Etiket: Bilinç

  • İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

    İNFERTİLİTE DE BİLİNÇ ALTI

       Çiftlerin bir yıl düzenli ilişkisine rağmen gebe kalamamalarına infertilite diyoruz. Bu durum hem kişi de hem de ailede huzursuzluğa yol açabilir.

       Günümüzde infertilite sorunu oldukça sık görülmeye başlanmıştır. İnfertilite kliniklerinde yapılan son teknolojik çalışmalarla daha fazla çiftin gebe kaldıkları gözlenmiştir. Tüm imkânlara rağmen bir grup çift hala gebe kalamamaktadır. Bu çiftlerde açıklanamayan infertilite tanısını kullanabiliriz. Açıklanamayan infertilite vakalarında tüm laboratuvar sonuçları normal olmasına rağmen bu durumun ruhsal sebeplerden de kaynaklanabileceği ihtimali vardır.

       Kadının tüm menstrual döngüsü hormonların kontrolü altındadır. Ne var ki kronik strese maruz kalma durumu beraberinde stres hormonlarının artmasına yol açar. Bu hormonlarda gebelik için gereken hormonların salınımını bozabilir.

       Hormonlar normal organik bir problem olmamasına rağmen erkek faktöründe de sorun yoksa bilinçaltımızın bebekle ilgili düşüncelerine bir göz atabiliriz. Bilinçli aklımız ısrarla anne olmayı isterken, bilinçaltında pek çok faktör anne olmamıza engel oluyor olabilir.

       Kişinin anne olmayı istemesi hayata bakışı ile alakalıdır. Kendini anneliğe hazır hissetmesiyse duygusal bir boyuttur. Eğer anne adayı kendini yetişkin gibi değil de çocuk gibi hissediyorsa annelik yapması çok zordur. Bilinç dışı zihni kendini annelik konusunda yetersiz görüyordur. Bazen de duygu karmaşası çocuk sahibi olup olmama konusunda bile karar veremez. Buda stres faktörlerini tetikler.

       Geleneksel aile modellerinde aile büyükleri çocuk için sürekli baskı yapabilir. Kadınsa böyle bir ortamda kısır kadın damgası yememek için çocuğunun olmasını ister. Çocuğu olmadığı takdirde ötekileşecektir, yalnız kalacaktır. Bir insan için bu tip aile modellerinde yalnızlık toplumsal dışlanmadır. Bazen de çocuğu olmayan kişi bulunduğu aile de gariban, mazlum rolüne soyunur ve ailesi ona acır. Kişi de bundan ikincil bir kazanç sağlar. Böyle bir durumda kadın bilinçli zihni ile çocuğu isterken bilinç dışı olarak çocuğu istemeyip, gebelikten uzak durabilir.

       Kız çocuğu evin istenmeyen bir çocuğu olabilir. Annesi ve ailesi tarafından sevilmeyip horlanmış olabilir. Çocuk sahibi olmanın, çocuk büyütmenin zor olduğu, aslında akıllıca olmadığı bilgisi zihnine defalarca kodlanır. Kendi duygusu çocuğa sahip olmak isterken bilinçaltı çocuğun gereksiz bir varlık olduğunu kodlayabilir.

       Günümüzde pek çok kadın çocuk sahibi olmayı kocasının kendisini terk etmemesi için isteyebilir. Bir kadın için erkeği tarafından terkedilmek çok ağır bir duygudur. Bilinç ve bilinç dışı yine burada da karşı karşıya gelir. Duygular karmakarışık olur.

       İnfertilitede erkek faktörüde önemlidir. Çok yoğun kıskançlık duyguları yaşayan bir kadın kocasını bile olabilecek kız çocuğundan kıskanabilir. Başka bir kadının gelip ve ona ait erkeği alacağı duygusu onu sonsuz bir kaygıya itebilir. Bu durum anne kız arasında rekabet oluşturur. Zihin tedbir olarak gebelikten vazgeçebilir. Bir kadının bir erkekten çocuğunun olabilmesi için onu gerçekten çok sevmesi gerekir. Aklının bir köşesinde hala eski sevgilisi varsa bilinçli akıl çocuğu isterken, bilinç dışı istemez.

       Bazen kişi fiziki olarak kadın olabilir ama kendisini duygusal olarak erkek hissedebilir. Erkek olan biri çocuk doğuramaz. Çünkü doğacak çocuk o kişide iç karışıklığı yaratır. Çocuk doğduğu zaman bilinçli zihni kadın, bilinç dışı zihni erkektir.

       Kız çocuğunu tanıştığı, hayran olduğu ilk erkek babasıdır. Babanın baba kimliği yanında anneye ve diğer kadınlara nasıl davrandığı kız çocuğu tarafından zihne kodlanır. Eğer burada sağlıklı bir baba kız ya da anne baba ilişkisi varsa kız çocuğu diğer erkeklerle nasıl ilişki kuracağını öğrenir. Belki de en fazla karşılaşılan sorunlar bu aile dinamiğindeki yanlış öğretileridir. Eğer kız çocuğu babası ile sağlıklı bir ilişki yaşamazsa ya da annesi tarafından bu ilişki engellenirse, kız çocuk yetişkin olduğunda babasına benzeyen erkeklerle evlenmek isteyecektir. Bu erkeği bilinç dışı zihin gerçek babası olarak algılar.

       Cinsel ilişki yetişkin bir kadın ve yetişkin bir erkeğin karşılıklı yaşadığı bir ilişki durumudur. Bu kadının bilinç dışı zihni evlendiği erkeğin yeni tanıştığı birisi mi yoksa çocukluğunda tanıdığı babası mı fark edemez. Bilinçli zihni kocası ile seviştiğini sanırken bilinç dışı zihin babası ile sevişir. Bilinç dışında da hiçbir kadın babadan çocuğu olsun fikrini kabul edemeyeceğinden çocuğu ret eder. Aslında kocası başka biridir. Çocukken tanıdığı erkek olan babası başka biridir.

       Buradan şunu söyleyebiliriz. Mutlu olmak için tek koşul çocuk sahibi olmak değildir.  Yaşamın tek anlamı var olmanın tek anlamı çocuk değildir. Aile içinde konuşulan tek konu çocuk olmamalı duygular biraz özgür bırakılmalıdır. Bu problemi neyin devam ettirdiğini bulmak için profesyonel bir destek ile bilinçaltı belki de çözümlenebilir. Psikoterapi bu çiftlerde oldukça büyük destek sağlayabilir.Cinsel Terapist

  • Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    Çocuklukta Beynin Duygusal Gelişimi

    ‘Çocuğum 10 yaşında. Galiba biz geç kaldık çünkü çocuk gelişimini 0-6 yaşta tamamlarmış. Bu doğru mu?’

    Gelişim konusunda istekli ve bilinçlenmeye hazır her insan için asla geç değildir. Fakat bilinçlenme dediğimiz şey ne kadar erken yaşlarda olursa, yaşamı o kadar etkisi altına alabilir. Gelişim ve bilinçlenme yaşamın her anında bizimle ve bizim bunu fark edişimiz ne zaman başlarsa,daha sonraki anlar için yeni fırsatlar doğmuş olur. Asıl konu olan nörolojik olarak büyüme ve gelişme çocukluk döneminde yoğun olarak gerçekleşse de, beyin yaşam boyu bizi biçimlendirmeye devam eder. Beynin sinir hücrelerinde ki çoğalmalar, yani yeni bağların oluşması çocuklukta yaşanan tecrübeler doğrultusunda gerçekleşir ve 0-10 yaş arası dönem beynin en yoğun çalıştığı dönemdir. Çocukluk döneminde beynin farklı alanları gelişse de ergenlik döneminde bu gelişim hızlanabilir.

    Duygusal gelişim gelişim öz bilinç derslerinin en anlamlı ve en değerli olanları anne baba tarafından çocuğa verilenlerdir. Çocuklar doğduğu andan itibaren yaşamın farklı alanlarında farklı becerileri kazanma konusunda eğilim gösterirler. Örneğin; 5-6 yaşlarında bir çocuğa merhamet duygusunun öğretilmesi gerekirken,9 yaşında bir çocuğa zaman yönetiminin öğretilmesi gerekir.

    Goleman, duygusal zeka gelişimde aile ortamının önemini şu şekilde vurgulamıştır; ‘Duygusal zeka gelişimi açısından çocuğun yetiştiği aile ortamı da çok önemlidir. Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilk okuldur. Bu duygusal dersler sadece anne-babanın çocuklarına doğrudan söyledikleri ve yaptıkları ile değil, kendi hislerini ifade edişleriyle ve aralarındaki etkileşim modeliyle de verilir.’

    Eğer anne babanın hedefi sağlıklı çocuklar yetiştirmek ise duygusal zeka gelişimi küçük yaşlardan desteklenmelidir. Çocuklarımıza yaşamlarının sonraki yılları için gerekli olabilecek değerli becerileri bilinçli olarak öğretmek, onların gelecekleri adına yapabileceğimiz en büyük adımdır.

    DUYGUSAL OLARAK SAĞLIKLI ÇOCUKLAR;

    • Daha iyi öğrenirler.

    • Daha az davranış problemleri vardır.

    • Kendileri hakkında daha iyi hissederler.

    • Baskıya karşı koymada daha iyidirler.

    • Daha çok empatik,daha az şiddete meyillidirler.

    • Uyum problmeleri ile baş edebileme de daha iyidirler.

    • Kendilerine zarar veren şeylere karşı daha bilinçli hareket ederler.

    • Akran ilişkileri kuvvetlidir.

    • Ani hareketleri kontrol etmede iyidirler.

  • Epilepsi sınıflandırması

    Uluslararası Sınıflandırma

    Bu sınıflandırmalar karmaşıktır. Ancak tüm nöbet tiplerine sırasıyla yer vermektedir. Uluslararası Epilepsi İle Savaş Derneği (ILAE) tarafından yeni bilgilere göre güncellenmektedir. 1981 ve 1989 sınıflandırmaları birbirini tamamlayıcı iki sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmalar halen güncel olarak kullanılmaktadır. 2001 sınıflandırması ise yeni önerilmiş ancak henüz benimsenmemiş bir sınıflandırmadır.

    Tablo 1. Epileptik nöbetlerin klinik ve elektroensefalografik sınıflandırması, (ILAE 1981)

    I.Parsiyel1 (fokal) nöbetler

    A.Basit parsiyel nöbetler (bilinç durumu bozulmaksızın)

    1.Motor semptomlu (hareketlerle ilişkili bulgular söz konusudur)

    2.Somatosensoryel veya özel duysal semptomlu

    3.Otonomik semptomlu

    4.Psişik semptomlu

    B.Kompleks parsiyel nöbetler (bilinç bozukluğu ile giden)

    1.Basit parsiyel başlangıcı izleyen bilinç bozukluğu

    Basit parsiyel başlangıcı izleyen bilinç bozukluğu

    Otomatizmlerle giden

    2.Bilinç durumunun başlangıçtan itibaren bozulması

    Sadece bilinç bozukluğu ile giden

    Otomatizmlerle giden

    C.Sekonder jeneralize nöbete dönüşen parsiyel nöbetler

    1.Basit parsiyel nöbetin (A) jeneralize nöbete dönüşmesi

    2.Kompleks parsiyel nöbetin (B) jeneralize nöbete dönüşmesi

    3.Basit parsiyel nöbetin kompleks parsiyel nöbete dönüşmesi ve ardından jeneralize nöbete dönüşmesi

    II.Jeneralize nöbetler (konvülzif veya konvülzif olmayan)

    1.Absans nöbetleri (dalma nöbetleri)

    ■Tipik Absans nöbetleri

    ■Atipik absans

    2.Miyoklonik nöbetler

    3.Klonik nöbetler

    4.Tonik nöbetler

    5.Tonik-klonik nöbetler

    6.Atonik nöbetler (astatik) (ani düşme nöbetleri)

    III.Sınıflandırılamayan epileptik nöbetler

    Yeterli bilgi olmayışı nedeni ile yukarıdaki kategorilere dahil edilemeyen nöbetlerdir. Çiğneme, ritmik göz hareketleri gibi bazı yenidoğan dönemi nöbetleri bunlardandır.

    1.Parsiyel : kısmi, bütünün bir bölümü

    2.Somato : vücut; sensoryel = duyu ile ilişkili

    3.Otonomik:istem dışı hareketlerle ilişkili örneğin kalp hızı, terleme gibi

    4.Psişik:hem aklı hem de beyni etkileyen

    5.Otomatizm; kişinin kontrolu altında olmayan yarı amaçlı hareketler. Örneğin yalanma, yutkunma hareketleri, elbiseleri çekiştirme ve sarhoş gibi yürüme şeklinde hareketler.

    6.Sekonder jeneralize : sınırlı bir bölgeden başlayıp yaygın hale dönüşen (genelde tonik-klonik nöbet oluşur)

  • Bilinç Dışı Nedir?

    Bilinç Dışı Nedir?

    Bilinçdışını anlamak için rüyalarımızı düşünmek yeterlidir. Çünkü o anda bilinç ortamdan kalkmıştır ve rüyalar bilinç dışımızın o an nasıl bizi ele geçirdiğini bize anlatır ama olaylar yaşam içindeki zaman ve mekan algısından farklıdır. Bilinçdışıyla keşfedilen diğer bir durumsa her anımızın en ufak ayrıntıya kadar kaydediliyor olmasıdır. Derin trans altında yapılan çalışmalar bunu kanıtlamıştır. Geçmişte yaşadığımız olumlu yada olumsuz her deneyimimiz,anılarımız,travmalarımız bilinç dışımızda mevcuttur. Buna fiziki travmalarda dahildir.Bilinç dışındaki kısımlarda olanları farkedebilirsen ve yaşananları bilince çıkarabilirsek o zaman hissettiklerimizin ,yaşananların bir izdüşümü olduğunu fark ederiz.

    Danışanlar kendilerini derinlemesine terapilerde incelemeleri sonunda içlerinde daha önce farketmedikleri farklı seslerin olduğunu farkederler.Kişiye kendisini değersiz,yetersiz gibi hissettiren bu sesler,çocukluğunda başkalarından duyduğu, bir süre sonrada kendi kendine söylemeye başladığı bilinç dışına kayıtlı iç seslerdir. Yetişkinlikte farkedilmeyecek hızla zihinden geçen bu sesler zayıf benlik tarafından fark edilemeyeceği için yönetilemez ve kişiyi etkisi altına alır. Danışan içindeki iç seslere kulak kabarttığında “sen beceremezsin” “sen yapamazsın” “sen yetersizsin” gibi fısıltılar şeklinde sesler olduğunu terapötik çalışmalarla farkeder. Terapötik çalışmalarla bu yanılsamalar danışanlara fark ettirilmektedir. Rüyanın etkisinden kurtulan kişinin bunun bir yanılsama olduğunu fark etmesi, gibi çalışmalarla danışanlarda bambaşka kendi gerçekliklerine uyanırlar.

    Geçmişte yaşanmış ve çözülmemiş her olay vücuttaki oluşan apseye benzer.apse gibi bunlarda açılıp temizlenmesi ve gereken pansumanların yapılmasıyla devam eden bir süreçten geçmesi gerekir ruhtaki bu birikintilerden doğan,kişinin hissettiği her huzursuzluk, sebepsiz sıkıntılar, mutsuzluk,depresyonlar, somatizasyon bulgular onun kendisine dikkatle bakmasını gerektiren uyaranlardır.

    BİLİNÇALTIMIZI BİR EVİN BODRUMUNA BENZETEBİLİRİZ

    Her şeyi depoladığımız,zamanla orada ne olduğunu bile hatırlamadığımız bir alan gibi.Yapılması gereken buraya bir ışık tutup neler olduğunu görmek ve orada olanları temizlemektir. Her birikeni ortaya çıkarıp bakmak lazımdır gerekli olanları almak olmayanları atmak o alanın rahatlamasını sağlayacaktır. Oradan işe yarayan şeyleri gün yüzüne çıkarmak arızası olanları tamir edip işlev kazandırmak hayatımızın üretkenliğini artıracaktır.

  • PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    PICT( İçimdeki Çocuk Terapisi) neden ve nasıl bu kadar etkili ve kalıcı?

    Daha önce de belirtildiği gibi sorunların birçok kökü bilinçaltında gizlidir ve danışanın sorunu neden yaşadığıyla ve dolayısıyla ondan nasıl kurtulacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktur. Ancak, danışanlar kök nedenleri bilseler bile bu erken dönem deneyimler genellikle büyük oradan suçluluk ve utançla çevrelenmişlerdir. Bu tür hisler rahatsız edicidir ve insanlar bunlara bakmak istemezler. PICT danışanlara bunu olaylardan bağımsız olacak şekilde öğretir çünkü olay çocuklukta yaşanmıştır çocuğa hiçbir utanç ya da suç bulaşmamıştır. 
    Çocuklar suçlanmış çok kolay kabul ederler işlevsiz aileler tarafından buna kesinlikle itilirler. İşlevsiz ailelerin kendi yetersizliklerini ve suçluluklarını yansıtmak için çocuklarını birer obje olarak kullanmaları çok kolaydır. Büyük oranda çocukların hataları hayatın kurallarını yeni öğrendiği için masumanedir. Çocuklar hayatta güvenli ve uygun şekilde yol almak için ebeveynlerinden gelecek bilgilere bağımlıdırlar. Eğer ebeveynler görevlerini hakkıyla yapamazsa çocuklar çok ciddi hatalar yapmaya açık olurlar. Dolayısıyla eğer ebeveynler sorumluluklarını yerine getirmede başarısız oldularsa çocuğun hatalarının suçu otomatik olarak onların omuzlarına düşmelidir. Ancak, bu konular nadiren tartışıldığı veya incelendiği için çocuklar yersiz bir suçluluk ve utançla büyüyebilirler. 
    PICT’e göre sadece bilinçle (yetişkin halle) ya da bilinçaltıyla (çocuk halle) ayrı ayrı çalışmak sorunun çözümü için ihtiyaç duyulan denge ve uyumu yaratmakta nadiren başarılı olur. Sadece bilinçte/yetişkine halde değişim yaratmaya çalışmak tam olarak sindirilmez ve kişi kendini bir uğraş verirken bulur. Çünkü davranışaları ‘yöneten’ duygular ve inanışlar henüz değişmemiştir ve kişi o sadece duyguların peşinden gitmemek için çaba gösterebilir. Aynı şekilde sadece bilinçaltı/çocuk halde değişim yaratmaya çalışmak da bırakılmak istenen davranışlar için ihtiyaç duyulan anlayışın yerleşmesinde yetersiz kalır ve istenmeyen davranışın bazen geri gelmesine sebep olur. 
    Değişim sürecinin tam anlamıyla sindirilmesi içininanışların oluşturuldukları/öğrenildikleri seviyede değiştirilmesi hayatidir. Bilginçaltı için metaforlar ve görselleştirmeler kullanarak ve eşzamanlı olarak bilinç için de uygun bilgileri yerleştirerek PICT etkin bir şekilde bağlantıları kurar ve danışanların sorunsuz olarak suçlamaya, suçlanmaya ve utanca bağladıkları konuları tespit edip çözmesine yardımcı olur. Bu süreç önemli ve dayanıklı sonuçlar ortaya koyan yeni kalıcı sinirsel bağlantılar yaratır, çözümün ve davranış değişikliğinin oluşmasını sağlar. 
    Danışanın ‘yetişkin hali’ ‘içindeki çocukla’ uygun bir şekilde iletişim kurmaya başladığında bu çok sarsıcı bir deneyimdir. Birçok insan rahatlama ve umutla ağlar çünkü artık ‘gerçek’ soruna nihayet dokunulmş gibi hissederler- ki bu da doğrudur. İletişim sürecinden tam anlamıyla faydalanabilmek için yetişkin halin içindeki çocuğa uygun terapi yöntemlerini kullanarak uygun bilgileri vermesi önemlidir. Dr. Jean Baker Miller’in çok desteklenen ilişkisel teori çalışması ilişkilerde özel ve karşılıklı bağlantıların kurulmasının önemini tanımlar. Erskine (1993)’e göre ‘Çözülme kullanan danışanların ilişki-bazlı bir psikoterapiye ihtiyacı vardır’. PICT ele alınması gereken ilk ilişkinin kişinin kendisiyle olan ilişki olduğunu gösterir. Kişi içi dünyasının (yetişkin/ebeveyn/çocuk ego hallerinin) dengede ve merkezde olduğunu hissederse diğerleriyle dengeli ilişkiler kurması mümkündür. 
    İçerideki çocuk yetişkin kısım tarafından duyulduğunu hissettiğinde ve kendisinde travmaya ya da istismara sebep olan birçok soruyla ilgili yanıtlar almaya başladığında kendine inanmaya başlayabilir ve yetişkin kısmıyla güvene dayalı bir ilişki kurabilir. Gerekli bilgileri edindikten, uygun terapi modellerini kullandıktan, işlevsiz kişilerden edinildiği öğrenilen hatalı fikir ve inanışları sınırladıktan sonra yeni olumlu inanışlar diğerlerinin yerine geçer. 
    PICT terapisinin sonunda danışanlar genellikle bir çeşit tamamlanma hissettiklerini, neden ve nasıl sorunlar yaşadıklarıyla ilgili yeni bir anlayışa ulaştıklarını belirtirler. Artık hayatlarının bütün parçalarının tekrar birarada olduğunu hissederler- ‘Hayatımın artık bir anlamı var’ çok sık kullanılan bir ifadedir. Bu hisler bilinç ve bilinçaltı arasındaki bağlantının yarattığı içsel uyumdan kaynaklanır. Bu içsel uyum genellikle danışanların hayatlarındaki herhangi bir yeni durumda daha güçlü hissetmelerine sebep olur çünkü artık geçmişin sorunları ve travmalarıyla boğuşmuyorlardır. Hem danışan hem de terapist terapi ilişkisini bir çeşit mutluluk ve hakedilmiş bir başarı hissiyle tamamlarlar.

  • Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    Psikolojik açlık mı? Fizyolojik açlık mı?

    İnsanda Psikolojik açlık ve fizyolojik açlık vardır.
    Fizyolojik açlık, yaşamımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan miktarda
    giderilmesi gereken, giderilmediğinde, göz kararması, kan şekerinin düşmesi,
    karın gurultusu, titreme vs.. gibi belirtilerle kendini belli eden ve besin
    miktarının, vücudun ihtiyacı olan kadarıyla yeterli olabilen, kişide kilo
    problemine yol açmayacak açlıktır. Fizyolojik açlık kişide kilo problemine yol
    açmaz. Kişide fizyolojik bir problem (tirioid, insülin direnci, ilaç kullanımı vs..)
    olmadığı halde, kişide kilo problemi varsa kişinin bu kiloları kaçınılmaz olarak
    psikolojik açlık temellidir. Kişi örneğin, TV karşısında farkında bile olmadan bir
    şeyler yer, bu yenilenler boşluğa yenmiş gibi olur ve bilinç bunun farkında bile
    olmaz ve dolayısı ile de doyma beklenemez.
    Psikolojik açlık ise kişinin doyurulmayan ya da doyurulmayı bekleyen
    duygularının sonucunda ortaya çıkan, üzüntü, stres, yalnızlık, can sıkıntısı, boş
    kalma vs.. gibi etkenler sonucunda ortaya çıkan ve kişiye gereğinden fazla
    yedirtebilen açlıktır. Kişi, vücudunun ihtiyacından fazla olan besin tüketimine
    neden olan duygularını fark etmeli ve duygularını kontrol edebilmeyi
    öğrenmelidir. Hipnoterapi seanslarında kişi aslında bildiğini zannettiği ama
    bilinçaltında bastırdığı duygularını ortaya çıkartarak kendi duygularını kontrol
    edebilmeyi öğrenir.
    ‘su içsem bana yarıyor’, Su içmekle kimse kilo almaz!! Aldığınız kalori
    harcadığınız kaloriden fazla ise kilolar bedeninizde toplanır.
    Mükemmeliyetçi bir toplumuz özellikle de kadınlarımız. Toplum olarak sürekli
    kusur veya kusurlarımıza odaklanırız. Her şeyi mükemmel yapmak için
    enerjimizi harcarız en ufak bir sorunda yelkenleri suya bırakabiliriz. Örneğin bir
    diyete başladığımızda bir kurabiye yemek gibi bir kaçamakta bulunduğumuzda
    ‘diyeti nasılsa bozdum’ diye düşünerek tekrardan aşırı yemek yemeye
    başlamak, yaygın olarak görülür. Bu siyah- beyaz düşünme mükemmeliyetçiliğin
    bir özelliğidir.

    Hipnoterapi İle Zayıflama

    Kişi, hipnoterapi ile zayıflama seansları sayesinde, sağlıklı miktarda yemek
    yiyebilmenin kontrolünü telkinlerle kendisi sağlayabilir. Kişi, hipnoterapi
    öncesine göre daha az yemesine rağmen daha çok doyma hissi alabiliyor.
    Örneğin önceden bir paket çikolatayı bitirmesine rağmen alamadığı tatmini
    küçük bir parça çikolatadan rahatlıkla alabilir. Pek çoğumuz lokmaları
    çiğnemeden yutuyoruz dolayısı ile beynin doyma merkezine uyarı gitmediği için
    gereğinden fazla yiyoruz ama tatmin olamıyoruz. Hipnoterapi seansları ile
    yediğimiz her küçük lokmanın hazzını almakla birlikte, metabolizmamız için
    yeterli olan besin miktarını tüketebiliriz. Vücudumuzla barışık, kendimizi seven,
    farkındalığı olan birey olmak yerine, vücudumuzu çöplük olarak kullanıyoruz.
    Hipnoterapi seanslarından sonra vücudumuz için yeterli olan miktarda ve
    sağlıklı olan besinleri tüketmeye başlarız. Bunları zaten pek çoğumuz biliyoruz
    ama mesele bunu hayatımıza uygulayabilmekte, işte burada hipnoterapi sizin
    engellerinizi ortadan kaldırıyor ve sizi destekliyor.

    ‘Ben kilo veremiyorum!!’

    Kilo problemi olan kişilerde, ‘ spor yaptım, diyetisyene gittim her yolu denedim
    ama yine de kilo veremiyorum.’ İnancı vardır. Bilinçaltı, kişinin bu inancına
    inanır ve aslında burada kişi kendi kendine hipnoz etmiştir, kilo vermesi güç
    olur. Kişinin bu yanlış inancını aşabilmesi, bilinçaltındaki, ‘kilo veremiyorum’
    yerine sağlıklı ve faydalı düşünce olan ‘kilo verebilirim’ kararı ile yer
    değiştirebilmesi hipnoterapi ile aşılabilir. Kişinin güçlü olduğu yönlerinin açığa
    çıkartılması ve bu güçlü yönlerinin desteği ile kişi kendinde var olan ama fark
    etmediği bu gücünü keşfeder ve başarır.
    Hipnoterapi ile Kişinin yeterli miktardan fazla yemek yemekteki kontrolünü
    sağlayamamasının altındaki gizil duygularını fark etmesi ve bu gereğinden fazla
    yemek yemesine neden olan gizil duyguyu kontrol edebilmeleri sağlanır. Bu
    duygu kişide aşırı yemek yeme sonucunu çıkartabiliyorsa kişinin bu duyguyu
    kontrol edebilme becerisi kazandırılarak yemek yemekteki sınırını, becerisini
    sağlamayı öğrenir.
    Kendinize kilo verebilecek gücün sizde var olduğuna inanın!! yıllardır
    veremediğiniz kilolarınız için, ‘kilo veremiyorum’ telkinleri ile bilinçaltına
    gönderdiğiniz olumsuz mesajlar, gerçekten sizin kilo vermenizin önünü kapatır.

    Gerçekten kilo veremediğinize inandırdığınız, yanlış olarak bilinçaltına işlediğiniz
    telkinleri tam tersine çevirerek zihninize sizin için sağlıklı olan ‘kilo veriyorum’
    mesajını verin. İstediğiniz kiloya o an ulaşamasanız bile, eğer gerçekten kilo
    vermek istiyorsanız buna tüm bilincinizle inanın ve sizi asıl yöneten bilinçaltınıza
    bu mesajı gönderin. Başlangıçtan itibaren zihninize sanki şimdi hedefinize
    ulaşmış gibi; ‘her gün inceliyorum ve her gün daha da hafifliyor,
    özgürleşiyorum’ mesajını verin.

    OBEZİTE TEDAVİSİNDE HİPNOZ

    Hipnoterapi, başta obezite olmak üzere kilo problemleri yaşayanlar için uzun
    vadede başarılı bir kilo kaybı isteyenlere kapsamlı bir tedavi yaklaşımı sunar.
    Özellikle de dirençli obezitede etkilidir. Bu program kilo kaybı, kaygı ve
    depresyon gibi kiloyla bağlantılı olan duygusal sorunları ele alan kapsamlı bir
    çalışma sürecidir. Bu süreçte kişi zenginleştirici bir kişisel deneyim kazanmakla
    birlikte kişinin kendisine farklı bakış açılarından da bakabilmeyi öğrenmesi farklı
    olumlu duygular hissetmesini sağlayarak kilo vermesini hızlandırmak, en
    önemlisi sağlıklı bir beden, kişinin hipnoterapi ile pozitif yöndeki yeni yaşam
    tarzı ile hayatına devam etmesine rehberlik edilir. Burada kilo vermenin
    arkasındaki baskılanmış duyguların ortaya çıkartılması ile birlikte sadece ‘sonuç’
    olan kilolu olmanın altında yatan nedenleri kişi fark eder, keşfeder ve bu
    problemlerle baş etme becerileri kazanır. Hipnoterapi kişinin kendini
    keşfetmesindeki bir araçtır? Çünkü pek çok kişi canı sıkıldığında çikolataya
    başvurduğunu bilir, AMA bunun nedenini bilmez!! hoşlandığı bir yiyeceği
    yerken abartabildiğini ama kendini kontrol edebilmeyi başaramaz!!
    Üzüldüğünde yemek yemeyi kesebilir AMA bunun altında yatan baskılanmış
    nedeni bilmez!! Yaşamımızdaki benzer durumlara her birimizin vereceği tepki
    kendi deneyimlerimize, yaşanmışlıklarımıza, öğrenilmişliklerimize, mizacımıza
    göre değişebilir. Dolayısı ile hipnoterapi, kişinin kendisine özel, bireysel olarak
    yapılan özel çalışma ile bireyin kendini keşfetmesine yardımcı olur. keza
    hipnoterapi diğer terapi tekniklerinde de olduğu gibi kişiye dışardan yapılan bir
    aşılama tekniği kesinlikle değildir. Kişinin kendi içinde var olan gücünü
    kendisinde keşfetmesinde hipnoterapi ile yol gösterir.

    HİPNOTERAPİ SEANSLARINDA UYUYACAK MIYIM?

    Kişilerde genellikle, hipnoterapi seansları sırasında neler olduğunu
    bilmeyecekleri endişesini taşırlar oysa ki hipnoz seansları sırasında, bilinçlerini
    asla kaybetmez ve her ayrıntısına kadar hatırlarlar. Her zaman terapistin
    dediklerini, dışarıdan veya uygulama yapılan odada meydana gelebilecek
    günlük yaşama dair herhangi bir sesi duyabilirler. Hipnoz sırasında kişiler,
    sadece kendilerine, bedenlerine, ruhuna odaklanırlar ve günlük yaşamlarındaki
    streslerinden, üzüntülerinden, sıkıntılarından kendilerini o süreç sırasında
    arındırarak, rahatlamanın keyfini çıkartırlar. Seansı istedikleri zaman
    bırakabilirler. Ancak o keyfi yaşayan pek çok kişi bırakmak istemez..

    KALP MERKEZLİ HİNOTERAPİ
    Kalp Merkezli Hipnoterapi Diane Zimberof tarafından geliştirilmiş klasik
    hipnoterapi yöntemlerinin çeşitli tekniklerle zenginleştirilmiş şeklidir. İnsanı
    aklı, duyguları ve ruhu ile bir bütün olarak ele alan ve kişinin bu üç alanın
    bütünlüğü içinde kendini gerçekleştirmesine, farkındalığının artmasına, kendini
    geliştirmesine fırsat veren oldukça etkili bir tekniktir.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi, Hümanistik yaklaşımdan, Transpersonel psikolojiden
    yararlanılarak Zimberoff tarafından,Fritz erls, Eric Berne Ve Virginia Satir gibi
    psikolojide büyük ses getiren kişilerle çalışılarak 25 yıllık bir çalışmanın
    sonucunda geliştirilmiştir. Kalp Merkezli Hipnoterapi, Gestalt terapisi,
    Transaksiyonel Analiz ve transpersonel Psikoloji tekniklerinden de faydalanılmış
    bir tekniktir. Bu eğitimin merkezi Amerika’daki Wellness Enstitüsüdür.
    Kalp Merkezli Hipnoterapi ile terapist danışanını yaşamında baş etmekte
    zorlandığı probleminin kaynağına götürür. İşte burada bu tekniğin diğer
    tekniklerden farklılığı ortaya çıkar ve kişinin bilinçaltında baskıladığı, sıkışmış
    olan duyguları tekniğin özel yöntemleri ile dışarı atılır. Kalp merkezli enerji
    çalışmaları ile süreç tamamlanmış olur.
    Kalp merkezli Hipnoterapi ile birey çok kısa sürede kendindeki gelişimleri fark
    eder ve hayatında yeni başlangıçlar yapar.

  • Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnozda Telkin ve Trans nedir?

    Hipnotik trans, değişik hipnoz teknikleri ile kişinin zihinsel ayrışmasıdır. Buna disosiasyon denir.
    Hafif, orta ve derin olmak üzere 3 aşamadır. Hipnotik transın derin kısmında hipnotik fenomenler dediğimiz özel bulgular ortaya çıkar.Hipnoz sırasında çevreden gelen uyaranlardan geçici olarak kopulduğu ancak telkin alabilecek düzeyde kalındığı ,bedenin tamamen gevşemiş olduğu bilinir.İçsel verilere odaklanılarak yeni bir farkındalık boyutunda kişinin kendini keşfetmesi ihtiyaç duyduğu konularda (olumsuz kişisel kalıplar ,zararlı alışkanlıklar gibi ) telkinlere çok açık hale gelip kolaylıkla telkin alabildiği bu hale trans hali diyoruz. Söz konusu trans hali içinde iken dikkatimizi odakladığımız problem yada konu dışında dışarıdan gelen uyaranların ,içerden ise kendi beş duyumuzdan gelebilecek duyulara olan algı ve farkındalık da büyük oranda azalır.
    Örnek vermek gerekirse günlük yaşamda da trans halinin söz konusu olduğu bir çok durumu farkına bile varmadan defalarca deneyimleriz. örnek vermek gerekirse araba kullanırken dalgınca, kafamız düşüncelerle fazlasıyla meşgulken varacağımız yere nasıl ulaştığımızı neredeyse bilmeden yolun sonuna geldiğinizi hiç deneyimlediniz mi ? Yada farklı bir bilinç seviyesinde bilinç altı zihnin kontrolü ele aldığı bir durum yaşanmıştır ,bazen çok ilgi çekici bir kitabı okurken ,bazende bir televizyon programını seyrederken öylesine dalarız ki , çevrede olan bitenlerden ,konuşulanlardan ,çalan telefonlardan bütünüyle koptuğumuz ve kendi içimize döndüğümüz anlar ki bu anlar, aslında fark etmeden yaşadığımız birer trans deneyimidir.
    TELKİN NEDİR ?

    Telkin bir kişiye veya topluluğa bir duyguyu veya düşünceyi belli bir hedefe yönelik olarak benimsetmek maksadıyla iletmektir. Bu bilinç dışı bir süreçtir ve bu vasıta ile, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi , yeni ve doğru düşünme ve davranma şeklinin benimsetilmesinde çok etkindir. Telkin olumlu şekilde yapılabildiği gibi olumsuz da olabilir. telkin olumlu mesajlar içermeli, uyum içerisinde ilgi ve dikkatin toplandığı bir anda verilmelidir. Anne ve babaların hemen tüm sözleri çocuklarına verdikleri mesajlar farkında olmadıkları derecede etkin gerçek telkinlerdir. Bu nedenle ebeveynler çocuklarıyla olabildiğince olumlu ve motive edici telkinler içeren konuşmalar yapmalıdırlar.
    Hipnoz esnasında trans altında telkin yoluyla gerçekte yapılmak istenipte yapılamayan şeylerin bilinçaltı gerekli biçimde etkilenerek, davranışların gene amaca hizmet edecek şekilde değiştirilmesiyle başarılı olunamayan konuların başarılabilir hale getirilmesine yönelik telkin verilmesi mümkündür ( okul başarıları için etkin ders çalışma,sınav heyecanı gibi konularda )Diğer taraftan davranışlarımızı etkileyen bilinçaltımızın şekillenmesi büyük oranda geçmişimize çocukluğumuzdan bu yana deneyimlediğimiz tüm yaşantılarımıza dayanmaktadır. Doğduğumuz andan itibaren bize söylenen her sözcük doğrudan bilinçaltına gitmektedir. Yaşanılan deneyimlerin özellikle olumsuz olanlarının daha derin izler bırakarak bu günkü hayatımıza negatif ket vurmaları söz konusu olabilmektedir. Bunların belirlenmesi , olumlu telkinlerle yeni ve doğru davranış kalıplarının öğretilmesi söz konusu olabilmektedir. Verilecek telkinler transın derinliğinden bağımsızdır.
    HİPNOZ ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    BİREYSEL HİPNOZ: Bir kişinin hipnoz edilmesidir.
    Grup hipnozu: Birden çok kişinin aynı anda birlikte hipnotize edilmesidir.
    OTOHİPNOZ: Kişinin bir başkasına ihtiyaç duymaksızın kendi kendini hipnotize etmesidir.
    YOL HİPNOZU: Özellikle uzun ve düz yolda otomobil kullanan sürücülerin yol hipnozuna girdikleri bilinir. Aşırı yorgunluk, uykusuzluk, sessizlik, trafiğin serbest ve rahat oluşu yol hipnozunun meydana gelmesini kolaylaştırır.
    KOLLEKTİF HİPNOZ: Kalabalık sayılabilecek insan grubunun topluca hipnoz edilmesidir. Grup hipnozundan farkı, hipnotize olan insanların sayıca farklı oluşudur.
    Analitik hipnoz: Hastanın oluşan probleminin temel noktalarını saptamak için yapılan kişinin tedavi edilmesini de mümkün kılan , regresyonun(geçmişe döndürmenin) kullanıldığı bir yöntemdir.Kişinin doğumu itibarıyla tüm yaşantıları,anılarına ulaşılması söz konusu olabilir.

    HİPNOZUN DERECELERİ NELERDİR?

    HAFİF TRANS HALİ : Hipnozun başlangıç aşamsında gelişir. Hafif bir gevşeme durumudur. Hipnoza alınan kişinin gözleri kapalı olduğu halde göz kapaklarında titremeler meydana gelir.Kişinin bu esnada zihinsel faaliyetlerinde zayıflama, kol ve bacaklarda ağırlaşma, fizyolojik faaliyetlerde yavaşlama görülür. Bütün bunlara rağmen hafif bir hipnoz hali gerçekleşir.

    ORTA TRANS HALİ Bu safhada hipnoz hali net olarak gelişir.hipnoz olan kişi hipnozitörün sesine tam olarak bağlanır.Etraftaki sesleri duymaya bilir.Duygular hipnozun bu safhasında kesinlik kazanır, kişi telkine tamamem hazırdır.

    TAM VE DERİN TRANS HALİ: Tam ve derin transta, trans hali bozulmaksızın sujenin (hipnoz yapılan kişinin ) gözleri açtırılabilir. Deneğin gözleri açık olmasına rağmen, donuktur. Ortamdaki seslerin hemen hiçbirini duymaz. Kendisine hipnotizörün verdiği şekli aynen, muhafaza eder. Sujenin gözlerinin bakışı sabittir. Tam bir uyuşukluk hali bütün vücuda yayılmıştır. Bu safhada denek üzerinde çeşitli testler rahatlıkla yapılabilir.

    SOMNAMBULUZİM HALİ: Hipnoza alınan kişinin tamamen kontrol altında olduğu ve her türlü tedavinin yapılabilecegi bir durum söz konusudur.Her hastada bu seviyede bir durum söz konusu olamayabilir,ancak hastaları yüzde 20-30 unda rastlanabilen bir durumdur.

  • HİPNOZLA DOĞUM

    HİPNOZLA DOĞUM

    Günümüzde doğal doğum yerine sezeryan veya epidural anestezi yöntemlerini sadece acı çekemeyelim diye tercih eden annelerin sayısı artarken. Normal doğum sürecini destekleyen ve anne adaylarına ağrısız doğal doğum yapmaya hazırlayan bir yöntem olarak “hipnotik doğum” ilgi çekmektedir.

    Anne adayları doğuma kadar süreçte rutin kontrollerini bir kadın doğum uzmanı kontrolünde yaparken doğuma en doğal şekilde hazırlanmak üzere eğitimlere katılmakta bu eğitimlerde derin gevşeme, bilinçaltı iletişim, doğum nefesi, dalga yönetimi, hipnotik imgeleme zihin beden uyumu gibi eğitimler almakta doğum ile ilgili korkularını tahliye ederek bedenini doğuma hazırlayabilmektedir.

    Annenin Duygusal ve Zihinsel Durumu Anne Karnındaki Bebeği De Etkiler

    Nasıl ki bebek annenin beslendiği her şeyden nasipleniyorsa duygusal ve zihinsel durumlarından da etkilenerek daha anne karnında bilinçaltını bu verilerle depolamaya başlıyor. Annenin endişeleri, mutsuzlukları, güvensizlikleri, sıkıntıları ve söylemlerinden etkilenerek doğum sürecine ya daha stresli veya daha huzurlu girebiliyor. İşte bu noktada doğuma hazırlayan rehberin hipnozdan yararlanması arzu edilen sonucu oluşturmayı kolaylaştırıyor.

    Bilinçaltı bu negatif şartlandırmalardan arındırılarak doğuma hazırlanıyor ve çoğu psikolojik kökenli ağrı mekanizması doğum sürecinde farklı işliyor. Acılı bir süreci zevkli bir şekilde gerçekleştirebileceğini öğrenen anne bu özel anın pozitif etkilerini de bebeğine kodlamış oluyor.

    Hipnozla Doğumu Yapan Merkezler Var Mı?

    Doğum bir hastalık değildir buna rağmen doğumlar hastanede gerçekleştirilir. Doğum ameliyat olmadığı sürece doktorun işi değildir. Ancak bütün doğumlardan öncelikli bir kadın doğum uzmanı sorumludur. Bu konuda eğitimli hekim veya ebe sayısı maalesef yetersiz. Ancak hipnoz eğitimini doğum alanında kullanan uzmanlar ebe ve doğum uzmanlarıyla işbirliği yaparak annenin hipnotik doğum yapmasını sağlayabilirler.

    Bütün bu süreçleri korkusuz ve içgüdüsel gerçekleştirebilmek için kendi bilinçaltı ile iletişime geçmesini öğrenen her anne adayı “hipnotik doğum”dan yararlanabilir. Doğum sürecinde hipnoz uygulayan kişi doğumun kendisine karışmaz sadece anneye telkin verir. Üstelik bunu yapmayı kendi kendine de öğretebilir veya bir ses kaydı aracılığı ile doğum odasında dinleyerek doğum yapmasını sağlayabilir.

    Hipnotik Doğum İçin Kaç Seansa Katılmalıyım ?

    Doğuma 6 hafta kala 4 seanslık bir çalışma yeterli olur. Bu çalışmalar bilinç düzeyinde hazırlanmak üzere kişinin okumasını istediğimiz yayınlar var ve bu süreçte eşinde dahil olması mutlak surette katkısı olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.