzun süre devam edilir.

  • Çağın korkulan hastalığı diyabetes mellitus (şeker hastalığı)

    Diyabet olarak adlandırdığımız Şeker hastalığı , maalesef bir halk sağlığı sorunu olarak devam etmektedir. Halk sağlığı diyoruz çünkü sadece diyabet olan bireyi değil, her yönüyle toplumu da etkilemektedir.

    2017 yılında tüm dünyada 451 milyon kişide (18-99 yaş arası) diyabet varken , 2045 yılında bu sayının 693 milyon kişi olacağı hesap ediliyor ki bu arada hastaların yaklaşık yarısı da diabet olduklarının farkında değiller…Kısaca şöyle diyebiliriz. Her 100 kişiden yaklaşık 9’unda diabet vardır ve her 100 kişiden 7’si de Bozulmuş Glikoz Toleransı dediğimiz Diabet adayıdır!!!

    DİYABET NE ZAMAN AKLIMIZA GELMELİ?

    *Aşırı susama

    * Aşırı idrara çıkma

    *Kilo kaybı ya da kilo alımı

    *İştah artışı

    *Halsizlik, yorgunluk

    *Ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    *Bulanık görme…

    gibi semptomlar var ise bu durumda kan şekeri ölçülmelidir.

    DİYABETİN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Tip 1 DM

    Tip 2 DM

    Gestasyonel DM (gebelik DM )

    Prediyabet (henüz diabet olmamış, ancak kan şekeri yükselmeye başlayan kişiler)

    DİABETTEN NEDEN KORKUYORUZ ?

    Diabet komplikasyonlarla seyreden bir hastalıktır. Yani kan şekerinin yükselmesi diğer organlara zarar verdiği için korkuyoruz. Maalesef baştan ayağa kadar her yerimizi etkiler. Hangi tür hasarlar yapar diabet bir bakalım:

    DİYABETİN GÖZE ETKİSİ:

    Diyabet göz küresinin arkasındaki retina tabakasındaki damarlara zarar verir. Bulanık görmeden , katarakt ve körlüğe kadar giden birçok problem oluşturur.

    Gözde diabetin yaptığı hasara yol açan faktörlerin başında yüksek kan şekeri seviyesi, yüksek tansiyon ve böbrek hasarının da başlamış olması gelir.

    Göz kontrolü diyabet teşhisi konar konmaz (özellikle tip 2 Diyabette ) hemen yapılmalı ve yılda bir de tekrarlanmalıdır. Zamanında yapılan müdahaleler körlük riskini %60 kadar azaltır.

    DİYABETİN BÖBREKLERE ETKİSİ:

    Tüm Diyabet hastalarının yaklaşık %30 ‘unda böbrek yetersizliği meydana gelir ki diyalize giren hastaların en önemli nedeni kontrolsüz diyabettir.

    Bu durumu anlamak için idrar ve kan tahlilleri yapılıp böbrek fonksiyonları değerlendirilir. 24 saatlik idrar toplanıp idrarda mikroalbümin dediğimiz bir proteine bakarız. Çıkan sonuçlara göre böbrek hasarı olup olmadığı anlaşılır.

    DİYABETİN SİNİRLERE ETKİSİ:

    Yüksek şekere maruz kalan sinirler hasar görür ve işlevlerini yapamaz hale gelirler. Özellikle bacaklar ve ayaklarda hissizlik, yanmalar, uyuşma ve karıncalanma gibi şikayetler belirir.

    Ayaklarda meydana gelen yaralar derin ülserlere bunlar da ayağın kesilmesine kadar giden komplikasyonlara yol açar.

    Yine sinir hasarları diyabetli kişilerde terlemede azalma veya artma, İstirahatte kalp hızında artış, cinsel işlev bozukluğu, idrar retansiyonu (mesanede idrar birikmesi), Hipotansiyon(düşük tansiyon), Kardiyak aritmi (kalp ritm bozuklukları), hipoglisemiyi (şeker düşüklüğünü ) algılayamama, bazen ishal, bazen kabızlık, mide boşalmasında bozulma gibi semptomlara yol açar.

    Diyabette kan şekeri yükselince sinir harabiyeti olup mideyi de etkiler ve midenin boşalması yavaşlar. Bu durumda midede şişkinlik, bulantı, kusma, geğirti gibi semptomlar başlar.

    Ayrıca yine diyabette en sık ölüm nedeni Kalp krizleridir. Buna neden olan da yine yüksek şekerin yaptığı damar hasarlarıdır. Koroner arter dediğimiz kalbi besleyen damarlarda tıkanıklıklar ve damar yapılarında düzensizlikler oluşturur.

    Öyleyse Diyabet sadece kan şekeri yüksekliği değil , aynı zamanda oluşturduğu kötü hasarlar açısından da önem arzediyor…..

    Tedavisi kadar hastanın uyumu da çok ÖNEMLİ!!!

  • Ödem-proteinüri-nefrit

    Normalde günde 100-150 mg protein idrarla kaybedilir, bunun bir kısmı albümindir. İdrarla günlük albümin kaybı ise 30 miligramın altındadır. İdrarda protein kaybı çoğu kez basit idrar incelemesi ile tesadüfen saptanır. Normal idrar testleri idrarda proteini negatif, eser, +, ++, +++… gibi veya yok, 30, 100, 300, 500 gibi değerlerle ifade edilir. Basit idrar incelemesinin bir tarama testi olduğu unutulmamalıdır.

    İdrarda protein saptanınca ileri inceleme gerekir. Öncelikle idrarla protein kaybının miktarı saptanır, protein kaybı ciddi ise de nedeni araştırılır.

    İdrarla protein kaybının miktarını anlamak için ya 24 saat idrar toplanır ya da bir idrar örneğinde protein/kreatinin oranına bakılır.

    Ciddi proteinüri var ise böbrek kaynaklıdır. Doğrudan böbrek hastalığına bağlı olabildiği gibi başka bir hastalığın böbreği etkilemesi sonucu da olabilir. Örneğin şeker hastalığı böbreği etkileyerek proteinüriye neden olabilir.

    Proteinüri şiddetli ise kanda albümin düşebilir ve vücutta şişmeler (ödem) başlar.

    Proteinüriye yol açan böbrek hastalığını anlamak için böbrekten parça almak (böbrek biyopsisi) gerekebilir.

    İdrarla günlük albümin kaybının 30-300 mg arasında olması mikroalbüminüri olarak tanımlanır.

    Proteinürinin değişik tipleri de vardır, idrarla kaybedilen proteinin tipine bakarak böbrek hastalığının nedeni hakkında bilgi edinilebilinir. Proteinüri geçici veya pozisyonel olabilir.

    Proteinüri saptanınca bunun değerlendirilmesi nefroloji uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    ÖDEM (VÜCUTTA ŞİŞME)

    Ödem vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Şişlik ayaklarda, bacaklarda, ellerde, parmaklarda (yüzük çıkarılamaz) ve göz kapakları etrafında fark edilir. Hemen akla böbrek hastalığı gelir. Akciğerlerde su birikebilir. Ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.

    Ödeme yol açan hastalıklar 6 başlık altında incelenebilir:

    1.Böbrek hastalıkları

    2.Karaciğer hastalıkları

    3.Kalp hastalıkları

    4.Hormonal hastalıklar

    5.Damar tıkanmaları

    6.Diğer hastalıklardır.

    Böbrek hastalıklarında idrarın renginde koyulaşma, yüksek tansiyon izlenebilir. Karaciğer hastalıklarında sarılık öyküsü olabilir. Kalp hastalıklarında hasta sırtüstü yatamaz, nefes darlığı vardır. Gece tek yastıkta yatarsa nefes darlığı olur. Hasta merdiven çıkamaz, en küçük hareketle bile nefes darlığı izlenebilir. Tiroid bezinin az veya fazla çalışmasında, böbrek üstü bezi hastalıklarında ödem olabilir.

    Böbrek, karaciğer, kalp ve hormonal hastalıklarda şişlik genellikle yaygın ve çift taraflıdır. Damar hastalıklarında ise şişlik tek taraflı olabilir ve tutulan damarın yerine göre değişir; örneğin sağ bacak damarlarında problem varsa şişlik sadece sağ bacaktadır.

    Ödemi olan hastalarda öncelikle bu hastalıklar araştırılır. Bu amaçla çeşitli laboratuvar incelemeleri gereklidir. Bazı durumlarda ödeme yol açan bir hastalık saptanamaz. Bu durum idiyopatik (nedeni bilinmeyen) ödem olarak isimlendirilir.

    İdiyopatik ödem genellikle genç-orta yaşlı bayanlarda görülür. Adından da anlaşıldığı gibi nedeni belli değildir ancak gerginlik, fazla kilo, karbonhidrat tüketimi, bol tuzlu diyet gibi nedenler ödeme yol açabilir. İdiyopatik ödem tanısı, ödem yapan diğer hastalıkların ekarte edilmesi ile konur.

    Ödem tedavisine başlamadan önce ödeme yol açan hastalık araştırılır ve tedavi altta yatan hastalığa göre planlanır. Ödemli hastaların önemli bir kısmında tedavinin ilk şartı tuz kısıtlamasıdır. İdrar söktürücü ilaçlar şişlikleri azaltabilir ancak bu ilaçlar kesinlikle doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

    NEFRİT: GENEL BİLGİLER

    Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron temel olarak 2 kısımdan oluşur.

    1.Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)

    2.Süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular (tübül)

    Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. Nefrit nedenleri mikrobik olan ve olmayan olmak üzere ikiye ayrılır:

    1.Mikrobik nefritler (piyelonefrit): Piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.

    2.Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.

    A.Glomerülonefrit

    B.Tübüler nefrit (Tübülointerstisiyel nefrit)

    NEFRİT: GLOMERÜLONEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap vardır. Türkiye’de kronik böbrek yetmezliğinin sık nedenlerinden birisi glomerülonefrittir. Belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir.

    Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. Muayenede glomülonefrit bulguları el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma (idrar çay rengini alabilir) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama (hematüri) ve protein kaybı (proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır.

    Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. Birçok hastanın biyopsi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin amacı kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.

    Glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar?

    Pratikte glomerülonefritler 5 şekilde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.

    1.İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir nedenle doktora giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı saptanır.

    2.Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3-3.5 gramdan fazla protein kaybı vardır. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.

    3.Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.

    4.Kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir, sinsi olabilir. Hipertansiyonlu hastalarda idrar tahlili bu nedenle önemlidir.

    5.Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.

    Nedenleri

    Glomerülonefrit nedenleri 2 gruba ayrılabilir:

    1.Nedeni bilinmeyen

    2.Bilinen bir hastalığa bağlı: Bu hastalıklara örnek olarak geçirilmiş solunum yolu infeksiyonu, romatizmal hastalıklar, hepatit verilebilir

    Tedavi

    Her hastada farklıdır. Böbrek biyopsisinin sonucu ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır. Sadece çocuklarda, eğer nefrotik sendrom var ise önce tedavi verilip, daha sonra düzelmezse/gerekirse böbrek biyopsisi yapılabilir. Glomerülonefrit tedavisi nefroloji uzmanı denetiminde olmalıdır. Eğer varsa hipertansiyon tedavisi ihmal edilmemelidir. Tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hasta sürekli diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.

    NEFRİT: TÜBÜLER NEFRİT

    Nefronda ağırlıklı olarak tübüllerde iltihap vardır, hastalığın ilerlemesi ile glomerüllerde de hasar oluşur. Hem ani hem de kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilirler. Tübüler nefritlerin önemli kısmı önlenebilir niteliktedir. Tübüler nefritlerde adından da anlaşılacağı gibi tübül fonksiyonlarında bozulma olur. Tübüler nefrit ile glomerülonefriti birbirinden ayırmak genellikle zor değildir.

    Hastalarda başlıca belirti ve bulgular

    Sık idrara çıkma

    Gece uykudan uyanıp idrara gitme

    Yüksek tansiyon

    İdrarla tuz, şeker, amino asit, protein kaybı

    D vitamini ve kan üretim hormonu (eritropoietin) yapımında azalma

    Kansızlık

    Su ve tuz dengesinde bozulma

    Böbrek yetmezliğidir.

    Nedenleri

    1.İlaçlar: Özellikle uzun süre, yüksek dozda, bilinçsiz ağrı kesici kullanımı.

    2.Bulaşıcı hastalıklar

    3.Bazı kanserler

    4.Orak hücreli anemi (kansızlık)

    5.Gut hastalığı

    6.Bağışıklık sistemi hastalıkları

    7.İdrar yolu tıkanmaları, kaçakları

    8.Diğer nedenler.

    Tedavi

    Öncelikle tübüler nefrite yol açan hastalık araştırılır ve bu hastalık tedavi edilir. Eğer neden bulunamaz ise hastada bulunan belirti ve bulgulara göre tedavi planlanır.

    BÖBREKTEN PARÇA ALMA (BİYOPSİ)

    Böbrek hastalığının nedenini anlamak için böbrekten parça almak gerekebilir. Parça almak deyince hastanın aklına genellikle kanser gelir. Nefroloji pratiğinde ise parça almanın amacı çoğu kez kanser değildir. Günümüzde ultrasonografi yardımı ile böbrekten parça almak oldukça kolay bir işlemdir ve riskleri çok azalmıştır. Özel durumlarda böbrek biyopsisi açık veya laparoskopik yapılabilir.

    Böbrek biyopsisinin başlıca riskleri kanama ve ağrıdır ancak gerekli ön hazırlıktan ve işlem sonrası yakın takiple ultrasonografi yardımı ile biyopsi yapılması bu riskleri minimuma indirmiştir. Biyopsinin riskleri olduğu doğrudur ama biyopsi yapmamanın da riskleri vardır. Biyopsi zaten hastaya yararlı olabilecek bir tedavi seçeneği olduğu zaman gündeme gelir.

    Biyopsi yapılabilecek durumlar:

    1.İdrarla protein kaybında, yaşa ve miktarına göre değişir

    2.İdrarda nedeni açıklanamayan kanamada

    3.Nedeni açıklanamayan hızlı ilerleyen böbrek yetmezliğinde

    4.Böbrek boyutlarının normal olduğu nedeni açıklanamayan böbrek yetmezliklerinde

    5.Uzun süren ani böbrek yetmezliklerinde

    6.Bazı durumlarda şeker hastalarında

    7.Bazı sistemik hastalıklarda

    8.Bazı ailesel böbrek hastalıklarında

    9.Böbrek hastalığının nedeninin anlaşılamadığı diğer durumlarda

    10.Nakil yapılmış böbrekte (gerekirse)

  • Kreatinin nedir, ne değildir?

    Bir çok hasta böbrek hastalığı ile tesadüfen yaptırdığı bir kan tahlilinde kreatinin değerinin yüksek çıkması sonucu tanışır ve morali bozulur. Kreatinin yüksekliği sık olan bir problemdir (ülkemizde 6-7 erişkinin birinde böbrek problemi, yaklaşık 20 yetişkinin birinde de kreatinin yüksekliği vardır) ve hastaların çoğu farkında bile değildir. Bu nedenle farkına vardığınız için sevinmeniz bile mümkündür çünkü artık böbreklerinize daha fazla dikkat ederek onları koruyabilirsiniz. Bu sayfada kreatinin hakkında hastaların ve hasta yakınlarının en çok sorduğu, en çok merak ettiklerini bulacaksınız.

    Kreatinin nedir?

    Kreatinin kas hücrelerinde oluşan, böbrek aracılığı ile vücuttan atılan, böbreğin görevini iyi yapıp yapmadığını gösteren ve ölçümü kolay bir maddedir.

    Üre nedir?

    Yaşam için vücudumuzda çok sayıda biyokimyasal olay olur. Örneğin proteinler birçok olaya katılır ve sonunda parçalanır. Parçalanan proteinler üre haline gelir ve vücuttan atılır.

    Böbrek yetmezliğinde üre ve kreatinin neden yükselir?

    Üre ve kreatinin böbrekten süzülerek atılır. Böbrek yetmezliğinde böbreğin süzme görevi azaldığı için üre ve kreatinin birikmeye başlar. Kanda üre veya kreatinin ölçülerek böbrek yetmezliği olup olmadığı ve varsa böbrek yetmezliğinin derecesi saptanır.

    Kanda üre ve kreatinin yükselmesinin hepsi böbrek yetmezliğine mi bağlıdır?

    Özellikle hafif yükselmelerde başka nedenlerle (örneğin protein veya kaslarla ilgili sorunlar) de yükselebilir ama bu nedenlerden burada bahsedilemeyecektir. Üre ve kreatinin yüksekliğinin böbreğe mi böbrek dışı bir nedene mi bağlı olduğunu size ancak bir böbrek hastalıkları (nefroloji) uzmanı söyleyebilir.

    Kaslarda ne tür sorun olabilir?

    Ağır spor yapanlarda kas kitlesi artmış olduğu için kanda kreatinin yükselebilir. Öte yandan, kas kitlesi çok azalmış kişilerde kanda kreatinin normal sınırlarda olmasına rağmen böbrek hastalığı olabilir.

    Üre mi önemli kreatinin mi?

    İkisi de önemlidir. Böbrek yetmezliği deyince daha çok üre anlaşılması alışkanlık olmuştur. Eski zamanlarda kanda üre düzeyine bakmak kreatinin düzeyine bakmaktan daha kolay olduğu için üre bakılırdı. Otomatik makinelerle artık kreatinin bakabilmek çok kolaylaşmıştır. Üre, kreatinine göre böbrek dışı çok sayıda faktörden etkilenir, bu nedenle daha az hassastır, yanılgılara açıktır yani üre yüksek olduğu halde böbrek normal olma olasılığı daha yüksektir. Yani böbrek yetmezliği için kreatinin daha önemlidir ama kreatinin yüksek olmasına rağmen böbrek de normal olabilir.

    İki böbrek de mi hasta?

    Kreatinin yüksekliğinin nedeni böbrek hastalığı ise 2 böbreğin de hasta olması gerekir. Bir böbreklerini yakınlarına bağışlamış kişilerde tek böbrek vardır ve bu böbrek sağlam olduğu sürece kreatinin yükselmez.

    Su içmekle kreatinin düşer mi?

    Bir miktar düşebilir ama kalıcı böbrek hasarı varsa normale gelmez. Önemli olan kreatininin düşmesi değil yükselmemesi veya yavaş yükselmesidir.

    Et yemesem kreatinin düşer mı?

    Düşebilir ama bunun nedeni çoğu kez böbreklerin daha iyi çalışması değil beslenme bozukluğuna bağlı kasların zayıflamasıdır. Kaslar zayıflarsa kreatinin üretimi azalacağı için kanda kreatinin düşebilir. Üstelik et gibi proteinler daha az yendiği için sebze, meyveye ağırlık verilmesi bir de potasyum sorununa neden olabilir. En iyisi doktoru dinlemek.

    Kreatinin yükselmesini nasıl önleyebilirim?

    Genel olarak gereksiz ilaç kullanımını önlemek, ilaç gerekirse bilinçli kullanmak, yeterli sıvı almak, etkin kan basıncı kontrolü (şikayet yoksa bile arada ölçerek) ve nefrolog takibini aksatmamak gerekir. ‘Diyaliz hastası olmaktan nasıl kurtulurum?’ isimli bölüm size yararlı olabilir.

    Tansiyon takibi neden önemlidir?

    Tansiyonun yüksek seyretmesi böbrek yetmezliğinin hızlı ilerlemesine ve kreatinin değerinin yükselmesine neden olur. Sizlere ‘İyi ki Tansiyonum Çıktı’ isimli kitabımı (Doğan Kitap, 2016) öneririm.

    Kreatinin yükselmesi böbrekten başka bir hastalığın belirtisi olabilir mi?

    Evet. Hekimlik hayatım boyunca kreatinin değeri yüksek olduğu için gelen hastalarımda çok değişik hastalıkların tanısını koydum. Bazı kan hastalıkları ve hormonal bozukluklarda ilk bulgu kreatinin yükselmesi olabilir, bu nedenle ilk değerlendirme çok önemlidir.

    Böbreklerimden hiçbir şikayetim yok, doktorum böbreğimin hasta olduğunu söyledi, böyle bir şey mümkün olabilir mi? Erken böbrek yetmezliği nasıl anlaşılır?

    Böbrek yetmezliğinin erken döneminde hastada hiçbir belirti ve bulgu olmayabilir. Bu dönemde böbrek hastalığı sadece kanda üre veya kreatinin ölçümü yapılarak anlaşılabilir. ‘Böbrek hastalığı sinsidir’denmesinin nedeni de budur. Üre ve kreatininin yükselmesi hissedilmez. Hafif yükseklikler gerek hasta gerekse de hekim tarafından önemsenmeyebilir, ihmal edilebilir.

    Kanda üre ve kreatininin normal düzeyleri nedir?

    Normal değerler üre için 20-50 mg/dl ve kreatinin için 0.8-1.2 mg/dl’dir. Bu değerler laboratuvarlara göre küçük farklılıklar gösterebilir.

    BUN diye bir şey duydum, bu nedir?

    Normal değerleri farklı olmakla birlikte pratik olarak üre, BUN’ın 2 katıdır. Üre diye konuşmak alışkanlık olmuştur. Bazı laboratuvarlar üre bazıları ise BUN şeklinde raporlar. BUN, kan üre azotunun kısaltılmış şeklidir.

    Normal BUN değeri nedir?

    10-20 mg/dl.

    Yükselmiş üre, BUN veya kreatinin düzeyi ile böbrek yetmezliğinin derecesi arasında bir ilişki var mıdır?

    Evet. Böbrek yetmezliğinin derecesini anlamak için kan kreatinin düzeyini temel alan formüller kullanılarak böbreğin süzme görevi ölçülür. Böbreğin süzme görevini göstermek için kullanılan tıbbi terim kreatinin klirensidir. Pratikte kullanılan birimi ml/dakikadır.

    Kreatinin klirensi neden önemlidir?

    Kan kreatinin düzeyi böbrek yetmezliğinin derecesini üre veya BUN’dan daha iyi yansıtır. Yaş, cinsiyet, ırk ve kas kitlesi gibi faktörler kan kreatinin düzeyini etkilediği için bu faktörlerin etkisini azaltmak amacı ile kreatinin klirensi kavramı geliştirilmiştir.

    Böbrek yetmezliği/hastalığı kreatinin klirensine göre evrelendirilir ve tedavi planı buna göre yapılır.

    Kreatinin klirensimi nasıl öğrenebilirim?

    Kreatinin klirensini hesaplamak için ideali 1 gün (24 saat) süre ile idrar toplamak ve gerekli ölçümleri yapmaktır ancak bu pratik olmadığı için bazı formüller ve tablolar geliştirilmiştir. Günümüzde birçok hastane kan kreatinin düzeyini raporlarken altına küçük bir uyarı ile kreatinin klirensini (GFR, GFD, eGFD, eGFD şeklinde) de raporlamaktadır.

    Bu formüllerle bulunan değer ne kadar doğrudur?

    Bu formüllerle bulunan değerlerin gerçek değerlerle arasında küçük farklar vardır ama nefroloji pratiğinde bu farkın önemi çok azdır. Bu formüller böbreğin süzme fonksiyonunun hızla değiştiği geçici böbrek yetmezliğinde kullanılamazlar.

    24 saat idrar toplamak şart mıdır?

    Eskiden çok yaygın kullanılırdı ancak bu formüller sayesinde hastaların çoğunda artık 24 saat idrar toplamak gerekmez. Ağır spor yapanlarda kreatinin yüksekliğinin böbrek hastalığı mı kas kitlesinin artması mı sonucu olduğu 24 saat idrar toplayarak anlaşılır.

    Tahlil kağıdımda kreatinin klirensi, GFR, GFD, eGFD, eGFD şeklinde bir bilgi yok, nasıl öğrenebilirim?

    MDRD formülüne göre hazırlanmış aşağıda belirtilen 2 tablo aracılığı ile hastalar kendi kreatinin klirensini yaklaşık olarak hesaplayabilir.

    Erkek hastalar için tablo

    Kreatinin düzeyi
    Yaş 1 1.5 2 2.5 3 4 6 8
    20 101 63 46 35 28 20 13 9
    25 97 61 43 34 27 20 12 9
    30 93 58 42 32 26 19 12 8
    35 90 57 41 31 25 18 11 8
    40 88 55 40 31 25 18 11 8
    50 84 53 38 29 24 17 11 8
    60 81 51 36 28 23 16 10 7
    70 79 49 35 27 22 16 10 7
    80 76 48 34 27 22 15 10 7

    Örnek: 20 yaşında kreatinin düzeyi 1 mg/dl olan erkek bir hastada kreatinin klirensi 101 ml/dakikadır.

    Kadın hastalar için tablo

    Kreatinin düzeyi
    Yaş 1 1.5 2 2.5 3 4 6 8
    20 75 47 34 26 21 15 10 7
    25 72 45 32 25 20 14 9 7
    30 69 43 31 24 19 14 9 6
    35 67 42 30 23 19 14 8 6
    40 65 41 29 23 18 13 8 6
    50 62 39 28 22 18 13 8 6
    60 60 38 27 21 17 12 8 5
    70 58 36 26 20 16 12 7 5
    80 57 36 25 20 16 11 7 5

    Ayşe Hanım 40 yaşında. 72 kg ağırlığında. Kan kreatinin düzeyi 2.5 mg/dl. Kreatinin klirensi kaç?

    Tabloya göre 23 ml/dakika.

    Öğrenmem için bu tablolar dışında bir yöntem var mı?

    Bazı web sayfaları veya cep telefonu uygulamaları ile de öğrenebilirsiniz.

    Kreatinin klirensini hesaplamam, öğrenmem ne işe yarar?

    Böbrek yetmezliği olan bir hastada tedavi planlanırken kreatinin klirensi temel alınır. 2002 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde Ulusal Böbrek Vakfı kreatinin klirensini temel alarak kalıcı böbrek hastalıklarını sınıflandırmış ve hastalar için bir tedavi planı hazırlamıştır. Burada bu evrelendirme sistemi sunulacak ve hastalar uygulamaları gereken tedavi hakkında aydınlatılacaktır. 2012 yılında yeni bir evreleme sistemi daha geliştirilmiştir, bu sistemde idrarda kaybedilen protein miktarının da önemi vardır ancak hastalar için daha pratik ve anlaşılabilir olması nedeni ile burada eski evrelendirme sistemi kullanılmıştır.

    Kalıcı böbrek hastalığı evrelendirmesi

    Evre Tanımlama Kreatinin klirensi

    (KrK) (ml/dak)

    – Artmış risk ≥60

    (risk faktörleri +)

    1 Böbrek hasarı var ama KrK normal veya artmış ≥90

    2 Böbrek hasarı var, KrK hafif azalmış 60-89

    3 Orta derecede azalmış KrK 30-59

    4 Şiddetli derecede azalmış KrK 15-29

    5 Son dönem böbrek yetmezliği < 15

    Bu bilgiler ışığında kreatinin klirensinizi ve hastalığınızın evresini hesaplayabilirsiniz. Özetle söylemek gerekirse kreatinin yüksek olması diyaliz demek değildir, hem diyaliz hastası olmamak/eğer gerekecekse başlangıcını geciktirmek hem de önlenebilir sorunlara hazırlıksız yakalanmamak için takipleri aksatmamak gerek. Böbreklerinize iyi baktığınız sürece onlar da size iyi bakacaktır.

    Önerilen kaynaklar:

    1.‘Diyaliz hastası olmaktan nasıl kurtulurum?’ isimli bölüm (www.tekinakpolat.com)

    2.’İyi ki Tansiyonum Çıktı’, Doğan Kitap 2016.

    3.Ürem Kreatininim Yüksek Diyalizi Nasıl Önlerim, 2016. İndirmek için (www.tekinakpolat.com).

  • Böbrek tümörlerinde bir ilk; adjuvan tedaviye fda’den onay

    FDA bir ilk olarak, böbrek tümörlerinde bir ilaca adjuvan tedavi olarak onay verdi. Metastatik hastalığın tedavisinde en önemli köşe taşlarından biri olan Sunitinib, FDA tarafından Böbrek tümörü hastalarında (yüksek riskli olanlar) adjuvan tedavide onaylandı.

    Böbrek tümörlerinde diğer tümörlerde olduğu gibi adjuvan (başka organlara yayılmamış hastalarda, tümörün cerrahi olarak alınması sonrası hastalıksız durumda iken belirli bir süre zarfında verilen tedavi) tedavi çalışmaları yapılmakta idi, ancak istenen başarı 6000’e ulaşan hasta sayısında yapılan birçok çalışmada elde edilemedi. Büyük ölçekli faz III ASSURE çalışmasında (2016) sunitinib ve sorafenib, PROTECT çalışmasında (2017) Pazopanib, ARISER çalışmasında (2016) Girentixumab (Karbonik anhidraz IX inhibitörü MAB) adjuvan tedavide araştırıldı ama istenen faydanın oluşmadığı görülmüştü. Bu arada axitinib ve everolimus adlı metastatik hastalıkta faydalandığımız ilaçların, adjuvan potadaki çalışmaları ise devam etmekte, sonuçları beklenmekte.

    2016 da yayınlanan S-TRAC çalışmasında, sunitinib, yüksek riskli (Evre III (T3 veya lenf nodu metastazı mevcut) Clear Cell Renal Hücreli Karsinom ) hastalarda adjuvan tedavide 1 yıl süre ile verilmiş ve 5 yıllık takipte, amaçlanan primer sonlanım noktası olan hastalıksız süre açısından anlamlı fayda elde edilmişti. Çalışmada görülen yan etkilere rağmen, hastalıksız sürede gösterdiği katkının anlamlı olması nedeni ile FDA tarafından onay verildi.

    Kasım 2017 önemli bir dönüm noktası oldu böbrek tümörleri açısından. Farklı bir çerçeveden bakarsak, farklı tümör gruplarında bir çok çalışma olmasına rağmen, imatinib’ten uzun bir süre sonra bir tirozin kinaz inhibitörü adjuvan tedavide onay aldı. Kanser tedavisindeki devrimlerin, en son, en önemli baş aktörlerinden olan immünoterapi ajanları elbet böbrek tümörlerinde de irdelenecektir. Ve umuyorum ki hastalarımızı ve onkologları güzel sonuçlar beklemekte.

  • Böbrek biyopsisi

    Böbrek biyopsisi

    Böbrek Biyopsisi Nedir? Hangi Durumlarda Yapılır?

    Böbrek biyopsisi bir iğne yardımıyla küçük bir parça böbrek dokusunun alınma işlemidir. Bu alınan doku parçası böbrekteki şüpheli bir sorunu teşhis etmek, böbrek hastalığının şiddetini belirlemek veya böbrekteki bir hastalığa uygulanan tedaviyi izlemek üzere mikroskop altında incelenmektedir.

    Biyopsi kararı öncesi ayrıntılı bir değerlendirmenin yapılması ve böbrek biyopsisine engel teşkil edecek bir durumun olmadığının görülmesi gerekir. Başlıca böbrek biyopsisi yapılmasını gerektiren nedenler:

    Bu sorunlara sahip herkesin böbrek biyopsisi olması gerekir diye bir şart yoktur. Böbrek biyopsisinin yapılmasının sakıncalı olabildiği kanama eğilimi yapan hastalıklar, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, böbrek ve çevresini ilgilendiren aktif enfeksiyonlar ve tek böbrekli olmak gibi durumlar da dikkate alınmalıdır. Biyopsi kararı klinik bulgularınıza, test sonuçlarınıza ve doktorunuzun bu konuda vereceği karara bağlı olarak planlanmalıdır.

    Riskleri Nelerdir?

    Genel olarak böbrek biyopsisi güvenli bir yöntemdir. Böbrek biyopsisinin en sık karşılaşılan olumsuz etkisi ağrı ve kanamadır. Kanama farklı şekillerde görülebilir. En sık kanamalar idrar toplayıcı sisteme olan kanamalardır. Bu durumda hastanın idrarında kan görülebilmektedir. Bu idrar yaparken ağrı veya idrar yapmakta zorlanmaya sebep olabilmektedir. Bu kanamalar genelde takip edilirler ve sıklıkla kendiliğinden düzelirler. Diğer kanama şekilleri ise böbrek kapsülü içerisine olan ve böbrek çevresine olan kanamalardır. Bu kanamalarda hastada herhangi bir şikayet oluşmayacağı gibi ağrı da olabilir. Bazen tansiyon yükselmesi ve düşüklüğü de görülebilir. Bu tür kanamalarda müdahale nadiren de olsa gerekebilir. Diğer bir komplikasyon atar damar ile toplar damar arasında fistül dediğimiz kanal oluşmasıdır. Ancak çoğu hastada şikayete yol açmayarak iyileşir.

    Ne Zaman Sonuçlanır?

    Yaklaşık 1 hafta içerisinde alınan biyopsinin patoloji doktorları tarafından incelenerek raporlanması beklenir. Acil durumlarda, kısmi rapor 24 saatten daha kısa bir sürede çıkabilir. Sonuçlara bakılarak böbrekteki problemin sebebi ve ağırlığı belirlenerek tedavi planınız bu sonuçlara göre yapılacaktır.

  • Wegener granülomatozu nedir? Belirtileri nelerdir?

    Kan damarlarının iltihabına neden olan nadir bir hastalıktır. ANCA ilişkili vaskülitlerden biridir. Bu iltihap çeşitli organlara kan akışını kısıtlar. Wegener granülomatozisi, sıklıkla böbrek, akciğer ve üst solunum yolunu etkiler. Daha nadiren diğer organları da etkileyebilir. Wegener granülomatozisinin bilinen bir nedeni yoktur. Hastalığın erken tanı ve tedavisiyle, tam iyileşme sağlanabilir. Tedavi edilmezse, en sık böbrek yetmezliğine bağlı olmak üzere ölüme neden olabilir.

    Wegener granülomatozunun belirti ve semptomları aniden veya birkaç ay içinde gelişebilir. İlk belirtileri genellikle burun ve sinüsler, orta kulak, boğaz ve akciğer gibi solunum yolu alanlarını içerir. Ancak, böbreklerin tutulumu ile durum hızla kötüleşir. Aşağıda Wegener granülomatozunun belirti ve bulguları sıralanmıştır:

    -Kanlı, irinli sürekli burun akıntısı,

    -Sinüs ağrısı ve iltihabı (sinüzit)

    -Kulak enfeksiyonları (orta kulak) ve buna bağlı işitmede azalma

    -Öksürük, nefes darlığı

    -Göğüs ağrısı

    -Kan (hemoptizi) tükürme

    -Genel halsizlik, ateş, istenmeyen kilo kaybı

    -Eklem ağrıları ve şişlik

    -İdrar renginde değişiklik; kola veya çay gibi (mikroskobik hematüri)

    -Ciltte döküntüler

    -Gözde kızarıklık, yanma veya ağrı

    Bazı insanlarda, akciğerlerde sınırlıdır ve böbrekleri tutmaz. Böbrek tutulumu genellikle hastalığın erken döneminde belirtiye neden olmaz, kan ve idrar testleriyle sadece tespit edilebilir. Ancak, zamanla böbrek yetmezliği gelişir.

    Wegener granülamatozunun nedeni nedir?

    Wegener granülomatozunun nedeni bilinmemektedir. Bağışıklık sisteminin anormal bir reaksiyonuyla inflamasyon (iltihap) tetiklenir sonra ilerleyici özellik gösterir. Kan damarlarının iltihabı ve zararlı iltihabi doku kitlelerinin (granülom) oluşmasına neden olabilir. Olayı tetikleyenin bir enfeksiyon olabileceği öne sürülse de, herhangi bir spesifik enfeksiyon etkeni gösterilememiştir.

    Wegener granülamatozu kimlerde görülür?

    Wegener granülomatozu herhangi bir yaşta başlayabilir, ancak en sık 40 ile 65 arasında, yanı orta yaşlarda başlar. Her iki cinsiyeti de tutar. Beyazlarda siyahlara göre daha fazladır. Her 100 000’de 3 kişide görülür.

    Wegener granülomatozu, üst ve alt solunum yollarının yanı sıra, deri, gözler, kulaklar, böbrekler, beyin, omurilik ve kalp de dahil olmak üzere diğer organları etkileyebilir. Hastalığa bağlı komplikasyonlar tutulan organlara göre değişir:

    -İşitme kaybı. Orta kulakta iltihaba bağlı işitme kaybına yol açabilir.

    -Burun tutulumu ile kıkırdak ve kemik dokuda yıkım ile-semer burun görünümü

    -Nefes borusunu saran kıkırdak dokuyu etkilemesi ile nefes alırken ötme–nefes darlığı buna bağlı ölüm bile gelişebilir.

    -Akciğer dokusunun tutulması ile solunum yetmezliği.

    -Kalp krizi. Bu nadir olsa Wegener granülomatozu, göğüs ağrısı veya kalp krizi sonucu, kalp arterlerini etkileyebilir.

    -Böbrek (renal) hasarı. Wegener granülomatozu ilerledikçe böbreklerin etkilenmesi olasıdır. Kan dolaşımındaki atık ürünlerin ve fazla sıvının birikmesi (üremi), vücudumuzdan atık ve aşırı sıvıyı böbrekler yoluyla temizlenmesinin engellenmesiyle karakterize, glomerülonefrit gelişir. Böbrek yetmezliği, Wegener granülomatozunun önde gelen ölüm nedenidir.

    Kan testlerinde; rutin kan analizi ve idrar analizine ilaveten, ANCA testi gerekir. Bu antikorlar aktif Wegener granülomatozu olan çoğu insanın kanında görülürler, ama hepsinde değil. Bu otoantikorların varlığı, tanı için tek başına yeterli değildir; mutlaka hastalığa ait belirti ve bulgularla birlikte ise, bu test anlamlıdır.

    Akciğer grafisi ve sonrasında akciğer tomografisi, tutulumu belirlemek için gerekir. Etkilenen dokudan biyopsi alınması, Wegener granülomatozisi tanısını doğrulamak için gerekebilir. Burun dokusu, solunum yolları, akciğer, cilt, böbrek veya diğer alanlardan biyopsi gerekebilir.

    Wegener granülamatozu nasıl tedavi edilir?

    Erken tanı ve uygun tedavi ile, birkaç ay içinde Wegener granülomatozu baskılanır ve sonrasında genellikle 18 ila 24 ay süreyle idame tedavisi gerekir. Bazı durumlarda, daha uzun süre tedavi gerekebilir. Hastalık tekrarlayabilir olduğundan, doktorunuz tarafından takipleriniz devam edecektir.

    Kortikosteroidler, hastalığın erken döneminde, genellikle yüksek dozlarda başlanır. Siklofosfamid, azathioprin ve metotreksat gibi diğer ilaçlar tedaviye eklenir. Bu tedavilerin yanıtsız olduğu, nüksettiği veya hastaya ait nedenlerden dolayı; Rituximab adlı biyolojik tedaviye geçilebilir. Rituximab, Wegener için Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmıştır. Standart tedavilerin yetersiz kaldığı hastalarda, farklı tedaviler de (intra-venöz immünglobulin, mikofenolat mofetil, gibi) uygulanabilir.

    Bu ilaç tedavilerinin en önemli yan etkisi, enfeksiyonlara yatkınlık sağlamasıdır. Kortikosteroide bağlı osteoporozu önlemek için; kalsiyum ve D vitamini desteği, gerekirse osteoporoz tedavisi doktorunuz tarafından tedavinize eklenebilir. Metotreksat alırken, folik asit eksikliği ve buna bağlı yaralar ve anemi (kansızlık) gelişmesini önlemek için folik asit desteği almalısınız.

    Diğer tedaviler: plazmaferez; plazma değişimi olarak da bilinen bu uygulama, çok ciddi Wegener granülomatozu olan kişilerde, steroide ve siklifosfamide yanıt vermeyen hastalarda kullanılabilir. Üst solunum yolu tutulumlu hastalarda nüksleri azaltmak amacıyla proflaktik trimetoprim/sülfametaksazol verilebilir.

    Hastalara Öneriler

    Tedavi ile, Wegener granülomatozundan kurtulmak mümkündür. Ancak, hastalığa bağlı nüks fazladır. Genellikle yakın doktor kontrolünde uzun süreli tedavi almanız gerekecektir. Wegener granülomatozu konusunda kendinizi eğitin. Özellikle ilaçlara bağlı yan etkileri ve onlardan korunma yollarını öğrenin. Her hastada farklı tutulum özellikleriyle seyrettiğinden, hastalığın sizdeki seyri hakkında doktorunuzdan bilgi alın. Hastalığınız hakkında doktorunuz tarafından bilgilendirilmeniz çok önemli. Aksi takdirde, internet ortamında bilgi kirliliği ile gereksiz üzüntü ve kaygılar yaşayabilirsiniz.

  • İdrarda protein kaçağı

    İdrarda protein kaçağı

    İDRAR TESTİ

    Böbrek hastalıkları, çoğu kez klinik bir bulgu vermezler. Klinik bulgu verdiklerinde de, çoğu kez geç kalınmış olur. Böbrek hastalıklarının tanınmasında ilk sıralarda kullanılan “tam idrar” testi basit, zahmetsiz, ucuz ve tekrar edilebilir bir incelemedir. Bir idrar testiyle enfeksiyon, kanama, şeker hastalığı, nefrit, bazı metabolik hastalıklar, karaciğer hastalıkları olup olmadığı anlaşılabilir. İdrar tahlilinde en çok kafa karıştıran ve endişe uyandıran bulgu, idrarda protein bulunmasıdır. Günlük konuşmada buna “protein kaçağı” deniyor, hekimler de bu durumu “proteinüri” olarak adlandırıyorlar. Bir idrar incelemesinin en gizemli ve ürkütücü bulgusu olarak kabul gören protein kaçağından bahsedelim.

    İDRARDAKİ PROTEİNİN KAYNAĞI

    Protein, normal koşullarda kan damarları içinde bulunan ve idrara çıkmaması gereken bir maddedir. İdrardaki proteinin böbrek dokusu dışında bir kaynağı yoktur. Yani, idrar yollarından, mesaneden ya da prostattan idrara protein karışmaz. Bu nedenle, idrarda protein bulunması, birkaç istisna dışında, genellikle bir böbrek hastalığına işaret eder. Tam idrar tetkikinde protein kaçağı saptandığında, genellikle bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Nefroloji uzmanı günlük idrarın biriktirilmesini ve “24 saatlik idrarda protein” bakılmasını ister. Böbreklerden bir günde 150 mg’dan az protein kaçağı olması fizyolojik/normal olarak kabul edilir. Bunun üzerindeki kaçaklara, “proteinüri” adı verilir. Çıplak gözle de, idrar yüzeyinde aşırı miktarda köpük olmasıyla şüphe edilebilir. Özellikle genç ve hareketli insanlarda gelip geçici proteinürilere rastlanır. Yine, ateşli hastalıklar sırasında, aşırı egzersiz sonrası, aşırı sıcak veya soğuğa maruz kalınan hallerde de idrarda protein kaçağı görülebilir. Bunlar dışındaki tüm protein kaçaklarını ciddiye almak gerekir.

    PROTEİN KAÇAĞININ NEDENLERİ

    Böbreklerin atıkları ve sıvıyı süzdüğü birimine “glomerul” adı verilir ve her iki böbrekte yaklaşık bir milyon tane bulunur. Bir tür makarna süzgeci gibi kabul edilebilirler. Küçük boyutlu atıklar (üre, kreatinin gibi) ve su bu süzgeçten süzülürken ; proteinler (makarnalarımız) süzgecin üzerinde kalırlar. Eğer makarna süzgecinizde yarıklar, yırtıklar, delikler varsa ; makarnalarınız ( proteinler) suyla birlikte sürüklenir giderler. İşte, idrardaki protein kaçaklarının ana nedeni de, glomeruldeki ( makarna süzgeci) deliklerdir. Glomerullerde böyle hasarlara yol açan onlarca hastalık vardır : glomerulonefritler, şeker hastalığı, hipertansiyon, amiloidoz ( ailevi akdeniz ateşi hastalarında görülür), lösemiler, lenfomalar, diğer kanser türleri, romatolojik hastalıklar, sıtma-tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıklar, kalp hastalıkları, ailevi böbrek hastalıkları , gebelik zehirlenmesi ( preeklampsi). Çocukluk çağında daha çok bulaşıcı hastalıkları takiben görülen akut nefrit ya da nefrotik sendrom sıktır. Erişkinlerde ise, kronik nefritler ve diğer organ hastalıklarına bağlı böbrek tutulumu görülür.

    PROTEİN KAÇAĞI VE BÖBREK BİYOPSİSİ

    Protein kaçağı saptandığında, mutlaka bir nefroloji uzmanına başvurmak, görüşünü almak gerekir. Protein kaçağı ile seyreden hastalıkların birçoğunda, tanı koyabilmek için böbrek biyopsisi yapılması gerekir. Günümüzde, böbrek biyopsisi, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından ultrasonografi rehberliğinde yapılan , basit işlemler haline gelmiştir. Alınan böbrek doku örnekleri bir patoloji uzmanınca değerlendirilir ve tedavinin yönlendirilmesinde patoloji raporu yön göstericidir.

    KLİNİK BELİRTİLER

    Protein kaçağı, günlük kayıp miktarına göre önem kazanır. Eğer idrarda çok miktarda protein kaçarsa; serum albumin düzeyi düşer. Serumda bulunan albumin, kanın sıvı bölümünü damar içinde tutar. Eğer albumin düşerse, kanın serum bölümü damarda tutulamaz ve doku aralığına sızar. Günlük pratikte, bu duruma en çok bacaklarda, ayaklarda, ellerde ve üst gözkapaklarında şişme olarak rastlarız. Bu şişmeye “ödem” adı verilir ve akciğerde, kalp zarında, karın boşluğunda da olabilir. Laboratuvar tetkikleri dışında , bir kişide protein kaçağı olabileceğini gösteren en önemli belirti ödemdir. Bu tür şişmelerden yakınanların, basit bir tam idrar tetkiki yaptırmaları çok önemlidir.

    PROTEİN KAÇAĞI NİYE BU KADAR ÖNEMLİ ?

    Normalde, proteinin damar içinde bulunması ve böbrek dokusu ile temas etmemesi gerekir. Eğer, böbrek dokusu sürekli ve yoğun olarak protein ile karşılaşır ise, zamanla böbrek dokusunda oluşan kalıcı hasar, kronik böbrek yetmezliğine ve kişinin gelecekte diyaliz hastası olmasına yol açabilir. Bu nedenle, tüm protein kaçakları ciddiye alınmalıdır. Düzenli olarak idrar tetkiki yaptırmak ucuz ve güvenilir bir kontrol yöntemidir.

  • Henoch-schönleın purpurası

    Henoch-schönlein purpurası (HSP) nedir?

    Genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişen, küçük damarların tutulumuyla giden bir vaskülittir. Vaskülit damar duvarı iltihabi demektir. HSP’de, özellikle deri ve eklem bulguları ön plandadır. Vakaların küçük bir bölümünde HSP, şiddetli böbrek veya bağırsak hastalığına neden olabilir.

    HSP yetişkinlere oranla çocuklarda daha yaygındır, fakat yetişkinlerde ortaya çıktığında ise daha şiddetli seyir gösterebilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası kimlerde olur?

    Genellikle, HSP bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında gelişir. Çocuklarda vaskülitin en sık görülen şeklidir. Erkek/kadın=1,5’dur. Mevsim dönümlerinde, özellikle ilkbaharda daha fazla görülür. Çocuklarda 4-7 yaşları arasında sıktır. Sıklığı; 1,4 / 10 000’dür. Erişkinlerde ise genç-erişkinlerde (20’li yaşlarda) daha fazladır; ancak her yaşta gelişebileceği unutulmamalıdır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının sebebi nedir?

    İmmün sistemdeki bu anormalliğin nedeni tam olarak bilinmiyor. Olguların üçte ikisinde, hastalığın bir üst solunum yolu enfeksiyonundan, ortalama on gün sonra başlaması, genetik olarak yatkın bireyde çevresel maruziyeti olarak, bir enfeksiyonun katkısı olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca yiyecekler, haşere ısırığı, aşılama gibi çevresel etkenlerin de sorumlu olabileceği sanılmaktadır.

    Henoch-Schönlein Purpurasının belirtileri nelerdir?

    Çocuk hastaların çoğunda, ele gelen purpura (cilt altında kırmızı kanama odakları) ile birlikte eklem ağrıları veya artrit (eklem iltihabı) vardır. Çocuk hastaların %70’inde mide-bağırsak sisteminin tutulmasıyla; karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal veya kabızlık vardır. Daha az oranda dışkıda kan ve mukus (sümüksü görünüm) bulunur. Daha nadiren bağırsakların iç içe geçmesi (intussepsiyon) görülebilir. Böbrek tutulumu, hastaların, %10-50’sinde hafif tutulum gösterir. Çok nadiren ilerleyici böbrek hastalığı gelişir. Olguların % 90’dan fazlası çocuklardır. Hastalık genellikle birkaç hafta içinde düzelir. Ancak, yetişkinde durum biraz farklıdır. Cilt bulguları, erişkinlerde daha değişkendir ve bazen erişkinlerde yakınmalar daha uzun sürer. Yetişkinlerde kalıcı böbrek hasarı, çocuklara göre daha fazladır. Ancak, HSP’li hastaların % 5’inden daha azında, ilerleyici böbrek yetersizliği gelişir. Bu nedenle yetişkindeki böbrek tutulumları, daha ciddiye alınmalı; erken dönemde tedavi verilmeli ve yakın takip edilmelidir.

    Yetişkinlerde HSP, sistemik vaskülitin diğer formlarıyla karışabilir. Wegener granülomatozisi ve mikroskobik polianjiitis de purpura, artrit ve böbrek iltihabı ile seyreder. Bu hastalıkların seyrinde, hem daha ciddi diğer organlarda tutulum (örneğin, akciğerler, göz ve sinir tutulumu gibi) ve daha ciddi böbrek tutulumu söz konusudur. Bu nedenle kan tahlilleri, idrar analizi, akciğer görüntüleme ve biyopsi ile dikkatli bir değerlendirmeyle ayırt edilebilir. HSP vasküliti, deri biyopsisi üzerinde direkt immünofloresan (DIF) testi ve IgA tespit edilemediğinde (eski döküntüden örnek alınması, hatalı örnek alma gibi); yanlışlıkla hipersensitivite vasküliti olarak teşhis edilebilir.

    Henoch-Schönlein Purpura nasıl teşhis edilir?

    Cildin kan damarlarının iltihabı nedeniyle ele gelen purpura (trombosit sayısı normaldir) ile birlikte diğer belirtilerden eklem bulguları, karın ağrısı ve böbrek tutulum bulgularının olması HSP düşündürür. Cilt döküntüsü dışında diğer tüm belirtiler aynı anda bulunmayabilir. HSP tanısı, (mikroskopik olarak damgasını vuran) alınan cilt biyopsisinde; küçük kan damarlarının duvarlarında IgA ve C3 (kompleman 3) birikiminin gösterilmesi ile doğrulanabilir. Ancak döküntünün ilk 48 saati içinde alınan cilt biyopsilerinde bu gösterilebilir. Daha geç alındığında kaybolabilir.

    Henoch-Schönlein Purpurası nasıl tedavi edilir?

    Cilt döküntüsü genellikle yer çekiminin fazla olduğu; kalçalar, ayak bileği ve bacaklarda gelişir. Bu nedenle hastalara, fazla ayakta kalmamaları; mümkün oldukça ayaklarını uzatmaları önerilir. Steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçlar (NSAİİ; naprosin, diklofenak, indometazin gibi) ile eklem bulguları geriler; ancak gastrointestinal (mide-bağırsak) belirtileri kötüleştirebilir ve böbrek hastalığı olan hastalarda kaçınılmalıdır. Steroidler, HSP tedavisinde; hastanın klinik bulgularına göre kullanılır. Sadece cilt döküntüsü olan olgularda, erken dönemde kullanılmaz; çünkü genellikle kendiliğinden geçer. Cilt bulguları gerilemez veya artarak devam ederse; düşük-orta dozlarda steroid kısa süre kullanılabilir. Hastaların çoğunda, eklem ve gastrointestinal bulgular olduğundan, bunları hafifletmek için de steroid kullanılır. Ciddi mide-bağırsak kanaması veya böbrek tutulumu olanlarda ise, daha yüksek dozlarda steroid kullanılır. İlerleyici böbrek tutulumu olanlarda; steroide ilaveten immünsüpresif (immün sistemi baskılayıcı) ilaçlar tedaviye eklenebilir. Hastaların üçte birinde bulgular, ilk 6 ay içinde tekrarlayabilir.

  • Böbrek hastalığını akla getirebilecek 11 temel yakınma

    Böbrek hastalığını akla getirebilecek 11 temel yakınma

    Böbrek hastalığı ileri evrelere varana kadar genelde pek belirti veya bulguya neden olmaz.

    Diğer taraftan hastalığa ait belirti ve bulgular da direkt olarak böbrekleri akla getirmez (örneğin bacakların şiş olması, halsizilik, çarpıntı, kaşıntı, kramp ve bacaklarda ağrı gibi).

    Sık görülen bu hastalığın (memleketimizde yaklaşık 20 erişkinden üçünün kronik böbrek hastası olduğu hesaplanmaktadır) farkındalık oranının ise çok düşük, yaklaşık % 10 larda olduğu bilinmektedir.

    Özellikle erişkinler arasında kronik böbrek hastalığı bakımından riskli grup olarak kabul edilen hipertansiflerin, diabetes mellitusluların (şeker hastalarının), ailesinde böbrek yetmezliği hikayesi bulunanların ve 60 yaşın üzerindeki kişilerin yılda bir kez böbrek fonksiyonlarını kontrol etmesi önerilir.

    Aşağıda açıklanan belirti ve bulguların da sinsi bir kronik böbrek hastalığı varlığının habercisi olabileceği akıldan çıkarılmamalı gerek hekimler hastaların yakınmalarını sorgularken gerek hastalar yakınmaları ile ilgili varsayımlarda bulunurken bu hususlara dikkat etmelidirler.

    1. Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk ve konsantrasyon eksikliği hissi,

    2. Uykusuzluk, uykuya dalamama,

    3. Ciltte kuruluk ve kaşıntı hissi varlığı,

    4. Geceleri uykudan uyanıp idrara çıkma sıklığında artış,

    5. Kanlı idrar yakınması veya hikayesi,

    6. Köpüklü idrar yakınması,

    7. Gözlerin çevresinde ödem, şişlik,

    8. Her iki bacakta ödem, şişlik,

    9. Kramp yakınması,

    10. Her iki bacakta kemik ağrıları

    11. İştahsızlık ve bulantı yakınması