Etiket: Beyin

  • Doğumsal meningosel

    Günümüzdeki bilgilerin ışığı altında meningoseller doğumsal bir bozukluktur. Cilt, cilt altı omuriliği saran kemik kanalın arka elemanları ve omuriliği saran dura adlı zar açık kalmakta ve bacak-ayak hareketlerini ve idrar ve gaitalarını yapma ve tutma ile ilgili yapılara giden sinir kökleri dış ortamla temas sonucu hasar görmektedir. Omuriliğin kapanma bozukluğuna sıklıkla arka beyin anomalileri ve hidrosefali denilen beyin omurilik sıvısı dolaşım bozukluğu eşlik etmektedir. Hastaların yaklaşık %80’inde beyin omurilik sıvısı dolaşımına yönelik şant veya endoskopik ameliyatlar gerekmekte ve çocuğun ileriki yaşamında da düzeltme ameliyatları gerekli olabilmektedir. Ayrıca omuriliğin kapanma bozukluklarına ayak ve iç organları da ilgilendiren anormalliklerde eşlik edebilmekte ve hastanın bu yapılar ile ilgili ameliyatlar olması gerekebilmektedir.

    Girişimin yapılmaması durumunda neler olabilir?

    Kese patlayabilir; zaten patlamış ise beyin omurilik sıvısının dış ortamla teması neticesinde menenjit ve bunun neden olduğu bozukluklar neticesi hasta kötüleşebilir.

    Nasıl bir tedavi/girişim uygulanacak:

    Operasyonun amacı hasarlı bölgeyi kapatarak hastanın menejit olma riskini önlemektir. Bu ameliyatta hasarlı sinirleri iyileştirmek bugünkü teknoloji ile mümkün değildir. Omurilik ve sinir hasarının iyileştirilebilmesi konusunda dünyada çok yaygın çalışmalar yapılmaktadır (neurogenezis çalışmaları, projenitör hücre çalışmaları, kök hücre çalışmaları). Henüz insanlarda kanıtlanmış kanıta dayalı kök hücre sonuçları yoktur o nedenle bu konudaki sağlık sömürücülerinin tuzağına düşülmemesi gerekir. Sinirler korunarak bulunması gereken yere bir kılıf oluşturularak konulmaya çalışılır. Hastalar genel anestezi verildikten sonra mikroskop altında yüzükoyun pozisyonda ameliyat edilirler. Uygun cilt kesisi yapılıp omuriliği saran dura mater adlı zarın sağlam yeri bulunur ve çepeçevre ortaya konur. Kese duvarına yapışık sinir kökleri kese duvarından mikrocerrahi teknik ve gerekli donanım kullanılarak hastaya zarar vermeden ayrılır. Ameliyat esnasında gerektiği durumlarda patolojik inceleme yapılır. Kesinin çıkarılmasıyla oluşan ciltteki doku boşluğu gerekirse plastik cerrahi bölümünce hastanın kendi cildini sırtından yara üzerine kaydırılması veya benzer teknikler kullanılarak kapatılır.

    Ortaya çıkabilecek yan etkiler:

    Yaradan beyin omurilik sıvısının akması (onarım cerrahisi gerektirebilir).

    Ameliyat bölgesinde iltihap olabilir. Bu enfeksiyon menenjite yol açabilir.

    Kanama nadiren olur.

    Ameliyat sonrası önceden görünmeyen hidrosefali ortaya çıkabilir ve cerrahi müdahale gerekebilir.

  • Beyin tümörü tedavi süreci önemlidir

    BEYİN TÜMÖRÜ

    Beyin tümörleri genellikle beyinin kendi hücrelerinden kaynaklanan tümörlerdir (Gliomalar). Ayrıca beyin zarlarından kaynaklanan tümörlerde sık görülenlerdendir (menengiomalar). Başka bir yerdeki tümörün beyne sıçraması ile oluşan tümörlere ise metastaz denilir. Bu üç cins tümör erişkinlerde beyinin en sık görülen tümörleridir.

    Baş ağrısı, bulantı kusma, nöbet, bir tarafında uyuşma ve kuvvetsizlik, çift görme, şuur bozukluğu en sık görülen şikayetlerdir.

    Tanısı muayene sonrası çekilen MR, BT, grafilerle konulur.

    Beyin tümörlerinin tedavisinde cerrahi ve/veya ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisinde (kemoterapi seçenekleri birlikte veya tek tek uygulanır.

    Tüm beyin tümörlerinde amaç genelde tümörün tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda tümörün bir kısmı zorunlu olarak bırakılabilir bu durumda alternatif tedavi yöntemleri tedaviye eklenebilir.

    Alternatif tedaviler:

    • Her türlü riski göze alıp ameliyatı yaptırmamak

    • Radyoterapi

    • İlaç tedavisi

    • Bilgisayarlı tomografi ve MR ile takip

    Biyopsi.

    Ameliyatın Komplikasyonları:

    • Anestezi riski: Lokalve genel anestezi işlemleri esnasında ve sonrasında (ameliyatta hastaya verilen pozisyon nedeniyle) riskler vardır. Ayrıca, anestezinin her şeklinde ve sedasyonda da ilaçlara bağlı oluşabilecek zararlar olabilir.

    • Denge problemleri: Denge bozukluğu ve/veya baş dönmesi tümörün kendisinden kaynaklanabileceği gibi tümör çıkartılma ameliyatı da bunlara yol açabilir. Ameliyat sonrası bulantı ve/veya kusma görülebilir.

    • Kanama: Nadirolsa da ameliyatım sırasında veya ameliyat sonrasında ileri derecede olabilecek bir kanama riski vardır. Kanama durumunda ek bir tedaviye veya kan transfüzyonuna ihtiyaç duyulabilir.

    • Kan pıhtısı oluşumu: Kan pıhtısı her çeşit ameliyat sonrası oluşabilir. Ameliyat bölgesinde oluşan pıhtılar çevre beyin dokusuna bası ile beyin dokusu hasarı, kan akımını engelleyip ağrı, ödem, inflamasyon veya doku hasarı gibi sorunlara yol açabilir.

    • Beyin dokusunda hasar: İşlemsırasında etraf beyin dokusunda hasar oluşma riski vardır. Bu hasarlara bağlı şikayetler tümörün yerine göre farklılık gösterebilir.

    • Kardiak sorunlar: Ameliyatın, düzensiz kalp ritmine veya kalp krizine yol açma gibi düşük bir riski bulunmaktadır.

    • Ameliyatın başarısız olması :Ameliyat ile tümör tamamen çıkartılamayabilir. Ayrıca ameliyat öncesi mevcut olan nörolojik tablo ve yakınmalar ameliyat sonrası düzelmeyip daha da kötüleşebilir.

    • Hidrosefali: Ameliyat sonucunda beynin etrafında dolaşan beyin-omurilik sıvısının dolanımında bozukluklar olabilir. Bu durumu düzeltmek amacıyla ameliyat dâhil çeşitli ek tedavilerin uygulanması gerekebilir.

    • Enfeksiyon: Ciltkesibölgesindeolabileceğigibikemik flebinden de kaynaklanabilir. Enfeksiyona bağlı riskler arasında menenjit oluşumu(beyin ve omuriliği saran zarların iltihabı) ve beyin apsesi (iltihap dokusu birikimi) bulunur.

    • Görme kaybı: Tümöre bağlı veya ameliyat sonrası görme keskinliğinde azalma veya görme kaybı olabilir.

    • Kuvvetsizlik: Ameliyat sonrası kısmi kuvvetsizlik meydana gelebilir. Geçici veya kalıcı olabilir.

    • Ameliyat sonrası ağrı: Ameliyattan sonra 1 haftadan 1 aya kadar uzayabilen sürelerde kraniotomiye bağlı baş ağrısı görülebilir.

    • Ameliyat sonrası nörolojik kötüleşme: Ameliyatsonrasıbeyininiçineveya etrafına olabilecek kanama veya beyin ödemi (sıvı birikmesi neticesinde beyine baskı) gibi sorunlara bağlı olarak sinir sistemi fonksiyonları az ihtimalle de olsa kötüleşebilir.

    •Solunum problemleri:Ameliyat sonrası, genelde geçici olan solunum sıkıntısı veya pnomoni görülebilir. Pulmoner emboli (akciğerlerin damarlarının tıkanması) görülebilir.

    • Nüks: Tümörün eski bölgesinden tekrarlama riski vardır. Fakat bu durum tümörün cinsine veya ilk ameliyatta ne oranda çıkartılabildiğine bağlı olarak değişebilir.

    • Nöbet (havale) :Beyindeki anormal bir elektriksel olay nöbet/havale geçirmeye neden olabilir ve bu durum tümörün kendisinden veya tümörün çıkarılması sonrası oluşan değişimlerden kaynaklanabilir.

  • Beyin kanaması ve anevrizma tedavisi

    ~~Anevrizma (damar baloncuğu), genellikle bir atardamar duvarının bir kısmının dışa balonlaşması, ya da genişlemesidir. Genellikle insanlar bu balancuktan habersiz normal bir yaşam sürer ve yaşamlarını tamamlarlar. Toplumun az bir bölümünde böyle bir damar baloncuğunun duvarı aniden delinip kanayabilir. Bu delinme sonucu beyin kanaması (subaraknoid kanama ve/veya intraserebral hematom) hastalığı oluşur. Bu kanama, inme, koma ve/veya ölüme neden olabilir. Hastalığın adı subaraknoid kanamadır sebeplerinden en fazla bilineni anevrizmalardır.

    Kadınlarda, aile hikayesi olanlarda 2 kat fazla görülür. Sigara ve hipertansiyon diğer risk faktörleridir.

    Şiddetli baş ağrısı, ense ağrısı, bulantı kusma, ışığa hassasiyet, çift örme, şuur bulanıklığı, nöbet geçirme, koma en sık bulgularıdır.

    Muayene sonrası BT, BT anjiografi, MR anjiografi, arteryel anjiografi ile tanı konulur. Nadiren lomber ponksiyon (belden su alınarak) kanama tesbit edilir.

    Anevrizmalarda en büyük risk tekrar kanamasıdır. Tekrar kanamayı önlemek için anevrizmanın boynu kliplenir. Bu yöntemin amacı anevrizma kesesinin boynuna bir klip koyarak zayıflamış olan damar duvarını desteklemek ve tekrar kanamasını önlemektir. Başarılı bir klipleme ile subaraknoid kanama hastalığı tamamen tedavi edilmiş olmaz! Büyük bir risk olan tekrar kanama riski ortadan kaldırılmış ve tedavi devamında daha rahat uygulamalara fırsat yaratılmış olur. Subaraknoid kanama sonrası beyin zarları arasına ve beyin damarları etrafına yayılan kan, beyin damarlarında büzüşmeye (vazospazm) ve/veya beyin suyollarında tıkanıklık yaparak hidrosefaliye yol açabilir. Böyle durumlarda damarları açıcı ve/veya su yollarındaki tıkanıklığın yarattığı beyin basıncı artışını düşürücü değişik tedavi yöntemleri kullanılır. Bununla beraber, beyin çok şiş ve ödemli ise cerrah kemik parçasını tekrar yerleştirmek yerine daha sonra konmak üzere saklar (dondurucuda, karında, kafa derisi altında…).

    ÇOK CİDDİ BİR HASTALIKTIR. 100 ANEVRİZMA KANAMASI HASTASININ 70 TANESİ HASTANEYE ULAŞABİLMEKTEDİR. bU HASTALARINDA HER TÜRLÜ TEDAVİYE RAĞMEN 25 TANESİ ESKİ İŞ VE YAŞAMLARINA DÖNMEKTEDİR.

    Alternatif Tedaviler:

    • Kanama riskini ve oluşabilecek diğer komplikasyonları kabul ederek tedaviyi reddetmek.

    • Tıbbi ilaç tedavisi ve periyodik radyolojik incelemeler.

    • Endovasküler yolla girişimsel tedavi.

  • Beyincik sarkması ve türleri

    19. yüzyılın sonlarında 1860 yıllarında Alman Patolog Chiarı kendi adını verdiği beyincik ve beyin dokularının sarktığı 4 çeşit doğumsal anomaliyi tanımlamıştır.

    Tip 1: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımlarının boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır.

    Tip 2: Beyincik sarkması beyinciğin alt kısımları yanında beyincik kendisinin boyunda omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu tip sarkmada birlikte bel bölgesinde myelomeningosel kesesi bulunmaktadır.

    Tip 3: Beyincik sarkmasında ise boyun bölgesinde myelomeningosel kesesi ile beraberinde beyin yapılarının kese içerisine bulunmasıdır.

    Tip 4: Beyincik sarkmasında ise beyincik dokularının gelişmemesi yanında orta beyin dokuları da sarkmıştır .

    Tip- 1 Beyincik Sarkması:

    Bu tip sarkmanın ana özelliği beyinciğin en uç kısımları omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır. Bu hastalıkta Beyin Omurilik Sıvısının (BOS) hem beyin, hemde omurilik kanalında dolaşımı bozulması sonrası beyin içerisinde basınç değişikliklerine ve kafa içi basıncının aralıklı artmasına yol açmaktadır.

    Sarkmanın oluşumunda İleri Sürülen nedenler;

    1:Kafa içi basıncı ile omurilik kanalı arasındaki basınç farkı nedeniyle bu anomali oluşmaktadır.

    2: Beyincikteki yapışıklılara bağlı olarak beyin suyunun dolanımın bozukluğu söz konusudur.

    3:Yaygın gelişimsel bozukluğun sonucu beyincik dokuları uzamıştır.

    Tip-1 Beyincik Sarkması:

    Tip- 1 beyincik sarkması genellikle gençlik çağında daha sık görülmektedir. En sık görülme yaşı 20-30 yaşlarıdır. Kadınlarda erkeklere nazaran daha sık görülmektedir. Çocukluk çağında ise çok nadir görülmektedir.

    Klinik Şikayetleri ve Bulguları:

    Beyincik sarkması en sık şikayetleri özellikle aralıklı artan kafa içi basıncı sonrası baş, ense, boyun ve omuzlardaki ağrılardır. Baş ağrısı özellikle geceleri uykudan uyandıracak tarzdadır. Baş ağrısı genellikle bulantı bazende kusma ile birlikte görülebilir. Baş ağrısını ense bölgesindeki bazen omuzlara doğru yayılan ağrıları ve sertlikler takip eder. Ağrı zaman zaman olur bazen ise hiç olmaz bunun nedeni ise beyinsuyunun dolaşımındaki aralıklı tıkanmadır.. Ayrıca omuz, bel veya bacak ağrıları görülür bu ağrılar yansıyan tarzda değildir. Ense, omuzlar ve kollardaki ağrı ve basınç veya baskı hissi en sık şikayetleridir. Bu ağrı şikayetlerini baş dönmesi dengesizlik takip eder. Artan kafa içi basıncının yansıması olarak gözlerde bulanık görme, çift görme, gözlerin arkasında ağrı ve basınç hissi işığa ve güneşe bakamama şikayetleri görülür. Nörolojik bulgular vakaların % 70 inde görülen özellikle motor ve duyu bozuklukları kollarda veya bacaklarda görülür, bu bulgular omurilik siniri içerisinde kisti (sirengomyeli) olanlarda belirgindir. Bundan başka % 30- 40 oranında dengesizlik görülen önemli bir şikayettir. Daha az sıklıkla % 15-25 oranında yutma güçlüğü, konuşma bozukluğu, nistagmus, ve beyincikteki sinirlerin felçleri görülür. Beyincik bir denge merkezi olduğu için beyincik baskı altında olduğu için özellikle ince hareketler veya koordine hareketler bazende ellerde titremeler görülür. Çocukluk ve ergenlik çağı ilerleyici omurga eğriliklerinin (skolyozların) % 30 unda beyincik sarkmasıyla birlikte görülür.

    Teşhis

    Bu hastalığın teşhisinde günümüzün en iyi teşhis yöntemi Magnetik Rezonans Görüntülemedir (MR). MR incelemesinde beyinciğin alttaki kısımları omurilik kanalına uzanmasıdır. Ancak bu sarkma miktarı çok önemli değildir. Çünkü beyincik sarmasındaki sebeb olaylar farklı olduğundan örneğin 3 mm lik bir sarkma bile beyincik sarkması şikayet verirken, 8 mm lik sarkma şikayet vermeyebilir. Bu hastalığın beraberinde (küçük posteriör fossa, platibazi, atlanto-oksipital asimilasyon veya baziler invaginasyon) gibi doğumsal anomaliler eşlik edebilir. Bu nedenle boyun bölgesinin 3 boyutlu Bilgisayarlı Tomografi ile bu hastalıkların birlikte bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Beyin tomografi sinde beyinciğin ve omurga kemikleri detaylıca incelenir. Bu teşhis yöntemi Cerrahi planlamada oldukça önemlidir. Ayrıca beyin içerisinde beyin suyu dolanımı için beyin BOS dinamiği gözden geçirilmelidir. Beyincik sarkmalarıın % 50-60 ında omurilik sinir içerisinde kist (sirengomyeli) birlikte görülmektedir.

    Ayırıcı Teşhis

    Bu hastalar genellikle hastanelerde bir çok değişik kliniklerde tetkik ve tedavi edilirler Bu hastalıkların bazıları;

    Baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniklerine tetkik ve tedavi edilir.

    Baş dönmesi başlığı altında öncelikle vertigo diye araştırılır.

    Boyun fıtığı nedeniyle beyin cerrahi ortopedi fizik tedavi ve ağrı polikliniklerinde araştırılır.

    Depresyon başlığı altında psikiyatrı kliniklerince tedavi edilir.

    Uyku apnesi başlığı altında ve solunum problemi nedeniyle göğüs hastalıkları tetik edilir.

    Bazen göğüs ağrısı nefes darlığı nedeniyle kardiyoloji klinikleri tarafından tetkik edilir.

    Bulantı şikayeti ile gastroentroloji kliniklerince tetkik edilir.

    Nöroloji klimiğince demyelinizan (multipl skleroz) hastalık tanısı tetkik ve tedavi edilirler.

    Tedavi

    Bu hastalığın tedavisi cerrahidir. Malesef bu hastalığın ilaç tedavisi yoktur. Tedavide ana soru bu hastalık şikayet veriyor mu, yoksa vermiyor mu bu sorunun cevabı çok önemlidir. Cerrahi tedavinin amacı, boyun bölgesinde baskı altındaki beyinciğn rahatlatılması ve beyin suyunun dolaşımnı düzeltmektir.

    Beyincik ameliyatı yapmadan önce önden baskı nedenleri; baziler invaginasyon, platibazi, C-1 asimilasyonu iyice tanımlanmalıdır. Bu durumda ağız yoluyla öndeki bası kaldırıldıktan sonra enseden cerrahi girişim düşünülmelidir.

    Çocukluk çağı beyincik sarkamalarında cerrahi kararı çok dikkatli olunmalıdır. Bu yaş grubunda beyincik sarkaları teşhisi çoğunlukla tesadüfi bulgudur. Bu yaş grubu olgularında cerrahi tedavi konusunda kesin bir fikir birliği yoktur.

    Erişkin grubu beyincik sarkamaları ameliyat sonuçlarında özellikle enseden suboksipital kraniektomi, C-1 laminektomi ve duraplasti yapılan olguların takriben % 100 şikayetlerde iyileşme, kisti (sirengomyeli) olanların ise yapılan cerrahi tekniğe göre değişen oranlarda % 80-90 kiste küçülme ve şikayetlerde iyileşlemeler görülmektedir.

    SONUÇ

    Beyincik sarkması genelikle bir doğumsal hastalıktır oluşumunda bir mekanik blok sonrası beyicinkteki baskı ve BOS dolanımı engellenmesi söz konusudur. Genellikle genç erişkin yaşında değişik subjektif veya objektif şikayetleri vardır. Bu şikayetler arasında en sık olanları baş ağrısı, boyun ağrısı ve omuzlarda ağrı sıktır. Hastaların %60 ında beraberinde omurilik içerisinde kist bulunur. Teşhisde boyun MR altın standart olup beyincik alt kısımları omurilik kanalı içerisine uzanmıştır. Beyincik sarkması tedavisi cerrahidir. Cerrahi tedavide suboksipital dekompresyon, duraplasti en sık yapılanıdır. Eğer cerrah ameliyat esnasında ense bölgesindeki, varsa kemik,baskıları kaldırırsa veya beyincik içerisisndeki BOS dolanımını engelleyen nedeni ortadan kaldırısa cerrahi tedavinin sonuçları mükemmeldir Böyle durumlarda beyincik sarkması şikayetlerin tama yakın iyileşmektedir. Eğer beyincik sarkmasının nedeni ortadan kaldırılmazsa malesef şikayetlerde iyileşme beklenmemelidir. Böyle başarısız durumları ayırıcı teşhiste bulanan hastalıkaları diğer beyincik hastalalıklarını ve / veya yapılan cerrahi tekniği tekrar gözden geçirilmelidir.

  • Kafa travmaları nedenleri

    Kafa travmaları nedenleri

    KAFA TRAVMALARI

    Herhangi bir kaza, düşme, darbe ya da benzeri durumda başın yaralanması durumuna “kafa travması” denir. Travma durumunun önemi başın aldığı darbenin şekline göre değişkenlik gösterir. Her kafa travması çok ciddi sorunlar yaratmasa da bazı durumlarda uzun süreli ve komplike bir tedavi süreci gerekebilir. Kafa derisindeki kesiklerin ve yaraların iyileşmesinde uygun bir tedavi planı ve hijyenik şartlar süreci hızlandıracaktır.

    Kafatası kırıkları, büyüklükleri ne olursa olsun genellikle kısa ya da uzun sürede tam bir iyileşme ile sonuçlanabilir. Açık kırıklar bazı durumlarda menenjite sebebiyet verse de planlı bir antibiyotik tedavisi ile risk ortadan kaldırılabilir. Basit kırıklar için yeterli özen gösterilirse, hiçbir sorun yaratmadan iyileşirler.

    Kafa travmaları sonucunda beyin mikrop kaptığında, kafatası sinirleri veya beyin zarı zarar gördüğünde çok ciddi durumlar meydana gelebilir.

    Beyin yaralanmaları 3 farklı sınıfa ayrılır.

    Beyin sarsıntısı

    Beyin sarsıntısıyla çok sık karşılaşılır. Geçici bilinç kaybı meydana getirmesine rağmen beyin sarsıntısı geçiren hastalar çoğunlukla kısa sürede ve tamamen iyileşirler.

    Beyin Ezilmesi

    Beyin ezilmesi sonucu sinir merkezleri farklı şekillerde etkilenebilir. Beyin fonksiyonlarını durdurabilir, yavaşlatabilir veya hızlandırabilir.

    Beyin Yırtılması

    Yırtılma durumundaysa beyin dokusu tam bir zedelenmeyle karşı karşıyadır. Beyinde ödem oluşur. Kan dolaşımı yavaşlar. Yavaşlamanın etkisiyle dokudaki hasar büyüyebilir. Hasta bilincini tekrar kazandığında, yaralanmanın yerine göre çeşitli derecede bir bellek kaybına uğrar. Bilincin tam olarak yitirilmesinde, iyileşme aşamalı olur. Bilinç bazen birkaç dakikada, ağır vakalarda ise ancak birkaç gün sonra tekrar kazanılır.

    Ağır baş yaralanmalarında beynin önemli fonksiyonları felce uğrayabilir. Solunum sistemi felce uğradığında bir an önce yapay solunum yaptırılmadığı takdirde ölüm meydana gelebilir. Beyin zedelenmeleri menenjite, kanamaya, iltihaba ve geçici ya da kalıcı ruhsal bozukluklara neden olabilir. Baş yaralanmasını izleyen aylar ve yıllarda sara (epilepsi) nöbetleri meydana gelebilir.

    Tekrarlanan baş sarsıntılarında özellikle boksörlerde olduğu gibi “Punch sarhoşluğu” denilen durum doğabilir. Beyin içindeki küçük kanamalar buna neden olabilir. Bu durum koordinasyon, bellek, dikkat toplama, görme ve işitme merkezlerinde arıza ve kayıplara yol açabilir. Baş yaralanmalarının ve meydana gelebilecek şok halinin tedavisi için yapılacak ilk yardım, hastayı hareketsiz tutmak ve gerektiğinde cerrahi müdahale için hastaneye yatırmaktır. Şok ile mücadelede damar içine glikoz solüsyonları ve kan nakli gerekebilir.

  • Damar hastalıkları

    Damar hastalıkları

    Beyin Anevrizması Nedir?

    Anevrizma, beyindeki atardamar duvarının zayıflaması sonucu ortaya çıkan bir balonlaşma olup sıklıkla damarların çatallanma bölgelerinde görülür. Bu balonlaşan yapı normal damara göre daha dayanaksızdır ve bazı koşullar altında yırtılıp beyin içine kanamaya yol açarak yaşamı tehlikeye sokabilir. Anevrizmalar doğuştan damarın gelişme bozukluğuna bağlı olabileceği gibi yüksek tansiyon, damar sertliği (ateroskleroz), enfeksiyonlar (damarın iltihaplanması) veya kafa travması sonrası da gelişebilir. Anevrizmalar çoğunlukla beynin tabanında yerleşir ve buradaki beyin-omurilik sıvısı içinde kanamaya neden olurlar. Anevrizmaların yıllık kanama riski yaklaşık %1’dir.

    Anevrizma Tipleri

    Sakküler (kese biçimli) anevrizmalar

    En sık görülen anevrizma tipi olup beynin tabanında büyük damarların çatallanma bölgelerinde oluşur. Bu çatallanma noktalarında damar duvarı daha fazla basınca maruz kalmaktadır. Bu sabit basınç zamanla damar duvarında oluşturduğu hasar sonucu balonlaşmaya neden olabilir. Sakküler anevrizmalar yıllar içerisinde gelişir ve bundan dolayı anevrizmanın yırtılma riski yaşla birlikte artar. Anevrizmanın bu şekildeki gelişmesini eskiden araçlarda kullanılan tekerlek iç lastiklerinde görülen balonlaşmaya benzetebiliriz. İleri yaşlarda damar yapısının bozulması sonucu damar duvarının esnekliğini kaybetmesi de anevrizma oluşmasında diğer önemli bir nedendir.

    Fuziform (iğ biçimli) anevrizmalar

    Bu anevrizma damarın uzunca bir bölümünü içeren iğ şeklinde bir genişleme olarak görülür. Bu tip anevrizmalar da yırtılarak kanayabilir, ileri derecede genişleyip çevresindeki beyin dokusunda baskıya yol açarak veya içinde pıhtılaşma gelişip buradan ayrılabilen kalıntıların normal beyin damarlarında tıkanmaya (emboli) neden olması ile inme benzeri yakınmalar oluşturabilir.

    Mikotik (iltihap sonucu gelişen) anevrizmalar

    Nadir olup damarın mikrobik hastalığı sonucu gelişir. Genellikle kese biçimlidirler. İltihap damar duvarında hasara neden olur böylece duvar zayıflaması sonucu anevrizma oluşumu ve bunun yırtılma riski artar. Sıklıkla subakut bakteriyel endokarditin (toplumumuzda ‘kalp romatizması’ olarak bilinir) bir komplikasyonudur.

    Travmatik (kaza sonucu gelişen) anevrizmalar

    Beyin kan damarlarında kaza sonrasında gelişen anevrizma türüdür. Travma bölgesinde hasar gören damar duvarı zayıflar ve sonrasında yırtılabilir.

    Toplumdaki Yaygınlığı ve Sıklığı

    Beyin anevrizmasına bağlı gelişen beyin kanaması sıklığı bir yılda 100.000 kişide 10-15 civarındadır. Ülkemizde her yıl ortalama 10.000 kişinin anevrizmaya bağlı beyin kanaması riski taşıdığı kabul edilebilir. Bu hastaların yaklaşık 1/3’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvuramadan kaybedilmektedir. Bir sağlık kuruluşuna başvurabilen kanamış hastalarda da ölüm oranı %25-40 arasındadır. Dolayısıyla anevrizması kanamış hastaların yarıya yakını kaybedilmektedir. Burada önemli bir nokta henüz kanamamış olan ancak hastayı yine de risk altında bırakan beyin anevrizmalarının erken teşhis edilmesi ve tedaviye yönlendirilmesidir. Anevrizma her yaş grubunda görülebilir ancak 25 ve yukarı yaşlarda sıklık giderek artmaktadır. Yaygınlığı en sık olarak 50-60 yaş arasındadır ve kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülmektedir. Ailede anevrizma hikâyesi olması diğer aile bireylerinde anevrizma bulunma riskini arttırmaktadır. Bir kişide aynı anda birden çok sayıda anevrizma bulunması bu riski daha da artırmaktadır.

    Anevrizmanın oluş nedeni tam olarak bilinmese de birçok faktörün gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir.

    1) Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)

    2) Sigara içilmesi/nikotin kullanımı

    3) Şeker hastalığı

    4) Aşırı alkol tüketimi

    5) Doğuştan gelen (genetik) yatkınlık

    6) Kan damarlarına hasar (özellikle damar sertliği) veya travma

    7) Bazı enfeksiyonlar

    Belirtiler/Uyarıcı İşaretler

    Anevrizma yırtılması/kanaması olan hastalarda bazı uyarıcı işaretler görülebilir.

    Herhangi bir bölgede ısrar eden baş ağrısı

    Bulantı ve kusma,

    Ensede sertlik (kişi başını kolay eğemez),

    Bulanık veya çift görme

    Işığa karşı hassasiyet (fotofobi)

    His kusurları

    Kanamamış anevrizması olan kişilerin çoğunda hiçbir belirti görülmeyebilir.

    Az bir hasta grubunda aşağıdaki belirtilerin bazıları veya tümü görülebilir:

    Göz sinirlerinde felçler (göz kapağının düşmesi, gözü rahatça hareket ettirememe gibi)

    Tek taraflı genişlemiş göz bebeği

    Çift görme, gözün arkası veya üstünde ağrı

    Bir bölgede ısrar eden baş ağrısı

    İlerleyen halsizlik ve uyuşukluk

    Riskler ve Komplikasyonlar

    Anevrizmalar yırtıldığında sıklıkla subaraknoid (beyin ve beyin ince zarı arasına) kanama (SAK) gelişir. Damardan subaraknoid mesafeye yüksek basınç ile geçen kan burada birikerek beyne bası oluşturabilir, kanama beynin içine de olabilir; kan elemanları aynı zamanda daha düşük basınca sahip omurilik çevresine de ulaşabilir. Anevrizmadan olan kanama bazen sızma şeklinde de olabilir; bu durumda sızma noktasında küçük bir pıhtı oluşup kanamayı durdurabilir ve hasta yaşayabilir. Ancak pıhtının yol açtığı bu süreç tekrar kanama riskini önlemez; her ek kanamada yaşam daha fazla tehlikeye girer ve hayatta kalma ihtimali azalır. Kendiliğinden (spontane) gelişen SAK’ların çoğunun nedeni anevrizmalardır. Anevrizmanın yerinin, büyüklüğünün ve konfigürasyonunun tam olarak saptanması tedavisi ve dolayısı ile yeniden kanamanın önlenmesinde kritik bir noktadır. Bir kanama sonrası tekrar kanama ihtimali ilk 14 gün için %20 civarındadır. Yukarıda bahsedildiği gibi anevrizma kanaması %50’lere varan oranlarda ölümcül seyreder. Ayrıca yaşayan hastalarda ise %25 oranında kalıcı nörolojik bozukluklara neden olur. Aklî fonksiyonlar yanında tüm vücut fonksiyonlarında da bozulma (örneğin kısmi felç) ortaya çıkabilir. Daha ciddi durumlarda ise kanama beyin hücrelerinde ağır hasara yol açabilir ve hastayı komaya sokabilir. Anevrizma büyük ise kanamadan da çevre beyin dokusunda baskıya yol açarak zarar verebilir. Ayrıca büyük anevrizmalar içinde pıhtı gelişebilir ve içinden kopan parçalar çok sayıda inmeye sebebiyet verebilir. Beyin çevresine sızan kan damarlarda daralmaya (vazospazm) yol açabilir. Bu durum beyin dokusuna gelen kan akımında azalmaya ve dolayısıyla inmeye neden olabilir. Vazospazm genelde kanamadan 5-8 gün sonra gelişir. Tedavisi oldukça zordur, hastanın yaşamını tehlikeye sokabilir. Kanamış bir anevrizmadan sızan kan beyin- omurilik sıvısı (BOS) dolaşımını engelleyerek hidrosefali (beyinde aşırı sıvı birikmesi) dediğimiz tabloya neden olabilir. Bu durumda beyinde ventrikül dediğimiz boşluklarda aşırı sıvı birikerek kafa içi basıncının artmasına neden olabilir. Bu sıvı artışını engellemek için bu boşluklara dren yerleştirilerek biriken sıvı ve sızan kan dışarı alınmalıdır. Anevrizma kanaması beyin ödemi veya şişmesine de neden olabilir. Bu durum beyin fonksiyonlarını etkileyerek çok ciddi problemlere yol açar. Beyin dokusunun şişmesi ve basıncının artması beyin dokusuna zarar verir. Beyin ödemi kan damarlarında bası oluşturarak beyne kan gitmesini yavaşlatabilir.

    Tanı Yöntemleri

    Ülkemizdeki yürürlükte olan tıbbi yönetmeliklere göre beyin anevrizmalı hastalar ancak beyin ve sinir cerrahlarının (nöroşirürjiyenlerin) kontrolünde hastanelere yatabilmektedirler. Kanamış beyin anevrizmalı hastanın tanısı muayene ile doğrulukla saptanabilir, ancak tanının kesinleşmesi için ek testlere gereksinim vardır. Bu konuda hekime hastalık öyküsü iyi anlatılmalıdır (geçmişteki tüm ilgili rahatsızlıklar bildirilmelidir). Böyle bir hastada ilave başka anevrizmaların da bulunma ihtimali olduğundan doğru tanısal testler kullanılması yaşamsal bir konudur. Hekim tanıya ulaşmak amacıyla doğru test için doğru bilgiye ihtiyaç duyar.

    Beyin Anjiyografisi: Bu test anevrizmaların tespitinde en geçerli yöntemdir. Testin yapılması için hastanın kan tablosunun bilinmesi gereklidir; kanamaya eğilimi olan hastada bu test yapılamaz. Anjiyografi genelde radyoloji bölümünce uygulanır, ancak yeni yönetmelikle nöroloji ve beyin-sinir cerrahisi bölümleri de bu uygulamayı yapmaya başlamışlardır. İşlem sırasında bazen ilaçla hafif bir sakinleştirmeye ihtiyaç duyulsa da genelde hasta uyanık halde iken yapılabilir. Hasta tetkik masasında yatarken anjiyografiyi çekecek kişi kasıktan ince bir iğne ile atar damara girer. Sonrasında küçük bir plastik tüp (kateter) damar içerisine yerleştirilir. Röntgen ışınları altında kateterin geçişi görüntülenir ve dört ana beyin damarının bulunduğu baş-boyun bölgesine kadar ilerlenir. Bu işlem sırasında ağrı olmaz. Her bir beyin atar damarına görüntülenebilen damar içi boya ayrı olarak verilir ve bu sırada röntgen görüntüleri alınır. Bu uygulama damarların net olarak görülmesini sağlar. Anjiyografi görüntüleri alındıktan sonra kateter çıkartılır ve çıkarılan bölgeye kan sızıntısı olmaması için baskılı pansuman uygulanır. Bir müddet gözlem sonrasında hasta yatağına gönderilir. Hasta işlem sırasında kateterin geçişini hissetmez ancak kullanılan boya maddesinin verilmesi sırasında başın bir tarafında belli belirsiz bir his oluşabilir veya geçici yıldız uçuşması veya boyun kramplarına neden olabilir. Anjiyografi işlemi, kişinin yaşamını riske sokabilen beyin anevrizmalarının tespitinde duyarlı ve spesifik olmasına karşın sonuçta hasta için müdahaleci (invazif) bir girişim olup düşük oranlarda da olsa damar duvarına hasar, inme ve kullanılan boyaya karşı alerjik reaksiyon riski vardır.

    Bilgisayarlı Tomografi-Anjiyografi (BTA): Daha yeni bir teknoloji olup hastanın kolundaki bir toplardamardan boya maddesinin verilmesi ile konvansiyonel anjiyografiye benzer görüntüler alınır. İşleme ait risk konvansiyonel anjiyografide de anlatılan boyar maddenin yol açabileceği alerji ve böbreklerde oluşturabileceği potansiyel hasardır. Bu yöntemde önemli bir avantaj hastayı anjiyografi ünitesine nakletmeye gerek duyulmaması ve ek personele ihtiyaç olmamasıdır. Sadece bir dakikadan daha az bir sürede çekim işlemi tamamlanır ve inme riski taşımaz.

    Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG): Manyetik alan ve bilgisayar teknolojisi kullanarak vücuda ait organların üç boyutlu görüntülerini sağlayan bir tanısal testtir. Beyin anatomisinin net görüntülerini sağlar. Beyin MRG’si önceden var olan küçük inmelere ait bulguları da gösterebilir. Hastaya zararı olmayan bir testtir ancak cihazın içi dar olduğundan bazı kişiler kapalı yerde bulunma korkusu (klostrofobi) yaşayabilir. Ayrıca manyetik alana girmesi sakıncalı olanlar kişilerde (koroner stendi veya vücudunda manyetik protezi olanlar gibi) problemlerle karşılaşılabilmektedir.

    Manyetik Rezonans Anjiyografi (MRA): MR görüntüleme cihazı ile yapılabilen ve hastaya zararı olmayan bir testtir. Manyetik görüntüler bir bilgisayar tarafından analiz edilerek baş ve boyun bölgesinin damarları görüntülenir. MRA gerçek kan damarlarını gösterir ve tıkanmış, dar olan damarlar ve anevrizmalar hakkında net bir bilgi sağlayabilir.

    Tedavi Seçenekleri

    Günümüzde anevrizma tanısı almış hastalar için üç önemli tedavi seçeneği mevcuttur.

    Gözlem ve/veya cerrahi olmayan tedavi (yalnızca takip)

    Cerrahi tedavi ve anevrizmanın kapatılması (kliplenmesi)

    Damar içi (endovasküler) tedavi ile stentleme ve/veya tıkama

    Tüm hastalıklarda olduğu gibi bir anevrizmanın tedavisine hasta ve hekim birlikte karar vermelidir. Eğer durum acilse veya hastanın şuuru anevrizma kanaması sonucu kapanmış ise, bu karar hastanın en yakını olan akrabası(ları) ile birlikte verilmelidir. Tedavi eden hekim her bir seçeneğin risk ve yararlarını hasta (veya yakınları) ile tartışmalıdır. Hastanın durumuna göre hekim tarafından bu seçeneklerden en uygunu hastaya önerilmelidir. Karmaşık ve uygunsuz yapıdaki anevrizmalarda cerrahi ve damar içi tedavinin her ikisinin birlikte uygulanması gerekebilir. Nöroşirürjiyen ve damar içi tedavi uzmanları ile hasta veya yakınları en iyi tedavi seçeneğini tartışıp belirleyebilir. Günümüzde anevrizma tedavisindeki en iyi yöntem halen tartışılmalı bir konudur ancak tedavinin en kısa zamanda gerçekleştirilmesinin gerektiği de unutulmamalıdır. Cerrahi riskler anevrizmanın kanamış olup olmadığıyla da ilişkilidir. Anevrizmanın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın yaşı ile genel durumunun da tedavinin başarısında diğer önemli faktörlerdir.

    Gözlem ve/veya Cerrahi Olmayan Tedavi

    Anevrizma küçük ve bulunduğu yer açısından daha az büyüme ve kanama riski taşıyorsa yalnızca takip iyi bir seçenek olabilir. Bu hastaların izleminde tanısal testlerin tekrarlanması gerekmektedir. Bu kişilerde yıllık kanama riski az da olsa devam eder. Kanamamış anevrizmalı hastalara ilave olarak ilaç tedavisi verilebilir. Takipte olan hastalar sigara kullanımını bırakmalı ve kan basıncını kontrol altına almalıdır. Bu faktörler anevrizma oluşumunda, büyümesinde ve/veya kanamasında önemlidir. Yüksek kan basıncı önemli bir yakınma ise antihipertansif tedavi ve/veya diyet, egzersiz programı kan basıncını azaltabilir. Düzenli aralıklarla radyolojik inceleme (beyin anjiyografisi, MRA veya BTA) anevrizma boyutundaki değişiklikleri ve büyümesini gösterir. Kanamamış anevrizmalı kişilerde aşağıdaki faktörlerin iyice irdelenip sorgulanması sonrası takip planlanmalıdır.

    Boyut ve yerleşim yeri

    Yaş ve hastanın sağlık durumu

    Aile hikâyesi

    Tedavi riskleri

    Cerrahi Tedavi ve Klipleme (Mandalla Kapatma)

    Açık cerrahi tedavi anevrizmalı hastalara uzun bir zamandan beri uygulanan ve halen altın standart olan bir girişimdir. Bu ameliyat anevrizmayı kapatmak için gerçekleştirilen bir ameliyat olup genel anestezi altında kafatasında küçük bir pencere açılarak ile yapılır. Kemik ameliyat bitiminde tekrar yerine yerleştirilir. Anevrizma çevre beyin dokusundan ve damarlardan sıyrılır ve genelde titanyumdan yapılan küçük metal bir klip (bir tür küçük metal mandal) ile boynu kapatılır. Anevrizmanın köken aldığı damarda normal kan akımının devam etmesi sağlanır. Ameliyat sırasında çeşitli tekniklerle mandalın anevrizma boynunu tam olarak kapattığı ve diğer kan damarlarında akımın normal olarak devam ettiği kontrol edilebilir. Klipler kalıcıdır, yerinde bırakılır ve bu durum vücuda herhangi bir zarar vermez. Bu ameliyatı geçiren kişilere MR çekilebilir. Normal koşullarda anevrizma cerrahisinden sonra hasta hastanede 3 ile 5 gün süreyle yatar ve sonrasında 3-4 hafta ev istirahatı uygundur. Kanamış anevrizmalar için hastanede kalma süresi 7 veya daha fazla gün olmaktadır. Anevrizma cerrahi olarak kapatıldıktan sonra takip anjiyografisi cerrahiden 5 yıl sonra gerekebilir.

    Cerrahi Tedavi ve Kliplemenin Avantaj ve Dezavantajları Kliplemenin avantajları; tedavi sıklıkla kalıcıdır aynı anevrizmaya tekrar ameliyat gerektirmez, anevrizma doğrudan görülür (karmaşık yapıda olan anevrizmalar için bu durum önemlidir), klip uygulaması sonrası anevrizma söndürülebilir ve anevrizmanın beyin dokusuna yaptığı bası cerrahi olarak kaldırılabilir ve cerrahi sırasında başka anevrizma(lar) varsa doğrudan görülüp tedavi edilebilir. Kanamış olanlarda cerrahi sırasında anevrizma çevresi ve beyin dokusundaki kan elemanları, pıhtılar temizlenebilir; bu temizleme bazı hastaların çabuk iyileşmesinde önem taşır. Ek olarak cerrahi sırasında kraniektomi (kafatasından bir miktar kemik çıkarma işlemi) ile kafatasının bir kısmı alınabilir ve hastaların kötüleşmesine yol açabilen kafa içi basınç artışı (beyin ödemi gibi) önlenebilir. Cerrahinin dezavantajları; invaziv (müdahaleci) bir girişimdir, kafatasının açılması gerekir ve buna bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Klip uygulaması sırasında çevredeki yapılar ve önemli damarlara hasar verilebilir.

    Damar İçi Tedavi -Tıkama

    Damar içi tedavi son 15 yılda geliştirilmiş bir yöntemdir; kardiyologların kalp veya vücudun büyük damarlarındaki tıkalı damarları açma işlemlerine benzerlik göstermektedir. Özellikle son 5 yılda cerrahi klip uygulamasına kabul edilebilir bir alternatif olarak gündeme gelmiştir. Yüksek cerrahi riske sahip olan ve kötü nörolojik tablodaki hastalarda veya baziler arter (beyin sapını ve derin beyin bölgelerini besleyen büyük beyin atar damarı) gibi zor yerleşimli bazı anevrizmalarda damar içi tedavi uygun bir seçenek olabilir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada klip uygulaması ve damar içi tedavinin her ikisine de uygun olan kanamış anevrizmalarda eğer damar içi tıkama uygulanırsa en azından erken dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır (ölüm veya sekelli kalma oranı 1 yılda tıkama yapılanlarda %23.5, cerrahi klipleme yapılanlarda % 30 olarak bulunmuştur). Damar içi tıkama yöntemi genel anestezi veya sedasyon altında yapılabilir. Atar damar sistemine kasıktaki büyük bir damardan ulaşılır (uyluktaki femoral arter). Artere bir iğne yerleştirilir. Küçük bir kateter ile ilerlenerek röntgen ışınlarının kılavuzluğunda beyini besleyen dört ana damara ulaşılır. Bunun içerisinden daha küçük bir kateter (mikrokateter) ile anevrizmaya ulaşılır. Anevrizma içerisinde katetere pozisyon verilerek ince bir tel veya diğer adıyla koil anevrizma içerisine yerleştirilir. Bükülebilir platinden yapılan bu koil bulunduğu anevrizmanın şeklini alır. Ek koiller gönderilerek anevrizma iç kesiminden doldurulur ve kan akımının anevrizma içerisine geçişi engellenir. Anevrizma içerisinde pıhtı oluşur ve uzun dönemde ise yeni gelişen dokuların anevrizma tabanında koillerin tabanını doldurması ve tam bir iyileşme beklenir. Balon yardımı ile koil yerleştirilmesi diğer bir yöntemdir; burada işlem sırasında bir diğer kateter yardımı ile bir balon damar içinde anevrizmanın boyun kısmında şişirilerek koillerin damara kaçması engellenir ve anevrizma içinde durması sağlanır. Benzer bir biçimde stent yardımı ile koil yerleştirilmesi sırasında ise küçük esnek bir silindirik kafes kullanılır ve bu koilleme için iskele vazifesi görür. Yukarıda tarif edilen stent veya balon yönteminin her ikisi de geniş tabanlı karmaşık anevrizmalarda tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.

    Damar İçi Tedavi-Koillemenin Avantaj ve Dezavantajları Damar içi tedavinin avantajları; öncelikle minimal invaziftir (müdahaleye bağlı yan etkisi azdır), kafatasını açmayı gerektirmez ve işlem sonrası erken dönem komplikasyonu daha azdır. Kanamamış anevrizmalı hastalar bir iki gün içerisinde evlerine gönderilebilir ve bir iki hafta içerisinde işlerine dönebilirler. Koillemenin dezavantajları; anevrizmanın erken dönemde kapanma ihtimalinin daha düşüktür ve daha yüksek ihtimalle nüks görülür. Bu nedenle ek bir girişim daha gerekebilir ve tam tedavi için daha uzun süre takip gerekebilir.

    İyileşme ve Takip

    İyileşme hastadan hastaya değişmekle birlikte anevrizma tipi, yerleşim yeri, kanama olup olmadığı, tedavi tipi ve hastanın genel durumu önemli faktörler arasında yer almaktadır. Beyin kanaması geçirmiş olanlarda nörolojik kayıplar daha çok ve belirgin olup bu hastalar daha uzun iyileşme süresi gerektirmektedir. Her hastada kendine özel bulgular görülse de cerrahi sonrası görülebilecek bazı yan etkiler aşağıda sıralanmıştır.

    Baş ağrıları

    Uyuşukluk ve yorgunluk

    Operasyon yerinde ağrı

    Çene ağrısı

    Başından saat tıklaması şeklinde ses gelmesi

    Görsel bozukluklar

    Kısmi veya tam körlük

    Görme alanı kayıpları

    İnce motor hareket bozuklukları

    Duygusal problemler

    Depresyon

    Kavramsal güçlükler

    Konuşma problemleri

    Algısal problemler

    Davranış değişiklikleri

    Denge ve koordinasyon bozuklukları

    Konsantrasyon güçlükleri

    Kısa dönemli hafıza problemleri

    İnme hastalarında olduğu gibi anevrizma tedavisinde de iyileşme ve rehabilitasyon dönemi önemli bir yer tutar. Bazı olgularda anevrizma kanadığında veya tedavi edildiği sırada kaybolan fonksiyonlar hasar görmeyen beyin alanları tarafından üstlenilebilmektedir. Rehabilitasyonda fizik tedavi, konuşma terapisi ve mesleksel eğitim gibi alanlarda uygulamalar yapılabilir.

    Tarama Testleri

    Bir kişide anevrizma tespit edildiğinde diğer aile bireyleri için tarama yapılmasının gerekip gerekmediği henüz kanıtlanmamıştır. Ancak birden fazla kardeşte anevrizma tespiti halinde veya ailenin bir bireyinde çok sayıda anevrizma tespit edildiğinde, ailenin diğer bireylerine tarama önerilebilir.

  • Beyin tümörleri  nedenleri

    Beyin tümörleri nedenleri

    Beyin Tümörü nedir?

    Kafatası içinde gelişen tümörlere genel olarak Beyin Tümörleri denir. Bunlar iyi ya da kötü huylu tümörler olabilirler. Kafatasının kapalı bir kutu olması nedeni ile tümörün çevre dokularda yaptığı itilme ve beyin ödemine bağlı olarak hastalarda baş ağrısı, baş dönmesi, kusma ve bayılma gibi belirtilerle kendilerini belli ederler.

    Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre bulgular ortaya çıkar. Ancak, öncelikle kafa içi basıncının artmasına bağlı belirtiler gösterirler.

    Beynin ön kısmında yerleşen tümörler hastada ruhsal bozukluklara ve kişilik değişikliklerine neden olabilir. Hastalarda durgunluk, unutkanlık, aşırı sinirlilik veya psişik bozukluklar meydana gelebilir. Bazı tümörler beyinde lokal irritasyona neden olarak sara nöbetlerine neden olabilirler.

    Tümörün tuttuğu beyin merkezlerine göre, parietal bölgedekiler vücudun karşı tarafında kısmi ya da tam felç, konuşma bozuklukları, okuma- yazma bozuklukları ya da oksipital bölgedeki tümörler görme bozuklukları gibi belirtiler meydana getirebilirler.

    Beyin dokusundan çıkan tümörlere genel olarak Glial Tümörler denir. Bu tümörler erken belirti verirler. Yavaş ya da daha hızlı üreme kabiliyetine sahip olan tipleri vardır. Çoğunlukla tedavileri cerrahi olarak çıkartılmalarını gerektirir. Cerrahi tedavi sonrasında tiplerine göre ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilmektedir.

    Beyin zarlarından köken alan tümörler ise Menengioma olarak adlandırılırlar. Beyine basınç yaparak, kendilerini gösterirler, beyin dokusuna genel olarak yayılmazlar. Ancak bazılarını yerleşim yeri nedeni ile cerrahi olarak çıkartılmaları ya mümkün olmayabilir ya da çıkartılmaları halinde hastada ileri nörolojik sekeller kalabilir.

    Sinirlerden kaynaklanan tümörler ise Nörinom ya da Schwannom adını alırlar. Çoğunlukla kafa içinde seyreden sinir uzantılarından çıkarlar.

    Ayrıca beynin bir uzantısı olan hipofiz bezinden köken alan Hipofiz Adenomları da vardır. Hipofiz Adenomları vücudun hormonal dengesi üzerinde etkilidirler. Eğer hormon salgılayan tipte ise salgıladığı hormon tipine göre hastalarda belirtiler ortaya çıkar ve çoğunlukla daha erken evrede fark edilebilirler. Hormon salgılamayan tipleri ise daha geç evrede fark edilirler. Bunlar çoğunlukla görme sinirlerine baskı yaparak hastalarda görme bozukluklarına yol açarlar.

    Ayrıca vücudun diğer bölümlerinde oluşan kanser hastalığına bağlı tümörler de beyine yayılabilir. Bu tümörlere genel olarak Metastatik Tümörler denilmektedir. Özellikle akciğer, meme, böbrek ve prostat kanserleri beyine ve omuriliğe yayılabilirler.

  • Beyin cerrahisinde gamma knife (gama bıçağı)

    Beyin cerrahisinde gamma knife (gama bıçağı)

    Gamma knife yani ‘Gama bıçağı’ beyin cerrahisinde özellikle son 20 yıldır etkinliğini ispatlamış gelişmiş bir tedavi yöntemidir. Gamma knife, İsveçli beyin cerrahı Lars Leksell öncülüğünde geliştirilmiştir. Kobalt 60 radyoizotopunundan çıkan gamma ışınlarını 201 değişik açıdan tek bir alana milimetrenin beşte biri keskinliğinde odaklayabilen ve normal beyin dokusuna zarar vermeden hastalıklı dokuyu büyük bir kesinlikle tedavi eden bu yöntem beyin cerrahisinde bir devrim niteliğindedir.

    İşlem, lokal anestezi altında hastanın kafatasına özel bir çerçevenin dört noktadan sabitlenmesi ile başlar; kafatasına yerleştirilen bu çerçeve sayesinde gamma ışınlarına uygun kılavuzluk sağlanır. Gamma ışınları, MR-BT ve gerekirse anjiyografi görüntülerine bakılarak hesaplanan hastalıklı beyin dokusunun olduğu koordinatlara büyük bir keskinlikle gönderilir. Bütün işlem, 2 ila 5 saat arasında değişmektedir ve hastalar genellike aynı gün evlerine gidebilmektedir. Çoğu olguda tek bir seansta, uygun tümörler, beyin damar yumakları, yüz-baş ağrıları (Trigeminal nevralji) ve obsesif-kompülsif (takıntı hastalığı) gibi psikiyatrik hastalıkları tedavi edilebilmektedir.

  • Beyin kanamaları nedenleri, belirtileri ve tedavisi

    Beyin kanamaları nedenleri, belirtileri ve tedavisi

    Beyin kanaması beyin içindeki damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan kanın oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak koma gibi hayatı tehdit eden son derece ciddi durumlar ortaya çıkar.

    Beyin Kanamaları Tipleri

    İntraserebral ( beyin dokusu içine )

    Subaraknoidal ( beyin zarları arasına )

    Epidural ( kafatası ile beyinin en dış zarı olan dura arasında )

    Subdural ( dura ile beyin arasında )

    Beyin İçi Kanamalar

    Beyin kanaması beyin içindeki damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan kanın oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak koma gibi hayatı tehdit eden son derece ciddi durumlar ortaya çıkar.

    Beyin Kanaması Nedenleri

    Beyin kanamalarının en sık rastlananı damar yapısına bağlı anormalliklerden, kendiliğinden yani yüksek tansiyon veya travma gibi sebeplerden dolayı meydana gelebilir.

    Travmaya bağlı olan beyin kanamaları oldukça sık rastlanır. Kafatasına alınan bir darbe sonucu meydana gelir ve kanamamalara neden olur.

    Beyin damarı anormalliklerine bağlı olarak oluşan kanamalar da bulunmaktadır. Diğer tip kanamalar ise beyin dokusunun kendi içinde çıkan kanamalar olup beynin yapısal bozukluğu veya tümör sonucu meydana gelir.

    Beyin Kanamalarının Belirtileri

    Bulantı

    Kusma

    Baş ağrısı

    Uyuşukluk veya herhangi bir yerini hareket ettirememe,

    Bilincinde bozukluğu

    Uykuya eğilim yüzde çarpılma

    Konuşmanın etkilenmesi gibi belirtiler gösterebilir.

    Beyin Kanaması Tedavisi

    Beyin kanaması mutlaka doktor kontrolü gerektirir. Koma durumunun gelişip gelişmemesine bağlı olarak tedavisi değişir. Koma gelişmeyen hastaların cerrahi müdahale ile hayata dönmeleri yüksektir.