Etiket: Beyin

  • Yüz felci

    Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan yüz siniri (fasial sinir), beyinden gelen hareket emirlerini yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak “Facial Paralizi” olarak adlandırılır.
    Yüz felci, beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki bir çok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin –beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve bu nedenle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise “Periferik Yüz Felci” denir.
    Periferik yüz felci çok değişik patolojilerin sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir.
    Başlıcaları;

    • Travmalar (temporal kemik kırıkları)
    • Ameliyatlarda fasial sinir yaralanmaları
    • Yıldırım çarpması
    • Yüz ve çene enfeksiyonları, orta kulak enfeksiyonu, viral hastalıklar, metabolik nedenler
    • Bell paralizisi; yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümde iltihap oluşması neticesinde olduğu düşünülür. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.
    • Doğumsal / gelişimsel nedenler
    • Tümörler, nörolojik(multiple skleroz) nedenler.

    Yüzde tek taraflı motor hareket kaybı ve ağrı şikayeti ile kliniğimize başvuran hastamız, sol yüz yarısında dişlerini gösteremiyordu. Ayrıcahastanın sol göz kapağı kapatılamıyor, sol kaşıkaldırılamıyor ve mimik hareketleri yapılamıyordu.
    Hastaya ilgili klinikçe uygulanan medikal tedavi sonucubelirgin bir iyileşme sağlanamaması üzerine ;
    Kliniğimizde hastaya, 48 saat aralıklarla vücut ve kulak akupunkturu (6 hafta, 18 seans) uygulanmıştır.
    Vücut ve kulak akupunktur uygulamasını takiben hastaya hergün Soft Lazer uygulaması yapılmıştır.
    Tedavide 7.seanstan itibaren yüz egzersizleri ve post izometrik relaksasyon teknikleri eklenmiş ve bu teknikleri hasta kendisi de uygulamıştır.
    Hastanın ağrıları 5. seanstan sonra giderilmiş, motor hareket kaybı ve yüz mimik hareketleri ise 12. seansta düzelmiştir.
    Yapılan çalışmalarda akupunktur tedavisinin periferal yüz felci tedavisindeki etkin rolü, zararlı yan etkilerinin de görülmeyişi sebebiyle iyice belirginleşmektedir.

  • Depresyon eğitim programı

    Depresyonla başa çıkmada ilk adım depresyonu anlamaktır. Nedir?, ne değildir?, mekanizması nedir ve bizde hangi belirtilere sebep olur? Gibi bir kaç sorunun cevabını bilmek yolun yarısıdır. Depresyon çökütülü ruh hali ile beraber bazı fiziksel belirtilerin üç haftadan daha fazla devam etmesidir. Bedensel belirtilerden uyku bozukluğu (aşırı uyku veya uykusuzluk,uykuya dalamama veya sık uyanma veya sabah erken uyanma), iştah bozukluğu (iştahsızlık veya aşırı yemek yemek), yorgunluk ( özellikle sabahları yorgun ce bitkin uyanma), dikkat kaybı, unutkanlık gibi belirtilerin; içe kapanma, kendini çevreden izole etme, yaşamdan keyif alamama, ajitasyon, günlük aktiviteleri yapmaa zorlanma, kişisel bakımda zorlanma, değersizlik duyguları, suçluluk duyguları, ölüm ve intihar düşünceleri gibi zihinsel belirtilerle ortaya çıkması tanıyı düşündürür. Depresyonun % 90 nı hafif ve orta şiddette olup, ömrü 9 aydır. Kadınlarda iki kat fazla olmasının sebebi, kadınları beyinlerinde ki farklı merkezleri daha sık kullanmaları sebebi ile endişeye yatkın olmalarıdır. Çünkü ‘Bugünün endişesi yarının depresyonudur.’ Bu sözü bilimsel bazda açıklayalım. Endişenin sebep olduğu Aksiyete veya öfke REM uykusunda artışı, derin uykuda azalmaya bu da sabah yorgun ve bitkin uyanmaya neden olur.

    Endişeli düşünce Tarzı Depresyon döngüsünü anlamamız için kısaca uyku döngüsünden bahsedelim. Her gece gözümüzü kapadığımıza uyku döngüsü başlar ve dört bölümden oluşur. REM (rapid eye movement-hızlı göz hareketleri) uykusu depresyonda önemli rol oynayan bölümdür. Normalde REM uykusu, uyku döngüsünün dörtte birini kapsar. Beyin REM uykusunda çok aktiftir. REM uykusunda ki beyin dalgalarının görünüşü yanıklıkta ki beyin dalgalarına benzer. REM uykusunda beyin, günlük yaşamınızda ifade edemediğiniz duyguları nötralize eder. Endişeli bir düşünce yapınız varsa ve yaşamınızda bir dönüm noktası yaşıyorsanız ki bu genellikle bir kayıp duygusudur; endişe seviyeniz çok artar. Beyninizin REM uykusunda ki yükü artar ve bu artmış (normalden fazla ) endişeyi beyninizin nötralize etme süresindede artış olur. REM uykusu uzar ve uyku döngüsnün dörtte birinden daha fazlasına taşar ve bu aktivite sizin sabah yorgun ve bitkin uyanmanıza sebep olur. Yorgun uyandığınızda kendinizi daha endişeli bulursunuz. ‘Ben bugünü bu yorgunlukla nasl çıkaracağım?’, sorusu zihninizde belirir ve depresyon döngüsü hız kazanmaya başlar. Bu durm bize çözüme giden yolu gösterir. Eğer problemi net bir şekilde biliyorsanız, çözüm karşınızda demektir. Depresyonda da ASIL problem endişeli düşünce yapısının zeminde yer aldığı bir kişide yaşadığı kayıp duygusunun REM uyku süresini uzatması ve kimyasal yani bedensel ve zihinsel belirtilere yol açmasıdır. Çözüm, endişeyi ele almaktır. Sorun odaklı düşünce tarzından çözüm odaklı düşünce tarzına yöneltmek; siyah-beyaz, ya hep ya hiç düşünce tarzında aranlanma sağlamaktır yani terapi programlarıdır.

    Depresyonun genetik olmadığına dair çalışmaların sonuçları, dünyanın dört bir yanından elimize ulaşırken, depresyon kaderiniz olabilir mi? Size iyi bir haberim var. Depresyon kaderiniz değildir. Son on yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinde yapılan çalışmalar, depresyonun genetik olmadığını göstermiştir. Human Givens enstitüsünün 2000 hasta üzerinde yaptığı araştırmada, 1958 yılında doğup 30 yaşına gelenlerde ki depresyon oranı ile 12 yıl sonra 1970 yılında doğup 30 yaşına gelenlerde ki depresyon oranı karşılaştırıldığında, 1970 te doğanlarda depresyonun iki kat fazla görüldüğü gösterilmiştir. Bu kadar büyük bir artışın genetik olabilmesi için yüzyıllar gereklidir. Peki nasıl iki kat artmış olabilir, 12 yıl gibi bir sürede. Yaşamımızda strese düşen payın gittikçe artması ve stresle başetme becerimizin aynı hızda artmaması, bu sorunun cevaplarından biridir. Evet, depresyonunuz çocuklarınıza geneke olarak aktarılmaz ama endişeli düşünce tarzınız çocuklarınız tarafından modellenebilir. Buda onları depresyona daha yatkın yapabilir. Çocuklarınızı bu problemden korumak istiyorsanız kolları sıvayın. İş sizle başlıyor. Yaşama sorun çerçevesinden bakış açınızı çözüm penceresine çevirmeniz gerekiyor. Depresyonun bedensel ve zihinsel belirtilerinde ki çeşitliliği sebebi ile çocuklarda, yaşlılarda ve ergenlerde kolayca gözden kaçırılabilir. Bu yaş guruplarında ki kişilerde herhangi bir davranış değişikliğinde depresyonu akılda bulundurmak gerekir.

    Gördüğünüz gibi korkulacak bir şey yok. Bilmek yolun yarısı. Hasta eğitim sürecinde hastaya endişe ile baş etme teknikleri gösterilir. Hastaya, günlük bazda, gittikçe artan oranlarda zihinsel ve bedensel aktiviteler önerilir. 7-11 nefesini öğretilir; sabah ve akşam 11 kez yaptığında Endorfin seviyesini ne kadar artiracağını ve bunun nasıl bir destek olacağını öğretiriz. Omega 3 desteğinin önemini vurgulanır . Omega 3 beyinde kimyasalların dağıtılmasında önemli bir rol oynar. Bu eğitim sürecinde kişinin düşünce tarzında önemli bir değişim ve dönüşüm sağlanır.

    Bol güneşli günler dileğiyle…