Etiket: Bez

  • Yenidoğanlarda görülen cilt sorunları

    1) Yeni doğan bebeklerde karşılaşılan en önemli cilt sorunlarından biri pişik herhalde… Tedavisi için ebeveynlerin neler yapmaları gerekir?

    Bebeklerde en sık karşılaşılan cilt problemlerinden biri pişiklerdir. Ortaya çıkaran neden gayta ve idrarla temas eden derinin hem bunlarla hem de gaytada bulunan mikroorganizmalarla direk temas ederek tahriş olmasıdır. bununla beraber bebek bezinin deri ile sürtünmesi de önemlidir. Bu temas ne kadar uzun sürerse ortaya çıkacak tahriş daha da kötüye gidebilmektedir. ayrıca çocuk bezi bölgesindeki kapalı alan tarif edilmek gerekirse sıcak ve nemli bir ortamdır. Bu durumların hepsi bir arada pişik oluşumunu tetikleyebiliyor.

    Bunu önlemek için öncelikle Bebeğin bezi sık olarak değiştirilmelidir. iyi emici özelliği olan bezler tercih edilmelidir.

    bebeğin altı ıslak, pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. bez bölgesi ayrıca su içinde yağ içeren losyon ve kremlerle, alkol içermeyen yumuşak mendillerle silinebilir. sabun kullanılması önerilmemektedir. kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bezle önden arkaya ve kıvrımlar da dahil olmak üzere silinmelidir. erkek çocuklarda testis bölgesi özellikle dikkatli temizlenmelidir. Temizleme işleminde mümkün olduğu kadar hassas davranılmalı, bu bölge iyice kurulandıktan sonra veya biraz açık bekletildikten sonra kapatılmalıdır.

    her bez değişiminden sonra çinko oksit gibi koruyucu özellikteki kremler düzenli sürülmelidir. talk pudrası kullanılması önerilmez.

    2) Bebeklerin cilt sağlığı için kıyafetlerinin nasıl yıkanması gerekir?

    Bebek cildinin çok hassas olmasının nedeni; henüz dış etkenlere maruz kalmamış olması, cildindeki yağ tabakasının az olması dolayısıyla cildin dış etkenlere karşı koruyucu tabakasının tam olarak oluşmamış olmasıdır.

    Bebek cilt yapısı erişkin cildinden farklı olduğu için kendi çamaşırlarınız için kullandığınız deterjanlar bebeğinizin cildine zarar verebilir. Bu nedenle bebek giysileri erişkin giysilerinden ayrı yıkanmalıdır.

    • Giysilerin marka etiketlerini çıkarırsanız bebeğinizin cildinin tahriş olmasını önlersiniz.

    • Bebeğinizin yeni kıyafetlerinin önce yıkanması ve ardından da ütülenmesi gereklidir.

    • Bebeğinizin cildi için giysilerini yıkarken cildinin tahriş olmaması için çamaşır suyu ya da buna benzer deterjanlarla giysileri yıkamamalısınız. Bebek cildinde uygunsuz deterjan kullanımına bağlı olarak kaşıntı, kızarıklık gibi yan etkiler oluşabileceği gibi ilerleyen dönemlerde alerjik kontakt dermatitler gelişebilir.

    • Bebek giysileri için özel üretilen deterjanlar veya sabun tozlarını tercih etmelisiniz. Giysileri yıkamadan önce yıkama talimatnamesinin okunması ve ona göre yıkanması gereklidir. Sıvı formdaki deterjanlar daha kolay durulandığı için bunları tercih edebilirsiniz.

    • Bebek giysileri çok iyi durulanmalıdır. Yıkanan giysileri mutlaka açık havada kurutulmalı ve ütülemelisiniz. Ütü sağladığı yüksek ısı nedeniyle hijyenik etkiyi artırır.

    • Yıkama sonrası bebeğinizin giysilerini güneş gören bir yerde kurutun. Güneş ışınları bazı bakterilerin yok olmasına yardım eder. Çamaşırları kuruduktan sonra serin ve kuru bir yere ya da çocuğunuzun dolabına kaldırın.

    3) Güzel koksun diye bolca deterjan ya da yumuşatıcı kullanmak doğru mudur?

    Parfüm içeren, bol deterjan ve yumuşatıcılar kullanmayı önermiyoruz. Kıyafetlere nüfus eden parfüm ve deterjan-yumuşatıcı kalıntıları ileride gelişebilecek allerjik reaksiyonları ve ekzema gibi deri hastalıklarını tetikleyebilir.

    4) Çocuklarda görülen konak için neler yapılabilir?

    Konak konusunda anne babaların gereksiz endişelere kapılmamasını öneririm. Çünkü konakların nedeni kötü bakım değildir. Esas neden derinin yağ bezlerinin aşırı çalışması sonucu, fazla yağ salgılaması, bu yağların yama tarzında birikmesi ve daha sonra kuruyarak dökülmesi.

    Konağı olan bebeklerde o bölgelerin hassas bebek şampuanları ile yıkanması ve banyonun ardından bebek yağı uygulanması faydalıdır.

    Konak tedavi edilmese bile normal şartlar altında aylar içerisinde kendiliğinden geçer.

    Konak tedavisi için şöyle bir öneride bulunabilirim:

    Pullar kuru ise bebeği yıkamadan bir saat önce pullu alana zeytinyağı veya bebek yağı sürerek yumuşamasını sağlayabilirsiniz.

    Bebeğin başını her gün bebek şampuanıyla yıkayabilirsiniz.

    Kafa derisine kabukların dökülmesini sağlayacak şekilde masaj yapabilirsiniz.

    Bebeğinizin saçını yumuşak uçlu bir fırça ile nazikçe fırçalayabilirsiniz.

    Bu önerileri uygularsanız bir süre sonra genellikle konakların kaybolduğunu göreceksiniz.

    5) Yeni doğan bebeklerin bazılarında benler oluyor… Bunların bir doktora gösterilmesi gerekli midir?

    Bel bölgesinde mongol lekesi olarak adlandırılan mavi-kurşuni renkte yuvarlak oval lekeler olabilir. Bunun bir önemi yoktur ve genellikle kendiliğinden ilerleyen yıllarda kaybolur.

    Yenidoğanların %1^nde benler olabilir.bunlar zamanla kalınlaşır ve renkleri koyulaşabilir. bunların bazıları 20 cm’den büyük olabileceği gibi 1 cm’den küçük de olabilir. Bu tür benleri olan bebeklerin en azından yılda bir kez olmak üzere düzenli olarak benlerini kontrol ettirmeleri önerilir.

    6) Özellikle yazın, bebeklerin cildini kurumalardan ve güneş ışığından nasıl korumalıyız?

    Bebeklerin ciltleri ve koruyucu özellikleri erişkinlere göre daha zayıftır. Bu yüzden özellikle yaz aylarında da her gün düzenli olarak ciltlerini nemlendirmek ve özellikle güneşten çok iyi korumak gerekir. Güneşten: açık renkli kıyafetler ve şapka ile korurken, açıkta kalan bölgelerine özellikle kimyasal madde içermeyen fiziksel güneş koruyucuları 2-3 saatte bir sürmek çok önemlidir. Fiziksel koruyucu olarak titanyum dioksit ve çinko oksit içeren güneş koruyucular tercih edilmelidir. Bunlara rağmen güneşten koruma tam olamamaktadır ve bu yüzden 10 ile 15 saatleri arasında dışarıda bulundurmamaya özen gösterilmelidir.

    7) Bazen de aileler çocuklarındaki cilt rahatsızlıklarına karşı etraftan duydukları bazı bitki karışımlarını kullanıyor, bunların cilde direkt uygulanması ne kadar doğrudur?

    Hiç bir cilt hastalığının tedavisinde özellikle bebek gibi hassas bir cilde sahip ise etraftan duyulan bitkisel ürünler kullanarak tedavi etmeye çalışılmamalıdır. her bebeğin ve her hastalığın tedavisi kişiye özel olmalıdır ve birine iyi gelen bir karışım diğerine tam ters etki yapıp daha ciddi sorunlar yaşanmasına neden olabilir. yada bebeğin hayatı boyunca yaşayacağı allerjik deri hastalıkları yada lekelenmeler ortaya çıkabilir.

    8) Son olarak bebeklerde cilt problemleriyle ilgili ebeveynlere neler söylemek istersiniz?

    Yenidoğan derisi erişkinlerin derisinden birçok yönü ile farklılıklar gösterir. yenidoğanların yaklaşık %80’nde cilt problemlerine rastlanır ve bunların çözümleri doğru tedavi ile genellikle hızlı bir şekilde çözüme kavuşabiliyor. Bebeklerde gelişebilecek mikrobik enfeksiyonun en önemli kaynağı bebeği bakan kişinin elleridir. Bu yüzden bebeğinize dokunmadan önce her seferinde elleri yıkamak çok önemlidir. dışarıdan eve girer girmez evdeki büyükler mutlaka ellerini yıkasınlar. hassas bebeklerinizin ciltlerinde karşılaştığınız bir problemde mutlaka bir uzmana danışın.

  • Paratiroid hormon bozuklukları tanı ve tedavisi:

    PARATİROİD BEZİ HASTALIKLARI

    Paratiroid bezleri boyunda Tiroid bezi arka üst ve alt taraflarına yerleşmiş 4 adet küçük bezden oluşur. Bu bez Parathormon (PTH) isminde bir hormon salgılar. Parathormon vücudumuzda kemik ve kas metabolizmamızın ana elementleri olan Kalsiyum ve Fosfor dengesinin sağlanmasını sağlar. Dolayısı ile paratiroid bezler ile ilgili bir hastalıkta Kalsiyum ve Fosfor dengemiz bozulacağından buna bağlı olarak birçok farklı semptom ortaya çıkar. Bu bez ile ilgili olan hastalıkları çok basitçe ikiye ayırabiliriz. Fazla hormon salgılanması durumuna Primer Hiperparatiroidi, az hormon salgılanmasına ise Hipoparatiroidi diyoruz.

    1- Primer Hiperparatiroidi :

    Paratiroid bezlerden gereğinden fazla PTH salgılanması sonucunda ortaya çıkan hastalıktır. PTH yüksekliğinin en sık sebebi Paratiroid bezlerden bir yada birkaçında ortaya çıkan Adenomlardır. Daha az sıklıkla görülen diğer iki neden ise Paratiroid bezlerin büyümesi (Hiperplazi) ve Paratiroid bezi kanseridir.

    Semptomlar : Parathormon yüksekliğinde Kanda Kalsiyum artarken Fosforda azalma görülür. Kanda artan Kalsiyum yüksekliğinin derecesine göre değişmekle birlikte hastalarda çok su içme, çok idrara gitme , tekrarlayan böbrek taşları, kabızlık, kalpte ritim problemleri, halsizlik, kas ağrıları, depresyon , hipertansiyon , gözlerde bant keropati hastalığı ve kemiklerde erime gibi bir çok farklı semptom ortaya çıkabilir.

    Tanı testleri : Şüphelenilen bir hastada ilk bakılması gereken test kan kalsiyum ve fosfor düzeyleridir. Kalsiyum yüksekliği görülen hastalarda ikinci aşamada Parathormon ve Vitamin D düzeylerine bakılır. Parathormon düzeyi uygunsuz bir şekilde yüksek olan hastalarda paratiroid ultrason , paratiroid sintigrafisi gibi radyolojik testler ile hormon yüksekliğine yol açan adenom tesbit edilir. Hiperparatiroidisi olan hastalarda kemik erimesi, böbrek taşı ve göz bulguları açısından gerekli olan diğer testlerde istenir.

    Tedavi: Kan Kalsiyum düzeyi çok yüksek olanlarda Kardiak etkilerden korumak için acil müdahale edilmesi gerekir. Ilımlı kalsiyum yüksekliği olan kişilerde kalsiyumu yükseltme potansiyeli olan Lityum, Tiyazid ve kalsiyum preperatları gibi ilaçlar kesilir. Hastaların günde en az 2-2.5 litre su içmeleri ve kalsiyumdan fakir (süt, peynir, yoğurt vb) diyet ile beslenmeleri söylenir. D vitamini eksik olanlar uygun şekilde tedavi edilir. Kemiklerinde hiperparatiroidiye bağlı erimesi olanlara Bifosfanat grubu kemik erime ilaçları başlanır.

    Paratiroid Adenomlarının kesin tedavisi cerrahidir. Şikayeti olan hastaların hiç beklemeden ameliyat olmaları gerekmektedir. Paratiroid adenomu olup hissedilen hiçbir şikayeti olmayan kişilerde (Asemptomatik Hiperparatiroidi) ise aşağıda sıralanan durumlardan herhangi birinin olması durumunda yine cerrahi tedavi önerilmektedir.

    Kan kalsiyum değeri normal laboratuar üst sınırından 1mg/dl (0,25 mmol/L) fazla ise

    Kreatinin klirensinin, uygun yaş ve cins normal değerine göre, % 30 ve üzerinde azalması

    Kemik kırık riskinin artmış olması

    Hastanın 50 yaşından küçük olması

    Tıbbi açıdan takip edilemeyecek hastalar

    2. Hipoparatiroidi :

    Parathormon eksikliği veya Parathorormonun etkisine direnç gelişmi sonrası ortaya çıkan duruma hipoparatiroidi denilir. Hipoparatiroidi nedenlerini genel olarak 3 grupta toplayabiliriz.

    Poligandüler sendrom kompanenti olarak

    Tiroid cerrahisi veya İyot 131 (Atom) tedavisi sonrası

    Parathormon etkisine direnç gelişimi (Psödohipoparatiroidi).

    Semptomlar : Parathormon düşüklüğü sonrasında kan kalsiyum düzeyinde düşüklük gelişir. Hipokalsemi sonucunda el, ayak ve dudak çevresinde uyşma , karıncalanma ve kasılma , tetani, bronkospazm, kalte ritim bozukluğu, depresyon, gözde katarak ve hipotansiyon gibi bir çok farklı semptom ortaya çıkabilir.

    Tanı Testleri : Klinik şüphesi olan hastalarda total kasiyum iyonize kalsiyum, fosfor, magnezyum, albumin, alkalen fosfataz, 25-OH vitamin D ve parathormon düzeylerine bakılır. Poliglandüler sendrom düşündüren bulgusu olan hastalarda vücuttaki diğer hormonlar ile ilgili gerekli görülen testlerde istenir. Psödohipoparatiroidi düşünülen hastalarda ise dinamik endokrin testler uygulanır.

    Tedavi : Bronkospazmi tetani ve ritim bozukluğu gibi hayatı tehtit eden hipokalsemi bulgusu olanlarda ve kan kalsiyum düzeyi ileri derecede düşük olanlarda acil damardan kalsiyum replasmanı yapılır. Cerrahi veya İyot 131 tedavisi sonrası hipoparatiroidi gelişen hastalarda ise ömür boyu uygun dozda ağızdan kalsiyum ve aktif vitamin d takviyesi verilir ve belirli aralıklar ile hastanın değerleri kontrol edilir. Parathormon düşüklüğü tedavisinde kullanılmak üzere Parathormonun enjeksiyon şeklinde kullanılabilen formu üretilmiştir. Yurtdışında Natpara isminde piyasada bulunan ve kullanılan ilaç henüz ülkemizde bulunmamaktadır.

  • Aşırı yorgunluk yapan 6 hormonal bozukluk

    Çoğu zaman hasta tarafından çok halsizim, kuvvetsizim, bir şey yapacak takatim yok şeklinde ifade edilen aşırı yorgunluk durumunun altında çok sayıda dahili ve psikyatrik neden vardır. Bir hastada aşırı yorgunluk var diyebilmek için günlük aktivitesini en az %50 oranında azalması gerekir. En basit hareket ve efor bile hasta için yorucu olmaktadır. Bu makalede aşırı yorgunluk yapabilen Endokrinolojik hastalıklardan bahsedilecektir.

    1-DİYABETES MELLİTUS: Genelde tip 1 diyabet hastalarında teşhis öncesi ve sırasında aşırı bir yorgunluk olabilir. Tip 2 şeker hastalarında daha az görülür. Özellikle diyabetik polinöropatilerde daha çok dikkati çekebilir.

    2-HİPERTİROİDİ: Ağır hipertiroidilerde aşırı yorgunluk ile beraber genelde zayıflama ve kas ağrıları olabilir. Kas erimeleri eşlik edebilir. Tedavi sonrası genelde düzelir.

    3-HİPOTİROİDİ : Hafif hipotiroidilerde bile aşırı yorgunluk ve devamlı uyuma isteği olabilir. Her yorgunluğu olan hastada mutlaka tiroid hormon testleri yapılmalıdır.

    4-BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ (ADDİSON HASTALIĞI) : Kronik böbreküstü bez yetersizliğinde en belirgin şikayetlerden biri aşırı yorgunluk oluşmaktadır. Hastalığa elektrolit bozuklukları, şeker düşmeleri eşlik edebilmektedir. Tanı kan kortizol değerleri ve hormon uyarı testleri ile kolayca konabilir.

    5-BÖBREKÜSTÜ BEZİNİN AŞIRI HORMON SALGILAMASI ( CUSHİNG SENDROMU ): Kanda kortizolun aşırı arttığı bir hastalık grubudur. Protein katabolizmasına bağlı kaslarda erime ve yorgunluk olabilir.

    6-HİPOFİZ BEZ YETERSİZLİĞİ: Hipofiz bez yetersizliklerinde tiroid, böbreküstü bezi ve gonadların yetersizliği aynı anda bulanabilir. Bu hastalarda aşırı yorgunluk olabilir. Tanısı hormon değerlerinin ölçümü ve görüntüleme yöntemleriyle konabilmektedir.

    Yard.Doç.Dr.Fevzi Balkan

    Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

  • Hormon nedir? Nasıl etki eder ?

    Hormon nedir? Hormon ne işe yarar?

    İç salgı bezleri tarafından salgılanan kan yoluyla çevre dokulara ve organlara etki gösteren salgılara hormon denir. Vücudumuzda salgılanan çok sayıda hormonun her birinin farklı görevleri vardır. Hormonlar vücudumuzdaki yeme-içme, büyüme, gelişme, üreme, bazı metabolik olayların sağlanması ve vücudun dengeli görev yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir.

    Kaç tane hormonumuz var?

    Hormonların belli bir sayısı yoktur. Bilimsel gelişmeler arttıkça yeni hormonlar tanımlanmaktadır. Temel olarak hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez, pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde hormonlar yapılır ve salgılanır. Bundan başka yağ dokusu, beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi olmaktadır. Vücudumuzdaki tüm hormonlar hipotalamus ve hipofiz bezi tarafından dengede tutulmaktadır.

    beyinde bulunan bir organımızdır ve bazı hormonlar salgılar.

    1.GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden FSH ve LH hormonlarını salgılatır
    2.GHRH Hipofizden büyüme hormonu (diğer adı growth hormon) salgılatır
    3.TRH (TSH salgılatıcı hormon): Hipofizden TSH hormonu salgılatır.
    4.CRH (Kortikotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden ACTH hormonu (diğer adı kortikotropin) salgılatır)
    5.PİH (Prolaktin azaltıcı hormon): Buna dopamin adı da verilir. Hipofizden prolaktin salgılanmasını önler
    6.Somatostatin: Hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını önler.

    8.Antidiüretik hormon (ADH).

    Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir.Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön Hipofiz’’. Arka kısmına ‘’arka hipofiz’’ veya denir. Ön bölüm hipofizin %75-80’nini oluşturur.Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.

    Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:

    1. FSH (Follikül stimüle edici hormon)
    2. LH (lüteinize edici hormon)
    3. Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
    4. Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
    5. ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
    6. TSH (tiroid stimüle edici hormon)

    Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:

    1. ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
    2. Oksitosin

    Hormonların yapılması, kana salınımı nasıldır?

    ormon salgısı yapan salgı bezleri belli uyaranlara ve durumlara tepki olarak salgı üretirler. Hormonun üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az aktif halde salınır. Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır Çok azı ise serbest halde bulunur. Hormonların asıl etkili kısmı sebest kısımlarıdır. Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir. Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere bağlandıktan sonra oluşur. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum ne kadar iyiyse o kadar etkili salgı oluşur. Hormonlar reseptörleri hücrelerin farklı bölgelerinde bulunur ( Bazıları hücrelerin çekirdeğinde bazıları stoplazmada bulunur). Bu bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere ikincil uyarıcılar aracılığı ile iletilir.

    Hormonlar neden bozulur?

    Hormon hastalıkları temelde 3 şekilde olur. Hormon yapım fazlalığı, Hormon yapım azlığı, Hormon direnci durumları. Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı salgılanmasıdır. Bu durum genelikle hormon salgılayan bezlerde aşırı hücre büyümeleri sonucu gelişen adenomlara bağlı olur. Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur. Hormon direncinde ise hormon kanda yeterince olduğu halde hücrede etki edemez.

    Hormon bozuklukları nasıl teşhis edilir?

    Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama testleri adı veriyoruz. Uyarı testlerinde ana hormona hedef dokunun cevabı çeşitli yollarla ölçülmektedir.

    Hangi hormon bozukluğu hangi belirtileri verir?

    Hipofiz bezinin hasar görmesi sonucu hormonlarını salgılayamamasına hipofiz yetmezliği denir.

    FSH ve LH Eksikliği Belirtileri: Bunların eksikliği sonucu östrojen hormonu salgısı azalacağından östrojen eksikliği de gelişir. Adet sıklığında azalma veya tamamen yok olması ve memeden süt gelmesi oluşabilir. Ergenlik döneminde başlarsa koltuk altı ve seks organı civarında kıllanma olmaz. Penis ve testis gelişimi olmaz. Erkeklerde ereksiyon bozukluğu ve sperm azlığı , cinsel isteksizlik oluşur. Sakal tıraşı sıklığında azalma, yorgunluk, kas erimesi, bazen meme büyümesi, koku alma bozukluğu gelişebilir. Adolesan dönemde ergenliğe girmede gecikme ve ses incelmesi gelişir.

    Büyüme hormon eksikliği: Yetişkinlerde büyüme hormon eksikliğinde karında yağ toplanması, kas kitlesinde azalma, güçsüzlük, egzersiz kapasitesinde azalma, enerji azlığı, kendini kötü hissetme, depresyon, sosyal izolasyon görülür. Cilt ince ve kurudur Hem büyüme hormonu eksikliğine hem de seks hormon azlığına bağlı olarak yüzde ince kırışıklıklar olabilir. Çocuklarda boy kısalığı ve gelişme geriliği oluşur. Çocukların boyları akranlarına göre kısadır.

    TSH eksikliği: TSH eksikliğine bağlı tiroid yetmezliği (hipotiroidi) belirtileri yani soğuktan hoşlanmama, kabızlık, halsizlik, iştah azalması, kilo alma, ses kalınlaşması, depressif değişiklikler vardır.

    ACTH eksikliği ACTH eksikliğine bağlı olarak böbreküstü bezi az çalıştığından, yani kortizol hormonu kanda az olduğu için halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, şeker düşüklüğü görülür. Bu hastalarda eğilip kalkmakla tansiyon düşmesi (hipotansiyon), nabız sayısında azalma (bradikardi) ve kas gücünde azalma vardır. Hastalarda bu şikayetler stresli bir durumda veya enfeksiyon durumunda veya ameliyat sırasında artar.

    Prolaktin eksikliği: Prolaktin eksikliğine bağlı tek belirti aşırı kanamalı doğum sonrası hipofiz bezi harap olan kadınlarda süt gelmemesidir.

    Hormonların aşırı salgılanması neticesinde

    Prolaktin hormon yüksekliğine bağlı olarak kadın hastalarda memeden süt gelmesi, adetlerde azalma veya olmaması, çocuk olmaması, cinsel istek azalması, vajinal kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı oluşur. Erkek hastalarda ise testosteron azalması, empotans , vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama, sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme görülebilir.

    Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür. Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir.

    Tiroid bezinin az çalismasina ve bu nedenle tiroid hormonlarini az üretmesine ve sonuçta kanimizda tiroid hormonlarinin (T3 ve T4) düsük olmasi durumuna tiroid yetmezligi veya tip dilinde hipotiroidi denir. Tiroid hormon yetersizligi sonucu vücudumuzun tüm metabolik olaylarinda yaygin yavaslama vardir ve bu nedenle vücudun dengesi alt üst olur. Vücuttaki bu bozukluklarin yani sira ruhsal çöküntü, unutkanlik, hareketlerde yavaslama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezligi bebeklerde zeka geriligine neden olabilmektedir.

    Tiroid bezinin fazla çalışması (Hipertiroidi), genç hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.

    Paratiroid hormonun (PTH) bir veya daha fazla paratiroid bezinden aşırı salgılanmasıyla paratiroid hormon fazlalığı oluşur . Kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan böbrek taşı ile beraber, Yorgunluk,Eklem ağrıları,Halsizlik,İştah kaybı,Hafif depresyon,Konsantre olamama görülebilir.

    Genetik veya sonradan oluşan hastalıklar nedeniyle paratiroid hormon (PTH) azalması (hipoparatiroidi) oluşur. Paratiroid hormon azlığı nedeniyle kan kalsiyumunun düşmesi nedeniyle hastalarda çoğunlukla parmak uçları ve ağız çevresinde uyuşma ve karıncalanma, ağrılı olabilen kas krampları oluşabilir. Elde ebe eli şeklinde kasılma oluşur. Kalsiyum aşırı düşerse bu defa nefes borusunda kasılma meydana gelir.

    Böbrek üstü bezinin fazla çalışmasına yani fazla kortizol hormonu üretmesi hastalığına ‘’Cushing Sendromu’’ adı verilir. Hastalarda şişmanlık, şeker hastalığı, tüylenme artışı , tansiyon yüksekliği, ciltte morarma, kas tutulması, hafif kemik erimesi bulguları vardır. Adrenal yetmezliği adrenal bezin kendi hastalığı nedeniyle olabildiği gibi hipofizden ACTH hormonunun az salgılanması nedeniyle de gelişebilir. Adrenal bezler az kortizol salgılıyorsa adrenal yetmezlik oluşur ve bu kişilerde halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, aralıklı kusma, karın ağrısı, ishal veya kabızlık, genel halsizlik, kas krampları, eklem ağrıları, oturup-kalkmakla tansiyon düşmesi (postural hipotansiyon) olabilir.

    Testosteron hormon azlığı erkeklerde seks isteğinde azalmaya, ereksiyon bozulmasına, sperm sayısının azalmasına, çocuk yapma kapasitesinin azalmasına ve memelerde büyümeye neden olur. Bazı erkeklerde sıcak basmaları, gece terlemeleri, huzursuzluk, konsantre olamama, yorgunluk, uyku bozukluğu, kolesterolde artma görülebilir. Uzun zaman testosteron eksikliği olan erkeklerde vücut kıllarında azalma, kas kitlesinde azalma, ciltte kuruluk, sakal traş sıklığında azalma, kemiklerde erime, testislerde küçülme ve yumuşama oluşabilir. Genç erkeklerde ise vücut kıllarında gelişme olmaz, kas kitlesi gelişmez, penis ve testisler büyümez. Ayrıca sesleri incedir.

    Pankreas bezinden hiç insülin hormonu üretilmemesi Tip1 şeker hastalığına üretilen insülinin yeterli işlev görmemesi Tip 2 şeker hastalığına sebep olur. Şu belirtiler olur. Çok su içme ve ağız kuruması, Çok idrara gitme, Çok acıkma, Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik, Yaraların geç iyileşmesi , Cildin kuru ve kaşıntılı olması, Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, Görmede bulanıklık, Vajinal kaşıntı, Yemeklerden sonra uyku gelmesi, tatlıya düşkünlük, Sinirlilik, El ayalarında ve ayak altlarında yanma, Uzun açlıklarda el-ayak titremesi görülebilir.

    Hormon bozukluklarının tedavisi nasıldır? Kişinin hormonları ne kadar sürede normale dönebilir?

    Hormon eksikliğinde temel olarak eksik olan hormon yerine konarak tedavi edilir. Hormon fazlalığı durumlarında fazla hormon salgısı yapan hücreler (adenom) cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra , kalan hücrelerin hormon salgısını engelleyen ilaçlar verilir. Hayati önemi olan hormon eksikliklerinde ilaçlar genelikle ömür boyu kullanılır. Bazı durumlarda kısa süreli ilaç tedavileri olabilir. Hormon ilaçları başlandıktan sonra belli periyotlarla ilacın etkisi kontrol edilir. Her ilaç için kontrol süresi değişkendir.

    Hormon tedavisi bozukluklarında hastaların yaptığı yanlış davranışlar nelerdir?

    İlaçlarını düzensiz kullanmak, aynı saatte almamak, tedavinin geçici olduğunu düşünerek bir süre sonra kesmek ve Doktor kontrolunde olmamak.

    Hormon tedavisinde hastalar nelere dikkat etmelidir? Niçin?

    Hormon ilaçları düzensiz alındığında etkisiz olur. Genelde aynı saatlerde alınmalıdır. Hormon ilaçlarının birçoğu ömür boyu kullanılır. Kendi başına hastaların doz ayarı yapmaması gerekir.

  • Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda Tuvalet Eğitimi

    Çocuklarda tuvalet eğitimi, onların psikolojik gelişimleri açısından önemli bir yer tutmaktadır. Tuvalet eğitimine ideal başlama yaşı 24-36 aylar arasıdır. Bu aralık çocuklar arasında bireysel farklılık göstermektedir. Bazı aileler bu süreci kolaylıkla aşabilirken, bazı aileler için zorlu geçebilmektedir. Çocuğun hazıroluşluğuna diğer çocuklarla karşılaştırma yaparak karar vermemek gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun ve bakım verenin bu süreçte hazır olup olmadığını belirleyebilmektir. Bu eğitime çocuğun hazır bulunuşluğundan önce başlandığında ya da geç başlanması halinde çocuklar birtakım zorluklar yaşamaktadır. Çocuğun hazır olması kadar, bu süreci yönetecek ebeveynin de kararlı olması gerekmektedir.

    Tuvalet eğitimine başlamak için çocuğun hazır bulunuşluk düzeyini anlamanıza yardımcı sorular şu şekildedir:

    • Çocuğunuz idrarını defalarca az az yapmak yerine birkaç kere de yeterli bir miktarda yapabiliyor mu?

    • Birkaç saat boyunca kuru kalabiliyor mu?

    • Tuvalete gitme ihtiyacı olduğunu yüzüyle, mimikleri ile veya duruşu ile ifade edebiliyor mu? Tuvalete gitmesi gerektiği zamanları bildiriyor mu?

    • Altının ıslanmasından rahatsızlık duyuyor mu?

    • Yetişkinlerin davranışlarını taklit yeteneği gelişmiş midir?

    • Yetişkinlerin tuvalet kullanımıyla ilgileniyor mu?

    • Pantolonunu nispeten indirip çekebiliyor mu?

    • El ve parmak koordinasyonu çeşitli objeleri kavrayabilecek kadar gelişmiş mi?

    • Bağımsız davranabiliyor mu?

    • Tek başına kendine ait bir iskemlede oturup kalkabiliyor mu?

    • Basit yönergeleri yerine getirebiliyor mu?

    Bu sorulara evet cevabını veriyorsanız, çocuğunuz tuvalet eğitimine başlamak için hazır görünmektedir. Bu aşamadan sonra eğitimin zihin ve davranış düzeyindeki hazırlığına geçebilirsiniz.

    Zihinsel hazırlık kısmında ilk önce çocuğa onun anlayabileceği bir dil ile somutlaştırarak tuvaletin neden kullanılması gerektiği, çiş, kaka, bunların ne olduğu çocuğun anlayabileceği bir dil ile anlatılması gerekmektedir. Bu süreçte yine oyun ve oyuncaklardan, kitaplardan da yararlanabilirsiniz. Oyuncak ayı ya da benzeri bebek gibi oyuncaklara bez bağlayarak tuvalet eğitimi verebilirsiniz. Oyuncağının bezden çıkması oyunu ile çocuğunuz özdeşim kurarak ve eğlenerek tuvalet eğitimine uyum sergileyebilir. Ayrıca ona tuvalet eğitimi ile ilgili okuyacağınız hikayeler ve bu hikayeler üzerine gerçekleştireceğiniz sohbetler de bu süreci kolaylaştıracaktır.

    Davranışsal hazırlık kısmında ise tuvalette yapılan hareketlerin gösterilmesi ve tuvaletin nasıl kullanılacağının öğretilmesidir. Külotun indirilişi, tuvalete nasıl oturacağı, sonrasındaki temizlik öğretilmelidir. Tuvaleti çocuğunuza göre hazırlamanız da önem taşımaktadır. Tuvalete boyunun ulaşabilmesi için basamak yüksekliğinde bir destek hazırlayabilir ve klozetin önüne koyabilirsiniz. Tuvaletin içine koyacağınız destek ile oturma alanını daraltabilirsiniz. Bunları çocuğunuz için eğlenceli hale getirerek, birlikte oynadığınız oyunlarla gösterip öğretebilirsiniz. Çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Lazımlığına oturmayı rutin ve çocuğunuz için eğlenceli işlerden biri haline getirebilirsiniz. Bu çocuğunuzun alışkanlık geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Tuvalet eğitiminde çocuğunuz ile birlikte alışveriş yapabilirsiniz. Çocuğunuzun seçtiği malzemelerin kullanılması ve bu sürece onu da dahil etmeniz onu motive edecektir.

    Eğer çocuğunuz kendisine söylediklerinizi anlamasına rağmen yönergelere uymuyorsa ve yönergelere uymak konusunda direnç gösterip sizinle inatlaşıyorsa tuvalet eğitimine başlamamanız ve ilk olarak bu konu ile ilgili çözüme kavuşmak için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu süreçte sabırlı ve hoşgörülü olmanız gerekmektedir. Bu sebeple ebeveynin de hazırbulunuşu önem arz etmektedir. Tuvalet eğitimi sürecinde çocuk gerileme gösterebilir. Bu durum ile karşılaşan ebeveyn öfkelenmemeli, özellikle öfkesini, endişesini çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuğunuz tuvaletini yapmayı kesin bir şekilde reddediyorsa tuvalet eğitimine çocuğunuz hazır olana kadar beklemeniz ve inatlaşmamanız oldukça önemlidir.

    Bez bırakmaya karar verildikten sonra en önemli noktalardan bir diğeri, gündüz ve gece bezin bir arada bırakılmasıdır. Ebeveynlerin yaptığı yanlışlardan biri gündüz bezi çıkartıp, gece bezin bağlanmasıdır. Yatağına ıslatacağı, uykuda altına kaçıracağı endişesi ile aileler gece bez bağlamayı tercih etmektedirler. Fakat bu yaklaşım çocuğun sürecini daha zorlu bir hale getirebilmektedir. Gündüz mesane kontrolünü sağlayan ve altına kaçırmayan çocuk, gece altına yapabilmekte ve bu nedenden dolayı tutma refleksi gelişememekte, altını ıslatma sorunları devam etmektedir ve sonraki süreçte de gece bezini bırakmakta aile ve çocuk zorluk yaşamaktadır. Bu sebeple gündüz ve gece bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Bezi bir kere hayatınızdan çıkarttığınızda bu tamamen her koşul için gerçekleşmelidir. Yoksa çocuk bezi istediği zaman kullanabileceğini düşünebilmekte ve geri dönüşler yaşanabilmektedir. Ailelerin gece bağlamayı tercih ettikleri alıştırma külotu da altına bağlanan bezin mantığından farklı değildir ve gece bez bağladığında veya alıştırma külotu giydirdiğinizde çocuğunuza giden mesaj yine aynı olacaktır. Eğer yatağın ıslanması ile ilgili siz endişe içindeyseniz yatağına çarşafının altına hasta bezlerinden serebilirsiniz.

    Çocuğunuzun bezi bırakıp, tuvaleti kullanacağı gün hem çocuk hem de aile için heyecan vericidir. Hazırlıklarınız tamamlandıktan, çocuğunuzdan bezi çıkartmaya yönelik hazırlığına ilişkin geri dönüşleri aldığınızda ve siz kesin olarak karar verdiğinizde, çocuğunuza bunu bir iki gün önceden “artık bezlerinden ayrılacağını, bezini kullanmayacağını” söylemelisiniz. Aile içinde de bununla ilgili konuşmalar gerçekleştirebilirsiniz. Bezi çıkartacağınız günün sabahında bezini açın, kirli bezini birlikte kaldırın. Evinizdeki diğer bezleri de artık ihtiyacı olmadığı açıklamasıyla birlikte kaldırın. Kendi seçtiği temiz ve yeni külotunu giymesine yardımcı olun. Ona rol model olarak tuvalet ihtiyacınız geldiğinde tuvalete gittiğinizi bildirin. Senin de çişin geldi mi? şeklinde ona da sorun. Öğle uykusuna yatmadan ve gece uyumadan önce mutlaka çişini yaptırın.

    Tuvalet alışkanlığını kazanamamış kimse yoktur. Süreç içerisinde yaşayabileceğiniz zorluklar siz ebeveynleri endişeye sürüklememelidir. Tuvalet eğitimi sürecinde sizin bu konuyla ilgili endişenizi sezinleyip, çocuk kendi üzerinde bu konuyla ilgili baskı hissetmemelidir. Özellikle bu süreci yöneten ebeveynin tutumu sürecin uyum içinde ilerlemesini sağlayacak önemli faktörlerden biridir. Süreç içerisindeki dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri, ebeveynin ‘kötü, pis’ vb. şeklindeki tepkileri ve söylemleridir. Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, utanmasına sebep olacak tepkilerde ve söylemlerde bulunulmamalıdır. Ebeveynin bu tepkileri süreci zorlaştırmaktadır. Çocuk kirlenmeye karşı bir hassasiyet geliştirebilir ve tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyebilir. Sonrasında da çocuğunuzda tuvalet ihtiyacını tuttuğu için altına kaçırmalar gözlemlenmeye başlanabilir. Eleştirmekten, rencide etmek, cezalandırmaktan kesinlikle kaçınmak gerekmektedir. Başarılarını, yapabildiklerini övgü ile karşılayarak çocuğunuzu cesaretlendirmelisiniz. Tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmesi veya tuvalete gidip pantolonunu çıkarmış olması da takdir edilmelidir. Süreç

    içerisinde “kızım kendi kendine tuvaletini yaptı”, “artık kızım da temiz, kuru külot giyiyor.”, “kızım artık büyüdü” gibi sözel ifadelerle ödüllendirmeniz çocuğunuzu motive edecektir.

    Unutulmamalıdır ki, tuvalet eğitiminin tamamlanması çocuktan çocuğa farklılık göstermektedir. Bu eğitime başlamak için doğru zamanı belirleyebilmek de önemlidir. Çocuğunuzun hayatında kardeş doğumu, taşınmak, okul sürecine yeni başlamış olmak gibi benzeri bir değişim mevcut ise, tuvalet eğitimi sürecine uyum sergilemekte zorlanabilir. Bu öneriler dışında tuvalet eğitimi süreci içerisinde karşılaştığınız, çocuğunuzda gözlemlediğiniz ve zorluk yaşadığınız durumlarla ilgili bir uzman desteğine başvurmanız daha sağlıklı olacaktır.

  • Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet Eğitimi Verirken Anne-Baba Tutumu

    Tuvalet eğitimi verdiğiniz dönemde çocuğun bedensel ve ruhsal olarak tuvalet alışkanlığına hazır olmasının dışında anne babanın çocuğa karşı yaklaşımı bu eğitim süreci üzerinde oldukça etkilidir. Bu dönemde çocuğun bütün ilgisi anal bölgededir ve bu gelişimsel süreci açısından olması normaldir. Ebeveynler tuvalet eğitimine başladıklarında, bütünüyle bu konu üzerine odaklanırlar ancak bu yapılan ilk yanlıştır. Çünkü bu durum çocukta psikolojik bir baskı yaratabilir. Ebeveyn bu konuda baskıcı, ısrarcı, müdahaleci olmaktan kaçınmalıdır, kaçınmaz ise bu çocuğun süreci reddetmesi ya da dışa atım bozuklukları ile sonuçlanabilir. Çocuğa günde 5 kereden fazla tuvalet ile ilgili soru sorulmamalıdır.

    Tuvalet eğitiminde yaşanılan sorunlar birazda ebeveynlerin bu konu hakkındaki bakış açısından kaynaklanmaktadır. Çünkü ebeveynlerin büyük bir çoğunluğu bunu en zor süreç olarak görüp baştan yaşayabilecekleri zorluklara odaklanırlar ve zihinde kurguladıklarını hayatlarına çekerler. O yüzden bu süreci gözünüzde büyütmeyin çünkü büyüttüğünüz kadar büyük yaşarsınız.  Tuvalet alışkanlığı bir bireyselleşme çabasıdır, yürümek ve konuşmak gibi. Bu süreci destelemek ise ebeveynin görevidir. Yani bu sürece aşılması gereken bir engel gibi değil de normal gelişimsel sürecinin sadece siz tarafından biraz desteklenmeye ihtiyacı olan bir parçası olarak bakmalısınız.

    Bu süreç çocuğunuzun bebeklikten çıktığının da işareti olduğundan siz de bu sürece uyum sağlasın istiyorsanız çocuğunuzu bir bebek gibi görmeyi bırakmalısınız. Onun tuvalet eğitimine hazır olduğunu ve istediği zaman anne ve baba gibi tuvaletini klozete yapabileceğini yeri geldiğinde açıkça belirtmelisiniz. Ancak önemli olan nokta, tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun hazır olduğuna emin olmanızdır. Çocuk hazır olduğuna dair ipuçlarını zaten kendi verecektir. Sizin yapmanız gereken gözlemleyip emin olmak. Çocuğun kakasını gizlenerek yapması, tuvalet yaptıktan sonra size söylemesi, bezinden rahatsızlık duyması gibi davranışların gelişimi bizim için hazır olduğuna dair göstergelerdir.

    Bu dönemde çocuklar tuvalete ve tuvaletteki kişilere karşı merak duyarlar. Tuvalete giren kişinin ardından girmek ve onu izlemeyi istemek gibi durumlar görülebilir. Bu gibi durumlarda mahremiyet kavramının gelişimine ve çocuğunuzun ruhsal gelişimini negatif yönde etkilememesi için sizi izlemesine asla izin vermeyin. Bu süreçte sizi gözlemlemesi yerine kitaplardan ve oyuncaklardan yararlanmanız çocuğunuzun faydasına olacaktır. Hikayede ki karakterin bezden çıkma hikayesiyle özdeşim kurarak yalnız hissetmeyecektir. Aynı zamanda oyuncak bebek, oyuncak ayıya bez bağlayarak ona tuvalet alışkanlığı kazandırma oyunu oynayabilirsiniz. Bu yardımcı yöntemler çocuğunuzun bu sürece daha kolay adapte olmasına yardımcı olacaktır.

    Bu eğitimin bir alışkanlığa dönüşmesi için ve bu kazanımın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi anne ve babanın tutarlı bir ebeveyn tutumu sergilemesi önemlidir. Bir düzen belirlenmeli ve çocuğunuzun kuru kalma süresiyle orantılı olarak en geç 30 dakikada bir “tuvalet zamanı” diyerek tuvalete götürülmelidir. Bu süreçte amacımız tuvaleti geldiğinde tuvalete yapması gerektiğinin farkındalığını kazandırmak. Bu eğitim ilk haftasını kapsar sonrasında bu süreçleri yavaş yavaş uzatılmalı, 30 dakikadan 45 dakikaya çıkarmak gibi son olarak da tuvaleti gelince kendisi söyleyecek seviyeye yavaş yavaş gelecektir ancak  “tuvaletin var mı” sorusunu çok sık yinelemekten kaçınmalısınız çünkü bu çocuğunuzda daha çok motive etmek yerine direnç oluşmasına sebep olacaktır. O yüzden bu sorunun günde 5 kereden fazla kullanılmamasına özen gösterilmelidir, sıklıkla soru sorup müdahaleci olursanız bu çocuğunuzun psikolojik olarak baskı altında hissedip kaygı oluşumuna sebep olacaktır.

    Tuvalet eğitimine eğer kesin olarak başladıysanız bezi hayatınızdan çıkarmalısınız. Çocuğunuzun altını hala bezliyor olmanız onda regresyona sebep olur ve tuvalet eğitimini tam olarak alamaz. O yüzden bu süreçte dışarı çıkarken çocuğu bezlemek yerine dışarı çıkmamayı tercih edebilir ya da dışarı çıkılan süreleri daha kısa tutabilirsiniz. Bu kazanımı tam olarak edinene kadar geçici olarak sosyal hayattan fedakârlıklar gerektirebilir ama sonrasında hepinizin hayatını daha kolaylaştıracak bir kazanım elde etmiş olacak. Bu nedenle eğitime başlandığında çocuğunuz ile birlikte beze veda ederek hayatınızdan tamamen çıkartın.

    İlk tuvalet deneyimi çok önemlidir. Size sorular sorabilir, klozetin deliğini korkutucu bulabilir, burada sizin tutumunuz çok önemlidir. Onu anlayan ve sakinleştiren bir tutum sergilemelisiniz. Eleştiren, küçümseyen ve zorlayan bir tutum sergilerseniz bu çocuğunuzun kaygılarının sadece artmasını sağlar. Onun için bir yenilik ve yeni her zaman korkutur, biz yetişkinler bile yeniye karşı kaygı geliştirebiliriz. Çocuğun yaşadığı bütün duygu durumları çok normaldir anlayın ve anlaşıldığını hissettirin. Çocuğun vücudundan çıkan dışkı da onun bir parçasıdır ondan ayrılmak istemeyebilir, nereye gittiğini merak edebilir. Bu sorulara cevap verirken kaybolma, yok olma, birleşme gibi terimleri kullanmalısınız çünkü var olan kaygıları pekiştirebilir. “sen tuvaletini yaptığında onlar oradan uzun bir yolculuğa çıkıyorlar” gibi kısa ve net bir açıklama yeterlidir. Aitlik duygusunun desteklenmesine ihtiyacı varsa “yolculuğa çıkan her parçan her zaman sana ait olduklarını bilecekler” gibi bir cümleyle destekleyebilirsiniz.

    Tuvalet eğitiminde başarısızlık yoktur. Bu süreçte sıklıklar kazalar meydana gelebilir ancak kazalar yaşandığında yüksek tepkiler vermekten ve cezalandırmaktan kaçınmalısınız. Kazalar yaşandığında çocuğunuza da sorumluluk verin. Ona yardımcı olun ama asıl sorumluluğu ona vermek durumla baş etme gücünü arttırmaya yardımcı olacaktır.

    Çocuğunuzun altını değiştirirken yansıttığınız duygulara dikkat etmelisiniz. Bıkkınlık, öfke, sinir gibi duygular yansıtarak alt değiştirmeniz çocuğunuzun tuvalet alışkanlığı kazanımına ket vurmasına sebep olmaktadır. O yüzden sakin ve negatif duygulardan uzak bir yaklaşımınız olmalı ve süreci doğal karşılamalısınız. Çocuğunuzun başarılarını dillendirin ve motive edici destekleyen bir tutum sergileyin. Bu dönemde ebeveynin destek olması ve duygu ve davranışlarını kontrol altında tutması çok önemlidir. Çocuğumuz gelişirken onu hangi duygu ile izlediğimiz ve desteklediğimizin çocuğun gelişim sürecinin birincil etkeni olduğunu unutmamak gerekir.

  • Tuvalet Eğitiminde Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

    Tuvalet Eğitiminde Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

    Tuvalet eğitimi okul öncesi döneminin bir parçasıdır. Her şey yolunda gittiğinde çocuklar mesane ve bağırsak kontrolünü öğrenirler. Tuvalet eğitimi ebeveyn-çocuk ilişkisinin ve mizaç uyumunun ortaya çıktığı ve karakter gelişimini etkileyen önemli bir alandır.

    Okul öncesi dönemdeki çocuklarının ebeveynlerinin hepsinin tuvalet eğitimi ile ilgili farklı fikirleri ve soruları mevcuttur. Bu bölümde tuvalet eğitiminde kullanılan birbirinden farklı 2 metodu, tuvalet eğitiminde yapılması ve yapılmaması gereken noktaları ve okul öncesi dönemde tuvalet eğitimi gerçekleşmediğinde ya da sürdürülmediğinde ortaya çıkan iki bozukluk olan enürezis ve enkoprezis den bahsedilecek.

    Çocuk açısından bakıldığında o güne kadar rahatça yapılan şey durdurulacak bezine yapmaya göre daha fazla iş ve daha fazla çaba gerekecek. Farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde yaşamış ebeveynler ve aileler tuvalet eğitiminde farklı metotları kullanırlar. Bazı ebeveynler çocuklar oturmayı öğrenir öğrenmez onu lazımlığa oturtup mesane kontrolü yapabileceklerini zanneder, oysa 9 aylık bir çocuk bunu yapamaz. Ebeveynlerin büyük bir çoğunluğu eğitime başlamadan önce çocuğun ilgisinin başlaması gerektiğini düşünür(yaklaşık 2.5 yaşına kadar) ama ne yazık ki ailelerin kanıtlanmış bilgi ya da metotları yoktur. Ya anne babalarının kullandığı ya da arkadaşlarından duydukları metotları uygularlar.

    Metotlar

    1.Çocuk odaklı yaklaşım: Çocuk odaklı metot etkilidir ve temelde ebeveynin kontrolü elinde tutmasından kaçınan bir metottur. Bu yaklaşıma göre çocuklara tuvalet eğitimi çocuklardan tuvalete gitme isteği için ilk adım geldiğinde verilmelidir. Ebeveynler çocuktan önce ani bir giriş yaparsa çocuk tuvalet eğitimine karşıt tepkiler geliştirebilir. Brazelton ebeveynlere çocukları 18-30 ay arasındayken çocuğun tuvalete ilgi duymaya başladığı andan itibaren baskıcı bir tavır takınmadan sakin bir tutumla tuvalet eğitimini vermelerini tavsiye eder.

    Lazımlık çocuğun oyun odasına konabilir yavaş yavaş çocuğun tek başına tuvaletini yapmaya başlamasını sağlayan bir tavırla eğer ihtiyacı olursa lazımlığı kullanabileceği önerilir. Çocuk eğitimine kendi hızında devam eder. Lazımlığı bez ya da bezsiz oturabilir, etrafında altında pantolon olmadan dolaşabilir, pantolonunu kendi indirir ve lazımlığı kullanır. Çocuğun başarılır adımları ödüllendirilir.

    2.Bir günlük tuvalet eğitimi: Davranışçıdır. Model alma ve edimsel koşullanma prensiplerine dayalı bir metottur. 20ayını doldurmuş bir çocuk rahatsız edilemeyeceği bir yere konur ve altını ıslatan bir oyuncak bebeğin nasıl lazımlık kullandığı gösterilir. Çocuk herhangi bir şeyi serbestçe içmeye teşvik edilerek lazımlığa gitme ihtiyacı olduğunda pantolonunu çıkarıp çişini yapmaya başladığında eğitmen çocuğa sosyal övgüler verir. Eğer çocuk altına kaçırırsa o zaman çocuk azarlanır, ceza verilir ve pantolonunu değiştirilmesi gerektiği söylenir. Hata yaptığında aşırı tepkiler verildiğinde olumsuz duygusal sonuçlara yol açabilir.

    Bu yöntem çocuk odaklı yaklaşımdan daha etkili daha hızlı gelişimsel geriliği olan çocuklarda da etkili olmakta ancak bu metot bazı çocukların ters tepkiler vermelerine ve öfkelenmelerine neden olmaktadır.

    Tuvalet Eğitiminde Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

    Danışanlara Brazelton’un çocuk odaklı yaklaşımını Foxx ve Azrin’in pekiştirmeleriyle birleştirilen bir metot önerilir. Küçük kazalar yaşandığında hayal kırıklığı yaşadığını hafifçe ifade etme bir defaki sefere ne beklediğini söylemesi önerilir. Eğer tuvalet eğitimi çabalarına çocuk geri çekilme, karşı gelme davranışlarıyla cevap verirse tuvalet eğitimine bir süre ara verilmeli. Ailesinde yatağı ıslatma vakası bulunan çocuklarda eğitime erken başlanmalı(12-15 aylıkken) erken çabalar çocuğun altını ıslatma olasılığını düşürecektir. Zamanında yapılan bir olumlu pekiştirme ve başarısızlıktaki hafif bir tasvip etmeyişin yoğun olduğu bir tuvalet eğitimi çocukların tuvaletlerini tutmalarına yardımcı olacaktır.

    Tuvalet Eğitiminde Yapılması Gerekenler

    1-Çocuğun tuvalete ilgisi başlayana kadar beklenmeli, çocuk gerekli fiziksel özelliklerle donanmalı. Bütün bunlar geçtikten sonrada birkaç ay daha bekleyin. Çünkü çocuklar tuvalet eğitimine tam hazır olmadan da tuvalete ilgi duyabilirler. Genelde çocuklar iki ya da iki buçuk yaşında tuvalet eğitimine hazır olurlar.

    2-Tuvalet eğitimi boyunca çocuğun bezsiz dolaşmasına izin verin.

    3-Çocuğa yaptığı çabalar için güzel ama abartısız övgü cümlesiyle, ya da küçük bir pekiştirme ile(güzel bir çıkartma, şeker ya da çikolata) ödüllendirin.

    4-Küçük kazalarda hafif bir şekilde uyarın: ’Yere çişini yapmandan hoşlanmıyorum’.

    5-Onunla büyük bir çocuk gibi kendi başına tuvalete gidebileceğine inandırıcı bir konuşma yapın.

    6-Çocuğunuzun model alması için fırsatlar yaratın. Örnek modeller çocuğu motive eder ve öğrenmesini kolaylaştırır.

    Tuvalet Eğitiminde Yapılmaması Gerekenler

    1-Çocuğunuzun tuvalet ihtiyacı geldiğinde onu tuvalete aceleyle götürmeyin yoksa tuvaletle aceleyi bağdaştırır.

    2-Çocuğunuz kaza ile altına kaçırdığında ya da altında bebek bezi olduğunda onu suçlamayın, utandırmayın.

    3-Çocuğunuzda aranızda o dönemde kontrol mücadelesi varsa eğitime başlamayın.

    4-Çocuğunuzu gece tuvalete gitmesi için uykusundan uyandırmayın. Ona uyanmayı öğretmiyorsunuz.

    5-Tuvalet eğitimine stres yaratabilecek(ebeveynlerin boşanması, ebeveynlerin birinin hastaneye yatması, okula başlama, yeni bir eve taşınması, kardeş doğumu) dönemde başlamayın.

    6-Diğer bir gelişimsel görevi tamamlarken(yürümek gibi) başlamayınız.

    7-Uzun ve yavaş bir süreç olduğu unutmayınız. Bazı çocuklar beş yaşında olsalar bile popolarını silmede yardım isteyebilirler.

    8- Olaya gerçekçi bir şekilde yaklaşın, çocuğunuzun ihtiyaçlarına saygı duyun, kontrol mücadelesine girmeyin.

    Unutulmamalıdır ki tuvalet alışkanlığı, belirli bir olgunluk sonucu oluşur. Yeterli zihinsel ve bedensel gelişim olmadan bu alışkanlık öğrenilmez.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Bez bırakma süreci bazı ailelerin çok kolaylıkla atlattığı bir dönemken; hatta çocuğun bezden rahatsız olup kendisinin atmak istediği bir şeyken, bazı çocuklarda bu dönem çok krizli olarak yaşamaktadır.

    Öncelikle bez bırakmak için yazı beklemek yanlış görüşlerden birisidir. Bunun mevsimle bir ilgisi bulunmamaktadır. Önemli olan; çocuğunuz için doğru zaman olmasıdır ve sizin kararlılığınızdır.

    Çocuğunuz en az 24 ayını doldurmuş olmalıdır, en ideal süre 30 aylıkken olduğu dönemdir ve bu çocuğa ve hazır oluşuna göre değişkenlik göstermektedir. Ancak daha öncelerinde çocuk köşeye çekilip tuvaletini yapıyorsa ya da bezi çıkarmanızı istiyorsa sadece bunlar hazır olduğu anlamına gelmemektedir ve ailenin bu durumu yanlış algılamasına yol açmaktadır.

    İlk olarak çocuğunuza niçin bezi bırakmanın zamanının geldiğini çocuğunuzla konuşarak açıklamanız gerekmektedir. Somut olarak anlatmanız en etkili yöntem olacaktır. Çocuğunuzla parka çıktığınızda bebek arabasına denk geldiğinizde annesine bebekte bez olup olmadığını çocuğunuzun yanında sorun ve büyüyenlerin bez takıp takmadığını konuşun; somut olarak artık bebek olmadığını düşünen çocuğunuzdaki değişimi görüyor olacaksınız.

    Yapmamanız gereken şey ise; erkenden ısrarcı olmaktır. Çocuğunuzun hazır olup olmadığından emin olmanız gerekmektedir. Bu konuda tek başınıza karar vermede zorlanıyor iseniz; okul öncesi eğitimdeki öğretmenlerine ve okulun psikoloğuna danışarak, işbirliği ile kafanızdaki soru işaretlerini kaldırmanız kolaylaşacaktır.

    Bez bırakma sürecinde gece ve gündüz bezi bir arada bırakılmalıdır. Bu rastladığım en büyük hatalardan biridir. Gece altını ıslatmasın diye bez bağlayan aileler olmaktadır. Oysaki bu çok yanlış bir davranıştır. Çünkü çocuk bu sefer gece altını ıslatabilirsin komutunu dolaylı yoldan almaktadır ve gece tutma refleksleri gelişmemektedir. Sonrasında da 8 yaşına hatta ileriki yaşlara kadar yatağını ıslatan çocuklar olabiliyor.

    Çişi tuvalete yapma daha kolay kazanılan bir davranışken, kaka vücuttan ayrılan daha büyük bir parça olması nedeniyle kaka yapma davranışı daha geç kazanılmaktadır, bu sizleri endişelendirmesin.

    Ailelerin arada kaldığı bir diğer konu ise; lazımlık mı klozet üstü kapak mı? Tercihim öncelikli olarak klozet üstü kapaktır. Ancak tuvalete oturması için basamak desteği olması gereklidir ki çocuk kendisini güvende hissedebilsin. Bazı evlerdeki tuvaletin yapısı tuvalet üstü kapağa uygun olmamaktadır, bu gibi durumlarda lazımlık da kullanılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta; lazımlığın portatif bir şey gibi oda oda gezebilen bir eşya haline getirilmemesi gerekmektedir. Bir diğer dikkat edilmesi gereken şey de, günümüzde hızla gelişen çocuk ürünlerindeki yaratıcılıkla; ışıklı ve müzikli lazımlıklar alınmamalıdır. Çünkü bu sefer çocuk sadece o lazımlığa tuvalet yapma davranışı geliştirmektedir ve başka bir yerde tuvaletini yapmamaktadır.

    Tuvaletini tuvalete ya da lazımlığa yaptığında onu övün ancak yapmadığı zamanda kınayıp, kızmayın.

    İlk olarak neler yapılmamalı kısmı ile başlıyor olalım; beklenti içerisine girmemek gerekmektedir yani ‘normalde komşumun çocuğu 5 günde öğrendi’ gibi ya da 2-3 gün iyiye gidince ‘oldu bu iş’ diye beklentiye girmemek gerekmektedir. Tuvalet eğitimi için 4-6 hafta kadar bir süre tanıyın kendinize ve 1 hafta boyunca düzenli şekilde alışkanlığını kazandığını fark edince artık oturttuk bunu diye düşünebilirsiniz.

    Bir diğer hataya düşülen ve bırakma sürecini zorlaştıran unsur; alıştırma külotları. Alıştırma külotuyla bırakan çocuklar da var ancak çoğu çocuk onu da bir bez olarak görüp tutma refleksini geciktirmektedir.

    Yapılmaması gereken bir diğer şey ise; ‘pis, iğrenç’ gibi söylemler. Bu söylemler süreci uzatmaktadır, çünkü çocuk kirlenecek diye tutma refleksi gelişmişken kirlenmesin diye bırakma refleksini geliştiremeyecektir. Sonrasında da son ana kadar tutup koltuğun arkasında çömelip altına yapmak durumunda kaldığı bir sahne ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Çocuk bez bırakma sürecinde kendini rahat hissetmelidir. Bu süre zarfında çocuğu azarlamamalıyız. Halıya, yere vs. yaptığında kızmamalıyız. Zaten doğal akışında çocuk yeri kirletmemesi gerektiğini anlayacak ve kendisi rahatsızlık duyacaktır.

    Yapılan en büyük hatalardan biri de gece bezini sonradan bırakmaya karar vermek. Ancak bu aileler için de çocuk için de daha sancılı bir süreç haline gelmektedir, gündüz altına yapmayan çocuk gece yapabileceğinin rahatlığı ile gününü geçirmektedir ve sonrasında gece bezi bırakmak aileyi çok zorlamaktadır. Gece de gündüz de bez bırakma süreci aynı anda olmalıdır. Gece çocuğun sağlığı açısından; özel bölgesinin hava alması gerektiği için alıştırma külotu giydirip yatırmamak gerekmektedir. Çarşafın üstüne ve altına hasta bezlerinden örterek çamaşır konusunda da rahatlığa ulaşabilirsiniz.

    Hava soğuk dahi olsa tuvalet eğitimi verdiğiniz çocuğunuz ile dışarıda aktiviteler yapmaya özen göstermelisiniz.

    Bir diğer yapılan hata ise özellikle yaz aylarında; yazlıkta-memlekette-tatil köyünde vs bıraktırırım düşüncesi. Çocuk alışık olduğu bir ortamda bez bırakma sürecine başlamalıdır. Yalnız bu demek değildir ki tatile çıkmadan1 hafta önce evde sürece başlanılsın ve sonra yolculuğa çıkıldığında bez bağlamak durumunda kalın, süreç bölünmemeli, bilinen bir ortamda devam edilmeli ve istikrarlı olunmalıdır.

    En önemli etkenlerden biri de çevredekilerin söylediklerinden etkilenmemeye gayret etmektir. Kendinizden emin bir şekilde araştırarak, okuyarak ve çevredekilerin ne dediğini duymamaya çalışarak bez bırakma sürecini sağlıklı bir şekilde atlatıyor olun.

    Bez bırakmaya karar verseniz dahi asıl önemli olan şey koşulların uygun olmasıdır. Bu sürece geçiş için 2 yaş çok önemli bir dönüm noktasıdır. Çünkü çocuğunuz konuşulanları anlamaya ve kendisini ifade etmeye başlamıştır. Bir diğer önemli nokta ise ebeveynlerini taklit etmeye başlar. Fiziksel olarak da tutma ve bırakma davranışı için kasları gelişmeye başlamıştır.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu anlamanızı sağlayacak önemli unsurlar; çiş, kaka, tuvalet gibi kavramları ve anlamlarını biliyor olması gerekmektedir. Çiş ve kakasını tutabilecek kaslarının gelişmiş olması, kabızlık sorunu yaşamaması, bezinin ıslaklığından rahatsız olup değiştirilmesini istemesi, kısa bir süre için dahi olsa çişini ve kakasını yapmayı erteleyebiliyor olması, kendi çamaşırlarını indirip çekebilmesi, aileyle zıtlaşma döneminde olmaması gerekmektedir.

    Kesinlikle sert bir tutum sergilenmemelidir. Aksine tuvaletini söylediği ve yaptığı zamanlarda memnuniyetinizi belli etmek açısından ödül sistemini uygulamak gerekmektedir. Çişini ve kakasını söylediği zaman sevdiği şeyleri elde edebileceğini ancak söylemediğinde de bunlardan mahrum kalacağını anlamalıdır. Bu bilinci doğru şekilde oturttuğunuzda süreci krizsiz biçimde ilerletiyor olacaksınızdır. Ancak ailelerin mutlaka bu süre zarfında sabırlı olmaları gerekmektedir. Zorlanılan noktalarda bir psikologtan destek alınması önemlidir. Çünkü farkında olmadan çocuklarımıza baskı yapacak söylemler kullanılabilir, bunlar da çocuklarda birçok farklı davranışın oluşmasına neden olacaktır. Bu nedenle, mümkün olduğunca anlayışlı ve sakin ilerlemesi gereken bir süreç olduğunu tekrar vurgulamakta fayda olacaktır.

  • Yenidoğan bebeğin bakımı ve dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek sahibi olmak, aileye yeni bir bireyin katılması çok mutlu ve heyecan verici bir olaydır. Ancak özellikle ilk bebekte anne babaların tecrübesiz olması, anne babaya yardımcı olmak için etraftaki her kafadan bir ses çıkması, bebeğin emme ve uyuma problemleri annenin kendini yetersiz hissetmesine ve bunalmasına neden olabilir.

    İlk günlerde aileyi telaşlandıran bazı problemler aslında korkulacak bir durumun olmadığı durumlardır. Örneğin zamanında sağlıklı doğmuş bir bebeğin ilk gün çok fazla süt almasına gerek yoktur. İlk gün memeden gelen ve ‘kolostrum’ denilen sarımsı su aslında yoğun protein ve bebeği mikroplardan koruyucu maddeler içerir ve bebeğin barsaklarını daha sonraki beslenmelere hazırlar. İlk gün bebeğin sadece kolostrum alması bile yeterlidir, bebeğe şekerli su yada mama vermeye gerek yoktur. Daha sonraki günlerde anne bebeği emzirdikçe zaten sütü de giderek artacaktır. Bu konuda aşırı endişelenmek, yemeyip, uyumayıp devamlı bebeği beslemeye çalışmak annenin sütüne aksi tesir yapmaktadır.

    Yine ilk günlerde bebeklerin yüzünde küçük sivilce benzeri lezyonlar, yüz ve vücutta küçük kırmızı ve sıcakla artan, yer değiştiren lekeler olabilir, bunlar kendiliğinden geçecektir. ‘Mongol lekeleri’ denilen ve bazı bebeklerin kalça ve sırt bölgesinde bulunan grimsi kahverengi lekelerin de hiç bir önemi yoktur, 1-2 yılda hafifleyerek kaybolur. Yine göz kapağı, alın, ense gibi bölgelerde bulunan ve halk arasında ‘doğum lekesi’denilen pembemsi kırmızı renkteki hemanjiomlar da bebek büyüdükçe kaybolacaktır. Bu arada anneden geçen hormonlara bağlı olarak bebeğin tek ya da iki memesinde şişlik, vajende beyaz renkli akıntı, hatta az bir miktarda kanama bile olabilir. Bunlar da müdahele etmeye gerek olmayan kendiliğinden geçecek durumlardır. Bebeğin memesini ovmak, sıkmak yanlıştır ve meme dokusuna zarar verebilir.

    Bu gibi durumların tersine , bazan da ailenin doktora danışması gereken durumlar vardır. Bebeğin devamlı uyuması ve emmek için uyandırılamaması, ilk gün sarılığının başlaması, sarılığın sadece yüzde değil, göbeğin altına kadar inmiş olması, bebeğin ilk 24 saatte idrar, ilk 48 saatte kaka yapmamış olması, bebeğin ağzının devamlı köpürmesi ve her yediğini kusması gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir doktora başvurmak gerekir.

    Daha sonra anne babaların tecrübe kazanarak çok kolay yaptıkları bazı işlemler, ilk günler çok zor görünebilir. Bu işlemler sırasında bazı noktalara dikkat edilirse sorun yaşanmaz.

    Bez değiştirilirken dikkat edilecek noktalar

    Bebeğinizin bezini değiştirmeden gerekli olan tüm malzemelerimizi önceden hazırlamanız,işlemi seri bir şekilde yapmanıza yardımcı olacaktır.Alt değiştirme işlemine başlamadan önce gerekli malzemelerimiz:

    – Alt açma pedi

    – Bebek bezi

    – Su bazlı ıslak mendil veya pamuk

    – Pişik önleyici krem

    Hepsinden önemlisi bebeğin güvenliği için bu malzemeleri kolay ulaşabileceğimiz yerde tutalım, düşme riskine karşı bebeğimiz kesinlikle yalnız bırakmayalım. Alt değiştirme işlemimizi önden arkaya doğru yapalım.Erkek bebeklerde sünnet derisini geriye doğru kaydırıp temizlemeye çalışmayalım. Çinko içerikli pişik önleyici kremimizi sürüp,bebeğimizin altını temiz bezi ile kapatalım.İşlemden önce ve sonra ellerimizi yıkamayı unutmayalım.

    Banyo yaparken dikkat edilecek noktalar

    Bebeğimizi banyo yaptırmadan önce gerekli olan tüm malzemelerimizi önceden hazırlayalım. Banyo yaptıracağımız odanın ısısını bir miktar arttıralım.Bebeğin üşümemesi için işlemimizi seri bir şekilde gerçekleştirelim. Herzaman bebeğin güvenliğini ön planda tutup düşme riskine karşı onu asla yalnız bırakmayalım.Banyo suyunun sıcaklığını su termometresi yada dirseğimizle kontrol edelim.Bebeğimizi yıkamaya vücudunun ön tarafından başlayalım,sonra sırtını en son bebeğin başını yıkayarak işlemimizi sonlandıralım.Bebeği önceden ısıttığımız havlu ile kurulayalım.Bebeğin banyosunu yaptırırken iki kişi olmaya özen gösterelim.Bebeğin güvenliği ve işlemin seri olması açısından iki kişinin bebeği yıkaması daha iyi olacaktır.

    Yenidoğanda ağız, göz, göbek bakımı

    Bebek hastaneden taburcu olduktan sonra bebeğinizin göbeği düşmemiş olacaktır. Göbeğin düşmesi bir hafta ile onbeş gün arasında zaman alabilir.Bebeğin göbeğine rutin olarak birşey sürmenize gerek yoktur.Tek yapmanız gereken bebeğin altını bağlarken,bezini göbek bağının altından bağlayarak göbeği dışarda bırakmaktır. Bu şekilde göbek hava alarak daha çabuk kurur ve düşmesi gecikmez. Göbekte sulanma,kanama,kızarıklık ya dap is koku olursa doktorunuza başvurunuz.

    Bebeğin gözünde sulanma ya da çapaklanma var ise steril gazlı bezi kaynamış ılımış suyla,varsa serum fizyolojikle ıslatarak silebilirsiniz. Silme işlemini içten dışa doğru tek bir hareketle yapmalısınız.

    Bebeğin ağzında halk arasında ‘pamukçuk’ denilen beyazlıklar olabilir, bunlar aslında mantar enfeksiyonudur ve biberon ya da emzik kullanan bebeklerde daha sık görülür. Bunların temizliği yapılmaz ise yayılabilir ve ciddi emme sorunlarına neden olabilir.Bu nedenle temiz bir gazlı bezi parmağınıza dolayıp bunu kaynamış ılımış bir suya batırarak ağzının içini,dilinin üstünü ve damağını yumuşak hareketlerle silmelisiniz. Bu işlemi bu beyazlıklar var ise günde bir kaç kez tekrarlayabilirsiniz, geçmezse doktorunuza başvurmalısınız.

    Dışarı çıkarken yanına alınması gereken malzemeler

    Bebeğinizle birlikte eve taburcu olduktan sonra, ilk dışarı çıkmanız büyük bir ihtimalle bebeğinizin ilk bir hafta kontrolü olacaktır.Bu ilk deneyim sizde stress yaratabilir.Bu nedenle bebeğin çantasını önceden hazırlamak size kolaylık sağlayacaktır. Bebeğin çantasında mutlaka şunları koymayı unutmayın.

    -Bebek bezi,su bazlı ıslak mendili,pişik kremi

    – Kusma, idrar ve kaka ile kirlenme ihtimaline karşı iç body,tulum

    – Küçük ağız bezleri

    – Mama ile besleniyorsa küçük bir termos içerisinde sıcak su,biberon işiniz uzun sürebilir birkaçtane olmasında fayda var

    – Sütünüzü sağıp veriyorsanız süt sağma cihazı

    – Kirli bezleri atmak için çöp torbası

    – Yedek battaniye

  • Bebeğinizi yıkarken dikkat etmeniz gerekenler

    Güvenlik açısından en önemli püf noktası, bebeğinizi banyoda – bir saniye için bile olsa – asla yalnız bırakmamaktır.

    Bebeğinizi ne sıklıkta yıkamalısınız?

    Bazı ebeveynler bebeklerini her gün yıkar. Ancak, bebeğiniz etrafta emeklemeye ve türlü türlü dağınıklığa girmeye başlayana kadar, onu haftada birkaç kez yıkamanız yeterli olacaktır. Yalnızca yüzünü sık sık yıkayın. Deri kıvrımlarının olduğu her yeri temiz tutun. Genital bölgesini de her bez değişiminde derinlemesine temizleyin.

    Bebeğinizi yıkarken, hareketli ufaklıkla başa çıkmak sabun ve kayganlıktan dolayı biraz korkutucu olabilir. O yüzden onu sıkıca kavrayın.

    Bebeğinizi nerede yıkamalısınız?

    Mutfak lavabosunu veya küçük, plastik bir bebek küvetini kullanabilirsiniz.Standart bir küveti kullanırken, diz çökmeniz veya bebeğinizin üzerine eğreti bir hareketle eğilmeniz gerekir. Bu da, bebeğin hareketlerini daha az kontrol edebileceğiniz anlamına gelir.

    Bebeğinizi nasıl yıkamalısınız?

    Bebeğinizi nasıl yıkayacağınızı ve bebeğinizi yıkarken işinizi kolaylaştıracak püf noktalarını burada bulabilirsiniz. Biraz şanslıysanız, banyo beraber geçirdiğiniz günlerin en keyifli zamanlarından biri haline gelecek.

    1. Gerekli tüm banyo malzemelerini yerleştirin ve bir havlu, temiz bir bez ve kıyafetleri düzenleyin.Bebeğin üşümemesi için, odanın rahat bir sıcaklıkta olduğundan emin olun.
    2. Küveti 7,5-8 cm kadar suyla doldurun. Su ılık ama dirseğinizin içini yakmayacak sıcaklıkta olsun – yaklaşık 32° derece veya birkaç derece yüksek bir sıcaklık yeterli olacaktır.

    3. Bebeğinizi banyo alanına getirin ve tüm kıyafetlerini çıkarın.

    4. Bebeğinizi küvete ayaklarından başlayarak yavaş yavaş kaydırın. Bu sırada, bir elinizi kullanarak boynunu ve başını destekleyin. Bebeğinizin üşümemesi için, banyo boyunca üzerine düzenli olarak bir bardak dolusu kadar su dökün.

    5. Hafif etkili bir sabunu az miktarda kullanın (çok fazla sabun, bebeğinizin derisini kurutur). Bebeğinizi, elinizle veya bir sabun beziyle yukarıdan aşağıya, öne ve arkaya doğru yıkayın. Önce başını ıslak, sabunlu bir bezle yıkayın. Bezi durulayın ve bu bezle gözlerini ve yüzünü nazikçe yıkayın. Bebeğinizin burun deliklerinde veya gözlerinde kurumuş mukus birikmişse, nemli sabun bezinin küçük bir kısmıyla birkaç kez mukusa dokunarak, tamamen silmeden önce yumuşamasını sağlayın. Bebeğinizin genital bölgesinde ise, rutin yıkama yeterli olacaktır.

    6. Bebeğinizi temiz suyla derinlemesine durulayın ve temiz bir bezle silin.

    7. Bebeğinizi başlıklı bir havluya sarın ve nazikçe kurulayın.Derisi kuruysa veya pişiği varsa, banyodan sonra hafif bir losyon sürebilirsiniz.