Etiket: Beyin

  • Beyin kisti, araknoid kist nedir?

    Beyin kistleri, herhangi bir şikayetle doktora gidip de; beyin tomografisi çekilen bir insanın beyninde; tesadüfen karşımıza en sık çıkan lezyonlardır. Beyin kisti çok büyük bir sıklıkla aslında iyi huyludur ve hastanın beyninde çocukluğundan beri duruyordur. İşte beyinde tesadüfen tespit edilen bu iyi huylu kistlerin arasında, en sık rastlanan ise tıbbi adı ile araknoid kist. İçi beyin omurilik sıvısı (BOS) dolu bu boşluklar genellikle doğumdan beri mevcut olduğu gibi, kimi zaman travmalara ve menenjit gibi enfeksiyonla bağlı olarak sonradan da gelişebiliyorlar.

    Çok nadiren sara veya epilepsi hastalığına yol açabildiklerinde, ya da beynin o bölgesindeki işlevini bozduklarına karar verildiğinde; aynı hidrosefali hastalığında olduğu gibi, takılan bir şant ameliyatı yolu ile tedavi edilmeleri gerekiyor. Herhangi bir şikayete yol açmayanlar ise, huy değiştirme olasılığına karşı beyin cerrahları tarafından belli zaman aralıkları ile takip ediliyor. Eğer zaman içinde büyürlerse veya hastanın sinir sistemi muayenesinde bazı önemli bulgulara yol açarlarsa yine ameliyat yapılıyor. Tabii ki böyle bir kistin varlığını, hastanın başvurduğu hekimlere bildirmesi de çok önemli bir detay.

  • Beyin tümörü cerrahisinde çağdaş yöntemler

    Aynı açık denizde uydu yardımıyla yön bulma sistemi olan GPS gibi, artık yaygın şekilde kullanılan “Nöronavigasyon” sistemi; ameliyat öncesi elde edilen görüntülerin ameliyat odasında canlı ve 3 boyutlu olarak sanal ortamda yeniden oluşturulması yoluyla, beyin cerrahının o an beynin neresine dokunmakta olduğunu ekranlarda görebilmesini sağlamaktadır. Bu sistem sayesinde mesela, beyindeki çok sayıdaki küçük tümörlerin hepsi birden güvenli bir şekilde, yani hastaya fazla zarar vermeden mikrocerrahi ile çıkarılabilmektedir.

    Ultrasonik aspiratör (CUSA) cihazı ile, ameliyat sırasında ses dalgaları sayesinde; sadece tümör dokusunun parçalanması, ama normal beyin dokusuna ve damarlara zarar verilmemesi sağlanabilmektedir. Yine kafatası kemiğini yerinden kolayca çıkaran çok yüksek devirde dönebilen elmas uçlu matkap (TUR motoru) ve testereler, tümörü çıkarma evresinde cerrahın görüşünü kırk kat artırabilen ameliyat mikroskobu, bir köşenin arkasını görmemizi sağlayan beyin endoskopları, ameliyat sırasında tümörü görüntülemekte kullanılan ultrasonografi cihazı gibi modern tıbbın en son teknolojileri sayesinde günümüzde beyin ameliyatları yüksek başarı oranları ile yapılabilmektedir.

  • Vertigo nedir ve kimlerde görülür?

    Vertigo, kişinin denge mekanizmasının bozulması rahatsızlığına verilen addır. Hasta bu süreçte etrafındaki nesnelerin etrafında dönüyormuş hissine kapılır. Şiddetini artırması ile kişinin hayatını olumsuz şekilde etkileyen vertigo baş hareketi ile, perde asarken, araba ile geri manevra yaparken ve daha bir çok basit hareket sonucu ile kendisini gösterir.

    Vertigo bir çok hastalık ile beraber ortaya çıkabilmekle beraber her baş dönmesi vertigo değildir. Meniere hastalığı, migren, aşırı alkol kullanımı, beyin travmaları vertigoyu tetikleyici unsurlardır.

    VERTİGO KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Vertigo bir çok hastalık ile beraber cereyan edebilecek bir rahatsızlıktır. Dolayısıyla meniere hastaları, beyin kanaması geçirenler, migren hastaları, angziete olanlar risk grubundadır. Hastalıkların yanı sıra sigarayı ve alkolu aşırı tüketenler vertigo riski taşımaktadır.

    VERTİGO TEDAVİSİ

    Vertigo çoğu zaman başka bir hastalığın belirtisi olabilir. Dolayısıyla öncelikle doğru teşhis yapılmalı devamında ona göre tedavi uygulanmalıdır. Öncelikli tedavi fiziksel egzersizler ve bazı manevralardır. Bu tedavi süreci baş dönmesi ataklarını azaltacak ilaçlar ile desteklenir. Durumu ilerlemiş hastalarda cerrahi müdahale uygulanır.

    VERTİGO VE BEYİN CERRAHİSİ

    Vertigo bir iç kulak problemi olabileceği gibi beyinsel sinirlerin işleyişindeki bozukluktan da kaynaklanabilir. Bu bozukluk bir travma sonucu, beyin kanaması veya damar tıkanıklığı ile gerçekleşmiş olabilir. Dolayısıyla bu tür durumlarda Vertigo tedavisi uzman beyin cerrahları tarafından uygulanır.

  • Epilepsi hakkında

    Halk arasında “Sara Hastalığı” olarakta bilinen epilepsi, vücudumuzun çalışmasını sağlayacak elektrik sinyallerini veren beyin hücrelerinin ani ve kısa süreli nörolojik bozukluk yaşaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Epilepsi rahatsızlığı tedavi edilebilir ve kontrol altına alınabilir rahatsızlıktır.

    Epilepsi nöbetleri çok çeşitlilik gösterir. Bayılma titreme gibi epilepsi nöbetlerinin yanı sıra bazı durumlarda hasta bile belirtileri hissetmeyebilir. Bu durumda teşhisi zorlaştırır. Epilepsi bulaşıcı olmayan , çevresindekilere zarar vermeyen bir hastalıktır dolayısıyla hastalık durumu saklanmamalıdır.

    EPİLEPSİ KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Epilepsi rahatsızlığı her yaşta olacağı gibi genellikle çocukluktan itibaren görülen bir hastalıktır. Genel itibariyle her 100 çocuktan 1 tanesi bu hastalığa yakalanmaktadır. Epilepsi genetik bir özellik taşımakla beraber, beyin tümörü olanlar, kafa travması geçirenler, aşırı alkol ve sigara tüketenler, stresli bir hayata sahip olanlar risk grubundadır. Epilepsi hastalığının görülme oranı cinsiyete ve ırka göre farklılık göstermez. Bunun yanı sıra çocuklarda ve yaşlılarda daha çok görülür.

    EPİLEPSİ TEDAVİSİ

    Epilepsi hastalığı tedavi edilebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalıktır. Epilepsi teşhisi konulduktan sonra ilk uygulanan tedavi ilaç tedavisidir. İlaç tedavisi sayesinde nöbetler ortadan kaldırılır ve hastalık kontrol altına alınmış olur. Fakat bazı hastalarda ilaç tedavisi olumlu cevap vermez. Bu tip durumlarda hastaya ketojenik diyet, ameliyat ve epilepsi pili tedavileri uygulanır. Epilepsi pili hastanın sinir hücelerine elektrik sinyali gönderen pilin vücuda yerleştirilmesi ile gerçekleşir. Ketojenik diyet çok az kullanılan ama bazı hastalarda işe yarayan tedavi yöntemidir. Ameliyata uygun hastalarda ise kesin çözüm olarak beyin hücrelerine müdahale şeklinde ameliyatlar uygulanır.

    EPİLEPSİ VE BEYİN CERRAHİSİ

    Epilepsi hastlağı beyin hücrelerinin anormal davranışı sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. İlaç tedavisinden cevap alınmadığı taktirde cerrahi müdahale şarttır. Beyin içerisinde anormal davranışlar sergileyen hücrelere yönelik tedaviyi uzman beyin cerrahları uygulamaktadır.

  • Serebral palsi kimlerde görülür, tedavi yöntemleri hakkında

    Serebral palsi, yani beyin felci çoğunlukla doğum sırasında gerçekleşen anormal durumlar sonucu ortaya çıkan vücut hareketlerini ve kas koordinasyonunu ciddi şekilde etkileyen fakat zaman içerisinde ilerlemeyen bir dizi nörolojik sorundur. Serebral palsi doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrasında beyinde oluşabilir. O yüzden her ihtimale karşı normal doğumlarda bile çocukların gelişim süreçlerine dikkat edilmesi gerekmektedir.

    SEREBRAL PALSİ KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Serebral palsi çocuklarda doğum öncesi sonrası veya doğum sırasında gerçeleşebileceği için bebekler her zaman risk grubuna dahildir. Bebeğin durumunun yanı sıra madde ve alkol bağımlısı anneler, beyin kanaması, enfeksiyon gibi durumlarla karşılaşan bebekler risk grubuna dahildir.

    SEREBRAL PALSİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Serebral palsi tedavisi için bir çok seçenek vardır. Öncelikle hasta çocuğa karşı rehabilitasyon ve ilaç tedavisi uygulanır. Bu süreçte hastaya fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilecek eğitimler ve destekler verilir. Bu yöntemler geçici süreli işe yarasa da çoğu zaman cerrahi müdahale uygulanmaktadır. Bu müdahale hem ortopedik olabilir hem de nöroşirürjikal olabilir. Bu tedavi yöntemleri ile sorun ortadan kaldırılır.

    SEREBRAL PALSİ VE BEYİN CERRAHİSİ

    Serebral palsi , erken doğum, travma sonrası, beyne oksijen gitmemesi, beyin kanaması sonucu ortaya çıkabilir. Beyin damarlarında darlık, bükülme gibi birtakım anormallikler varsa ve cerrahi olarak kolay ulaşılabilecek bir bölgede ise cerrahi tedavi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Bunun dışında spastisite için baklofen pompası yerleştirilmesi, dorsal rizotomiler veya nörektomiler gibi cerrahi yöntemler de vardır. Ayrıca transkranial (beyin) elektrik stimülasyonu tedavisi uygulanabilir.

  • Beyin kanaması nedir ve kimlerde görülür?

    Beyin kanamaları çeşitli sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu sebepler arasında travma olabilir. Başa alınan darbe kafa tasında ve damarlarda kanamaya neden olabilmektedir. Travmaların yanı sıra tansiyon hastaları ciddi risk grubundadır. Yüksek tansiyon ile beraber oluşan basınç kılcal damarlarda çatlamaya ve kanamaya yol açar. Şeker hastaları, alkol bağımlıları, sigara tüketenler risk grubuna dahildir.

    Bunun dışında bir başka kanama nedeni anevrizmadır. Beyin anevrizması damar duvarlarındaki zayıf bir noktada oluşan balonlaşmadır. Damarın zayıf noktasında oluşan bu balonlaşma basınçla beraber patlayabilir kanın beyin içerisine akmasına sebep olur. Bu tip kanamalar ciddi kanamalardır, kişide kalıcı hasarlara sebep olabilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir. Dolayısıyla şüpheli durumlarda hastanın acile götürülmesi zorunludur.

    BEYİN KANAMASI TEDAVİSİ

    Beyin kanaması tedavisi için öncelikle MR yardımı ile kanamanın olduğu bölge tespit edilmelidir. Tespitin ardından anjıo ile anevrizmatik bir kanama mı değil mi ona bakılır. Anevrizma ise tedavisi Endovasküler yani kapalı yöntem ile gerçekleştirilir. Bu yöntem de kafatası açılmadan damara müdahale uygulanır. Kapalı yöntemin yetersiz kaldığı noktada açık cerrahi müdahale ile kanama tedavisi yapılır. Tansiyona bağlı beyin dokusu içine bir kanamaysa, kanama büyük ve beyne baskı yapıyorsa cerrahi yolla tedavi edilir. Travmatik olan yaralanmalarda kanama genellikle yüzeyeldir ve cerrahi yolla tedavi kolay olur.

    BEYİN KANAMASI ve BEYİN CERRAHİSİ

    Beyin kanaması beyin damarlarındaki zayıflık ve aşırı basınç yüzünden ulaşan bir sorundur. Dolayısıyla bu rahatsızlık ilgilenecek tıbbi alan beyin cerrahisidir. Uzman beyin cerrahları gerek açık gerekse kapalı yöntemler ile tedaviyi gerçekleştirir.

  • Anevrizma ve beyin cerrahisi

    Anevrizma, atardamar duvarındaki zayıf noktada oluşan balonlaşmayı ifade eden terimdir. Anevrizma duvarı normal bir damar duvarına göre daha ince ve zayıf yapıdadır. Dolayısıyla oluşan baloncuğun patlayıp beyin kanamasına yol açma riski yüksektir. Ciddi bir sağlık sorunu anevrizma zamanında ve gerekli müdahale yapılmaz ise ölümle sonuçlanabilir.

    ANEVRİZMA KİMLERDE GÖRÜLÜR?

    Anevrizma, doğuştan gelen bir hastalık değildir. Genellikle 30 yaş üstü kişilerde görülür. Birinci derece akrabasında anevrizma olanlar, aşırı sigara ve alkol tükenlerle beraber hipertansiyon hastalarında anevrizma görülme riski daha yüksektir. Ayrıca ani hareket yapanlarda ve ağırlık kaldıranlarda anlık olarak anevrizma patlaması görülebilir. Maalesef anevrizma kanaması yaşayan hastaların %20 lik kısmı olay anında vefat etmektedir. Dolayısıyla riskli durumlarda kontrol yapılması çok önemlidir.

    ANEVRİZMA TEDAVİSİ

    Anevrizma teşhisi zor bir hastalıktır. Basit bir baş ağrısı gibi görülebilir ve kişi tarafından önemsenmeyebilir. Eğer teşhis zamanında yapıldıysa cerrahi müdahale riskli fakat en etkili yöntemdir. Hastaya genel anestezi yapılarak anevrizmaya müdahale edilir. Anevrizmaya direk kafatasından müdahale edilebileceği gibi koldan veya kasıktan açılan kesikler ile de müdahale edilebilir. Ameliyat sonrasında hasta uzun bir süre dikkatli olmalıdır. MR yardımı ile gerekli kontroller yapılmalıdır.

    ANEVRİZMA VE BEYİN CERRAHİSİ

    Anevrizma, beyin içerisinde damarlarda oluştuğu için başvurulması gereken ve müdahale edecek olan bölüm beyin cerrahisidir. Genel anestezi sırasında beyine açılan küçük bir kesik ve kafatasından kemik alınması ile açık ameliyat yapılır. Anevrizmanın alınması sonrasında kesikler kapatılır ve gerekli kontroller ardından hasta taburcu edilebilir.

  • Beyin kanamaları hakkında

    Beyin kanaması, beyin dokusu içine (intraserebral) ya da onu çevreleyen zarlar ve kemik arasına (subaraknoidal, subdural, epidural) olan kanamayı ifade eder. Bu kanamaların tümü travmatik yani herhangi bir nedenden dolayı beyne alınan darbe sonrası olabileceği gibi, hipertansiyon ve başka sistemik herhangi bir hastalık neticesinde de ortaya çıkabilmektedir.

    İntraserebral Kanamalar

    Beyni besleyen damarların, özellikle de belirli bölgelerdeki küçük damarların cidarında yırtılma sonucu, kanın beyin içine sızması ve beyin dokusunu tahrip etmesidir. Her yıl yaklaşık olarak 100.000 kişi içinde 12-15 olgu görülmekte ve bu oran 40 yaş üzerinde artmaktadır. Erkek, kadın oranı 11,67’dir.Risk faktörleri hipertansiyon, amyloid anjiopati, travma, alkol ve nikotindir. Bunların yanında tedavi amacıyla kulanılan aspirin, nonsteroid antienflamatuarlar ve trombolitik ajanlar da neden olabilmektedir. Beyin damarları yaş ilerledikçe yıpranırlar ve elastiki özelliklerini kaybederler. Hipertansiyon ve amyloid anjiopati gibi hastalıklar neticesinde elastikiyetini kaybetmiş bu damarların cidarları yırtılır ve kan beyin dokusu içine sızar. Bu kan beyin dokusu içerisinde birikerek kitle etkisi oluşturur ve beyin dokusunu tahrip eder. Aynı zamanda bu kitle etkisi beynin dolaşım sistemini de bozarak iskemiye neden olur.

    Klinik olarak genellikle tek taraflı kuvvet kaybı, başağrısı ve bilinç değişiklikleri ile ortaya çıkar. Bunun yanında konuşma bozukluğu, nöbet, bulantı, kusma da görülebilir.

    Ön tanı için ayrıntılı bir hikaye alınmalıdır. Radyolojik tetkiklerden bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri tanıda kullanılır. Kısa süreli olması ve daha iyi tanı koyduruculuğu nedeniyle bilgisayarlı tomografi daha çok tercih edilmektedir.

    Tedavide ilk yapılması gereken hastanın hayati fonksiyonlarını korumaya yönelik, solunum ve dolaşım sisteminin idamesini sağlamaktır. Kanamanın büyüklüğü, beyindeki lokalizasyonu, hastanın nörolojik tablosu değerlendirilerek tedavinin cerrahi ya da medikal yapılacağına karar verilir. Cerrahi olarak yapılacak tedavi beyin dokusunda birikmiş ve kitle etkisi yaratan kanın boşaltılması, kanamanın durdurulmasıdır. Medikal tedavi olarak da kafa içi basıncını azaltacak ve kanama etrafında oluşan ödemi azaltmaya yönelik kullanılacak ilaçlardır. Hastanın nöbet geçirmesini engelleyen antiepileptik ilaçlar da koruyucu olarak başlanır.

    Subaraknoid Kanama

    Beyni çevreleyen araknoid zarı altına olan kanamalardır. Görülme sıklığı 10-16100000’dir. Risk faktörleri ailesel, sigara, alkol, hipertansiyon, oral kontraseptif, kokain, amfetamin gibi ilaç alışkanlıklarıdır. Sebep olarak en sık anevrizma, bunun yanında hipertansiyon, ateroskleroz, arteriovenöz malformasyonlar, beyin tümörleri, kanama bozuklukları, ensefalit, menenjit, meningoensefalit, antikoagülan tedavi komplikasyonları, kafa travması ve bilinmeyen nedenli olanlardır.

    Bulgular en sık olarak şiddetli başağrısı ve ense sertliğidir. Bunun yanında bulantı, kusma, baş dönmesi, çift görme, nöbet, şuur bulanıklığı ve eşlik edebilecek olan intraserebral kanamaya ait bulgular olabilmektedir. Tanı ilk başta hızlı sonuç veren bilgisayarlı tomografi ile kanamanın tespit edilmesidir. Kanamanın tespitinden sonra yapılması gereken beyin damarlarını görüntülemeye yönelik yapılacak olan anjiografidir.

    Şayet anjiografi neticesinde anevrizma tespit edilir ise o zaman yerleşim ve konfigürasyonuna göre cerrahi veya endovasküler yöntemlerle anevrizmanın dolaşım dışı bırakılması gerekir.

    Tüm gelişmelere rağmen günümüzde bu hastaların %25-30’u hastaneye gelemeden kaybedilmekte, geriye kalanların ise %30-50 kadarı kurtarılamamaktadır.

    Epidural Hematom

    Travmaya bağlı meydana gelen beynin kalın zarı (dura) ile kemik arasında olan kanamalardır. Travma sonrası dura üzerindeki damarların zedelenmesi sonucu oluşurlar, genellikle kafatası kemiğindeki bir kırık buna eşlik eder. Tüm kafa travmalarının %0,2-0,6’sında görülürler. Klinik üç şekilde karşımıza çıkar, birincisi lucid interval (şuurun açılıp kapanması), ikincisinde şuur tamamen kapalıdır ve hiç açılmaz, üçüncüsünde bilinç bulanıklığı şeklindedir. Tanı bilgisayarlı tomografi ile konur, manyetik rezonans görüntüleme de tanıda kullanılabilir, ancak bilgisayarlı tomografi çok daha erken sonuç vermesi ve zamanın hayati önem taşıması nedeniyle tercih edilmektedir.

    Tedavi dura ile kemik arasında biriken kan miktarı ve beyne yaptığı basının derecesine göre takip veya cerrahidir. Eğer çok az bir miktarda kan birikimi varsa hasta çok yakın gözlem altında tutularak takibe alınabilir. Karar cerrahi ise çok hızlı bir şekilde uygulanmalıdır. Cerrahi olarak dura ile kemik arasındaki kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak durdurulur. Cerrahi tedavi sonrası sonuçlar yüz güldürücüdür. Tedavi sonrası alınan iyi sonuç %55-89 arasında, mortalite %5-29 arasında değişmektedir.

    Subdural Hematom

    Kafa travması geçiren hastaların %8-57’sinde subdural hematom görülmektedir. Dura ile beyin dokusu arasında olan damarların zedelenmesine bağlı oluşan kan birikimidir. Subdural hematomlu vakaların %50’sinde beyinde ek olarak başka patolojiler de vardır. Genellikle hastalar çok ciddi nörolojik bozukluklarla gelirler ve %50 hastada şuur kapalıdır. Tanıda en iyi yöntem bilgisayarlı tomografidir,manyetik rezonans görüntüleme de tanı koydurabilir.

    Kitle etkisi olan ve nörolojik bozukluk yapan hematomlarda tedavi cerrahidir. Cerrahi olarak beyin ile dura arasındaki birikmiş olan kan boşaltılır ve kanama odağı bulunarak kontrol altına alınır. Mortalite oranı %42-90 arasında değişmektedir, bu oran epidural hematomlara nazaran çok daha yüksektir.

  • Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı damar hastalıkları hakkında

    Tıkayıcı beyin damar hastalıklar veya yol açtığı sonuç olarak strok, beyin dolaşımındaki herhangi bir patoloji sonucu sinir sistemi fonksiyonlarındaki anormallik olarak tanımlanabilir. Ölüme neden olan hastalıklar arasında 3. hatta bazı yazarlara göre 2. sırada yer alan, en sık uzun dönem sakatlığa yol açan bir hastalık grubudur. Strok veya daha geniş tanımlamayla serebrovasküler olay, beyin veya beyine giden kan damarlarını etkileyen herhangi bir olay nedeniyle genellikle akut ve fokal nörolojik rahatsızlıklara yol açan olayı tanımlar. Strok iskemik ve kanamalı olarak iki sınıfa ayrılır. İskemik strok bu hastalığın %80’ini oluşturur. İskemik strok, beyin damarı veya beyine giden bir damarın tıkanmasıyla beslediği beyin bölgesinde gerekli oksijen ve şekerin azalmasına ve fonksiyonlarının kaybına yol açar. Kanamalı strok ise beyin dokusu içi veya subaraknoid denilen beynin araknoid adı verilen zarlarının arasına olan kanama şeklindeki olayla, benzer hasara yol açar. Bu hastalığın bir çok nedeni vardır. Bunlar;

    Büyük damar aterotrombotik tıkanma : Beyni besleyen büyük veya orta boy damarlardaki tıkanmadır. Bu tür tıkanma, karotis denilen beyne giden en büyük boyun damarlarında ateroskleroz denilen plağın büyümesi, damar duvarını daraltması, yerinden kopup beyne daha yakın veya beyin içerisindeki damarlarda bir tıkanma oluşturması gibi safhalardan oluşur. Hastaların yaklaşık %20’sinde bu neden bulunur.

    Küçük damar laküner tıkanma : Hastaların %40’ı bu gruptandır. Beyin içerisindeki küçük damarlardaki tıkanmayla oluşur. Beyinde önemli yapılar olan, bazal ganglionlar, internal kapsül ve beyin sapı gibi derin yapılarda küçük enfarkt alanları oluşturur. Enfarkt sonrası oluşan alana da “lakün” adı verilir.

    Kardiyoembolik tıkanma : Serebrovasküler tıkanmalar içinde %20’lik bir orandan sorumlu olan patolojidir. Daha çok orta boy beyin damarlarını ve beynin arka kısmını besleyen vertebrobaziler sistem denilen orta boy damarları tıkar. Yarısından fazlası atrial fibrilasyon denilen bir kalp hastalığı sonrası oluşur.

    Diğer sebeplere bağlı tıkanma : %20’lik kısmı oluşturur. Damar disseksiyonu, Fibromusküler displazi, Moya Moya gibi hastalıklar sayılabilir.

    Kan akımı sinir hücreleri için gereken kritik seviye altına inince, zincirleme bir biyokimyasal süreç başlar ve belli bir bölgedeki hücre ölümüyle sonuçlanır. Sonucunda klinik bulgular iskemi derecesine, etkilenen bölgenin hacmine, bu bölgenin fonksiyonel özelliklerine ve etkilenim süresine bağlı olarak değişebilir. Ancak başağrısı, hastaların %25’inde görülür ve en yaygın ortak bulgudur. Beyinin çok büyük bir bölgesini ilgilendiren bir iskemi (oksijensiz bölge) oluşursa yaygın iskemi, küçük bir alanda oluşursa fokal iskemiden söz edilir. Tıkayıcı damar hastalıkları nedeniyle sıklıkla karşılaşılan 4 ana klinik tablo oluşur;

    1- Transient (geçici) iskemik atak (TİA) : 24 saatten az süren geçici nörolojik bozukluklar söz konusudur. Çoğunluğu 10-15 dakika sürer, bu nedenle tanı sadece hikayeye dayalı kalabilir. Baş dönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu, tek taraflı görme bozukluğu ve bazen tek taraflı kuvvet kayıpları en çok oluşan bulgulardır. Birkaç defadan fazla olan TİA ilerdeki tam bir strokun (%20-80 arası oranlar bildirilmiştir) habercisi olabilir.

    2- Geri dönüşlü iskemik nörolojik defisit : 24 saatten fazla sürüp, 3 haftadan önce bulguları tamamen düzelen klinik durumlar için kullanılır. Çoğunlukla kardiyolojik kaynaklı emboli suçlanmaktadır. İleride tam strok olma riski vardır.

    3- İlerleyici strok : Fokal iskemik bulguların dakikalar veya saatler içinde kötüleşmesi durumu için kullanılan terimdir. Başlangıçta etkilenen alanın genişlemesiyle oluşur. Bu durum genellikle 48 saat içinde tamamlanır. Beynin arka kısmını besleyen sistemde daha uzun sürebilir.

    4- Tamamlanmış strok : Stabilleşmiş iskemik nörolojik defisitler vardır. Embolik stroklar ani başlar, maksimum nörolojik bozukluk erken oluşup tamamlanır ve iyileşme saatler, günler veya aylar sürebilir. Bu tip hastalar çoğunlukla tamamlanmış strok ve defisitli bir şekilde uykudan uyanırlar.

    5- Genç erişkinde strok : Diyabetik veya hipertansif olmayan 40 yaş altı bir insanda stroke ihtimali çok azdır. Bu yaş grubu strokta en sık sebep kalbe ait embolidir. Ancak kokain başta olmak üzere uyuşturucu kullanımı, arterial disseksiyon, fibromusküler displazi ve koagülasyon bozuklukları akla nadir de olsa gelmelidir.

    Erken tanı konulması çok önemlidir. Bu hastalıkla karışacak diğer hastalıkların ekarte edilmesi gerekir. Bunlar, beyin tümörleri, abse-ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, nöbet sonrası durum (postiktal durum), travma, subdural hematom, histeri, kontüzyon, şeker yüksekliği, şeker düşüklüğü, kalple ilgili fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklardır. Tanı koymak için çeşitli kan tahlilleri, beyin tomografisi, beyin MRI’ı, doppler USG’ler, MRI anjiografi, gibi tetkikler yapılır.

    Tedavi için ilk başta, akut strokun acil tedavisi gerekir,uzun dönemde ise, şeker hastalığı, hipertansiyon, atrial fibrilasyon, kolesterol yüksekliği, sigara-alkol aşırı tüketimi ve fiziksel inaktivite gibi faktörlerin elimine edilmesi önerilmektedir. Bunun dışında altta yatan sebeplerin tedavisi, önleyici tedavi, cerrahi ve endovasküler cerrahi tedaviler uygulanabilir. Herhangi bir kolda veya bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar oluşmuş ise fizik tedavi ve rehabilitasyon tedavileri de uygulanabilir.

  • Beyincik sarkması nedir, nasıl belirtileri vardır ?

    Beynin arka bölgesinde beyincik dediğimiz yapının omurilik kanalına doğru sarkmasına beyincik sarkması denir. Bir diğer adı chari malformasyonu olan bu hastalık doğumsaldır. Yani sonradan oluşmaz ancak belirtileri yaş ilerledikçe ortaya çıkar.

    Chari hastalığında belirtiler yavaş yavaş kendisini gösterdiği için teşhis edilmesi de çoğunlukla tesadüfen olur. Genellikle iyi incelenen boyun fıtığı MR’ında teşhis edilebilir. Belirtilerin ortaya çıkmasında sarkmanın boyutu da önemlidir. Bazı hastalarda hiçbir belirti göstermediği için doktora gitme gereksinimi duyulmaz. Sarkmanın boyutu tedavi sürecini de belirler.

    Beyincik Sarkması Belirtileri

    Beyincik sarkmasının belirtileri, sarkmanın etkilendiği bölgeye göre değişir. Bazen omuriliği, bazen beyin sapını, bazen de beyinciğin kendisini etkileyebilir. Eğer beyinciğin kendisini etkiliyorsa denge problemleriortaya çıkar.

    Baş dönmesi, bulantı ve kusma da diğer şikayetler arasındadır. Eğer omurilik etkileniyorsa kollarda ağrı, uyuşma, güçsüzlük görülebilir. Beyin sapı etkilendiğinde semptomlar daha ciddi olabilir. Yutma güçlüğünden uykuda solunum durmasına kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılabilir. Tüm belirtileri maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz:

    Kollarda yanma tarzında ağrılar,

    Ensede ağrı,

    Kollarda uyuşma ve güçlük,

    Sıcak-soğuk ayırt edememe,

    Denge kaybı,

    Baş dönmesi,

    Bulantı ve kusma,

    Yutkunma güçlüğü,

    Uykuda solunum durması.

    Beyincik Sarkması Ameliyatı

    Beyincik sarkmasının tedavisi sadece ameliyat ile yapılabilir. Herhangi bir ameliyatsız tedavi yöntemi yoktur. Ancak sarkmasının boyutu küçükse ameliyata gerek duyulmaz, sadece takip önerilir. Genellikle 10 mm’nin üzerindeki sarkmalarda cerrahiye başvurulur.Tabi ki hastanın şikayetleri, klinik muayene bulguları ve kistik genişleme varlığı da göz önünde bulundurulur. Hekim ameliyata karar vermişse bu karar uyulmalıdır. Çünkü hastalığın ilerlemesi kişinin yatağa mahkum olmasına ve hatta hayatını kaybetmesine neden olabilir. Bu yüzden beyincik sarkması hastalığı ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.

    Beyincik sarkması ameliyatında mikrocerrahi yöntem tercih edilir. Bu sayede büyük kesiye gerek kalmaz, işin içine mikroskobun girmesiyle güvenli ve konforlu bir ameliyat gerçekleştirilmiş olunur. Baş ile ensenin birleştiği yerden küçük bir insizyonla girilir, orada bulunan kemik TUR cihazıyla genişletilir ve bölgenin rahatlaması sağlanır. Son teknoloji sayesinde risk oranı oldukça düşük, fayda oranı son derece yüksek bir operasyondur.