Etiket: Beynin

  • Nöroterapi Nedir?

    Nöroterapi Nedir?

    Yapılan araştırmalar stresin pek çok hastalığın başlamasına veya artışına sebep olduğunu göstermektedir. Stres, iç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Yoğun stres organizmada otomatik olarak bir takı fizyolojik belirtilerin oluşmasına yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve ilerleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikle çok şiddetli olduğunda, kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunların ruhsal kökenli olduğu bilinmemesi kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak stresin kontrol edilmesiyle mümkündür. Biofeedback, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkındalığını artırarak bu belirtirli kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback”te (sinir geribildirimi), bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlenmesi ve kişinin bunları geribildirim aracı olarak kullanması sağlanabilmektedir. Merkezimizde de psikoterapi süreci içerisinde uygulanan bu teknikle, kişilere stresi kontrol etme becerisi kazandırılmaktadır. Nöroterapi / Neuro-Biofeedback çocuklarda da özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite (DEHB) bozukluğunun tedavisinde, çocuğa dikkatini yoğunlaştırma ve sürdürebilme becerisi kazandırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu teknik DEHB bozukluğu olan çocukların aceleci, sabırsız, dikkatsiz davranışlarının farkına varıp, bunlar üzerinde kendi kendilerine denetim kurmalarını sağlamaktadır. Beynin yaydığı dalgaları bilgisayar ortamında görmek ve dikkatini yoğunlaştırarak buna müdahale edebilmek (çocuklarda bu amaçla uçak uçurma, yarış yaptırma vb. gibi hedefler içeren programlar kullanılmaktadır), çocuğun kendisine güvenini arttırmaktadır. Bu teknik, bireylere stresli ortamda soğukkanlı kalabilme becerisini kazandırmada ilaçsız bir yöntem olarak önem taşır.

    NÖROTERAPİ / NEUROBIOFEEDBACK

    Beynin stres düzeyi ölçülebiliyor. Amerika’da beyin araştırmalarına büyük bütçeler ayrıldıktan sonra yeni yöntemler bulunmaya başlandı. Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, Kronik Stresin beynin öğrenme ile ilgili bölümlerini küçülttüğü kanıtlandı. Montreal’de McGill Üniversitesi uzmanlarının yaptıkları bir araştırmada 70 yaşında 50 kişi 5 yıl izlenerek bu sonuca varıldı. Bunun üzerine stresin beyne etkisinin azaltılmasının yolları araştırıldı. NASA’nın önerdiği bir yöntem de “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” yöntemidir. Bu yöntemle beyin dalgaları ölçülerek insanlar kendi streslerini kontrol etmeyi öğreniyorlar. Öncelikle beyinin biyoelektrik haritası çıkarılıyor. Beynin stresli çalışan alanları belirleniyor. İkinci aşamada “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” cihazının elektrotları stresli alanlara takılıyor. Bilgisayar ekranında beyindeki dalgalar görüntüleniyor. Üçüncü aşamada kişinin, beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretiliyor. Alfa dalgası beynin istirahat dalgalarıdır. Bu dalgaları arttırmayı başaran kişiye puan veriliyor. Ortalama 10 seansta kişi beynin gücünü kontrol etmeyi öğreniyor. Çocuklar içinde geliştirilmiş programlar var. Oyun şeklindeki programlarda çocuk beyin gücü ile uçak uçurabiliyor, yarış arabası sürebiliyor.

  • Geleceği yönetmek ; neuroterapi

    Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler

    Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

    Vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar

    Yavaş yavaş ölürler…

    Alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolda yürüyenler,

    Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

    Elbisesinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler ,

    Veya bir yabancıyla konuşmayanlar

    Yavaş yavaş ölürler…

    İhtiraslardan ve verdiği heyecanlardan kaçanlar ,

    Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki

    Pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar

    Yavaş yavaş ölürler…

    Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,

    Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

    Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar,

    Yavaş yavaş ölürler…

    Pablo NERUDA

    “Homeostoz” vücudumuzun normal koşullardaki doğal durumudur (yeni alınmış parıl parıl bir arabayı düşleyin…) Sağlıklı bir kişi bir kafede oturmuş sevgilisini düşünürken muhtemelen homeostoz durumundadır. Kalbi normal ritmde, kan basıncı, solunumu normaldir. Biraz çapkın olan bu beyefendi yan masadaki kızı kesmeye başlar, bu arada beklenen sevgili içeri girer ve işin rengi değişir. Ciddi bir ağız dalaşı başlar. Çocukcağızın kalp hızı, solunumu artar. Kan başına yükselir , cilt kızarır, ter basar, ağız kurur. Zira vücut şu an korunma reflexinde yani ‘’Allostoz’’ durumundadır.

    Kızcağız çıkıp gider, bizimki bir ‘’pufff!’’ çeker ve yine normal duruma/homeostoz hala döner. Bu temel iki mekanızmayı beynimiz ‘HİPOTALAMUS’ yolu ile kontrol eder.

    Yukardaki toplam bölgeye genel tanımı ile ORTA BEYİN denir. Burda;

    ⦁ Talamus : Beynin dinomosu ve giriş kapısıdır. Düşük elektrik burda üretilir, vücuda gelen tüm bilgi beyne buradan postalanır

    ⦁ Hipotalamus : Hormonal (kimyasal) ve sinirsel(elektriksel) yolla , tüm beyin yapılarından gelen emirleri bir araya getirir birleştirir ve Homeostoz ve Allostoz’ı oluşturur.

    ⦁ Hipofiz : Hipotalamus’un emir eri patacısıdır.

    ⦁ Amigdala : Duygusal bellek deposudur.

    ⦁ Hipokampüs : Uzun süreli bellek deposudur.

    ⦁ Bazal Ganglion : Vücut hareketleri, uyanık olma, öğrenme, duygusal ifade gibi özellikler de yardımcıdır.

    ⦁ Limbik Sistem : Yukarıdaki 6 bölümün genel adıdır. Bilinçaltı denen durumun temel etmenidir.

    Aşağıda gözlenen beyin sapı ise ilkel beyin bölümüdür. Zeka /akıl gelişmeden önce zorunlu olan nefes alma, kalp hızı gibi temel özelliklerimizin çıkış/yönetim merkezidir.

    HPA Hipotalamus, pituiter(hipofiz) ve Adrenal (böbrek üstü bezi) ise genel olarak beynin vücudun Homeostoz halde normal çalışması ya da Allastoz; koruma moduna girmesi için gerekli temel yoldur. Allastoz’ı beynin fren veya sigorta sistemi olarak düşünebilirsiniz. Hipotalamus ise beynin tamircisidir. Araba teklemeye başladığı zaman (şeker, tansiyon, kolesterol, tiroid hormon düzeyleri azalmış veya artmışsa ) doğrudan devreye girer. Tamirci tamiri iki yolla yapar elektrik ve kimyasal. Kimyasal yol hipofiz üzerinden hormonların düzeyinin kontrolü şeklinde olur.

    Allostoz’daki (bozuk) bir yapı da hormonlar (kortizol, norepinefrin, CRH) beyin ön bölgesi + hipokampusu İNHİBE(durdurma), Amigdalayı exite (uyarma) hale girer (Depresyon, anksiyete, otizim gibi rahatsızlıklarda büyümüş aşırı uyarılmış amigdala etkisi kısıtlanmış beynin ön bölgesi, hipokampüs söz konusudur ).

    Hipofiz’in salgıladığı;

    Vazopresin : Azalırsa belli yaş üzeri sık idrara çıkma

    FSH- LH : Kadında adet düzensizliği

    Testesteron : erkekte sperm üzertimi, kalp damarını gevşetme

    Ostrojen : Kadında yumurtalık çalışması

    Prolaktin : kadında süt üretimi stresin azalması

    Tiroit : enerji üretim ve taşınması, yağ – şeker metabolizması ( depresyon ve bipolar bozuklukta TSH ve TRH seviyesi düşüktür.)

    Hipofizin salgıladığı bu hormonların çoğunun (kortizon, pragesteron dahil olmak üzere ) üretiminde ise KOLESTEROL temel yapısal moleküldür.

    Kolesterolün önemli kısmını vücut üretir, çok azı besinlerle alınır. Kolesterol aynı zamanda antioksidandır. Vitamin (A,P, E kullanımı ve D vitamini üretiminde gereklidir. Beyin, damar, kalp hastalıklarında yüksek kolesterol etkilidir. (Ancak son dönemlerdeki yağ ve yumurta içermeyen kolesterol diyetleri kesinlikle yanlıştır; Eski bilgilere göre yağlar vücutta kolesterole dönüşür. O ise damarları tıkar, kalp hastalığı ve felçe yol açar. Kırmızı et kan basıncını artırır, kansere yol açar.)

    Yeni düşünce KETÖJENİK diyet daha mantıklıdır. Daha yüksek yağ, et, sebze buna karşılık minimum düzeyde şeker( Bu yöntem epilepsi, Parkinson, Alzheimer hastalarında olumlu sonuçlara yol açmıştır.)

    (Jonh Hopkins Medicol İnstitutions, Dr John M. Freeman 10 yıllık çalışma sonucu)

    ⦁ Clinical Cardiolayy

    ⦁ İnternol Medicine

    ⦁ Jac Cordioloyy dergi yayınları…

    Beynin kendini yapılandırma yöntemi : PLASTİSİTE

    Plastisite hücreler arası bağlantı sayısının artması demektir. ( Yeni nöron üretimi olmadığı için de mükkemmel bir kendini koruma kurtarma stratejisi/ yöntemidir.

    Yukarıdaki üçgeni hastalıklar açısından incelersek ;

    Travma/aşırı stres BÖB + (artmış)

    Depresyon Amigdala + BÖB ve Hipokampüs – (Azalmış)

    Menepoz BÖB +

    OKB BÖB + (Özellikle ön singulat ginus)

    İntahar BÖB + (Özellikle ön singulat ginus)

    Şizofreni BÖB +

    İlaçlarının etkisi çoğunlukla LİMBİK sistem yolu iledir. İlaçlar kısaca kullanıldıkları an beynin ön bölgesinin görevini üstlenmeye çalışır.Ancak bunlar beynin plastisilerini artıramaz.Plastisite hücreler arası (dendrit) artması ile oluşur.

    Latince ve bilimsel jargon sıkıntı verdi ise kısa bir şiir ile ara verelim ;şizofren olarak sınıflandırılan Serhat DİLSİZ’in cezaevinde ve Manisa Akıl Ruh Sağlığı Hastanesi’nde yazdığı şiirle;

    Bilinmez hangi düş hatırlatır yarını

    Kim çelme taktı hayatına

    Bileğinde deri zincirlerin izi

    Sünger kaplı hücreden hatıra

    Üstüne oturan kırmızı gözlü sırtlanın

    On iki mikro dalga dudaklarından

    Salyalar damlıyor ağzıma

    İçimdeki parmaklıkların içinden

    Bilinmesi benden çıkartmaya çalışan bir ecza

    Toplu cinayetler aklımda

    Bu bana bilinmezden verilen bir ceza …

    Ben beynimin kafası güzel haliyim

    Volta da elli altı

    Kafa kırık altı

    Hücrenin metresi üç

    Bir serhat bir bilinmez yürüyen bir bedende iki

    damarlardan geçen ecza bin mikro gram

    Kimi ulak kimi ruj lekeli

    Yarısı yanmış yarısı kalmış

    Onlarca izmarit tükürmekteyim

    Her nefeste yarına daha var

    Bir sigara… yarım sigara… son sigara…

    Yukarıda anılan şeytan üçgeninin (!) terapisinde kullanılan neuroterapi’yi diğer yazılarımızda inceleme şansınız var.

    Şu an size çok yeni bir iki tedavi/terapi yöntemlerinden bahsetmemiz iyi olacaktır.

    ⦁ İçmiş olduğunuz su da mutlak surette magnezyum miktarının kalsiyum eşit olmasını arayın. (satılan bir çok su da bunu bulmanız çok zor olsa da!)

    ⦁ Q 10(Koenzim 10) hücresel enerji ihtiyacını karşılar.

    L kartinin, keratin,karnosin, magnezyum ve kalsiyumla bitlikte ATP etkinliğinde görevlidir. Antioksidandır, kalbi güçlendirir, Alzheimer ve parkinson’da yararlıdır. Diobetle streste etkilidir.

    ⦁ Lipoik Asit : Şeker hastaları, kanserde durdurucu yapısı mevcuttur.

    ⦁ EDTA : Damar yolu ile uygulanır. Ağır metallerin tümünde etkilidir. Damar sertliğine sebep olan kalsiyumu temizler. Hipertansiyon, kladikasyon (bacak damar tıkanmasına bağlı yürüme ağrısı) etkilidir.

    Genel olarak duygularımız bize hakim olduğu sürece, zekamız (iyi veya kötü şekilde)hiçbir şey yapamaz. Tutkular mantığı bastırmıştır.

    Yani genel olarak iki zihnimiz vardır : biri düşünür diğeri hisseder( kalbimiz ve beynimizin zihni).

    Duygusal beynimiz akılcı beynimizden çok önce gelişmiştir. Duygusal hayatımızın en önemli ve eski kökü koku duygusudur. Koku lobu merkezi de 2 farklı nöron tabakasından oluşur:

    ⦁ Merkez alınan koku yenilir mi? cinsel açıdan uygun mu? Yaklaş, doku düşman mı? Kaç veya kovala mesajlarını verir.

    Duygusal beynin temel katmanları limbik sistemdedir (limbus Latince yüzük demektir). Limbik sistem geliştikçe 2 beceri geliştirdi: Öğrenme ve hatırlama. Bu ise bizi tüm diğer canlılardan ayırdı. Diğer canlılar gibi akıllıca/zeki seçim yapma, değişmez otomatik tepki vermenin yerini artık çevrenin tepkisine uyan ince ayarlı tepkiler almıştı. Bir çevrenin tepkisine uyan ince ayarlı tepkiler almıştı. Bir yiyecek öldürüyorsa ondan kaçınma, pis kokulu bir eşi seçmeme…

    Daha sonra gelişen neokorteks ise işi daha ileri götürdü. Duygular yolu ile alınan bilgilerin kompleks işlenmesini Amigdala (latince badem demektir) duygusal belleğin ana deposudur (cingulate gyrus’la birlikte). Normalde tüm duyu organları (göz, kulak, deri…) sinyalleri talamusa yollar, bunlar neokortekse yollanır, burda birleşir ve gerekli cevap verilir.

    Ancak limbik sisteme giden/gelen bu temel ana yolun dışında kısa ve hızlı bir yol daha vardır; küçük bir nöron demeti talamustan doğrudan amigdalaya gitmektedir. Bu yol amigdalanın korteksin cevabı henüz hazırlanmadan şipşak bir cevap verilmesini sağlar. Neokorteks yavaş ama donanımlı bir ince ayarlı tepki üretirken, amigdala bu kestirme yol sayesinde bizi hemen harekete geçirir (yani bazı duygusal tepkiler bilinçli hiçbir katkı olmadan oluşabilir). Bu yanıt sonuç olarak dikkatsizdir, olay kesinleşmeden harekete geçme anlamı taşır. Bize çılgın talimatlar verir. Amigdala bu acil durumu geçmişteki bilgi korteksine dayanarak yapar (birini görürüz ve yüzü bize amcamızı anımsatır; hipokampustaki bilgi işleme bunu sağlamıştır. Ama nedense adamdan birden hoşlanmayız zira amcamızı hiç sevmeyiz; bunu ise amigdala üretir.

    Farelerdeki deneylerde bu ekspres, hızlı yolun 12 msn (milisaniye= saniyenin binde 12’si) olduğu saptanmış insanda 24 msn olduğu düşünülmektedir. Talamustan neokortekse ulaşan yol ise bunun 4 katı hızdadır.

    Beynin amigdalanın ani hamlelerine karşı bir tampon görevini ise prefrontal loblar yapar.

    Sağ prefrontal loblar korku, öfke ve benzeri tüm olumsuz duyguların merkezidir. Sol lob ise sağ lobu bastırarak bu duyguları kontrol eder.

    Prefrontal lob amigdala devresi hasar görmüş kişilerde bu nedenle zeka veya bilişsel yetilerde bir bozulma olmaz ama duygusal bilgi haznesine ulaşım yetersi z olduğu için geçmişe ait duygusal derslere ulaşma mümkün olmadığı için bu kişiler duygusal seçimlerde zorlaşırlar.

    Kısaca önsezi ve hislerimiz önemlidir. Kuru mantık bundan sonra devreye girer. Duygularımız mantıklı olmamız için gereklidir.

    Aslında epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların (Zyprexa, Seroquel, Risperdol vb.) şizofreni nöbetini tetiklemesi da biraz buna dayanır. Zira bu ilaçlar dopamin salgısını arttırır, dopaminse şizofreni nöbetini arttırır.

    Bir epilepsi nöbeti vücut için çok ciddi bir uyarıyı ortaya çıkarır. Bedenimiz hayati bir tehlikededir. Bunlar karşısında nörokimyasal uyaranlar (nörotransmitterler; epinefrin, norepinefrin, dopamin vb.) hızla karşı koyma iletisini amigdalaya yollar. Amigdalanın ekspres yanıtını yukarda anlattık. Ne yazık ki epilepsi hastalarında şalter yani prefrontal lobların hareketi durdurulmuş haldedir. O nedenle bu tür hastalarda yapılacak olan nöroterapi seanslarında frontal lobun güçlendirilmesi ön plana alınmak zorundadır.

  • Beynin yarıküreleri bir şehir efsanesi mi?

    Beynin Yarıküreleri Bir Şehir Efsanesi mi?

    Bu konudaki bir önceki yazımızı okumanızı diliyorum (bu yazıyı daha net anlamanız için ..)

    Sağ/sol beyin ve serebral korteks / limbik sistem arası fark ve benzerliklere yeniden bir göz atarsak ;

    Sol beyin: Matematik, Dil, Mantık, İrdeleme, Yazma

    Sağ beyin: Hayal gücü, Renk, Müzik, Ahenk, Hayal kurma ile ilintili görünmektedir.

    Beynin üzerini kırış kırış bir elbise gibi örten serebral korteks rasyonel, entelektüel faaliyetleri üstlenirken eski beyin, sürüngen beyni, bilinç dışı beyin diye adlandırılan limbik sistemi içeren kısım beklendiği üzere daha çok ısı kontrolü, tansiyon, kimyasal değer vb. faaliyetleri kontrol eder . (Bu normaldir zira zeka ve akıl evrimsel süreçte beyne daha sonra, uzun bir süreç yaşayarak eklenmiştir).

    Genel hatları ile bir şehir efsanesi beynin sağ yarısının vücudunun sol yanını, sol yarısının da vücudunun sağ yarısını kontrol ettiğini, kadınlarda sağ yarının erkeklerde sol yarının güçlü olduğunu iddaa eder. Bunda bazı gerçekle olsa da yanlış bir iddaadır(buna ilerde bakacağız).

    Bununla ilgili bir iki deneme yapabilme şansımız var. Cep telefonunuzla karşınızdakinin konuşmasını sol kulağınızla dinleyin . O kişi size sürekli “sersem“ desin. Ses tonuna yoğunlaşacak, kendinizi kötü hissedeceksiniz. Şimdi sağ kulağınızla dinleyin yine “sersem“ deniyor. Ancak ses tonu dışında mantıklı sebep ve sonuç ilişkisi kuracaksınız. “Bu adam(kadın) neden bana ‘sersem sersem,sersem…“ diyor?

    Aynı şeyi bir arkadaşınızla şu şekilde deneyin :

    Karşınızdaki ile konuşurken gözlerinizi sola kaydırın; karşınızdaki size “Sevgilim, dün akşam Boğaziçi Bar’da seni düşündüm !“ desin. Yorumunuz şöyle olacak : ‘Canııım, beni seviyor ya, bu kız(oğlan)! ‘ Tersini yapın şimdi; bu kez tavrınız birden değişecek ‘ ulen bu kız (oğlan) bara kimle gitmiş, aboov beni aldatıyor yahu!’

    Ancak Daniel COLEMAN, Fred SCHİFFERS, Gared MORGON, Trevor BONTLEY gibi nörolog ve psikiyatristlerce geliştirilen ve naçizane ben, Nörolog Hugo CHOİ, Nörolog Luigi BİANCA tarafından geliştirilen ‘holistik sistem’ söz konusu bölünmüş beyin anlayışını kabul etmemektedir.

    Aslında evet, yukarıda anlatılan türde bir kompartımanlaşma mevcuttur ancak bu bir fabrikadaki üretim hattına benzer ; bölümlerin hepsinin birbirine hiç benzemeyen, örtüşmeyen yöntem, tarz, süreçleri mevcuttur( ve hatta bir üretim hattında çalışan işçinin öteki hat hakkında hiç bilgisi olmaması gibi birbirinden kopuktur) ama nihai ürün bu hatların toplamının sonucudur.

    Yine aslında, iki yarıküreyi ameliyatla ayırmış olsak aynı kafada iki beyin yaratmış oluruz!

    Holistik Sistemin iddaası şudur; iki yarıkürenin tüm özelliklerinin korunup birleştirilmesi sonucu Voltran’ı oluşturmak mümkündür.

    Ord. Prof. Reha Oğuz Türkken bir çalışmasında şunu saptar;

    Batı insanı soldan sağa yazı ile belki analitik düşünce, mantık konusunu tetiklemiş, düşünüş şekli buna göre şekillenmiştir ama bu “aşırı mantıklı“ düşünme şekli duyguları öldürmüştür. Sözel kültürü, hafıza ve anımsama gücünü yok etmiştir. Doğal olarak da sağdan sola yazma duygu-sezgi ağırlıklı düşünceye güç vererek Doğu Kültürünü farklılaştırmıştır.(ülkemizde sadece dini açıdan ve çok bilinmeden kullanılan Arapça aslında bu hali ile şiirsel bir dildir. Zira üretildiği coğrafya zaten buna uygundur; uçsuz bucaksız biz çöl; üzerinde hiçbir şey olmayan bir mekan. Bu mekan doğal olarak hiçbir şeyi her şeye dönüştürür ama hayalinizde, bilincinizde, ruhunuzda. Serap görme beynin bir tepkisidir).

    Beynimizde toplam 100 milyar hücre vardır. Bunun %15’i (15 milyar) nörondan oluşur. Bunlar 100 trilyon dendrit ve aksan terminali oluşturur, sonuçta da 50 trilyon bağlantı yeri (sinops) oluşur. Bu bağlantıları ip yumağı gibi çözmeye kalksak 500 bin km yol alırlar(ve bunu 1.5 kg’lık bir et parçası yapar!) yaklaşık 70 yıl yaşasak 15 trilyon birim/bit bilgi üretiriz. Dakikada 4.999, saatte 2.000.000 ,günde 50.000.000 bitlik bilgi!!!

    Diyelim ki bilgisayarcımıza buna benzer bilgisayar toplatacağız; adamcağıza 500 trilyar dolar vermemiz gerekir. Zavallı bu parayı harcayamaz zira 1 trilyon watt enerjiye gerek duyduğu için parayı TEK’e ödemek zorunda kalır. Şunu söylemek gerek ; beyin yaşlanmaz ve gençleşmez. Doğumda var olan nöronların her 10 yıl % 10 unu yitiririz. Yitirilenin yerine yenisini de üretemeyiz. Vücudunun toplam enerjisinin %20 sini beyin tüketir. Bu nedenle de uykuda bile asla dinlenme moduna geçmez. Bu 3 durumun temel nedeni: Beyindeki bağlantıların SERİ ve PARALEL yol izlemesidir.(Neurofeedback= Nöroterapi buna bağlıdır).

    Beynin bu enerji tüketimindeki çılgın hızın temel sebebi son yıllarda anlaşıldı. Alexander ALEKHİNE, Moxwell MALTZ, Bernie ZİLBERGELD, Arnold LAZARUS vb araştırmacılar gerçek deneyim ile zihinde canlandırma/hayal etme deneyimi arasında benzer enerjinin kullanıldığını ve merkezi sinir sisteminin aynı ölçüde etkilendiğini gösterdiler.

    Arizona basketbol takımındaki çalışmada 5 kişi serbest atış yaparken 5 sporcu sadece bunu düşünmüş.Bu 10 kişinin hemen hemen aynı oranda enerji ürettiği saptanmıştır.

    Beynin bu plastisitesine bir başka yazıda bakacağız.

    Nörofiz. Duru Hakan Karabacak

    15.07.2019

  • Beyin nasıl çalışır

    Beynimiz 1 Kg’dan biraz daha ağır (Einstein gibi bir dehaysanız belki 1-2 Gr fazlanız olabilir), küflenmiş lor peyniri gibi kötü kokulu(gençseniz koku biraz daha dayanılır haldedir, ruhunuz öldüyse dayanılmazdır),pelte kıvam ve tadında( Kuzuların Sessizliği filmindeki gibi tatmanızı tavsiye etmeyiz) bir maddeden oluşur dediğimiz zaman yüzünüzü buruşturmayınız lütfen; zira yapacak bir şey yok, işte tüm malzeme bu;ancak beyniniz olmasaydı siz siz olamazdınız, yüzünüzü bile buruşturamazdınız;akıllı olun!

    Beyniniz Tokat cevizine benzer,kafatasınız da ceviz kabuğu gibi onu korur. Ceviz gibi de 2 bölümden oluşur. Cevizin bölümleri birbirinden farksızdır ama beyniniz biraz farklıdır; beynin sol yanı vücudun sağ, sağ yanı ise sol yanının kontrolünü sağlar. Yani sağı solu belli olmaz. Sol kısım genel olarak konuşma, matematik, belirli düzende yapılan işler(ayakkabınızı bağlamak gibi),sağ yan ise resim, görsel hafızadan sorumludur. İkisi arasındaki cevizin arasındaki zara benzeyen nasırsı madde(corpus callosum) ise iki yarı küre arasındaki ilişkiyi sağlar.

    Yani oda arkadaşınızın masanızın yanına fırlattığı korkunç görünüm ve kokulu çorabı sol yarı küre algılar,sağ yarı küre ile gözünüzde canlandırırsınız,koku mesajı yerine ulaştığı zaman burnunuzu direği sızlar;ama köprü bir süre sonra mesaj yollamayı kesince kokuya alışırsınız.(Size tavsiyemiz beyninizi değil oda arkadaşınızı değiştirin)

    Şimdi biraz daha derinlemesine bakalım: varsayımsal cevizimizi sağ/sol diye değil de yukardan aşağı doğru dilimlersek ne görürüz;en üstte beyin kabuğu(CORTEX) vardır. Beynin doğal olarak gelişimini en son tamamlamış bölgesi,VÜCUDUN KONTROL MERKEZİ işte burasıdır. Bu bölgeyi ise gözlerimizin az üzerinden başlayarak ensemizin dibine dek uzanan yine varsayımsal bir çizgi ile bölümlersek şu bölgeleri görürüz;
    Frontal Bölge; Gözün üstünden başlayarak tepede genelde erkeklerde saçın dökülmeye başladığı kısma dek uzanır.

    Bunun alnımıza denk düşen kısmına biz BEYİN ÖN BÖLGESİ deriz.Tepedeki kısım ise vücudun istemli hareketlerini kontrol eden Motor Cortex’dir.

    Paryetal Bölge; Tepe noktasında başlar ve yine erkeklerde ensenin katmerlendiği kısımda biter. Bunun ucunda ise duyuların işlendiği Sensoriel Cotex bulunur.

    Temporal Bölge;Şakaklarımız arasında görünmez bir kulaklık hayal edin…

    Oxipital Bölge:Paryetal bölgenin dibi,beynin dibi,yakışıklı,güzel bir abimizdir.Genelde görme işine bakar.

    Tüm bu bölgelerin toplamı BİLİNÇ dediğimiz şeyi oluşturur.

    Ceviz sert olduğu için örneğimizi portakala dönüştürüp devam edersek cortexi yani kabuğu soyarsak ulaşacağımız kısma Orta Beyin deriz.Bu ise 6 bölümden oluşur:

    Talamus;Vücuttan gelen bilgilerin beyne dağıldığı trafo merkezi gibidir. Milivolt düzeydeki elektrik akımı burada doğar.

    Hipotalamus;Beynin bölümlerinden topladığı emirleri uygulayarak vücudun normal ve uyumlu çalışmasını sağlayan komutana benzer.

    Hipofiz; Hipotalamusun emireri gibidir.

    Amigdala;Duygusal tepkilerin bellek deposudur.’’..sen evlendiğimizde sene 1917 ayağıma basıp nasırımı sızlattıydın..’’dedirten kısımdır.

    Hipokampus;Uzun süreli bellek bilgisi deposudur.’’..ben o gün aslında dejavu yaşıyordum senin değil Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ayağına basıyordum..’’ dedirterek mahfımıza sebep olan kısımdır.

    Bazal Ganglion; Vücut hareketleri, uyanıklık, öğrenme gibi konularda yardımcı görevlidir.

    Bu altı sistemin toplamına LİMBİK SİSTEM denir. Limbik sistem BİLİNÇALTI denen şeyi şekillendirir. Portakalın merkezi ise beyin sapıdır. Burası en ilkel beyin bölümüdür. Nefes alma,kalp atışı gibi metabolik istem dışı özellikleri düzenler.

    Sınav sırasında bir gün önce derse çalışmamışsak genellikle cortex devreden çıkar beyin sapı devreye girer,nefesimiz kesilir, kalbimiz deli gibi atmaya başlar ve cevapları limbik sistemden sallamaya başlarız’’..ya şundadır ya bunda!’’

    Beynin yapılarını az çok inceledik ama hala temele inemedik; biraz daha derinlemesine bakalım; beyin NÖRON denen sinir hücrelerinden oluşur. (Beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.) Bunlar ise akson, dendrit ve aralarındaki sinaps denen baglantı noktalarından.

    Beynin çalışması hücrelerin kendi içindeki elektriksel ve kendi aralarındaki kimyasal iletimle olur. Hücrelerin iç kısmı negatif, dışı pozitif, hücre zarı ise tarafsızdır. Bilgi akson üzerinden elektrik sinyali halinde ilerler, hücreler arası boşlukta kimyasal sinyallere dönüşerek haber kaynağı halini alır. Bu dönüşümü ise NÖROTRANSMİTTER denen maddeler sağlar. İki hücre arasındaki bu maddeler yolu ile bir yüklenme olunca nötr hücre zarında bir değişim olur; hücre pasif halden aktif hale geçer; yani bir aksiyon potansiyeli olur. Terimler gözünüzü korkutmasın; adı üstünde EKŞİN! Aksiyon potansiyeli olmaksızın sinir sistemi harekete geçemez. Uyarım gücü olarak bu ekşin şiddeti değişmez ama kimyasal yolda belirli bir birikim ve eşik değeri aşılınca(amino asit depolarizasyonu EPSP)bilgi aktarımı gerçekleşir. Stadlardaki Meksika dalgası gibi ya da kulaktan kulağa oyunu gibi yani…

    Orta beyindeki Talamusun yaydığı mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı böylece bilgilerin dağıtımını sağlar. EEG işte bu saniyedeki ortaya çıkan dalgaların sıklıklarını saptayan bir yöntemdir. Bu dalgaların her birinin sıklıkları ve etki mekanizmaları birbirinden farklıdır;

    GAMMA 30 Hz’den büyük, BETA (13-30 Hz) , ALPHA (8-12 Hz), THETA (4-8 Hz) VE DELTA (4 Hz’DEN küçük)

    Bu dalgaların tamamı vücudumuzda farklı fonksiyonel işlevlere yol açar Örneğin : Beynimiz “etkin” zeka için 13 Hz (yüksek alpha ve düşük beta ) kullanır. Sıklıkla, öğrenme güçlüğü ve dikkat problemleri gösteren bireylerde beynin belli bölgelerinde, birbirini izleyen işleri ve matematik hesaplarını yapmaktaki beceriyi etkileyen 13 Hz aktivitede eksiklik görülür

    Delta (0.1 –3 Hz)

    En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.Amplitude’i en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.

    Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans)elde edilir.
    Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlar..

    Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.

    Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.

    İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz Fizyolojik ilişki : hareketsiz, hemen harekete geçememe. Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur.
    Theta (4-8 Hz)

    Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.
    Theta dalgaları içe dönük odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyanık olma ve uyku arasındaki durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.

    Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıtır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.

    Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.
    Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.

    Alpha (8-12 Hz)

    Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.

    Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.

    Beta (12 Hz üstünde)

    Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.

    Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.

    Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”

    Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.

    Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.

    İşte bu temel dalga tipleri beynin özellikle cortex bölümünde ve buradaki bölgelerde farklı duyarlılıklara yol açar. Frontal bölge duyarlılıkları; bu bölge dikkat, sabır, moral motivasyon, zaman yönetimi, yargılama, planlama, dürtü kontrolü, düzenli olma, empati, hatalardan ders çıkarma, self kontrol, kısa süreli hafıza kontrolü, limbik sistemin baskılanarak duygusal değil mantıksal kararlar verilmesinin sağlanması, vücudun düzenli çalışmasını hormonal ve sinirsel yollarla sağlayan HPA(Hipotalamus,Pitutier-hipofiz,Adrenal) yolunun kontrolü gibi temel özellikleri kontrol eder.

    Genetik rahatsızlıklar, annenin kortizol yüksekliği, alkol-uyuşturucu alışkanlığı, zor doğum,1 yaşına dek anne sütü alamama, ensefalit, menenjit gibi hastalıklar, ateşli havale, besin zehirlenmeleri, kötü yaşam tarzı, stres ve kafa darbeleri bu bölgede duyarlılıklara yol açar.

    Temporal bölge duyarlılıkları; Bellek, duygusal denge ve sosyalleşme, deneyimlerin ortak merkezidir. Konuşma, görsel bellek bu bölgede yer alır. Unutkanlık, nedensiz panik, okumada öğrenme zorluğu, kuşkulu düşünce, saygısızlık, duygusal dengesizlik, metafizige aşırı ilgi, nedensiz baş, mide ağrıları, görmede anormallikler, disleksi, dispraxi, diskakuli gibi bozukluklara yol açar.

    Paryetal bölge duyarlılıkları; bu bölge duyusal bilgileri işler, dokunma, ağrı, basınç, sıcaklık duyularını şekillendirir, uzaysal konumu, el ve ayakların pozisyonunu, hareket yönlendirilmesini, sağ-sol ayrımını, 3 boyutlu kavramayı sağlar. Bozulması halinde pozisyon kaybı, yazma, okuma, sağ-sol ayrımı zorlukları, sayı sayma, problem çözme sıkıntıları baş gösterir. Oksipital bölge duyarlılıkları;renk tanıma,disgrafi gibi rahatsızlıklar baş gösterir.

    Eğer beynimizin kontrol bölgesi olan cortex işini doğru yapıyorsa vücudumuz HOMEOSTAZ=DENGE halindedir. Sorun varsa ALLOSTAZ halindeyizdir. Sorun sürüyorsa OVERLOAD aşırı yüklenme durumu sözkonusudur, önlem alınmazsa sistem çöker, hapı yuttuğunuzun resmidir bile diyemeyiz, zira artık hapı yutsanız da fayda etmez. Alostaz halini yolu hastaneye düşmüş herkes az çok bilir;’’kan basıncı-tansiyon artmışsa, kalp hızı artmışsa, solunum hızı, kan şekeri, LDL kolesterol, kortizol, adrenalin, noradrenalin artmışsa, DHEA sülfat azalmışsa, HDL kolesterol azalmışsa, barsak hareketleri azalmışsa….’’HASTASINIZ ,beyniniz HPA yolunu kontrol edemiyor demektir.

    DEHB’de özellikle frontal bölge üzerinde şekillenen bir allostaz halidir.Ancak kimilerince özellikle de ilaç şirketlerince tanımlandığı üzere bir HASTALIK durumu değildir. 3-21 yaş aralığında yani beynin temel gelişim döneminde ortaya çıkar ama sağaltımı yoluna gidilmezse yakanızı ömür boyu bırakmaz. Bazen de şekil değiştirir yani biraz ALIEN&PREDETOR ’filmi tadında bir durum sözkonusudur. Tıpkı kafa darbeleri, inme, epilepsi, fibromiyalji, kronik yorgunluk gibi sendromlarda olduğu gibi DEHB vakalarının çoğunda TETA ve YAVAŞ ALFA etkinliğinde belirgin artış vardır.

    Güncel ve geleneksel sagaltım metodları ağırlıklı olarak ilaç şirketlerinin manipülasyonu sonucu beynin kimyasal yani transmitter maddeler üzerinden çalışmasına etki etmek üzerine inşa edilmişlerdir. Örneğin depresyon tedavisinde bir nörotransmitter olan SEROTONİN azalması nedeni ile hücrelerarası elektriksel iletim de azalıyor. Serotoninin yeğane kaynağı beynin destek hücreleridir.; besinlerle serotonin alamayız.

    Proteinli yiyecekler beyin kontrolünde serotonine dönüştürülür. Depresyon tedavisinde(!)kullanılan ilaçlar serotoninin zayıf bölgelerde daha fazla kalmasını(salınımının gecikmesini)sağlayarak etkinliğini artırmayı amaçlar. İYİ FİKİR! Yani amaç vücuttaki serotoninin miktarına dokunmadan,az olan serotoninin daha etkili olmasını sağlamak; BALLI BÖREK! Ama işte burada o pis kokulu beyin, beyinliğini ortaya koyuyor;normal ve doğal proteinXserotonin üretimini durdurarak az bir serotoninle normal olduğunu fark ediyor ve serotonin yapımını durduruyor. Peki ilaç şirketi bu durumda ne öneriyor? DOZU ARTIRMAK! Çünkü işi yanlış bir noktadan ele almış durumdalar; hücre içi iletimi önceleyerek bunun ardından hücrelerarası iletimi düzenlemek gerekirken temeli çürük bırakarak 4-5.katı inşaya çalışmak…ASIL SAGALTIM YÖNTEMİ ŞU OLMALIDIR;

    HÜCRE İÇİ ELEKTRİK AKIMININ DÜZENLENMESİ;NEUROFEEDBACK
    BEYİN HÜCRELERİNİN DAHA ÇOK NÖROTRANSMİTTER ÜRETMESİNİ SAĞLAYACAK DOĞAL BESLENME –YAŞAM TARZI-DESTEK BİTKİSEL TAKVİYELER

    Peki de neurofeedback nasıl işlemektedir;

    İnsanlar makinalarla iletişim kurmak için çeşitli araçlardan faydalanır: Klavyeler, fareler, “joystick”ler, kameralar, mikrofonlar. vs. Tüm bu komut verme araçları kullanıcın beyninin kas sistemini kontrol etmesi sayesinde işlev kazanırlar.Ancak bazı hallerde bu iletişim mümkün olmamaktadır. Örneğin motor nöron hastalıklarından biri olan amiyotrofik lateral sklerozis (ALS) , beyin kökü travması, beyin ya da omurilik yaralanması, serebral palsi, kas distrofileri ve çoklu skleroz gibi nöron hastalıkları insanların istemli hareketlerini engellemektedir .Sadece ALS’den ABD ‘de 30.000 dünyada 2.000.000’a yakın hasta etkilen- mektedir. Her yıl ise 5.000 civarı hasta kayda alınmaktadır.(STEPHAN HAWKING,KOÇ HOLDING YÖN.KR.BŞK.VEKİLİ SUNA KIRAÇ, FENERBEHÇELİ FUTBOLCU SEDAT BALKANLI ÜNLÜ HASTALARDANDIR)

    ALS hastalığı sadece motor nöronları etkiler; hastanın bilişsel işlevlerine bir zarar vermez. Hafıza, zekâ ve kişilik korunur. Hastalar görebilir, duyabilir, koklayabilir ve dokunsal uyaranları yorumlayabilirler . Eğer hastanın beynindeki sinirsel etkinliği doğrudan yorumlayabilecek bir teknoloji geliştirilebilirse hastanın çevresindeki araçlarla ve insanlarla iletişim kurması mümkün olabilir. Yani burada asıl amaç doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmektir.BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ (BBA)denen bu kontrol mekanizması temelde makine X insan etkileşiminde güçlendirici bir teknoloji olarak düşünülebilir. Normalde insanlar uyanıkken ve belli bir şey yapmıyorken de beyinleri α EEG sinyalleri yayar. Bu dalgalar 8-12 Hz frekans aralığındadır. μ ritmleri aynı aralıkta olup α dalgalarındaki ufak tefek değişiklikler şeklinde kendilerini gösterirler. Buradaki önemli nokta şudur: μ ritmleri, kişi hafifçe somatosensöryel veya motor korteksini hareketlendirecek şekilde bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkan “α dalgalarıdır”. β ritmleri ise 18-25 Hz aralığındadır ve bunlar da istemli hareket ve etkin odaklanma ile bağlantılıdır. Yapılan çalışmalarda insanların 8-12 Hz aralığındaki μ ritmlerini ve 18-25 Hz aralığındaki β ritmlerini kontrol edebildikleri ve böylece ekrandaki bir imleci istedikleri gibi hareket ettirebildikleri görülmüştür .Gerçek ve hayal edilen hareketleri kıyaslayarak ve temel bileşen çözümlemesi (PCA – Principle Component Analysis) kullanarak bu ritmler çözümlenmiş ve hem gerçek hareketlerin hem de hayal edilen hareketlerin μ ve β ritm desenkronizasyonları ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir .

    BBA’yı mümkün kılan, beynin ürettiği sinyalleri kaydedip bunları örüntü çözümleme ve sınıflandırmasına tabi tutabilme yeteneğimizdir.

    ALS araştırmacılarını yönlendiren düşüncelerden biri doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmekse bunu izleyen yeni bir düşünce de yine bu ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AGI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesidir. Buna NEURO-BİO FEEDBACK denir.

    İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine yukarda da dediğimiz gibi homeostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.
    Öğrenme insan yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan sürekli bir değişmedir. Öğrenme, bir ürün (öğrenilen şey) ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenir. Bilişsel bilgi dünyası zamanla daha karmaşık hale gelir ve daha dinamik bir görünüm kazanır.

    Organizma yaşamını devam ettirebilmek için çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır. Çevresindeki hangi öğelerin kalımı için olumlu, hangilerinin yaşamını engelleyici, hangi öğelerin de nötr olduğunu öğrenmek zorundadır. Bu bilişsel öğrenmelerde fizyolojik dengenin korunmasına yardımcı olarak bütüncül bir gelişim için gerekli ortamı sağlar. Bu şekilde öğrenmenin hem fizyolojik hem de sosyal yönlerinin birlikte bütüncül olarak kullanılmasının, öğrenmenin insanın hayatta kalmasında oynadığı gerekli rolü ortaya koyması bakımından önemlidir. Benzer bir durum insanın bilişsel gelişimi içinde geçerlidir. “Bilgiyi İşleme Teorisi”ne göre bireyin belleğinde bir bilginin depolanabilmesi için dikkat, algı ve kodlama gibi bir takım süreçlerden geçmesi gerekmektedir.

    Bu kurama göre insanda üç tür bellek bulunmaktadır. Bunlar (1) Duyusal Kayıt, (2) Kısa Süreli Bellek ve (3) Uzun Süreli Bellektir. Bir bilgisayarın işlem süreci incelendiğinde de RAM (Random Access Memory / Rasgele Erişilebilir Bellek), CPU (Central Processing Unit / Merkezi İşlem Birimi), ve Harddisk (Sabit Disk) gibi donanımların insan bilişsel sitemine benzer bir yapıda organize edildikleri görülmektedir.
    Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili bu farklı tanımlar nedeni ile zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

    Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır.
    Beyin iki şekilde düşünür ;

    1. Hızlı,otomatik, bilinç dışı 2.Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu…
    Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri sonucu bulduğu’’Tahmin Nöronları’’ ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktadır. Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .

    BİO-NEUROFEEDBACK yeni tahmin nöronları üretimi yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.
    Neurofeedback sistemleri μ ve β ritmleri üzerinden işler. 1961’de deneysel bir psikolog olan Neal Miller otonom sinir sistemi tepkilerinin (örneğin kalp atışı, tansiyon, gastrointestinal faaliyetler, bölgesel kan akışı) istemli olarak kontrol altında tutulabileceğini öne sürmüştür.Miller’ın çalışması diğer araştırmacılar tarafından genişletilmiştir. Bu dönemden sonra, 1970’lerde UCLA’dan bir araştırmacı Dr. Barry Sterman tarafından yapılan bir araştırma deney hayvanlarının beyin dalgalarını kontrol etmek üzere eğitilebildiklerini ortaya koymuştu. Sterman sonraları araştırma tekniklerini epilepsi hastaları üzerinde uygulamış ve biofeedback tekniklerini kullanarak hastaların nöbetlerini yüzde 60 oranında azaltmıştı.

    Sterman’dan roketlerde,uzay mekiklerinde kullanılan hydrazin denen yakıtın epilepsi nöbetlerini neden tetiklediğini araştırması NASA tarafından istendi, o da kediler üzerindeki denemelerinde SMR dalgaları artırılan kedilerde nöbetlerin kesildiğini saptadı…Epilepsi hastalığı olan insanlara bu dalgalarını arttırmaları öğretildi ve bunlarda da nöbetlerin azaldığı görüldü.Yapılan deneylerde şöyle bir gözlem daha elde edildi: Epilepsiyle birlikte aynı zamanda hiperaktivite ve huzursuzluk gösteren vakalarda da , SMR dalgası arttırıldığı takdirde bu semptomlar da azalmaktaydı.

    Bu konuda ilk bilimsel makale 1972 yılında basıldı.Bu makale, 23 yaşında,7 senedir genel tonik-klonik epilepsi nöbeti bir bayana aitti. Ailede epilepsi vakası yoktu ,EEG de ise hiperventilasyona bağlı olarak 5-7 hz yavaşlığında dalga aktivitesi saptadı .Şimdiye kadar hiçbir ilaca cevap vermemesine rağmen , günde 200 mg Dilantin ve 200 mg Mebarol kullanıyordu. Hastanın gündüz nöbetlerinde ,gözlerin sol lateral deviyasyonu ile birlikte alın kırışıyor,sağ kolunu sol dizine doğru indirip sol tarafa doğru bilincini kaybetmiş bir şekilde düşüyordu ve tonik klonik hareketler mevcuttu.Bu hadiseler çoğunlukla sabahın çok erken saatlerinde oluyordu.Yıllarca yapılan kayıtlar ayrıca bu hastanın her ay adet dönemine bağlı olmayan iki büyük nöbet geçirdiğini tespit etti.

    Üç ay boyunca haftada iki kere neurofeedback eğitimiyle ,SMR dalgasını arttırarak nöbetlerinin kesildiği görüldü.Yavaş dalgasında azalma (5-7)ve SMR dalgasında (11-15) artma tespit edildi.Bu hasta tedavisinin sonunda artık ilaç kullanmıyordu ve nöbetleri kesilmişti.Daha sonra sürekli yapılan çalışmalar gösterdi ki ilaca bağlı olan epilepsi hastaları SMR arttırarak bu beyin eğitiminin çok büyük faydasını görmüşlerdir.

    Neurofeedback dünyada beyinde yaşanan birçok problemde modern tıp ve sagaltım metodları ile çelişmeden kullanılınabilinir.. Bunlar :
    Stres
    Her yaştaki Dikkat ve Hafıza sorunları
    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
    Genel Öğrenme Bozukluğu ,Okul Başarısızlığı
    Tik Hastalığı
    Çocuklarda Diş Gıcırdatması
    Epilepsi(Sar’a) özellikle de Tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen epilepside
    Migren/ Stres Baş Ağrıları
    Kronik yorgunluk hastalığı
    Depresyon/Manik Depresyon
    Anksiyete (Sıkıntı Hastalığı) ,Panik Atak
    Obsesyon (Takıntı)

  • Beyin kanamaları; neden olur – belirtileri nelerdir?

    Beyin kanaması, zannedilenin aksine bir değil pek çok farklı sebepten dolayı ortaya çıkabilen oldukça karmaşık bir hastalık. Genel olarak beynin zarları arasında, beyin içerisinde veya kafatası ile saçlı deri arasındaki kanamaların tümüne birden beyin kanamaları deniyor. Bunların bazıları tedaviye ihtiyaç gösterirken bazıları hiçbir tedavi gerektirmiyor.

    Beyin kanamalarının en fazla, travmaya uğramış olgularda görülür.Özellikle trafik kazası, düşme gibi travmalardan sonra beyin kanamalarının görülebildiğini söylüyor. Travmadan sonrası cilt altında oluşan kanamalar, özellikle çocuklarda çok önemli. Çünkü bunlar herhangi bir şekilde tedaviye ihtiyaç göstermese bile, çocuğun kan miktarı az olduğu için, cilt altıyla kafatası arasında biriken kanama çocukta kansızlığa neden olabiliyor. O yüzden bu kanamanın miktarının mutlaka saptanıp çocuğa kan takviye edilmesi gerekiyor.

    Epidural kanama: Beyin kanaması türlerinden bir diğeri, beynin en dış zarıyla kafatası kemiği arasında oluşan kanamalar. Bunlara, duvarın (beynin en dış zarı) dışındaki kanamalar veya diğer bir değişiyle epidural kanamalar deniyor. Bunlar, kemiğin kırılmasıyla, kemiğin içerisinden geçen damarların yırtılmasıyla ya da kemiğin kendi içinin kanamasıyla biriken kanamalardan oluşuyor.Bu tür hastalarda cerrahi müdahale açısından çok hızlı davranmak gerekir. “Özellikle, kaza geçirdikten sonra belirli bir dönem uyanık kalıp da daha sonra şuur kapanan hastaları muayene ederek, beyin zarıyla kemik arasındaki kanamanın varlığını saptadıktan hemen sonra acilen ameliyata almamız gerekiyor. Almadığınız takdirde ölümle, sakatlıkla ya da bir tarafın felciyle karşılaşmak mümkün. Acil servisten gelebilecek böyle bir hastayı, 10-15 dakika içerisinde ameliyathanede ameliyata başlar hale gelebilmeyi gerektiren bir vaka olarak kabul etmek lazım.”

    Subdural kanama: Bir başka kanama türü olan subdural kanamalar ise beynin en dış zarıyla (dura) beynin ortadaki zarı arasında oluşuyor. Bu tür kanamalar da yine darbelerle olabildiği gibi, çok alkol almış kişilerin sarhoşluk sırasında kafasını nereye ve nasıl vurduğunu bilmediği için ufak travmaların ve darbelerin neticesinde uzun dönemli kanamalar şeklinde de kendini gösterebiliyor. Bu tür baskılara karşı beynin bir toleransı vardır.Bu tolerans beynin plastisitesi ve elastisitesinden kaynaklanır.Beyin toleransını kaybettiği ya da sınırına geldiği anda reaksiyon verir hale gelir. Bu durumda hastanın nörolojik tablosunda bir değişiklik olur. Önemli olan bu plastisiteyi ve elastisiteyi aşmadan ve geriye dönüşü olmayan durumlar oluşmadan önce problemi ortadan kaldırabilmek.

    Bebek sallama sendromu: Bir başka kanama türü de beynin son, orta ve alt zarı arasında, su miktarının olması gereken yerden başka bir bölüme geçmesinin verdiği baskıyla ortaya çıkan su toplanması nedeniyle oluşan ve buna eşlik eden kanamalar. Bu durumda problem, su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde, annelerin gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda küçük çocuklarını uyutmak için ayağında ya da bir örtü yardımıyla elle oluşturulan salıncakta hızla sallanması bebek sallama sendromu denen ciddi bir hasara yol açabiliyor. Bu gibi durumlarda beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları dediğimiz bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir.

    Subaraknoid kanama: Beyin kanamalarının en önemlisi, vücuttaki bütün damarların korunması için, beyin omurilik sıvısının gezdiği zarların arasında bulunan bölümde seyredeni. Burası damarların herhangi bir şekilde sıkıştırılmamasını, bükülmemesini sağlayan bir mekanizma aslında. Beyin omurilik sıvısı içerisine bir kanamanın sızması, subaraknoid kanama denilen ve özellikle damarsal problemlerin olduğu hastalarda görülen durum. Eğer damarda damar sertliğine, tansiyonun artımına, yumaklaşmanın, balonlaşmanın veya damardaki diğer başka anomalilere bağlı olan bir kanama oluşursa, kanamanın ilk ortaya çıktığı nokta bu su sistemi oluyor. Ani bir sızma ile çok şiddetli baş ağrısı oluşuyor. Beyin omurilik sıvısı, beyinden omuriliğe kadar gittiği için, bu sızmanın neticesinde beyin basıncını artıyor ve ense sertliği meydana geliyor. Böyle bir beyin kanaması, damardaki balonlaşmanın ani patlamasıyla kişinin birden yere düşüp bayılmasına, çok şiddetli ve gelip geçici bir baş ağrısına sebep olabileceği gibi hastayı komaya sokar bir duruma kadar getirebiliyor.

    Anormal damarlaşmalar: Beyinde kanama yapan bir başka sebep de anormal damarlaşmalar. Damarsal yumaklaşma denilen atardamarların ya da toplardamarların yumaklaşması veya bir, iki atar damarla beslenip bir iki toplar damarla kendisini boşaltan, görüntü olarak böğürtlene benzeyen bazı damarsal anomalilerin olduğu durumlarda da beyin kanamaları meydana geliyor. Bu damarsal durumların bazılarının doğumsal, bazılarının sonradan geliştiği varsayımları bulunuyor. Beynimizde, kalpten gelen kanı alan, iki adet önde iki adet arkada yer alan atar damarlardan oluşan büyük bir damar sistemi var. Bu damarlar dallanarak, birbirleriyle birleşerek beynin içerisinde bir poligon yapıp, her tarafı besliyorlar. Bu sistem içerisinde, atardamarla toplardamar arasında olması gereken ince yapıdaki damarların doğumsal yokluğu, atardamarın basınçla kanı aniden toplar damara geçirmesine ve damarlarda şişmeler oluşmasına neden olabiliyor. Anormal ağlaşma denen bu durum, beynin normalde belli bir yere gitmesi gereken kanı başka bir yere sevk etmesine sebep olduğu için çalma sendromlarına sebep oluyor. Yani bir tarafa hiç kan gitmiyor veya az gidiyor ve oraya gitmesi gereken kan başka bir tarafa gidiyor.

    Tanı yöntemleri

    Beyin damarları hastalıklarında, bazı şikayetlerin uzun süre ve belli aralıklarla devamlılığı söz konusu olduğunda tanı programları uygulanıyor. Tetkik yöntemleri kendi içinde belirli bir sıralama izliyor. Örneğin bir hastada baş ağrısı periyodik olarak devam ediyor ve belirli bir bölgede oluyorsa, bu hasta için en basitinden başlayıp daha komplike olanına kadar giden geniş bir tetkik yelpazesi bulunuyor. Tanı yöntemleri olarak, belden beyin omurilik sıvısı alınması, beyin damarlarını görüntüleme metotlarından MR ya da bilgisayar tomografik görüntüleme sistemi kullanılıyor. Çok ufak olan milimetrik boyuttaki damarsal problemler MR ya da bilgisayar tomografide görünmese bile, büyüyüp gerçekten soruna neden olabilecek diğer damarsal anomalileri bu tetkiklerle görmek mümkün. Hastanın kolundaki bir toplardamardan verilen kontrast maddeyle yapılan tetkiklerde bilgisayarın görüntüleme sistemiyle kafanın içerisindeki bütün arteriyel ve venöz damarsal sistemi görmek mümkün. Bilgisayar tomografi beyindeki bütün damarların sağlıklı olup olmadığını tıbbi anlamda kalptekiyle eşdeğer olarak ortaya koyabiliyor. En ileri tetkiklerden biri de dijital substruction anjiyografi (DSA) dir.DSA, kalp anjiyosu yapar gibi beyindeki damarların patolojisini görme imkanı veren bir teknik. Ama ondan önce MR anjiyo, MR venografi gibi toplardamarların, atardamarların MR’da ve bilgisayar tomografide görülme imkanı sağlanması gerekiyor. Bu bazı hastalıkları engelleme imkanı verir.

    Anormal damarlaşmaların tedavisi

    Anormal damarlaşmaların tedavisi cerrahi yöntemlerle yapılıyor. Ancak ameliyatlardan sonra bu tür damarsal durumlar ortadan kaldırılsa da bazen daha önce tam kan gitmeyen yerde aşırı kanlanma sorunu yaşanabiliyor.

    Beyindeki kan damarlarının ve beyin suyunun akımında fizik kanunlarının hepsi geçerlidir.Beyindeki damarsal yapılarda beyin bu akımı bazen normal yaparken, fazla kan geldiğinde damarları kasmak, az kan geldiğinde damarları açmak suretiyle gerekli olan kanı temin etmeye çalışıyor. Ancak damarsal bir anomali olduğu veya kişinin tansiyonu çok yükseldiği zaman beyin bu otoregülasyon işlemini tam yapamıyor. Bu mekanizma işlemeyince de zayıf olan ya da damar sertliği olan bir yerden rahatlıkla kanama olabilir.

    Ateroskleroza, damar sertliğine ya da damardaki anomalilere bağlı gelişen kanamalarda ise kanamaların zamanlaması, kanamanın yeri, damarın yeri veya kanamanın ne kadar devam ettiği çok önemli. Bu kanama bazen bir sızma sonrasında ortadan kalktığı gibi, bazen de çok aşırı miktarlarda olabiliyor. Aşırı kanama, su yollarını yırtıp beynin diğer su boşluklarında veya beynin kendi dokusu içerisinde de kanama yapabiliyor. Beynin içerisindeki bölgeye göre kanamanın tedavisi de farklılıklar yaratıyor. Örneğin derinde, az miktarda olan ancak hastanın bir tarafını felç edecek kadar çok ağır problemler yaratmış bir kanamanın cerrahiye ihtiyacı olmuyor. Ancak hastada yarattığı problemler ömür boyu devam edip hiç iyileşmeyebiliyor. Bazı büyük kanamalara anında müdahale edilmesi ise hastada yerleşik problemlerin oluşmamasını sağlıyor. Hasta hızla normal durumuna dönebiliyor. Anormal damarlaşmaların bir kısmına müdahale edilirken bir kısmına edilemiyor. Büyük bir toplar damarın varis gibi bir yerde genişlemesi tedaviye ihtiyaç göstermiyor. Sara nöbetleri oluşturan, küçük böğürtlen gibi birkaç damarla beslenip birkaç damarla kendini boşaltan damarsal sorunlar ise mutlaka cerrahi tedavi gerektiriyor. Cerrahi yöntemin alternatifi olarak derinde, hayati bölgelerde, çıkartılmasında hastaya problemler yaratabilecek bölgelerde, küçük damarsal patolojilerde Gamma Knife kullanılıyor. Balonlaşma problemlerinde ise genellikle embolizasyon denilen radyolojik girişimlerle balonların içerisi kapatılıyor.