Etiket: Bilgi

  • Kamuoyuna bilgilendirme ve uyarı

    Sağlığımız en değerli hazinemiz. Gözümüz bozulduğunda göz doktoruna, dişimiz ağrıdığında diş doktoruna gideriz. Konu deri olunca da deri hastalıkları uzmanına gitmeliyiz.

    Günümüzde son 15-20 yılda teknoloji ve bilişim hizmetlerine ulaşımın kolaylığı sayesinde kozmetoloji konusunda gelişmeler de hızla artmaktadır.

    Bir yandan bilgiye ulaşım bu kadar kolay olurken bir yandan da denetimsizlik nedeniyle bir o kadar da bilgi kirliliği oluşmakta ve kamuoyunun kafasını karıştırmaktadır. Birbirine tamamen zıt bilgiler arasında insanların bazen başı dönmekte ve neye inanıp güveneceği konusunda bocalamasına neden olmaktadır.

    Güzellik ve genç kalma isteği, yüzyıllardır insanların ilgi odağı haline gelmiş ama ne yazık ki çok da istismar edilmiştir.

    İnternet sitelerinde; bitkisel, zararsız diye tanıtılıp, gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerle bir pazar yaratılmış, insanların hem sağlığı hem parası zarar görmüştür.

    Sektörün yüksek rant oranına sahip olması, deneyimi, eğitimi, yetkinliği, yetkisi olmayan, ehil olmayan kişilerce de sahiplenilmesine neden olmuştur.

    Hekimler, başta olayın ciddiyetini anlamakta gecikmiş, daha çok kendilerini sağaltım hizmetlerine adadıklarından ve koruyucu, iyileştirici kozmetik sektörüne yeterince ilgi göstermediğinden ortalık bu ehil olmayan ellere kalmıştır. Ancak ne zaman ki bu işlemlerin komplikasyonları artmaya başlamış ve insanlar mağdur olarak doktorların kapısını çalmış o zaman hekimler de bunun sağlık sorunlarına yol açtığını fark etmişlerdir.

    Kamuoyuna yeterince bilgilendirme yapılmaması ve denetimlerin, hukuki yaptırımların ve düzenlemelerin yetersiz oluşu aktarların, eczacıların, kuaförlerin, güzellik salonlarının, estetisyenlerin, hemşirelerin yani sağlık çalışanı olan ve olmayan pek çok kesimin kozmetik işlemleri fütursuzca yapmalarına neden olmuştur.

    Kozmetik işlemler, ruhsatı dahi olmayan işletmelerde hatta evlerde yapılır hale gelmiştir.

    Kuaförler, güzellik salonları, solaryum merkezleri gibi merkezler tıbbi işletme statüsünde olmamalarına rağmen lazer, botox, dolgu, mezoterapi, PRP ve bunun gibi pek çok tıbbi uygulamayı yapar hale gelmişlerdir.

    Oysa ki bir dermatoloji uzmanları 6 yıllık tıp fakültesi eğitiminin üstüne 4-5 yıl kadar da deri anatomisi, histolojisi, patolojisi, hastalıkları, sağaltımı ve korunması konusunda eğitim almış uzmanlardır. Bu eğitim elbette ki cildin sorunlarını anlayıp bilimsel çözüm üretmek konusunda fazlasıyla yeterlidir.

    Türkiye’de yaklaşık 1500 civarında Dermatoloji hekimi bulunmaktadır.

    Hangi cilt tipine hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiği, hangi uygulamaların hangi ciltlerde yan etki oluşturabileceği ve en önemlisi bir yan etki geliştiğinde nasıl çözüleceğini bilecek kişiler yine derimizin uzmanı dermatoloji doktorlarıdır.

    Bu nedenle kanıtı olmayan bilgi ve uygulamalara, internetten satışı yapılan bitkisel olduğu iddia edilen, nerede ne şekilde üretildiği belli olmayan, Sağlık Bakanlığı ve FDA gibi onayları bulunmayan bu tür ürünlere itimat edilmemeli, ehil olmayan kişilere tıbbi işlem yaptırılmamalıdır.

    Derinizi bunca yıl bu alanda eğitim ve öğretim görmüş dermatologlara emanet ediniz.

  • İnternetten sağlık

    Sevgili okurlarım, bir hekim olarak sizleri her hafta olmasada mümkün olduğunca sık deri hastalıkları ve sağlığı açısından makalelerimle bilgilendirmeye çalışıyorum. Ancak iş, hastalık olunca biraz ciddi bir durum halini alıyor. Bu nedenle de benim yazarlık kariyerim, bu gazetedeki arkadaşlarımı takip ettiğimde anlıyorum ki biraz sekteye uğruyor. Biraz da ben kendimi hastalıkları düşününce tıkanmış hissediyorum, genel mi ayrıntılı mı anlatmam gerekli bazen bilemiyorum. Bu nedenle bugünden sonrası yazılarımda güncel hayatımızda daha çok yer alan deri ile ilgili problemleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Facebook sayfamda takipçilerimle güncel hayatta merak ettikleri, uzmanlığımla ilgili sorunları bana iletmelerini istedim. Bu konuda sanıyorum ki daha faydalı bir işe imza atabiliriz.

    Biliyorsunuz sağlıkla ilgili internet üzerinde birçok site mevcut. Birçoğumuz artık interneti hayatımız içersinde rahatlıkla kullanıyor, istediğimiz bilgiye ulaşıyoruz. Ancak bu bilgilerin çoğu yeterli olmadığı gibi filtrelenmişte olmuyor. O yüzden halkımız bize internet üzerinden birebir ulaşarak, kendi kişisel sorunlarını çözümlemeye çalışıyorlar. Özellikle Deri ve Zührevi hastalıklar alanında uzman olan meslektaşlarımın da benimle aynı durumda olduğunu yakinen biliyorum.

    Biz hekimler hastalıklar hakkında yazı yazmaya bu kadar zorlanırken, hasta diyaloglarını tabi ki Hipokrat yemini çerçevesinde ‘’Anılarımız ‘’ adlı bir kitapta toplasak eminim bir ansiklopedi çıkarabiliriz. Ben bugün bu diyaloglardan çok, bu sorularda ki yanlış bakış açılarından size bahsetmek istiyorum.

    Örneğin bazı hastalar internet ortamından sorarlar; hocam bitkisel bir krem kullandım, her derde deva oluyor yazmış internette, satın aldım. Ama yüzümde kızarıklık ve leke yaptı. Ne yapmalıyım ? Aman doktorum yetiş !

    Öncelikle yüzünüze tedavi amaçlı uygulanacak herhangi bir ürünü, uzman hekiminizin deri tipinizi ve sorununuzu belirlemeden ASLA kullanmayınız. Ayrıca tedavi amaçlı kullanılan ürünlerin, gündüz mü akşam mı kullanılacağı, güneş hassasiyeti yapıp yapmadığı, hengi mevsim kullanılacağı çok önemlidir.Ha bu arada fikrimce her derde deva olan bir ilaç icadı olsaydı inanın böylesine ARGE çalışmaları yapan firmalar bundan mutlak haberdar olurdu.

    Bilgiyi çok bilen mi az bilen mi korkaktır diye sorsanız tabi ki çok bilen derdim. Ne yazık ki Türkiye’de kontrolsüz satış psikolojileri artık halkımıza zarar vermeye başladı ve yetkililere de buradan küçük bir mesaj vermiş olalım. Denetimsiz hak, başkalarının haklarını ne yazık ki hunharca sömürüyor.

    Sık sorulan sorulardan biride genç yaş grubundan geliyor. Aknelerim, izlerim diyen birçok genç, yüzünü su bazlı ürünlerle sabah akşam yıkamayı ne yazık ki hiç bilmiyor. Belki yazılarımda defaiyetle bundan bahsedebilirim. Akne problemi de olan genç yaş ergende deri için en önemli olan deri temizliğidir. Onların ize dönüşmemesi için, izlerin daha çabuk gerilemesi için, derinin yağlanmaması için , yine uygun ürünlerle nemlendirme 2. önemli olandır. 3. Basamak uygun ürünlerle güneşten korunmadır. Bu arada güneş koruyucu satan dermato-kozmetik eczane yada kozmetik ürün satan mağazalardaki çalışan aradaşlara küçük bir mesaj vermek istiyorum. Lütfen hastaların deri tipine ve sorununa uygun ürünleri veriniz. Bu bilgi ve birikiminiz yoksa lütfen bir bilene danışınız.

    Bir hasta yine internet ortamından sorar. Hocam, şüpheli bir birlikteliğim oldu. Ben AIDS olmuş olabilirmiyim hocam?, bir diğeri uzman hekime başvurmuştur ve birçok tetkik ve takip tetkikleri de yapılmıştır ama hala sorar, Hocam tahlillerim negatif ama benim sonra AIDS olma ihtimalim var mı ? Tabiki bu tür soruların internet üzerinden gelmesi, insanların bu konuda ne kadar çekingen, olduğunun göstergesidir. Ancak meslektaşlarımın da hemfikir olduğu bir konu şüpheli cinsel ilişki yaşayan insanların da sayısı ne yazık ki Türkiye’de az değil.

    Öncelikle şöyle bir konuyu aydınlığa kavuşturmamız gereklidir. Cinsel ilişki kavramının başında ŞÜPHELİ fikri varsa lütfen kendiniz için KORUNMACI olunuz. Bunun yöntemleri zaten çok net bilinmektedir. Bunun yanında şüpheli bir ilişki sonrası cinsel yolla sadece AIDS değil birçok hastalığın bulaşabileceğini aklınızdan çıkarmayın. HIV pozitifliği sonrası AIDS hastalığı klinik bulguları bir süreci gerektirir. Ancak siz Sifiliz yani frengi olduğunuzda yada diğer bakteriyel enfeksiyonlar bulaştığında hemen şikayetleriniz başlar. Eğer birde başka bir partneriniz varsa, ona da bulaşacağını asla unutmayın. Kadınlara bulaşan genital siğil tipleri bugün kanser nedenleri arasındadır. Hamile bir annenin taşıdığı bir hastalık ne yazık ki sakat bir bebek yada düşüklerle karşımıza çıkabilir. Sonuç olarak Şüpheli kelimesinin,sadece sizi değil , sevdiklerinizi de ilgilendirdiğini LÜTFEN UNUTMAYINIZ !!!

    Bugün sizlerle, sizleri daha çok ilgilendiren konularda spot bilgilerle, bir miktar da yazarlık yeteneğimi de kullanarak bilgiler vermeye çalıştım. Açıkçası benim içinde zorlanmadan, akıp giden bir yazı oldu. Faydalı olmuştur dileğiyle, efendim sağlıcakla kalınız.

  • Bireysel Terapi

    Bireysel Terapi

    Psikoterapi genel olarak çocuk-ergen, yetişkin ve çift-aile olmak üzere 3 alt dala ayrılır. Bireysel terapi, yetişkin alt dalına karşılık gelir. Bireysel terapide yalnızca danışan ve terapist görüşme yapar ve süreç bu şekilde ilerler. Seanslar süresince odak noktası yalnızca danışanın anlattıkları olur; onun duyguları, düşünceleri ve yaşantısı ele alınır; mevcut problemi yaratan çatışmalara odaklanılır. Bu nedenle görüşmeler dışında danışanın yaşamı ile ilgili araştırma yapmak, bilgi toplamaya çalışmak asla söz konusu olamaz.

    Peki danışanın bir yakını ya da arkadaşı terapisti arayıp bilgi almak isterse ne olur? Bazı durumlarda bireyler çocuğu, eşi, partneri, ebeveyni ya da yakın arkadaşı için çok korumacı davranmak isteyebilir. Tamamen iyi niyetli olarak sürecin iyi gidip gitmediğini merak edebilir. Ancak hangi durum olursa olsun, terapist, danışanı ile ilgili en ufak bir bilgi dahi vermez. Hatta kendini danışanın yakını olarak tanıtan kişiye, bahsettiği isimde bir danışanı olup olmadığı hakkında dahi bilgi vermez. Eğer bilgi almaya çalışan kişi bunda ısrarcı olursa terapist bu kısa görüşmeyi derhal sonlandırır.

    Bireysel terapide, terapisti ilgilendiren konular, danışanın yaşamında gerçekleşen olayların tam olarak ne olduğunu araştırmak değildir. Terapist bir dedektif gibi davranmaz. Bir olaydaki herkesin duygu ve düşüncesini öğrenme ve doğru veya yanlış olduğuna dair bir karar verme asla bireysel terapide yer almaz. Terapist gerçekleşen ve seansa taşınan olaylarda yalnızca danışanın duygu ve düşüncelerine odaklanır. Bunlarda da asla yargılayıcı olmamak kaydı ile danışanda olumsuz duygu ve düşüncelere, yine danışan ile birlikte ve onu zorlamadan odaklanır. Bireysel terapi süreci yalnızca bir kişiye özel bir alandır.

    Danışanın eşi, partneri, arkadaşı gibi yakın çevresinden biri aynı terapiste gitmek isterse ne olur? Üstelik bu durumu doğrudan danışanın kendisi de talep edebilir. Ancak danışan bu durumu istese dahi, bireysel terapi bir çevreden yalnızca bir kişiye yapılır. Çünkü zaman içerisinde danışan, kendisine ait olan bu özel alandan uzaklaşmış hissedebilir veya farkında olmadan paylaştıklarının, aynı terapiste gelen diğer arkadaşı/eşi vb. tarafından öğrenilebileceğine dair gizli bir endişeye kapılabilir. Bu durumda yapılabilecek en iyi şey, terapi almak isteyen diğer kişiyi başka bir uzmana yönlendirmektir.

  • Teknoloji Bağımlılığı Nasıl Kontrol Edilir?

    Teknoloji Bağımlılığı Nasıl Kontrol Edilir?

    Teknoloji Bağımlılık Etrafımızı Sarmış Durumda!

    Teknoloji bağımlılık öylesine sardı ki hepimizi, telefonlar artık akıllı, bizi bizden daha iyi tanıyan sosyal medya platformlarının yapay zekâları bize ürün üstüne ürün sunuyor. Bilgiye ulaşmak parmaklarımızın ucunda, dilediğimiz her türlü bilgi saniyeler içinde ekranımızda beliriyor, yeter ki biz merak edelim. Neyi merak edeceğimizi bize kodlayan akıllı yapay zekâlarla nasıl baş edeceğimizi bilmiyoruz, önce bunu kabul etmeliyiz. Sosyal medya araçlarını şekillendiren, kodlayan, geliştiren kişiler bilimden çok faydalanıyorlar. İnsan zaten eksik, zavallı ve çaresiz bir canlıdır. Ömrü hayatımız hep bir tamamlanma ihtiyacı ve bunun arayışı ile geçip duruyor. Bir başka makalemde bu konuyu derlemek çok fayda sağlayacaktır. Neden böyleyiz, insanda var olan ve diğer hiçbir canlıda olmayan “arzu” nesnesi nedir? Neden irrasyoneliz ve anlamsız işler yaparız? Bu soruları ve cevaplarını bir diğer yazı konusu olarak sohbetimize bırakıp devam edelim.

    Beynimizdeki “ilkel beyin bölgesi” olan limbik sistemin içinde nükleus akumbens isimli 2 adet beyin çekirdeği yer alır. Nükleus akumbens isimli çekirdek şu duyguların oluşum ve devamında aktif rol almaktadır: zevk, bağımlılık, ödül ve motivasyon sistemleri. Teknoloji bağımlılık analizinde işte tam bu noktada devreye nörobilim giriyor ve şu bilimsel veriyi bize sunuyor: Dijital oyun bağımlılığında, aynen uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi, nükleus akumbens beyin bölgesi aktif durumdadır. (Türk Psikiyatri Dergisi 2016;27(2):128-37). Yani kısaca ve basitçe şunu söylemeliyiz, odasında masada ya da koltuğa uzanmış şekilde bilgisayar oyunu oynayan, elinde akıllı telefonu ya da tableti ile sosyal medyada gezinen çocuğumuzun beyni, uyuşturucu almış bir beyin ile benzer etkiye maruz kalmaktadır.

    TEKNOLOJİ BAĞIMLILIK ÇOCUKLARDA NEDENLER ve ÇÖZÜMLER

    Teknoloji bağımlılık etkisi ve önleme çabalarını gelin bir de bu cihazları ve teknolojileri üreten, geliştiren kişilerden dinleyelim:

    Bill Gates, Co-chair, Bill Melinda Gates Foundation: Çocuklarına 14 yaşına gelene kadar akıllı telefon almalarına izin vermedi.

    Steve Jobs, eski Apple CEO Kurucu: Nick Bilton isimli muhabirle yaptığı röportajda, evde çocuklarına dijital teknolojiyi maksimum ölçüde sınırladıklarını söylüyordu.

    Dünyada 2. sanayi devrimi ile eğitimde gerçekleşen devrim ile 200 yıldır halen sisteme mühendis, tekniker, mimar ve diğer alanlarda insan gücü yetiştiriyoruz. Oysa daha henüz başında bulunduğumuz 4. sanayi çağında robotlar ve akıllı yapay zekâ ile iş yaşamında birlikte yer almak için çok daha insani özelliklerimizi ve yeteneklerimizi geliştirmeliyiz. Akıllı robotlar, sürücüsüz araçlar olarak karşımıza çıkacak, marketlerde akıllı telefonumuz ile dilediğimiz tüm ürünlerin ödemesini kasiyerler olmadan yapacağız, tarlada tohum ekmek ya da ürünleri toplamak bile akıllı yapay zekâlar ile tamamlanacak. Uyanık olmalıyız, akılcı hareket etmeliyiz. Bu konuda 2018 Dünya Ekonomik Forumu’nda bakın neler konuşuldu:

    Jack Ma, Alibaba CEO & Kurucu: Önce kendi bakış açımızı ve çocuklarımızın eğitim sistemini değiştirmeliyiz.  Öğretme sistemini değiştirmeliyiz. Şu an okullarda öğrettiklerimiz sadece bilgi odaklı ve bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Akıllı yapay zeka robotlar ile rekabet edecek çocuklar yetiştirmek için odaklandığımız noktaları iyi tespit etmeliyiz. Zira robotlar ve bilgisayar programları daha akıllı ve yorulmuyorlar, hiçbir beklentileri ve duyguları olmadan, durmaksızın çalışıyor olacaklar. Geleceğin dünyasını ancak şunları çocuklarımıza kazandırırsak doğru yönetmiş oluruz: inanç, değerler, bağımsız düşünme, takım çalışması, başkalarını önemsemek. İşte tüm bunlar insani becerilerdir ve yapay zeka bunları uygulayamaz. Bunlar, öğrenilen ve gelişen deneyimlerdir. Çocuklarımıza sanat, kültür, spor aktiviteleri sunmalıyız. Eğer bir faaliyeti akıllı yapay zeka ile makine daha iyi yapıyor ise, bunun üzerine gerçekten düşünmemiz gerekiyor.

  • Çağımızın Sorunu Olarak Siber Bağımlılıklar ve Siber Suçlar

    Çağımızın Sorunu Olarak Siber Bağımlılıklar ve Siber Suçlar

    İnternet, bireylerin her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşmasını sağlayan ve mesafe tanımaksızın diğer bireylerle hızlı şekilde iletişime geçmelerini olanaklı kılan bir iletişim ve bilgi paylaşım aracı haline gelmiştir. İnternetin hızla gelişmesi insan yaşamını birçok yönden kolaylaştırmakla birlikte, erişimin kolay ve yaygın hale gelmesi, internet kullanım süresinin artması internet ile ilgili olumsuzlukları da gündeme getirmeye başlamıştır. Bireylerin bir kısmı gereksinmeleri doğrultusunda internet kullanımını sınırlarken, bir kısım kullanıcının bu sınırlamayı yapamadığı, iş, sosyal ve akademik hayatlarında bu sınır getirilemeyen kullanım nedeniyle kayıplarla karşılaştıkları gözlenmeye başlanmıştır. İnternet kullanımı kişilerin ilgi duydukları alanlarda araştırma yapmalarına hatta sosyal ilişkilerini geliştirmelerine olanak sağlamaktadır. Ancak, internet kullanım süresinin artması internet bağımlılığı problemini ortaya çıkarmıştır. İnternet bağımlılığı, internet kullanımına sınırlama getirememe, sosyal veya akademik zararlarına rağmen kullanıma devam etme ve internete ulaşımın kısıtlandığı durumlarda anksiyete duyma gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Bunların yanı sıra düzenlenen çalışmalarda, internet kullanım süresinin artması ile birlikte siber zorbalık ve siber mağduriyet yaşama durumlarının arttığı gözlemlenmektedir.

    Bireylerin teknolojiyi kullanarak birbirlerine zarar verici davranışlarda bulunmasına sanal zorbalık denilmektedir. Sanal zorbalık, bir birey veya grubun bilgi ve iletişim teknolojilerini diğer bireylere zarar vermek amacıyla kötü niyetle ve tekrarlayan biçimde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Siber zorbalık davranışlarının, SMS yoluyla, cep telefonu kamerası aracılığıyla video ve resim çekilerek, cep telefonuyla diğer bireyleri rahatsız ederek, sohbet odalarında, e-posta yoluyla, anlık mesajlaşma sırasında veya web siteleri aracılığıyla meydana geldiği görülmektedir. Sanal zorbalığın dünya çapında bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte ve bireyler arasındaki iletişim süreçlerinde yaşanan olumsuzluklara paralelel olarak yaygınlaştığı bilinmektedir. Farklı ülkelerde yapılan bazı çalışmalar incelendiğinde sanal zorbalık olaylarının okullarda önemli bir sorun olduğu görülmektedir.

    Siber zorbalık kurbanları şu belirtileri gösterebilir; aniden bilgisayar kullanmayı bırakmak, bilgisayar ekranında e-mail veya anlık mesaj çıktığında kaygılı
    görünmek, bilgisayar kullandıktan sonra öfkeli veya depresif görünmek, okula gitmede veya genel olarak dışarı çıkmada rahatsız görünmek, bilgisayarda
    ne yaptığıyla ilgili konuşmaktan kaçınmak, önceden olmadığı kadar arkadaş
    ve aileden kendini çekmek. Siber zorbalık saldırganlığının belirtileri ise; birisi
    yaklaştığında bilgisayar veya programı kapatmak, gece boyunca bilgisayar kullanmak, bilgisayar kullanamadığında anormal derecede sinirli olmak, bilgisayar
    kullanırken aşırı derecede gülmek, bilgisayarda ne yaptığıyla ilgili konuşmaktan kaçınmak, birden fazla online hesabı olmak veya onun olmayan hesapları
    kullanması olarak sayılabilir.

    İnternet bağımlılığının ve siber zorbalığın önlenmesi konusunda bağımlı bireye, bireyin ailesine ve topluma birtakım görev ve sorumluluklar düşmektedir. Özellikle bireyin bağımlı olduktan sonraki tedavi sürecindense, bağımlı olmadan bu durumun önlenmesi daha önemlidir. Toplumun bireylere sağladığı internet erişimindeki kolaylık ve ucuzluklar bireylerin internete yönelimini daha fazla arttırmaktadır. Bu yüzden aile, okul, internet kafe gibi bireyin internete eriştiği yerlerde kullanım miktarı ve kullanım amacı konusunda kontroller sağlanmalıdır. Bireyin sosyal çevresinde spor yapma ve kültürel etkinliklere katılabilme gibi olanakların sağlanması, bireyin internette çok fazla zaman geçirmesini engelleyebilecektir. Bireyin ailesinden duygusal destek alamaması ve bireyin çevresindeki sosyal etkinliklerin yetersiz olması durumunda, bağımlılığın önlenmesi daha güç olabilecektir. Bireyin internette geçireceği zamana alternatif olanaklar sunulmalı ve özellikle ailesi tarafından yeterli duygusal destek verilmelidir.

    Ayrıca siber zorbalık davranışı gösteren ergenler, içinde bulundukları yaşam dönemi özellikleri içinde ele alındığında, (Ericson’un da psikososyal gelişim dönemlerinde olduğu gibi); bunların kendilerini ispat etme, bağımsızlıklarını ortaya koyma ve güç gösterisi gibi davranışlarda bulunarak kimlik oluşumu döneminde oldukları bilinmektedir. Ebeveynler ve okullar bu dönemin özelliği doğrultusunda ergenlerin kendilerini daha sağlıklı ispat edebilecekleri olanaklar sağlama, gerçek hayatta başarı duygusunu yaşayabilecekleri ortamlar oluşturma gibi çalışmalara önem vermelidirler. 

    Konuyla ilgili yapılan tüm araştırmalar, ailenin ve okulun sanal zorbalığın ve internet bağımlılığının önlenmesinde önemli bir yeri olduğu konusunda fikir birliği içindedir. Aile içerisinde ebeveynler öncelikle çocukların internet kullanım alışkanlıklarını gözlemleyebilir. Örneğin, sanal ortamda yaptıklarını gizleme, gece geç saatlere kadar internet başında zaman geçirme, internet kullanımının ardından sinirli veya üzgün olma, yakın çevreden uzaklaşma veya okula gitmek istememe gençler arasında siber zorbalığın yol açtığı belirtiler arasındadır. Ebeveynler, bilgisayar veya internet kullanımını yasaklamak yerine çocuklarıyla doğru internet kullanımı, internet güvenliği veya sanal ortamdaki riskli davranışlar hakkında konuşmayı tercih etmelidirler. Bu şekilde davranmayı seçen anne babaların, muhtemel bir siber zorbalık olayında, başkaları yerine kendi ebeveynlerinden yardım isteyecekleri ve dolaysıyla daha az zarar görecekleri öngörülmektedir.

    Siber zorbalığın önlenmesinde okullara da önemli görevler düşmektedir. Araştırmalarda, siber zorbalığı önleme programlarının okul idaresini, okul psikolojik danışmanlarını ve öğretmenleri yani tüm okulu kapsaması gerektiği vurgulanmaktadır. Öncelikle, okul idaresi siber zorbalığa tolerans göstermemelidir. Bununla beraber, okul içinde veya dışında gerçekleşen siber zorbalık davranışlarının yasal sonuçlar doğurduğunun ve öğrencilerin bu sonuçlardan sorumlu olduğunun okul idaresi tarafından altı çizilmelidir. Okul psikolojik danışmanları ve öğretmenler, sanal ortamlarda yapılmaması gereken riskli davranışlar, siber zorbalık ve olumsuz etkileri hakkında öğrencilerin farkındalığını arttırıcı seminerler, afişler, videolar veya sınıf içerisinde kullanılabilecek sunumlar hazırlayabilirler. Daha da önemlisi, zorbalığa maruz kaldıklarında bu durumu bildirmeleri konusunda bu öğrenciler cesaretlendirilmelidir. 

    Özetleyecek olursak,  internet bağımlılığının ve siber zorbalığın hem dünyada hem de ülkemizde oldukça yaygın bir hal aldığı aşikardır.
    Çocuğun/gencin okul yaşamını olumsuz etkileyen, sosyal ilişkilerine oldukça zarar veren, aile düzeninde olumsuz etkiler yaratan, hem kendine hem de başkalarına zarar verici birçok davranışa neden olabilen ve yoksunluk belirtileriyle beraber bir bağımlılık haline gelen internet kullanımı tedavi edilmesi gereken bir problemdir. Bu durum, çocuk ve gençlerin psikolojik sağlıklarını ciddi şekilde tehdit etmektedir. İnternet bağımlılığı ve siber zorbalığın önlenmesi konusunda ailelere ve okullara önemli  görevlerin düşmektedir. Ailelerin, çocuklarının internet kullanımını
    doğru takip edip gözlemlemeleri, onlarla doğru iletişim tarzı benimseyerek sorunu halletmeye çalışmaları, çocuklarının bağımlılık düzeyine geldiğini hissettiklerinde profesyonel yardım almaktan çekinmemeleri gibi konularda eğitilmeleri gerekmektedir. Okulların da, öğrencilerinin okul içinde ve dışında internet kullanımlarını belirli bir sistem içinde takip etmeye dönük çalışmalar yürütmelerinin, ailelerle bu konu hakkında sürekli konsültasyon içinde olmalarının
    önleyici çalışmalarda etkili olacağı söylenebilir.

  • Bağımlılık ve Bağımlılık Riskleri Nelerdir?

    Bağımlılık ve Bağımlılık Riskleri Nelerdir?

    Bağımlılık mı?!

    Bağımlılık dediğimizde çeşitli türlerinden bahsetmek mümkün.

    Bunlar arasında: İnternet bağımlılığı, kumar bağımlılığı, cinsel bağımlılık yer almaktadır. Bugün sizlere madde bağımlılığından bahsetmek istiyorum. Özellikle ebeveynler ya da bakım veren kişiler bu sorunla karşı karşıya kaldıklarında kaygı ve korku yaşayabiliyorlar. Bu kaygı ve korkunun sebeplerinden birisi de aileler tarafından bağımlılığın ne olduğunun bilinmemesidir. Bağımlılıkta ailelerin dikkat etmesi gereken önemli bir basamak tedavi olmayı bireyin isteyip istemediğidir. Bu durumda üçgenin bir köşesinde aile, bir köşesinde madde bağımlısı birey ve diğer köşede de bu konu hakkında bilgisi olan uzmanlar yer almalıdır. Yani tek taraflı bir mücadele yetersiz kalacaktır. Ailelerin bu konuda bilgilendirilmeleri, bağımlı bireylerde görülen psikolojik, davranışsal ve bedensel değişimlerin neler olabileceğinin anlatılması önemli bir başlangıç olabilmektedir. Aileler ve toplum bağımlı bireye nasıl yaklaşacakları ve bağımlılıkla nasıl mücadele edebilecekleri konusunda çevreden, bu konunun uzmanı olmayan kişilerden yanlış bilgiler alarak olayı kendileri açısından daha da çıkılmaz hale getirebilmektedirler. Öyleyse aile ve toplum olarak doğru bilgilenmek adına bağımlılığın ne olduğu ile başlayalım.

    Bağımlılık; beyin hastalığıdır. İstemli madde kullanımının zorlantılı madde kullanımına dönüşmesidir.

    Peki, beynimizde neler oluyor da bağımlı hale gelebiliyoruz?

    Madde kullanan bireylerin beyinlerinde yapısal ve nörokimyasal değişimler oluşmaya başlar. Yani beyinde muhakeme, karar verme, dürtü denetimi gibi birçok fonksiyonlardan sorumlu olan frontal korteks, duyguların yönetiminden sorumlu olan amigdala ve beynin öğrenme ile ilişkili olan kısmı (striatum ve nucleus accumbens) madde kullanan bireylerde değişime uğramaktadır. Birey yeni bilgileri öğrenme, kaydetme ve hatırlama yetilerinde sorunlar yaşamaktadır. Beynimizde nörotransmitter dediğimiz ileticiler vardır. Beyin hücreleri arasında bilgi akışını sağlamakla görevlidirler. Bunlar: Dopamin, Gaba, Glutamat, Seratonin ve Asetilkolindir. Madde kullanımı olan bireylerde bu ileticiler zarar görürler. Örneğin alkol alan bireylerde Gaba ve Glutamat etkilenir. Bunlar arasında dopamin hareket, haz veren ödül, hafıza, davranış, dikkat, kavrama, öğrenme, duygu durumu gibi pek çok alanda etkili olan bir nörotransmitterdir. Dopaminin aşırı fazlalığı ya da eksikliği ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Kullanılan maddeler nedeni ile oluşan dopamin fazlalığını beyin haz olarak hisseder ve beyin bu hazzı tekrar tekrar yaşamak ister. Böylece bireyde bağımlılık hali görülmeye başlar. Öyleyse bağımlılık bir irade sorunu değildir ve genetik faktörler hasta yakınlarında bağımlılığın görülme olasılığını etkiler.

    Peki, hangi maddeler bağımlılık yapar?

    Alkol, ecstasy, esrar, eroin, kokain, bonzai, bali, eter, benzin, LSD, metamfetamin v.s. Günümüzde takip etmekte zorlandığımız ve sürekli kimyasal içeriği değiştirilen maddelerde mevcuttur. Bu maddeler kimi zaman merak, kimi zaman keyif vermesi amacı ile “ bana bir şey olmaz, istediğimde bırakabilirim, ben kimselere benzemem” düşünceleri taşıyan gençler tarafından maalesef denenmektedirler.

    Öyleyse şöyle bir soru ile devam edelim.

    Kimler madde bağımlısı olma riskini daha fazla taşıyor?

    Ailesinde madde kullanımı olan kişiler, DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite) bozukluğuna sahip olanlar, travma geçmişi olanlar, stresli bir dönemden geçmiş olanlar ve bu stresli dönemle baş etmede sorun yaşayanlar (boşanma, sevilen kişinin kaybı, iş kaybı v.s.) , madde kullanmaya başlama yaşı (özellikle 15 yaş altı) risk altında olmaya sebebiyet vermektedir. Merak, heyecan arama isteği, arkadaş çevresi, psikolojik sorunlar, henüz madde ile tanışmadığı dönemlerdeki gibi hissetme arzusu v.s. şeklindeki pek çok sebep bu bireylerin madde kullanmalarında etkili olabilmektedir.

    Kişinin madde kullandığına dair ipuçları neler olabilir?

    Okul başarısında ani değişimler, ev içerisinde eşya veya para kayıpları, arkadaş ortamında değişimler, kişisel bakımda değişimler (giyim kuşamda değişim, beden temizliğinde değişimler v.s.), yorgunluk, depresif haller, banyo ya da tuvalette kalma süresinde artış, öfke patlamaları görülüyorsa bir uzmana danışmanızda fayda var. Ancak unutmayın ki bu maddeler sadece ipuçları ve karşınızdaki kişinin madde kullanıp kullanmadığına dair kesin bilgiler vermemektedir.

    Yapılacak yasal düzenlemeler, gençlerin dikkatinin ve boş zamanlarının daha üretici alanlara yönlendirilmesini sağlayacak gençlik merkezlerinin kurulması, okullarda öğretmenlerin bilinçlendirilmesi, ailelere yönelik eğitimlerin verilmesi, rehabilitasyon merkezlerinin kurulması ve sayılarının arttırılması madde kullanımının önüne geçilmesinde sadece birkaç adım olarak önem taşımaktadır.

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Genel olarak çoğu toplumda konuşulmaktan çekinilen; ancak bir o kadar da merak edilen bir alan olan cinsellik utanç, suçluluk, gurur ve güven gibi çelişkili, karışık duygularla anılan bir konu. Toplumsal eğilimler her ne kadar cinsel özgürlüğün sınırlanmasına veya baskılanmasına neden olsa da, son zamanlarda cinselliğe olan ilginin artmasıyla beraber cinsel sorunları iyileştirmek, cinsel doyumu arttırmak ve tatmin edici bir cinsel yaşamı devam ettirmek gibi konuları anlama isteğimiz de giderek artıyor.

    Bununla beraber kişilerin, cinsel hazla ilgili ailesel, toplumsal ve dini değer yargılarını çiğnediği düşüncesinin suçluluğu; eşleriyle aralarındaki ciddi anlaşmazlıklar ve eleştirici talepler; kronik stres, depresyon gibi olumsuz duygusal durumlar ve benzeri sorunlar cinsellikle ilgili kaygı yaşamalarına, savunmalar oluşturmalarına neden olduğunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Bunlara ek olarak,

    *Kendini gözlemleme ve iletişim kuramama

    *Cinsel davranışlardan kaçınma ve bu tür davranışlarda bulunamama

    *Başarısızlık korkusu ve partneri memnun etmeye yönelik aşırı uğraş vermeye dayalı kaygı duyma

    *Çiftin gerçek duygularını, isteklerini ve tepkilerini suçluluk duymadan, savunmaya geçmeden açık bir sekilde dile getirememe gibi cinsel haz almanın önündeki bazı engeller de cinsel işlev bozukluklarıyla sonuçlanabilir.

    Böyle durumlarda cinsel yeterliliğin geri kazanılması için bu sorunların düzeltilmesi gerekir. Bu noktada ise cinsel terapi cinsel fonksiyonu sekteye uğratan, işlevi doğrudan etkileyen engelleri azaltmak, kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan bu cinsel sorunları düzeltmeyi amaçlar. 

    Peki cinsel terapi nasıl bir terapi yöntemidir?

    -Danışanın cinsel semptomunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir terapi yöntemidir.

    Kişilerin sağlıklı bir cinsellik yaşamalarını engelleyen belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik planlanmış uygulamalar ve çalışmalar verilir.

    -Önerilen çalışmalarla psikoterapinin bir birleşimini uygulayan bir terapi yöntemidir.

    Direnç gösterilen, kaygı duyulan, yoğun depresif duygular yaşatan durumlarla ilgili olarak verilen uygulamaların yanısıra kişilerin duygu, düşünce ve davranışları ele alınır.

    -Cinsel konulardaki bilgi eksikliğini de ele alan bir terapi yöntemidir.

            Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği ve hatalı bilgileri gidermeye yönelik psikoeğitimi kapsar. Genellikle danışanların çoğu cinsellik hakkında fazla bilgi sahibi degildir; araştırma ve deneme konusunda da suçluluk ve korku duyarlar. Cinselliğin normal gidişatı öğretilir ve daha etkili cinsel teknikler bulmaları için yol gösterilir. Kişilerin cinsellikle ilgili sahip oldukları hatalı bilgiler ele alınır.

           Birtakım tıbbi hastalıklar ve ilaçlar da cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu nedenle cinsel terapiye başlamadan önce her zaman fiziksel faktörlerin elenmesi gerektiği unutulmamalı. 

  • CAS Nedir?

    CAS Nedir?

    Zekanın ölçümlenebilmesinin bilişsel işlemlerin değerlendirilmesine dayandığı görüşünü savunan Naglieri ve Das tarafından geliştirilmiş olan CAS, bilişsel işlemleri değerlendirmek adına kullanılan bir sistemdir.

    CAS; zeka değerlendirmesi, öğrenme güçlüğü, dikkat değerlendirmesi, planlama problemleri gibi alanlarda değerlendirmeler yapabilen bir sistemdir.

    5-17 yaş aralığındaki bireylere uygulanır. Bireyler; Planlama, Dikkat, Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel İşlemler olmak üzere 4 temel alanda değerlendirilir.

    CAS, var olan durumun nedenine atıf yaparak çalışılması gereken kısma yönelik bilgi sağlar. Özetle, bireylerin hangi alanda başarılı olduğunu ve nelerle ilgili desteklenmesi gerektiğini ortaya çıkarır. Öğrenmesi ile ilgili yaşadığı soruna ışık tutar. Bunu aşağıda bahsedildiği üzere çeşitli alanlarda ölçümlemeler yaparak sağlar. Bunlar:

    • Dikkati mi dağınık,

    • Seçici dikkati dolayısıyla mı zorlanıyor,

    • Kısa süreli hafızası mı desteklenmeli, 

    • Ard arda gelen uyaranlarda mı güçlük yaşıyor,

    • Yönerge alırken mi zorlanıyor,

    • Kavram bilgisi mi zayıf,

    • Organize olma becerisi mi onu zorluyor,

    • Aynı anda gerçekleştirmesi gerek iki alanda işlem yapmakta mı güçlük çekiyor vb. şeklinde ayrıntılı pek çok bilgi sunarak hangi alanın geliştirileceğine dönük bilgi verir.

    Öğrenirken yaşıtlarına göre daha geride kalıyor olduğu düşünülen bir çocuk için bu durumun nedenini ortaya koyar. Okul başarısını desteklemek adına çalışılacak alanlarla ilgili bilgi verir. Yukarıda da bahsi geçtiği üzere, seçici olarak odaklanma, stratejik düşünme becerisi, kısa süreli bellek, unutma, hatırlama, bütüne odaklanma gibi pek çok alana yönelik çeşitli bilgi vererek geliştirilmesi gereken bilişsel işlemler belirlenir. Bu değerlendirmenin ardından kişiye özgü, ihtiyacına yönelik hazırlanan çalışma programı ile birey desteklenir. Bu program testin temelinde yer alan PASS teorisine dayanarak planlanmaktadır.

    CAS değerlendirmesi, ortalama 75 dakika sürmektedir bu nedenle bireyin fizyolojik ihtiyaçlarının (yemek, tuvalet vb.) karşılanmış olması önemlidir.

  • Ders Başarısı

    Ders Başarısı

    “Kötü” karnelere tepki verirken dikkat etmek gerekir. Hakaretler, ağır cezalar öğrencileri derslerden, okuldan soğutmaktadır. Öğrencilere derslere neden önem vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Derslerine önem verirse neler olur, önem vermezse hayatını nasıl etkiler; anlayacağı şekilde ifade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki her öğrencinin her dersten başarılı olması, anlama şekli ve hızının aynı olması mümkün değildir. Ailelere düşen görev çocuklarını çok sıkmak/aşırı disiplin ile çok rahat bırakma uçlarında yer almadan dengeyi sağlayabilmektir. İyi karneler için de güzel sözler söylemek (aferin gibi), ödüllendirmek (küçük de olsa hediye almak, gezmeye götürmek gibi) öğrenciyi iyi hissettirir ve gelecek dönem için motivasyon sağlar.

    Derslerde neden başarısız olunur? Yeterince ders çalışılmadığından, günlük ders tekrarı yapılmadığından, planlı, programlı ders çalışılmadığından, bazı dersleri “başaramayacağı” konusunda gereksiz önyargıların olmasından, bazı derslerin çok sıkıcı bulunmasından, başarılı olmak için neler yapılması gerektiğinin bilinmemesinden… Başaramayacağını düşünen öğrenciler bir süre sonra çaba sarf etmekten vazgeçerler. Dolayısıyla da başaramazlar, o dersi sevmediklerini söylerler ve o dersten mümkün olduğunca kaçarlar.

    Okulda işlenen konuları akşam gözden geçirmek önemlidir. Bir bilgi ilk öğrenildikten 20 dakika sonra neredeyse yarı yarıya unutulmaktadır. Söz konusu bilgi tekrar edilmezse 9 saat sonra üçte bir oranına kadar gerilemektedir. Buradan hareketle bir bilginin uzun süreli hafızaya kaydedilebilmesi için öğrenildiği gün bir tekrar, yedi gün içerisinde ikinci tekrar ve bir ay sonra üçüncü tekrar yapılması gerekmektedir.

    Ders çalışırken yapılan yanlışlar nelerdir? Bildiği konu üzerinde yoğunlaşmak, bilmediklerini es geçmek: Yeni bir konuyu öğrenmek ya da daha zor olan bir konu üzerinde çalışmak elbette ki daha ürkütücü gelecektir ve kaçınma dürtüsü oluşturacaktır. Ancak bu dürtüye teslim olmak büyük hatadır./p>

    Derslere karşı önyargılı olmak: “Zaten bu dersin çok zor olduğunu söylemişlerdi.” “Anlamıyorum işte yapamayacağım” gibi düşünceler sonucunda o derse çalışmak için motivasyonun bitmesine neden olur. Uygun yöntem ve başaracağım inancıyla her dersin üstesinden gelinebilir.

    Yanlış ders çalışma yöntemleri: Televizyon ve müzikle ders çalışmak. Müzik, TV ve gürültü beni etkilemiyor düşüncesi yanlıştır. Beyin, dersi ve TV/müzik gibi uyaranları aynı anda işlemleyebilir ancak dikkatte ve hafızada depolanmasında başarı düşüktür. Müzik mutlaka olmalı diyenler söz içermeyen müzikleri tercih etmelidir.

    Sürekli çalışmak: Ders odaklı yaşamak, uzun süre ara vermeden çalışmak verimli değildir. Bilgiler karışır, kavrama düşer. Ders çalışırken belli aralarla dinlenmeli: 45 dakikada çalışma 10 dakika ara iyi bir periyottur.

    Nasıl başarılı olunur? Başarmayı istemek, kendine güvenmek, hedef belirlemek: Bir kâğıda büyük harflerle yazıp odada görünür bir yere asmak iyi olacaktır. Hedefin gerçekçi olmasına dikkat edilmelidir. Motivasyon: Ders çalışmayı istemek ve sevmek, geleceği güzel şekliyle hayal etmek, ders çalıştıktan sonra kendini ödüllendirmek gibi uygun motive edici bir şey bulmak yarar sağlayacaktır.

    Bazı kişiler işitsel olarak daha iyi öğrenir, bazı kişiler görsel olarak daha iyi öğrenir. Öncelikle mutlaka hangi öğrenme stiline sahip olunduğu keşfedilmeli, ona göre ders çalışılmalıdır.

    Her gün aynı saatte ders çalışma saatleri belirlenmeli, ders programı hazırlanmalı, planlı ders çalışılmalı. Başarı disiplin gerektirir. 

    Rahat bir çalışma ortamı oluşturulmalı, sessiz bir ortam, masa sandalye sağlanmalıdır. Ders daima masa ve sandalye üzerinde çalışılmalı. Yatarak uzanarak, kanepede yatakta ders çalışılmaz. 

    Dikkati dağıtacak uyaranlar ortamdan uzaklaştırılmalıdır.  Çalışma masası cam kenarında olmasın dikkati dağıtabilir. 

    Birden fazla ve doğru kaynaktan çalışılmalı, kendine ders anlatmak, bir başkasına anlatmak, öğretmencilik oyunları en etkili anlama öğrenme yöntemlerinden biridir. 

    Ders çalışma programında bir sözel dersten sonra bir sayısal ders koyulmalı. Sosyal bilgiler  (tarih, coğrafya vb.) ardından Türkçe (edebiyat, yabancı dil) arka arkaya yerine araya sayısal (matematik,  fizik, geometri vb) koymak daha iyidir. Konu çalışırken önemli görülen yerlerin altı renkli kalemle çizilmeli: Algıda seçiciliği sağlar. Önce konu çalışması yapılmalı sonra sorular çözülmeli. Sadece soru çözerek konu tam anlamıyla öğrenilemez. Ama konuyu çalışıp üzerine soru çözülürse pekişir ve kalıcılık artar.  

    Anlamanın tam sağlanamadığı konularda ve çözümü bulunamayan sorularda mutlaka öğretmenlerden ya da bilen kişilerden yardım alınmalıdır. Ertelemek ve üzerinde durmamak yanlıştır.

    Haftada birkaç saat mutlaka sosyal etkinliklere ve keyif alınan aktivitelere zaman ayrılmalıdır. Zihnin rahatlamaya da ihtiyacı vardır. 

    Okul döneminde sağlıklı bir uyku düzeni sağlanmalı, daha az uyumak için aşırı kahve, çay ve enerji içeceklerinden kaçınılmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenme ihmal edilmemelidir. 

    Başarı için ailenin / çevrenin desteği, olumlu öğretmen-öğrenci iletişimi / ilişkisi, sınıf ortamının uygunluğu, arkadaş ilişkileri de önemli rol oynamaktadır. 

  • Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarımız, dünyadaki en değerli varlıklarımız. Onlar dünyaya geldikten sonra hayatımızda pek çok şeyi onların yararına olacak şekilde değiştiririz. İmkânlarımız doğrultusunda en iyi kıyafetleri, en iyi yiyecekleri, en iyi oyuncakları alır, evimizin her köşesini onlara uygun şekilde düzenleriz. En iyi okullara göndeririz. Bazı anne babalar çocukların gelişimsel yönünü çok iyi takip edebilmek ve doğru davranışlarda bulunabilmek için, çocuk eğitimi üzerine kitaplar okur, filmler izler ya da seminerlere katılarak onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve gerekli ebeveynlik tutumlarıdır.

    Ancak göz ardı ettiğimiz ve aslında sağlıklı bir gelişimin olmazsa olmazlarından olan çocuklarımıza vermemiz gereken “ cinsel eğitim” konusudur.

    Cinsellik bir çok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve cinsel yönden kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu konuda yürütülmüş pek çok araştırmada ana babaların çoğunun üreme ve cinsiyet konusunda çocuklara küçük yaşta bilgi vermeyi savunduğunu, fakat yine bu aynı kişilerin çocuklarına hiçbir bilgi vermemiş olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeninin, anne babaların konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı düşünülmektedir. Çekingenlikleri, yaşamın bu doğal parçasını küçük yaşta öğrenmenin sakıncalı etkileri olabileceği düşüncesinden çok, bu konudaki bilgisizliklerden ve konunun onları tedirgin etmesinden kaynaklanır. İşte tipik tepkilerden birkaçı:

    • «Bu işi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum.»,
    • «Acele etmeme gerek yok, nasıl olsa öğrenir.»,
    • «Bunu anlatırken hangi kelimeleri kullanmam gerektiğini bilmiyorum.»

    Anne babanın, kendisinin bu konudaki çekingenliği bilgi vermeyi hep yarına bırakma eğilimini doğurduğu gibi, çocuğun bu konudaki sorularının da yanıtsız kalmasına yol açmaktadır. Böylece çocuğun kadın- erkek olma konusundaki tutumu ve eğilimlerinin tohumları atılmış olacaktır. Şimdi bu yazımı okuyanların bazılarının “ Aman canım bize çocukken cinsel eğitim dersi mi verdiler, ne oldu? Kadın da olduk erkek de… “ diye söylediklerini duyar gibiyim. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.

    Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde çok yüksek bir oranda cinsel işlev bozuklarına rastlanmaktadır. Türkiye’ de ‘vajinismus’ her on kadından birinde, erken boşalma 18- 59 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’unda görülmektedir. Cinsel işlev bozuklarının en önemli nedenlerinden biri hep göz ardı ettiğimiz ve insanların yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu cinsel eğitimin olmamasıdır. İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir.

    Bunun için anne babalar ve eğitimciler, bilimsel kaynaklardan ve eğitim seminerlerinden faydalanarak bu konuda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocuğun bütün gelişim evrelerinde onun fiziksel gelişimi kadar ruhsal gelişimi de özenle takip edilmelidir. Çünkü bu, sağlıklı, ne istediğini bilen, güçlü, sosyal nesiller için kritik bir öneme sahiptir.