Etiket: Bitki

  • Bitkisel ürünler sizin düşündüğünüzden daha tehlikeli olabilir!

    Şüphesiz ki, birçok kişi için bu bir sürpriz olacaktır ancak; WHO’ya (Dünya sağlık örgütü) göre bitkisel ürünler tüketicilerin sağlığı için bir tehdit olabilmektedir.

    WHO çeşitli alternatif bitkisel ilaçları test etmiş ve ürünlerin %59’unun kontamine olduğunu bulmuştur (bu kontaminasyon gerek ortamda olmaması gereken diğer bitki türleri ile veya diğer yan ürünler ile bulaşma şeklindedir). Daha da ötesi, bitki ekstreleri (özleri vs) toksik olabilir veya diğer bazı yan etkilere sahip olabilir. Sonuç olarak, bu ürünler sadece ‘tamamen doğal’ diye, otomatik olarak güvenli ve etkili oldukları anlamına gelmez. Ve eğer bitkisel ilaçlar kontamine ise, aynı zamanda bitkisel kozmetiklerin de öyle olması olasıdır.

    Bu, sentetik ürünlerin kontaminasyon bakımından güvenilir olduğu anlamına da gelmez örneğin vazelin (parafin yağı, petrolium jelly) karserojen maddelerden arındırmak için uygun şekilde saflaştırılmalıdır. Uygun şekilde rafine edildiğinde, vazelin (parafin yağı) kullanılması tamamen güvenli olan çok etkili bir katkı maddesidir.

    Onun için, gelin şu anlamsız “tüm doğallar iyidir ve tüm sentetikler kötüdür” fikrinden vazgeçelim. Onun yerine, kaynaklarına bakmaksızın, ürünlerimizin içeriklerinin güvenilir ve etkili olduğundan emin olmaya odaklanalım.

  • Akciğer kanseri olan hastalarda beslenme ve alternatif tıp ürünleri

    Dünyada ve ülkemizde üzerinde en çok durulan hasta ve yakınlarının kafalarının karışmasına, zaman zaman da yaşamları için en önemli tedavilerini aksatmalarına neden olabilecek bir konudur. Kanser hastası, kanser tanısı konduktan sonra hekimden bir daha kansere yakalanmaması veya acilen iyileşmesi, savunma sisteminin güçlenmesi için bir beslenme listesi bekler ve böyle bir liste verilmeyince de hayal kırıklığına uğrarlar. Alternatif tıp ürünü pazarlayan bazı özel kuruluşlar ve bireylerin hasta ve ailesinde oluşturduğu yanlış bilgi yönlendirmeleri altında; hastalar doktorlardan bazı bitkiler önermesini, yiyecekleri gıdaları tek tek oranlarına kadar yazmasını bekler. Günümüze değin yapılan çalışmalar göstermiştir ki, kanser tanısından sonra beslenme için yapılacak özel takviyeler ancak hastanın iştahının azalması, yeterli beslenememesi, kilo kaybetmesi durumunda geçerlidir. Bunun dışında tüm bireylere önerilen “sebze ve meyve ağırlıklı, kırmızı etten fakir beyaz et oranını artıran beslenme modeli” genel durumu iyi olan ve beslenebilen birçok kanser hastası için yeterlidir. Ancak yukarda belirttiğimiz hallerde, hastanın tedaviye veya hastalığa bağlı devam eden kilo kaybı, ağızdan gıda alamama, ağız yaraları, uzun süren isal, uzun süren bulantı, kusma, vitamin eksikliği gibi durumlarında özel beslenme ekiplerince damardan veya ağız yolu ile özel gıdalar ve vitamin ile destekleri yapılmalıdır.

    Akciğer kanserli hastalar, özellikle tedavileri sırasında aşırı yemekten ve tuzlu gıdalardan kaçınmalı ve tedavi öncesi alerjik yan etkiyi azaltmak amacı ile kullanılan kortizonun iştahı artırıcı, kilo ve ödem yapıcı etkilerine karşı dikkatli olmalıdırlar. Bu dönemde halsiz ve güçsüz kalmama adına tüketilen bal, pekmez gibi yüksek kalorili gıdalar, hastalarda istenmeyen ve sonradan verilmesi son derece güç aşırı kilo alımlarına neden olabilmektedir.

    Geçtiğimiz yirmi yılda popüler olan vitaminlerin kullanımı, antioksidan özellikleri ile “bizleri genç tutacak, cildimizi pürüzsüz kılacak, kanser tedavileri sırasında yan etkilerden koruyacak” varsayımı ile yoğun bir kullanım alanı bulmuştur. Ne var ki son 10 yılda yapılan kapsamlı çalışmaların sonucunda, gereksiz ve doktor önerisi dışında kullanılan vitaminlerin vücudumuza yarardan çok zarar verdiği, hatta bazı kanser türlerinin artışına bile neden olduğu saptanmıştır. Bunun üzerine dünyada ve ülkemizde alternatif tıp pazarı ve pazarlayıcıları hedeflerini bitkisel ürünlere çevirdi. Ancak, doğal gibi görünen bu ürünlerin de özellikle kemoterapi ve diğer tıbbi tedaviler ile istenmeyen etkileşimleri bir çok hastayı ve tedavi sorumluluğunu alan doktoru zor durumda bırakmıştır. Son derece yetersiz veriler ile yararlı olduğu savunulan bitki ve bitkisel ürün kullanımının günümüzde hastalara zarar verebileceği ve doktorun haberi olmaksızın asla uygulanmaması gerektiği kabul görmüştür.

    Gerek akciğer kanseri olsun gerekse diğer tüm kanserlerin tedavisinde bulantı kusma için 0.5-1mg ağızdan hap şeklinde Zencefil kullanımının kanıtlanmış yararı vardır ve onkoloji literatürüne bilimsel kanıt olarak girmeyi başarmış bitkisel bir üründür.

  • Soğuk havalar kanser tedavinizi aksatabilir

    SOĞUK HAVALAR KANSER HASTALARI İÇİN RİSKLİ

    Birçok solunum yolu hastalığına sebep olan ‘soğuk havalar’, kanser hastalarının sağlığını da tehdit ediyor. Kanser hastalarının soğuk havalarda daha da dikkatli olması gerekiyor.

    Soğuk havalar, tedavisi devam eden kanser hastaları için risk oluşturuyor. Tedaviler, bağışıklık sistemini baskıladığından hastaların beslenmesinden sosyal yaşamlarına kadar birçok noktada daha dikkatli olması gerekiyor. Bu süreçte en ufak bir mikrop veya soğuk algınlığı yatağa düşmenize sebep olabilir. Bu durum ise tedavinizi aksatabilir.

    BOL BOL MEYVE TÜKETİN

    Kış ayları bilindiği gibi hastalık dönemidir. Ama tedavi gören kanser hastalarını daha fazla etkileyebilir. Bu nedenle hastalanmamaları için gerekli önlemleri almak şart. Kişinin kendi düzenine dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle de beslenmeye önem vermeleri şart. Bu nedenle kış aylarında hastalıklardan korunmak için yapılacak en güzel şey bol bol taze meyve ve sebze tüketmek olacaktır. Ama kanser hastalarının aldıkları tedavi doğrultusunda alınacak meyvelerin belirlenmesi gerekiyor. Özellikle onkolojik tedavi gören hastaların greyfurt tüketmesi çok önemli. C vitamini içeriğinden yüksek portakal, kivi ve mandalina gibi meyvelerin tüketilmesi ise bağışıklık sisteminin toparlanabilmesi için gerekli.

    YEŞİL YAPRAKLI TAZE SEBZELER VE PROTEİN TÜKETİLMELİ

    Özellikle kemoterapi tedavisi sırada beslenme çok büyük önem taşıyor. Mevsiminde bulunan taze meyveler ve doktorunuzun önerdiği şekilde hazırlayacağınız protein ağırlıklı besinler bağışıklık sisteminizi toparlamanıza yardımcı olacaktır. Yine tüketeceğiniz taze sebzelerin vitamin değerlerini kaybetmemeleri açısından doğru pişirme yöntemleri ile hazırlanmasına da dikkat etmek gerekiyor.

    BİTKİ ÇAYLARINDAN UZAK DURUN

    Böyle zamanlarda doktorunuzun önerileri doğrultusunda ıhlamur gibi bitki çaylarını tek başına tüketebilirsiniz. Ancak içeriği bilinmeyen, karışık bitki çayı adı altında sunulan bitki çaylarından kesinlikle uzak durmanız gerekmektedir. Bitkilerin kullandığınızın ilaç ile etkileşimleri olabilir ve bu etkileşimler olumsuz sonuçlar doğurabilir.

    KALABALIK ORTAMLARA DİKKAT

    Sağlıklı bireyleri bile hasta eden soğuk havalar gribal ve boğaz enfeksiyonları, bronşit ve zatürre gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bu nedenle girdiğiniz kalabalık ortamlarda bu mikropları almanız kaçınılmaz hale gelebilir. Zaten tüm tedavi süresince enfeksiyon riskinden korunmak için kalabalık ortamlardan uzak durmanız gerekiyor. Ancak özellikle kış aylarında herkesin potansiyel olarak mikrop taşıdığını düşünürsek kendinizi kalabalık ortamlardan, toplu taşıma araçlarından, enfeksiyon riski oluşturan tüm ortamlardan uzak tutmanız önemli.

    KENDİ KENDİNİZE İLAÇ KULLANMAYIN

    Tüm kendinizi koruma çabalarınıza rağmen mikrop kapmış olabilir veya soğuk algınlığı yaşıyor olabilirsiniz. Ama kesinlikle bu süreçte kendi kendinize karar vererek herhangi bir ilaç kullanmayın. Doktorunuzun önerisi olmadan kullanacağınız her ilaç, tedavinizi olumsuz etkileyebileceği gibi istenmeyen sonuçlara da yol açabilir. Hastalandığınızı hissettiğiniz an doktorunuzla temasa geçerek onun önerileri doğrultusunda tedavi planlaması yapmak en doğrusu olacaktır.

    SOĞUK HAVALAR KANSER TEDAVİNİZİ AKSATABİLİR

    SOĞUK HAVALAR KANSER HASTALARI İÇİN RİSKLİ

    Birçok solunum yolu hastalığına sebep olan ‘soğuk havalar’, kanser hastalarının sağlığını da tehdit ediyor. Kanser hastalarının soğuk havalarda daha da dikkatli olması gerekiyor.

    Soğuk havalar, tedavisi devam eden kanser hastaları için risk oluşturuyor. Tedaviler, bağışıklık sistemini baskıladığından hastaların beslenmesinden sosyal yaşamlarına kadar birçok noktada daha dikkatli olması gerekiyor. Bu süreçte en ufak bir mikrop veya soğuk algınlığı yatağa düşmenize sebep olabilir. Bu durum ise tedavinizi aksatabilir.

    BOL BOL MEYVE TÜKETİN

    Kış ayları bilindiği gibi hastalık dönemidir. Ama tedavi gören kanser hastalarını daha fazla etkileyebilir. Bu nedenle hastalanmamaları için gerekli önlemleri almak şart. Kişinin kendi düzenine dikkat etmesi gerekiyor. Özellikle de beslenmeye önem vermeleri şart. Bu nedenle kış aylarında hastalıklardan korunmak için yapılacak en güzel şey bol bol taze meyve ve sebze tüketmek olacaktır. Ama kanser hastalarının aldıkları tedavi doğrultusunda alınacak meyvelerin belirlenmesi gerekiyor. Özellikle onkolojik tedavi gören hastaların greyfurt tüketmesi çok önemli. C vitamini içeriğinden yüksek portakal, kivi ve mandalina gibi meyvelerin tüketilmesi ise bağışıklık sisteminin toparlanabilmesi için gerekli.

    YEŞİL YAPRAKLI TAZE SEBZELER VE PROTEİN TÜKETİLMELİ

    Özellikle kemoterapi tedavisi sırada beslenme çok büyük önem taşıyor. Mevsiminde bulunan taze meyveler ve doktorunuzun önerdiği şekilde hazırlayacağınız protein ağırlıklı besinler bağışıklık sisteminizi toparlamanıza yardımcı olacaktır. Yine tüketeceğiniz taze sebzelerin vitamin değerlerini kaybetmemeleri açısından doğru pişirme yöntemleri ile hazırlanmasına da dikkat etmek gerekiyor.

    BİTKİ ÇAYLARINDAN UZAK DURUN

    Böyle zamanlarda doktorunuzun önerileri doğrultusunda ıhlamur gibi bitki çaylarını tek başına tüketebilirsiniz. Ancak içeriği bilinmeyen, karışık bitki çayı adı altında sunulan bitki çaylarından kesinlikle uzak durmanız gerekmektedir. Bitkilerin kullandığınızın ilaç ile etkileşimleri olabilir ve bu etkileşimler olumsuz sonuçlar doğurabilir.

    KALABALIK ORTAMLARA DİKKAT

    Sağlıklı bireyleri bile hasta eden soğuk havalar gribal ve boğaz enfeksiyonları, bronşit ve zatürre gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bu nedenle girdiğiniz kalabalık ortamlarda bu mikropları almanız kaçınılmaz hale gelebilir. Zaten tüm tedavi süresince enfeksiyon riskinden korunmak için kalabalık ortamlardan uzak durmanız gerekiyor. Ancak özellikle kış aylarında herkesin potansiyel olarak mikrop taşıdığını düşünürsek kendinizi kalabalık ortamlardan, toplu taşıma araçlarından, enfeksiyon riski oluşturan tüm ortamlardan uzak tutmanız önemli.

    KENDİ KENDİNİZE İLAÇ KULLANMAYIN

    Tüm kendinizi koruma çabalarınıza rağmen mikrop kapmış olabilir veya soğuk algınlığı yaşıyor olabilirsiniz. Ama kesinlikle bu süreçte kendi kendinize karar vererek herhangi bir ilaç kullanmayın. Doktorunuzun önerisi olmadan kullanacağınız her ilaç, tedavinizi olumsuz etkileyebileceği gibi istenmeyen sonuçlara da yol açabilir. Hastalandığınızı hissettiğiniz an doktorunuzla temasa geçerek onun önerileri doğrultusunda tedavi planlaması yapmak en doğrusu olacaktır.

  • Alerjik hastalığı olanlar evde bitki yetiştirebilirler mi?

    Özellikle son 20 yılda ev ve iş yerlerinde süs bitkilerinin kullanımı arttı. Çoğu insan ev içi bitkilere maruz kalmaktadır. Ev içi bitkilerle olan alerjik duyarlılık ilk kez 1985 yılında Benjamin bitkisi ile tanımlanmıştır.

    Süs bitkilerinde alerjenler bitkinin özünde bulunur ve su ile yapraklara ve oradan da yaprakların üzerindeki toz parçacıklarına geçer. Havaya karıştıklarında da solunum yolu ile vücuda alınırlar.

    Alerjik yapıdaki bireyler için süs bitkileri önemli midir?

    Yapılan araştırmalarda alerjik hastalığı olmayan bireylerde ev içi bitki maruziyeti sonrası yapılan deri testlerin alerjiye rastlanmazken, alerjik nezlesi olan hastaların yaklaşık %80’inde deri testinde ev içi bitkilere alerjik duyarlılık geliştiği saptanmıştır. Alerjik riniti olan bireylerin evinde özellikle Benjamin bitkisi (ficus benjamina), yuka bitkisi(yucca), sarmaşık (ivy), palmiye ağacı (palm tree), turnagagası (geranium) bulunması ile zaman içinde bu bitkilere de alerji geliştiği görülmüştür. Türkiye’de özellikle Benjamin bitkisi ve yuka evlerde sıklıkla yetiştirilmektedir.

    Yine süs bitkilerine alerjik duyarlılık gelişimi ile ilgili yapılan başka bir araştırmada 150 alerjik rinit ve/veya astım tanısı alan hastaya 15 çeşit süs bitkisi ile deri testi yapılmıştır. Atopi (ailede doktor tanılı alerjik hastalık olması), besin alerjisi olan hastalarda süs bitkilerine alerji geliştirme riski yüksek saptanmıştır. Alerjik nezlesi olan ve süs bitkisi yetiştirenlerde zamanla süs bitkilerine alerji geliştirme riski artmıştır. Yuka bitkisi (yucca elephantipes), difenbahya (Dieffenbachia picta), Atatürk çiçeği ( Euphorbia pulcherrima) en fazla alerjik duyarlanmaya neden olan bitkiler olarak bulunmuştur. Afrika menekşesi (Saintpaulia ionantha), Kroton, ııtır (pelargonium), ve yuka bitkisi(yucca elephantipes) ev içinde bulunuyorsa bu bitkilere yönelik duyarlılık gelişme riski yüksektir.

    Özetle alerjik duyarlılığı olan kişilerin evlerinde başta yuka ve Benjamin bitkileri olmak üzere sarmaşık, palmiye ağacı, turnagagası, difenbahya, Atatürk çiçeği, kroton, ıtır olması zaman içerisinde maruziyetle bu bitkilere duyarlılık gelişmesine neden olabilir.

    Alerjik hastalar ev içi süs bitkisi yetiştirmek istiyorsa hangi bitkiler uygundur?

    Oda havasındaki kimyasalların temizlenmesini sağlayan bitkiler tercih edilebilir.

    1-Marginata bitkisi(dracaena marinata): Formaldehit ve benzen gibi havada bulunana kimyasalları temizler.

    2-Yelken çiçeği (spathiphyllum):Havadaki benzen, formaldehit ve trikloretileni temizler.

    3-Çin herdemyeşili (aglaonema).Doğal hava temizleyicidir.

    4-Kardeş kanı bitkisi (Dracaena fragnans). Marginata özelliğindedir.

    5-Paşa kılıcı(Sansevieria trifasciata): Karbon monoksit, nitrojen monoksid, formaldehit, kloroform, benzen, ksilen, trikloretilen gibi pekçok kimyasalı temizler. Gece boyunca oksijen ürettiğinden yatak odası için idealdir.

  • Bonzai

    Bonzai

    21 Ağustos 2014 tarihinde gün boyu süren, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi konferans salonunda yapılan “Her Yönüyle Bonzai Sempozyumu”, bonzai konusunda zengin ve güncel bilgilere ulaşmamızı sağladı. Konunun uzmanları (Sağlık Bakanlığı, TUBİM, Yeşilay, Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şubesi, Adli Tıp Kurumu yetkilileri, Adli Tıp, Kardiyoloji, Acil Tıp, Psikiyatri öğretim üyeleri ve AMATEM-ÇEMATEM’de görevli psikiyatri uzmanları) tarafından 4 ayrı panelde bonzai konusu sosyopolitik stratejiler, narkotik, klinik aciller ve bağımlılık yönünden değerlendirildi. 2011 yılından beri yasal düzenleme ile kontrol altına alınmaya çalışılan, popüler olduğu kadar son yıllarda oldukça tehlike arz eden bonzai hakkında sempozyumdan not defterime kaydettiğim bilgileri aşağıda sizlerle paylaşırken bu sempozyumu tertip eden ve bizleri bilgilendiren tüm uzmanları kutluyor ve teşekkürlerimi bildiriyorum.

    * Sentetik kannabinoid türevi uyuşturucuların prototipi olan bonzai, gençlerimizin masumlaştırarak söylediği gibi “esrar taklidi” değil, pek çok toksik kimyasal maddenin bitkilere püskürtülmesi ile sunuma hazırlanan ve eroin gibi etki eden, ölümcül sonuçlara neden olabilen bir maddedir.

    * Kullanılan bitkiler: ada çayı, yavşan otu, damiana çayı, salvia divinarium bitkisi. Bitkiler hem hazırlamada kullanılıyor hem de sahte bir masumiyet sağlanıyor (bitkisel ürün).

    * İlk zamanlar banyo tuzu, bitki gübresi, koku giderici, tütsü, havuz temizleyicisi şeklinde satışa sunulmuş.

    * Bonzai, K2, Jamaika, Rüya, Bombay mavisi, Boncuk, Spice şeklinde pek çok sokak ismi var.

    * 1994’de masum ilaç araştırmalarının ürünü olarak bulunan, 2000’de işlevsellik kazanan, 2004’de masum bitkisel ürünmüş gibi kötü amaçlarla ilk satışı yapılan, 2009’da Avrupa’da ve 2011’de ülkemizde yasaklanan bir maddedir.

    * ABD’de okul araştırmalarında esrardan sonra 2. sırada tüketimi olan, ülkemizde ise denetimli serbestlikten faydalanan hastalarda son 2 ayda rutin idrarda bakılmasından sonra %14.9 ile esrardan daha çok kullanıldığı tespit edilen bir maddedir.

    * Bonzai öncesi % 99.3 esrar kullanımı var (hiçbir uyuşturucu masum değil, “ne olacak ot değil mi?” dememeli!!!)

    * Genellikler gençlerde, esrar kullanıcılarında ve (yasaklanmadan önce) yeni madde kullanımı meraklılarında/bitkisel ürün kullananlarda (Çin menşeili, reklam edilen ürünler) kullanma riski fazla.

    * % 91 oranında gençler arkadaşı sayesinde bonzai ile tanışıyorlar (“benim çocuğum içmesin de arkadaşları ne yaparsa yapsın” yaklaşımı yanlış, toplumumuzdaki tüm çocukları, kendi çocuğumuz gibi görme hassasiyetine sahip olmak gerekiyor!!!).

    * Beraberinde diğer uyuşturucu maddelerin de kullanımı yaygın.

    * En fazla etkilenen yaş grubu ergenler: 2013’de başlama yaşı 13.75’e kadar düşmüş.

    * Ergenlerde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar: ders başarısında düşme, okulu bırakma, aile ile çatışma, arkadaş çevresini değiştirme, davranış bozuklukları, ergenlik döneminde olması gereken eğitimlerin (empati, insani ilişkiler, sosyalleşme vs.) geri kalması, kendine zarar verme, bonzai psikozu, intihar (20-30 kat artıyor), şiddete eğilim (12-16 kat artıyor), bulaşıcı hastalıkların (hepatit vs) artması.

    * Narkotik yönünden madde kullanımı oranları yıllar içinde artmış, 2013 verilerine göre 70 ilimizde sentetik kannabinoid yakalanması olmuş (geçmiş yıllarda il sayısı çok daha az iken yaygınlaşmış) ve yakalanan vakaların sayısı 2012’ye göre 2.28 kat artış göstermiş. Türkiye madde yakalanmasında dünya birincisi olmasına rağmen madde kullanımı ülkemizde azalmıyormuş.

    * Ulaşılabilirlik kolay ve maliyet çok düşük, gram fiyatı ortalama 50 TL, “cigaralık” olarak tek içimlik satışlarda 3-7 TL maliyet var. Bu durum da tüketim yaşının düşmesine, okul önlerinde satılmasına neden oluyor.

    * 1 kg. hammaddeden 200.000 paket bonzai üretilebiliyor, kar payı çok yüksek.

    * İnternet üzerinden satış yapılması çok fazla, ilgili sitelere sınır konulsa da hemen pek çok yenisi açılıyor.

    * Madde kullanımı kendisini hep yeniliyor, 300’den fazla uyuşturucu madde var. Sentetik kannabionidlerde ise 105 farklı çeşit var. Bu nedenle yasal sınırlamalar koymakta zorlanılıyor, yeni bir form ile yasal yasaklamalar delinebiliyor.

    * “Bugünün kullanıcısı yarının satıcısı” ilkesi var ve kullanım yaşı düştükçe satıcıların yaşı da düşüyor.

    * 2013 verilerine göre 232 kişide direkt madde bağlantılı ölüm olmuş (geçen yıla göre 2 kat fazla).

    * 10-19 yaş aralığı madde bağlantılı ölümlerde geçen yıllara göre artış var.

    * Dolaylı madde bağlantılı ölümler (kaza, intihar, cinayet, yaralama vs.) 2013’de bir önceki yıla göre 3 kat artmış.

    * Bonzai çoklu karışım olduğu için daha ölümcül oluyor (satıcılar pek çok maddeyi maliyeti düşürmek için karıştırıyor ve bu karıştırma işleminde bir standart ölçü veya kural yok).

    * Bonzai kullanımında ortaya çıkan bozukluklar:

    – kalp-damar sistemi bozuklukları: hipertansiyon, taşikardi, göğüs ağrısı, ritim bozuklukları, kalp krizi, ani ölüm

    – Hiperglisemi, asidoz

    – Böbrek yetmezliği

    – Epileptik atak (sara nöbeti)

    – Denge bozukluğu

    – Psikiyatrik bozukluklar: hezeyan, hallüsinasyon, ajitasyon, anksiyete, depresyon, konfüzyon, psikoz atakları

    * Bonzai bağımlılığı ciddi bir halk sağlığı sorunu ve genç nüfusu etkilemekte. Tolerans hızla gelişiyor (bağımlılık riski fazla).

    * Kolay uygulanabilmesi, ulaşılabilirliğinin fazla olması, ucuz olması ve etkisinin fazla olması nedenleri ile “biyolojik bir silah” olduğu söylenebilir mi? (bir biyolojik silah kadar tehlikeli!)

    * Ne yapmalı?

    – Önlemede yapılacaklar:

    1- Gençlerin eğitimi: aile ilişkileri, okul ve gece hayatı, sosyal medya etkileşimleri

    2- Bitkisel ürünlerin denetimi

    3- Yeni testlerin kullanımı (tespit, tarama)

    4- Reklamın önlenmesi (özellikle internette)

    5- Yasal düzenlemeler

    6- Sosyal hizmetler

    7- Medyanın desteği

    8- Psikolojik destekler

    – Akut dönem ve idame tedavisi önemli. Semptomatik ve destek tedavileri ön planda. Bu arada sağlık personeline şiddet nedeni olmasına dikkat etmek gerekiyor.

    * Multidisipliner (dahiliye, kardioloji, nöroloji, psikiyatri vs.) yaklaşım gerekli.

    – Toplum temelli mücadele merkezleri önemli: tedaviye ulaşım, tedavide süreklilik, yerel güçlerin işbirliği ve iletişimi, çevresel faktörlerle mücadele gerekli.

    – Türkiye’de 26 adet AMATEM (alkol ve madde bağımlılığı araştırma tedavi ve eğitim merkezi) ve 3 adet ÇEMATEM (çocuk ve ergen için) mevcut, sayılarını artırılması gerekiyor.

  • Mevsimsel allerji sezonu ve allerjik polenler

    İlkbahar ayları, yoğun kış döneminden sonra doğanın canlanmaya başladığı günler olarak bilinir. Havaların ısınmasıyla birlikte ağaçlar çiçeklenir, otlar yeşerir, aynı zamanda kalın giysilerimizi çıkarır daha ince giysiler giymeye başlarız.

    Bitki polenleri bu dönemde atmosferde görülmeye başlar. Bitkilerin polenleri botanikçiler için onların çoğalmasını sağlayan sporlar olarak değerlendirilirken, biz allerji uzmanları ise polenleri allerjen taşıyan tanecikler olarak kabul ederiz. Polenler önce ağaç ve otsu bitkilerin polenleri olarak ikiye ayrılır, otsu bitki polenleri de çayır polenleri ve yabani ot polenleri olarak ikiye ayrılır. Sonuç olarak bitki polenleri ağaç polenleri, çayır polenleri ve yabani ot polenleri olarak üç grupta incelenir.

    Ağaçlar ilkbaharın başlangıcı ile birlikte en erken dönemde polen oluşturmaya başlarlar. Ağaç polenlerinin atmosferde yoğun olarak bulundukları süre ağaç cinslerine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 1-2 ay kadardır. Ağaçların hemen ardından çayır polenleri atmosferde görülmeye başlar. Çayır polenlerinin atmosferde bulunduğu süre çok daha uzun olup ortalama olarak 6 ay kadardır (Nisan-Eylül arası). Yaza doğru yabani ot polenleri ortaya çıkar. Yabani ot polenleri de yine ağaçlar gibi atmosferde 1-2 ay gibi bir sürede bulunurlar.

    İlkbahar döneminde burunda akıntı, kaşıntı ve tıkanma, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve akıntı gibi bulguların ortaya çıktığı hastalık tablosu Allerjik nezle yada Saman nezlesi olarak isimlendirilir ve en sıklıkla polenlere bağlı olarak görülür. Nisan, Mayıs gibi aylarda başlayan şikayetler hastalığa sebep olan allerjik polenlerin cinsine göre yaz sonuna kadar devam edebilir. Bazı olgularda sadece allerjik nezleya ait burun ve göz belirtileri ortaya çıkmakta iken bazılarında öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi astım bulguları görülebilmektedir. Genel olarak 10 mikrondan daha büyük polenler sadece burun ve göz bulguları ortaya çıkarırken, 10 mikrondan daha küçük polenler akciğer içi havayollarına ulaşarak astım bulgularına neden olurlar.

    Marmara bölgesi ve Bursa ilimiz özellikle yoğun bitki florası nedeniyle allerjik rinit ve allerjik astıma neden olabilen birçok ağaç cinsine sahiptir. Bölgemizde bulunan ağaç polenleri arasında ilk sırada zeytin ağacı polenleri gelmekle birlikte, ıhlamur ağacı, servi ağacı, çınar ağacı, çam ağacı gibi polenler ön sıralarda yer almaktadır. Apartman bahçelerinde, parklarda ve yol kenarlarında bulunan çayır ve çimenlere ait polenler, aslında allerjik rinit ve allerjik astımda en sık rastlanan allerjenler olarak dikkati çekerler ve atmosferde 6 ay gibi uzun bir süre kalarak hassas kişilerde allerjik bulgulara neden olurlar.

    Polenlere allerjik olan kişilerde ilkbahar ve yaz aylarında dış ortam aktiviteleri sırasında allerjik belirtiler ortaya çıkar. Örneğin ailenin pikniğe gitmesini takiben burun, göz ve akciğerlere ait belirtiler görülür. Polenlere allerji gösterdiği düşünülen hastalarda öncelikle 0-18 yaş grubunda çocuk allerji uzmanları tarafından, erişkinlerde ise erişkin allerji uzmanları tarafından deri testleri yapılarak tanı konur. Deri testlerinde allerjik olduğu tesbit edilen polenlerden uzak durmak tedavideki en önemli yaklaşımdır. Bu nedenle polenlere allerjisi tespit edilen allerjik astımlı yada allerjik rinitli olguların ilkbahar döneminde piknik yapmamaları, park ve bahçelerde gezi yapmamaları iyice anlatılmalıdır. Ayrıca antiallerjik ilaçların kullanılması uygun olur. Polenlerden korunabilmek gerçekten zordur. Rüzgarlarla 100 km kadar uzağa taşınabildiği gösterilmiştir. Yağmurlu günlerde azalırken güneşli günlerde sayıları artar. Polenlerden korunmanın mümkün olmadığı durumlarda ise allerji aşıları uygulanır.