Etiket: Bilgi

  • Çocuklarda Tv İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Tv İnternet Bağımlılığı

    Geçmişte bireyin toplumsallaşmasında en etkin kurumlar anne-baba,arkadaş grupları ve öğretmenlerdi.Çağımız modern toplumlarında ise özellikle,radyo,tv,sinema ,bilgisayar,dergi ve gazete dolaylı yoldan toplumsallaşma sürecini etkileyen güçlü kitle iletişim araçlarıdır. Tv, gazete ve bilgisayar bunlar arasında en etkinlerindendir. Günümüzde insanlar tv den ve bilgisayardan gördükleri ve radyodan işittikleri iyi bir yaşam biçimi ve toplumun politikası hakkında bilgi sahibi olmakta, başkalarına olan tutumlarını bunlara göre ayarlamaktadırlar. Diğer bir yaklaşımla radyo,tv,gazete ve bilgisayar kısaca medya insanın dünya görüşünü,tutum ve davranışlarını etkilemekte ve geri bildirimler ile insanları belirli bir yolda değiştirmektedir.Her birimizin gözlemlediği gibi tv de gösterilen reklamların,çocuklar üzerindeki etkileri yadsınamaz. Aynı şekilde yetişkin toplumsallaşmasında da bu etmenin rolü çok önemlidir.

    Bu kitle iletişim araçlarından olumlu/olumsuz anlamda en çok etkilenen kesim ise çocuklardır. Başta bilgi edinme, öğrenme ve iletişim olmak üzere birçok faydası olan bilgisayar ve internetin özellikle çocuklar üzerinde fiziksel, sosyal ve psikolojik etkilerinin yanında birçok tehlikeler içerdiği de göz ardı edilemez bir gerçektir.

    Yapılan araştırmalarla, medya araçlarının çocukların fiziksel, psikolojik, sosyal gelişmelerini olumsuz etkilediği uzmanlar tarafından belirtilmektedir.

    Fiziksel etkileri:

    Saatlerce televizyon ve bilgisayar karşısında hareketsiz oturan çocuklarda beden gelişiminin sağlıksız ve yetersiz olmasıdır.
    Bu hareketsizliğin verdiği huzursuzluk ve sinirli ruh hali oluşturmasıdır.
    Göz rahatsızlıkları, beslenme hazım bozuklukları ve mide ağrıları.
    Kalp atışlarında anormal derecede hızlanma.

    Psikolojik Etkileri;

    Çocuklarda internet kullanımının ve kullanamamanın getirdiği stres ve endişeye yol açmaktadır. Bir süre sonra kimi çocuklarda içine kapanıklılık. Uyku rahatsızlıkları ve kabuslar görülebilir. Sürekli şiddet içerikli yayın ve oyunlara maruz kalan çocuklarda saldırganlık davranışında artma söz konusudur.

    Televizyon kitle iletişim araçları arasında etkinliği en fazla ve yaygın olandır. Evde TV nin açık kalma süresinin 1 ile 18 saat arasında değiştiği ülkemizde çocuğun zihinsel dünyasının ve kültürünün inşasında televizyon küçümsenemeyecek bir öneme sahiptir.

    Eskiden sadece oturma odalarında olan televizyon artık yatak odalarına, çocuk odalarına ve mutfaklara kadar girmiş eğlence ve iletişim aracı olan bilgisayar artık çocuklarımız için bir vazgeçilmez haline gelmiştir.

    Türkiye’de Okuma ve İzleme Oranları

    Dergi okuma oranı % 4

    Kitap okuma oranı % 4,5

    Gazete okuma oranı % 22

    Radyo dinleme oranı %25

    Televizyon izleme oranı %94

    Televizyon ve şimdilerde internet, çocukların dünyasında belirgin değişimler yaratmıştır. Ancak en önemlisi, çocukların kimi zaman kendi istekleri ile kimi zamanda yetişkinlerin izleme tercihleri nedeniyle karşı karşıya kaldıkları çeşitli medya içerikleri, çocukları yetişkinlerin başa çıkmada zorlandıkları bir kaygı dünyasına taşımaktadır.

    Televizyon aracılığıyla, sürekli tekrarlarla sunulan ve genellikle kaygı uyandıran haber içeriklerine ve görüntülere kolektif olarak maruz kalınmaktadır. Bunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkisi yetişkinlere kıyasla çok daha fazladır.

    İnternet Bağımlılığı

    Günümüzde internet, bir bilgi ve iletişim kaynağı olmanın ötesinde, bazı kişiler için “bağımlılığa” dönüşmüş durumdadır. Birçok kişi, gerçek dünyada karşılığını bulamadığı tutkuları ve tutsaklığı sanal dünyada yaşamaktadır.

    İnternet Bağımlılığının Belirtileri

    Online (internete bağlı) değilken, internette yapılan aktivitelerin hayalinin kurulması

    İnternet kullanımının artan oranlarda devam etmesi

    İnternette planlanandan daha fazla zaman geçirilmesi

    İşteki ya da okuldaki başarıda düşme görülmesi

    Sosyal ilişkilerde kopma yaşanması

    İnternet kullanımı hakkında aile ya da arkadaşlara yalan söylenmesi

    İnternetin günlük hayattaki problemlerden kaçmak için bir araç olarak kullanılması

    Aileler kendilerine şu soruları sormalılardır;

    Çocuğumuzun hangi dizileri sevdiğini biliyor muyuz? Ve biz o dizileri tanıyor muyuz?

    Televizyondaki reklâmlar ve pazarlama politikalarına karşı tutumumuz nedir?

    Sakıncalı programları fark edebiliyor muyuz? Fark ediyorsak ne gibi önlemler alıyoruz?

    Medya çocuklarımızın günlük yaşamının önemli bir parçası mı? Öyleyse günlük yaşamının küçük bir parçası durumuna nasıl getirebiliriz? Ve onlara başka hangi alternatifler sunabiliriz?

    Çocukların uzun süreli ve bilinçsiz medya araçları kullanmalarına karşı neler yapılabilir?

    Anne babalar zaman zaman televizyonu ve bilgisayarı kapatabilmelidir.

    TV programları seçilerek izlenmelidir.

    Anne babalar, çocuklardaki saldırganlık tepkilerini harekete geçiren ya da onları aşırı uyaran ve toplumsal değer yargılarını değiştirmeye sebep olan dizileri izlemelerine engel olunmalıdır. Bunu yapamazlarsa programı çocukla beraber izlemeleri ve daha sonra program hakkında kısa bir söyleşi yaparak iyi ve kötü yanları dile getirilmeleri desteklenmelidir.

    Çocukların TV programlarına eleştirel bakmaları öğretilmeli, yani bilinçli bir medya araçları kullanıcısı olmalarına yardımcı olunmalıdır.

    10 yaşın altındaki çocuklar interneti kullanırken tamamen anne baba gözetiminde olmalı.

    Çocukların internette ne kadar zaman harcayabileceği sınırlanmalı.

    İnternet bağlantısı bulunan bilgisayarın çocuğun odasında değil,bir ortak kullanım alanında olmalıdır.

    İnternette çocuğun girebileceği sitelerin güvenli olup olmadığı anne baba tarafından kontrol edilmeli ve çocuğa internette hiçbir zaman kişisel bilgilerini paylaşmaması gerektiği öğretilmelidir.

    Çocuğa internette okuduğu her şeyin doğru olmadığı hatırlatılmalıdır.

  • Özgül Öğrenme Güçlüğü

    Özgül Öğrenme Güçlüğü

    Zihinsel gelişimi “normal” olmasına karşın; okuma-yazma, aritmetik ve diğer akademik işlevlerde ortaya çıkan yaş ve sınıf düzeyinden beklenmeyen, yapısal ve gelişimsel bir sorundur. Ülkemizde henüz az tanınan bir bozukluk olması nedeniyle, aynı yaş ve sınıf düzeyindeki ilköğretim çağı çocukları arasında, okuma-yazma alanındaki akademik becerilerinde zihinsel düzeylerinden beklenmeyen güçlükler yaşayan çocuklar aynı zamanda, tanı, özgül tedavi ve eğitim programlarından yararlanma aşamalarında da sorunlar yaşamaktadırlar. Örgün öğretimde zorlanan, kendilerini yaşıtlarından farklı hisseden, anne-baba ve öğretmenleri ile ilişkileri bozulan çocukların kişilik gelişimleri de olumsuz etkilenmektedir. ÖÖG çok boyutlu bir bozukluktur. ÖÖG olan çocukların her biri diğerinden farklıdır, sorunları ve tedavileri de her çocuğun kendine özgüdür. Çocuğun yaşadığı başarısızlık ve hayal kırıklığı sonucunda, ÖÖG’ne sıklıkla duygusal, sosyal ve aile içi sorunlar da eşlik eder. Öğrenme, algılama, organize etme, depolama ve gerektiğinde bilgiyi göstermeyi içeren bilginin kazanılması işlevidir. Bu tanıma göre; bilgi önce beyne ulaşmalı (girdi), sonra organize edilmeli ve anlaşılmalı (bütünleme), ardından depolanmalı (bellek) ve gerektiğinde kullanılmalıdır (çıktı).

    — Girdi sorunları: Üç alt başlıkta inceleyecek olursak;

    1) Görsel Algı Sorunları

    2) İşitsel Algı Sorunları

    3) Dokunsal Algı Sorunları

    · Görsel Algı Sorunları

    Çocuk, yaşından beklenmeyecek düzeyde, harf ya da kelimeleri birbirine karıştırıyorsa, ters görüyorsa; “b” yerine “d”, “ev” yerine “ve” yazıyorsa harf, kelime ya da satır atlıyorsa, uzaklık, boyut, derinlik algılamada zorlanıyorsa; görsel algı sorunları yaşıyordur.

    · İşitsel Algı Sorunları

    Sesleri yanlış algılayıp, sesleri ayırt edemiyor veya birbirine odaklanamıyorsa, cümleleri eksik ya da yanlış algılıyorsa, işitsel algı sorunları vardır.

    · Dokunsal Algı Sorunları

    Dokunarak bir nesneyi tanımlayamıyor, şeklini, sayısını ayırt edemiyorsa dokunsal algı sorunları yaşıyordur.

     Bütünleme sorunları: Algılanan bilginin sıralanması, kullandığı ortama göre yorumlanması, önceki bilgilerle bağlantı kurulması ve anlam kazanmasına ilişkin, bir sorun varsa; çocuk, duyduğu ya da okuduğu bir öyküyü doğru sırada aktaramaz, harflerin dizgisini karıştırır, ayları-günleri sırasıyla sayamaz, öncesini sonrasını karıştırır. Kelimeleri kullanılış biçimlerine göre ayırt edemez, şakaları ve deyimleri anlamakta zorlanır. Yaşamını programlayamaz ve çevresini düzenleyemez.

     Bellek sorunları: Bilgiyi kısa süreli bellekten, uzun süreli belleğe kaydetmede bir sorun varsa; çocuk akşam ezberlediği şiiri sabah okuyamaz, sınıftan çıkarken aldığı ödevi, eve gelince unutur, az önce telefon eden kişinin notunu vermeyi unutur.

     Çıktı sorunları: ÖÖG olan çocuk, kazanılmış bilgi ve becerileri kullanmada sorun yaşıyorsa; kendiliğinden konuştuğunda, akıcı ve düzgün konuştuğu halde, sorulara yanıt verirken aynı beceriyi gösteremez ve tutuklaşır, konuyu geçiştirmeye çalışır. Yürürken, koşarken bir şeylere takılır, yalpalarlar. Çabuk yorulur, hatalı ve ağır yazarlar.

  • Geri-İleri Çağrışımlar

    Geri-İleri Çağrışımlar

    Hafızamızın kusursuz olmadığını biliyoruz. Sinir bozucu şekilde insanların isimleri, doğum günleri gibi şeyleri unutabiliyoruz. Bunun nedenlerinden biri bozulma adı verilen çok normal bir süreç. Eğer bir bilgiyi düzgün şekilde kodlamaz veya uzun süre geri almazsak daha sonra hatırlayamaz hale geliyoruz.

    Belleğe giden veya bellekten gelen yollar yani ipuçları ve bellek arasındaki sinirsel bağlantılar, uzun süre kullanılmayınca zayıflıyor. Dolayısıyla bu nöronları uyarmak hayli zorlaşıyor. Aslında bu problem kullan veya kaybet problemi. Bir şeyi öğrendikten sonra uzun süre kullanmazsanız maalesef bu bilgi zamanla bozuluyor. Bozulma tabi ki farklı materyaller söz konusu olduğunda bile tutarlı kalması açısından oldukça ilginç bir süreç. Dikkat edecek olursanız ilk unutma hızımız çok yüksektir ama zaman geçtikçe unutmamız yavaşlar. İnsan hafızasında
    bozulma kavramı ilk olarak 1800’lü yılların sonlarına doğru Alman filozof ve psikolog Ebbing Ghaus tarafından ortaya atılmıştır. Ebbing Ghaus önce üç harfli ve anlamsız çok sayıda hece ezberlemiş. Ardından 0 ila 30 gün arasında değişen farklı zaman aralıklarında bu hecelerden kaçını hatırlayabildiğini test etmiştir. Başlangıçtaki unutma hızının çok yüksek olduğunu gözlemlemiştir. Ama birkaç gün geçmesine rağmen unutmadığı sözcükleri 30 gün boyunca aklında tutabilmiştir. Sonraları bu tez başkaları tarafından birçok farklı materyal ve zaman aralıklarıyla tekrarlandı. Ortaya çıkan sonuç; ilk öğrenme süreci ne kadar derli topluysa unutma o kadar yavaştır. Örneğin birkaç yıl boyunca öğrendiğiniz bir dili birkaç günde unutmazsınız. Fakat Ebbing Ghaus’un unutma eğrisi uyarınca o dili kullanmazsanız birkaç gün içerisinde unutursunuz. Yani o noktadan sonra unutma hızınız düşer. Bozulma ve unutmaya dair ilginç nokta da şudur ki bir şeyi geri alamamamız, o şeyin uzun süreli hafızamızdan silindiği anlamına gelmez. Geri almanın yanında, bir bireyin bilgi veya yeteneği ne kadar iyi öğrendiğini anlamanın bir diğer yolu da o şeyi yeniden öğrenme hızına bakmaktır. Ebbing Ghaus üç harfli anlamsız heceleri kullanarak unutmanın yanı sıra yeniden öğrenme sürecini de incelemiştir. Listede gördüğü tüm heceleri hatırlayamasa bile listeyi ikinci kez ezberlemesi ilkinden daha kısa sürmüştür. Yani o hatırlayamasa bile belleğin
    temeli hala yerinde durmaktadır. Bu temele tasarruf adı verilmektedir. Çünkü biz farkında olsak da olmasak da bu bilgi bir kenara konulmaktadır. Yöntemsel yetenekler de yeniden öğrenilebilmektedir. Örneğin; birkaç ay önce piyanoyla bir şarkı çalmayı öğrendiniz ve bugün tek bir notasını bile hatırlamıyorsunuz. Notaları elinize alıp şarkıları yeniden öğrenmeye çalıştığınızda, eğer bir şeyi geri alamamak o şeyin uzun süreli belleğinizden sonsuza dek silinip gittiği anlamına gelseydi, bir şarkıyı ikinci kez öğrenmek ilki kadar zaman alırdı. Oysa şarkıyı ikinci kez öğrenmeniz büyük ihtimalle ilk öğrenmenizden daha kısa sürecektir. Bu süre farkı, şarkının uzun süreli belleğinizde kısmen de olsa hala saklanmakta olduğu anlamına gelir. Fakat sorun her zaman bozulmada olmayabilir. Bazen bir şeyler istediğimiz bilgiye erişmemizi engeller. Doğal olarak buna da engel adı verilir. İki tür engel vardır. Bunlar; geriye etkili ve ileriye etkili.

    Geriye etkili engel: öğrendiğimiz yeni bir bilgi önceden bildiğimiz bir şeyi hatırlamamızı engeller. Örneğin; yeni bir eve taşındınız ve her yere yeni adresiniz veriyorsunuz. Bu durumda eski adresi hatırlamanız güçleşir. İleriye etkili engel: geçmişte öğrendiğiniz bir bilgi, yeni bir bilgiyi öğrenmenizi ya da hatırlamanızı engelliyor. Örneğin; e-mail adresinizin parolasını uzun süre değiştirmemiş olmanız ve yakın zamanda değiştirdiğinizde genellikle eski olanı hatırlarsınız. Bu durum eski parolanızın hafızanızda yeni parolanızın önüne geçmesini sağlar.

    Hafızanız size oyunlar oynayabilir. Öğrenip unuttuğunuz sandığınız şeyler, tekrar edildiğinde hatırlanabileceği gibi hiç hatırlanmaya da bilir.

  • Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlı Deyip Geçmeyin

    Yaşlanma doğal bir süreçtir ve hafızada bir takım değişikliklere yol açar. Birçokları yaşlanmayı bilişsel performanstaki düşüşle ilişkilendirir. Yetişkinlikte gelişen bilişsel değişimlerin tamamı
    olumsuz değildir. Bazı yetenekler nispeten değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

    Değişmeyen yetenekler; öncelikle örtük bellek(açık olmayan hafıza) ömür boyu aynı kalır. Başka bir deyişle bisiklet sürmeyi bir kez öğrendiğinizde ne kadar yaşlanırsanız yaşlanın bu yöntemsel bellek (doğrudan doğruya bilinçli erişime açık olan hafıza) hep sizinle gelecektir. Tabi herhangi bir beyin hasarı ya da hastalığı geçirmediğiniz müddetçe. Tanıma belleği de zamandan bağımsız olarak nispeten sabit kalır. Yani bir şeyi öğrendiğinizde daha sonra o şeyi bir listeden seçebilme yeteneğiniz 27 yaşınızda neyse 67 yaşınızda da hemen hemen odur.

    Gelişen yetenekler; anlamsal bellek (genel kültür bilgilerinin saklandığı hafıza) 60 yaş civarına kadar gelişmeye devam eder ve ancak ondan sonra gerilemeye başlar. Yani yaşlı insanların sözel yetenekleri hala yerli yerindedir. Çok iyi bulmaca arkadaşı olmalarının nedeni de
    budur. Yaşlı insanların gençlerden ilerde olduğunun bir diğer alan da yine ilgili bir kavram olarak kristalize zekâdır. Bu bilgi ve tecrübeleri kullanabilme yeteneğiyle ilgili zekâ türüdür. Daha yaşlı
    insanlar daha uzun süre yaşayıp daha çok bilgi ve tecrübe kazanmış olduklarından bu akla yatkın bir sonuçtur. Kristalize zekâ çoğunlukla, okuduğunu anlama ve mukayese testleriyle ölçülür. Yaşlı insanlar bu testlerde gençlerden daha başarılıdır. Son olarak yaşlı insanlar; kişiler arası veya duygu yüklü problemler arasında genellikle daha iyi mantık yürütür. Bireyin belli bir tür duruma dair bilgi ve tecrübesi ne kadar enginse bu tecrübelere dayanarak benzer bir durumla başa
    çıkabilme ihtimali de o kadar yüksektir. Yaş ilerledikçe elbette gerileyen bilişsel yeteneklerimiz de vardır. Tanıma değişmese bile hatırlama zorlaşır. Yaşlı insanların tepki üretmesi gençlere nazaran
    daha zordur. Serbest hatırlama testi sonuçları bunu kanıtlar niteliktedir. Benzer şekilde olaysal bellek (zaman ve yer gibi değişkenlere bağlı bilgileri kapsar) de geriler. Uzun süre önce
    oluşmuş bellekler çoğu zaman değişmeden kalsa da yaş ilerledikçe yeni olaysal bellekler oluşturmak zorlaşır. Yaşlanınca işlem hızı da düşer. Mesela birlikte Kim Milyoner Olmak İster? Yarışmasını izlediğiniz anneanneniz, sizinle aynı sayıda soruyu doğru cevaplayabilir. Hatta
    sizden daha başarılı da olabilir. Ama kısa süreli tepki vermek konusunda sizden daha çok zorlanır. Yaşlandıkça işlem hızına bağlı olarak bölünmüş dikkat de geriler. Dikkatimizi bir görevden alıp bir
    göreve vermemiz gittikçe daha zor bir hal alır.Bu nedenle dikkatimiz daha kolay dağılır.

    Özetle yetişkinlikte gerçekleşen bilişsel değişimler her zaman olumsuz değildir. Bazı bilişsel yetenekler gerilese de sağlıklı yaşlılarda bazı bilişsel yetenekler değişmeden kalır. Hatta bazıları daha da gelişir.

  • Babalık-annelik-kardeşlik testi

    BİYOLOJİK YAPIMIZ: Biyolojik yapımıza ait tüm bilgiler DNA dediğimiz yapıda 2 kopya olarak kodlanmıştır. Bu kopyalardan bir tanesi anneden gelirken diğeri babadan gelir. Böylece genetik bilgimizin yarısını annemizden diğer yarısını da babamızdan alırız. Dolayısıyla hem anne hem de babamızla ortak gen bölgelerimiz bulunmaktadır.

    BABALIK TESTİ: çocuk ile baba arasında tamamen ortak olması gereken bölgelerin analizi yapılmaktadır. Eğer çocuk ile babanın analiz edilen gen bölgeleri aynı ise test edilen baba adayı çocuğun gerçek babasıdır. Yapılan babalık testinde tutarsızlık gözlenmişse yani çocuğa babadan geldiği bilinen genetik bilgi, test edilen baba adayınınki ile eşleşmiyorsa, test edilen baba adayı çocuğun gerçek babası değildir.

    ANNELİK TESTİ: Annelik Testi yapılırken anne ve çocuğun ortak olması gereken DNA bölgeleri birbirleri ile karşılaştırılır. Eğer çocuk ile anne analiz edilen gen bölgeleri aynı ise test edilen anne adayı çocuğun gerçek annesidir. Çocuğa anne geldiği bilinen genetik bilgi, test edilen anne adayınınki ile eşleşmiyorsa, test edilen anne baba çocuğun gerçek annesi değildir.

    KARDEŞLİK TESTİ: Kardeş olduklarına şüpheleri olan iki birey arasındaki genetik kardeşlik bağını doğrulanması için önerilir. Bu genetik kardeşlik bağı doğrulaması yarı – kardeşlik tek ortak ebeveynden kardeşlik durumu yada tam-kardeşlik aynı biyolojik ebeveynlerden kardeşlik durumunda yapılabilmektedir. DNA Kardeşlik testi ebeveynlerden örnek toplanmaya gerek kalmadan da sadece kardeş olması olası iki bireyden alınan örneklerler de yapılabilmektedir, fakat sonuçların doğruluğunu daha da sağlam temellere dayandırmak için kardeşlik testi yapıldığı durumlarda ebeveynlerden de örnekler alınabilir

    Örnekler ağız mukozasından pamuklu çubukla alınmaktadır.

    Güvenilirlik: toplam 15 marker ile (ortak gen bölgeleri üzerinde) çalışarak %99,99 oranında doğru sonuç vermektedir.

    Test süresi: yaklaşık 15-20 gün arasında sonuçlar verilmektedir.

    Test sonuçları: Sonuçlar gizlilik prensibi çerçevesinde sadece test yapılan kişilere elden rapor teslimi şeklinde gerçekleştirilmektedir. Telefonla ya da diğer yollarla asla başka bir kimse ile bilgi paylaşımında bulunulmamaktadır.

  • KADIN CİNSELLİĞİ

    KADIN CİNSELLİĞİ

    Kadınlar için cinsel uyarıcı olan şeyler nelerdir? Bu konuda 21. yüzyıla kadar çok araştırma yapılmamıştır. Genelde erkeklerin nelerden etkilendikleri araştırma konusu olmuştur. Günümüzde kadınlarında çalışma hayatında yer almaları ve üst düzey yönetici kadrolara gelmeye başlamaları nedeniyle artık kadınlar içinde araştırmalar yapılmaya başlandı. Tüketim dünyasında daha çok yer almaları da kadınların mutluluğu için ve daha fazla cinsel haz alabilmeleri ile ilgili tüketime yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Tüm bunların içinde bilim adamları artık kadını cinsel yönden duyarlı hale getirmede nelerin ne ölçüde rolü olduğunu araştırmaya başladılar. Bu arayış hem kadınların cephesinde hem de erkeklerin cephesinde çok önemlidir. Kadının nasıl daha fazla cinsel zevk alacağı konusundaki bilgi hem kadını mutlu edecek, hem de ilişkiyi güzelleştireceği için erkeği de mutlu edecektir. Jacqualine Tarkiel “seks aşkla olur ama seks aşkın dışında da olur ve güzel, doyurucu olabilir” diyor. Aşksız seksin sadece erkeklere özgü olduğunu söylemek doğru bir düşünce değildir. Kadın da erkek gibi, uygun bir seks ilişkisinden haz alacaktır. Bu haz olayı gerçek bir doyumdur. Aşkla birlikte alınan doyum daha fazla haz veren ve daha farklı etkileri yaşatan bir durumdur. Bu yaşantıda aşk o kadar etkin ve baskındır ki, seksten alınan zevkin daima önünde yer alır.

    Ergenlik döneminde yaşanan bir başka önemli nokta ise, gençlik (ergenlik) döneminde tüm dürtülerin kabarmasıdır. Bu, kızda da erkekte de böyledir. Genel düşünce olarak, kızlar mastürbasyon yapmaz sanılır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Hatta mastürbasyon yapan kız kendini suçlu ve günah işlemiş olarak görür ve çok büyük bir sıkıntı içine girer. Mutsuz olur. Genç kızların, cinsellik konusunu en yakınında olan annesiyle rahatça konuşabilmesi gerekmektedir. Ama genç kız hem konuşmaya çekinir, hem de anne yeterli bilgiye sahip olmadığı için kızı konuyu açtığında hemen kapatma yoluna gider.

    Kadın için çok önem verilmesi gereken bir nokta, menopoz döneminde sekstir. Bu dönemde seks ilişkisinin olmaması veya az olması, kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak eşlerini mutsuz eder ve ilişkilerini olumsuz etkiler. Menopoz döneminde östrojen hormonlarının azalması, salgı sistemindeki düzensizlikler, vajinal kuruluk gibi sorunlar tedavi edilmediği takdirde cinsel isteksizlik yaşanabilir. Bu sorunun çaresi vardır. Menopoz dönemine giren veya girmek üzere olan kadınların mutlaka bir psikologla görüşmeleri uygun olacaktır. Öncelikle kafalarındaki soru işaretlerini netleştirmelidirler. Bazen bu bilgilenme tamamen sorunu çözmektedir. Bazen cinsel ilişkiye girememe korkusuyla psikoloğa giden pek çok çift cinsellik konusunda bilgilendirme aşamasında ilişkiye rahatça girebilmektedirler. Bu da bize kadınların çoğunlukla cinsellik konusunda önyargılardan ve yanlış toplumsal değer yargılarından daha çok etkilendiğini göstermektedir. Kadın olsun erkek olsun cinsellik konusunda bilgi eksikliği Türkiye’de bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Utanma, bilgisizlik, yanlış bilgiler, batıl inançlar ve günah duyguları cinselliğin katili olmaktadır. Menopoz dönemindeki kuruluk gibi basit ve çözümü olan bir olay bile pek çok aileyi mutsuz edebilmektedir.

    Türkiye’de hala seksin güzel, hoş, temiz, herkes için gerekli bir olay olarak algılanmaması önemli sorunlar yaratmaktadır. Burada en önemli görev medyaya düşmektedir. Görsel ve yazılı basın sürekli olarak kadını bir meta olarak sunmamalı, özellikle televole gibi programların zaten bilinçli olmayan bir toplumda kadına bakış açısını daha da olumsuza doğru körüklemektedir. Medya seksin güzel, gerekli, zevkli bir olay olması gerektiğini topluma anlatabilirse, yanlış bilgi eksikliklerini ve inanışları düzeltebilir.

    Medya, psikologlar, sosyologlar ve ilahiyatçılarında desteğiyle cinselliğe bakış açısı değiştirilebilir. Yasalarla da kadına yönelik ayrımcılın ortadan kalkması desteklenmelidir.

  • Siber Zorbalık

    Siber Zorbalık

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Siber zorbalık nedir?

    Kasıtlı bir şekilde savunmasız birey ya da gruplara iletişim ve bilgi teknolojisi yoluyla verilen zarar ve etki olarak tanımlanmaktadır. Öfke ve nefret dolu mesajlar yoluyla tehdit etme, sataşma, küfür etme, alay etme gibi davranışlar zorbalık örnekleri olarak gösterilebilir. Sahte hesaplar kullanılarak kişilerin özel bilgilerini çalıp bunları yaymak veya yaymaya çalışmak gibi davranışlar da çok sık yaşanmaktadır.

    Siber zorbalığa sürükleyen sebepler neler olabilir?

    Normal hayatlarını güçsüz ve etkisiz bir şekilde sürdüren bireyler internet ortamında kimliklerini gizleyebilirler ve hayatta ihtiyaç duydukları güce internet ortamında ihtiyaç duymazlar. Bu durum kişilerin zorbalığa sürüklenmesinde etkilidir.

    Başka bireylere zarar vermenin kolaylığı, maliyetin düşük oluşu, erişimin kolaylığı, kimliği gizleme kolaylığı, saldırganlık, akıl sağlığındaki sorunlar, az gelişmiş sosyal beceriler, düşük benlik saygısı, yüksek seviyeli sosyal kaygı, internet kullanımında yeterli olmayan eğitim, uygun olmayan davranışların model alınması, yetersiz ebeveyn-çocuk etkileşimi de siber zorbalığın oluşmasında etkili sebeplerdir.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma, disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.

    Yapılan bir takım araştırmalar sonucunda siber zorbalık yapan bireylerin aileleri ile duygusal bağlarının oldukça zayıf olduğu ve bu zayıflığın siber zorbalık yapmalarını üç kat artırdığı bulgusuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak bu bireylerde başka insanların eşyalarına zarar verme, madde kullanımı gibi suçların yaygın olduğu belirlenmiştir.

    Siber zorbalığın çeşitleri nelerdir?

    Karşımıza çıkan iki tür siber zorbalık vardır.Bunlar;

    E-iletişim zorbalığı: Daha çok psikolojik yönlü etkileri içerir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla bireyleri rahatsız etme, internet yoluyla hakaret etme, kişiden izinsiz fotoğraflarını yayınlama, kişilerle ilgili dedikodu yapma gibi saldırı davranışlarından oluşur.

    Elektronik zorbalık: Daha çok teknik yönlü etkileri içerir. Bu zorbalık türü bireylerin kişisel şifrelerinin eleçirilmesi, spam içeren maillerin gönderilmesi ve bulaşıcı olan maillerin gönderilmesi gibi teknik olan olayları içerir.

    Siber zorbalık mağduru bireyler kimlerdir ve yaşadıkları duygular nelerdir?

    Her yaştan ve kesimden insanın mağdur olduğu bu saldırı türüne daha çok maruz kalan ve etkilenenler çocuk ve ergenlerdir. Erkekler mağdur kaldıkları zaman daha çok öfke, kız çocuklar ve ergenler ise daha çok üzüntü duygularını yaşarlar. Yaşanan öfke ve üzüntü duyguları intikam duygusunun oluşmasına da zemin hazırlar.

    Siber Zorbalık konusunda yapılan bir takım araştırmalar zorbalık davranışlarının mağdur olan kişilerde  özellikle sosyal, duygusal ve akademik anlamda ciddi zararlara sebep olduğunu göstermektedir. Siber zorbalık davranışları buna maruz kalan kişilerin sosyal iletişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Ayrıca çevreye uyumu zorlaştıran sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu tür davranışların mağduru olan öğrenciler arkadaşlık kurmada ciddi zorluklar yaşadıklarını, sınıf arkadaşlarıyla iletişim kurmada sorunlar yaşadıklarını söylemektedirler.

    Siber zorbalık mağduru öğrencilerde devamsızlık, okuldan kaçma, okulu bırakma,  disiplin cezası alma, derslere yoğunlaşamama ve ders notlarında düşüş gibi davranışlar olabilmektedir.

    Siber zorbalığın psikolojik etkileri nelerdir?

    Yapılan araştırmalar siber zorbalığa uğrayan mağdurların özellikle yoğun

    • Öfke,

    • Üzüntü,

    • Mutsuzluk,

    • Kızgınlık gibi duygular yaşadıklarını göstermektedir.

    Bunlara ek olarak;

    • Çaresizlik,

    • Dışlanma,

    • Hayal kırıklığı,

    • Savunmasızlık,

    • Depresyon,

    • Anksiyete

    • Travma bozuklukları ve aile problemleri gibi bazı psikolojik sorunlarla karşılaşabildiklerini görülmektedir. Siber zorbalığın en üzücü sonuçlarından biri de intihardır.

    Siber zorbalık ile nasıl baş edilebilir?

    Zorbalık yapan kişilerin yaşadıkları aile içi sorunlar, okul veya iş ortamında yaşadıkları sorunlar incelenerek yardım sağlanmalıdır. Çocuk ve ergenleri siber zorbalığa sürükleyen sebeplerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğitimler verilmesi faydalı olacaktır. Zorbalığın daha çok ergenlerde ve öğrencilerde ortaya çıktığı sonuçlarına dayanarak öğrencilere,velilere ve öğretmenlere siber iletişim konulu eğitimler ve bilgilendirmeler yapılması bilinçlenmek açısından yararlı olacaktır. Bu bilgilendirmeye ek olarak siber zorbalığın idari ve adli cezaları konusunda da bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Zorbalık mağduru kişilere psikolojik destek sağlanmalı ve sosyal destek ile kendilerini daha iyi hissetmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır.

  • ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    ÇOCUKLARDA NEDEN CİNSEL EĞİTİM ?

    BİRİNCİ NEDEN

    Gelişim bir bütündür. Bu bütünün parçalarından biri de cinsel gelişimdir. Günümüzde çocuklar hızla değişen ve karmaşık ilişkilerin egemen olduğu bir dünyada yaşamak durumundalar. Toplumdaki gelenek ve değerler yerini hızla yeni değer ve yaklaşımlara bırakıyor. Bu da anne babalarının rollerini gittikçe zorlaştırıyor.

    Toplumdaki değerler yerini yeni değerlere bırakırken, bu durum anne babalara ve eğitimcilere yeni sorumluluklar yüklemektedir. Bu sebeple de değişen şartlar altında çocuklarımıza cinsel eğitim vermek,’’ ne zaman ?’’ , ‘’ ne şekilde ?’’ ve ‘’ kimtarafından ?’’ sorularını beraberinde getiriyor. Aslında bazı uzmanlar çocuklardan önce yetişkinlere cinsel eğitim verilmesi gereği üzerinde duruyor. Bizde bilginin ve yaklaşımın ebeveynin sorumluluğunda olması ve yetişkinden çocuğa aktarılacağı düşüncesiyle de sizinle bazı öncelikli konuları paylaşmak istedik.
    Cinsel Eğitim ailede başlar. Ailede başlayan cinsel eğitim, okulda da sürdürülmelidir. Ancak çocuğun okula başlaması, ailenin artık cinsel eğitimden sorumlu olmayacağı anlamına gelmez. Önemli olan okul içi ve dışı eğitimin birbirini tamamlamasıdır.
    Cinsel Eğitim, çocuğun doğumundan ergenlik dönemine kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde ailenin sorumluluğu ; Çocuğu gelişim düzeyine uygun ve doğru bilgilerle aydınlatarak cinsel kimliğinden hoşnut, beden ve duygularının bilincinde yetiştirebilmektir.
    Her ailenin sosyo-kültürel yapısı, değerleri ve inançları farklı olabilir bu doğaldır. Bu farklılık çocuğa verilen mesajların niteliğini etkilemektedir.
    Aslında ebeveynler cinsel eğitimi, cinsellik içeren konularda takındıkları tutum (ceza, yasaklama, ayıplama, yok sayma) ve tavırları ile doğdukları andan itibaren çocuklara verirler. Bunların hepsi sistemsiz ve farkında olmadan çocuğa aktarılır. Bu aktarımlar çocuğun cinsel kimlik ile ilgili bilgilerinin temelini oluşturur. Böylece anne karnındayken belirlenmiş olan cinsel kimlik yaşam boyu gelişmeye ve olgunlaşmaya devam eder.
    Çocukların cinsellikle ilgili soruları iki yaşlarında itibaren kendi bedenleri ve varoluşları ile ilgili olur. ‘’ Anne ben nasıl oldum ?’’ , ‘’ Ben nereden geldim ?’’ vb sorularla başlayan merak, bedenler arasındaki farklara kadar uzanır. Soru sorma aşamasında önemli olan çocuğun merakının düzeyine uygun, detaya girmeden ve net olarak giderilebilmesidir. Cevap verirken doğal ve rahat olmak çocuğun konuyla ilgili gündemini
    etkileyecektir. İlk sorular ebeveyn tarafından geçiştirilse de çocuğun bilinci arttıkça ebeveyne güvenip güvenemeyeceğini öğrenir.

    Bu sebeplerahat ve güvenilir olmak daha sonraki paylaşımları etkiler. Çocuklar bazen öğrendikleri bir şeyi sorarak ebeveynleri test ederler. Ebeveynin verdiği cevaplar kaçamak oluyorsa, anne babanın sesi titriyor ve heyecanlanıyorsa , çocuğa kızıp ‘’ ayıp’’ deniyorsa bir daha soru sormayacaktır.
    Ayıp kelimesi soyut bir kelime olduğu için ne olduğunu anlamayacak ve sadece gösterilen tepkiden dolayı suçluluk hissedecektir. Cinsel gelişim için önemli bir tehlike olan utanç duygusu çocuğun yetişkinliğinde onu durduran ve cinsellik konusunda takılmasına sebep olabilecek bir duygudur.
    Sorularına cevap alamayan çocuğun merakı doyurulmadığı için bu konuyu kapatamayacak ve konu takıntı haline gelecektir. Farklı bilgi kaynakları aramaya devam edecektir. Ebeveynler olarak sağlıklı bilgi kaynağı olma rolünüzü kaybetmemek için cevap vermekte zorlandığınız konularda ona dürüst olup ‘’ Bu sorunun cevabını sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Öğrenip sana anlatacağım’’ ya da ‘Gel beraber araştıralım diyebilirsiniz. Zorlandığınız noktada Rehberlik Servisinden yardım alabilirsiniz.
    Okul öncesi dönemde çocuk cinsellikle ilgili çok rahat ve açık soruları bizim hiç hazır olmadığımız zaman ve
    ortamlarda sorabilir. Bu çok doğaldır. Buradaki zorluk çocuktan değil yetişkinlerin cinsellikle ilgili yargılarından kaynaklanır. Çünkü toplumda ebeveynleri bu şekilde eğitmiştir. Bu dönemde sorabileceği soru ve cevaplar şu şekilde olabilir:

    Neden senin de benim gibi pipin yok, anne?: Çünkü sen erkeksin ve bende kadınım. Kadınların pipisi olmaz, erkeklerin pipisi olur.
    Annelerin neden memeleri var? Babaların neden memeleri yok: Çünkü anneler bebekleri besler. Bebekler doğduğunda annelerin memelerinde süt olur. Bebekler bu sütü içer ve büyür.
    Ben nasıl doğdum : Annelerin karnında bebeklerin büyüdükleri bir yuva vardır. Sen orada büyüdün ve sonra da doğdun.
    Çocuk soru sordu, bir eylemde bulundu diye korkmak ve kızmak yerine davranışın sebebini anlamaya çalışmak daha yerinde olur. Çocuklar bilgi sahibi olsa da cinsel eğilimli davranışlarını eyleme geçiremezler çünkü bunun için gerekli hormonsal gelişimleri tamamlanmamıştır. Bu yüzden çocuğun cinselliği algılayışı ile yetişkinin algılayışı hiçbir zaman aynı değildir. Çocuğun istediği tek şey aslında gizli saklı şeyleri öğrenmektir. Öğrendiği şeyler doğru ise çocuk yanlış bilgilerden korunmuş olacaktır.
    Çocuğun cinsellikle ilgili sorularında ‘’ Sence nasıl ?’’ , ‘’ Sen ne düşünüyorsun ?’’ vb. sorular onun neyi bildiğini ve ne şekilde düşündüğünü anlamanız konusunda size yardımcı olacaktır. Çocuk soru sorduğunda önemli olan nokta merak ettiği kısmı tamamlamak ve yanlış bilgi varsa bunu düzeltmektir.

    İKİNCİ NEDEN

    Çocuklar ebeveynlerine yönelttikleri soru ve gözlemler dışında yaşıtları ile kurdukları oyunlarla da meraklarını gidermeye çalışırlar. Doktorculuk ve evcilik en popüler ve sık oynadıkları oyunlardır. Vücutlarını incelemek, ellemek ve diğerlerinin kendi gibi olduğunu anlamak ve bu alandaki enerjilerini aktarmak isterler.
    Erkekler meraktan kızların eteğini kaldırabilir, kızlar tuvalette erkekleri görmeye çalışabilirler. Aynı şeyleri ebeveynlerine yapıp vücutlarını görmek isteyebilirler. Bu durumlarda yaşına uygun bir kitaptan benzerlikler ve farklılıklar çocuğa gösterilebilir. Böylece çocuğun merakı ve varsa kaygıları giderilebilir.
    Küçük yaşta bir kız çocuğunu annenin memesine özenmesi cinsel kimliğin gelişimi açısından önemli bir aşamadır. Çocuğun cinsiyetini kabul etme ve bedenini onaylaması ileriki yaşlardaolumlu kimlik algısını oluşturur. Bedeninden memnun olmayan bir çocuk bununla ilgili problemler yaşar. Bunu aşmak için çeşitli yöntemler kullanır. Kendini ikna etmeye çalışır.
    Cinsellikle ilgili kaygılar kız çocuklarda penise sahip olmamaktan dolayı eksiklik hissi, erkek çocuklarda penise bir zarar gelmesi, sünnet ile ilgili kaygılar olabilir. Çocuklara bedenleri ile ilgili yapılan şakalar onlara rahatsızlık verebilir çünkü çocuklar yetişkinlerin söylediklerine inanırlar.
    Okul çağı çocukları 7 yaşından sonra cinsellikle ilgili fazla soru sormazlar. Bu onların merak ve ilgilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez sadece bazı şeyleri artık öğrenmiştir. Bu dönemde kendi cinslerinden olanlarla arkadaş gruplarında cinsel konuları konuşurlar.
    Cinsel konularla ilgili şaka ve sözler özellikle erkek çocuklar arasında daha fazla kullanılır. Kız çocuklar daha çok bilgi kısmı ile ilgilenirken erkek çocuklar toplumun da cinsel kimlik açısından verdiği güçle daha rahat ve özgürdürler. Kız çocuklar cinsel kimliklerini vurgulamaktan çekinirler. Bu öğrenilmiş bir davranıştır. Her gelişimde olduğu gibi genel olandan uzaklaşan ve farklılaşan davranış ve tutumları izlemekte fayda vardır. Çocukların konuşmadığı ve soru sormadığı bu dönemde ebeveynin ve eğitimcilerin gözlemci ve güvenilir bir kaynak olarak var olmaları , ara ara süreçle ilgili bilgi vermeleri yerinde olur. Aslında çocuklar ebeveyn ve öğretmenlerinin zannettiğinden daha fazla bilgiye sahiptirler çünkü bu konuda zannettiğimizden daha fazla kaynakları vardır. Toplum içindeki örnekler, izledikleri film ve cinsel içerikli reklamlar onların merak ve ilgisini bu alana çekebilir. Bazı çocuklar gördüklerini taklit yoluyla anlamaya çalışabilir. Dikkat anne ile babanın ilişkisine kayar. Böylece cinsel kimliğin gelişiminde çok önemli olan ‘özdeşim’ gerçekleşir. Kız çocuk babayı elde etmek için anne ile, erkek çocuk anneyi elde etmek için baba ile özdeşim kurar. Bu çocuğun kendi cinsel kimliğini kazanması açısından önemlidir.
    Bazı çocuklar özellikle okul öncesi dönemde bedenlerinden haz aldıklarını fark ederler. Cinsel organla oynama, elleme ve benzeri davranışlar yapabilirler.Bazıları ise dikkat çekmek için bunu sürdürebilir. Bu durumda çocuğun enerjisini başka bir alana yöneltmek en doğrusu olacaktır.
    Cinsel eğitimde temel olan bedenin kişiye özel olduğudur. Bununla ilgili kişisel sınırlara çocuk açısından da saygı gösterilmelidir; istemediği ortamlarda soymamak, vücudunu başkalarına göstermemek, kapı açık tuvalete girmemek, cinsiyeti ile ilgili abartılı ya da küçük düşürücü ifadeler kullanmamak, ve tehdit etmemek gibi. Bu yaklaşımların her biri çocuğun ileriki yaşlardaki cinselliğini etkileyebilecek yaklaşımlardır.
    Cinsel eğitimin temel amaçlarından biri de çocuğa kendisini ve vücudunu korumayı öğretmektir.
    Sevgili Anne Babalar;
    Çocukların cinsel konulardaki merakı diğer konulardaki merakı gibi yerinde ve sağlıklıdır. Önemli olan çocuğun bilgi ihtiyacını doğru şekilde giderebilmektir. Bu konuda çocuk ile iletişim kurarken çeşitli kitapları araç olarak kullanabilirsiniz. İhtiyacınız olduğunda bir uzmandan destek alabilirsiniz.

  • EMDR

    EMDR

    Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing: EMDR); savaş stresi, taciz, doğal afetler veya çocukluk döneminde yaşanan örseleyici olaylar gibi rahatsız edici yaşam deneyimlerinin neden olduğu duygusal sorunların yanı sıra, fobi, performans kaygısı, panik bozukluk, beden algısının bozukluğu, çocuklarda travma belirtileri, yas, kronik ağrı, taciz, tecavüz ve başka sorunların tedavisinde kullanılan psikodinamik, bilişsel, davranışsal ve danışan merkezli yaklaşımlar gibi çok iyi bilinen farklı yaklaşımların öğelerini bir araya getiren bütüncül bir psikoterapi yöntemidir.

    EMDR’nin TSSB’de etkili olduğu kanıtlanmıştır . EMDR’nin belirtilerde bir çok tedaviden daha hızlı düzelme sağladığı ve daha az tedavi seansı gerektirdiği ve travma odaklı kognitif bilişsel terapi ile eşit etkili olduğu bildirilmiştir.

    Yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır. EMDR’nin gelişimi 1987 senesinde, Dr. Francine Shapiro’nun göz hareketlerinin rahatsız edici düşüncelerin şiddetini azaltabildiğini tesadüfen keşfetmesiyle başlamıştır. Sonrasında EMDR, tüm dünyadan terapistlerin ve araştırmacıların katkılarıyla hızla gelişmiştir.

    EMDR terapi literatüründe ‘kısa süreli terapiler’ grubunda yer alır. EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır. Her kişinin bilgileri kendi değerleri ve deneyimleri doğrultusunda kendine has bir biçimde işlemesi de süreyi etkiler. Ancak genel olarak 6-8 seans tek travma için yeterli olmaktadır.

    EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

    Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

    Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

    EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

    Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

    EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

  • Sınav kaygısı nasıl oluşur?

    Sınav kaygısı nasıl oluşur?

    TEOG ve LYS sınavı yaklaştıkça sınav kaygıları üzerine gençlerle yaptığım görüşmeler artmaya başladı. Gençlerin içinde bulundukları durumun daha iyi anlaşılabilmesi için bu konuyu ele almak istedim.

    Sınav kaygısının temeli düşüncelerimizdir.

    Sınav kaygıları temelde anlam verme ve düşünme sorunlarından köken alır. Bir şeye nasıl bakarsak öyle görürüz. Nasıl baktığımızı sorgulamazsak isek hatayı nerede yaptığımızı fark edemeden kaygıların içinde boğuşur dururuz.

    Sınava doğru anlam vermek gerekir…

    Sınav hazırlığı özünde bir bilgi edinme ve bu bilgiyi verilen sürede geri sunma sürecidir. Bu nedenle bilgi edinme ve zaman yönetimi konusunda beceriler kazanmayı gerektirir. Hazırlıklarımızla bilgi ve beceriler kazanırız girdiğimiz testler ile de bunları sınarız.

    Bilgi ve becerilerimiz geliştirilebilir…

    Büyük sınava kadar geliştirebileceğimiz kadar bilgi ve becerilerimizi geliştirir, sınav günü ise bu edindiklerimizi kağıda yansıtmaya çalışırız. Sınav bir fırsattır ve bu fırsatı iyi kullanmaz isek başka fırsatlar için dersler çıkartırız. Hayat ise fırsatlar ile doludur.

    Sınava ve hazırlık sürecine farklı anlamlar yüklenir ise..

    Bazı gençler çeşitli nedenlerle sınava, kendilerine ve çevrelerine karşı farklı anlamlar yüklemeye başlarlar. Denemelerde yapılan yanlışlar çalışma şekli hakkında bir mesajdan çok kişiliğe yansıtılır. Bu sonuca göre diğerleri kadar zeki değildirler. Çalışsa da yapamayacaklardır. Sınavdaki bilgiler sanki çalışsa bile unutulan bilgilerdir. Sınav gününde bir tehlike görülmeye başlanır. Büyük sınav gelecek testi gibidir. Sınav da başarısız olmak gelecekte felaketlere dönüşecektir.

    Düşünce duyguyu, duygu davranışı ve fizyolojik tepkileri tetikler…

    Tabi bu tehlike atıfları ile süreç bitmez. Beynimiz bu gerçekçi bir yorum mu yoksa bir düşünme hatası mı diye değerlendirmez. Basar stres tepkilerinin tetiğine. Kaygı ve korku duyguları başlar. Gerginlikler, uykusuzluklar, iştah değişiklikleri tabloya eklenir. Motivasyon azalır. Ders çalışmaya uğraşıldığın da olumsuz düşüncelerden verilen bilgiye odaklanılamaz. Öğrenme yavaşlar. Hafıza bozulur ve gerçekten performans düşer. Denemelerde yanlışlar artar. Giderek olumsuz düşünceler haklı çıkmaya başlamıştır.

    Olumsuz düşünceler bir kısır döngüye dönüşmüştür artık…

    Biz bu duruma kendini doğrulayan kehanet adını veririz. Bazı gençlerde tablo daha da ağırlaşır. Depresyon, umutsuzluk ve intihara varan davranışlar gözlenir. İlk domino taşının yıkılması gibi küçük bir hamle ile başlayan süreç giderek genci hatta aileyi yıkacak kadar güçlenir. Özetle düşünceler duygulara, duygular davranışlara, davranışlara kaderimize dönüşmüştür (Gandi). Lütfen sınav kaygısı yaşayan gençlerimize ve içlerine olup bitene kulak verelim. Onların olup biteni doğru yorumlamaları için onlara rehberlik edelim. Kalın sağlıcakla…