Etiket: Bizi

  • İçindeki Olumsuz Eleştirmene Hayır De!

    İçindeki Olumsuz Eleştirmene Hayır De!

    İçinizdeki olumsuz eleştirmeni iyi tanırsınız. O içinizde sizi sürekli eleştiren ve aşağılayan sestir. Sinemada yanınızda oturup size heyecanla beklediğiniz filmi izlerken size olacakları anlatan ve filmi mahveden kişidir. Ya da size önemli bir konuşma sonrasında “bunu şimdi neden söyledin ki?” diye soran, hatalarınızı defalarca yüzünüze vuran sestir. Sizi sürekli başkaları ile kıyaslayan, gururunuzu kıran, hedeflerinize ulaşmanızın imkansız olduğunu söyleyen sestir. Bu iç ses zaman içinde bizi eleştiren insanlar tarafından oluşturulur. Bu insanlar genellikle ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz, kardeşlerimiz, iş arkadaşlarımız ya da patronlarımız gibi hayatımızın her evresinde bizimle birlikte olan insanlardır. Zaman içerisinde onların sesleri, eleştirileri bizim iç sesimize dönüşür. Fakat bu iç ses yapıcı olmaktan oldukça uzaktır; kişiye korku, endişe ve başarısızlık duyguları aşılar.

    O Kötü Bir Arkadaştır

    Şöyle düşünelim: Olumsuz iç sesinizin çok yakın bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Onu diğer arkadaşlarınızla birlikte eğleneceğiniz bir aktiviteye davet ettiğinizi varsayalım. Etkinlik süresince sizi sürekli yargılayıp eleştirdiğini düşünün. Kıyafetinizden tutun da menüden sipariş ettiğiniz yemeğe kadar her şeyinizle alay edip sizi küçük düşürdüğünü hayal edin. Günün sonunda ondan ayrıldığınızda muhtemelen kendinizi küçük düşmüş, aşağılanmış, hayal kırıklığına uğramış ve değersiz hissedersiniz. Peki, böyle bir olaydan sonra o arkadaşınızı tekrar başka bir etkinliğe gelmesi için davet eder miydiniz? O kişi ile arkadaşlığınızı sürdürür müydünüz? Cevabınız büyük ihtimalle: hayır! Fakat o zaman neden olumsuz iç sesimize her defasında, bize ne kadar zarar verirse versin, bizi ne kadar küçük düşürürse düşürsün hayatımızda kalmasına izin veririz? Kendimize bir başkasına asla söylemeyeceğimiz sözler söyleriz. İşin en acı yanı ise kendimize ne kadar acımasızca davrandığımızın çoğu kez farkında bile değilizdir, ya da daha kötüsü bu sözleri hak ettiğimizi düşünürüz. Bazılarımız içimizde bizi yargılayan iç sesimizin bize motive ettiğini, daha iyi olmamız için bize gaz verdiğini düşünürüz. Bu hatalı bir düşüncedir. Olumsuz iç sesimiz zaman içerisinde mükemmeliyetçi bir kişilik geliştirmemize sebep olur ve mükemmeliyetçilik başarıya giden yoldaki en büyük engellerden biridir. Çoğu zaman kendi değerimizin farkında bile değilizdir. Bazen mikroskobik bir hatamıza odaklanıp büyük resmin güzelliğini görmezden geliriz. Olumsuz iç ses bizi geliştirmez ya da daha iyi yapmaz, aksine o bizi hedeflerimize giden yoldan saptıran en kestirme yoldur.

    Olumsuz İç Sesimizi Susturmak

    Olumsuz iç sesimizi susturmanın en etkili yöntemi onu fark etmektir. Konuşmaya başladığı an, aynı beğenmediğiniz bir şarkı çalmaya başladığında çalma listenizdeki bir sonraki şarkıya geçmek gibi onu değiştirin. Kendinize acımasız davrandığınızı, bunu hak etmediğinizi hatırlatın. Güzel bir düşünceye ya da gün içerisinde yaptığınız güzel bir davranışa odaklanın. Bir başka yöntem ise olumsuz iç sesimizi olumlu iç sese dönüştürmektir. Her gün hem kendinize hem de sevdiklerinize söyleyebileceğiniz güzel yorumlar düşünün ve aktif olarak dile getirin. Kendiniz ve başkaları için sürekli iyi dileklerde bulunun. Kendinizin değerli olduğunu bilin ve hak ettiğiniz değeri kendinize verin. İç sesinizin özgüveninizi yok etmesine, kendinizden şüphe duymanıza, başarabileceklerinizden sizi alıkoymasına izin vermeyin. İç sesiniz sizi dibe çekmeye çalışan bir el gibidir, size daha derinlere çektikçe güçlenir. Ona dur deyin ve kendinizden asla şüphe duymayın.

  • Korku

    Korku

    Korkmak bir çok konu için bizim önümüze çıkan, kimi zaman bizi motive eden kimi zaman ise engelleyen bir duygudur. Korktuğumuz zamanlarda gitmek istediğimiz yolda yürümek bizi zorlayabilir. Çünkü vazgeçmemiz daha kolay olur ve bu yol gözümüzde büyür de büyür. Genellikle bir korkudan önce kendimizle uzun uzun konuşuruz ve neden korkmamız gerektiğini kendimize anlatır dururuz. Bu bizi daha da korkmaya iter ve vazgeçmemiz için hiçbir sebebimiz kalmaz. Fakat bunu fark ettiğimizde korkularımızın aslında yersiz olabileceğini ve bir şansı daha hak ettiğimizi görebiliriz.

    Neden korku bu kadar bizi engeller?
    Bazı davranışlarımız bizi nesiller boyu korumuştur. Örneğin; kaçmak, eğer zamanında atalarımız kendilerine zarar verici hayvanlardan ya da doğa olaylarından kaçmayı öğrenmemiş olsalardı. Muhtemelen yaşamları sona erecekti ve bizim neslimize kadar gelinemeyecekti. Yani demek istediğim bazı davranışların gerekliliğidir. Korku da bunun gibi bizi korur ve dikkatli ol sinyali verir. fakat kimi zaman bunu çok yanlış değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Örneğin; Bir kursa yazılmak ve bir konuda başarı elde etmek istiyoruz. Ancak, buna ilk adımı atamıyoruz. Çünkü çekiniyoruz, vazgeçiyoruz ve korkuyoruz.

    Neden?
    Belki yapamamaktan, belki rezil olmaktan belki de başka şeylerden dolayı korkuyoruz ve kendimize bir şans vermiyoruz. Bu bizi içine kapanık ve istediğini elde edemeyen bir kişi gibi hissettiriyor kimi zaman. Bunu zamanla tekrar tekrar yaptığımızda ‘öğrenilmiş bir çaresizlik’ söz konusu oluyor.

    Ne kadar denersem deneyeyim, zaten yapamayacağım diye kendimizi kısıtlıyoruz ve sonuç: Elbette yapamıyor oluyoruz. Çünkü kendimize bunu söyledik. Sonuçtan şaşırmamız mümkün mü?

    Korku bizi motive ettiği gibi, bizi vazgeçirebilir. Ancak farkında olmak tüm bunların önüne geçecek ve bizi hedeflerimize doğru götürecektir.

    Korktuğumuz şeylerle ilgili düşünelim ve sonuçlarının sandığımız gibi olmayabileceğini hayal edelim. Ve belki bir tane küçük adım atalım. Bakalım sonuç hayal ettiğimiz gibi oldu mu?

    Cesur olmak, bütün “rağmen”lere rağmen harekete geçmektir…
    Cesaret ve Korku- Brigitte Labbe

  • Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kaygılarımızdan Nasıl Kurtuluruz?

    Kurtulamayız!

    Daha dogrusu kurtulmamalıyız!

    Çünkü kaygı kurtulunması gereken değil, neşe, sevinç, üzüntü, pişmanlık, hayal kırıklığı veya kıskançlık gibi hissedilmesi gereken bir duygudur. Hatta belki de digerlerin daha da önemli bir duygudur çünkü bizi hayatta yani sağ tutma gücüne sahiptir. Nasıl mı? Söyle düşünelim, diyelim ki son teknoloji bir ürün icat edildi (olmaz da) ve kaygı duygumuzu sokup aldı. Neler olur dersiniz?

    • Karşıdan karşıya geçerken sağımıza solumuza bakmayarak bir arabanin altinda kalabiliriz.
    • Yolda yürürken çocuğumuzun elini tutmayarak çocuğumuza bir zarar gelmesine
    • Arabamızın ya da evimizin kapısını kilitlemeyerek hirsizlara davetiye cikarmis olabiliriz.
    • Ütüyü fişden çekmeyerek bir yangın çıkmasına neden olabiliriz.

    Örnekler çoğaltılabilir ve benzeri bütün tehlikelerden bizi koruyan duygu “kaygı” duygusudur. Basimiza bir sey gelmemesi için kaygılanır ve önlem alırız. Aldığımız onlemler de bizim ya da sevdiklerimizin hayatta kalmasını sağlar. Ayrıca kaygı motivasyonumuzu arttırır. Çalışmamız gereken sınavlara, bitirmemiz gereken projelere hazırlanmamız için bizi alarmda tutar.

    Demem o ki kaygımızı fark edelim, sevelim, hissetmekten kaçınmayalım. Kurtulmayı değil, bizi hayatta tuttuğu ve motivasyonumuzu arttırdığı için teşekkür etmeyi deneyelim.

    Not:Kaygı bozuklukları ciddi ruhsal sağlık sorunlarıdır ve mutlaka destek alınmalıdır, destek alındığında çözümü vardır. Burada bahsedilen kaygı, bozukluk mertebesine ulaşmamış, sağlıklı kaygıdır.

  • Hayatımız sınav mı?

    Yaşamımız boyunca, bizi strese ya da sıkıntıya sokan pek çok olayla karşılaşırız. Sınavlar da bunun en güzel örneklerinden. Okula başladığımızdan beri sınavlar hayatımızın ayrılmaz parçası.

    Sınavlar neyi ne kadar öğrendiğimizin aynasıdır aslında ve bizim eksik olan bilgilerimizi tamamlamamız için bir fırsat sağlar. Ancak uzun yıllardır ne yazık ki sınavlar bu işlevlerinden oldukça uzak anlamlar taşımakta bireyler için. Başarılı -başarısız, değerli -değersiz, zeki ya da değil vb pek çok sıfatı içinde barındırarak her yaştan kişiyi etiketlemek için kullanılır durumda. Sınavlar bizim genel olarak nasıl olduğumuzu göstermez sadece öğrendiğimiz ya da çalıştığımız konu ile ilgili bilgi verir. Yani sınav sonuçları biz değilizdir.

    Bazen sınavlar sonucunda elde ettiğimiz notlar o kadar önemli hale gelir ki sanki sınavların sonuçları biz oluruz. Bu da sınavlara gereğinden fazla anlam yüklememize ve kendi üzerimizde baskı yaratmamıza sebep olur. Bu baskı bazen öylesine artar ki sınavda yapabilecekken bile yapamaz duruma getirir, ruhsal ve fiziksel iyilik halimizi hatta aile ilişkilerimizi etkiler hale gelir. Sınavla ile ilgili düşüncelerimiz onu canavara dönüştürür.. Örneğin, sınava hazırlanırken ne kadar çalışırsanız çalışın yeterli olmayacağını düşünüyorsanız, bu sizin çalışmanızı ve sonuçta da başarınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Olumsuz duygu ve davranışlara yol açan sınavın kendisi değil, bizim sınavla ilgili oluşturduğumuz olumsuz ya da yararsız diyebileceğimiz düşüncelerimizdir

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve beklenen başarıyı gösteremez.

    Bu düşünceleri kontrol edebilir miyiz? Edebilirsek sonucu değiştirebilir miyiz?

    Kaygıyı yok etmek mi kontrol altında tutabilmek mi?

    Tüm duygularımız gibi “kaygı” da hepimizin günlük yaşamda sıkça karşılaştığı bir duygu. Her ne kadar bu duyguyu yaşamaktan hoşlanmasak da aslında bizim için oldukça hayati bir görevi var kaygının. Kaygı, orta düzeyde yaşandığında kişiye enerji verir ve onu mücadele etmek için olumlu yönde uyararak motive eder. Yani aslında sınav sebebiyle yaşamakta olduğumuz orta düzeyde kaygı bizi başarılı olmaya motive edecektir. Ancak, bu dozu iyi ayarlamak gerekir. Temel amaç, kaygıyı tamamen yok etmek değil, onu istenilen düzeyde tutabilmektir.

    Acaba siz de sınav kaygısı yaşıyor musunuz?

    Şimdi, bahsettiğimiz sınav kaygısının sizde de olup olmadığına bir bakalım…

    • Sınav yaklaştıkça bir boşluk yaşıyor ve tüm bildiklerinizi unuttuğunuzu düşünüyorsanız,

    • Sınavla ilgili yoğun düşünceler ders çalışmanızı ve konsantrasyonunuzu düşürüyorsa,

    • Sınavla ilgili olarak zihninizde aniden olumsuz düşünceler beliriyor ve çalışmalarınızı olumsuz etkiliyorsa,

    • Sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız,

    • Sınavda heyecanlanıp çok iyi çalışmış olduğunuz ve bildiğiniz halde başarılı olamıyorsanız,

    • Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık oluyorsa,

    • Sınav sırasında soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsanız,

    • Sınav sırasında zihninizin donduğunu bulanıklaştığını ve tam olarak düşünemediğinizi hissediyorsanız,

    • Sınav sırasında bildiklerinizi de unutuyorsanız,

    • Soruları olduğundan daha zor gibi algılıyor ve aslında basit olan cevapları kaçırıyorsanız,

    • Dikkatsizlik yüzünden çok sayıda hata yapıyorsanız,

    • Hiç beklemediğiniz halde sınavdan çok kötü bir not aldıysanız,

    • Çalışmanıza rağmen kötü notlar alıyor ve kendinize olan güveninizi yitiriyorsanız,

    • Sınav zamanları size zulüm gibi geliyorsa…

  • Zihinsel Şemalarımız

    Zihinsel Şemalarımız

    “Şema” kavramını temel zihinsel yapılarımız olarak da tanımlayabiliriz. Zihnimizdedirler ve yaşantılarımız yolu ile bilgi edinerek oluşurlar. İnsanoğlu doğduğu anda kendisine, çevresine, yaşadığı dünyaya, zamana,  varoluşa dair bilgiler henüz kafasında şekillenmemiştir. Herhangi bir bilgi ve inanca sahip değildir. Yani insan zihni doğuştan, John Locke’nin ortaya attığı bir kavram olan “Tabula rasa” yani boş levhaya benzer. Zihnimiz doğuştan aynı boş bir levha gibidir. Gün geçtikçe ve çeşitli deneyimlerle karşılaştıkça bu boş levha şekillenmeye, farklılaşmaya ve dolmaya başlar. İnsan doğduğu andan itibaren temel içgüdüsü olan “yaşama içgüdüsü” ile hareket eder ve hayatta kalmaya, neslini devam ettirmeye çalışır. Bu süreç içerisinde yapması gereken çok elzem bir şey vardır ki o da “bilgi edinmek”. İnsan bilgi edinmeye neredeyse aç bir şekilde dünyaya gelir. Çünkü hayatta kalması ve yaşamını devam ettirebilmesi için yapması gereken en önemli şey bilgi edinmektir. İnsan bu bilgi edinmeyi duyu organlarını ve beynini kullanarak temel yaşantıları yolu ile yapar. İnsanın kendisini,  çevresini, dünyayı algılaması hayatta kalması için en önemli ihtiyacıdır. Bu nedenle insanoğlu bilgi edinme potansiyeli ile dünyaya gelir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği de  temel yaşantılarıyla direkt alakalıdır. Aslında insanın bu bilgi edinme sürecinin ana rahminden itibaren başladığını söylemek daha doğru olacaktır. Çünkü oradayken de duyu organları yolu ile çeşitli deneyimler edinilmeye başlanmıştır. İşte yaşantılar sonucu edindiğimiz deneyimler bizim zihinsel yapılarımızı yani şemalarımızı oluşturmamızı sağlarlar. Şemalar her şeye dair geliştirilebilir. Bu nedenle sayılarla belirlenemeyecek kadar çokturlar. Anne şeması, baba şeması, yiyecek şeması, yenilmeyecek şeması,  sert şeması, yumuşak şeması, oyuncak şeması, kalem şeması, insan şeması, araba şeması, sandalye şeması, öğretmen şeması, arkadaş şeması, zayıf şeması, şişman şeması, başarılı şeması, başarısız şeması, zeki şeması, hareketli şeması, sakar şeması, güzel şeması, çirkin şeması, tatlı şeması, ekşi şeması, zengin şeması, para şeması, meslek şeması, aşk şeması, evlilik şeması vb. Geliştirilen bu şemalar, daha sonra karşılaştığımız durumları anlamada ve yorumlamada bize rehberlik ederler. Şemalar temelde hayatımızı kolaylaştırmak; bizi belirsizlikten kurtarmak, her durumda her şeyi yeni baştan öğrenme zahmetinden kurtarmak gibi işlevlere sahiptir. Yenilebilir şeması geliştiren bir insan, daha sonra karşılaşacağı her yenilebilir şeyi yiyebileceğini anlayacak, bunun üzerine uzun uzun düşünmeyecektir. Şema sayesinde gülmenin mutluluk ifadesi olabildiğini, ağlamanın üzüntü ifadesi olabildiğini anlayacak, duygusal ifadelerin anlamlarını yorumlayabilecek ve bu şekilde sosyal ilişkiler geliştirebilecektir. Anne ya da baba şeması bir kişinin nasıl bir anne ya da baba olacağını belirleyebilir. Şemalar zamanla katı, değişmez, koşulsuz kabul edilen değerlendirmeler haline gelirler ve içselleşirler. Bu özellikleri sayesinde şemalar gittikçe güçlenir, değiştirilmeleri zor hale gelirler. Şemalar, bize gelen bilgiyi değerlendirmeye soktuğumuz filtre, süzgeç olarak işlev görürler. Olayları, durumları sahip olduğumuz şemalara göre değerlendirir ve kararlarımızı şemalara göre veririz.  Ancak geliştirdiğimiz şemalar her zaman bizi mutlu etmeyebilir, işimize yaramayabilir; yani olumsuz ve uyumsuz şemalar da geliştirebiliriz. Kendisiyle ilgili başarısız şeması geliştiren bir öğrenci sınavdan 100 üzerinden 90 dahi alsa kendisini başarısız olarak kabul edebilir. Ya da kendisini şişman olarak gören birisi ne kadar kilo verse de bedenini gerçekçi bir şekilde algılayamayabilir. Kendisini değersiz olarak gören biri, kendisine ne kadar değer verilse de değersizlik algısı değişmeyebilir. Bu nedenle şemaların oluşum sürecini ve nasıl oluştuğunu bilmek,  işimize yarayan şemalarımızı ve uyumsuz şemalarımızı fark etmek gerekir. Bir takım yollarla oluşturduğumuz bu olumsuz şemalar nedeni ile hayatımızda yolunda gitmeyen şeyler olabilir. O nedenle hayatımızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, mesela kilo veremiyorsak, ilişkilerimizde kendimizi yetersiz hissediyorsak, bize değer verilmediğini düşünüp sürekli bunu sorguluyorsak, ayrılıkla ilgili terk edilmeyle ilgili kaygılarımız varsa, başarılı olamıyorsak vs. durup önce bir düşünmeliyiz. Bizim bu konuyla ilgili olumlu/olumsuz şemalarımız var mı? Bu tek başımıza düşünmenin ve bulmanın biraz zor olduğu bir konu olduğu için gerekirse mutlaka bir uzman desteği almalıyız ki işe yaramayan olumsuz ve bizi engelleyen olumsuz şemaların yerine, işe yarayan ve bizim gelişmemizi sağlayan olumlu şemalar koyabilelim.

  • Sınav Kaygısı Nasıl Tanınır?

    Sınav Kaygısı Nasıl Tanınır?

    Uzun bir süredir sınava hazırlanıyor ve sınavın yaklaşmasıyla beraber, gözle görülebilir bir endişe hali yaşıyor olabilirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük çekiyor olabilir, yemek yiyememekten, iştahınızın azlığından şikayet ediyor olabilir, hayattan aldınız zevkte bir azalma hissediyor olabilirsiniz. Peki nedir bizi böylesine kaygılandıran, iştahınızı azaltan, uykunuzu bozan, hayattan aldığımızı zevki azaltan şey. Korku mu kaygı mı? Bu soruların cevabını verebilmek için öncelikle bu iki kavramı açıklamak gerekecektir.

    Korku gerçekleşmesi durumunda bizde fiziksel bir sorun yaratacak olan durumlardır. Örneğin köpekten korkarız çünkü bizi ısırması fiziksel bir rahatsızlığa neden olur.

    Kaygı ise korkulmayacak, bizde aslında çok büyük fiziksel bir hasar meydana getirmeyecek bir durumdur. Örneğin üniversite sınavı sadece bir sınavdır. Bize fiziksel olarak bir zarar verir mi? Onu korkunç hale, kaygı duyulacak hale getiren bizleriz. Bizim o sınava bakış açımız.

    SINAV KAYGISI NASIL TANINIR?
    Bir sınava girmeden günlerce önce sınavı başarıp başaramayacağınız kaygısı beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız üstelik bu kaygı sizi gündelik işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme duyunuzu etkiliyorsa, neredeyse başka bir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav ertesi gün, uyku tutmuyorsa, sınav saati ecel gibi yaklaşıyorsa, sınava girerken eliniz ayağınız titreyip soğuk terlemeye başladıysanız. Bir de sınavda beyniniz zonkluyor, sınav kağıdını açmaya cesaret edemiyor, soruları heyecandan okuyamıyorsanız yoğun bir sınav kaygınız var demektir.

    Hissedilen olumsuz duygular nelerdir ?
    – Ya başarısız olursam korkuları
    – Yeterince çalışmadığı için kendini suçlama
    – Kesinlikle başarılı olamayacağım yargıları
    – Sürenin çok yetersiz olduğunu düşünmek
    – Hiç bir şey hatırlamadığını hiç bir şey bilmediğini düşünmek
    – Sık sık alacağı notu düşünmek
    – Diğerlerinden farklı olduğunu, daha zayıf ve beceriksiz olduğunu düşünme
    – Sıkıntı bunaltı hisleri
    – Hareketsizleşme, ya da huzursuzluk, aşırı hareketlilik hissetme
    – Sınav sonuçlarının felaket olacağını düşünmek
    – Aile ve yakınlarını hayal kırıklığına uğratacağını düşünme
    – Ölsem de kurtulsam keşke bu duruma hiç düşmeseydim düşüncesi
    – Kaybederse asla tekrar denemeyeceğini ya da kendini toparlayamayacağını düşünme

    Hissedilen fizyolojik belirtiler nelerdir ?
    – Çarpıntılar, düzensiz kalp atışları
    – Düzensiz solunum, hava açlığı
    – Ellerde titreme, vücut’ta ateş basması hissi
    – Baş dönmesi, bayılma, beyni boşalmış hisleri
    – Kas yorgunlukları, uyuşma, titremeler

    Korkulmaması gereken bir durumdan korkmak yada kaygı duyulmaması gereken bir olaydan kaygılanmak bizim anormal olduğumuzu göstermez mi ?
    Aksine kaygı bizim için belirli oranda gerekli olan bir şey. Çünkü eğer az miktarda kaygı duymuyorsak, sınav bizi heyecanlandırmıyorsa onu yeteri kadar istemiyoruz demektir. Çünkü bu kaygıdır aslında bizi hedefimize çeken, yönlendiren, bize, itici güç veren.

    Öyleyse şunu söyleyebiliriz ki sınav kaygısı belirli oranda olduğunda bize fayda sağlayan, başarılı olmamız için bizi kamçılayan bir olgu. Sınav kaygısı yaşayan insanlar ya programlı çalışmışlar, kendilerine güvenleri tam, sınavı ölüm kalım savaşı durumuna getirmemiş insanlardır, ya da derslerine hiç çalışmamış sınavdan beklentisi olmayan tembel insanlardır.

    BAZI DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİKLERİ GÖRÜLEBİLİR:

    Aşırı hareketli ya da tersine donuk olma:
    Sınav stresi olan kişiler huzursuzluk nedeniyle yerinde duramamak, hareketlilik ve bunun neden olduğu istem dışı uygunsuz davranışlarda bulunabilirler. Bu durumda kendilerini gözleyip sakinleşmeye çalışmalıdırlar. Bunun tam tersine donuk hareketsiz içe kapanık davranış sergileyebilirler. Sevdiklerinden arkadaşlarından uzaklaşırlar.

    Zaman kullanımında düzensizlik:
    Tüm stresli insanlarda yaşam ritminde bozukluk görülebilir. Uyku, yemek yeme, gündelik iş saatleri bozulabilir. Acelecilik ve zamanın tükendiği duygusu zaman bozukluğuna buda olumsuz başka sonuçlara yol açar. Gündelik ritmimizin bozulmamasına dikkat etmeliyiz.

    Çatışmacı ve tahmmülsüz durum:

    Kaygı nedeniyle oluşan gerginlik bizim diğer insanlara tahammülümüzü azaltır. İlişkilerimizin azalması bir yana tatsız çatışmalar yaşayabiliriz. Çatışmalar kırgınlıklara yol açar. Bu da içinde bulunduğumuz duygu durumunu kötüleştirir. Çevredeki insanların bizim kaygılarımızı yeterince anlayamayacağını kabul etmemiz gerekir. İyi ilişkiler yaşıyor olmak bizi ruhsal olarak rahatlatır.

    PROFESYONEL YARDIM ALMAK GEREKEN KONULAR NELERDİR?

    Depresyon:

    Depresyon yaygın bir hastalıktır. Her 4-5 kişiden biri depresyon geçirir. Belirtiler uyku, iştah düzensizliği sabah geç kalkmak, yorgunluk hisleri, kötümserlik, hayattan zevk alamama, huzursuzluk, tahammülsüzlük, kararsızlıktır. Bu belirtiler 15 günden beri hissedilirse mutlaka bir psikiyatristten yardım alınmalı ve süratle tedavi edilmelidir. Sınav kaygısı ve umutsuzluk duygularını arttırır. Karasızlık, dikkatsizlik başarıyı düşürür.

    Ağır ve genelleşmiş kaygı bozuklukları:

    Sadece sınav kaygısı değil gün boyu sıkıntılı huzursuz endişeli ve isteksiz olma durumudur. Denediğimiz hiç bir yöntemle baş edilemeyen, olumlu gelişmelerin bile yararlı olmadığı bu durum profesyonel yardım gerektirir. Psikolog ve psikiyatrlardan yardım alınmalıdır.

    Takıntılar:

    100 gençten üçünde ağır olarak görülebilen bu sendromda kafasına takılan bir düşünceyi istemeden düşünmeye zorlanma başka bir şey düşünemez olma hali vardır. Okuduğu satırı tekrar okuma, okuduğundan emin olamama gibi akademik belirtilerin yanı sıra dinsel, cinsel içerikli takıntılar, saçma takıntılar, aşırı temizleme, aşırı düzenlilik, simetri saplantısı vb. şekillerinde kendini gösterir. Psikiyatri ve psikologların yardımına gerek vardır.

    Uyku bozuklukları:

    1 ay boyunca hemen her gün süren uykuya dalamama, kötü rüya görme, uyku bölünmesi, gündüz uykulu olma halidir. Psikiyatrlardan yardım alınmalıdır.

    SINAV KAYGISI İLE BAŞ ETME:

    Sınavla ilgili kaygımızı azaltmak için iki türlü çalışma yapabiliriz. Bunlardan ilki zihinsel diğeri bedensel uygulamadır.
    A-) ZİHİNSEL UYGULAMALAR

    Zihinsel uygulamalar yapıyoruz çünkü kaygımız ve heyecanlanmamıza neden olan duygular düşüncelerimizle şekilleniyor. Kaygımızı azaltmak için değiştirmemiz gereken düşünceler şunlardır;

    Üniversite sınavı hayatta mutlu olmaya, başarılı olmaya giden yollardan sadece biridir.

    1- Üniversite sınavı hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için tek yoldur. Böyle bir düşünceye sahipsek, kaygımızın artması muhtemeldir. Mantıklı bir şekilde düşünürsek, üniversite sınavı bizi hayatta başarıya ve mutluluğa götüren yollardan sadece biridir. Tek seçenek değil. Üniversite sınavını kazanamamış ancak hayatta başarıyı ve mutluluğu yakalamış milyonlarca insan var. Üniversiteyi kazanamasak da farklı alanlarda mutlu ve başarılı olabiliriz.

    2- Sınavı kazanmak zorundayım. Sınavı mutlaka kazanmalıyım. Sınavı kazanmak bir istek ve seçim meselesidir. Mutlaka başarmalıyım, “şu okula gitmeliyim ” gibi düşünceler yerine “sınavı kazanmak istemiyorum, şu okula gitmek istiyorum ” şeklinde düşünmeliyiz. -meliyim – malıyım şeklindeki ifadeler düşünceleri istek olmaktan çıkarıp, yasa haline getirir. Yasalarda bir kesinlik vardır. Oysa bir isteği yerine gelmeyen bir kişinin başka bir isteği yerine gelebilir.

    3- Kazanmazsam mahvolurum, hapı yutarım, komşuların yüzüne nasıl bakarım, ailemin yüzüne nasıl bakarım, çok korkunç olur. Bu gibi düşünceler kesinlikle gerçekle ilişkisi olmayan düşüncelerdir ve bize olumlu yönde hiç bir katkısı yoktur. Daha çok olumlu yönde düşünmeye çalışın. Geçmişteki yaptığınız güzel ve başarılı işleri düşünün. Okul yıllarında aldığınız başarılı sınav sonuçlarını, iyi yaptığınız işleri düşünün. Ben aptalım, ben zaten hiç bir şeyi beceremem demeyin. Bu tip düşünceler hem sizi amacınızdan uzaklaştırır, hem de hem endişelendirir.

    4- Sınav sonucu benim iyi ya da kötü olduğumu gösterir. Sınav sadece bir bilgi sınavıdır. Bu nedenle öğrencinin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanmış olduğu bilgilerin değerlendirmesidir. Kişiliğinizin değerlendirilmesi değil. Sınav başarınızla kişilik değerinizi eş görmeyin. Sınavlarda uygulanan testler; kişilik testler olmayıp bilgi ve başarı testleridir.

    5- Sınavı kazanamamak her şeyin sonu olur. Bu hatalı bir düşünce yapısıdır. Mantıklı bir şekilde sınavı kazanma şansınız çok yüksek bile olsa, kendinize bir başka amaç düşünün. Bu amacın hayatınıza neler kazandıracağı üzerinde durun. Sınavda başarılı olarak, esas amacınıza ulaşmak birinci tercihinizdir. Başarılı olamadığınız taktirde yöneleceğiniz ise ikinci tercihiniz olacaktır. Biz sizin birinci tercihinize yerleşmenizi istiyoruz. Ancak ikinci tercihinize yerleşmekte dünyanın sonu değildir. Eğer bu düşünceyi içinize sindirebilirseniz gayretiniz ve çalışma isteğiniz azalmayacak ancak elinizi kolunuzu bağlayacak şiddetteki sınav stresinde kurtulmuş olacaksınız.

    B-)BEDENSEL UYGULAMALAR

    SOLUNUM EGZERSİZLERİ

    BEDENİ KONTROL ETME YOLUNDA BİRİNCİ BASAMAK : SOLUNUM KONTROLÜ

    Nefes almayı öğrenmek:
    Otonom (kendi kendine çalışan) organlarımız olduğunu biliyoruz. Kalbimizin vuruşları, kan basıncımız, beden sıcaklığımız bu sisteme örnektir. Bu organlar veya fonksiyonlar bizim doğrudan denetim ve isteğimiz dışında çalışır. Ancak, eğitim ve egzersizle bu organ ve fonksiyonları kısmen veya bütünüyle kontrol altına almak mümkündür.

    Bedeni konrol etme yolundaki ilk adım solunumu kontrol etmektir. Çünkü solunum bir yönüyle, istediğimiz zaman nefes aldığımız, istediğimiz zaman nefesimizi tuttuğumuz için, irademizle yönlendirdiğimiz bir faaliyettir. Ancak diğer taraftan solunum, beyin sapındaki bir merkez tarafından kandaki oksijen ve karbondioksit dengesine göre bütünüyle otonom (kendi kendine) olarak yürüyen bir faaliyettir.

    Otonom faaliyetleri kontrol etmeye , “solunumu kontrol etmekten” başlamak gerekir. Aynı zamanda doğru ve derin nefes almayı öğrenmek, gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.

    Nefes almanın kendisi bir gevşeme yolu olduğu gibi, bütün gevşeme egzersizleri içinde, egzersizin bir parçası olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca nefes egzersizleri günlük hayatın akışı içinde uygulanması en kolay egzersizdir.

    Derin nefes almanın önemi nedir ?
    Doğru ve derin nefes almanın kendisinin doğrudan damarları genişletme ve kanın (dolayısıyla oksijenin) bedenin en uç ve en derin noktalarına kadar ulaşmasını sağlama özelliği vardır. Panik atak sırasında kan beden yüzeyinden içeri çekilir ve yüzey sıcaklığı düşer (el ve ayaklarda soğuma). Hem stres tepkisinin biyokimyasal maddeleri, hem de gevşemenin biyokimyasal maddeleri bir arada bulunamaz. Bu sebeple doğru ve derin nefes alarak sağlanan değişiklik, özellikle kaygının da dahil olduğu birçok durumda başlayacak olan (veya başlamış olan) tepki zincirini kırmakta veya kaygının şiddetini azaltmaktadır.

    İyi nefesin özellikleri:
    İyi nefes ağır, derin ve sessiz olmalıdır. Bunun içinde denge, ölçü ve uyum gerekir. İyi bir nefes yavaş olarak burundan alınır, sessiz olur ve akciğerin bütününü doldurarak diyaframı aşağı iter.

    Endüstrileşmiş ve şehirleşmiş toplumlarda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ciğerlerinin dörtte birini veya beşte birini kullandıkları saptanmıştır. Nefes egzersizlerinden amaç, akciğerin bütününü kullanmaktır.

    Akciğerinizin üçe bölünmüş olduğunu düşünün. Derin, tam bir nefes, diyaframın aşağı hareket etmesi ve akciğerin en alt bölümünün havayla dolmasıyla başlar. Daha sonra orta bölüm havayla dolar ve göğüs genişler. Son olarak da akciğerin üst bölümü dolar ve omuzlar hafifçe kalkabilir.

    1.) Nefes alma egzersizine başlamadan önce sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne (göğüs hizasına) koyun ve gözlerinizi kapatın.
    2.) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalı.)
    3.) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve “biir” , “ikii” diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun. Kısa bir süre bekleyin, “bir-iki” diye diye sayarak, nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. Sağ eliniz göğüs kemikleinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli. Yine bir nefes almadan iki saniye bekleyin .

    İkinci ve üçüncü maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az 4-5 normal nefes alın. Eğer derin nefes almaya devam ederseniz bir başdönmesi hissedebilirsiniz.

    RELAKSASYON EGZERSİZLERİ

    Gevşeme bedeninizdeki gerilimden sistematik bir şekilde, kurtulmaktır. Derinlemesine gevşediğinizde, motivasyonunuzu ve dikkatinizi yoğunlaştırmayı yitirmeyeceksiniz. Tam tersine bedeninizin neresinde en çok gerilim taşıdığınızın farkına varıp, bu kasları nasıl gevşetebileceğinizi öğreneceksiniz. Hatta, derinlemesine gevşeme için yapılan düzenli alıştırmalar enerjinizi ve üretkenliğinizi artıracaktır.

    UYGULAMA

    Şimdi yerinize iyice ve rahatça yerleşin ve herhangi bir tedirginlik hali varsa bir kenara bırakın. Kendinizi gevşetebilme yeteneğini kazandıkça tedirginliğiniz azalıp, yerini gevşemeye bırakacaktır.

    Gözlerinizi kapatın ve dikkatinizi önce kollarınıza ve özellikle ellerinize çevirin. Şimdi ellerinizi yumruk yapın ve bunu yaparken el ve kollarınızdaki gerilime iyice dikkat edin.

    Şimdi her iki elinizi de bileklerden, parmak uçları tavanı gösterecek şekilde bükün. Ellerinizin üst kaslarını ve kolunuzun üst tarafını kasarak iyice gerin. Gerilimi hissedin. Ve şimdi gevşeyin kollarınızı eski pozisyonuna getirin. Gerginlik ve gevşeme arasındaki farkı hissedin.

    Aynı alıştırmaları şu bölgelerde de tekrarlayın.

    Kafa:
    1. Alnınızı kırıştırın.
    2. Gözlerinizi sıkıca kapayın.
    3. Ağzınızı iyice açın, dilinizi damağınıza doğru itin, çenenizi kuvvetlice sıkın.

    Boyun:
    1. Kafanızı geriye itin.
    2. Kafanızı göğsünüze değecekmiş gibi öne eğin.
    3. Kafanızı sağ omuzunuza doğru döndürün.
    4. Kafanızı sol omuzunuza doğru döndürün.

    Omuzlar:
    1. Omuzlarınızı kulaklarınıza çekecekmiş gibi yukarı çekin.
    2. Sağ omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.
    3. Sol omuzunuzu kulağınıza değecekmiş gibi yukarı çekin.

    Bu alıştırmalar da bazı kasları belli bir süre gergin hale getirme, gergin tutma ve yavaş yavaş gevşeterek, gerginlik ve gevşeklik arasındaki farkı hissetmek amaçlıdır. Kaslarınızı gergin halden gevşetirken aynı zamanda içinizden “rahatla ve bırak” deyin. Derin soluk alın. Nefesinizi yavaş yavaş verirken sessizce rahatla ve bırak deyin.

    ÖĞRENCİLERE ÖNERİLERİMİZ

    Zamanınızı planlamaya çalışın:
    Kaygı zaman düzensizliklerine yol açar ve bu da kaygıyı daha da arttıran sonuçlara neden olur. Bunu kırmanın yolu zamanı düzenlemektedir. Sınav öncesi telaşla bir şeyler okuma, veya başka aktiviteler gösterme yerine normal ritminizi korumasında yarar var. Sabah zamanında kalkmak yapılacak işleri listelemek, programlı olmak yaralıdır. Ek işler üstlenmekten kaçınmalıyız.

    Hareket bozukluklarına karşı koymaya çalışın:
    Gerginlik bizi aşırı hareketliliğe veya donukluğa itebilir. Sınavın çok yaklaştığı günlerde beklenilen tersine daha çok ders çalışmak yerine; fizik aktivitelerini arttırmak, eğlenceli sporlara zaman ayırmakta yarar var. En iyi aktivitelerden biri yürümektir. Her gün en az yarım saat yürümek iyi gelebilir.

    Kaygıya karşı hoşluklar yaratmaya çalışın:
    Negatif duyguların karşısına pozitifleri koymak önemli bir yöntemdir. Zevk aldığımız şeylere ve hobilerimize hafta içinde en az birkaç saat ayırmalıyız. Sinema yada açık havaya çıkmak gerginliği azaltır. Enerjiyi ve olumluluğu artırır.

    Ekstra sorunlardan kaçının:
    Çatışmalardan kaçmak, sorunları ertelemek, sınav stresinize başka stresler eklememek önemlidir.

    Beslenmenize dikkat edin:
    Beslenme düzeni önemlidir. Şekerle kaygı arasındaki ilişki anlatılacaktır. Şekerli gıdaları aşırı almak yerine düzenli beslenme. Düşkünlüğü olanların sınırlı çikolata ve bunu gibi şekerli gıdalar kullanmaları öğütlenir. Rejim yapmak, tersine aşırı beslenmenin yararı olduğuna inanmak yersizdir. B vitaminin kullanılması yararlı olabilir. Şeker oynamalarını kontrol eder. Yorgunluk hislerini azaltır.

    Bedeninize önem verin:
    Uzun çalışma saatleri ve artan zaman baskısı sonucunda bazı öğrenciler şartları daha fazla zorlayarak çalışma sürelerini arttırmak için bazen kahve çay gibi uyarıcı maddeleri ya da bazı ilaçları kullanmaktadırlar. Bu tür uyarıcıların ilk baştan çalışma süresini artırdığı görülebilir. Ancak zaten sınav kaygısı sebebiyle üst düzeyde uyarılmış olan sinir sistemimizin bir de bu tip uyarıcılarla uyarılması doğru değildir. Uyarı ilaçlar dışında çok masum kalan çay, kahve gibi içecekler bile ellerde titreme, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, huzursuzluk gibi istenmeyen durumlara sebep olabilir. Mümkün olduğunca bu içecekleri kullanmamaya özen gösterin. Daha doğal içecekler meyve suları, bitki çayları önerilebilir.

    Uykunuza özen gösterin:
    Uyku bir ritim meselesidir. Dolayısıyla belli periyotlarda devam eder. Ortalama uyku süresi 11 yaşındakiler için 9-10 saat bu yaştan büyükler için ise 8-8,5 saat arasındadır. Uykumuz iki bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde bedensel, ikinci bölümde ise ruhsal dinlenme gerçekleşmektedir. Bu nedenle gecelik 3-5 saatlik kısa uykunun zihinsel becerilerde bir azalmaya yol açmadığını bu sürenin yeterli olduğu söylenebilir. Ancak bu kısa uykuların sürekli biçimde böyle devam etmesi, öğrenme, mantık yürütme, dikkat ve konsantrasyon üzerinde olumsuz etkileri başlamaktadır.
    Bazı öğrenciler 8 saatlik uykunun kendileri için gerekli ve zorunlu olduğuna inanırlar ve bu sürenin altında bir süre uyudukları zaman kendilerinin başarısız olduklarına inanırlar ve paniğe kapılırlar. Hatta bazı durumlarda aileler de bu durumu istemeyerek de olsa büyütürler. Sınav öncesi “zaten dün gecede çok az uyumuştun, keşke daha çok uyuyabilseydin, inşallah seni kötü etkilemez” gibi konuşmalarla öğrencinin kaygısını arttırırlar. Burada yapılmaması gereken tek şey sınav öncesi geceyi uykusuz geçirmek.

    SINAV KAYGISIYLA BAŞETMEMİZDE BİZE YARDIMCI OLABİLECEK İNSANLAR

    1- Aile ve yakın arkadaşlar: Bu kişiler bize gereksinim olan sevgi şefkat ve dayanışma gösterirler. Onlarla ilişkimizi sıcak tutmak moralimizi yükseltir.
    2- Sorun olduğunda başvurabileceğimiz uzman kişiler: Bunlar genellikle sahip olduğunuz sorun ve çözümleri konusunda uzmanlaşmış kişilerdir. Psikologlar rehber öğretmenler vb.
    3- Bizim yaşadığımız sorunları yaşayan kişiler: Sınav kaygısı olan herkes bir diğerini daha kolay anlayabilir. Fikir alışverişinde bulunmak sorun paylaşma yalnızlık duygusunu azaltır. Sorunu kişileştirmeyi önler.

  • Sınav Kaygımı “Bilişsel Terapi Yöntemleri” ile Nasıl Yenebilirim?

    Sınav Kaygımı “Bilişsel Terapi Yöntemleri” ile Nasıl Yenebilirim?

    Sınav kaygısı, öğrenilen bilgilerin sınav esnasında etkili bir biçimde kullanılmasını engelleyen, dolayısıyla başarının düşmesine neden olan bir kaygıdır. Sınav anında hissedilebileceği gibi haftalar, hatta aylar öncesinde de hissedilebilir.

    Peki, bu kaygı kendini nasıl gösteriyor? Ve sınav kaygısı yaşadığımızın işaretleri neler?

    Sınavı düşündüğünüz anda elleriniz titriyor, kalp atışlarınız hızlanıyor, nefes alış veriş sıklığınız artıyorsa kaygılarınız devrede demektir. Ya da o an yaptığınız herhangi bir şeye odaklanmakta problem yaşıyor, sınav anında okuduğunuz soruyu anlamakta zorlanıyorsanız veya da bir konuya çalışırken dikkatinizi toplamakta güçlük çekiyorsanız, siz de sınav kaygı kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.

    Hepimiz kaygı doğuracak durumla ya da olayla karşılaştığımızda doğal olarak kaygımızı azaltmaya yönelik davranışlarda bulunuruz. Yani o duygudan kaçarız ya da o duyguyla savaşırız. Söz konusu kişinin eğitim hayatını ve daha sonraki hayatını etkileyen sınavlar olunca kişinin kaygılanmaması beklenemez. Bunun yanında eğer çok yüksek kaygı ve heyecan hissedince istediğimiz performansı gösterme şansımız da düşüyor.

    İyi de hiç kaygılanmamamız mı gerekiyor? Elbette hayır! Hatta kaygı işe yarayan bir duygudur. Bizi harekete geçirir, sınav konularına çalışıp yüksek notlar almamızı sağlar. Eğer hiç kaygı hissetmiyorsak endişelenmiyorsak, harekete geçmek çok da olası değildir. Kaygılanınca harekete geçme isteği duyarız ve harekete geçeriz. Yani kaygılanmak sağlıklıdır. O halde ne olduğunda kaygı duygusu bizim için problem haline geliyor?

    Kaygı performansımızı aşağı çekmeye başladığında, yani kaygıdan dolayı çok iyi hazırlandığımız bir sınavdan düşük puan aldığımızda diyebiliriz. Çalışmaya ara verip kendimiz rahatlatmaya yönelik yaptığımız etkinliklerde eğer kaygı peşimizi bırakmıyorsa aklınız yine çalışacağınız konularda kalıyorsa burada da yine kaygı artık bizim için bir yardımcı bir eleman değil, bizi tökezleten bir duygu konumuna geçiyor demektir. Başka bir örnek vermek gerekirse, yüksek kaygı hissedip sınav yerini terk etme. Kişi bu davranışı rahatlamak için yapar fakat onun için işlevsel yani yararlı değildir. Kaygı duygusunun yaptığı bir hareket vardır. Kaygı önce yavaşa yavaş yükselişe geçer pik yapar ve daha sonrasında eğer yaptığınız her neyse devam eder ve ortamı terk etmezseniz düşüşe geçer.

    Hepimiz bir olay karşısında bir duygu geliştiririz, bu duygular da bizi çok doğal olarak bir takım davranışlara sevk eder. Bu süreç tüm insanlar için aynı şekilde işler. Yani yaşadığımız olay/olayla ilgili duygularımız ve olay anında sergilediğimiz davranışlarımız biz farkında olmasak bile bir zincir halindedir, birbiriyle bağlantılıdır.

    Örneğin bir sınava girdiniz diyelim, bu yaşanılan bir olaydır, bu olayı yaşarken duygu olarak kaygı ve huzursuzluk hissettiğinizi fark edebilirsiniz, bu kaygı ve huzursuzluk duyguları rahatsız edicidir, kimse kaygılı ve huzursuz hissetmek istemez dolayısıyla bu duygulardan kurtulmak için kendimizi rahatlatmak için su içebiliriz soruları tekrarlayarak okuyabiliriz, derin nefes alabiliriz bunlar da sergilediğimiz bir davranışlardır, yani bir olay karşısında bir duygu geliştirir ve daha sonrasında da bu duyguyla bağlantılı olarak bir vücut tepkisi ve davranış geliştiririz.

    Ya kötü not alırsam şeklinde düşüncesi olan birinin o an mutlu hissetmesi mümkün olabilir mi sizce? Bu düşünce çok doğal olarak bizi kaygıya götürecektir ve kaygı duygusu da kendiliğinden fizyolojik olarak otomatikman kalp atışları nefes alma sıklığını artıracaktır buna bağlı olarak soruları okurken güçlük çekeriz, hatırlama problemleri yaşarız ve bu tabloda yüksek puan alma şansınız hayal olur. Bir nevi zincirleme kaza oluyor diyebiliriz.

    Kaygının hiç olmaması sınav maratonu yoluna çıkmamızı engeller, çok yüksek kaygı ise bizi frenler.

    Özetle kaygılarımız, ne dostumuz ne de düşmanımız. Kaygıyı akıllıca yönetebildiğimiz sürece aşamayacağımız engel yoktur!

  • Akupunktur; mutlu, huzurlu, sağlıklı bir yaşam için.

    Akupunktur; mutlu, huzurlu, sağlıklı bir yaşam için.

    İyi yaşamak ne demek, ne anlıyoruz iyi yaşamaktan çok varsıl olmayı mı? Çok kariyer yapmayı mı, çok uzun yaşamayı mı? Ömrümüzün süresini bilmemiz mümkün değil ama o ömrü nasıl geçireceğimizi bilebiliriz. Çünkü yaşamımızın temel öznesi kendimiziz. Çevremizde bizim sahibimizmiş gibi davrananlar olsa da.

    İyi yaşamak mutlu, huzurlu, sağlıklı (hastalıklardan kurtulmak için daha az zamana ihtiyaç duyulan) , sevdiğimiz ve bizi seven insanlarla birlikte geçirilen bir yaşam sürmek olamaz mı?

    Öyle olmalı çünkü dünyaya ait edindiğimiz hiç bir şey bizim değil cümlenin sonunda. Bize ait olan duygularımız yalnızca, bu duyguların iyiliği ise sağlığımızı belirleyen en önemli etkenlerin başında gelmekte.

    Yaşamımıza veya çevremizdeki insanların yaşamına dikkatlice baktığımızda sağlığın hiç bir zaman tek bir yolla (etkenle) bozulmadığını görebiliriz. Bir hastalık hep bir kavşakta ortaya çıkar bu kavşağa açılan yani bizi hasta edebilen en önemli yol genetik yatkınlığımızdır. Her sülalenin bir organı veya sistemi zayıf veya hastalanma riski taşıyabilir ama bu o sülaledeki her bireyin o hastalığa uğrayacağı anlamına gelmez aynı sülaleden bir çok insan normal ömrünü o hastalığa uğramadan yaşar gider.

    Bizi hasta edebilecek kavşağa açılan diğer önemli yol ise bir mikropla bulaşmaktır oysa bir mikropla bulaşmakta bizi mutlaka hasta etmez. Bilirsiniz ki milyonlarca AIDS, hepatit taşıyıcısı normal ömrünü yaşamaktadır.

    Ne zaman hastalanıyoruz?

    Bu iki yoldan birinin ya da her ikisinin yanına aşırı yorgunluk, bedeni kötü kullanma (ağır kaldırma, saatlerce bilgisayarın başında kalma, spor yapmama), aşırı sigara, alkol vb. kötü madde kullanma, kötü beslenme (yetersiz beslenme veya çok yeme) ve en önemlisi stres yolları açıldığında hastalanırız.

    Bu bilgiyi doğru kullanırsak gündelik yaşamımız için oldukça önemli ve kıymetlidir. Şöyle ki; genetik yatkınlığımızla ilgili yapabileceğimiz hiç bir şey yoktur. Amcam romatoit artrit veya kanser ben de olur muyum diye kafayı takmanın size stres kaynağı olmaktan başka faydası olmaz, unutun gitsin, aklınıza bile getirmeyin.

    Mikropla bulaşmaya gelince; tabi ki temizlik kurallarına uymak önemli ama öyle koşullarla karşı karşıya kalınabilir ki mikropla bulaşmak da engellenemeyebilir, ona da temizliğe dikkat etmekten başka yapacağınız bir şey yoktur.

    Ama kavşağa açılan diğer yolların tamamı bizim bilinçimiz dahilindedir. Yani yorulduğumuzda durmayı bilmek, dinlenmek bizim elimizdedir.

    Bedenimizi kötü kullanmamak doğrudan bedenle yapılan işlerde çalışmıyorsak bizim elimizdedir. Düzenli spor yaparak bedenimizin gücünü arttırmak veya korumak bizim elimizdedir.

    Sigara, alkol vb. sağlığımızı bozmaya etken olan maddelerden uzak durmak bizim elimizdedir.

    Daha doğru beslenerek gereksiz kilolardan kurtulmak bizim elimizdedir.

    Son olarak, boğuşması zor ve karmaşık olsa da, üstesinden gelmesi bizim elimizde olan yol strestir. Bilirsiniz ki bu beş yolun her biri immün sistemimizin (hastalıklara karşı direnç mekanizmamızın) zayıflamasına ve hastalığa neden olurlar.

    Öyle ise yapılması gereken genetik yatkınlığımıza kafayı takmadan, mikropla bulaşmamaya dikkat ederek yani temizlik kurallarına uyarak, yeterince dinlenerek, spor yaparak, sağlıklı gıdaları yeterli miktarda tüketerek, kötü maddelerden uzak durarak ve olabildiğince stres uyaranları ile baş etme yöntemlerini öğrenip geliştirerek mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir ömür sürebilmektir.

    Akupunktur ; kronik stres nedeni ile ortaya çıkan organ fonksiyon bozukluğu ile görülen kronik kabızlık, reflü özofajit, irritabl bağırsak sendromu, nedeni belli olmayan kaşıntı, ürtiker, alerjik astım, alerjik nezle, baş ağrısı, boyun ağrısı, bel ağrısı, eklem ağrısı, uyku bozukluğu, obezite(şişmanlık) , kaygı bozukluğu, aşırı stresli olma hali( öfke yönetimi), yüz felci, yüz ağrısı ( trigeminal nevralji), zona, panik atak, adet düzensizliği, nedeni belli olmayan infertilite, tüp bebek tedavisi öncesi anne adayının transfere uygun hale gelmesi için uygulanabilir. Akupunktur; bu sorunları, beynimizin stresle boğuşan bölgesi olan limbik sistemin daha iyi çalışmasını sağlayarak tedavi gerçekleştiren bilimsel bir yöntemdir.