Etiket: Beyin

  • Tümör

    BEYİN TÜMÖRLERİ
    Hiç bir görüntüsel yöntem bir kitlenin türünü bize kesin olarak gösteremez.
    Kitlenin natürünün tespitinde en önemli yöntem cerrahi müdahale ile alınacak
    parçanın patolojik incelemesidir.

    Beyin Tümörleri iyi huylu ve kötü huylu Beyin tümörleri olarak ayrılırken beyin
    yapısına ait ve beyin yapısı dışına ait tümörler olarak ayrılırlar.
    Beynin iyi huyu tümörleri büyüme potansiyeline sahip ancak kafatasında yer
    kaplayarak tehlike oluşturan tümörlerdir.Beynin kötü huylu tümörleri ise hem
    hızlı büyümeleri hem de yayılmaları dikkate alındığında tehlikeli tümörlerdir.
    Beyin yapısına ait tümörler direkt beyni oluşturan hücrelerden
    kaynaklanmaktadır. Beyin yapısına ait tümörler iyi huylu ve kötü huylu tümörler
    olabilir. Beyin yapısı dışındaki tümörlerden en sık görüleni beyni saran zarın
    tümörleridir. Ve bu tümörler daha çok iyi huylu karakter sergilerler. Beyin
    yapısı dışındaki tümörlerin diğer bir önemli çoğunluğunu ise vücudun
    diğer bölgelerindeki tümörlerin beyine yayılmaları oluşturur.
    Untulmaması gereken nokta tanı için yapılan görüntüleme yöntemlerinin hiç
    birisi tümörlerin iyi huylu kötü huylu olduklarını gösteremez. Sadece yorum
    yapılmasını sağlayabilir. Kesin tanı tümörden alınacak parçanın
    incelenmesidir.
    HİPOFİZ ADENOMLARI
    Hipofiz bezinden kaynaklanan benign yani iyi huylu tümörlerdir. Hipofiz bezi
    hormon merkezi olarak görev yapmaktadır. Hipofiz adenomları bu hormon
    salgılayan hücrelerin kontrolsüz büyümeleridir. Bu hormonlardan en fazla
    görüleni prolaktin salgılayan hücrelerin büyüme göstermesidir.Prolaktin
    hormonunun fazla salgılanması sonucu bayanlarda ve erkeklerde farklı
    semptomlar ortaya çıkmaktadır.Bayanlarda en önemli semptomlar göğüsten
    süt kesilmesi,adet düzensizleri ve adetten kesilme olurken erkeklerde en
    önemli sorun cinsel fonksiyon bozuklukları ile ortaya çıkabilmektedir.
    Erkeklerdeki cinsel fonksiyon bozukluklarının giderilmesinde prolaktin
    hormonunu bloke eden ilaçların yanısıra cinsel
    güçlendiriciler kullanılabilmektedir. Hipofiz adenomları büyüklüklerine göre
    değerlendirilirler. Mikro adenom ,makroadenom gibi. Mikroadenomlar geellikle
    cerrahiye ihtiyaç duymazlarken makroadenomlar göz sinirlerine,yüz sinirlerine,
    ve damarlara yapmış olduğu baskıya bağlı cerrahiye ihtiyaç duyabilirler. İster
    mikroadenom olsun,isterse makroadenom olsun kanama eğilimine sahip
    olabilirler ve ani gelişen görme kayıplarıyla karakterizedirler. Bu nedenle acil
    cerrahiye ihtiyaç duyarlar.
    MENENGİOMLAR
    Genellikle iyi huylu beyin tümörleridir. Kitle ve ödem etkisine bağlı olarak bulgu
    verirler. Genellikle dura denilen beyin zarı kaynaklıdırlar. Nörolojik defisit
    oluşturdukalrında cerrahiye aday olabilirler. Cerrahi ile total olarak çıkarılmaları
    mümkündür.

  • Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil olmak üzere tüm yaş dönemlerinde görülürler.

    Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük bir bölümünde kanserin yayılması ile beyinde tümör ortaya çıkabilir. Meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

    Beyin tümörlerinin erkenden teşhis edilebilmesi çoğu kez hastanın hayatını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca aşağıdaki belirtiler söz konusu olur:

    1- Baş ağrısı

    2- Epilepsi benzeri bayılmalar

    3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

    4- Şiddetli kusmalar

    5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı

    6- Kişilik bozuklukları

    Baş ağrısı, beyninde tümör olan hastaların ancak %60 ında baş ağrısı görülür. Hastalarımız ağrının son bir kaç ayda ortaya çıktığını ve gittikçe şiddetlendiğini ifade eder.

    Bulantı kusma, Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün ya da haftadır mevcut olması önemlidir. Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun süredir mevcut olması migren düşündürür.

    Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

    Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir.

    Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

    Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak ya da olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

    Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür…

    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyine metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

    1- İyi huylu tümörler: Yavas üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşiyan, hassas bölgelere yerleşmiş ise sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler oldugu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulamasi yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayilabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü degildir. Hatta bazi vakalarda bir kaç tane odak halinde yayilma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE SINIFLAMA

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler. Ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) baskı yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtilerindendir ve doktora başvurulması gerekir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.

    MENENGİAL (BEYİN ZARINA AİT) TÜMÖRLER

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına ve baş ağrısı, bulantı, kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkikler yapılmalıdır

    METASTATIK TÜMÖRLER

    Metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

    KÖŞE (PONTOSEREBELLAR) TÜMÖRLERİ

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür. Ayrıca menengiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir.

    GLİAL (BEYİN DOKUSUNA AİT) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

  • Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanaması beyin içindeki atar damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan sıvının oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak çeşitli bulgular ortaya çıkar.

    Beyin kanamalarının çeşitleri

    Epidural ( kafatası ile beyinin en dış zarı olan dura arasında )

    Subdural ( dura ile beyin arasında )

    Subaraknoid ( beyin zarları arasına )

    İntraserebral ( beyin dokusu içine )

    EPİDURAL HEMATOM: Beyinin üzerinde DURAMATER denen bir zar vardır. Bu zarın üstünde bulunan damarlar travma neticesinde kırılan veya çatlayan kafatası kemiklerinin zedelemesi ile kanama yapabilirler. Oluşan kanama beyin zarı duramater ile kafatası kemikleri arasında birikir ve beyinin sıkışmasına neden olur. Ameliyat edilmezse beyin ölümü husule gelir ve hasta ölür.

    SUBDURAL HEMATOM: Şiddetli travmalarda beynin üzerindeki damarlarda zedelenebilir. Bu damarlardan sızan kan duramater (Beyin zarı) altında birikerek yine beyinin sıkışmasına neden olur.

    SUBARAKNOİD (ANEVRİZMA/BALONCUK) KANAMA. Ayrıca beynin üzerini örten çok ince bir zar olan araknoid zarın altına doğru da kanama olabilir. Bu tür kanamalarında neden damarlarda bulunan anvrizma denilen baloncuklardır.

    İNTRASEREBRAL HEMATOM: Beyin dokusu içine olan kanamalardır. Genelde hipertansiyonu olan hastalarda veya ani tansiyon yükselmesine bağlı gelişir.

    Kan sulandırıcı ilaç alan (coraspin, plavix, kumadin ) hastalarda bütün bu kanam çeşitleri gelişebilmektedir.

    TEDAVİ

    Tedavinin amacı hayatı kurtarmak, bulguları gidermek, kanamanın sebebini ortadan kaldırmak ve istenmeyen durumların gelişmesini önlemektir. Koma tedavisi hastanın uygun pozisyonda yatırılması, hava yolunun açık tutulması, yaşam desteği sağlanması ve kafa içi basıncının azaltılması amacıyla kafa içindeki sıvıyla dolmuş bölgelere ince bir plastik tüpün yerleştirilmesi olarak özetlenebilir.

    Cerrahi tedavi genellikle ihtiyaç duyulur. Bu kraniotomi (AÇIK) yoluyla kafatası açılarak kanamanın tipine göre zarın üstündeki veya altındaki yada beyin içindeki kan boşaltılır.

    Baloncuk (anevrizma) kanamalarında anevrizmaya klip konulur (açık ameliyat) ya da kasık atardamarlarından biri kullanılarak beynin içine bir koil (yay) gönderilmesi yoluyla yapılan endovasküler girişim aracılığıyla olur. Hangi tip bir ameliyat olacağı anjio sonrası belli olur. Beyin içine oluşan büyük miktardaki kanamanın giderilmesi için de cerrahi girişim yapılması gerekebilir.

  • Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    HİDROSEFALİ (BEYİNDE SU BİRİKMESİ)

    HİDROSEFALİ NORMAL

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Third ventrikülostomi adı verilen amaliyatta ise kafatasına açılan bir delikle endoskop adı verilen bir kameralı uç yardımı ile beyin boşlukları içindeki yapışıklıklar açılarak biriken suyun dolaşımı hızlandırılır

  • Beyincik sarkması nedir? Tanıdan tedaviye bilinmesi gerekenler!

    Beyincik sarkması kafatasınan alt kısmındaki bir açıklıktan beyinciğin omurilik kanalına doğru sarkmasıdır. Ağır tiplerinde çocuklarda başka doğumsal anomalilerde birlikte görülür. Beyincik sarkmasının tıbbi adı Chiari malformasyonudur. Tip 1, 2, 3 ve 4 ayrı tipi vardır.

    Beyincik sarkmasıyaşamı tehdit eder mi? Beyincik sarkmasının en hafif tipleri ameliyat edilmeden izlenebilir. Hastada belirti ve bulgu yoksa bir tedaviye de gerek yoktur.

    Beyincik sarkmasının en önemli yan etkisi omurilik içerisinde kist gelişmesidir. Bu hastaların bacaklarında güçsüzlük, el kaslarında erime ve güç kaybı olabilir. Bu durum hastaların üçte ikisinde görülür.

    Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu Tip 1 de bir çok kişi kendisinde böyle bir anomalinin olduğunun farkında değildir. Bu hastaların çoğunluğunun hiçbir yakınması yoktur. Belirti ve bulgusu olmayan kişilerin tedaviyede ihtiyacı yoktur. MR incelemelerinde binde bir oranında görülür.

    Boyun ağrısı, baş ağrısı, denge sorunları, güçsüzlük, baş dönmesi, çift görme, yutma güçlükleri, yürüme güçlüğü, uyku apnesi, horlama görülebilir. Omurga eğrilikleride sıkça görülür. Omuz ve boyun ağrıları, kulak çınlaması sıkça bildirilir. Düzensiz kalp atımları bile bildirilmiştir.

    Klinik tablo çocukluk evresinde, ergenlikte çoğunlukla görülür. Ancak erişkinlerde de görülme sıklığı oldukça fazladır.

    Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu beyinciğin omurilik kanalına doğru sarkmasıdır. Dar bir bölgede beyin sapı ve omurilik sıkışır. Ayrıca beyin omurilik sıvısı dolaşımı bozulur. Bu da omurilik içerisinde kist oluşmasına –syringomyeli neden olur. Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli – boyun omuriliğinde olması durumunda el kaslarında erime gözüküyor.

    Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli – olması durumunda mutlaka beyincik sarkması açısından araştırma yapılmalıdır.

    Beyincik sarkması tanısı nasıl konulur?

    Kişinin yakınmaları ve muayene bulgularına ek olarak incelemeler yapılmalıdır. Beyincik sarkması Chiari Malformasyonu ve Omurilik içerisinde kist – siringomiyeli –tanı koymak için manyetik rezonans beyin ve boyun incelemesi ilk adımdır. Beyin omurilik sıvısı akımı ve dinamiği incelemesi çok önemlidir. Beyin omurilik sıvısı akımı ve BOS dinamiği BOS AKIM MR – SİNE MR ile incelenir. Ayrıca kraniyovertebral bileşke anomalisi var mı diye de araştırma yapılması gerekir. Bunun için kraniyovertebral bileşke direkt grafileri ve bilgisayarlı tomografi incelenmesi gerekir. Omurgada gelişebilecek deformiteler açısından skolyoz garfileride çekilmelidir.

    Beyincik sarkması tanısı ve BOS akım Mr incelemesi!

    Sine Mr veya BOS akım Mr incelemesinde beyin omurilik sıvısı sistolik ve diastolik dinamiği vardır. Chiari malformasyonlu ve ciddi foramen magnum darlığına yol açmış olgularda bu dinamik bozulur ve beyin omurilik sıvısı geçebildiği yerde “Jet akım” adıyla anılan yüksek hızda geçiş yapar. Ameliyattan sonra beyin sapı etrafında normal akım başlar.

    Beyincik sarkması Tedavisi?

    Beyincik sarkmasının tedavisi vardır. Tedavi edilmesi gereken olgularda ameliyat tek çözümdür. Ameliyatın hedefi sarkan beyincik kısmının omurilik başlangıcına yaptığı baskıyı azaltmaktır. Hastalarda birden fazla ameliyat gereksinimi doğabilir.

    Ameliyatta omurilik ve beyin sapını rahatlatacak kemik yapıların alınması ve beyincik ve omurilik zarının açılması gerekir. Bazen sadece kemik yapıların alınması bile yeterli olabilir. Ameliyatın adı foramen magnum dekompresyonudur. Foramen magnum kafatsının omurilik kanalına açılan açıklığının adıdır. Kafatasının bu açıklığının arka kısmı ve birinci omurun arka kısmı ameliyat ile alınır ve bu bölgenin genişlemesi sağlanır. Ameliyatın bundan sonraki sürecinde beyincik ve omurilik zarlarının açılması gelir. Dış zar duranın açılması yeterli olabilir. Ancak beyin omurilik sıvısı dolanımının sağlanamadığı görülürse iç zar araknoidde açılabilir. Bazı olgularda işlevsiz olduğu düşünülen sarkmış beyincik kısmı bile çıkartılabilir. Ameliyatın son kısmında bedenden veya sentetik alınmış bir yama ile beyincik-omurilik zarı – durayı kanalı genişletecek biçimde kapatmaktır.

    Ameliyatın amacı beyinciğin sarkmasına bağlı gelişen beyin sapı ve omurilik basısına bağlı gelişen nörolojik kötüleşmeleri ve beyin omurilik sıvısı dolanım bozukluğunun önüne geçmektir. Yapılan işlemin adı foramen magnum dekompresyonu ve “sisterna magna remodelling” dir.

    Ameliyattan sonra 2-3 gün arasında hastaneden çıkış yapılır. Hastaların büyük çoğunluğu bu ameliyattan yarar görür. Ancak bir grup hastada omurilik içi kistin kalıntı belirti ve bulguları sürer. Genellikle 1-2 yıl arasında beyin omurilik sıvısı özellikle omurilik içerisinde normalleşmeye başlar. Bunu BOS AKIM MR – Sine MR ile anlayabiliriz.

  • Beyincik sarkması (chiari malformasyonu)

    Beyincik sarkması (chiari malformasyonu)

    Beyinciğe ait “tonsil” adı verilen kısımların omurga kanalına doğru yer değiştirmesine Arnold-Chiari malformasyonu (ACM) adı verilmektedir. Beyinciğin omurilik kanalına sarkmasıyla hem beyincik, hem de üst omurilik (beyin sapı) kanalda sıkışır. Dolayısıyla beyinciğin ve omuriliğin sıkışmasına ait bulgular ve her ikisinin ortasından geçen kanalın tıkanmasına ait belirtiler gelişir. Bunlar arasında en önemli olanı kanalın tıkanmasıdır.

    Beyin ile omurilik arasında sürekli sirkülasyon halinde olan beyin omurilik sıvısının (BOS) tıkanıklığın üzerinde birikmesiyle hidrosefali, tıkanıklığı aşmak için beyinden gelen kuvvetli basınçla da omurilik kanalının genişlemesi yani siringomyeli oluşur.

    Arnold-Chiari malformasyonunda beyin sapı ve beyinciğin sıkışması nedeniyle yürüme bozuklukları, gözlerde “nistagmus” adı verilen istemsiz hareketler, özellikle sıvı gıdaları yutmada güçlük, nazone konuşma denilen genizden konuşma görülebilir.

    Bu rahatsızlığın saptandığı çoğu olguda beyinciğin, kafa çukurundan omurilik kanalına hafif sarkması vardır ancak belirgin sıkışma yoktur. Bu durumda bahsettiğimiz belirtilerde henüz oluşmamıştır. Bu kişiler cerrahi tedavi gerekmeden takipte kalabilirler.

    Cerrahi tedavi kişinin muayenesinde ya da tetkiklerinde sıkışıklık belirtisi gösteren hastalara uygulanır. Cerrahideki temel prensip sıkışan bölgenin rahatlatılmasıdır. Bunun için ense kökü ve boyun omurunun üst iki arka kemiği alınır, beyin ve omuriliği saran zar yama ile genişletilerek sıkışıklık giderilir. Bu işleme “dekompresyon” adı verilir.

    BHastalığın ilk belirtileri dikkat çekici olduğundan genellikle erken teşhis edilir ve hastalar fonksiyon kaybı yaşamadan normal hayatlarına devam edebilirler. Bir nedenle tedavisi geciken ve ilerleyen olgularda ise ciddi yürüme bozukluğu, elin ince becerilerinde kayıp, yutma bozukluğu gibi ağır nörolojik tablolar ortaya çıkar.

    Bu konu ile ilgili bir hastamı sizinle paylaşmak istiyorum;

    Hastamız 24 yaşında erkek. Yaklaşık 3 yıldır devam eden ense ağrısı, başdönmesi, kollarda uyuşma ve halsizlik hissi şikayetleri ile polikliniğimize başvurdu. Yapılan muaeyene ve radyolojik incelemeleri sonucu BEYİNCİK SARKMASI (Chiari Malformasyonu) tanısı koyduk. (Fotoğrafta görüldüğü gibi başın arka alt kısmındaki denge organı beyincik sarı ok yönünde omurilik kanalına doğru yaklaşık 2 cm inmişti. Normal seviyesi kesikli sarı çizgi hizasında olmalıydı). Beyincik omurilik kanalı içine doğru sarkmış ve burada sıkışmıştı. Hastaya ameliyat önerdik ve ameliyat ettik. Beyinciğin sarktığı bölge üzerindeki kafatası kemiğini, boyun kemiklerini ve beyin/omurilik zarını (dura) açarak omurilik ve beyinciği gevşettik. Pansumanları ve ilaç tedavilerini mütakip 2 gün sonra taburcu edildi.

  • Hidrosefali-baş ağrısı

    Hidrosefali-baş ağrısı

    Tanım

    Çoğunlukla beyin omurilik sıvı akış yolunun bloke olması sonucu beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir. Bu aşırı miktardaki sıvı artışı, çevre beyin dokusuna bası yaparak zarar görmesine neden olmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda ölümcül olabilmektedir. Hastalığın belirtileri yaşa göre değişmektedir.

    Yenidoğanlarda görülen hidrosefalideki belirtiler:

    Olağandışı bir kafa büyüklüğü

    Baş çevresinde ani bir artış

    Bıngıldakta şişme

    Kusma

    Uykuya meyilli olma

    İrritabilite

    Nöbet geçirme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Gelişmede gerilik

    Daha büyük çocuklarda ve ergenlerde en sık görülen belirtiler:

    Kusmayı takiben görülen baş ağrısı

    Bulantı

    Bulanık veya çift görme

    Gözlerde ‘batan güneş manzarası’

    Koordinasyon, denge ve yürüyüş bozuklukları

    Bitkin görünüm

    Gelişimde yavaşlama veya gerileme

    Hafıza kaybı

    Konfüzyon

    İdrar kaçırma

    Kişilik değişiklikleri

    Derslerde veya çalışma hayatında başarısızlık, zekâ seviyesinde gerileme

    Hidrosefali altta yatan nedene ve yaşa bağlı olarak yukarıda belirtilen farklı semptom ve bulgularla görülebilir. Örneğin daha çok yaşlı populasyonda görülen normal basınçlı hidrosefali denilen durumda, hastalık tipik olarak yürüme güçlüğü ile başlar. Ardından idrar kaçırmalar görülür ve en son dönemde de bunama gelişir.

    Hangi durumlarda doktora başvurmalı?

    İnfantlarda ve yeni yürümeye başlayan çocuklarda

    Yüksek perdeli bir ses ile ağlama

    Emmede ve beslenmede sorun

    Beklenmedik, sık tekrarlayan kusmalar

    Başını ve boynunu hareket ettirmekte isteksizlik

    Solunum problemleri

    Nöbet geçirme gibi bulgular görülmesi halinde hastaya acil olarak müdahale edilmesi gerekmektedir.

    Baş çevresinde artış

    Bıngıldağın dışa doğru şişme göstermesi

    Yüz ve gözlerin görünüşünde değişiklik gözlenmesi

    Çevreye ilginin azalması ve sosyal ilişkilerde gerileme gibi bulgular saptanması halinde acil olmasa da,elektif koşullarda bir çocuk doktoruna başvurmak gerekmektedir.

    Yetişkin bir kişide

    Yürüme güçlüğü

    Bozulmuş düşünme kabiliyeti

    İdrar kaçırma gibi bulgular görülmesi durumunda hastanın fiziksel ve nörolojik açıdan tam teşekküllü bir merkezde incelenmesi gerekir.

    Beyinde aşırı miktarda sıvı artışının olduğu durumlarda hidrosefali denilen klinik tablo meydana gelir.

    Beynimiz jelatin kıvamında bir dokudur ve beyin omurilik sıvısının içinde adeta yüzmektedir. Bu sıvı ayrıca beynin derininde yer alan ventrikül adı verilen boşlukları doldurmaktadır. Böylece beyin sarsıntıdan etkilenmez ve beyin omurilik sıvısı içinde batmaz bir şekilde yüzmektedir.

    Beyin omurilik sıvısı ventriküller boyunca birbiriyle bağlantı yapan kanallar sayesinde devirdaim yapmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının üretim, akım ve emilim süreci arasındaki varolan hassas denge, sıvının kafa içerisinde normal basınç altında devirdaim yapabilmesi açısından çok önemlidir. İşte hidrosefali denilen klinik tablo bu hassas dengenin bozulması durumunda ortaya çıkar. Örneğin ventriküller arasında geçişi sağlayan kanalların daralması veya sıvının emilmesinde bir hasar olması gibi sıvının devirdaimi sürecinde herhangi bir basamakta aksama olması hidrosefali oluşumuna neden olmaktadır.

    Beyin omurilik sıvısının emilimindeki defekt normal basınçlı hidrosefaliye neden olmaktadır, çoğunluklada yaşlı populasyonda görülmektedir. Normal basınçlı hidrosefalide fazla miktardaki sıvı ventriküllerde genişlemeye neden olmaktayken beyin dokusu üzerinde bir basınç artışına sebep olmaz. Bu klinik tablo herhangi bir yaralanma yada başka bir hastalık sebebiyle oluşabilmekteysede çoğu vakada herhangi bir neden saptanamaz.

    TETKİK VE TEŞHİS

    Bebeklerde ve çocuklarda;

    *Hamilelik döneminde prenatal ultrasound

    *İnfant ve erken çocukluk döneminde rutin takiplerde baş çevresi ölçümü

    Daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde;

    Doktorunuz semptom ve bulguları değerlendirdiğinde hidrosefaliden şüphelenirse tanıyı koymadan önce ayrıntılı bir şekilde hastalığın gidişatını öğrenmeli, ayrıntılı bir fiziksel ve nörolojik inceleme yapmalı, CT veya MRG ile görüntüleme yapmalıdır. Tetkikler sonucunda hidrosefali teşhisi konursa hasta daha ileri tetkik ve tedavi için beyin cerrahi uzmanına refere edilmeli.

    Hidrosefalinin tedavisi genellikle cerrahidir.

    Cerrahi yöntemler:

    Şant implantasyonu. Hidrosefalide en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Şant adı verilen bir drenaj sistemi cerrahi olarak yerleştirilir. Uzun, ince bir tüp şeklinde, fleksibl valv yapısına sahip olan bu sistem; sıvının beyinden doğru yönde, doğru oran ve miktarda akışını sağlar. Şantın bir ucu beynin ventrikülüne yerleştirilir. Drenaj sistemi ciltin altından fasya üzerinden bir tünel oluşturulduktan sonra diğer ucu beyinden gelen sıvının emilebileceği karın boşluğu, kalp gibi bir vücut boşluğuna yerleştirilir.

    Hidrosefalisi olan bir çocuğa şant yerleştirilmesini takiben hayatının geri kalanında hastanın büyümesi nedeniyle şantın uzatılması yada şantta tıkanma, enfeksiyon gelişmesi nedeniyle revizyon gibi ek cerrahilere gereksinim duyabilir.

    Ventrikülostomi. Bu cerrahi yöntem ile ventriküller arası beyin omurilik sıvı akımında bir tıkanma olduğu dönemde, ventrikül alt bölümünde açılan bir delik vasıtasıyla sıvının beyin tabanına doğru akışı sağlanır.

    Eğer çocuğunuzda hidrosefali varsa pediatrik psikolog, eğitim uzmanı, rehabilitasyon uzmanında dahil olduğu bir tedavi programına alınması, günlük ve okul yaşamında başarılı olması için önerilebilir. Bu uzmanlar çocuğunuzun gelişimini değerlendirirler ve sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişimindeki gecikmeleri tespit ederek zamanında müdahalelerle çocuğuzun ulaşabileceği maksimum potansiyele erişmesini mümkün kılarlar.

  • Cep telefonları kansere davetiye mi çıkarıyor?

    Zaman zaman çoğu doktora cep telefonları beyin tümörüne sebep olurmu diyerek soruluyor. Bazıları önemli değil diyerek geçiştirirken bazıları da ben cep telefonumu kulaklıkla kullanıyorum diyerek cevaplamaktadırlar. Maalesef bu gruba beyin cerrahları da dahildir. Cep telefonunun ilk çıktığı yıllardan bu yana mikrodalga etkisiyle tümör oluşumuna neden olup olmadığını takip etmekteyiz. Zararlı ispatlanmış bir etkisi son dönemlere kadar bildirilmemişti. Burada daha yeni kullanıma giren bir teknoloji olması bilimsel çalışmaların kısa dönemin bilgilerini vermesi yeterli olmayabilirdi. Ama son ayda İsveçli, bilim adamlarının yayınladıkları veriler elle tutulur bazı sonuçları beraberinde getirdi. Cep telefonları iletişim sistemi mikrodalga ile yapılmaktadır. Her ne kadar hücrelerde yaptığı etki radyasyona benzeyen etkiler olmasa da yine dokuların içine giren bir enerjidir. Mikrodalgaların dokuda derinde ısınmaya neden olduğu bilinmektedir. İletişim sisteminin kullanımının üzerinden 15 yıl geçmesi ve insanların uzun süreli cep telefonu kullanmaları sonrasında daha sağlıklı bilgiler elde edildi. Bugün cep telefonlarından yayılan dalgaların beyin hücrelerinin çekirdeklerinde bulunan genlerin DNA zincirlerinde kırılmalara nede olduğu bununda tümör oluşumuna ana sebep olduğu bildirilmektedir. Aynı problemler telsiz telefonlarda da yaşanmaktadır. Uzun mesafede etkili olması amacıyla daha güçlü dalga boyları farklı telefonlar üretilmekte olup kullanırken dikkat gerektirmektedir. Son yapılan bilimsel çalışmalarda 10 yıl sonunda cep telefonu kullanılan beyin yarımküresi tarafında düşük derecede anlamlı da olsa beyin tümörü görülme sıklığında artış tespit edilmiştir. Özellikle işitme siniri ile beraber seyreden denge sinirinin kılıfından gelişen nörinomlarda artış daha fazladır. Beynin arka bölümüne beyin sapına komşuluk yapan bu tümöral oluşumlar iyi huylu olmalarına rağmen sinire yaptığı baskı ile işitme azalması, yüzün o tarafında felçlere kadar giden tabloları ortaya çıkartmaktadır. Bugün için cep telefonu kullanma yüzdesi 15 yaşında geçlerde %60, 19 yaşında ise %95 lere kadar çıkmaktadır. Gençlerde bir telefon yerine bazen iki telefonda bulunabilmektedir. İleriki yıllarda gençlerimizde ciddi bulguları ortaya çıkmadan bilgilendirmekte yarar bulunmaktadır. Kızlarımız daha uzun süreli konuşmaktadırlar ama tümör gelişiminde anlamlı farklılık elde edilmemiştir.

    Sonuç olarak cep telefonları günlük yaşantımızın önemli bir parçasıdır. Tamamen vazgeçmek mümkün değildir. Uzun süreli konuşmamak ve kulaklıkla kullanmak daha akıllıca görünmektedir. Cep telefonu üreten firmaların durumu göz önüne alarak gerekirse dalga boylarını ve enerji değerlerini değiştirerek daha az zararlı telefonları üretmeyi planlamalıdırlar. Telsiz telefonlarda kulaklı olan modellerin üretimini beklemenin ve bu şekilde kullanmanın daha uygun olduğu kanısındayım.

  • Araknoid kist hakkında

    Araknoid kist hakkında

    Beyin ve omuriliğin etrafını çeviren ince zara araknoid zar denmektedir. Mikroskopta bu zar örümcek ağına benzediğinden Eski Yunanca’da örümceğe benzer anlamına gelen araknoid zar adı verilmiştir.

    Araknoid zarın bulunduğu her yerde araknoid kistler gelişebilir. Kafa içi yer kaplayan oluşumların %1’ini araknoid kistler oluşturur. Otopsilerde ise bu oran 1/1000dir.

    Genellikle 20 yaş öncesinde belirti verirler ve erkeklerde kızlara göre 2-3 kez daha fazla görülür. Avrupa’da yapılan ortak bir araştırmada ise belitlilerin ortaya çıkma yaşı ortalama olarak 6 bulunmuştur.

    Araknoid kistler ne zaman ve nasıl oluşur?

    Araknoid kistlerin büyük çoğunluğu doğumsaldır. Diğer bir deyişle doğumdan önce anne karnında araknoid zarın ikiye ayrılması sonucu bu bölgede içinde sıvı birikmesi ile oluşur. Anne karnında hamileliğin 15. haftasında araknoid zar altında beyin omurilik sıvısı (BOS) dolaşmaya başlar. Bu süreçten itibaren araknoid kist gelişme olasılığı vardır.

    Daha az oranda ise kafa travması (kaza, düşme sonucu) sonrası ve beyin iltihabi hastalıklarından sonra da geliştiği bilinmektedir. Araknoid kistler beyinde araknoid zarın bulunduğu her yerde gelişebilir.

    Günümüzde tanıları bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) konmaktadır.

    Araknoid Kistlerin Belirtileri Nelerdir?

    Bu kistlerde baş ağrısı, sara (epilepsi) en sık görülen yakınmalardır. Bazen de hiçbir yakınmaya neden olmamakla birlikte başka nedenlerle çekilen BT veya MRG’lerde saptanırlar.

    Araknoid Kist Tedavisi

    Tip I kistleri takip etmek gerekir. Çok nadiren cerrahi girişim gerekir. Bunları çeşitli zamanlarda Tomografi veya MR ile kontrol etmek gerekir.

    Sara (Epilepsi) ye neden olan daha büyük Tip II ve III araknoid kistlerde ameliyat yapılmalıdır. Travmalardan (düşme, darp veya trafik kazası sonucu) kist içine veya beyin ile beyinin kalın (dura mater) zarı arasında kanamalar oluşabilir.

  • Kötü huylu beyin tümörleri

    Kötü huylu beyin tümörleri

    Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir (Cerrahi girişim veya radyocerrahi). İster iyi huylu,ister kötü huylu olsun,tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    Glial Tümörler

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bâzı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Metastatik Tümörler

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.