Etiket: Bilinçaltı

  • Bilinçaltı Nedir?

    Bilinçaltı Nedir?

    Bilinçaltı, genel olarak bilincimizin altında kalan ve hatırlamadığımız şeylerin olduğu yer olarak bilinir. Bir bina bilinç, temeli de bilinçaltı olarak düşünülür. Ancak bu tarif ve tanımlama doğru değildir. Çünkü bilinçaltımız tahmin ettiğimizden çok daha büyüktür. Bilincimizde yalnızca şu an hatırlayabildiğimiz şeyler yer alır; bilinçaltımızda ise doğum öncesinden itibaren şu ana kadar duygu, düşünce, davranış, anı vs. olmak üzere her şey tutulur. Bilincimizi üzerinde yaşadığımız dünya olarak düşünürsek bilinçaltımız tüm evrendir. Aralarındaki boyut farkı bu derece büyüktür. Buradan yola çıkarak bilinçaltı kavramının da doğru olmadığını söyleyebiliriz. Nasıl ki uzay yani tüm evren dünyamızın altında diyemezsek bilinçaltımız da bilincimizin altında değildir. Bu nedenle, bilincin dışında kalan her şey anlamını taşıyan bilinçdışı kavramı bilinçaltı kavramından daha doğrudur.

    Peki bilinçdışımız tam olarak ne işe yarar? Duygu ve düşüncelerimiz, doğrudan hatırlamak yerine neden hatırlayamadığımız bilinçdışında tutulur? Bilinçdışımız bizim için arşiv niteliği taşır. Biz farkında olmasak da gün içerisinde yolda gördüğümüz tüm kişiler, aklımıza gelen tüm düşünceler, sadece çok az bir kısmını hatırladığımız çocukluğumuz vs. bilinçdışında yer alır. Ayrıca toplum tarafından kabul edilmeyen, kendimizin de kabul etmeyeceği duygu ve düşünceler de oradadır. Bunların bilinçdışı yerine bilincimizde olması sosyal ilişkilerimizde yıkıcı bir etkiye sebep olur. Geçmişimizdeki bir durumun tüm ayrıntılarını hatırlamak, yani onların bilinçdışı yerine bilincimizde olması son derece korkunç olur. Örneğin, yıllar önce bir aile üyesini kaybettiğiniz bir anı hatırladınız. Eğer bilinçdışı olmasaydı o süreçteki tüm duyguları tekrardan yaşardınız ve yeniden bir yas dönemini en uzun şekilde deneyimlerdiniz. Bu durum yaşamınızın birçok evresinde tekrarlanır ve en küçük bir olumsuz duyguya bile tahammül edememenize sebep olurdu.

    Bu bilgiler ışığında değerlendirildiğinde söylenebilir ki bilinçdışımızda tüm yaşamımız yer alır; bilincimizde ise daha çok bize gerekli olan bilgiler vardır.

  • Bilinçaltı Mekanizmaları

    Bilinçaltı Mekanizmaları

    İnsanlar bilinçleriyle karar verirler, mantık yürütür, sebepleri bulur , plan yapar, en yararlısının ne olduğunu bilir ama bilinçaltı rıza göstermezse bilincin yapabileceği hiç bir şey yoktur, güç bilinçaltındadır. En güçlü irade bile bilinçaltını yenemez.Bilinçaltının kendi değişmedikçe alışkanlıklar devam eder. Bilinçaltı nasıl programlanmışsa öyle çalışır. Hangi program yüklenmişse öyle çalışır. Küçüklüğünde ”sen zaten yapamazsın, beceremezsin, eline yüzüne bulaştırırsın, her şeyi yanlış yaparsın” diye bolca eleştirildiyse çocuk, büyüdüğünde başarısızlığa programlanmış olur. Eğer fikir bilinçaltına kazınmışsa, bilinç ne kadar istese de bilinçaltı değişmeden fikir değişmez. Bu fikir sonradan gelen fikirleri kontrol eder. Önceden kabul edilen fikirler yanlışsa ki çoğu zaman yanlıştır, o kişinin gerçeğiyle uyuşmaz. Fakat bilinçaltı bunu bilemez ona göre oradaki yerleşik fikir onun doğrusudur.

    Ortalama 10 yaşına gelene kadar bu yanlış programlama tamamlanır. Yanlış inançlar, itikadlar, yobaz fikirler, yanlış algılar, saplantılı fikirler bilinçaltına yerleştirilir. Bilinçaltı ne isterse onu yaparız, bilinçaltı söylenen her şeye inanır, yeniden programlanma şansı vardır, yeni fikirleri oraya yerleştirme şansı vardır.

    Bilinçaltının işlevleri.

    1- Bilinçaltı hafıza bankasıdır: muazzam bilgi biriktirme gücü vardır:5 Duyu ile algılanan herşey kaydedilir, saklanır.

    2- Bedenin otomatik işlerini kontrol eder: Solunum, hazım, kan dolaşımı, kalp atışı. Gerginlik ve stres bu işleri yavaşlatır, bozar ve bedensel sorunlar ortaya çıkar.

    3- Bilinçaltı duyguların üreticisi ve saklayıcısıdır: Duyguları kontrol eden zihne hakim olur, duygular arzuları, arzular davranışlarımızı yönetir. Duygularını kontrol edemeyen insan bilinçaltının esiridir, otomatik yaşar. Bilinçaltının doğru ile yanlışı ayırt etme gücü yoktur. Söylenen her şeyi doğru kabul eder.

    4- Bilinçaltı hayallerin oluştuğu yerdir: Çocuklar canlı hayaller görürler.Büyüdükçe acı olayların etkisiyle hayal etmekten korkarlar. Gelecekle ilgili kalıplaşmış hayaller üretir, olumsuzlukları görürler. Başarısızlık hayalinin sonucu başarısızlıktır. Hayal gücünüz sizi başarılı da yapabilir hayatınızı da mahvedebilir. Hayalinizde nasıl hissetmeye meyilliyseniz hayatınızda o doğrultuda gelişir. Hayal gücünüzü kontrol etmeyi öğrenirseniz onda başarılı bir şekilde faydalanırsınız.

    5- Bilinçaltı alışkanlıkları yaratır ve korur: Bir çok günlük eylemimiz otomatiktir. Bir eylemi öğrenince o bilinçaltına ait olur. Otomobil sürmek, futbol oynamak, yüzmek. Bu işleri öğrendikten sonra bilinçli aklımız devre dışı kalır.

    6- Biliçaltı enerjimizi yöneten dinamodur: Hayatımızı yönetmek ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için iç enerjiye ihtiyaç vardır. Bilinçaltı bu enerjiyi oluşturur ve kullanır. Bilinç bu enerjiyi yönlendirmezse  enerjinin kullanımı olaylara ve şansa kalır, tesadüfi yaşarız. Bilinçaltı bu enerjiyi bir hedefe doğru kullanır. Eğer bilincin tanımladığı bir hedef yoksa bilinçaltı kendi bildiği hedeflere doğru gider yada başkalarının hedeflerini kendi hedefi gibi görür. Bilinçaltı düşünmez, düşüncelere tepti verir. Bilinç patron, bilinçaltı hizmetkar olmalıdır. Bazı durumlarda enerjimiz tükenmiş hissederiz. Aslında bilinçaltında aynı düzeyde enerji vardır ama olumsuz duygular, öfke, korku, suçluluk gibi duygular bu enerjiyi emer bitirir, enerji aynı ama  yönlendirmesi bozuktur.

        Bilinçaltı hedef arar, bu nedenle bilinçten rehberlik etmesini ister, onu hedefe yönlendirebilirsiniz, başarıya, sağlığa, mutluluğa, kendimizi ve başkalarını affetmeye, gerçekleri olduğu gibi kabullenmeye, arzu edilen her şeye. Kişi bilinçli olarak hangi emri verdiğini unutsa da bilinçaltı unutmaz.

    Kaynak: Hipnozun Kitabı: Ayakta uyutulmak istemeyenler için. Dr. Bülent Uran

  • Obez olan bedenin değil bilinçaltındaki düşüncelerin!

    Obez olan bedenin değil bilinçaltındaki düşüncelerin!

    Dünya genelinde giderek yaygınlaşan obezite sorunu sadece kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve felç riskini artırmıyor. Yapılan araştırmalar obezitenin özellikle kadınlarda rahim ağzı, meme kanseri ve kalınbağırsak kanseri riskini de artırdığını gösteriyor.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanan obezite tüm dünyanın alarma geçtiği global bir sağlık sorunudur hatta artık hastalık olarak kabul edilmektedir. DSÖ’nün araştırmalarına göre, 2008 yılında obez olan insan sayısı 400 milyonken, bu sayının 2015’te 700 milyon olması bekleniyor.

    Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından, 7 bölgedeki 7 ilde 15 bin 468 birey üzerinde yapılan ‘’Sağlıklı beslenelim, kalbimizi koruyalım’’ araştırmasına göre, erkeklerde obezite görülme sıklığı yüzde 21,2 olarak belirlendi. Bu oran, kadınlarda ise yüzde 41,5 olarak tespit edildi.

    Obezitenin nedeni..

    Obezitenin en önemli nedenleri yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi görünse de asıl neden beynimizde yani bilinçaltımızın işleyişinde gizli.

    Zihnimiz, aldığı bilgileri hem bilinçli hem de bilinçaltı olarak işlemektedir. Bilinç, zihnin yaklaşık yüzde 1’ini oluşturan, mantık yürüten, kavrayan, eleştiren, yargılayan kısmıdır. Bilinçaltımız ise beynimizin yüzde 99’unu oluşturan farkında olmadığımız yanıdır. Birçok kişi yüzde 1’i şef sanar. Öyle olsaydı; doktorlar zararlarını bildikleri halde sigara içer veya kilolu olurlar mıydı?

    Gerçek şef bilinçaltıdır. Sadece bilincin bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna olması gerekiyor. Hepimiz sağlığımız için spor yapmamız, sağlıklı beslenmemiz gerektiğini biliyoruz ama yapamıyoruz. Çünkü bilmek yetmiyor, bilinçaltı çalışmaları ile yeme davranışı ile ilgili hataları bulup, bilinçaltını ikna etmek gerekiyor. Yoksa her şey geçici olur, kilo verirsiniz ama tekrar alırsınız ki bu çok zararlıdır.

    Kontrolsüz yemenin altında aslında duygusal ve ruhsal ihtiyaçlarımız yatıyor. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular, aşırı yemeye neden olabiliyor. Yemek yiyerek bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışıyor olabilirsiniz. Öte yandan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Örneğin doğum günleri birçoğumuz için eğlence, pasta ve yemek demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşamak, anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için yedirtir. Ya da içindeki değersizlik duygusuna bir yanıt olarak “Madem kendini değersiz hissediyorsun, kendini beğenmiyorsun, ben de sana yardım edeyim” der ve çılgınca yedirerek sizi şişmanlatır.

    Bir hastamla bilinçaltı çalışmaları yaparken neden aşırı yediği ile ilgili imgelem çalışmasında 8 yaşlarındayken çok hasta olduğu bir zamanda annesinin ona söylediklerini hatırladı:’’Ben sana demedim mi iyi yemezsen hasta olur ve ölürsün’’. Bilinçaltımız bizi hayatta tutmak için vardır. Sonuç; yemezsem ölürüm düşüncesi bilinçatına yerleşince danışanım şişmanlamıştır.

    Yine bir hastamın aşırı çikolata yeme durumu ile çalışırken, babasını işten eve geç geldiği zamanlar çikolata getirdiğini ve kendisine sarılıp okşadığını hatırladı. Çikolata ile baba sevgisini ve güvende olmayı birbirine bağlamıştı ve kendini güvende hissetmediğinde canı çikolata çekiyordu.

    Bazen de zayıflamak için mide kelepçesi ameliyatı olan ama hala kilolu olan birçok hastam oluyor. Sorunun midede değil, beyinde yani bilinçaltında olduğunu farkettiklerinde ise hızla kilo vermeye başlıyorlar.

    Bence metaforik olarak mideye değil, bilinçaltına kelepçe gerek. Zaten ben de bilinçaltı imgelem çalışmalarında danışanlarıma midelerinin içi hava dolu balonun ağzı açıldığında sönmesi gibi küçüldüğünü ve çok az yediğinde bile hemen doyduklarını hayal ettiriyorum. Ayrıca aşırı yemenin, hızlı yemenin anlamlarını bilinçaltında farkettirince işim kolaylaşıyor.

    Peki ne yapmalıyız?

    Sağlıklı beslenme alışkanlığını egzersizle desteklemek kilo vermenizi hızlandırır, ama esas önemli olan sorunu temelde yani bilinçaltında çözmektir. Bataklığı kurutmazsak sivrisinekler bitmez. Terapi ancak bilinçaltını ikna ederek, inançlarını değiştirerek gerçekleşir. Dış şartları değiştirmek yerine içimizdeki inançları değiştirmek zorundayız. Mevlana’nın söylediği gibi: “Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’’

    Bilinçaltımızı olumlu düşünce ve duygularla doldurursak hastalığı sağlığa, mutsuzluğu mutluluğa, başarısızlığı başarıya çevirebiliriz. Kendinize 15 dakika ayırarak ’’Bilinçaltı Değişim Çalışması’’ olarak adlandırdığım çalışmayı yapabilirsiniz:

    Değiştirmek istediğiniz inancı ve yerine koymak istediğiniz inancı belirleyin ve başınızı hareket ettirmeden sadece gözlerinizle önce kaşlarınızın arasına gözlerinizi kırpmadan 10 saniye bakın, nefeslerinizi verirken içinizden veya sesli‘’rahat, daha rahat ” deyin. Sonra yine başınızı çevirmeden sadece gözlerinizle sol üst tarafa bakın. Böylece bilinçaltınız ile iletişime geçmiş olursunuz. Olumlu düşünceyi örneğin ’’Yavaş yavaş azar azar yiyorum’’ veya ‘’İdeal kiloma iniyorum.’’ telkinlerini içinizden veya sesli olarak bir kez söyleyin. Cümleniz bitince sağ elinizin işaret parmağı ile sol elinizin üstüne bir kere hafifçe vurun. Sol üst yöne olan bakışınızı bozmadan tekrar olumlamanızı söyleyin ve tekrar parmağınızla elinize vurun. Bu işlemi bu şekilde en az 40 kere tekrarlayın. Bu çalışma süresince gözünüz hep sol üst köşeye bakıyor olsun, gözünüz yorulursa kırpabilirsiniz ama sol üste bakmaya devam edin.Bu çalışmayı bir gün bile atlamadan 21 gün boyunca yapın. Atlarsanız baştan başlamanız gerekecek bunu hatırlayın. 21 gün bitince artık her gün yalnızca 1 kere sol üst köşeye bakarak parmağınızla elinize vurmanız ve 1 kere olumlamanızı söylemeniz yeterli olacaktır. Günde 1 den fazla olumsuz inanç ile çalışabilirsiniz. Ancak her biri ile 21 gün çalışmanız gerektiğini unutmayın. Tabii ki bir Hipnoterapist ile çalışırsanız,değişim daha hızlı ve kalıcı olacaktır.

    Bilinçaltınızı daha iyi tanıyarak ve yöneterek ideal kilonuza inmeniz dileğiyle…

  • Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Karbonhidrat bağımlılığından kurtulun

    Tatlı ve şekerlemelere dayanamıyorsanız, bir dilim çikolatadan sonra paketi bitiriyor ve iştahınızı frenleyemiyorsanız, kontrol edemediğiniz ve kontrol etmeye çalıştıkça güçlenen bir yeme isteğiniz varsa karbonhidrat bağımlısı olabilirsiniz.

    Bu bağımlılık sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı gibi belirtilerle karşımıza çıkıyor, durdurulamayan bir iştah ve kontrol edilemeyen yeme isteği oluyor. Bazı araştırmalar şekerin kokainden daha etkili bağımlılık oluşturduğunu gösteriyor. Karbonhidrat Bağımlılığı ile ilgili araştırmalar yapan Dr.Richard Heller’e göre de, kilo problemi olan kişilerin %75′i karbonhidrat bağımlısı. Fazla karbonhidrat tüketimi, kan şekerini yükselterek, pankreasın insülin hormonu salgılamasına neden oluyor. Bu hormon kandaki şekerin hücre içine girmesini ve enerji için kullanılmasını sağlıyor. Fakat şeker kullanımı artarak devam ediyorsa insülin de aşırı salgılanıyor, hücreler ise artık insüline duyarsızlaştığı için insülin direnci ortaya çıkıyor, bu da vücuttaki yağlanmayı arttırarak, diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttırıyor. Bu yazımda karbonhidrat bağımlılığından kurtulmanızın, daha kolay ve kalıcı olarak nasıl kilo vereceğinizin bütüncül olarak bedensel, zihinsel ve ruhsal yollarını anlatacağım.

    California Üniversitesi’nden Dr.Robert Lustig,şekerin kokain kadar zararlı olduğunu, uyuşturucu maddeler gibi bağımlılık yaptığını söylüyor. Yine Fransa’da fareler üzerinde yapılan bir araştırma şekerin kokainden daha güçlü bir bağımlılık haline dönüştüğünü ortaya koymuştu. Madde bağımlısı haline getirilen fareler, tercihlerini kokain yerine şekerli gıdalardan yana yapmıştı. Uzmanlar, şekerin beyinde çok güçlü bir ödüllendirme sinyali uyandırdığı ve irade mekanizmasını etkisizleştirdiği üzerinde duruyorlar. Hastalar ise şekerin geçici bir tatmin duygusu verdiğini, sonrasında daha çok tüketme isteği doğurduğundan bahsediyorlar. Bu daha sonra kişide suçluluk, değersizlik duygusu oluşturup daha fazla kilo almalarına neden olabiliyor.

    Karbonhidrat bağımlılığını yenmenin yolları:

    Bu konuya bedensel, zihinsel ve ruhsal olmak üzere bütüncül olarak bakmalıyız:

    Bedensel:

    1- Aşırı insülin hormonu salgılanmasına yol açan besinler daha az tüketilmelidir. Bunların en başında şekerli, nişastalı besinler, meyve suları, gazlı içecekler geliyor. İyi de bunu nasıl yapacağız. Yapmak için bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltının da ikna edilmesi gerekiyor. İşte burada hipnoterapi,nefes çalışmaları, meditasyon, yaratıcı imgelem gibi bilinçaltı çalışmaları çok işe yarıyor. Yazının sonundaki hipnotik meditasyon yardımcı olacaktır.

    2- İnsülin direncini kırmanın en etkili yolu, daha fazla hareket etmektir. Yürüyüş gibi yapılan egzersizler, hücrelerin insülin hormonuna daha kolay cevap vermesini sağlar.

    3-Krom pikolinat destekleri insülin direncini azaltarak karbonhidrat bağımlılığına yardım edebilir.

    4- Omega-3 yağ asitleri içeren besinler (balık, ceviz, keten tohumu avokado) ,yağların enerji kaynağı olarak kullanılmasına yardımcı olabilir.

    5- Sabah kalktığınızda dinlenmiş hissettiğiniz kaliteli uyku,stresi azaltarak şeker bağımlılığında size yardım edebilir.

    Zihinsel ve ruhsal olarak:

    Karbonhidrat bağımlılığını tetikleyen asıl neden, bilinçaltındaki olumsuz mesajlar, sık tekrar edilen olumsuz düşünceler, duygular ve strestir. Stresli zamanlarınızda canınız tatlı çekiyor ve bu isteği zorlasanız da durduramıyorsanız, bilinçaltı eğitimi ile bunu çözebilirsiniz. Önce bilinçaltını biraz tanıyalım. Bilinçaltı, içimizde konuşan öteki tarafımız, bizi çoğunlukla sabote eden ses. Yunus Emre’nin ‘’Bir ben var benden içeru ’’dediği, Mevlana’nın ‘’Sen düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı. Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisi birlikte kol kola girmeli. Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor. Örneğin bilinçli aklının, ’’çok şişmanladım, bağcıklarımı bağlayamıyorum’’ dediğini ve bilinçaltı aklının da ‘’çikolatanın lezzetini, güzelliğini, o görüntüyü ‘’hatırladığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı karbonhidrat tüketmeye neden olabilir.

    Kişi Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, stresini azaltabilmeyi bir uzman kontrolünde öğrendiğinde şekerli gıdalara ihtiyaçları azalır,kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri için de kilo verirler.

    Şeker, tatlı,çikolata bağımlılığını aşmanız ve ideal kilonuza inip ömrünüzce orada kalmanız dileğiyle hoşçakalın…

  • Bilinçaltı diyeti

    Bilinçaltı diyeti

    Diyetisyene, doktora gidiyorsunuz, size iyi öneriler, listeler veriliyor, ama sonra yapamıyorsanız, koltuktan kalkıp hareket edemiyorsanız, içimizde konuşan diğer ses bizi sabote ediyorsa, spor salonuna üye olup gidemeyenlerdenseniz, tok olduğunuz halde kontrolsüzce yemeye devam ediyorsanız beyninizin şefi olan bilinçaltını ikna edememişsiniz demektir.

    Bilinçaltını ikna etmenin yollarını öğrenmek ister misiniz?

    Bildiklerimizi neden yapamıyoruz?

    Bilinçli aklın bilmesi yetmiyor, bilinçaltını da ikna edip ikisinin birlikte kol kola girmesi gerekiyor.

    Birçok şeyi biliyor olabiliriz ama neden yapamıyoruz, çünkü bilinçaltı bu konuda farklı düşünüyor.

    Örneğin sigaranın ne kadar zararlı olduğunu bilip içen birçok doktor var. Hani o içimizde konuşan öteki tarafımız var ya orası.

    Yunus‘un ’’Bir ben var benden içeru’’ dediği, Mevlana’nın ’’Sen Düşünceden ibaretsin, geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun’’ dediği bilinçaltı.

    Bir sigara bırakma çalışmasında danışanım sigaranın kokusunun kendisini çok etkilediğini ,bir türlü sigarayı bırakamadığını söylemişti. Çalışmada sigara kokusunun ona babasının yanına gittiği yedi yaşındaki zamanı hatırlattığını fark etti. Babası tütün ticareti ile uğraşıyormuş, balya balya tütünlerin arasında babasının onunla ilgilendiği ve iyi vakit geçirdiği zamanları hatırladı. Bilinçli aklı, sigaranın zararlı olduğunu söylerken, bilinçaltı akıl sigara kokusuyla babasıyla iyi vakit geçirdiği anı hatırlamakta. Sürekli kilo verip alan bir danışanım da, kilo verdiği zamanlarda ne hissettiğini sorduğumda ilk aklına gelen onu büyüten ve çok seven anneannesinin söylediği idi: ’’Bu çırpı gibi bacaklarla, kemikleri fırlamış yüz ile seni kimse sevmez.’’ Maalesef bilinçaltı aklı ne derse o oluyor genelde, maçı çoğunlukla o kazanıyor.

    Kilo alınıp verilen yoyo diyetlerin, tokken bile yediğiniz duygusal açlıkların, kaygılıyken veya mutluyken yediğiniz bir kavanoz çikolatanın, sürekli pazartesi başlanacağı söylenen ama sıklıkla ertelenen kararların nedeni bilinçaltındaki duygu ve inançlardır.

    Bilinçli akıl soyut şeylerle ilgiliyken, bilinçaltı duygularla, inançlarla ilgilidir ve duygusal kayıtlar beynimizde daha büyük izler bırakır, daha kolay hatırlanır. Örneğin bilinçli aklın, ’’şişmanlık birçok hastalığın nedenidir’’ dediğini ve bilinçaltı aklın da ‘’profiterolün lezzetini, akan çikolatanın güzelliğini görüntüyü ‘’ hatırlattığını düşünün. Hangisi daha etkilidir? Sonuç belli. Kararları her zaman bilinçaltı alır, bilinç buna katılır. Böylece kararları biz alıyormuşuz gibi hissederiz.

    Mazeret Üretme Merkezi

    Belki kilodan bağcıklarımızı bağlayamıyoruz veya kalp, şeker hastasıyız veya kendimizi çirkin bulup beğenmiyoruz ve diyet, spor yapmamız gerektiğini biliyoruz, ama sonra yapmamak için mazeretler bulma uzmanı oluyoruz.

    İşte değişim için bilinçaltınız ile iletişim kurmak, sağlıklı ve kalıcı olarak kilo vermek istiyorsanız Hipnoterapi‘den yararlabilirsiniz.

    Fazla kilolu olmak bedensel, zihinsel ve ruhsal birçok nedenden kaynaklanabilir.

    Şeker hastalığı, tiroit yetmezliği, uykusuzluk, kahvaltı yapmamak, öğün atlamak, az su içmek, aşırı gazlı-asitli içecekler, fastfood yiyecekler gibi bedensel ve hormonal nedenler, stres, kaygı, üzüntü, değersizlik, suçluluk, yetersizlik inançları gibi zihinsel ve ruhsal nedenler olabilir.

    Bence en önemlisi zihinsel ve duygusal nedenlerdir. Nasıl ki savaş ya da kaos ortamlarında insanlar hayatta kalmak için un, şeker, bakliyat depoluyorlarsa bedenimiz de stres durumlarında yağ depolamaya eğilimlidir.

    Diyet sözcüğü yerine sağlıklı beslenmeyi kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü rejim, diyet sözcükleri bilinçaltı için genelde olumsuz çağrışımlar içerir. Sevdiğimiz şeylerden uzak kalacağımız bir süreyi anlatır ve bir gün mutlaka biter.

    Size ömür boyu kolayca uygulayabileceğiniz, yeni bir yaşam biçimi olarak göreceğimiz bir programdan bahsedeceğim.

    Kontrolsüz yemenin en büyük nedenleri genellikle duygusal nedenlerdir ve bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk, kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yemeye neden olabilir. Bazıları yemekle bu olumsuz duyguları bastırmaya çalışır. Diğer taraftan yemek yeme keyifli bir şeydir ve bununla ilgili çocukluğumuzdan beri bilinçaltımızda olumlu anılar mevcuttur. Doğum günleri pasta demektir, düğünler yemeksiz olmaz, tüm ailenin birlikte olduğu Pazar kahvaltıları sevgi, huzur anları demektir. Bu durumda bilinçaltı bu anları daha sık yaşatmak için size yedirtebilir. Bazen anne babayı memnun etmek, kızdırmamak için de yedirtebilir. Bilinçaltı çalışmaları, beslenme alışkanlıklarınızla ilgili hedeflere ulaşmak ve bu hedefleri korumak için çok etkili bir yöntemdir.

    Kendinize şu soruları da sormanızı öneririm:

    En büyük streslerim, kızgınlıklarım, öfkelerim neler? Kime, neye öfkeliyim?

    Kendime öfkeli miyim?

    Beni ne kadar etkiliyorlar?

    Stresi yönetebiliyor muyum?

    Bunun için ne yapıyorum?

    Suçluluk duyduğum şeyler var mı?

    Kendimi değerli ve yeterli hissediyor muyum?

    Kendimi sürekli eleştiriyor muyum?

    Sahip olduklarıma şükrediyor muyum?

    Bazıları rahatlamak için sigara, alkol, aşırı ve kontrolsüz yiyerek veya aşırı spor yapmak gibi sağlıksız yollarla rahatlamaya çalışıyorlar. Hipnoterapi, Duygusal Özgürleşme Teknikleri(EFT), meditasyon, dua, olumlamalar, af seansları, fitoterapi (bazı bitkisel destekler), nefes tekniklerini gibi bilinçaltı çalışmaları ile gevşemeyi, streslerini azaltabilmeyi öğrendiklerinde ise sigara ve alkol ihtiyaçlarının kalmadığını, kontrolsüz yemenin zihinsel ve duygusal nedenlerini çözdükleri içinse kilo verdiklerini gözlemliyorum.

    Tabii ki sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için yapılması gerekenler bellidir: Düzenli beslenme, düzenli hareket etme, iyi uyku, stresi azaltma gibi.. Ama bilinçaltına bu kararlarınızı kabul ettirmezseniz başarı şansınız düşüktür. Kilo verseniz bile tekrar alırsınız.

    Her bakımdan özellikle duygusal ve ruhsal açıdan arınmanız ve ideal kilonuza inmeniz dileğiyle hoşçakalın…

  • Hipnozla sigarayı bırakabilirsiniz…

    Hipnozla sigarayı bırakabilirsiniz…

    Sigara bağımlılığı, bilinçaltına yerleşmiş ve bu nedenle otomatikleşmiş güçlü bir bağımlılıktır. Sıkça tekrarlanan(yaklaşık 21 kez) her düşünce veya davranış bilinçaltına geçerek kaydedilir ve alışkanlık halini alır.Hipnoz gerçekten de sigarayı bırakmak için en etkili yöntemdir.Çünkü hipnozla bilinçaltına ulaşılarak sigara içmeye neden olan alışkanlığın kökleri bilinçaltından silinir.Sigara bilinçaltı tarafından bir arkadaş, bir dost, sosyalleşme aracı, keyif verici bir madde olarak programlandığı için bu programlar değişmeden sigaradan kurtulmak zordur. Yaklaşık 3-5 seans hipnoza giren tiryakilerin çoğu, sıkılmadan, bunalmadan, sinirlenmeden sigarayı bırakmaktadırlar. Üstelik hipnotik telkinler sayesinde, kilo almaları da önlenmektedir. TÜBİTAK ın yaptığı bir araştırma sonucuna göre, hipnoz dünyadaki en etkili sigara bırakma yöntemi olarak tanımlanmaktadır. Bizim hipnoterapi çalışmamızda, sigarayı bırakmak isteyenlere 3-5 seans hipnoz ile sigarayı bırakmalarında yardımcı olunmaktadır.

    Sigara içmek bir tören gibidir . Hiç farkında olmadan birçok şey size sigarayı hatırlatır ve otomatik olarak sigarayı yakarsınız. Sıkıldığınızda,üzüldüğünüzde,yemeklerden sonra, bilgisayarda çalışırken, çay kahve içerken, araba sürerken vs… Hipnoz bu alışkanlıkları kırmanın ,bu otomatik pilotu devreden çıkarmanın en etkili yoludur.

    Hipnoz sigara davranışınızı değiştirecek, yerine yeni sağlıklı davranışlar koyacaktır. Örneğin canınız her sigara çektiğinde derin bir nefes almanız o anda sigara arzunuzu yok edecektir. Ya da daha elinize sigarayı aldığınız anda o sigaranın elinizde olduğunu fark edecek ve sigara içmekten vazgeçeceksiniz. Hipnoterapi ile sigarayı bırakmanızı engelleyen bilinçaltı nedenler açığa çıkarılır ve o nedenlerin yerine daha sağlıklı şeyler bulunup değiştirilerek tedavi sağlanır.Yapmanız gereken tek şey,sigarayı bırakmayı istemek…

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz mitolojide uyku tanrısı olarak adlandırılmaktadır ancak bilinenin aksine hipnoz uyku hali değildir, telkin almaya hazır olma halidir. Günlük yaşantımızda pek çok telkini farkında olmadan alırız ve yaşantımızı yönlendiririz. Tüm mevcut alışkanlıklarımız, huylarımız düşünce ve davranış kalıplarımız doğduğumuz andan itibaren anne babamız, yakınlarımız, toplum ve radyo televizyon tarafından programlanmıştır. Reklamlarla aldığımız subluminal telkinlerden hiç bahsetmeyeceğim bile. Bilinçaltı sorgulamaz, hayal ve gerçeği birbirinden ayırt edemez her şeyi doğru kabul eder bilinçaltı bir şeyi öğrendikten sonra bu öğrendiğini değiştirmeye karşı direnç gösterir çocuk gibi davranır küser inatlaşır.

    Ülkemizde her yıl milyonlarca öğrenci sınavlara hazırlanıyor ve çoğunun inancı bu sınav çok zor ne yaparsam yapayım başaramayacağım, dikkatimi bir türlü toplayamıyorum, zaten matematik çok zor hiç yapamıyorum, günde en az 6-8 saat çalışmam lazım, şu kadar soru çözmem lazım. Biliyorum sınavda heyecandan her şeyi unutacağım, sorular çok zormuş herkes öyle söylüyor, herkes çok heyecanlanıyor demek ki ben de çok heyecanlanacağım gibi inançlara sahip olarak çalışıyorlar ve pek çoğu bu inançlar yüzünden odaklanma sorunu ve sınav kaygısı yaşıyorlar. Aileler de bu sene çok zor, biz sınava gireceğiz, bu sene sınav yılımız gibi cümleler söyleyerek farkında olmadan verdikleri telkinlerle kaygıyı arttırmaktadırlar.

    Ne ekersen onu biçersin: Düşünceler bir tohumdur ve hayatta en çok düşündüğümüz ya da en çok korktuğumuz şeyi yaşarız. O halde gelin birlikte olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulup canlı bilgisayarımız bilinçaltımızı olumlu ve olmasını istediğimiz düşüncelerle besleyelim.

    Peki de bunu nasıl yapacağız etrafımız da ki hep olumsuz konuşan, bize korku kaygı, yapamayacağım, çok zor gibi olumsuzluk tohumları eken yüzlerce telkin varken bundan kendimizi nasıl koruyacağız? Bilinçaltı olumsuz sözlerle doluyken olumlu bir bakış oluşturmak olanaksızdır. O zaman yapmamız gereken bilinçaltı düzeyde değişim yapmaktır. Hipnoterapist bu aşamada devreye girer bilinçaltını programlar ve olumlu yönde ciddi değişiklikler yapar. Dikkatini toplama , ders çalışma alışkanlığı elde etme, öğrendiklerini ihtiyacı olduğunda kolayca hatırlama ve yarı zamanda iki kat fazla bilgiyi öğrenme, motivasyon kazanmak hipnozla çok kolaydır. Sınav kaygısı ve heyecan kontrolü otohipnozla öğretilerek sınav boyunca evde soruları yeniden yanıtlıyormuş gibi sakin olması telkin edilerek. Sınavda oluşan heyecan ve stress faktörleri kontrol altına alınmaktadır.

    Bilinçaltı değişime direnir demiştik bilinçli arzuyla bilinçaltını değiştirmek zordur . Hipnozla bilinçaltının direnci kırılarak çok hızlı değişim sağlanır. Hipnoz potansiyelinizin daha fazlasına ulaşmanıza yardımcı olan, artık size uygun olmadığını düşündüğünüz davranış ve alışkanlıklarınızdan kurtulmanızı sağlayan ve bilinçaltının gücüyle çalışan muhteşem bir yöntemdir.

    Hipnozla spordan sanata, eğitimden sağlığa hemen her türlü konuda problemlerin kaynağına giderek değişim sağlanmakta, farkındalık ve özgüven artmakta ve hayatımızı daha sağlıklı, daha başarılı ve farklı bir bakış açısı kazanarak yeniden yapılandırmamızı sağlar.

    İçinizde ki bu muhteşem gücün farkına varın ve gücün kontrolünü elinize alın. Kendinizi dıştan gelen olumsuz telkinlerden koruyarak daha sağlıklı, daha başarılı, daha mutlu ve renkli bir hayata Merhaba! deyin.

  • HİPNOZ NEDİR?

    HİPNOZ NEDİR?

    Beni Kimse Uyutamaz”!

    Hipnoz sanıldığının aksine uyku değil, belli ve hedeflenen bir amaca odaklanmış bir uyanıklık halidir. Buna rağmen birinin çıkıp -sanki çok meraklısıymışım gibi gözümün içine bakarak- “Beni kimse uyutamaz” iddiaları oldukça sık rastladığım bir durum. Hipnoz ile uykunun yakın ilişkili kavramlar oldukları yanılgısına belki siz de düşüyorsunuz. Sanırım hipnoz sözcüğünün yakın tarihine baktığınızda hipnoz ve uykuyu niye birbirine yakıştırıldığını anlayabiliriz. İlk defa İngiliz cerrah James Braid (1795-1860) tarafından kullanılan “hipnotizma” terimi, Yunanca ‘uyku’ anlamına gelen ‘hypnos’ kelimesinden gelir. Bu isim benzerliği dışında hipnoz, bütünüyle kendine özgü özellikleriyle bilinçliliğin farklı bir durumudur ve kesinlikle bir uyku hali değildir.

    Hipnoz’un Tanımı

    Hipnozun doğasını anlamak mevcut bilgi kaynaklarımızla imkansız. Bu nedenle ancak hipnozun nasıl bir deneyim olduğundan bahsedebiliriz. Hipnoz; bilinçli zihin bir anlamda devre dışı bırakılarak yani zihni es geçerek bilinçaltı zihninize telkinler yerleştirmektir. Amaçlarımız açısından hipnoz, kişinin, o andaki gerçeğin farkında olmasına rağmen ondan ayrı olduğu hissine sahip yoğun bir fiziksel ve zihinsel rahatlama durumu olarak görülebilir. Ben bunu rüya içinde rüya görmeye benzetiyorum. Gerçeğin farkında bir yandan dışındasınız.

    Hipnoz’un Tarihi

    Hipnoz terimi yaklaşık 150 yıl öncesinde kullanılmaya başlansa da Eski Mısır, Persler, Yunanlılar ve Romalıları içeren dünyanın eski uygarlıklarının çoğu telkinin gücünü ve hipnotik durumun kullanışlılığının farkına varmışlardır. Özel bir terapi olarak hipnozun kullanımı 18. yüzyıla kadar dayanır. 1950’li yıllarda bilimselliği tartışılan ve bu nedenle sahne hipnozcularının keşfedip yaygınlaştırdığı hipnoz ancak 1953 yılında İngiliz Tıp Cemiyeti tarafından resmen bir tedavi aracı olarak tescil edilmiştir. Türkiye de ise 2016 yılının başında bakanlığın yaptığı “Tamamlayıcı Tıp” tanım alanının içine alınarak kabul edilmiştir. Şimdilik üniversitelerde eğitimi verilmemektedir.

    Hipnozun Pratikte Kimlere, Nasıl Faydası Olabilir?

    Alternatif Tıp çalışmaları içerisinde hipnoz kendine sağlam bir yer edinmiş görünüyor. Kişiler hangi meslekten olurlarsa olsunlar hipnoz öğrenilebilir ve bu durum mesleki etkinliği arttırmak için kullanılabilir. Bunlardan bir kısmını, kalanını hayal gücünüze bırakarak, örneklendirmek isterim;

    Hipnoz’un çözüm olarak kullanıldığı bazı özel durumlar

    1

    Zayıflama

    Diyet ve egzersizler belirli bir ölçüye gelmenizi sağlıyor. Ancak sıkıntıya gelince tekrar yemenizi engellemiyor. Hipnoz burada bilinçaltında yeni yeme alışkanlığını benimsemeyi sağlıyor.

    2

    Fobiler

    Size mantıksız gelen ama başına geleni aciz bırakan karanlık, kapalı yer, uçağa binme vb korkular akıl mantık dinlemiyor. İlaçlarsa yatıştırıcı etkiden öteye gitmiyor. Hipnoz bu sorunlara bire bir geliyor.

    3

    Öğrenme İsteksizliği

    Ailelerin “Çocuğum niye ders çalışmıyor” sorusuna cevap verebilmeleri pek de kolay değil. Özel ders veya özel ilgi de gençleri bunaltabiliyor. Hipnozla sağlanan derslerini sevme ve disiplinli çalışma alışkanlığı gencin hayatının dönüm noktasını oluşturuyor.

    4

    Sigarayı Bırakma

    Daha önce hiç sigarayı bırakmaya teşebbüs etmeyenlere önermem. Bu konuda onlarca defa bırakıp ancak tekrar başladıysanız bir de hipnozu deneyin derim

    5

    Özgüven Eksikliği

    Toplum önünde konuşma, kararlılık, başladığı işi bitirme, çekingenlik, utangaçlık, kendisi hakkında olumsuz düşünme gibi durumlar birçok sorunumuzun başını çekmiyor mu? Hipnoz bu konuda ilaç gibi.

    6

    Cinsel Problemler

    Erkeklerde ereksiyon, kadınlarda orgazm veya birleşme sorunu olarak tanımlayabileceğimiz soruna Viagra gibi ilaçlara bağımlı olmak istemeyenler veya Hafsa Sultan Macunu dışında çözüm arayanlar için önerilebilecek bir yöntem.

    7

    İstemsiz alışkanlıklar

    Tırnak yeme, saç koparma gibi tik olmuş alışkanlıklar da insanı toplum içinde zor durumda bırakıyor. Özellikle yetişkinlerde. Doktora gidip de sormaya bile utanıyor insan. hipnoz bu tarz sorunları aşmada da işe yarıyor

    8

    Altını ıslatma

    Yakında geçer diye ya sabır çekilen bu illet de Türk toplumunda son derece yaygın. Çocuk ilkokula başladığında psikolojisini ciddi anlamda kötü etkileyebilen bu rahatsızlığın kaynağı çoğu zaman ürolojik değil psikolojik. Evlenmek üzere olan veya askere bu sorunla giden kişiler bile olabiliyor. Son çare olmasa bile burada da hipnozun etkili olduğundan bahsedebiliriz.

    9

    Uykusuzluk, sinirlilik, duygusal sorunlar

    Bu durumlarda hipnozun neredeyse %100 etkili olduğu söylenebilir. Karakter bozukluğu olmadığı sürece kesin cevap alabileceğiniz durumlar

    10

    Dil Öğrenme

    Yabancı dil öğreten kurumlarda en yaygın sorun öğrenememek. Burada hatayı kuruma yüklemek haksızlık olur. Öğrenilen bilgilerin çok hızlı unutulması, öğrenenin yeterince tekrar etmemesi ve dili özümseyememesi durumunda bilinçaltında güçlü bir iz bırakan hipnoz yöntemi uygulanmaktadır.

    Hipnoz ve Bilinçaltı İlişkisi

    Bilinçli zihniniz hipnozun etkisi altına girdiğinde, düşüncelerin (telkinlerin) artan etkileri doğrudan bilinçaltına ulaşarak harekete geçer. Üstelik zihninizin bilinçaltı aşaması gerçek benliğinizin yakın müttefikidir. Çünkü geçmiş yaşamlarınızdaki deneyimlerinizin tüm anıları bilinçaltınıza gömülüdür ve bilinçaltınız neyin gerçek olduğunu bilmekten çok da uzak değildir. Mantık yürütememesi nedeniyle, gerçeği gerçek olmayandan ayırt edemez. Fakat içgüdüsel olarak gerçeğe doğru çekilir.

    Şimdi bu kadar laftan bir şey anlamadığınızı düşünebilirsiniz. Sanırım bir örnek verirsek daha iyi anlaşılır. Şöyle ifade edelim;

    Yaşadığımız bir deprem anı korku ve heyecan gibi duygularımızı o kadar keskinleştirir ki, her an tekrar deprem olabileceği ve ölebileceğimiz fikri düşüncelerimizde tekrar ede ede bilinçaltına kayıt olur. Bu korku ve heyecan uyku düzenimizi bozmaktan kalbimizde ritim bozukluğuna yol açmaya dek farklı ve son derece ciddi sorunlar zemin hazırlayabilir.

    Örneğimizde de görüldüğü üzere, düşüncelerimiz sadece zihinsel durumumuzu, hislerimizi ve duygularımızı değil, fiziksel bedenimizin hassas hareketlerini ve düzenlemelerini de etkiler. Bu değişimler gönüllü ve bilinçli olarak ortaya çıkmazlar. Bilinçaltı zihnimize aktarılan yoğunluğun etkinliği oranında belirlenir ve genellikle beklenmedik bir anda bize sürpriz yaparlar.

    Kimler Hipnoz Yapabilir?

    Yasalarımızda bunun tanımı net olarak yapılmamıştır. Yine de konunun suistimale açık yönlerini göz önünde bulundurarak Tıp doktorları, psikologlar ve bu konuda eğitim almış muhtelif mesleklerden herkesin hipnoz uygulayabileceği söylenebilir.

    Hipnoz bu yönüyle kulağa sanki birine kontrolü veriyor, denetimimizi kaybediyormuş gibi gelse de aslında bu ilişkilerimizde karşılıklı güvene dayalı olarak her gün yaşadığımız bir durum. Gün içinde farkına varmadan da kişi birini hipnoz edebilmekte veya birileri hipnotik etki altına girip çıkabilmektedir.

    Hipnoz Gücünü Telkinlerden Alır

    “Bir insana kırk gün delisin dersen delirir” atasözümüz telkinin gücünü açıklaması yönüyle ilginçtir. Şimdi beğendiğiniz bir insanın olumsuz özelliklerine odaklanıp ne kadar çirkin olduğunu düşünmeye başlayın (tabi güçlü bir inançla). Birkaç gün içinde o kişiden soğumaya başlayacağınızı garanti edebilirim. Bu örneği kasıtlı olarak verdim. Çünkü insanlar olumsuz şartlanmalara odaklama konusunda daha beceriklidirler. Sevmediğiniz bir kişiye ısınmak ya da alışmak için ise daha güçlü bir telkin uygulamak gerekebilir

    Günlük Hipnotik Durumlar

    Aşk bir hipnozdur. Kişi etkisi altında kaldığı bu duruma mantıksal kılıflar bulsa da aslında bu etkinin gücüne teslim olmuştur. Yoğun bir dikkatle kitap okurken veya televizyon seyrederken ya da biriyle konuşurken bize seslenen diğer kişiyi duyamamamız yine hipnotik bir etkiden kaynaklanır. Akşam yatarken sabah 04.00’de kalkmamız gerektiğini düşünerek yatmamız sonra da gözümüzü açtığımızda saatin tam 04.00 olduğuna şahit olduğunuz durumlar olmuştur. Aslında bu durum da kendi kendimize yaptığımız hipnotik telkinlerin ürünüdür. Uzun süre tiryakisi olduğu sigarayı bırakanlardan dinlediğim “Şöyle bir olay oldu sonra müthiş bir tiksinti geldi işte o gün bu gündür sigarayı bir daha ağzıma almadım” ifadeleri de aslında hipnotik etkinin sağlandığını gösterir. Bazen saatlerce sürecek bir işi çok kısa süre içinde yapıp sonra da bunu nasıl yetiştirdiğimizi hayretle düşündüğümüz durumlar da hipnotik etkiyle açıklanır.

    Hayatımız Hipnoz

    Pek çok insanın fark etmediği şey; telkin almak için hipnotik durumda olmak gerekmediğidir. Telkine yatkınlığın hipnoz esnasında arttığı doğrudur; ancak tam uyanıkken de telkine açık hale gelebilirsiniz.

    Hayatınızı sürdürürken hiç durmadan kendi kendinize telkinler veriyorsunuz. Bilinçli zihindeki malumatın doğrudan bilinçaltı zihne kaydığı ileri sürülmektedir. Bu yüzden her bilinçli düşünce zihninizin daha derin kısmının inşasına katkıda bulunur. Bu demektir ki, hipnoterapi ve kendi kendine hipnozun zaman içindeki etkileri, büyük ölçüde inanç sisteminizi etkileyen düşünceleriniz vasıtasıyla bilinçaltınıza geçirdiğiniz gündelik telkinlerinizin türüne bağlıdır. Belki de kader olarak tanımladığınız hayatınızı şekillendiren düşüncelerinizdir.

    Son olarak şunu unutmayın ki; “İçinizdeki güçle ne kadar çok ilişki kurarsanız hayatınızın her alanında o kadar özgür olursunuz.”

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BİLİNÇALTINA İSTEMEYİ ÖĞRETEBİLİR MİSİNİZ

    BİLİNÇALTINA İSTEMEYİ ÖĞRETEBİLİR MİSİNİZ

    Dişiniz ağrıdığında dişinizin tedavisiyle ilgilenmezsiniz. Bir an önce bu ağrıdan kurtulmak istersiniz. Doktorun iyi olması dişinizin tedavi edilip iyileşebileceği hiç umurunuzda olmaz. Biran önce bu ağrıdan kurtulayım başka bir şey istemiyorum dersiniz. Dikkatiniz o kadar çok sorun ile meşgul olur ki soruna çözüm olabilecek hiçbir şeyi dikkate almazsınız. İşte ben de en çok bu nokta zorlanıyorum. Başka birine nasıl istekte bulunacağını anlatırken kişinin hem sıkıntıda olması hem de bu ruh halinde mantıklı düşünmekte ve davranmakta zorluk çekmesi dinleme anlama ve uygulama yeteneklerini bloke ediyor.

    Durumuna Razı Olmak Kader Durumundan Seçim Yapabilmek Kısmet!

    Elinizde pek çok seçim varken bunlardan hiçbirine irade etmemek “kadercilik” var olan şartlarda seçim yapabilmek cesareti göstermek ve harekete geçmek “olumlu düşünmek”. Bunu sistemleştirip içgüdüsel olarak inançlarını hedeflerine “upgrade” edebilmek ve kısmetine sahip çıkabilmek kendinden vazgeçmemektir.

    İnanç Yasası

    Yer çekiminin dini imanı yoktur aynı bunun gibi, toprağın veya mesleğin kutsalı da yoktur. Su insan vücuduna girerken kişinin dinine göre farklı bir etkiyle girmez. Bunun gibi “dua”, “sevgi”, “cesaret”, “korku”, “heyecan” gibi insan ile birlikte anılan değerler de hiristiyanlaştırılamaz veya Yahudi, Müslüman gibi inanç kaynaklarıyla etiketlenemez. İnanç zihinsel kabul ile ilişkilidir ve inancın dini olmaz ama dinin inancı olabilir.

    Sandığınızın aksine inandığınız şeyler gerçekleşmez. İnandığınız ve bilinçaltı düzeyde kabul gören zihinsel ve düşünsel dilekler gerçekleşir.

    Düşünce ve inançların etkileşimi sonucunda duygularınız, önsezileriniz, inançlarınız, davranışlarınız devreye girer arzu bilinçaltının frekansıyla buluştuğunda yüreğinizdeki umutlarınız algı dünyanızda somutlaşmaya başlar. Çok küçük yaşlarda yoksulluk ve yoksunluk içinde yetişen ve daha sonra servete ve öne kavuşanlarla yapılan röportajlarda şu andaki parlak dönemleriyle ilgili geçmişte hiçbir belirti olmamasına rağmen kişinin hayal kurmaktan vazgeçmediğini ve bunların gerçekleşeceğine şüphe etmeden inandıklarını hatta çevreleriyle paylaştıklarında alay edildikleri halde bundan hiç vaz geçmediklerine şahit olursunuz.

    Ne Ekersen Onu Biçersin

    Bilinçaltınız boş bir sayfa gibidir. İyi ya da kötü değildir. Oraya ne yazar, ne çizerseniz onu ortaya çıkartır kalemi alıp kendi kendine çizim yapan bir sayfa olamayacağına göre orada şekillenen her çizgide mutlaka sizin katkınız vardır sürekli aynı çizgide seyreden kalem (düşünceler, duygular, inançlar ve tutumlar) zamanla bilinçaltında kalıpları, şablonları oluşturur. Bu şablonlar iyi veya kötü olarak yorumlayacağınız sonuçları gerçekleştirirler.

    Bilinçaltınız etki-tepki prensibine göre çalışır bir başka değişle ne ekersen onu biçersin. Mesela tehlikeli bir işte çalışıyorsunuz bu işte yapabileceğiniz bir hata ciddi yaralanma sonuçlarını doğurabilir. Bir süre sonra yaptığınız işi yapan bir meslektaşınızın yaralandığını öğrendiğinizde “acaba benim de başıma gelebilir mi” diye düşünmeye başlarsınız kısa bir süre sonra siz de bir kaza geçirirsiniz ve sonra “bunun böyle olacağı içime doğmuştu” dersiniz. Yaralanma riski siz o işi yaparken değişmemiştir ama sizin yaralanabilme ihtimalini düşünmeniz ve bundan kaygılanmanız bilinçaltı ayarlarında yaralanmanıza neden olan süreci başlatmıştır. Bir söz var “Korktuğum ne varsa başıma geliyor” diye.. Ben de soruyorum acaba başına gelmesini istemediğin şeye olan korkun mu olayları aleyhine çeviriyor ve risk gerçekleştiğinde korkunu da kendini gerçekleştirmiş oluyor?

    Her şey başlangıçta iyi niyetle yaratıldı ve bir şeyi iyileştirmek için en önemli kazanım iyi niyet ve samimiyet ile birlikte öz’e dönüş yapmak olacaktır.

    Doğru İnanç Yoktur İnandığınız Doğrular Vardır.

    Siz Ne kadar inanırsanız o size o kadar doğru gelir. Artık öyle davranır ve inandığınız gibi yaşamaya başlarsınız. Eğer nazar boncuğunun sizi kem gözlerden koruduğuna inanırsanız korur mu? Evet korur..Eşiniz sizden önce ölürse onsuz yaşayamayacağınıza inanırsanız ölür müsünüz? Evet beklenenden daha erken hasta olabilir ve ölebilirsiniz. İnançlar hissettiğiniz şeyleri genellemeye götürür ve bir sonuca bağlar. Bu değişmediği sürece artık bu keyif yada keder fark etmez kaderiniz olur.

    Hayatta hiçbir şeyin bizim ona verdiğimiz anlamdan başka bir anlamı yoktur. (varsa da bu durum sizin sonuçlarınızı değiştirmeyecektir.) Eşinizin aldatması bütün eşlerin aldatabileceği inancını doğurabildiği gibi. En yakınınızdaki bir kişinin size yalan söylemesi bütün yakınlarınızın yalan söyleyebileceği vesvesesi ve inancı oluşturabilir. Bu durumda geçmişinizdeki deneyimlerin geleceğinizi şekillendirmesine izin vermiş olur olumsuz tecrübelerinizin kendini tekrar etme potansiyelini harekete geçirerek geleceğinizi ipotek altına alırsınız. Bu durumda inançlar ile ilgili şunları bilmek zorundasınız;

    1. İnançların hem yaratıcı hem de yok edici güçleri vardır. Bu gücün açığa çıkması sizin bilinçli/bilinçsiz seçimleriniz sonucudur.

    2. Çoğumuz inançlarımıza bilinçli olarak karar vermeyiz ancak sonuçlarını bilinçli değerlendirip bunu neden oluştuğunu anlamaya çalışırız.

    3. Ekseriya inançlarımız geçmişi yanlış yorumlayışımızdandır. Kendi yorumumuzu kendimiz eleştiremediğimiz için başkalarının yorumlarına karşı kendi inançlarımız ve doğrularımızı savunuruz.

    4. Bir kez bir inancı benimseyince onu gerçekmiş gibi düşünmeye başlar ve sadece bir bakış açısı olduğunu unuturuz.

    5. İnançlar gücünü geçmişten alır geçmiş yaşanmışlıkları genellemek suretiyle sadece kişisel tecrübelerinizle sınırlı yaşanmışlıkları doğru kabul eder, henüz sahip olmak için girişimde bulunmadığımız şeyler hakkında emin olmak ve referans yaratmak için hayal gücümüzü kullanabiliriz.

    Öğrenilmiş Sınırlar Çaresizliği Hudut Beller

    Ne zaman başınıza bir şey gelse, beyniniz iki soru sorar: Bu benim için haz mı (iyi mi) acı mı (kötü mü?) Şimdi acıdan kurtulup, zevk almak için ne yapmalıyım? Cevaplar genellemelere dayalıdır sizin acı ya da zevk verir diye oluşturduğunuz inançlarınızda. Negatif şartlanmalar pozitif bir transla temizlenir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Bilinç altının gücü

    Hipnoz

    Hipnoz mitolojide uyku tanrısı olarak adlandırılmaktadır ancak bilinenin aksine hipnoz uyku hali değildir, telkin almaya hazır olma halidir. Günlük yaşantımızda pek çok telkini farkında olmadan alırız ve yaşantımızı yönlendiririz. Tüm mevcut alışkanlıklarımız, huylarımız düşünce ve davranış kalıplarımız doğduğumuz andan itibaren anne babamız, yakınlarımız, toplum ve radyo televizyon tarafından programlanmıştır. Reklamlarla aldığımız subluminal telkinlerden hiç bahsetmeyeceğim bile. Bilinçaltı sorgulamaz, hayal ve gerçeği birbirinden ayırt edemez her şeyi doğru kabul eder bilinçaltı bir şeyi öğrendikten sonra bu öğrendiğini değiştirmeye karşı direnç gösterir çocuk gibi davranır küser inatlaşır.

    Ülkemizde her yıl milyonlarca öğrenci sınavlara hazırlanıyor ve çoğunun inancı bu sınav çok zor ne yaparsam yapayım başaramayacağım, dikkatimi bir türlü toplayamıyorum, zaten matematik çok zor hiç yapamıyorum, günde en az 6-8 saat çalışmam lazım, şu kadar soru çözmem lazım. Biliyorum sınavda heyecandan her şeyi unutacağım, sorular çok zormuş herkes öyle söylüyor, herkes çok heyecanlanıyor demek ki ben de çok heyecanlanacağım gibi inançlara sahip olarak çalışıyorlar ve pek çoğu bu inançlar yüzünden odaklanma sorunu ve sınav kaygısı yaşıyorlar. Aileler de bu sene çok zor, biz sınava gireceğiz, bu sene sınav yılımız gibi cümleler söyleyerek farkında olmadan verdikleri telkinlerle kaygıyı arttırmaktadırlar.

    Ne ekersen onu biçersin: Düşünceler bir tohumdur ve hayatta en çok düşündüğümüz ya da en çok korktuğumuz şeyi yaşarız. O halde gelin birlikte olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulup canlı bilgisayarımız bilinçaltımızı olumlu ve olmasını istediğimiz düşüncelerle besleyelim.

    Peki de bunu nasıl yapacağız etrafımız da ki hep olumsuz konuşan, bize korku kaygı, yapamayacağım, çok zor gibi olumsuzluk tohumları eken yüzlerce telkin varken bundan kendimizi nasıl koruyacağız? Bilinçaltı olumsuz sözlerle doluyken olumlu bir bakış oluşturmak olanaksızdır. O zaman yapmamız gereken bilinçaltı düzeyde değişim yapmaktır. Hipnoterapist bu aşamada devreye girer bilinçaltını programlar ve olumlu yönde ciddi değişiklikler yapar. Dikkatini toplama , ders çalışma alışkanlığı elde etme, öğrendiklerini ihtiyacı olduğunda kolayca hatırlama ve yarı zamanda iki kat fazla bilgiyi öğrenme, motivasyon kazanmak hipnozla çok kolaydır. Sınav kaygısı ve heyecan kontrolü otohipnozla öğretilerek sınav boyunca evde soruları yeniden yanıtlıyormuş gibi sakin olması telkin edilerek. Sınavda oluşan heyecan ve stress faktörleri kontrol altına alınmaktadır.

    Bilinçaltı değişime direnir demiştik bilinçli arzuyla bilinçaltını değiştirmek zordur . Hipnozla bilinçaltının direnci kırılarak çok hızlı değişim sağlanır. Hipnoz potansiyelinizin daha fazlasına ulaşmanıza yardımcı olan, artık size uygun olmadığını düşündüğünüz davranış ve alışkanlıklarınızdan kurtulmanızı sağlayan ve bilinçaltının gücüyle çalışan muhteşem bir yöntemdir.

    Hipnozla spordan sanata, eğitimden sağlığa hemen her türlü konuda problemlerin kaynağına giderek değişim sağlanmakta, farkındalık ve özgüven artmakta ve hayatımızı daha sağlıklı, daha başarılı ve farklı bir bakış açısı kazanarak yeniden yapılandırmamızı sağlar.

    İçinizde ki bu muhteşem gücün farkına varın ve gücün kontrolünü elinize alın. Kendinizi dıştan gelen olumsuz telkinlerden koruyarak daha sağlıklı, daha başarılı, daha mutlu ve renkli bir hayata merhaba deyin.

    Hipnoterapist

    Dr. H.Selen Dağıstan Namlı