Etiket: Beyin

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.

  • Beyincik sarkması belirtileri ve ameliyatı

    Beyincik sarkması belirtileri ve ameliyatı

    Beynin arka bölgesinde beyincik dediğimiz yapının omurilik kanalına doğru sarkmasına beyincik sarkması denir. Bir diğer adı chari malformasyonu olan bu hastalık doğumsaldır. Yani sonradan oluşmaz ancak belirtileri yaş ilerledikçe ortaya çıkar.

    Chari hastalığında belirtiler yavaş yavaş kendisini gösterdiği için teşhis edilmesi de çoğunlukla tesadüfen olur. Genellikle iyi incelenen boyun fıtığı MR’ında teşhis edilebilir. Belirtilerin ortaya çıkmasında sarkmanın boyutu da önemlidir. Bazı hastalarda hiçbir belirti göstermediği için doktora gitme gereksinimi duyulmaz. Sarkmanın boyutu tedavi sürecini de belirler.

    Beyincik Sarkması Belirtileri

    Beyincik sarkmasının belirtileri, sarkmanın etkilendiği bölgeye göre değişir. Bazen omuriliği, bazen beyin sapını, bazen de beyinciğin kendisini etkileyebilir. Eğer beyinciğin kendisini etkiliyorsa denge problemleriortaya çıkar. Baş dönmesi, bulantı ve kusma da diğer şikayetler arasındadır. Eğer omurilik etkileniyorsa kollarda ağrı, uyuşma, güçsüzlük görülebilir. Beyin sapı etkilendiğinde semptomlar daha ciddi olabilir. Yutma güçlüğünden uykuda solunum durmasına kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılabilir. Tüm belirtileri maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

    Kollarda yanma tarzında ağrılar,

    Ensede ağrı,

    Kollarda uyuşma ve güçlük,

    Sıcak-soğuk ayırt edememe,

    Denge kaybı,

    Baş dönmesi,

    Bulantı ve kusma,

    Yutkunma güçlüğü,

    Uykuda solunum durması.

    Beyincik Sarkması Ameliyatı

    Beyincik sarkmasının tedavisi sadece ameliyat ile yapılabilir. Herhangi bir ameliyatsız tedavi yöntemi yoktur. Ancak sarkmasının boyutu küçükse ameliyata gerek duyulmaz, sadece takip önerilir. Genellikle 10 mm’nin üzerindeki sarkmalarda cerrahiye başvurulur.Tabi ki hastanın şikayetleri, klinik muayene bulguları ve kistik genişleme varlığı da göz önünde bulundurulur. Hekim ameliyata karar vermişse bu karar uyulmalıdır. Çünkü hastalığın ilerlemesi kişinin yatağa mahkum olmasına ve hatta hayatını kaybetmesine neden olabilir. Bu yüzden beyincik sarkması hastalığı ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.

    Beyincik sarkması ameliyatında mikrocerrahi yöntem tercih edilir. Bu sayede büyük kesiye gerek kalmaz, işin içine mikroskobun girmesiyle güvenli ve konforlu bir ameliyat gerçekleştirilmiş olunur. Baş ile ensenin birleştiği yerden küçük bir insizyonla girilir, orada bulunan kemik TUR cihazıyla genişletilir ve bölgenin rahatlaması sağlanır. Son teknoloji sayesinde risk oranı oldukça düşük, fayda oranı son derece yüksek bir operasyondur.

  • Beyin tümörleri teşhis ve tedavisi

    Beyin tümörü kelimesinin gündeme gelmesi hem hasta hem de doktor açısından sıkıntılı bir durumun başlangıcını göstermektedir. İnsanlığın varlığından bu yana görülen tümörler teknolojinin gelişmesi ile daha sık tanı konmasına sebep olmuştur. Teknoloji bu kadar erken teşhis ettiği tümörleri aynı performansta tedavi edememektedir. Hekimin buradaki en önemli işlevi yoğun duygusal ve maddi kaygıları hastası ile beraber eldeki olanakları maksimumda kullanarak fayda sağlamalıdır. Beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu tipleri bulunmaktadır. İyi huylu olan tipleri yıllar içinde büyürler. Kötü huylu olanlar aylar hatta haftalar içinde kişinin yaşam kapasitesini geriletirler. Beyin kapalı bir kutu olan kafatasının içine oturması nedeniyle her yer kaplayan oluşumda olduğu gibi öncelikle kafa içi basınç
    artışının genel işaretleri tespit edilir. Bu işaretler baş ağrısı, bulantı, kusma ve beyin faaliyetlerinde değişikliklerdir. Baş ağrısının tipi burada önem taşımaktadır. Toplumumuzun yarısında baş ağrısı yaşamlarının belli bir döneminde görülmektedir.

    Genelde görülen baş ağrıları uyuyunca hafifleyen baş ağrılarıdır. Kafa içi basıncına bağlı baş ağrıları devamlıdır ve sabahları kalkınca artan baş ağrılarıdır. Beyninde her tümör olanda baş ağrısı görülecek diye bir kuralda yoktur. Kişide metabolik bir denen yokken ısrar eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Çocuklarda özellikle bulantısız fışkırır tarzda kusmalar erken tanı yönünden önem taşır. Beynin elektriksel faaliyetini etkileyen beyin tümörlerinin yarısında epileptik nöbet görülmektedir. Yirmi yaşından sonra ortaya çıkan nöbetleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Tanıda manyetik rezonans görüntülemenin (MR) yeri tartışmasızdır. Tümörün yeri, cinsi gibi bilgileri bize

    ulaştırmaktadır. Tedavide ana kural tümörden alınan parçanın mikroskopik incelemesi ve mümkün olan maksimum seviyede boşaltılmasıdır. İyi huylu olanlarda özellikle menenjiomlarda tümörün tamamen çıkarılması sonrasında yıllar içinde nüksü olup olmayacağının kontrolü yapılmaktadır. Cerrahi müdahale mikroşirürjikal yöntemle ve modern anestetikler ve anestezi ile çok düşük %1 gibi mortalite ile gerçekleştirmek mümkündür.Hücrelerinde hareketlenme görülenlerde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden radyoterapi ve kemoterapi önemlidir. Radyoterapinin tipine radyasyon onkologlarınca karar verilmektedir. Onkoloji bölümlerince kemoterapi yapılmaktadır.

    Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde hasta, ailesi ve hastanedeki ekip bir bütün olarak olaya eğildiklerinde tedavide başarı şansı yükselmektedir. Devamlılık gerektiren bir tedavi şeklidir. Nükseden tümörlerde yine aynı kararlılıkla tedavi edilmektedir. Vücudun başka yerinden özellikle akciğer, meme gibi organlardan sıçrayan metastatik tümörler ve beynin vahşi tümörü olan glioblastomada başarı şansı hala kısıtlıdır. Son aylarda beyin tümörlerine karşı kök hücre ile aşılamalarda medyada parlak sonuçlar alındığı bilgisi sunulsa da malign tümörlerde kişiye bir iki aylık ömür ilave ettiği belirtilmektedir.

  • Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu

    Yeni doğan bebeklerde yedi adet kafa kemiği bulunmaktadır. Normalde bu kemik yapılarının birleşim yerleri 2 yaşından önce kapanmazlar. Kafa kemiklerinin birleşim yerlerine sütür adı verilir. Bu sütur yapıları fibröz dokuya sahiptirler. Bu fibröz yapıları sayesinde kemikleri kuvvetli bir şekilde birarada tutabilmektedirler.

    Kraniosinostozis; kafa kemiklerinin zamanından önce kapanması sonucu oluşan gelişimsel bir hastalıktır. Bebekte kraniosinostozis varsa beyin olağan şekliyle büyüyemez ve kafada şekil bozukluğu oluşur. Kraniosinostozda bir veya daha fazla kafa kemik birleşim yeri (sütür) etkilenebilir. Bazı olgularda kraniosinostozlar beynin anormal gelişimi olan beyin anomalisi ile birliktelik gösterir.

    Kraniosinostozis belirtileri nelerdir:

    • Etkilenen sütürlere bağlı olarak kafa şeklinde deformasyon

    • Bıngıldağın yapısında bozulma

    • Bıngıldağın erken kapanması

    • Baş çevresinde bebeğin büyümesiyle orantısız olacak şekilde yavaş bir artışın olması veya hiç görülmemesi

    • Etkilenmiş sütürler boyunca keskin kenarlı kemik yapıların gelişimi

    • Artmış kafa içi basıncı

    Kraniosinostoz doğumdan hemen sonra bulgu vermeyebilir ancak doğumdan sonraki bir kaç ay içinde gözle görülür belirtiler başlar.

    Kraniosinostoz iki sınıfa ayrılır:

    Primer kraniosinostozis: Primer kraniosinostoziste genellikle bir, nadirende daha fazla kranial sütür etkilenerek beynin normal büyüme ve gelişme göstermesine engel olur.

    Sekonder kraniosinostozis: Primer kraniosinostozisten daha sık görülür. Yenidoğanın beyin büyüme ve gelişimi, altta yatan herediter bir hastalık nedeniyle durmuştur. Sıklıkla kafa şekil bozukluğuyla beraber, yüzde de şekil bozukluğu ve gelişme geriliğiyle birlikte görülür.

    Kraniosinostozisin tipleri ve özellikleri nedir:

    • Sagittal sinostozis (skafosefali); Sagittal sütürün erken kapanması sonucu kafa uzunlamasına doğru büyür. En sık görülen tipidir ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür.

    • Koronal sinostozis (anterior plagiosefali); Her iki kulaktan başlayıp sagittal sütüre uzanan sütürlerden (koronal sütur) birinin erken kapanması sonucu gelişen bir sinostozis tipidir. Etkilenen tarafta çocuğun alın bölgesinde düzleşme meydana gelir. Yine aynı tarafta burunda deviasyon meydana gelir ve göz boşluğu diğer göze göre daha dışa doğru yerleşim gösterir. Skafosefali tipinden sonra en sık görülen kraniosinostozis tipidir ve kadınlarda daha sık görülür. Tedavi edilmediği takdirde etkilenen taraftaki gözde görme kaybına neden olur (ambliyopi).

    • Bikoronal sinostozis (brakisefali); Her iki koronal sütürün erken kapanması durumunda çocuğun alnı bir tepe gibi yüksek yerleşim gösterirken, alnın geri kalan kısmında kafa yapısı düz bir görünüm alır.

    • Metopik sinostozis (trigonosefali); Metopik sütür çocuğun burun bölgesinden başlar ve sagittal sütüre uzanım gösterir. Bu tür bir erken kapanma alın bölgesinde üçgenimsi bir şekil bozukluğuna neden olur.

    • Lambdoid sinostozis; Kafanın arka kısmında yerleşim gösteren bu sütürlerin erken kapanması durumunda etkilenen tarafta ki bölgede düzleşme meydana gelmektedir.

    Ancak kafadaki her türlü şekil bozuklukları kraniosinostozis olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin bebeğinizin başının arka kısmı düz bir şekildeyse bunun nedeni sürekli kafasının arkasını yastığa koyarak uyumasından kaynaklanabilmektedir. Bir dönem ulusal çocuk sağlığı ve insan gelişimi derneği tarafından düzenlenen kampanyada, ailelerin bebeklerini ani ölümlere (ani bebek ölüm sendromu) neden olması gerekçesiyle yüz üstü değil, sırt üstü uyutmaları teşvik edildi. Böylesi bir organizasyon sonucunda bir çok bebeğin kafalarında şekil bozuklukları gelişti. Bu tür bir şekil bozukluğu kraniosinostozis değildir, pozisyona bağlı gelişen bir değişikliktir.

    Kraniosinostozis hangi sorunları oluşturur (Komplikasyonlar)?

    Kraniosinostozisle doğan çocuklarda altta yatan sendromla birlikte artmış kafa içi basıncı durumuda gelişebilir. Çünkü kafa yapısı beynin normal şekilde ve normal hacimde büyümesine izin vermemektedir. Tedavi edilmediği durumda da artmış kafa içi basıncı görme kaybı, nöbet, beyin hasarı, nadiren de ölüme neden olmaktadır. Ek olarak fasial deformitesi olan çocuklarda nefes alıp vermeyi zorlaştıracak şekilde üst solunum yolu obstrüksiyonları ve kalıcı şekil bozuklukları görülmektedir.

    Kraniosinostozis teşhisi nasıl konulur:

    Tanıda ilk olarak ayrıntılı bir fizik muayene, direk grafi ve CT gibi görüntüleme tetkikleri, genetik çalışmalar yapılır. Fizik muayenede sütur birleşim yerlerindeki defektler veya yüz deformiteleri saptanır. Görüntüleme çalışmalarıyla kemikleşerek kapanma gösteren sütür birleşim yerleri tespit edilir. Görüntüleme tetkiklerinde sütürlerin kapandığı tanısına sütür hatlarının görülememesi veya sütür hattı boyunca varolan bombeleşmelerin görülmesiyle varılır. Eğer doktor bebeğinizdeki kafa şekil bozukluğunun altında bir herediter sendrom yattığından şüphelenirse; genetik testler, böyle bir durumun var olup olmadığını göstermesi açısından tanı koydurucu tetkiklerdendir.

    Kraniosinostozis tedavi nasıldır:

    Sadece tek bir sütürün kapandığı ve altta yatan başka bir hastalık ve sendrom olmadığı hafif kraniosinostozis vakalarında tedavi uygulanmamaktadır. Var olan kafa deformiteleri büyüdükçe daha az farkedilir hale gelmektedir ve bazı durumlarda saç var olan deformitenin görülmesine engel olmaktadır. Bunun dışındaki vakalarda yenidoğan dönemi boyunca öncelikli tedavi şekli cerrahidir. Cerrahinin tipi ve ne zaman yapılacağı sinostozis tipine ve altta yatan hastalığa göre değişebilmektedir. Cerrahide ki amaç beyin üzerindeki basıncı kaldırmak ve beynin bundan sonraki gelişimini rahatça sağlayabileceği bir alan oluşturmaktır. Cerrahi ekipte kraniofasial cerrah ve beyin cerrahı hazır bulunmalıdır.

    Genel anlamda cerrahide yenidoğanın kafa derisi açılır ve etkilenmiş bölgedeki kafa kemikleri kaldırılarak yeniden normal gelişime uygun bir şekil verilir. Parçalara ayrılmış kafa kemiklerinin birleştirilmesinde, zaman içerisinde eriyebilen cerrahi materyaller kullanılır. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirilir ve yaklaşık yedi saat kadar sürmektedir. Cerrahi sonrası yenidoğan hastanede en az üç gün yatırılır. Ameliyat sonrası yüz bölgesinde geçici olarak şişme sıklıkla görülür. Komplikasyon oranı nadirdir. Bazı çocuklarda sinostozis tekrar edebileceğinden çok nadir olarak ikinci bir cerrahi gerekebilmektedir. Yüzünde de deformiteleri olan çocukların yüzlerine de normal bir şekil kazandırmak amacıyla ek ameliyatlar yapılabilmektedir.

  • Beyin anevrizmaları ve subaraknoid kanamalar

    Beyin anevrizmaları ve subaraknoid kanamalar

    Beyini besleyen damarlar, beyinin tabanında birleşerek Willis poligonu denilen bir damar şebekesi oluştururlar. Beyin anevrizmaları bu şebekeyi oluşturan damarların herhangi birinin anormal genişlemesi sonucu ortaya çıkar. Genişleyen bu damarların duvarı zayıf ve ince olduğu için günün birinde kendiliğinden veya efor sonrası yırtılıp beyin kanamasına yol açabilirler.

    Beyin, beyincik ve omurilik etrafını saran zarların arasında seyreden beyin damarlarının değişik nedenlerle kanamasıyla subaraknoid kanama (SAK) tablosu oluşur.

    Genel Bilgiler

    *Ne yazık ki hastaların önemli bir kısmı (%10) ağır klinik tablo nedeniyle hastaneye yetiştirilemeden veya yanlış tıbbi değerlendirme sonucu erken dönemde kaybedilmektedir.

    *İlk 30 gün içindeki ölüm oranı ise yaklaşık %50’dir.

    *Ortalama görülme yaşı 55-60 civarındadır ve kadınlarda erkeklere oranla (3/2) kısmen daha fazladır.

    *Yine ilkbahar ve sonbahar aylarında kanama sıklığı daha yüksektir.

    *Uykuda ortaya çıkabilme ihtimali (%30) önemli bir tehlikedir.

    *Sağkalım yaklaşık %50’dir ve bunların sadece %33’ü eski hayatlarına geri dönebilmektedir.

    *Kurtulabilen hastaların %30’u yatağa bağımlı hayat sürmek zorunda kalırlar.

    Anevrizma Neden Oluşur?

    • Damar duvarının ince ve zayıf oluşu(Doğumsal)

    • Damar duvarındaki arteriosklerotik değişiklikler

    • Travma

    • İnfeksiyon

    • Hipertansiyon

    • Sigara, alkol, bağımlılık yapan madde kullanımı

    • Doğum kontrol ilaçları

    • Aile fertlerinin birinde hastalığın görülmesi sayılabilir.

    Hastalığın Belirti ve Bulguları Nelerdir?

    Anevrizmalar yırtılıp kanadıkları zaman hastaneye getirilen hastalar genellikle kusmanın ve bazen geçici bilinç kaybının eşlik ettiği, ani ve şiddetli baş ağrısından yakınırlar. Hastalar hayatlarında yaşadıkları en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlarlar. Hastaların çoğunda birkaç ay öncesinde daha hafif şiddette, 1 gün içinde iyileşen uyarıcı başağrısı hikayesi vardır. Yırtılmamış ve kanamamış anevrizması olan hastalar ise; baş ağrısı, koku alma bozukluğu, çift görme, göz bebeğinde büyüme, görme keskinliğinde azalma gibi şikayetlerle başvururlar ve yapılan tetkiklerinde tesadüfen kanamamış baloncuk tespit edilir.

    Anevrizma Nasıl Tespit Edilir?

    • Herhangi bir nedenle yaptırılan Beyin Tomografisi ve MR’da tesadüfen tespit edilebilir

    • Kafa sinirlerine bası belirtileri varsa (Örneğin; koku alma bozukluğu, çift görme, görme bozukluğu…)

    • Anevrizma kanamış ise ileri tetkiklerle tespit edilebilir.

    Teşhis ve Tedavi Yöntemleri:

    Hastalar beyin cerrahi, nöroloji ve girişimsel nöroradyoloji uzmanlarının oluşturduğu ekip tarafından değerlendirilir. Subaraknoid kanamalarda ilaçsız olarak çekilen ilk beyin tomografisi kanama olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verir. İkinci aşamada kateter anjiografi mutlaka yapılmalıdır. Tetkikler tamamlandıktan sonra yine aynı ekip hasta için uygun tedavi seçeneğini belirler. Anevrizmalardaki başlıca tedavi seçenekleri; CERRAHİ TEDAVİ ve endovasküler tedavi denilen kasık atardamarından girilen bir kateter yardımıyla yırtılmış baloncuğun kapatılarak devre dışı bırakılması esasına dayanır(Coil embolizyon yöntemi).

    Cerrahi tedavinin amacı; anevrizmanın kapatılarak yeniden kanama riskini ortadan kaldırmak, beyindeki mevcut hasarın etkilerini azaltmak ve geç dönemde ortaya çıkabilecek beyin kanaması sekellerini önlemektir.

  • Beyin anevrizma ameliyatları

    Beyin vasküler elemanlarının anevrizmalarının meydana getirdiği beyin kanamaları acil ortamlarda karşımıza çıkan tablolardır. Anevrizmalar çok nadir görülmesine rağmen insanların en verimli çağlarında efor sonrası ortaya çıkan bir durumdur. Aslında anevrizma doğuştan gelen bir anomalidir. Kafa içi beyin dışı damarların yırtılması ile beyin çevresindeki boşluğa olan kanamalardır. Arteryel bir yırtılma olduğu için kafa içinde çok yüksek basıncın birden oluşmasına neden olur. Kafa içi basıncın neredeyse kişinin tansiyonu derecelerine yükselmesi kişinin hayatında gördüğü en şiddetli başağrısı nedenidir. Kişinin bilincinin kaybı da görülebilmektedir. Ense ağrısı bulantı kusma da vardır. En sıklıkla her iki ön beyne giden damarların birleşkesinde görülmektedir. Baloncuk 7 mm çapa ulaştığında kritik kanama eşiğine girmiştir.

    Sebebi nedir?

    Beyin tabanındaki damarlarda doğuştan olan baloncukların patlaması sonucu olmaktadır.

    Kimlerde olur?

    Çocuklukta gelişmiştir. Tüm insanların %2 sinde anevrizma vardır. Kanayan anevrizmalar bunların %10 udur.

    Anevrizmaların bulgu verdikten sonra tanının konması önemlidir. Her baş ağrısı anevrizma nedenli olmadığı gibi anevrizma sonucu ortaya çıkan baş ağrıları da ağrı kesicilerle geçiştirilmemelidir. Özellikle anevrizma kanaması geçiren kişilerin yürümesine, hareket etmesine
    izin verilmemelidir. Acildir çünkü 7-8 gün içinde tekrar kanayacaktır. İlk yirmi dört saat içinde kanama olursa hayatı çok yüksek derecede tehdit etmektedir. Kişilerin acile başvurduklarında çekilen bilgisayarlı tomografi ve anjiografi ile kesin tanı konur. Üç mm üzerindeki anevrizmalar acilen tespit edilmiş olur. Tedavisi için iki yol bulunmaktadır. Yoğun bakımda mutlak istirahate alınan hasta beyin cerrahisi bölümünce değerlendirilerek hastalığın tedavisine karar verilmektedir. Mümkün olan en kısa zamanda cerrahi müdahale ile baloncuğun boynu kapatılmalıdır. Mikrocerrahi ile %4 mortaliteye kadar inilmiştir. İlk kanama sonrası hastanın durumu ne kadar iyi ise cerrahi sonucunda elde edilecek cevap o kadar iyidir. Cerrahi sonrası ilk dört gün kritik günler olarak seyreder. Daha sonrasında fiziksel ve psişik rehabilitasyonla tatmin edici sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi gören hastalarda kanama riski bertaraf edilmiş olmaktadır. Yeterli ekipman ve tecrübeli, etkili bir takımla problemin çözülmesi kolaylaşmaktadır. İnsanların kafasını kurcalayan en önemli sorunlardan birisi de bende anevrizma varmıdır? Çok düşük yüzdeli bir oluşum olması nedeniyle her bir kişiyi bilgisayarlı tomografi ile anjiografiden geçirmek imkansızdır. Ama risk guruplarının taramadan geçmesi önerilebilir. Ailesinde anevrizma görülenlerde normale göre biraz daha fazla anevrizma tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak insanlar en verimli çağında ani olarak kişilerin yaşamlarında ciddi etkiye neden olan anevrizma kanamasının tedavisi sonrasında kişide damar hastalığı yoksa normal yaşam sürelerini tamamlarlar.

  • Beyin kanaması geçirenlerde durumu neler kötüleştirir?

    Ani gelişen beyin kanamaları önemli sorunlarımızdan biridir. Genellikle kanamalar gece saatlerinde olmakta ve insanları acil serviste zor durumlarda bırakmaktadır. Özellikle beyin kanamasının farkına varmak çok önemlidir. Tanısal değerlendirmede genelde şuuru kapalı gelmeleri nedeniyle çevresindekilerden alınan bilgiler, ilk gören hekimin görüşleri önemlidir. Hipertansiyon öyküsü, kanama öncesi şiddetli başağrısı nedeniyle ellerini başının arasına alması önemlidir. Hastanın öyküsünde kalp kapak hastalığı olması iltihabi serebral anevrizmaları düşündürür. Beyin tümörü içine kanama, kokain kullanımı, vaskülitis, iskemik lezyonların varlığı önemlidir. Genel fizik muayenede bilinç seviyesi, kol ve bacaklarda kuvvetin seviyesi değerlendirilmelidir. Hipoksi, hiperkarbi, hipotansiyon kliniği kötüleştirir. İlk
    yapılacak nöroradyolojik çalışma bilgisayarlı beyin tomografisidir. Hematomun yeri, subaraknoid kanama varlığı, tümör veya vasküler lezyona ait kalsifikasyon, beyin ödemini gösterir. Manyetik rezonans görüntüleme ise vasküler malformasyon, tümör, dev intrakranial anevrizmaları tespit eder. Serebral anjiografi ayrıntısıyla verir. Genelde hasta geç ise beyinde damarsal problem, yaşlı ise tümör, hipertansif kanama akla gelir. Kan sulandırıcı ilaçları kullanan kişilerin kaza geçirmesi sonucu oluşan beyin kanamaları önemlidir. Yukarıda sayılan kanama nedenlerinden bilinçsizce kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ortaya çıkan beyin kanaması tablosundan elde edilecek sonucu kötü yönde etkilemektedir. Basit bir aspirin kullanımı yapılacak olan cerrahi müdahalde kanamanın durdurulamamasına kadar gitmekte ve istenmeyen sonuçların gelişmesine neden olunmaktadır. Hipertansif kanamada tedavi: Komada ise entübasyon yapılıp suni solunuma geçilmesi önemlidir. İlaçlarla gereken destek tedavisini takiben kesin teşhis içi tomografiye alınmaktadır. Tomografiden gelen bilgilere
    göre beyinde yer değiştirecek derecede basınç oluşumunda cerrahi işlem hayat kurtarıcı olabilmektedir.

  • Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin tümörlerinin belirtileri ve tedavisi

    Beyin ve sinir dokusunun temel yapı taşı canlı hücrelerdir. Bu hücrelerin çok büyük bir kısmı hayatımız boyunca büyür, çoğalır, yenilenir ve ölürler. Ölen hücrelerin yerine diğer hücrelerin bölünmesi ile yenileri gelir ve bu normal döngü yaşam boyunca devam eder. Bu şekilde vücudun sağlıklı kalması ve görevlerini doğru şekilde yapması sağlanmış olur. Hücrelerin yenilenirken bölünmeleri milyonlarca yıllık evrim sonucunda çok sıkı kurallara bağlanmıştır ve çoğu zaman bir insanın hayatı boyunca sorunsuzca işlemektedir.

    Ancak hastalıklar, kalıtımsal etkenler, vücudun çevreden maruz kaldığı dış etkenler, beslenme değişiklikleri, sigara, çeşitli kimyasal maddeler hormon vb. sonucunda sağlıklı hücrelerin yapısı ve fonksiyonları bozulabilir; bu sağlıksız hücreler normal büyüme-çoğalma kontrolünü kaybederek, hızlı ve olması gerekenden fazla sayıda bölünmeye başlarlar. Normal hücre döngüsünden sapan sağlıksız, anormal hücreler de tümör hücrelerine dönüşürler.

    Hangi Durumlarda Beyin Tümöründen Şüphe Edilebilir?

    Beyin tümörleri, kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme, büyüme imkânı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlayınca kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler tümörün bulunduğu bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre değişir. Genellikle baş ağrısı, bir fonksiyonun kaybolması, kısmi felç gibi durumlarla veya sara nöbetleriyle ortaya çıkabilir.

    Örneğin, insan beyninde dil işlevleri için özel alanlar mevcuttur. Bu alanlar; sağ elini kullanan kişilerin hemen tamamında sol beyin yarısında, sol elini kullananlarda ise en az %75 oranında yine soldadır. Konuşma merkezi sol beynin ön lobunda, anlama merkezi yan lobunda bulunur. Yazma ve okumayla ilgili merkez ise yan-üst lobdadır. Bazen kişilik değişimi bile, beyin tümörü konusunda ön belirti sayılabilir. Kişi durgunlaşabilir, kısa süre içinde bir psikoz tablosuna girebilir, kendini bir çeşit depresyonda hissedebilir, karakter değişimi yaşayabilir, idrar kaçırma olabilir. Beyin tümörü varlığı bazen görme bozukluğuna da neden olabilir. Görme bozukluğu nedeniyle yapılan göz dibi muayenesinde bile bazen beyin tümörünün varlığından kuşkulanılabilir.

    Beyin Tümörlerinin Çeşitleri Nelerdir?

    Beyin tümörleri çocukluk çağında kan kanserleri ve kötü huylu lenfomalardan sonra en sık görülen tümör grubunu oluşturur; bu yaşlarda rastlanan kötü huylu tümörlerin yüzde 20-25′i beyin tümörleridir. Beyin tümörleri vücudun diğer bölgelerindeki tümörler gibi ‘iyi huylu’ ve ‘kötü huylu’ tümörler olarak ayrılabilirler.

    İyi Huylu Tümörler; Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Bazen iyi huylu tümörlerin hepsi çıkarılamadığı takdirde bölgesel ışın tedavisi uygulanabilir.

    Kötü Huylu Tümörler; Çok hızlı büyürler ve belirgin sınırları yoktur. Bu nedenle ameliyatla tamamen çıkarılamazlar. Kötü huylu tümörler ne yazık ki tüm beyin tümörlerin %40’ını oluştururlar. 40-60 yaşlarında ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme en hızlı ilerleme gösteren kötü huylu tümördür. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Kötü huylu tümörlerin bir bölümü de zaten vücudun bir başka yerinde var olan kanserin beyne sıçramasıyla teşhis edilirler. Bu tümörler uygun tedavi görseler dahi, belli bir süre sonra nüks ederek beyine baskı yapmaya devam edebilirler. Kötü huylu tümörler tamamen çıkarılamadığı için ameliyat sonrasında ışın tedavisi veya kemoterapi uygulandığında sonuçlar daha iyidir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Teşhis Edilir?

    Manyetik Rezonans (MR) ve Bilgisayarlı Beyin Tomografi (BBT) gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin tümörünün varlığı ve büyük ölçüde cinsi belirlenebilir. Kuşkulu durumlarda biyopsi yapılabilir.

    Beyin Tümörleri Nasıl Tedavi Edilir?

    Tedavi seçimini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar tümörün tipi, yerleşim yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumudur. Çocuklar ve erişkinlerdeki seçenekler birbirinden farklıdır. Her hasta için hastaya özgü bir tedavi planı seçilir.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, bazı tümör tipleri dışında tüm tümörler öncelikle cerrahi olarak tedavi edilirler.

    Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından sadece biopsi alınarak patolojik inceleme sonucuna göre bir tedavi planlanır. Stereotaksi denilen bir teknikle; hastanın başına özel bir çerçeve takılarak bilgisayarlı tomografi ile tümör dokusunun kafa içindeki kesin yerleşim yeri belirlenir. Böylece kafa tasına küçük bir delik açılarak biyopsi iğnesi doğrudan tümöre hedeflenir ve biyopsi alınır.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan daha sonra beyine sıçrayan tümörlere, metastaz denilmektedir. Akciğer kanseri, meme kanseri bazı tümörler beyine yayılabilir ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar çoğu zaman yüz güldürücü değildir. Bu hastalara ameliyat sonrasında ışın tedavisi (radyoterapi) ve/veya ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulanarak tümörün büyüme hızı yavaşlatılabilir.

  • Beyin tümörü nedir, ameliyatı nasıl yapılır ?

    Beyinde yerleşen tümörlerin çoğu kanser değildir, yani vücudun başka bir yerine atlamazlar, yani tıbbi tabiri ile “beyin tümörü” metastaz yapmaz. Ancak ilginçtir, beyinde görülen tümörlerin çoğu aslında kanserdir, çünkü vücudun başka bir yerinden gelmişlerdir; yani metastazdırlar. Vücudun diğer bölgelerinden farklı olarak, beyin tümörlerinin ilk tedavisi daima cerrahidir. Çünkü beyin tümörü kapalı bir kemik kutu olan kafatasının içinde büyüdüğünden beyni ezmeye başlar. Yani tümör sadece saldığı kimyasal maddeler nedeni ile değil, sadece fiziksel itme etkisi ile de ölümcüldür. Tabii ki beyin cerrahı, yapılacak ameliyatın riskleri ile elde edilecek yararı tartarak bir karar verecektir; ancak nöroşirürji uzmanı ameliyat kararı verdikten sonra olacak zaman kayıpları, hastanın geri kalan kaliteli ömründen çalınacaktır. Üstelik beyin tümörlerinin huyu, yani ne denli tehlikeli oldukları sadece MR tetkikleri ile anlaşılamamaktadır; bu yüzden de tümörün detaylı olarak incelenebilmesi için ameliyatla çıkarılması zorunludur. Tüm beyin tümörleri kötüdür ama bunların kendi arasında, daha da kötü huylu olanları vardır. Şöyle ki, beyni oluşturan sinir dokusu hücrelerinin, doktorların “nörom” dediği tümörleri ile; sinir hücrelerini taşıyan-besleyen destek dokusu hücrelerinin, doktorların “gliom” dediği tümörlerinin daha kötü huylu olduklarını biliyoruz.

    Kötü huylu beyin tümörü derken, söz konusu tümörlerin ameliyatla çıkarılsalar bile asla tümünün çıkarılamadığını ve kalan hücrelerin yeniden tümör oluşturduğunu; yani hastanın tekrar tekrar beyin tümörü ameliyatı olmak zorunda kaldığını kastediyoruz. Peki o halde hastayı niye ameliyat ediyoruz? Birincisi, tümörün daha da büyüyerek hastayı öldürmesini engellemek, yani hastaya zaman kazandırmak için. İkincisi, tümörü çıkarıp daha ileri incelemelere tabi tutarak hastaya faydası olabilecek ilaç ve ışın tedavilerini belirlemek; yani hastanın tedavi şansını artırmak için. Kimi zaman ameliyattan önce kötü huylu olduğunu düşündüğümüz bir tümörün aslında iyi huylu olduğu ameliyattan sonraki incelemelerde ortaya çıktığında; hastanın hayatı kurtuldu diye çok seviniyoruz.

  • Hidrosefali nedir ?

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, MManyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Tanısı anne karnında iken konulmuş bebeklerde en sık uygulanan yöntem; bebeğin mümkün olduğunca erken dönemde doğurtulup en erken dönemde ameliyatının yapılmasıdır.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar m eydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Şantın pil gibi bir güç kaynağına ihtiyacı yoktur.

    Kafa grafisi ve beyin tomografisi şant sistemine zarar vermez. Manyetik rezonans tetkiki için şant tipinin uygun olması şarttır. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen şant varsa, manyetik rezonans tetkiki yapılmadan önce doktorunuza sorulmalıdır.

    Hiçbir şant tipinde dışardan elle bastırılıp çalışması sağlanamaz. Şantın elle muayenesini doktoru yapar. Pompaya aşırı basmak bozulmasına neden olacaktır.

    Özellikle bebeklik döneminde bebeğin şantın olduğu tarafa yatırılması uygun olmaz.

    Beynin şant sistemine bağımlılığı uzun yıllar devam edebilir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam etmektedir. Hastaların çoğunda problem yoksa şantın çıkartılması önerilmez.

    Dikkat edilmesi gerekenler:

    Şant komplikasyonlarının önlenmesi için düzenli ve sık aralıklarla muayeneye gidilmelidir. Eğer;

    *ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet,

    *hastada huzursuzluk, bulantı, kusma,

    *baş ağrısı, çift görme, ateş, karın ağrısı, havale geçirme,

    *ameliyat öncesi şikayetlerin tekrarlaması

    varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sorunlar erkenden fark edilip düzeltilmezse ölüme kadar gidebilecek kötü sonuçlar ortaya çıkabilir. Şanta bağlı sorunlar çok hızla, bazen saatler içinde, gelişebilir. Herhangi bir şüphe durumunda oturduğunuz yere en yakın beyin ve sinir cerrahisi merkezine ve/veya ameliyatı yapan doktorunuza ulaşmanız önemli olacaktır.