Etiket: Beyin

  • Beyincik sarkması

    Tanım: 19 yüzyılın sonlarında 1860 yıllarında Alman Patolog Chiarı kendi adını verdiği beyincik ve beyin dokularının sarktığı 4 çeşit doğumsal anomaliyi tanımlamıştır.

    Tip 1: Arnold- Chiari (A-C Tip 1) anomalisinin de beyinciğin tonsillalarının servikal spinal kanal içerisine uzanmasıdır.

    Tip 2: Arnold- Chiari (A-C Tip 2) anomalisinin de ise beyinciğin tonsillaları yanında beyincik yapılarının servikal omurilik kanalı içerisine uzanması söz konusudur. Bu tip anomalide birlikte beraberinde bel bölgesinde myelomeningosel kesesi bulunmaktadır.

    Tip 3: Arnold- Chiari (A-C Tip 3) anomalisininde ise boyun bölgesinde myelomeningosel kesesi ile beraber orta beyin yapılarının kese içerisine bulunmasıdır.

    Tip 4: Arnold- Chiari (A-C Tip 4) anomalisinin de ise beyincik dokularının gelişmemesi yanında orta beyin dokuları da sarkmıştır .

    Tip- 1 Beyincik sarkması :

    Bu tip anomalinin ana özelllliği beyincikteki tonsillalarının foramen magnum altında servikal omurilik kanalı içerisine sarkmasıdır.. Bu hastalıkta Beyin Omurulik Sıvısının (BOS) hem beyin, hemde omurilik kanalında dolanımı bozulması sonrası beyin içerisinde basınç değişikliklerine ve kafa içi basınıncın artmasına yol açmaktadır.

    Bu hastalığın oluşumunda ileri sürülen 3 teori vardır;

    1: Hidrodinamik teori ;kafa içi basıncı ile omurilik kanalı arasındaki basınç farkı

    2: Mekanik teori; beyincikteki yapışıklılara bağlı olarak BOS dolanımın bozukluğu söz konususdur

    3: Yanlış gelişim;yaygın gelişimsel bozukluğun bir lokal uzanımı olarak beyincik dokuları uzamıştır.

    Tip- 1 Beyincik sarkması genellikle gençlik çağında daha sık görülmektedir. En sık görülme yaşı 20-30 yaşlardır. Kadınlar da erkeklere nazaran daha sık görülmektedir.Çocukluk çağında görülmektedir.

    Tip- 1 Beyincik sarkması: Klinik şikayetleri ve Bulguları:

    Beyincik sarkması en sık şikayetleri özellikle aralılklı artan kafa içi basıncı sonrası baş, ense, boyun ve omuzlardaki ağrıdır. . Baş ağrısı özellikle geceleri uykudan uyandıracak tarzdadır.Baş ağrısı genellikle bulantı bazende kusma ile birlikte görülebilir. Baş ağrısını ense bölgesindeki bazen omuzlara doğru yayılan ağrıları ve sertlikle takip eder. Ağrı zaman zaman olur bazen hiç olmaz bunun nedeni BOS dolanımındaki aralıklı seyirdir. Ayrıca omuz, bel veya bacak ağrıları görülür bu ağrılar yansıyan tarzda değildir.Ense, omuzlar ve kollardaki ağrı ve basınç veya baskı hissi en sık şikayetlerdir. Bu ağrıları baş dönmesi dengesizlik şikayetleri takip eder. Artan kafa içi basıncının yansıması olarak gözlerde bulanık görme, çift görme, gözlerin arkasında ağrı ve basınç hissi işığa ve güneşe bakamama şikayetleri vardır.En sık olarak (% 70) nörolojik defisitlerden özellikle motor ve duyu defisitleri ekstremiteler de olup bu bulgu omurilik kanalı içerisinde kist olanlarda görülür.Bundan sonra % 30- 40 oranında yürüme bozukluğu (ataksiler) görülür.Daha az sıklıkla % 15-25 oranında yutma güçlüğü, konuşma bozukluğu, nistagmus, ve beyincik kranial sinir felçleri görülür.Beyincik bir denge merkezi olduğu için beyincik baskı altında olduğu için özellikle ince hareketler veya koordine hareketler bazende ellerde titremeler görülür.Ataksi başlığı altındaki denge bozukluğu baskındır.

    Çocukluk ve adelosan çağı ilerleyici skolyozların % 30 unda Tip 1 beyincik sarkması birlikte bulunur görülür

    Teşhis

    Bu malformasyonun incelemesinde günümüzün en iyi tetkik yöntemi Magnetik Rezonans Görüntülemedir (MRG). Servikal MRG incelemesinde bir veya her iki beyincik tonsillasının foramen magnumun altında uzanmasıdır.Ancak bu sarkma numerik olarak çok da anlamdı değildir. Çünkü beyincik sarmasındaki sebeb olaylar farklı olduğundan örneğin 3 mm lik bir sarkma bile beyincik sarkmasını şikayet verir hale getirebilirken veya 8 mm lik sarkma hiç bir zaman şikayet vermeyebilir. Bu tip anomalilerde beraberinde birlikte küçük posteriör fossa, platibazi, atlanto-oksipital asimilasyon veya baziler invaginasyon gibi anomaliler eşlik edebilir.Bu yüzden boyun bölgesisinin 3 boyutlu Bilgisayarlı Tomografi testleri ile bu anomalilerin bulunup bulunmadığı dikkatlice araştırılmalıdır.Beyin tomografi testinde beyincik ve foramen magnumun kemiksel anotomik detaylar incelenir. Bu inceleme Cerrahi stratejide oldukça önem arzetmektedir.Ayrıca beyin içerisinde BOS dolanımı için beyin BOS dinamiği gözden geçirilmelidir.. Arnold-Chiari malformasyonun % 50-60 ında hidro-sirengomyeli kaviteleri birlikte görülmektedir.

    AYIRICI TEŞHİS

    Bu hastalar genellikle hastanelerde bir çok değişik branşlarda tetkik ve tedavi edilirler Bu konuların başlıcaları;

    1: Baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniklerine tetkik ve tedavi edilriler,

    2:: Baş dönmesi başlığı altında öncelikle vertigo diye araştırılırlar,

    3:: Boyun fıtğı nedeniyle beyin cerrahi ortopedi fizik tedavi ve ağrı polikliniklerinde araştırılırlar,

    4: Depresyon başlığı altında psikiyatrı kliniklerince tedavi edilirler

    5: Uyku apnesi başlığı altında ve solunum problemi nedeniyle göğüs hastalıkları tetik edilriler

    6: Bazen göğüs ağrısı nefes darlığı nedeniyle kardiaoloji kliniklleri tarafından tetki edilirler

    7: Bulantı şikayeti ile gastro-entroloji jkliniklerince tetkik edilirler.

    8: Beyinciğin demyelinizan (multipl skleroz) hastalıkları

    Tedavi

    Bu anomalinin tedavisi cerrahidir. Malesef bu anomalinin tıbbı tedavisi yoktur. Tedavide ana soru bu anomali şikayet veriyormu yoksa vermiyormu bu sorunun cevabı çok önemlidir. Cerrahi tedavinin amacı, kranio-servikal bölgede bozulan nöral yapıları rahatlatmak ve BOS dolanımını düzeltmek için arka çukur kemik yapıları restore etmektir. Beyincik sarkması tip 1’ cerrahi tedavisindeki uygulananan ameliyat teknikleri; suboksipital kraniektomi, araknoid yapışıklıkların giderilmesi, tonsillar rezeksion ve duraplastidir.

    Suboksipital dekompresyon yapmadan önce önden bası nedenleri; platibazi, C-1 asimilasyonu tanımlanmalıdır.Böyle durumlarda beyincik sarkması eşlik eden diğer anomaliler doğru tanımlanmalıdır Bu durumda ağız yoluyla öndeki bası kaldırıldıktan sonra enseden cerrahi girişim düşünülmelidir.

    Arnold-Chiari malformasyonunda hidro/sirengomyeli gibi birlikte spinal kavitasyonu olan olgularda, sirengo-subaraknoid,sireno-plevral shunt gibi alternatif cerrahi teknikler uygulanmaktadır.

    Pediatrik A-Chiari malformasyonu olgularda ilk problem cerrahi endikasyondur. Bu yaş grubunda A-Chiari tip 1 teşhisi çoğunlukla tesadüfi bulgudur. Bu yaş grubu olgularında cerrahi tedavi konusunda kesin bir konsensus yoktur. Erişkin grubu Arnold-Chiari malformasyonları cerrahi tedavi sonuçlarında; özellikle suboksipital kraniektomi, C-1 laminektomi, duraplasti yapılan olguların % 100 şikayetlerde iyileşme, sirengomyeli olguların % 80 sirengomyeli kavitasyonda küçülme görülmektedir.

    Sonuç olarak: Tip-1 beyincik sarkması bir doğumsal anomali olup oluşumunda bir mekanik blok sonrası sinir elamanları basısı ve BOS dolanımı engellenmesi söz konususdur. Genellikle genç erişkin yaşında değişik subjektif veya objektif şikayetleri vardır. Bu şikayetler arasında en sık olanları baş ağrısı,boyun ağrısı ve omuzlarda ağrı sıktır: Hastaların %60 ında beraberinde spinal omurilik içerisinde sirengomyelik kavitasyon bulunur. Teşhisde servikal MRG altın standart olup beyincik tonsillaları servikal spinal kanal içerisine yer değiştirmiştir. A- Chiari tip 1 in tedavisi cerrahidir.Cerrahi tedavide suboksipital dekompresyon, duraplasti en sık yapılanıdır. Eğer cerrah ameliyat esnasında ense bölgesindeki, varsa kemik,baskıları kaldırıırsa veya beyincik içerisisndeki BOS dolanımını engelleyen nedeni ortadan kaldırısa cerrahi tedavinin sonuçları mükemmeldir Böyle durumlarda beyincik sarkması şikayetlerin tama yakın iyileşmektedir. Eğer Beyincik sarkmasının nedeni ortadan kaldırılmazsa malesef şikayetlerde iyileşme beklenmmelidir. Böyle başarısısz durumları ayırıcı teşhiste bulanan hastalıkaları veya diğer beyincik hastalalıklarını gözden geçirilmelidir.

  • Beyin tümörleri ve tedavisi

    Tanım: beyin dokusu hücrelerinden, zarlarından, beyindeki sinirlerden ve kafatasından kaynaklanan iyi veya kötü huylu olarak olarak gelişen kitleler beyin tümörleri olarak adlandırılır. Beyin tümörleri doğuştan olabildiği gibi sonradan da gelişebilir. Beyin tümörünün kendisi kitle etkisi ile beyin içi basıncı artması sonrası beynin içerisinde baskı yaparak sinir sistemi şikâyetlerine sebep olmaktadır. Bu şikâyetler tümörün bulunduğu bölgelere bağlı olmak üzere, genellikle iyi huylu tümörlerde uzun süreli şikayetler olup, kötü huylu tümörlerde ise daha kısa süreli şikayetler kendilerini gösterirler.

    Beyin tümörlerinin belli başlı şikâyetleri

    Baş ağrısı
    Kusma
    Bayılma (epilepsi)
    Kişilik bozulukları
    Hafıza bozukulukaları
    Vücudun bazı bölgelerinde kısmi veya kalıcı felçler
    Fiziksel yetenek kayıpları
    Duyu bozuklukları

    Tüm beyin tümörleri genellikle primer veya sekonder olarak iki grupta incelenir. Sekonder beyin tümörleri, genellikle vücudun herhangi başka bir yerindeki organlardan başlayıp beyine sirayet eden kanserlerdir. Primer beyin tümörleri ise, beynin kendi dokularından ve kemiklerden kaynaklanan urlardır.

    Beyin tümörlerinin nedenleri

    Genellikle bilinmemekle birlikte, bazı tümörlerde hazırlayıcı nedenler vardır. Bunlar;

    1: Genetik nedenler
    2: Hormonal nedenler
    3: Radyasyon
    4: Sigara
    5: Bazı kimyasal boyalar
    6: Bazı ilaçlar
    7: Kafa travması vb.

    Beyin Tümörlerinde Tanı

    Günümüzde gerek primer gerekse sekonder tümörlerin teşhisi oldukça kolay ve hızlı bir şekilde konulmaktadır. Beyin tümörü teşhisinde kullanılan tetkik yöntemleri;

    1: Bilgisayarlı Tomografi
    2: Magnetik Rezonans
    3: Pozitron Emisyon Tomografidir.

    Beyin Tümörlerinde Tedavi

    1: Cerrahi tedavi
    2:Radyoterapi (kötü huylu tümörlerde)
    3. Kemoterapi (kötü huylu tümörlerde)

    Beyin tümörlerinin tedavisinde her bir tedavi şeçeneğinin kendisine has endiksyonları ve kontrendiksayonları vardır. Cerrahi kararında hastanın yaşı, tümörün ihtimali tipi, tümörün bulunduğu yeri, lezyonu niteliği, şikayetlerin bu lezyona bağlı olup olmaması ve en önemlisi histopataloljik teşhisin konulması ve ileri tedavilere yol gösterici olamasıdır. Ancak ameliyat karar alırken öncelikle bu ameliyatı hastaya ne getireceği ve götüreceğini çok iyi hesaplanmalıdır. Örneğin iyi huylu bir beyin tümöründe amaç bu lezyonun mümkünse tamamını çıkarmak olmalıdır. Böyle tümörlerde ilave bir tedaviye gerek olmayabilir. Buna karşı çok habis bir beyin tümöründe sadece beyin biyopsisi amaçlanabilir. Yavaş gelişen tümörlerde ise daha radikal yaklaşımlar planlanabilir. Habis tümörlerin cerrahisinde bulunduğu yere göre strateji izlenirken beraberinde eşlik eden rayoterapi ve kemoterapi eklenir.CCNCNCN

  • Kavernom (kavernöz anjiom)

    Tanım: Bir beyin vasküler malformasyon türü olup genellikle düşük debili bir beyin damar anomalisidir.

    Sinir sisteminin herhangi bir yerinde (orta fossa, diensefalon, pons, ventriküler içi, retina, optik sinir ve kiazma, saçlı deri, kafatası, periferik sinirler ve omurilikte) görülürler. Kavernomlar beyin arteriovenöz malformasyondan sonra ikinci sıklıkla görülen doğuştan iyi huylu lezyonlardır. Omurilik kavernomları beyine göre oldukça nadirdir.
    Bazı beyin kavernomlarından birden fazla yerleşimli olanlar genetik geçişlidir. Beyin kavernomların diğer vasküler malformasyonlardan farkı, lezyon içerisinde beyin dokusu bulundurmazlar. Kavernomların çok düşük akımlı besleyici arterleri yanında boşaltıcı venleri vardır. Kadınlarda erkelere nazaran daha sık görülür. Kadın erkek oranı 10/1’dir. Kavernomlar çok küçük milimetrik çaplardan daha büyük çaplara ulaşabilir. Örneğin 1,5 cm – 3 cm hacme ulaşanlar vardır. Kavernom içerisindeki kan akımının düşük olması nedeniyle kalsifikasyon veya ossifikasyon, trombozis sık görülür.

    Kavernomların klinik şikayet ve bulguları;
    En sık şikayeti başağrısı olup, bu ağrılar çoğunlukla kronik gerilim başağrısı, migren ağrısı şeklinde yorumlanırlar. Yıllar içerisinde gerilim veya migren ağrısı teşhisi ile takip ve tedavi gören başağrısı tipidir.
    En önemli bulgusu şüpheli beyin kanamasıdır. Bu kanamalar çoğu kez hasta tarafından bilinmeyen küçük ve sessiz beyin kanamasıdır.
    Kavernom kanamalarında subaraknoid veya büyük parenkimal kanamalar nadirdir. Beyin sapı kavernomları beyin kavernomlarına göre daha sık kanama eğilimi gösterirler. En önemli şikâyeti epilepsi (sara) olup), bu nöbetler ( motor,duyusal), (temporal lob; kism kompleks), (frontal lob; jeneralize konvulzyon) şeklinde olabilir.
    Kavernomlardaki epilepsi oluşumunda hipotezlerden biri kavernomların küçük ve sessiz kanamaları sonrası lezyonun etrafinda biriken methemoglobinin yapmış olduğu beyin irritasyondur. Kavernom ameliyatında sadece kavernom rezeksiyonu yapılanlarların yanında etrafındaki sarımtrak alanında rezeksiyonu yapılanlarda epilepsinin iyileşmesinde önemli istatistiksel farklar vardır. Kavernomlar çoğu hayat boyu şikâyetsiz sessiz kalabilirler. Herhangi bir neden dolayısıyla veya check up için beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya MagneticRezonans Görüntüleme (MRG) test teknikleri çekimi esnasında tesadüfen görülürler.

    Kavernomların teşhisi;
    Kavernomların günümüzde teşhisi oldukça kolay ve çabuk konulur. Burada kullanılan teşhis yöntemleri;

    1: Kraniografi: Kalsifikasyon bilinen özelliğidir.
    2: Bilgisayarlı Tomografi (BT): Oldukça hassas ve güvenilir bir inceleme olup; iyi, sınırlı, düzgün, konturlu ve çok az kontrast tutulumlu gösteren lezyonlardır.
    3: Magnetic Rezonans Görüntüleme (MRG): Beyin BT’den daha hassas olup özellikle T2 sekanslarında yüzük tutulumu şeklinde karekteristik kanama alanları görülür. Bu inceleme kavernom teşhisinde yeterli olup, beyin anjiografisine gerek yoktur. Ayrıca Beyin damarları anjiografisinde kavernom için özellikli ilave bir bulgu da yoktur. Böylece bu invazif incelemeye gerek yoktur.

    Kavernom ayırıcı teşhisi;
    1)Düşük evreli beyin tümörleri
    2)Kalsifiye astrositom
    3)Oligodendrogliom
    4)Tromboze areteriovenoz malformasyon
    5)Sfenoid kanad menengiom sayılabilir.

    Kavernom tedavisi

    1) Şikayetsiz tesadüfen görülen kavenomlar yalnızca klinik takip edilir.
    2) Şikayet veren kavernomlarına cerrahi tedavi önerilir; Cerrahinin amacı;
    a: Lezyonun doku teşhisini koymak için,
    b: beyin kanaması riskini ortadan kaldırmak için,
    c: En önemlisi ise epilepsiyi iyileştirmek içindir.
    3: Beyin sapı kavernomların bazı yerleşimlilerine ise sterataksik radyoterapi uygulanırken bazılarına cerrahi uygulanmakatadır.

    Bir iyi huylu vasküler lezyon olan kavernom cerrahisi, diğer arterio venoz malformasyonlara göre belirli yerleşimli olanlar kolay ve risksiz bir cerrahi işlemdir. Kavernom cerrahisinde mortalite ve morbidite oldukça düşük olup, cerrahi başarı oldukça iyidir.

    Kavernom prognozu ve sonuç

    Şikayet veren gerek beyin gerekse omurulik kavernomların ameliyat sonrası prognozları oldukça iyidir. Sonuç olarak;

    1) Beyin kavernomlarında cerrahiyler hastalar; tekrarlı beyin kanaması önlenmekte, böylece hastalar hem kanamanın yapacağı zedelenmeden, hem de dirençli epilepsiden korunmaktadır.
    2) Özellikle omurilik yerleşimli kavernomlarda ameliyat sonrası tekrarlı omurilik kanamaları önlenmekte, böylece hasta için daha konforlu ve kaliteli yaşam sağlanmaktadır.
    3) Günümüzdeki beyin cerrahisi ameliyathanesindeki teknolojik gelişmeleri kullananan tecrübeli cerrahların yapacağı kavernom cerrahi tedavisi, emniyetli, güvenilir ve minimal invazif bir işlemdir.

  • Beyin damar yumakları ve tedavisi (avm)

    TANIM: Beyin damarların gelişimi esnasında, damar duvarının eksik gelişmesi sonrası atar damarlar ile toplardamarlar arasında bir yumaklaşmaya beyin arterio-venöz malformasyon (AVM) adı verilmektedir.

    AVM Genel özellikleri ve Görülme sıklığı

    Çocukluk beyin kanamaların en sık nedenidir,
    Erişkin yaştaki beyin kanamaların %5–10’dur,
    Beyin anevrizmalarının (balonlaşma) 1/10 teşkil eder,
    Genellikle 40 yaşına kadar beyin kanaması yaparken, 55 yaşın üzerinde kanama oranı azalır,
    AVM lerin % 90’ı beyinde görülürken, %10’u beyincikte görülür,
    Yıllık beyin kanama oranı %4’tür.

    AVM Klinik Şikâyetleri ve Bulguları

    Bir AVM li hasta gerek acil gerekse polikliniklere yukarıda sıralanan ana başlıklardan öeneğin geç epilepsi geçirerek başvurabildiği gibi acil bir küçük veya büyük beyin kanaması klinik bulgularıyla başvurabilir. Nadiren gizli veya belirgin beyin kanaması sonrası beyin omurilik suyu dolanımı engellenmesi ile beyinde su toplanması (hidrosefali) şikayetleri (yürüme bozukluğu, idrar tutamama, ve hafıza kaybı) başvurabilirler. Çocukluk yaşlarında ise doğuştan kalb yetmezliği şikayetleri ile çocuk poliklilinklere acil veya elektif olarak başvururlar. Sonuçta bir AVM li hasta 4 ana klinik başlıkta kendini gösterirler;

    1: Beyin kanaması,
    2: Havale (epilepsi),
    3: Beyinde su toplanması (hidrosefali),
    4: Bebeklerde kalp yetmezliği ile nörolojik acil veya polikiliniklere başvururlar.

    AVM Teşhisi

    Beyin damar hastalığı olan AVM’nin tanısında aşağıdaki tetkik yöntemleri kullanılmakatadır: Günümüzde AVM teşhisinde gelişmiş nöro-görüntüleme yöntemleri olan aşağıda sıralanan tetkik yöntemleri kombine veya ayrı ayrı kullanılmaktadır. Bunlar;

    1: Bilgisayarlı Tomografi (BT),
    2: Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi (BTA),
    3: MR Anjiografi (MRA),
    4: Dijital Serebral Anjiografi (DSA).

    AVM Tedavisi

    AVM tedavisi oldukça kompleks ve zor bir konu olup burada aşağıda sıralanan tedavi seçenekleri ya tek başına ya da kombine olacak şekilde her bir hasta üzerine ayrı ayrı değerlendirilir.Her bir tedavi şeklinin kendine has avantajları ve dezavantajları olup burada bireyselleşerek endikasyonları ve komplikasyonları iyi değerlendirmek gereklidir. Sonuç iyi huylu bir damar yumağında en iyi tedavi yöntemi hasta konforunu koruyan mümkünse lezyonu total elimine eden ve en önemliside nörolojik sekel bırakmadan yapılan tedavi şeklidir.

    1: Cerrahi tedavi,
    2: Gamma knife,
    3: Embolizasyon,
    4: Bu 3 tedavi seçeneğinin kombinasyonu
    5: Takip.

    BEYİN TÜMÖRLERİN AMELİYATINDA BİLGİSAYAR (NÖRONAVİGASYON) KULLANIMI

    BEYİN DAMAR YUMAKLARI VE TEDAVİSİ (AVM)

    DAR SPİNAL KANAL

    BEYİN ANEVRİZMALARI (BALONCUKLARI)

    SPİNAL TÜMÖR

    KAVERNOM (KAVERNÖZ ANJİOM)

    BEL FITIĞI VE CERRAHİ TEDAVİSİ

    BOYUN FITIĞI VE TEDAVİSİ

    BEYİN TÜMÖRLERİ VE TEDAVİSİ

    TRİGEMİNAL NEVRALJİ VE TEDAVİSİ

    EPİLEPSİ (SARA) CERRAHİSİ

    HEMİFASİAL SPAZM (YÜZ SEYİRMELERİ)

    BAŞ DÖNMELERİ VE DENGESİLİK

    Çocuklarda beyincik tümörü (medulloblastomlar)

    BEYİNCİK TÜMÖRLERİ (KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOMLAR)

    HANGİ BAŞ AĞRILARI DAHA TEHLİKELİDİR?

    BEYİNCİK SARKMASI

  • Beyin tümörlerin ameliyatında bilgisayar (nöronavigasyon) kullanımı

    Nöronavigasyon tanım: Yön bulma, yönlendirme anlamında kullanılmaktadır.

    Beyin cerrahisi ameliyatlarında çerçevesiz yönlendirme cihazları 1986 yılında kullanıma girmiş olup, günümüze kadar pek çok yenilikler göstermektedir. Nöronavigasyon bilgisayar teknolojisinin tarihçesinde 1950 yıllarında çerçeveli sistemlerden büyük ölçüde faydalanılmıştır. Günümüzde çerçeveli sterotaksik sistemler ise belirli santral sinir sistemi hastalıklarında (parkinson, distoni v.b) başarı ile kullanılmaktadır. Ancak bilgisayar yazılım programlarındaki gelişmeler çerçevesiz yönlendirme (Framless navigasyon) sistemlerinin gelişimine katkı sağlamıştır. Çerçevesiz yön bulma cihazı aslında bir uçak teknolojisinin modern tıbba yansımasıdır. Nöronavigasyon sistemi adeta bir otopilot gibi beyindeki planlanan bir hedefe, çok az bir yanılma payı ile 3 boyutlu olarak X,Y,Z koordinatlar temel fizik kuralı kullanılarak gidilmesidir. Nöronavigasyon bilgisayar sistemi yardımıyla beynin değişik bölgelerindeki hastalıklara (kavernom, beyin tümörü, apse v.b) ulaşmada çok önemli katkılar sağlamaktadır. Özellikle bu teknoloji, beynin kritik ve derin yerleşimli yerlerindeki hastalıklara ulaşmada daha fazla katkı sağlamaktadır.

    Nöronavigasyon beyin ameliyatında kullanımı

    Hastanın saçlı derisine, yüzey belirleyicileri veya lazer işaretleri kullanımı ile baş ve yüzün topografik anotomisi çıkarılmaktadır. Elde edilen veriler beyindeki hastalığın BT veya MR görüntüleri kullanılan bilgisayar yardımıyla planlanması yapılmaktadır. Sanal ortamda planlanan görüntülerin, gerçek ortama yansımasında saçlı deri kesisi, kemik pencere kaldırılması ve daha önemlisi beyin içerisinde varılacak hedef, 3 boyutlu olarak seçilmektedir. Bu planlama ve sanal işlem beyin ameliyatı yapılacak bölgeye ulaşmada büyük katkılar sağlamaktadır. Örneğin, ulaşılacak beyin hedefine en kısa, en doğru ve en emin yol seçilmektedir. Bu teknolojiyle kullanılarak yapılan beyin ameliyatının hastadaki kazanımları; daha az hastanede kalma, daha az kan kullanılması, daha kısa ameliyat süresi, en önemlisi de daha erken gündelik hayata dönebilmesidir. Diğer bir önemli avantajlar ise, beyindeki tümöre ulaşmada beyin dokusuna zarar vermede minimal riski olması ve cerrahın tümörü tamamınını çıkarılıp çıkarılmayacağı konsunu anlamada yardımcı olmasıdır.

    Nöronavigasyon ünitesinin ekipmanları

    1: Beyin navigasyonu,
    2: Omurga navigasyonu,
    3: 3 boyutlu ultrasonografi,
    4: Floroskopi,
    5: Beyin damarları anjiografisi,
    6: Amelitat mikroskop uyumu.

    Nöronavigasyon hangi beyin ameliyatlarında kullanılır?

    1) Beyin tümörü ameliyatında nöronavigasyon kullanımı avantajları

    1: Bu bilgisayar programı kullanımıyla beyin tümörü merkezleyen saçlı deri kesisi ve kemik pencere kaldırılması daha uygun ve daha küçük yapılmaktadır.
    2: Optimal ameliyat için tümör ile çevre beyin anotomisi üç boyutlu görüntülenmektedir.
    3: Yeni gelişen bilgisayar programları yardımıyla çerçevesiz biopsi kolu eşliğinde beynin derin ve zor yerlerindeki lezyonlardan teşhis amaçlı olarak biopsi yapılmaktadır.
    4: Beyindeki tümorün total olarak çıkarılıp çıkarılmadığı 3 boyutlu olarak anlaşılmaktadır.

    Tüm bu avantajları hastaların daha az kan kullanımı, daha az hastanede kalması, daha az ameliyat süresi ve daha az komplikasyon ve en önemlisi daha erken eski işine başlamasıdır

    2) Beynin damar hastalıklarında (AVM) nöronavigasyon kullanımı avantajları:

    1: Damar yumağının derinliği, çapı, komşu beyin anatomisiyle ilişkisini tanımlamada

    2: Cerrah ameliyat esnasında 3 boyutlu görüntülerle, beynin damar yumağının normal beyin anatomisi daha iyi tanımlayabilmektedir.

    3) Sara teşhis ve tedavisinde nöronavigasyon kullanım avatajları:

    Derin veya yüzeyel beyin elektrodları geleneksel yöntemlere nazaran daha güvenli ve doğru yerleştirilmektedir.
    Değişik sara ameliyat teknikleri (anterior temporal lobektomi, selektif amigdalohipokampektomi, kallozotomi) daha emniyetli ve daha güvenli yapılmaktadır.

    Sonuç olarak

    Bilgisayar teknolojisi (nöronavigasyon) beyin omurilik sinir cerrahisi ameliyatlarında kullanımının;

    1: Uygun saçlı deri kesileri ve kemik flebleri yapılmakta,
    2: Derin ve subkortikal yerleşimli beyin lezyonları daha doğru tanımlamakta,
    3. Ameliyat esnasında rezeksiyon genişliği eşzamanlı ve üç boyutlu olarak izlenmekte,
    4: Daha küçük ve iyi merkezli bir kemik pencere açılmakta,
    5: Daha az kan kullanılmakta,
    6: Ameliyat süresi daha kısalmakta,
    7: Ameliyat yarası daha hızlı iyileşmekte,
    8: Daha önemlisi hastanede yatış süresini kısalması yanında daha erken eski işine dönebilme gibi bir çok avantajları vardır.

  • Bebeğinizin beyin gelişimine yön verebilirsiniz

    Anne ve baba adayları gebelik süreci boyunca bebeklerini kucaklarına alacakları günün heyecanını yaşıyor. Bu tatlı heyecanın yanında, bebeklerinin dünyaya sağlıklı gelip gelmeyeceği endişeleri de doğuma kadar sürüyor. Diğer organlar gibi bebeklerin beyin gelişimi de anne karnında başlıyor.

    Gebeliğin ilk ayları çok önemli

    Anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir gelişiminin en önemli periyodu 4. ve 10. haftalar arasıdır. Bu dönemin ilk zamanlarında anne adayı gebeliğinin farkında olmayabilir. Diğer organlarla birlikte bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişiminin gerçekleştiği bu kritik zaman diliminde annenin kullandığı ilaçlar, beslenme durumu ve ruh sağlığı çok önemlidir.

    En iyi koruyucu folik asit

    Bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişimi gebeliğin ilk aylarında başlasa da gebelik boyunca sürmektedir. Anne ve babanın genetik durumundan doğuma kadar her koşul bebeğin sinirsel ve bedensel gelişimini etkileyebilmektedir. Gebelik öncesi ve gebelik süresince kullanılan folik asit, bebeği olası beyin hastalıkları ve omurilik rahatsızlıklarından koruyan en iyi vitamin olarak bilinmektedir. Folik asit eksikliğinde organ ve doku gelişiminde yetersiz kalınabilmektedir. Hatta hidrosefali ya da omurilik gelişim bozuklukları gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Gebelik planlı gerçekleşmişse önceden folik asit alımına başlamak daha faydalı olmaktadır. Böylece bebeğin gelişimi için gerekli olan folik asitin annenin vücudunda yeterli oranda bulunması sağlanmaktadır. Gebelikte hayati önem taşıyan folik asitin hekimlerce önerildiği durumlarda ve oranlarda kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

    Beslenmenizi ihmal etmeyin

    Gebelikte bebeğin gelişimi için folik asit tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun yanında sağlıklı ve çeşitli beslenme ile su alımına dikkat etmek gerekmektedir. Sadece belli vitamin ve minerallerin alımı yeterli görülmemelidir. Protein ve enerji içeren gıdalar ile taze meyve-sebze tüketmek bebeğin sağlıklı gelişimi adına önemlidir. Bunların yanı sıra ağır olmayan egzersizler ve ruh hali de bebeğin beyin gelişimde önemli etkenler arasında bulunmaktadır. Bu konularda mutlaka kadın hastalıkları ve doğum doktorlarından yardım alınmalıdır.

    Beyin gelişimi testlerle takip edilebilir

    Gebelik sırasındaki tüm testler bebeğin sinir sistemi ve beyni ile ilgili bilgi vermektedir. Sinir sisteminin normal gelişebilmesi için gebeliğin sağlıklı ilerlemesi çok önemlidir. Buradaki en önemli konu, bebekte kalıtsal hastalık olmamasıdır. Bununla ilgili gebelikte yapılan kan testleri ve ultrasonlar önem taşımaktadır. Gebeliğin 11-14. haftalarında yapılan ikili ve 16-18. haftasında yapılan üçlü testler bebeğin olası bir genetik problem taşımasındaki riski belirtmesi açısından önemlidir. Burada alınacak sonuçlarda riskli bir durum görülürse farklı testlerde yapılabilmektedir. Son zamanlarda gündeme gelen fetal DNA analizi de bu konuda adı geçen testlerden biridir. Bebeğin anne kanına geçen DNA’sının analiz edilerek bakılan bir testtir. Ayrıca bebeğin genetik yapısının çıkarıldığı amniyosentez, koryosentez ve koryok villüs biyopsisinin sonuçları da beyin gelişimi ile ilgili direkt ve önemli bilgiler vermektedir.

    Risk durumu MR ile tespit edilebilir

    Gebelik takibinde yapılan ultrason görüntülemeler bebeğin sinir ve beyin gelişimi için çok önemli bilgiler vermektedir. Beyinin temel yapısı ve ventrikül adı verilen beyindeki karıncıkların genişliğinin belirlenmesi için önemlidir. Ayrıca omurga bütünlüğü de ultrason görüntülemelerle az bir yanılma payı ile saptanabilmektedir. Gebeliğin 21-22. haftalarında yapılan ayrıntılı USG bebeğin sinirsel gelişimini göstermektedir. Riskli gebeliklerde çocukta bir sorun olduğu şüphesi varsa gebelikte MR çekilebilmektedir. Bu bebeğin sinirsel gelişimini daha net olarak göstermektedir. Ancak MR uygun hastalara uygun koşullarda çekilmesi durumunda faydalı olmaktadır.

    Beyin hastalıklarına erken cerrahi müdahale hayat kurtarıcıdır

    Bebeğin sinirsel gelişiminde sorun olabileceği düşünüldüğünde, aileyi karşılaşabilecek sorunlar hakkında bilgilendirmek gerekmektedir. Doğumdan hemen sonra bebeği değerlendirip, düzeltici cerrahi tedavi planlanacaksa kazançların ve risklerin aileye anlatılması gerekmektedir. Bebeklerde, omurilik kaynaklı kese ile doğum (meningosel, meningomyelosel) ve beyindeki su karıncıklarının gelişmesi olarak tanımlanan hidrosefali, en sık karşılaşılan sinir sistemi problemleridir. Bu problemlerin cerrahi olarak çözümü mümkündür ancak hastaları yakın takip etmek gerekmektedir. Tekrarlayan ameliyatlar gerekebilmektedir. Kese ile doğan bebeklerde ilk aşamada keseler kapatılmakta, ilerleyen zamanlarda omurga veya gergin omurilik için ek cerrahi düzeltmelerin yapılması gerekmektedir. Hidrosefali hastalarında beyindeki fazla suyun ince yumuşak hortumlarla karın boşluğuna aktarılması işleminin gerçekleştirildiği şant ameliyatı gerekmektedir. Yapılacak tedavilerin vakaya özel olduğu, her hasta için değişik bir yol seçilebileceği bilinmelidir.

  • Yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması

    Yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması

    Beyin içindeki atar damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması beyin kanaması olarak adlandırılır. Beyin kanaması olduğu zaman kafatası esnek olmayan bir yapı olduğu için beyin, içine dolan sıvının oluşturduğu basınç altında kalarak ezilir ve buna bağlı olarak farklı bulgular ortaya çıkar.

    Beynin içine olan kanama intraserebral kanama olarak adlandırılır. Bu tip kanamalar beynin içindeki küçük atardamarlardan biri yırtıldığı zaman beyin içine kanama şeklindedir. Bu kanamalarda kanamanın görüldüğü bölgedeki beyin dokusu üzerine bası yaparak beynin o bölgesinin kontrol ettiği beden bölgesinde işlev bozuklukları oluştururlar. Beyin içine olan kanamaların en sık rastlanan nedeni kontrol edilemeyen yüksek tansiyondur. Yüksek tansiyonun küçük damarlar üzerindeki yıllarca var olan ve kontrol edilemeyen etkisiyle damarlar zayıflarken yırtılmaya da yatkın hale gelirler. Bu tür beyin kanamalarından korunmanın en etkili yolu kan basıncını normal sınırlar içinde tutarak ani yükselmesini engellemektir.

    Beyin kanaması olduğunda bası etkisi olduğu için tanı konulurken hekimin yapacağı nörolojik muayenenin sonucunda bası yapan bir durumun olduğu anlaşılmaktadır. Muayene bulgularında ense sertliği, bedenin farklı bölgelerinde nörolojik bozuklukların bulunması ve göz dibi muayenesinde kanamanın görülmesi veya staz olması beyin kanaması tanısı koymaya büyük oranda yardımcı olur. Yapılan beyin BT veya beyin MRG’de intraserebral adını verdiğimiz beyin içine olan kanama görülürse tanı tam desteklenmiş olur ve acil tedavisi planlanır. Kanama nedeni olarak yüksek tansiyon değil de başka etkenler düşünülüyorsa ayırıcı tanıda beyin damarlarının anjiyografisi ile de anevrizmalar veya diğer damar bozuklukları gösterilebilir ve kanamanın yeri tam olarak saptanır.

    Beyin kanamasının tedavisinin amacı; öncelikle hayatı kurtarmak ardından da en iyi yaşam kalitesiyle yaşatmak adına nörolojik hasar bulgularını düzeltmek, kanamanın sebebini ortadan kaldırmak ve istenmeyen durumların gelişmesini önlemektir. Hasta komada ise öncelikle hastanın uygun pozisyonda yatırılması, hava yolunun açık tutulması, yaşam desteği sağlanması ve kafa içi basıncının azaltılması hedeflenmelidir.

    Eğer kişi komada değil de bilinci açıksa kesin yatak istirahati önerilir. Bu aşamada kafa içi basıncını artıracak her türlü etkinlikten kaçınmak adına aşağıya doğru eğilmek, gerinmek, aniden pozisyon değiştirmek ve benzer şeyler yasaklanır. Büyük abdestini yaparken ıkınma yoluyla kafa içi basıncının artmasının önlenmesi için de dışkı yumuşatıcıları ya da laksatifler kullanılabilir.

    Baş ağrısının giderilmesi için ağrı kesiciler ve anksiyolitikler gibi gerginlik azaltıcı ilaçlar kullanılabilir. Kan basıncı çok yüksekse bunu düşürmek için uygun ilaçlar kullanılmalı ve hasta havale (epilepsi nöbeti, sara) geçiriyorsa bunların önlenmesi için uygun ilaçlar başlanmalıdır. Kan damarlarında spazm olmasını önlemek için de hekim ilaç kullanabilir. Cerrahi tedaviye kanama büyükse ve ağır nörolojik hasar oluşturmuşsa ihtiyaç duyulur. Bu da ya kraniotomi yoluyla kafatası açılarak beyin içindeki kanamanın durdurulması ve boşaltılması sağlanarak bası ortadan kaldırılmalı varsa anevrizma klipsleme ameliyatı ile anevrizma kapatılmalı, ya da kasık atardamarlarından biri kullanılarak beynin içindeki damara endovasküler girişim ile müdahale edilmelidir.

    Beyin kanamalarını önlemenin en etkili yolu kan basıncını kontrol altına almak ve normal sınırlar içinde tutmaktır. Bunun için verilen ilaçların düzgün kullanılması, gerekiyorsa fazla kiloların verilmesi ve düzenli olarak egzersiz yapılması önemlidir. Önemsenmeyen, zaman zaman yükselen tansiyonunuz beyin içi kanamaya yol açarak ölümünüze veya felç kalmanıza yol açabilir. Biz hekimler öncelikle koruyucu hekimliğe önem vererek sizlerin hastalıklardan uzak, sağlıklı olmasını sağlamalıyız. Benim için önemli olan ayırıcı tanının iyi yapılması, vücudun bir bütün olarak düşünülüp değerlendirilmesi ve hastaların iyi bilinçlendirilmesidir.

  • Psikiyatriste mi yoksa beyin cerrahisi uzmanına mı gitmeliyim?

    Psikiyatriste mi yoksa beyin cerrahisi uzmanına mı gitmeliyim?

    Beynin ön bölgesi, kişiliği temsil ettiği için bu bölgedeki tümörler veya kronik subdural kanamalar adını verdiğimiz beyin kanamaları kişilik bozukluğuyla kendilerini gösterir. Bu nedenle beyin ve sinir cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi gereken hastalar yıllarca psikiyatri kliniklerine götürülmekte ya da yıllarca antidepresan ilaçlar kullanmaktadır.

    Kişilik bozukluğu bazen depresyon şeklinde görülebileceği gibi bazen de çok sakin bir kişinin agresifleşmesiyle ortaya çıkar. Ayrıca bir insanın her gün yaptığı bir şeyi unutmasıyla da açığa çıkabilir. Bazı kişilerde tümör veya subdural kanama belli bir büyüklüğe ulaşana kadar hiç belirti de vermeyebilir. Hatta baş ağrısı da yapmayabilir. Yaratacağı kişilik bozukluğu da, kişiden kişiye değişim gösterebilir.

    Beyinde oluşan tümörlerde veya kronik subdural kanama adını verdiğimiz genellikle yaşlılarda görülen beyin kanamalarında genellikle baş ağrısı, bulantı, kusma, kol veya bacakta kısmi felç ya da sara nöbeti gibi belirtiler olmaktadır. Bir psikiyatristin kendine sadece kişilik değişiklikleri ile getirilen bir hastadan bir taraf kol ve bacakta kuvvet kaybına bağlı olarak dengesizliği oluyorsa, konuşmada bozukluk veya aynı soruları unutup tekrar tekrar soruyorsa beyinde tümör, kronik subdural kanama adını verdiğimiz beyin kanaması olabileceği düşünülerek acilen beyin tomografisi veya beyin MRG istemesi gerekmektedir. Eğer yapılan tetkiklerde şüpheli bir şey varsa mutlaka beyin ve sinir cerrahisi uzmanından yardım istemelidir. Şüpheli bir görüntü yoksa ve normal rapor edilmişse psikiyatrist kendisi ile ilgili tedavisini planlamalıdır.

    Yaşlı bir hastada alkol ve aspirin gibi kanı sulandıran ilaç kullanımı, tekrarlayan kafa travmaları öyküsünün yanında bir taraf kol ve bacakta kuvvet kaybı ile birlikte kişilik değişikliği varsa beyinde kronik subdural kanama düşünülerek acilen beyin tomografisi veya beyin MRG istenmelidir. Eğer yapılan tetkiklerde beyinde kronik subdural kanama var ise acilen kanamayı boşaltıcı cerrahi planlanmalı, eğer tetkikler normal ise psikiyatri uzmanı ile birlikte nöroloji uzmanı da hastayı değerlendirerek uygun tedaviyi planlamalıdırlar.

    Hastada bu klinik bulgular eğer beyin tümörüne veya kronik subdural kanamaya bağlı olarak gelişmişse beyinde bası olduğu için hayati tehlikeyi gidermek adına acilen beyin ve sinir cerrahisi uzmanı müdahale etmeli ve gereksiz zaman kaybını önlemelidir. Biz hekimler, ayırıcı tanıyı iyi yapıp doğru tanıyı bir an önce koyarak hızla tedaviyi başlatmalıyız.

  • Her unutkanlık alzheimer  mı?

    Her unutkanlık alzheimer mı?

    Kişinin etkinliklerinde kısıtlılığa yol açan ve beynimizin en önemli işlevlerinden biri olan bellek bozukluğu sonucu ortaya çıkan bir sorun unutkanlık olarak adlandırılır. Yaşlılarda bunama hastalığının ilk bulgusu olabileceğinden dolayı özellikle ciddiye alınması gerekir. Yaşlanma ile kişilerde ılımlı bir unutkanlık olması normaldir, endişelenmeye gerek yok, “Yaşla-ilintili unutkanlık” ismi verilen bu durum ilerlemediği sürece herhangi bir hastalığa yol açmaz. Fakat bu tip hastaların periyodik olarak takip edilmesi gerekir, çünkü bu unutkanlık, eğer ilerleme gösteriyorsa, ciddi hastalıkların habercisi olabilir.

    Daha genç yaşlarda görülen unutkanlığın nedeni ise sıklıkla psikiyatrik sorunlardır. Günümüzde şehir ve çalışma hayatının getirdiği stres, depresyon beyin işlevlerinden dikkatin toplanması ve kontrol etmeyi bozarak unutkanlık yapar. Ayrıca bazı vitamin eksiklikleri, guatr hastalıkları, beyin tümörleri, beyin damarındaki tıkanmalar, beyin kanamaları, MS ve daha bir çok hastalık da kendisini unutkanlıkla gösterir. Unutmamamız gerekir ki devam eden bir unutkanlık tıbbi olarak araştırılmayı hak etmektedir.

    Yaşlılıktaki hangi unutkanlık durumlarında endişelenilmelidir?

    Yaşlılıktaki her türlü unutkanlık bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı, nörolog, psikiyatrist ve geriatrist tarafından görülüp değerlendirilmelidir.

    Unutkanlığı giderek artan, unutkanlık dışında yol bulamama, aritmetik yapamama, içe kapanma, canlı hayaller görme gibi ilave bulguları olan, ailesinde Alzheimer hastası olan, felç geçiren, ciddi kaza geçiren kişilerde unutkanlık daha ciddiye alınmalıdır. Bilinen bir nörolojik hastalığı olan (örnek olarak beyin damar hastalığı, Multipl Skleroz, epilepsi gibi) veya diğer tıbbi hastalıkları olan ( şeker hastalığı, kalp krizi, herhangi bir kanser gibi ) kişilerdeki unutkanlığın altında mevcut hastalıklar yatabildiğinden daha özenli ve ayrıntılı bir inceleme gerekir.
    Unutkanlık nasıl değerlendirilir?

    Öncelikle hekim, kişinin şikayetlerini dinler, tüm öyküsünü alır ve hastayı iyi bilen bir yakını ile konuştuktan sonra unutkanlığın günlük yaşamdaki etkisini anlar. Hastayı en iyi bilen yakını her zaman aileden birisi olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda bu kişi, bir komşu, evdeki bakıcı kadın, mahalledeki bakkal gibi başka birisi de olabilir.

    Ardından “nöropsikolojik testler” adı verilen ve kişi ile yüz yüze ona sorular sorma, çizimler yaptırma ve bazıları bilgisayar başında tuşlara basma şeklinde yaptırılan bir takım testler ile unutkanlığın tipi ve şiddeti ölçülür. Bu testlerin ardından hekim gerekli görürse beyin tomografisi, EEG, lomber ponksiyon, SPECT,PET, kan-idrar tetkikleri gibi ek tetkikleri isteyebilir. Beyin MRG incelemesi özellikle nadir rastlanan ama unutkanlığa yol açabilecek diğer nedenleri dışlamada oldukça etkindir. Bazı durumlarda B12 ve folik asit gibi basit vitamin eksiklikleri, guatr gibi hastalıklarda unutkanlık yapabileceğinden bunlara yönelik kan testleri de yapılmalıdır. Bütün tetkikler ile birlikte hekim bir klinik tanıyı koyar.

    Normal Basınçlı Hidrosefalisi olan hastalarda da unutkanlığın ön planda olduğunu unutmamalıyız ve mutlaka ayırıcı tanı yönünden daha sonra pişmanlıklar yaşamamak adına bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanından da görüş almalıyız.

    Alzheimer Hastalığı ve Unutkanlık

    Alzheimer hastalığı bunama yapan hastalıklar içinde en sık izlenen bozukluk olup ilk bulgusu unutkanlıktır. Zaman içinde bu unutkanlığa yön bulamama, giyinememe, idrar tutamama ve çeşitli davranış bozuklukları eklenir.

    Alzheimer hastalığı henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır ,yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş yavaş küçülür. Alzheimer hastalığı bulaşıcı bir hastalık veya kanser değildir.

    Bu hastalık için en önemli risk faktörü ileri yaşlı olmalarıdır. Günümüzde tüm dünyada hızla artmakta, 65 yaş ve üstü kişilerde sıklıkla görülmektedir. Alzheimer hastalığının görülme sıklığı yaş ile artmaktadır (65 yaş üstü 100 kişiden 8’inde Alzheimer hastalığı görülmektedir). Yaşlanma kaçınılmazdır. Günümüzde Türkiye’de 230 bin civarında Alzheimer hastası olduğu düşünülmektedir ve bu sayı ileride maalesef artacaktır. Genç nüfusun giderek yaşlanacağı bir ülke olarak Türkiye’de 30-40 yıl sonra bu hastalığın en önemli sağlık sorunu olacağını söyleyebiliriz. Mevcut tedavilerin erken dönemde etkili olmasından dolayı ve çeşitli koruyucu tedbirleri almak amacıyla hastalıkta ERKEN TANI çok önemlidir.
    Hastalık için en önemli risk faktörleri ise Yaş (değiştirilemez faktör), geçmişte depresyon (değiştirilebilir faktör), damar hastalıkları (Kalp krizi, tansiyon yüksekliği, kolestrol yüksekliği vb gibi) değiştirilebilir faktörler, geçmişte ciddi kafa travmaları, düşük eğitim düzeyi.
    Korunmak için ne yapmalıyız?

    Genel sağlımıza dikkat etmeliyiz.

    Sağlıklı yaşlanmalıyız.

    Tansiyon yüksekliği, kolestrol yüksekliği gibi kalp hastalığı riskleri bunama için de risk faktörü olduğundan kontrol altına aldırmalıyız.

    Zihinsel aktivite yapmalıyız. Bulmaca, su doku çözmeli, kitap okumalıyız.

    Düzenli yürüyüş yapmalıyız ve vücudumuzu zinde tutmalıyız.

    Düzenli beslenmeliyiz. Katı yağlar yerine sıvı yağlar tüketmeliyiz, daha çok yeşil sebzeli yiyecekler yemeliyiz.

    Özellikle depresyon gibi psikiyatrik hastalıklar varsa tedavi olmalıyız.

    Aşırı alkol tüketmemeliyiz.

    Sigara içmemeliyiz.

    Unutkanlık olduğunda “yaşlılıktandır” demeyip bir hekime başvurmalıyız.

    Normal Basınçlı Hidrosefalisi olan hastalarda da unutkanlığın ön planda olduğunu unutmamalıyız ve mutlaka ayırıcı tanı yönünden daha sonra pişmanlıklar yaşamamak adına bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanından da görüş almalıyız.

  • Hidrosefali, tanı ve tedavisi

    Hidrosefali, sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Bu sıvı beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltır, gün boyunca sürekli olarak yapılıp geri emildiği için beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olur, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenler. Bu sıvının aşırı birikimi beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjite bağlı olabileceği gibi; kalıtsal veya meningosel benzeri gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir, hatta yaşlılarda beyin omurilik sıvısının geri emiliminin azalması sonrasında da görülebilir.

    Hidrosefali Tanısı:

    Günümüzde çocukların çoğunda hidrosefali tanısı doğumda veya doğum öncesinde konulmaktadır. Doğumdan sonra ise ilk iki ay içinde başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması gibi bulgular; iki ay sonrasında yine başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler gibi bulgular ve daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir. Orta yaşlı erişkinlerde baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, bunama, görmede bozukluk; yaşlılarda ise iletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma gibi bulgular ön planda olabilir. Hastalardan Beyin Tomografisi(BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme(MR), Beyin Ultrasonografisi istenebilir.

    Hidrosefali Tedavisi:

    Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali tedavi edilebilir ve böylece beyin içindeki basıncın artması önlenmiş olur. Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa, tıkanıklığın nedenine (tümör, kist gibi) yönelik hidrosefali ameliyatı yapılabilir. Seçilmiş bir grup hastada ise sıvı dolaşımının düzeltilmesi endoskopik ameliyat yöntemiyle de gerçekleştirilebilmektedir. Hastaların çoğunluğunda ise cilt altından yerleştirilen “şant” adı verilen ince uzun, elastik, silikon bir boru ile sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı gerçekleştirilir. Sıvı akımının tek yönlü ve kontrollü bir hızda olabilmesi için kafa derisinin altında bu boru sisteminin “pompa” denilen bir parçası daha bulunur. Tanısı anne karnında iken konulmuş bebeklerde en sık uygulanan yöntem ise; bebeğin mümkün olduğunca erken dönemde doğurtulup ameliyatının yapılmasıdır.

    Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılır, cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir, çünkü şant çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında acilen değiştirilmesi gerekir.

    Şant pil gibi bir güç kaynağına ihtiyaç duymaz. Basınç ayarı dışardan yapılabilen ve manyetik alandan etkilenen tipte bir şant takılmışsa, hastaya manyetik rezonans(MR) tetkiki yapılmadan önce doktoruna danışmalıdır. Pompaya parmakla aşırı basmak bozulmasına neden olacaktır ve bebeklik döneminde bebeğin şantın olduğu tarafa yatırılması uygun değildir. Hastaların çoğunda şant ihtiyacı ömür boyu devam edecektir. Eğer; ameliyat yerinde ve şant hattı üzerinde kızarıklık ve hassasiyet; hastada huzursuzluk, bulantı, kusma, baş ağrısı, çift görme, ateş, karın ağrısı, havale geçirme gibi yakınmalar varsa hasta mutlaka hemen doktora başvurulmalıdır çünkü şanta bağlı sorunlar çok hızla, hatta bazen saatler içinde gelişebilir.