Etiket: Birçok

  • Motivasyonu Arttırmak

    Motivasyonu Arttırmak

    Birçok hayalimiz, yapmak istediğimiz şeyler var. Fakat bunları yapmak için bizi engelleyen bir isteksizlik, başlayamama, erteleme gibi “motivasyon” eksikliğimiz olabiliyor. Peki bunun için ne yapabiliriz?

    – Öncelikle bir hedef belirlemeliyiz. Ama bu hedefi gerçekten sizi siz yaptığı için, ulaşmayı gerçekten sadece kendiniz için istediğiniz bir hedef olmalı. Amacınızı belirlerken; ‘bunu istiyor muyum?’, bunun için ne yapabilirim? gibi birçok ayrıntıyı düşünmelisiniz. Amacınızı belirlerken gerektiği kadar zaman harcamaktan korkmayın. Ne kadar gerekiyorsa o kadar süre ayrıntılı bir şekilde düşünün.

    – Birçok hayalimiz var, bunları gerçekleştirmek istiyoruz ve bunun içinse aynı anda birçok şeyi
    yapmaya çalışıyoruz. Fakat aynı anda birçok şeyi birlikte yapmaya çalışmanız erken tükenmenize sebep olabilir. Önce sakinleşin. Sadece tek bir işe odaklanın. Hedefe adım adım ilerleyin.

    – Ulaşmak istediğiniz hedef için temponuzu yavaş yavaş artırın. Bütün enerjinizi başta harcarsanız
    sona gelmeden tükenir ve başarısızlık hissi yaşarsınız. Acele etmeyin. Temponuzu yavaş yavaş
    artırarak ilerlemeniz daha emin adımlarla hedefinize ulaşmanıza yardım edecektir.

    -Mükemmeliyetçi olmayın! Hata yapmaktan korkmayın! Bir bebeği düşünğn. Yürümeyi düşe kalka öğreniyor ve pes etmeyip amacına ulaşıyor. Siz de hedefinize ulaşırken hatalar yapabilirsiniz. Hatalarınızın sizi engellemediğini, aslında sizi geliştirdiğini ve deneyim kazandırdığını anlamaya çalışın.

    -Sınırlarınızı koruyun! Çalışmanız gerekiyorsa çalışın, dinlenmeniz gerekiyorsa dinlenin. İkisini birbirinden ayırın. Eğer dinleme zamanında işi, iş zamanında dikkatinizi dağıtacak başka şeyleri araya sokarsanız ne gerektiği çalışabilir ne gerektiği gibi dinlenebilirsiniz.

    -Kendinizi ödüllendirin! Yeterince çalıştıysanız kendinizi ödüllendirmelisiniz. Bu davranış motivasyonunuzu artıracak ve sonraki adımları teşvik edecektir.

  • Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlerin Yaşayabileceği Stres Faktörleri

    Ergenlik dönemi birçok açıdan stres ve kaygı uyandıracak durumlar içerir. Her şey yolunda giderken bir anda günlük hayatın içinden birçok durum ergen için büyük bir stres kaynağına dönüşür. Kısa bir sürede bir çok duyguyu yaşıyor olmak ve bunlarla nasıl başa çıkacağını kestirememek ergende gerginlik yaratır.

    Ebeveynlerin bu dönemle ilgili çocuklarının neler yaşayabileceğini bilmesi karşılıklı daha anlayışlı ve etkili bir iletişim için önemli olacaktır. Ergen bireyde neyin stres kaynağı oluşturabileceğini bilmek ebeveynler için de bu dönemi daha kolay atlatılabilir kılmaktadır.

    Okul Yaşamı

    Okul hayatında akranlarla yaşanan problemler,bu dönemde başlayan karşı cinsle ilişkilere bağlı olarak yaşanan hayal kırıklıkları,gelecek kaygısı – ne yapmak istiyorum,nerede olacağım,istediğim okulu kazanabilecek miyim? – , verilen ödev ve sorumluluklar bireyde stres yaratabilmektedir.

    Bu dönemde ebeveyn olarak destekleyici olmak gerekir. Okulda yaşadığı problemlerle ilgili üzerine gitmeden istediğinde sizinle konuşabileceğini bilmesi,ödev ve sorumlulukları için belirli bir saatin olması,zaman yönetiminin ayarlanması,geleceğiyle ilgili netleşmesinin sağlanması bireye yardımcı olacaktır.

    Ev Yaşamı

    Aile bireyleri arasında anlaşmazlıklar,ebeveyn kavgaları,kardeş kavgaları,evde sürekli devam eden huzursuzluk hali,kalabalık ev ortamı,ergenin özel alanının olmaması,kontrolcü ebeveynler ergenlik yaşamını daha da zorlaştıran durumlardır.

    Çatışmalara ortaklaşa çözüm bulunmaya çalışılması,duyguların açıkça konuşulması,bireye mümkünse özel bir oda verilmesi,özel alanına saygı duyulması yatıştırıcı faktörler olacaktır.

    Vücutta Yaşanan Değişiklikler

    Ergenlik döneminde vücutta birçok değişiklik meydana gelir. Sivilcelenme,ses kalınlaşması,kilo alımı,tüylenme gibi birçok belirgin değişiklik ergen bireyin olumsuz bir algıya kapılarak kendini beğenmemesine yol açabilir. Bu durum içine kapanma,depresyon,öfke gibi duyguları açığa çıkartarak huzursuz bir dönem geçirmesine sebebiyet verir.

    Sağlıklı beslenme ve spora teşvik etmek bireyin kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

    Kimlik Bocalaması

    “Ben kimin,nereye ve neden bağlıyım,ne için yaşıyorum,ne istiyorum..” gibi birçok çeşitlendirilebilecek sorularla boğuşulan bir dönemde ergen birey,kendine bu gibi sorunların cevaplarını arayarak kimlik oluşturmaya çalışır. Yanıtları bulma aşamasında fazlaca sorgulamak kişide depresyona neden olabilir.

    Bu dönemde ergen birey zaman zaman ebeveyni ile iyi geçinirken bazen de bir şey paylaşmayı reddeder,olumsuz bir tutum sergileyebilir. O yüzden rahatça her şeyi konuşabileceği, paylaşmaktan zevk aldığı belki bir aile dostuyla,okuldaki hocasıyla yahut ailenin güvendiği bir kimse yoksa psikoloğa gitmeye teşvik etmek bu süreci daha rahat atlatmaya yardımcı olur.

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnozun tarihçesi?

    Hipnoz, telkinler yolu ile bilinçaltındaki (yaşanmış, şahit, tanık olmuş) travmatik olgular sonucu davranış bozukluğuna yol açan sorunları çözümlemek için yapılan psikolojik tekniktir. İnsanoğlu var odluğundan beri telkinlerle iletişime geçmek ve ikna edebilme olgusu var. Hipnozu tedavi aracı olarak kullanan kişi ise bilim adamı Franz Mesmer (1734-1815), bu yönetme bilimsel yöntem, teknik kazandıran ise Fransız nörolog Jean-Martin Charcot’tu (1825-1893). 1890 yılında Carter- Turner isimli İngiliz dış hekimleri ağrısız diş çekiminde hipnotik anastezi (Hipnoterapi) kullanarak diş çekimini yaptılar. Sigmund Freud (1856-1939) serbest çağrışımla psikanaliz tekniğini geliştirmeden önce histerik kadınların tedavisinde hipnoz yöntemini kullandı. O günden bugüne kadar da birçok bilim adamı, psikiyatrist, psikolog, nörolog, tıp dünyasından birçok doktor hipnoz çalışmalara katıldı ve kendi uzmanlık alanlarında bu tekniği kullanmaya başladı. Dr. Erickson, Dr. Weitzen Hoffer, Dr. Gorton, Dr. Pattie, Dr. Schilder olan pek çok önemli hipnoterapistlerin hipnoz alanına büyük katkıları olmuştur.

    Hipnoz nedir?

    Kişiyi bir yere odaklayarak ve telkinler vererek bilinçaltına inme tekniğidir. Hipnoz bir uyuma halinden öte bir uyanıştır aslında. Yaşadığımız, şahit olduğumuz olaylar bizde savunma ve saldırı mekanizmasını tetikler bu sayede kendimizi korumuş oluruz. Ama bunu bilinçli halimizle yapmayız tamamen içgüdüsel bir yapıyla hareket ederiz. Tıpkı saldırgan bir yırtıcı hayvan gördüğümüzde kaçmak, donmak, saldırmak gibi gösterdiğimiz refleks hareketler gibi. Bizde yaşadığımız travmatik olaylara her zaman doğru davranışları geliştiremeyiz. Bazen güçlü olmak için yemek yer, sigara içer, madde kullanır veya başka şeylerle bastırmaya çalışırız. İlk etapta zevkli veya iyi gelen bu tür davranışlar zamanla bilinçaltımız tarafından onay gördüğü için o davranış şekli artık bir çözüm olarak algılanır. Yani strese girdiğimizde; sigara içmek, aşırı yemek, tırnak yemek, madde kullanmak, alkol almak gibi davranışlar anlık rahatlama sağlasa bile kalıcı çözemediği için artık biz o maddeleri kullanmaya devam ederiz ve sonrasında stresimizin yanında birde nur topu gibi bağımlılıklarımız oluşur. İşte Hipnoz bu davranış bozukluğunu çözmeye çalışır ve büyük bir oranda da çözer.

    Hipnoz ne değildir?

    Filmlerde gördüğümüz şeklinde değildir hipnoz. Hipnoz seansı esnasında hiç kimse hiç kimseyi farklı konular hakkında veya geçmişte yaptığı bir durum ile ilgili itirafa zorlayamaz veya itiraf ettiremez. Öyle olsaydı karakollarda polis yerine hipnoterapistler olurdu ve suçlular çabucak yakalanırdı.

    Hipnoz doğal bir süreçtir. Hipnoz yapılan kişi hipnoterapistin sözlerini duyabilir, duymayabilir. Bu olgu o kişinin hipnozunu etkilemez.

    Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama senalarında hipnoz uygulanan kişi pek fazla konuşturmayız daha çok telkin veririz.

    Hipnoz uygulanan kişi kendisini nasıl hisseder ve ne düşünür?

    Hipnozdan sonra kendisini rahat, gevşemiş, huzurlu, mutlu hisseder. Tüm bedeni yumuşacık olduğunu söylerler ve sigaraya karşı isteklerinin azaldığını, çikolatayı, patates kızartması, kek, börek, kola gibi yiyecek ve içecekleri seven ve ona dayanamayan kişiler, hipnozdan sonra, yemesem de diyerek yiyeceklerinin efendisi konumuna gelirler. Hipnozda hiçbir yiyecek yasaklanmaz. Kişi hedeflediği kiloya geldiğinde kararında o yiyecekleri yine yiyebilir.

    Hipnozun kullanım alanları: Hipnozun birçok kullanım alanı vardır.

    • Ağrısız diş çekiminde,

    • Küçük operasyonlarda anestezi kullanmadan cerrahi müdahale yapılabiliyor. Hatta fıtık ve apandis ameliyatlarında dahi kullanılmıştır)

    • Normal doğumlarda anestezi kullanılmadan ağrı olmadan doğum yapılabiliniyor

    • Sigara bırakma

    • Sağlıklı zayıflama

    • Korkulardan kurtulma (Yükseklik, uçak, gemi hayvan, karanlık, tek başına, kapalı yerde kalma) gibi birçok korkuları yenmede etkilidir

    • Tırnak yeme

    • Sınav kaygısı yenme

    • Topluluk önünde konuşamama

    • Özgüven sorunlarında

    • Birçok cinsel rahatsızlıklarda

    Hipnoz tekniği kullanılmaktadır ve etkilidir.

    Hipnozla Sigara bırakma ve zayıflama

    Uzun yıllardan beri sigara içmeniz, günde çok paket sigara içmeniz veya kaç kere sigara bırakmaya çalışıp bırakamamanız hipnozla sigara bırakmak için önemli değildir. Önemli olan tek şey var o da gerçekten sigarayı bırakmak istiyor oluşunuz ve buna kararlı olmanız. Eğer sigarayı yaşamınızdan tamamen uzaklaştırmak istiyorsanız hipnozla sigara bırakma seanslarına başvurabilirsiniz.

    Aynı şekilde kaç kiloda olmanızdan öte ben artık gerçekten kendim için fit, sağlıklı olmak ve güzel görünmek istiyorum demeniz gerek.

    Her bağımlılığın altında birçok travma yatar. Bu travmaları iyi analiz edebilmek, çözümleyebilmek için öncelikle bir ön görüşme yapılır ve hikayesi alınır. Bağımlılığın tarihçesine bağlı olarak ya terapi sürecine geçilir veya hemen hipnoz seanslarına alınır. Psikoterapinin kaç seans süreceğini önceden kestirmek mümkün değildir lakin Hipnozla sigara bırakma ve zayıflama süresi ortalama 5-6 seans arası sürmektedir.

    İlk hipnoz seansından sonra kişiler, çoğunlukla sigara içmezler, ikincisi ve sonraki hipnoz seansları sigara içme isteğinin tamamen giderilmesi ve benliğin güçlenmesi için uygulanır. Hipnozla zayıflama seanslarına katılanlarda ayda ortalama 4-5 kilo arasında kilo vermeye başlarlar.

    Hipnozda ne yapılıyor ki kişi seanslardan sonra sigara içmiyor veya kilo verebiliyor?

    Terapi ve Hipnoz senalarında sigara içmeye, aşırı, gereksiz ve düzensiz yemek yemenin sebebi çözüldüğü için önünüzde kocaman bir pasta olsa dahi bir çatal alıp bırakabiliyor veya sigara içenler yanınızda olsa bile sigara isteğiniz olmadan sohbete devam edebiliyorsunuz. Hipnoz sizi iradeli hale getiriyor.

    Başarı oranı ortalama % 94 gibi yüksek bir orandır. Normalde % 50 başarı iyi bir başarıdır yani her iki kişiden biri başarıyorsa bu güzel bir sonuçtur. Bizim başarımızın yüksek olmasının sebebi terapi, danışmanlık ve hipnozu beraber uygulamamızdan kaynaklanmaktadır. S Konsept Danışmanlık ve ADED (Aile danışmanlık Terapi Eğitim Derneği) olarak bu istatistiği şimdiye kadar bu uygulamayı yaptığımız danışanları belirli aralıklarla arayarak oluşturmaktayız.

    Hipnoz yöntemi ile sigarayı bırakmak isteyenleri bu yöntemi tercih etme gerekçeleri neler?

    Bireysel başvuruların dışında firmalar kendi çalışanları için bu uygulamaları bizden talep etmekte.

    Son dönemlerde çok ciddi bir talep var. Çünkü en doğal zayıflama ve sigara bırakma yöntemi olduğundan dolayı birçok kişi başvurmakta.

    Bu yöntemi uygularken kişilerin dikkat etmesi gereken noktalar neler, siz neler tavsiye edersiniz?

    İnternetten iyi araştırmaları gerekir. Bu uygulamayı yapan kuruluşun, kişinin cv’leri incelenmesi gerekir aynı zamanda hipnozu uygulayan kişilerin psikoloji, psikyatri, tıp, pdr gibi alanlarda eğitim alan kişilerden olması uygulamanın sağlıklı ve başarılı olmasını artırır.

  • Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Sevgili anneler ne zamandır bu konuyu yazmayı hep istedim. Annelerin kabusu çocuğum süt sevmiyor, çok üzülüyorum, çocuğumun kemikleri gelişmeyecek, boyu kısa kalacak. Sevgili dostlarım biliyor musunuz? “birçok anne bu kabusla yatıp kalkıyor “.

    Öncelikle süt içmeyen birçok çocuk yoğurt, peynir, muhallebi, çikolata ve dondurma gibi birçok süt ürününü severek ve büyük bir istekle zaten yer. Yani bu çocuğun süt içmese de günlük kalsiyum ihityacını fazlasıyla aldığını söylemek mümkündür. Diyelim çocuk gereçkten ne süt ne de başka bir süt ürünü asla kabul etmiyor. Öncelikle şunu düşünmek gerekir ki sevmiyor denen kavramın altında yatan ana neden, çoğu zaman, vücudu reddediyor, bu gıdayı sindirmek için gerekli enzimlere sahip değil demektir. Yani çocuğunuz size resmen “ anne bu gıda bana uygun değil” diye haykırıyor aslında.

    Şimdi size basit bazı sorular sormak istiyorum ve bir kağıt kalem alın ve bu soruların cevabını alt alta yazın

    Bu dünyadaki en gelişmiş canlı organizma hangisidir?

    İnekler ne yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretebilirler?

    Doğada kalsiyumun tek kaynağı süt ve ürünleri midir?

    İnsan vücudu ineğin yaptığını yapmaktan aciz mi sizce?

    Vejetaryen annelerin sütünde kalsiyum yok mu sizce?

    Dünyada başka canlıların sütünü içen insandan başka bir varlık biliyor musunuz?

    Şimdi de doğru cevapları alalım:

    Bu dünyada en gelişmiş canlı insandır.

    İnekler sadece ot yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretirler.

    Bu durumda ineğin yediği basit ot dahil , birçok bitki ve kuruyemiş ve tohumun içinde bol miktarda kalsiyum vardır. Ünlü Fransız kimyacı Lavoisier’nin hoş bir sözü aklıma geldi “Rien ne se pert, rien ne se crée”, yani Türkçesi “Bu dünyada hiçbirşey kaybolmaz, hiçbirşey yoktan var olamaz”.

    Bu durumda insanlar da süt içmese, süt ürünü yemese bile vücudu kemiklerini geliştirmek için ve boyunu uzatmak için ihityacı olan kalsiyumu birçok gıdadan temin edebilir.

    Tabii ki vejetaryen annelerin de sütü, süt ürünü kullanan annlerinkie eşdeğer oranda kalsiyum içerir.

    Bu dünyada her canlı kendi annesinin sütünü içer. Böyle bir durum insan dışında hiç görülmemiştir.

    Doğduğumuz andan itibaren sütün kemiklerimizi geliştiren, boyumuzu uzatan yegane içecek olduğunu görerek duyarak büyürüz. Reklamlarda süt içen veya bir süt ürünü yiyen çocuğun 10 saniye sonra boyunun uzadığını, hatta erişkin bir basketçi olduğunu şaşkınlık içinde izleriz. Sevgili dostlarım bu duruma özetle “Beyin Yıkaması diyoruz”

    Sevgili anneler-babalar ne olur rahat olun süt iyi hoş, faydalı ama hayatın vazgeçilmezi değildir, Süt içmeyen çocuğunuzn boyu kısa falan kalmaz.

    Besinlerin kalsiyum içerikleri ve idameleri, buna göre örnek menüleri de başka bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

    Sağlıcakla kalın