Etiket: Beyin

  • Nedir bu meninjiom (meningiom)?

    “Beyin tümörü tanısı almak tabi ki üzücü ve yıkıcı bir haber ancak biz beyin cerrahları bu Meninjiom adlı beyin tümörünü çok severiz. Sebebi, genelde beynin yüzeyinde, beyin dokusundan kolayca ayrılabilen ve çıkartılması diğer tümörlere nazaran daha kolay olan iyi huylu bir tümördür. Biz bu beyin zarından kaynaklanan tümörün tamamını çıkarabildiğimizde genelde tam bir şifa olur ve beyin tümörü nüksetmez. Yeter ki bu tümörü çok fazla büyüyüp beynin önemli yapılarını sarmadan erken teşhis edebilelim.”

    Peki belirtileri nelerdir?

    “Kalıcı ve uzun süren başağrılarını çoğumuz önemsemeyiz. Ancak Meninjiom yavaş büyüyen bir kitle olduğu için önce kendini sadece başağrısı ile gösterebilir. Tümörün yerleşim yerine göre epilepsi nöbetleri, vücudun bir kısmında uyuşma, güçsüzlük, felçler, görme kayıpları yaratabilir. Eğer erken teşhis edilemezse tümör büyür ve hayati yapılara olan basısından dolayı, kafa içi basıncını artırdığından dolayı maalesef ölüme bile neden olabilir. Nadiren de iyi huylu olarak bildiğimiz bu tümör daha kötü bir karakterde olup hızlı büyüyebilir.”

    Erken teşhisi nasıl yapılabilir?

    “Yavaş büyüdüğü için kireçlenebilen bu tümörler bazen bir röntgen görüntülemesi ile de ortaya çıkarılabilir ancak çoğu kere düz bir tomografi veya MR görüntülemesinde gözden de kaçabilir. En iyi tanı yöntemi damardan kontrast (boyar) madde verilerek çekilen MR görüntülemesidir.”

    Operasyon ne zaman ve nasıl yapılır?

    “Belli büyüklükleri aşmamış çok küçük meninjiomları ya takip ediyoruz ya da ışın tedavisi ile büyüme ihtimalini yok etmeye çalışıyoruz. Ancak tümör büyümeye devam ediyor, beyin dokusunda ciddi baskı yapıyor ve semptomlar fazla ise operasyonla çıkarmayı tercih ediyoruz. Operasyon giriş yolumuz ve yöntemimiz tümörün yerine göre değişmektedir. Bazı tümörleri çıkartmak için oldukça kolay ve kısa bir operasyon yeterli olurken, bazen mikroşirürji ile zahmetli operasyonlarda gerekebiliyor. Maltepe Tıp Fakültesinde gerekli yoğun bakım şartlarımız, ekibimiz, alet ve donanımımız bizim bu cerrahi mikroskoplarla kritik operasyonları yapmamıza olanak sağlıyor. Eğer tümör diğer yapılara yayılmışsa onlarında çıkarılması gerekebiliyor ama daha önce dediğimiz gibi sonuçlar genelde yüz güldürücü oluyor ve hastanın şifasıyla sonuçlanıyor. Önemli olan bu tömörün zamanında, erken saptanabilmesidir. Beyin tümörü tanısının insanları ne kadar korkuttuğunu, endişelendirdiğini biliyoruz. Meninjiom isimli bu tümörün diğer kötü huylu tümörler kadar korkunç olmadığını ve uygun tedaviyle hastanın normal yaşamına devam edebileceğini bilmesi önemlidir.”

    Doçent Doktor ALPER KARAOĞLAN

  • Santral sinir sistemi travmaları

    Ülkemizde oldukça sık rastlanan trafik kazalarının pek çoğunda ciddi santral sinir sistemi travmaları meydana gelmektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde de travma, çocuklarda, adölesanlarda ve genç erişkinlerde ölümlere ve sakatlıklara yolaçan sebeplerin başında gelir. Kazaların büyük bölümünü oluşturan motorlu araç kazaları, düşmeler ve darplar sonucunda beyin, omurilik ve bunların destekleyici yapılarında ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir.

    Kafa Travmaları

    Kafa Derisi Yaralanması:

    Kafa derisi yaralanması hemen tedavi edilmezse, kanamaya ve sonrasında şoka neden olabilir. Kanama genellikle kafa derisine basınçlı pansuman ya da klemp konulmasıyla kontrol altına alınabilir. Kafa derisindeki kesiler, mümkün olan en kısa zamanda kapatılmalıdır. Çökme kırıklarını veya delici kafatası yaralanmalarını örten kafa derisi laserasyonları ameliyathanede temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Basit kafa derisi kesileri, galea ve cilt tabakalarının yaklaştırılmasına özen gösterilerek, temizlenmeli bolca yıkanmalı ve primer olarak kapatılmalıdır. Galea tabakası iyi kapatılırsa, mükemmel bir kanama kontrolu sağlanır. Kafa derisi avülziyonları tipik olarak periost dışındaki diğer tüm tabakaları kapsar. Eğer avülziyon küçük çaptaysa, yara kenarlarını primer olarak kapatmak genellikle başarıyla sonuçlanır. Büyük skalp avülzyonlarında kopan dokular doğru şekilde muhafaza edildiği ve ameliyat gecikmediği takdirde mikroşirürjikal teknik uygulayarak, kopan parçanın dikilmesi, tercih edilen metodtur.
    Yaralı kafa derisi canlılığını kaybettiği ancak periost tabakasının intakt olduğu olgularda greftler ile defekt kapatılabilir. Bu gibi durumlarda periost ameliyat öncesi nemli tutulmalıdır. Dış kemik tabula kanlanmasını periosteal tabaka vasıtasıyla karşıladığından, periostun bulunmadığı veya disseke olduğu bir durumda, onarım daha güçtür. Her türlü kafa derisi kesilerinin bir beyin cerahı tarafından değerlendirilmesi uygundur.

    Kafatası Kırıkları

    Kafatası kırıkları; kırığın üzerindeki derinin sağlam olmasına (kapalı kırık) veya yırtılmış olmasına (açık veya compound kırık), tek bir kırık hatttının olmasına (lineer kırık), tek bir odaktan yayılan birçok kırık hattı bulunmasına (stellate kırık), ya da parçalı (comminuted kırık) ve/veya kırık hattı kenarlarının çevre sağlam kemiklerin seviyesinin altına inmiş olmasına (çökme-depresse kırık) veya olmamasına (non-depresse kırık) göre sınıflandırılır.
    Basit kafatası kırıkları (lineer, stellate veya parçalı non depresse) hiçbir özel tedavi gerektirmezler. Buna karşın, bunlar arteria meningia media veya dural venöz sinüsler gibi kafatası içindeki vasküler kanalları çaprazlarlarsa potansiyel tehlike oluştururlar. Bu yapılar yırtılırlarsa, epidural veya subdural bir hematom oluşabilir. Havayla temas halinde olması nedeniyle nazal sinüsler ya da mastoid hava hücrelerine uzanmış olan basit kafatası kırıkları da “açık kırık” olarak tanımlanır.
    Çökme kırıkları, içeri doğru batan kemik parçaların kaldırılması için çoğunlukla cerrahi müdahale gerekir. Hiçbir nörolojik bulgu yoksa ve kırık kapalıysa, elektif şartlarda cerrahi uygulanabilir. Ameliyat sırasında dura incelenmeli ve gerekirse tamir edilmelidir.
    Açık kafatası kırıkları da cerrahi müdahale gerektirir. Lineer ya da stellate non-depresse açık kırıklar tamamen temizlendikten sonra basitçe kapatılarak tedavi edilebilir. Alttaki kemikte ciddi biçimde yaralanma olan birleşik açık kırıklar etkili bir debridmanın gerçekleştirilebileceği ameliyathanede onarılmalıdır. Dura yırtıklarının gözden kaçmaması için dura dikkatlice incelenmelidir. Dura yırtıkları, enfeksiyon riskini azaltmak ve BOS sızıntısını önlemek için primer olarak veya fascia greftleriyle kapatılmalıdır. Alttaki dura ve/veya beyin dokusunun daha iyi görülmesinin gerekli olabileceği göz önüne alınarak, açık çökme kırıkları ameliyathanede kraniotomi için hazırlıklar tamamlandıktan sonra temizlenmeli ve kaldırılmalıdır.
    Kaide kırıklarında göz çevresinde (rakun gözleri belirtisi) veya kulak arkasında (yarasa belirtisi) morarma görülebilir. Bu klinik belirtiler daha sıklıkla ön fossa ve orta fossa kırıklarında izlenir. Bu tip kırıklarda, kranial sinirlerin çıkış delikleri kafa tabanında yer aldığı için izole kranial sinir lezyonları görülebilir. Fasial sinir sıklıkla laserasyon veya ödeme bağlı olarak kafa kaidesi kırıklarından en çok etkilenen sinirdir. Fasial sinir lezyonlarının büyük bölümü kendiliğinden düzelir ve herhangi bir tedavi gerektirmez. Diğer yandan, fasial sinirin tam kesileri genellikle cerrahi olarak explore edilirler, ancak cerrahinin zamanlaması tartışmalıdır.
    Rinore veya otorenin yani burundan ve kulaktan beyin sıvısı gelmesi eşlik ettiği olguların tedavi edilmesi beklenir. Travmatik BOS sızıntıları, tipik olarak ilk 7 ile 10 gün içinde durur. Ancak bu tedavinin mutlaka beyin cerrahi kliniğinde gözetim altında yapılması gerekmektedir.

    Beyin Laserasyonu ( ezilmesi):

    Beyin laserasyonu, kafaya alınan bir darbeye bağlı olarak deceleration, acceleration, rotasyon ya da bunların birleşimi sonucunda meydana gelir. İlk darbe sırasında, primer hasarı oluşturan nöronal ve aksonal yırtıklar meydana gelebilir. İntrakranial hematom, beyin ödemi, hipoksi, hipotansiyon, hidrosefalus ya da endokrin bozukluklar gibi, daha sonra ortaya çıkan herhangi bir komplikasyon, sekonder hasarı oluşturur.
    Hafif şiddetteki kafa travmasına genellikle primer beyin hasarı eşlik etmez ve nörolojik defisitler genellikle geçici bilinç kaybıyla sınırlıdır (concussion). Diğer taraftan orta ve ciddi kafa travmalarında, tipik olarak reversible ya da irreversible nörolojik defisitler görülebilir. Dahası, bu derecedeki bir travmaya genellikle sekonder beyin hasarı da eşlik eder.
    Birincil hasara yol açan darbeler intraparankimal kapillerleri, yüzeyel subdural köprü venlerini, veya epidural arter ve venleri yırtacak kadar şiddetli olabilir ve sonuçta kan extravaze olarak hematom oluşabilir. Vazodilatasyon ve kan-beyin bariyerinin bozulması sonucunda beyin ödemi görülebilir. Hipotansiyon ve hipoksiden kaynaklanan iskemi, hücre ölümü ve sitotoksik ödeme yol açabilir. BOS’un kanla karışması, BOS emiliminin bozulmasına ve hidrosefaliye neden olabilir. Uygunsuz Antidiuretik hormonun salınımı veya diabetes insipidius, sıvı ve elektrolit dengesini bozarak serebral ödemi daha da ağırlaştırabilir. Ayrı ayrı ya da birlikte, bu değişiklikler, ICP’nin yükselmesiyle sonuçlanabilir.
    Yükselen ICP serebral perfüzyon basıncını (CPP) azaltarak ikincil bir beyin hasarında rol oynar..
    Intrakranial hipertansiyon kafa travmalarında prognozu etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, serebral perfüzyon basıncı düştüğü zaman beyinde sekonder yaralanmayı önlemek için agresif tedavi uygulanması zorunludur. Eğer mümkünse kaza yerinde, hava yolu kontrolü ve hiperventilasyon kullanılarak erken müdahale yapılmalıdır.
    Hızlı klinik değerlendirme esastır. Her ne kadar tepki vermeyen ve koopere olmayan hastalarda kapsamlı bir nörolojik değerlendirme zor olsada travmalı hastalarda belli bazı özellikler kritik önem taşır.
    Başağrısı, letarji, ya da fokal nörolojik defisit görülmeyen hastalarda kafa travması sonucu sekonder bir komplikasyon gelişmesi pek olası değildir. Asemptomatik hastada görüntüleme incelemeleri genelde uygulanmaz. Buna karşı fokal nörolojik defisit olsun veya olmasın semptomatik hastalarda BT (bilgisayarlı tomografi) tetkiki yapılmalıdır.

    Omurilik Yaralanması

    Travmatik omurilik hasarı, omurga kırıkları, kırıklı çıkıkları, önceden dar kanalı olan olgularda hiperekstansiyon, intervertebral disk materyalinin kanal içine herniasyonu, ve ateşli silah ya da bıçaklanma gibi delici yaralanmalardan kaynaklanabilir. Nörolojik defisitler hafif ve geçici olabileceği gibi ciddi ve kalıcı da olabilir. Koma gelişsin veya gelişmesin, kafa travmalı ve multiple travmalı tüm olgularda omurga kırığından ve omurilik yaralanmasından şüphelenilmelidir. Başlangıçta omurganın stabil olmadığını varsayarak, dikkatli bir muayene ve tanısal incelemeler yapılıncaya dek hastayı düz bir yerde, sert bir boyunlukla immobil tutmak en iyisidir.
    Omurga veya omurilik zedelenmelerinde klinik bulgular; omurlarda hassaslık, ekstremitelerde kuvvet kaybı, uyuşma veya parestezi, solunum bozukluğu ve hipotansiyonu içerir. Spinal sinir köklerinin tutulumu ise ilgili myotom ve dermatomda motor ve duyu kaybı ile karakterize radikulopati şeklinde kendini gösterir .Omurilik tutulumu ise gelişen myelopatiye bağlı değişik ve çeşitli klinik bulgular verebilir.
    Tam bir lezyon tipik olarak motor ve duyu fonksiyonlarının yaralanma seviyesinin altında tamamen kaybedilmesi şeklinde görülür ve, omuriliğin anatomik ya da fizyolojik tam kesisinin bir göstergesidir. Akut kesiler lezyon seviyesinin altında arefleksia, flaksidite, anestezi ve otonomik paralizi ile karakterizedir. T5’in üzerindeki kesilerin hepsinde, sempatik vasküler tonusun kaybına bağlı gelişen arterial hipotansiyon değişmez bir bulgudur.
    Omuriliğin inkomplet lezyonları yaralanma seviyesinin altında ipsilateral motor fonksiyon ve pozisyon/vibrasyon duyusunun kaybıyla beraber, karşı vücut yarısında ağrı ve ısı duyusunun kaybı şeklinde kendini açıkça belli eden Brown Sequard sendromuna neden olabilir. Anatomik olarak bu durum, cordun yarı kesisi ile açıklanır. Santral cord sendromu üst ekstremitelerde iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybı ile alt ekstremitelerde bu fonksiyonların göreceli olarak korunması ile karakterizedir. Tipik olarak üst ekstremitelerin distali daha ciddi şekilde etkilenir, çünkü kortikospinal ve spinotalamik sistemlerin en medial kısımları bu bölgelerin liflerini taşır. Santral cord sendromu, kırık olsun olmasın, servikal hiperekstansiyon yaralanmasını takiben sıkça görülür. Anterior spinal arter sendromu; lezyon seviyesinin altında, pozisyon vibrasyon yüzeyel dokunma duyuları korunurken, iki taraflı motor fonksiyon ve ağrı ve ısı duyusunun kaybını içerir. Bu inkomplet lezyon, anterior spinal arterin zedelenmesi sonucu bu arterinin beslediği spinal kord bölgesindeki iskemiye bağlı olarak çift taraflı anterior ve lateral kolonları etkiler. Anterior spinal arter sendromunun en yaygın nedeni akut gelişen servikal disk hernisidir.
    Lomber spinal travma sonucunda cauda equina basısı belirtileri ve bulguları ortaya çıkabilir. Çeşitli şiddetlerde birçok lumbosakral radiokulopatiler kendini gösterebilir. Alt ekstremitelerde motor, duyu ve refleks fonksiyonları etkilenebilir. Çeşitli derecelerde kuvvet kaybı, duyu kaybı (tutulan köklerin spesifik dağlımındaki alanlarda bütün modaliteler) ve reflekslerde kayıp ya da azalma ortaya çıkar. Ciddi hasarlarda detrusor adalesi paralizisinden kaynaklanan mesane distansiyonu, anal sifinkterde flaksidite ve perineal duyu kaybı yaygındır.
    Gastrik distansiyon ile birlikte ileus yaygın olarak görülür, nasogastrik drenaj gerektirir. Benzer olarak, mesane distansiyonu, mesane ve pelvis tabanındaki kasların flaks olması nedeniyle görülür. Mesanenin boşaltılması, kalbe venöz dönüşü bozarak sistemik hipotansiyonun artmasına neden olabilecek inferior vena cava ve pelvik venlerde ciddi basınç oluşturan aşırı distansiyonu engelleyecektir.
    Omurilik yaralanması T5 seviyesinin üzerindeyse, kan basıncı genellikle düşüktür. Bu venöz göllenmenin artmasına ve venöz dönüşün azalmasına yol açan sempatetik sinir sisteminin denervasyonuna neden olur.
    Taşikardi, hipotansiyona karşı telafi edici yaygın bir cevaptır, fakat servikal spinal kord hasar gördüğü ve kalbin sempatik inputu kaybolduğunda bradikarda kaçınılmazdır. Hasta semptomatik olmadıkça ya da myokardial enfarktüs ya da yaşı veya diğer zayıf düşürücü hastalıklar nedeniyle felç riski taşımadıkça bu tip bradikardiye tedavi gerekmez.
    Hasta birkez hemodinamik dengeyi sağladığında omurga grafileri şarttır, fakat hasta sırt tahtası üzerinde sert boyun yakalığı içinde hareketsiz durmalıdır. Servikotorasik bağlantının iyi görüntülendiğinden emin olarak, standart grafiler çekilir .Koma halinde ve/veya birden fazla travması olan ciddi şekilde yaralanmış hastaların omurgasının tamamını gösteren iyi, net bir filmi çekilmelidir. Kırık bölgeleri BT ile hem aksial hem de sagittal görüntülerin ikisi de kullanılarak daha ayrıntılı incelenebilir. BT veya düz grafiler sonucunda hiçbir anormallik bulunmazsa ve nörolojik defisit spinal kordda seviye gösterir biçimde mevcutsa, travmatik intervertebral disk hernisi ya da spinal epidural hematom gibi diğer nedenleri belirlemede BT sonrası myelografi veya MRG kullanılmalıdır.

    Tedavinin amaçları omur dizilimini düzeltmek, hasar görmemiş nöral dokuyu korumak, hasar görmüş sinirsel dokuyu onarmak ve omurlarda kalıcı bir stabilizasyon sağlamaktır. Herhangi bir kırığın veya kaymanın düzeltilmesi ve sabitlenmesi bu amaçlarda önceliği almak zorundadır.
    Servikal bölgede dizilim bozukluğu nötral pozisyonda iskelet traksiyonu ile hemen hemen her zaman düzeltilebilir. Doğru dizilimden emin olmak için sık sık grafiler çekilir.

    Thorakal ve lomber omur kırığı olan hastalarda ilk olarak stabilizasyon ile tedaviye başlanır. Stabilizasyon servikal fraktürlere kıyasla çok sıkı değildir, fakat prensip olarak aynıdır. Bükme, germe, yana eğme ve rotasyonal hareketlerden sakınılırken hastalar hareket ettirilmeden yatakta düz bir halde tutulur. Tipik olarak nörolojik hasarlarıyla ilgili daha az sistemik komplikasyonları vardır ama yine de nörolojik iyileşmeyi sağlamak için uyanık olunması gereklidir.
    Omurilik hasarı olan hastalarda erken cerrahi uygulama endikasyonları şunlardır: kapalı yöntemlerle yeterli oranda düzeltilemeyen kırıklı/çıkık olguları; inkomplet lezyonu olan hastada nörolojik bozulma; myelografi ya da MRG ile gösterilen kanal içi kitle lezyonunun neden olduğu ciddi omurilik basısı ve BOS sızıntısı olan veya olmayan penetre bir yaralanma. Açık yaralanma, örneğin bıçaklanmalar ve ateşli silah yaralanmalarında tam bir kord hasarı olsa da olmasa da yara temizlenmeli ve kapatılmalıdır. Omurgayı stabilize etmek için erken ameliyat yapılması haklı bir nedendir. Çünkü bu, erken hareket ve rehabilitasyon imkanı sağlar. Omurga hasarının tabiatına ve instabilitenin derecesine bağlı olarak ya anterior ya da posterior yaklaşım uygulanabilir.
    Kapalı redüksiyon başarılıysa ve kırık stabil ise yeterli iyileşmeden emin olmak için en az 3 ay eksternal immobilizasyon gereklidir.
    Cerrahi redüksiyon ve/veya stabilizasyonun zorunlu olduğu durumlarda da yine eksternal immobilizasyon endikedir. Anterior ve posterior metal plaklama uygulamalarından sonra, sert boyun yakalığının yeterli olabilir .Thorakal ve Lomber bölgede ise yine en az 3 ay boyunca genellikle plastik vücut ceketi ya da plastik alçı tespiti gereklidir. Düz grafiler iyileşme süresi boyunca omurga dizilimi ve füzyon derecesini takipte kullanılır.
    Kazadan hemen sonra spinal kordun herhangi bir fonksiyonu korunmuş durumdaysa kord ve omurga ikincil hasardan etkilenmediği takdirde genellikle bazı fonksiyonlar geri kazanılır. Komplet kord lezyonu olan olgularda nadiren lezyon seviyesinin altındaki fonksiyonlar geri döner. Bu olgular için rehabilitasyon kendi bakımları ve mesleki uyumları doğrultusunda uygulanmaktadır Cilt bakımı ve tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonlarıyla ilgili uzun vadeli problemler erken ölüm sebepleridir.

  • Tıkayıcı damar hastalıkları

    Tıkayıcı beyindamar hastalıklar veya yol açtığı sonuç olarak strok, beyin dolaşımındaki herhangi bir patoloji sonucu sinir sistemi fonksiyonlarındaki anormallik olarak tanımlanabilir. Ölüme neden olan hastalıklar arasında 3. hatta bazı yazarlara göre 2. sırada yer alan, en sık uzun dönem sakatlığa yol açan bir hastalık grubudur. Strok veya daha geniş tanımlamayla serebrovasküler olay, beyin veya beyine giden kan damarlarını etkileyen herhangi bir olay nedeniyle genellikle akut ve fokal nörolojik rahatsızlıklara yol açan olayı tanımlar. Strok iskemik ve kanamalı olarak iki sınıfa ayrılır. İskemik strok bu hastalığın %80’ini oluşturur. İskemik strok, beyin damarı veya beyine giden bir damarın tıkanmasıyla beslediği beyin bölgesinde gerekli oksijen ve şekerin azalmasına ve fonksiyonlarının kaybına yol açar. Kanamalı strok ise beyin dokusu içi veya subaraknoid denilen beynin araknoid adı verilen zarlarının arasına olan kanama şeklindeki olayla, benzer hasara yol açar. Bu hastalığın bir çok nedeni vardır. Bunlar;

    – Büyük damar aterotrombotik tıkanma : Beyni besleyen büyük veya orta boy damarlardaki tıkanmadır. Bu tür tıkanma, karotis denilen beyne giden en büyük boyun damarlarında ateroskleroz denilen plağın büyümesi, damar duvarını daraltması, yerinden kopup beyne daha yakın veya beyin içerisindeki damarlarda bir tıkanma oluşturması gibi safhalardan oluşur. Hastaların yaklaşık %20’sinde bu neden bulunur.

    – Küçük damar laküner tıkanma : Hastaların %40’ı bu gruptandır. Beyin içerisindeki küçük damarlardaki tıkanmayla oluşur. Beyinde önemli yapılar olan, bazal ganglionlar, internal kapsül ve beyin sapı gibi derin yapılarda küçük enfarkt alanları oluşturur. Enfark sonrası oluşan alana da “lakün” adı verilir.

    – Kardiyoembolik tıkanma : Serebrovasküler tıkanmalar içinde %20’lik bir orandan sorumlu olan patolojidir. Daha çok orta boy beyin damarlarını ve beynin arka kısmını besleyen vertebrobaziler sistem denilen orta boy damarları tıkar. Yarısından fazlası atrial fibrilasyon denilen bir kalp hastalığı sonrası oluşur.

    – Diğer sebeplere bağlı tıkanma : %20’lik kısmı oluşturur. Damar disseksiyonu, Fibromuskuler displazi, Moya Moya gibi hastalıklar sayılabilir.

    Kan akımı sinir hücreleri için gereken kritik seviye altına inince, zincirleme bir biyokimyasal süreç başlar ve belli bir bölgedeki hücre ölümüyle sonuçlanır. Sonucunda klinik bulgular iskemi derecesine, etkilenen bölgenin hacmine, bu bölgenin fonksiyonel özelliklerine ve etkilenim süresine bağlı olarak değişebilir. Ancak başağrısı, hastaların %25’inde görülür ve en yaygın ortak bulgudur. Beyinin çok büyük bir bölgesini ilgilendiren bir iskemi (oksijensiz bölge) oluşursa, yaygın iskemi, küçük bir alanda oluşursa fokal iskemiden söz edilir. Tıkayıcı damar hastalıkları nedeniyle sıklıkla karşılaşılan 4 ana klinik tablo oluşur;

    1- Transient (geçici) iskemik atak (TİA) : 24 saatten az süren geçici nörolojik bozukluklar söz konusudur. Çoğunluğu 10-15 dakika sürer, bu nedenle tanı sadece hikayeye dayalı kalabilir. Başdönmesi, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu, tek taraflı görme bozukluğu ve bazen tek taraflı kuvvet kayıpları en çok oluşan bulgulardır. Bir kaç defadan fazla olan TİA ilerdeki tam bir strokun (%20-80 arası oranlar bildirilmiştir) habercisi olabilir.

    2- Geri dönüşlü iskemik nörolojik defisit : 24 saatten fazla sürüp, 3 haftadan önce bulguları tamamen düzelen klinik durumlar için kullanılır. Çoğunlukla kardiolojik kaynaklı emboli suçlanmaktadır. İleride tam stroke olma riski vardır.

    3- İlerleyici strok : Fokal iskemik bulguların dakikalar veya saatler içinde kötüleşmesi durumu için kullanılan terimdir. Başlangıçta etkilenen alanın genişlemesiyle oluşur. Bu durum genellikle 48 saat içinde tamamlanır. Beynin arka kısmını besleyen sistemde daha uzun sürebilir.

    4- Tamamlanmış strok : Stabilleşmiş iskemik nörolojik defisitler vardır. Embolik stroklar ani başlar, maksimum nörolojik bozukluk erken oluşup tamamlanır ve iyileşme saatler, günler veya aylar sürebilir. Bu tip hastalar çoğunlukla tamamlanmış strok ve defisitli bir şekilde uykudan uyanırlar.

    5- Genç erişkinde strok : Diabetik veya hipertansif olmayan 40 yaş altı bir insanda strok ihtimali çok azdır. Bu yaş grubu strokta en sık sebep kalbe ait embolidir. Ancak kokain başta olmak üzere uyuşturucu kullanımı, arterial disseksiyon, fibromuskuler displazi ve koagülasyon bozuklukları akla nadir de olsa gelmelidir.

    Erken tanı konulması çok önemlidir. Bu hastalıkla karışacak diğer hastalıkların ekarte edilmesi gerekir. Bunlar, beyin tümörleri, abse-ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, nöbet sonrası durum (postiktal durum), travma, subdural hematom, histeri, kontüzyon, şeker yüksekliği, şeker düşüklüğü, kalple ilgili fonksiyon bozuklukları gibi hastalıklardır. Tanı koymak için çeşitli kan tahlilleri, beyin tomografisi, beyin MRI’ı, doppler USG’ler, MRI anjiografi, gibi tekikler yapılır.
    Tedavi için ilk başta, akut strokun acil tedavisi gerekir,uzun dönemde ise, şeker hastalığı, hipertansiyon, atrial fibrilasyon, kolesterol yüksekliği, sigara-alkol aşırı tüketimi ve fiziksel inaktivite gibi faktörlerin elimine edilmesi önerilmektedir. Bunun dışında altta yatan sebeplerin tedavisi, önleyici tedavi, cerrahi ve endovasküler cerrahi tedaviler uygulanabilir. Herhangi bir kolda veya bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar oluşmuş ise fizik tedavi ve rahabilitasyon tedavileride uygulanabilir.

  • Beyin tümörleri!!

    Vücut çok çeşitli, ayrı ayrı görevleri olan hücrelerden yapılmıştır. Bu hücrelerin çok büyük bir kısmı hayatımız boyunca büyür ve ölürler. Ölenlerin yerine diğer hücrelerin bölünmesi ile yenileri gelir. Bu şekilde vücudun sağlıklı kalması ve görevlerini doğru şekilde yapması sağlanır. Hücrelerin yenilenirken bölünmeleri milyonlarca yıllık evrim sonucunda çok sıkı kurallara bağlanmıştır ve çoğu zaman bir insanın hayatı boyunca sorunsuzca işlemektedir. Ancak hastalıklar, kalıtımsal etkenler ve vücudun çevreden maruz kaldığı etkenler sonucunda hücrelerin doğru fonksiyon görmesi bozulur ve hücreler büyüme kontrolünü kaybederek çok sık, hızlı ve olması gerekenden fazla sayıda bölünmeye başlarlar. Bu bozuk hücreler tümör denilen yanlış çalışan hücre topluluklarını oluştururlar. Aynı durum beyin ve sinir sisteminin diğer hücreleri içinde geçerlidir. Her yıl yaklaşık 16.000 insanda beyin tümörü saptanmaktadır.


    Tümörler iyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign) olarak iki ana guruba ayrılırlar. İyi huylu tümörler kanser hücreleri içermeyen gruptur. Genellikle çıkartılabilirler, tekrarlamazlar ve etraftaki normal çalışan dokulara yayılıp onların fonksiyonlarını bozmazlar. İyi huylu beyin tümörlerinin iyi sınırları vardır ve cerrahi ile çıkartılabilirler. Ancak beyin içindeki diğer normal dokulara bası yaparak onların normal çalışmasını engelleyebilirler.
    Kötü huylu beyin tümörleri kanser hücreleri içermektedir. Hayatı tehdit ederler. Hızlı büyürler ve etraf normal dokulara yayılarak onların fonksiyon görmesini de engellerler. Genellikle tıpkı ağaçlar gibi etrafa kök salarak beslenmeleri için gerekli olan maddeleri sağlıklı beyin dokusundan çalarak ayakta kalırlar.
    Santral sinir sitemi, özellikle de beyin çok sıkı korunan kapalı bir kutunun (kafatası) içinde olduğundan basınç değişikliklerine çok hassastır. Bu nedenle bazı iyi huylu tümörler de kanser hücresi içermemelerine rağmen önemli yapılara baskı yaparak hayati tehlikeye neden olabilirler.
    Beyin dokusundan kaynaklanan tümörlere birincil (primer) beyin tümörü denilir. İkincil (sekonder) beyin tümörü ise beyin dışı bir kanserin beyne yayılması ile oluşur. Beyin tümörleri kaynak aldıkları dokunun tipine göre adlandırılırlar. En sık görülen birincil beyin tümörü gliomlardır. Bunlar beynin sinir dışı destek hücrelerinden kaynaklanır.

    Aşağıda sık karşılaşılan beyin tümörleri hakkında çok kısa bilgi verilmiştir.

    – Astrositomlar : Astrosit denilen küçük, yıldız şekilli hücrelerden kaynaklanırlar . Beyin, beyincik, omurilikte görülebilirler. Erişkinlerde genelde beyin yarım kürelerinde yerleşirlerken, çocuklarda daha çok beyin sapında görülürler. Evreleme sistemine göre 1. evredeki tümöre pilositik astrositom, 2.evredeki tümöre diffüz astrositom, 3. evredeki tümöre anaplastik astrositom, 4. evredeki tümöre glioblastome multiforme denilir. 1. ve 2. evre tümörlere düşük gradeli, diğerlerine ise yüksek gradeli tümörler denilir.

    – Epandimomlar : Genellikle beynin ventrikül denilen boşluklarının duvarını döşeyen hücrelerden gelişirler. Omurilikte de görülebilirler. Her yaşta oluşabilseler de genellikle çocukluk ve genç erişkin çağında görülürler. Primer beyin tümörlerinin %2-9’unu oluştururlar. Beyin omurilik sıvısı içerisinde yayılım gösterebilirler. Küçük yaşta klinik bulgu veren ependimomların daha kötü gidiş gösterdiği kabul edilmektedir.

    – Oligodendrogliomlar: Sinir hücrelerinin uzantılarının korunmasından sorumlu myelin denilen yağ katmanını üreten hücrelerden kaynaklanır. Yavaş büyürler ve etraf dokulara yayılmazlar. Orta yaşlarda daha sık görülen ender tümörlerdir. Primer beyin tümörlerinin %4-5’ini oluştururlar. Bu tümörlerin önemli bir özelliği morfolojik ve radyolojik olarak değişik derecelerde kalsifikasyon göstermesidir.

    – Medullablastomlar : Son çalışmalarda bu tümörlerin doğumdan sonra vücutta kalmaması gereken primitif (gelişen) sinir hücrelerinden kaynaklandığı gösterilmiştir. Bu nedenle medullablastomlar Primitif Nöro Ektodermal (PNET) olarak da adlandırılırlar. Çoğunlukla beyincikte gelişirler. Genellikle çocukluk çağı tümörleridir ve erkeklerde daha fazla görülürler. Primer beyin tümörlerinin %4-10’unu oluştururlar. 20 yaş altında görülen beyin tümörlerinin ise %15-20’sini oluştururlar.

    – Menengiomlar : Meninks denilen beyin zarlarından gelişir. Yavaş büyüyen ve genellikle etraf dokulara yayılmayan tümörler olduğu için beyin dokusu bu tümörlerin varlığına uyum sağlayabilir ve büyük boyutlara ulaşana kadar fark edilmeden kalabilirler. Genellikle 30-50 yaşlarında kadınlarda görülürler. %95 den fazlası iyi huyludur. Beyin tümörlerinin %15’ini oluştururlar.

    – Kraniofarengiomlar : Hipofiz bezinin yerleştiği bölgede gelişirler. Genellikle iyi huyludurlar ancak bazen etraf dokulara fazla zarar verdiklerinden kötü huylu olarak adlandırılırlar. Çocuk ve gençlerde daha sıktırlar.

    – Pineal bölge tümörleri : Pineal bezinin yerleşim yerinde görülürler. Beynin ortasında, derinde yerleşimli küçük bir organdır. Yavaş ve hızlı büyüyen iki tipi vardır. Çocukluk yaşta görülen beyin tümörlerinin %3-8’ini, erişkin yaşta ise %1’inden daha azını oluştururlar. Bu bölge tümörlerinin yaklaşık %80’i malign karakterdedir.

    – Beyin sapı tümörleri: Çocuklarda daha çok görülen yaygın tümörlerdir. Çocuklarda görülme oranı %10-20’yi bulmaktadır. Görülme yaşı ortalama 3-9’dur. Beyin sapı tümörleri arasında gliomlar özellikli bir grubu oluştururlar ve 4 gruba ayrılırlar. Diffüz, servikomedüller, fokal, dorsal ekzofitik tümörler olmak üzere. Diffüz tümörlerin hepsi maligndir.

    – Köşe Tümörleri : Beyincik ve beyin sapının birleşim noktasına köşe denilmektedir. Her ne kadar bu bölgede çeşitli tümör tipleri görülebilse de köşe tümörü denilince akla gelen ilk tümör tipi sekizinci kafa siniri, işitme ve dengeden sorumlu vestibular sinirin kılıf tümörü, schwannomlardır. İyi huylu, yavaş büyüyen tümörlerdir. İşitme ve denge sinirine bası yaparak duyma ve denge problemlerine neden olurlar. Eğer tümör daha fazla büyürse yüzün duyusunu alan sinire bası yaparak yüzde uyuşmaya neden olabilir. Daha da büyüyen tümörler yüz felcine ve hatta beyin sapına bası yaparak hayati tehlikeye neden olabilirler. Genellikle tek taraflı olarak görülen bu tümörler nörofibromatosiz tip 2 denilen kalıtsal bir hastalıkla beraber iki taraflı olarak görülebilirler. Tek taraflı olan tipi beyin tümörlerinin %8’ini oluşturmaktadırlar. Her yıl 100.000 kişiden birinde bu tümör görülmektedir. Erken tanı ciddi sorunlar çıkartmadan tedavi edilebilmesi için anahtar rol oynar. Hastaların %70 inde ilk şikayet işitme kaybıdır. Baş dönmesi, baş ağrısı, çınlama da görülen şikayetlerdir. Daha büyük tümörü olan hastalarda yüz felci, çift görme, yutma güçlüğü, yüzde ağrı ya da uyuşma görülebilecek diğer şikayetlerdir.İşitme kaybının derecesini saptamak için özel testler yapılmaktadır. Tanıdan şüphelenildiği durumlarda MR çekilerek tanı netleştirilir.

    – Metastatik Tümörler : Metastaz bir kanserin yayılmasıdır. Vücudun başka bir organındaki bir kanser yayılarak beyne ulaşırsa buna ikincil beyin tümörü denir. Beyine yayılmış kanser orijinal kanserin aynısıdır ve aynı şekilde isimlendirilir. Örneğin akciğer kanseri beyne yayılırsa buna metastatik akciğer kanseri denilir. Çünkü beyindeki metastatik tümörün hücreleri akciğer hücrelerine benzer, beyin hücrelerine değil. İkincil beyin tümörlerinde tedavi kanserin başlama yerine, yayılımının derecesine, hastanın yaşına o anki sağlık durumuna ve ilk hastalığı için uygulanan tedaviye verdiği yanıta göre değişir.

    Beyin Tümörlerinin Tedavisi

    Tedavi seçimini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar tipi, yerleşim yeri, büyüklüğü ve hastanın durumudur. Çocuklar ve erişkinlerdeki seçenekler birbirinden farklıdır. Her hasta için ona özgü bir tedavi planı seçilir.
    Beyin tümörleri cerrahi, radyasyon ve ilaçla tedavi edilebilirler. Hastanın ihtiyaçlarına göre birçok yöntem bir arada kullanılabilir. Hastanın tedavisi genellikle bir ekip tarafından yürütülür. Bu ekipte beyin cerrahı, tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğu bulunur. Bunların yanı sıra fizik tedavi uzmanı ve konuşma terapisti de ekibe katılabilir.
    Birçok beyin tümöründe cerrahi ilk tedavi seçeneğidir. Mümkünse cerrah tümörün tamamını çıkartır. Ancak eğer etraf sağlam dokuya zarar vermeden tümörün tamamı çıkartılamıyorsa doktor tümörün mümkün olan kısmını çıkartır. Kısmi çıkarma kafa içi basıncını azaltacağı için hastanın şikâyetlerinin azalmasına ve radyasyon veya ilaçla hedeflenecek tümör dokusunun azalmasına yardımcı olur.
    Bazı vakalarda tümör çıkartılamaz. Böyle durumlarda cerrah sadece biyopsi yapar ve tümörün küçük bir kısmını çıkartır. Çıkan kısım patolojiye yollanır ve mikroskop altında incelenerek kesin tipi öğrenilir. Bu tedavinin şekillendirilmesinde önemli bir bilgi kaynağıdır. Biyopsi açık cerrahi ile yapılabildiği gibi genel durumu buna izin vermeyen hastalarda özel sistemler kullanılarak bir iğneyle de yapılabilir. Doktor hastanın başına özel bir çerçeve (Frame) takarak MR ve/veya BT görüntüleri alır. Bu şekilde tümör dokusunun kafa içindeki kesin yerleşim yeri koordinatları ile belirlenir. Bu bilgilerle kafa tasına küçük bir delik açılarak biyopsi iğnesi doğrudan tümöre hedeflenir ve biyopsi alınır. Bu tekniğe stereotaksi denilir.
    Radyasyon tedavisi (radyoterapi) çeşitli şekillerde uygulanabilir. Radyasyonun tüm kafaya büyük bir makine aracılığı ile verildiği yöntemde hastalar haftanın 5 gününde birkaç hafta süreyle ışınlanır. Tedavinin süresi tümörün tipine ve boyutuna göre belirlenir. Tedavinin bu şekilde parça parça yapılmasındaki amaç normal dokuların göreceği zararı azaltmaktır. Radyasyon özel maddelerin cerrahi ile doğrudan tümör içine konulması yolu ile de uygulanabilir. Konulan maddenin radyoaktif özelliklerine göre ya kısa süreli uygulama yapılır ya da madde kalıcı olarak beyinde bırakılır.
    Stereotaktik radyocerrahi tedavideki diğer bir seçenektir. Tedavi tek seansta yapılır. Bir çok açıdan yüksek doz radyasyon sadece tümör dokusuna yönlendirilir. Bu şekilde normal beyin dokusuna zarar verilmez. Bu yönteme GAMMA KNIFE RADYOCERRAHİSİ denilir. Daha kısa sürede daha etkili, daha doğru bir tedavi yöntemi sağlar. Bu yöntemde tümör boyutlarının üç santimetreden küçük olması gerekmektedir.
    Kemoterapi kanser hücrelerini öldürmek için ilaç kullanılmasıdır. Tek bir ilaçla veya birçok ilacın çeşitli dozlarda birleşimi ile uygulanabilir. Tedavi ağızdan veya damardan olabileceği gibi doğrudan omurga içindeki beyin omurilik sıvısına verilerek de yapılabilir.
    Bu tedavi şekillerinden birisi ile tedavisi yapılan hastalar, süresi doktorlar tarafından belirlenen ve ilk başlarda daha sık; sonra araları açılan kontrollere gelirler. Kontroller sırasında BT veya MR görüntüleri ile tümördeki değişimler takip edilir, hastaların tam bir muayenesi yapılır. Gerek görülürse ilaç tedavileri düzenlenir.
    Kaynaklar

    1- Gazi Ünv. Tıp Fak. Gamma Knıfe Ünitesi Web Sayfası
    2- Türk Nöroşirürji Derneği Yayınları Temel Nöroşirürji Kitabı

  • Araknoid kist nedir? Nasıl teşhis edilir?

    Araknoid kist nedir? Nasıl teşhis edilir?

    ÇOCUĞUMDA ARAKNOİD KİST VAR. NE YAPMALIYIM?

    Beyin araknoid adı verilen örümcek ağına benzeyen bir zar ile kaplanmıştır. Beyin omurilik sıvısı (BOS) denilen sıvı beyinde bulunmakta olup araknoid zar çift hale gelir veya bir yerinden yırtılırsa içi BOS ile dolar ve bura araknoid kist denilir.
    Genellikle gelişimseldir ( anne karnında iken olan değişiklikler sonrasında olur). Nadiren travma veya kanama sonrası da görülebilir. En sık rastlanılan yerleşim yeri beynin ön ve taban kısmı olan sylvian fissür denilen temporal ile frontal loplar arasında olan doğal yarıktadır. Fakat beyin yüzeyinin veya yarıklarının her yerinde olabilir.
    Klinik bulguların varlığı veya yokluğu genellikle beynin hangi tarafında araknoid kist olduğuna bağlıdır. Genellikle herhangi bir problem yaratmaz ve başka bir sebep ile yapılan CT veya MRI da tesadüfen görülürler.
    Eğer büyümeye devam ederse beynin o bölümüne bası yapar ve çalışmasını etkileyerek felçlik benzeri tablo yapabilir. Bazen de baş ağrısı olabileceği gibi nadiren epilepsi nöbetine de neden olabilir.

    NASIL TEŞHİS EDİLİR?
    Genellikle ilk yapılan test BBT (Bilgisayarlı Beyin Tomografisi) olup X ışını kullanılarak görüntü elde edilir ve sıvı siyah olarak görülür. MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme) ise daha sonra tanıyı kesinleştirmek için yapılan testtir burada manyetik alan kullanılır X ışını kullanılmaz.
    Araknoid kist bulunduğunda BBT ile sizi beyin cerrahi veya nöroloji ( yaşa göre erişkin veya çocuk nöroloji ) uzmanının değerlendirmesi gerekmektedir. Vakaların çoğunda kistin büyüyüp büyümediğinin ve/veya epilepsi nöbeti gibi klinik bulgu verip vermediğinin takibi yapılır. Bunlardan başka bir şey yapılmaz. Eğer araknoid kist ile bir bulgunuz varsa o zaman cerrahi düşünülebilir. Cerrahi her zaman gerekmez. Beyinde araknoid kisti olup da beraberinde epilepsi nöbeti geçirenin bu epilepsi nöbetinin araknoid kiste bağlı olup olmadığını mutlaka nöroloji uzmanının yapacağı EEG gibi testlerle değerlendirmek gerekir. Testler eğer araknoid kiste bağlı olduğunu destekliyorsa cerrahi yapılmalıdır. Genelde Tip 1 araknoid kistlere cerrahi uygulanmaz, takip edilir. Tip 2 ve Tip 3 araknoid kistler ise klinik bulgu ile birlikte değerlendirilirler.
    Eğer cerrahi gerekiyorsa hangi tip cerrahi yapılmalıdır?
    İki çeşit cerrahi alternatif vardır. Hangisinin sizin için uygun olacağını cerrah belirleyecektir, bu karar birçok faktöre bağlıdır. Burada amaç kistin boşaltılması veya bir yere ağızlaştırılmasıdır.
    Ameliyatta ya kiste girilip kisti diğer araknoid boşluklara ağızlaştırılır yada kist bir şant yardımı ile periton denilen karındaki boşluğa ağızlaştırılır.
    Araknoid kist büyüyebilir mi?
    Nadiren de olsa EVET bu kistlerin büyüyebilir fakat büyümeleri genellikle yavaş olur. Kistin büyüyüp normal sıvı akımını kesintiye uğratmasından korkulur. Eğer böyle olursa cerrahi önerilir. Kistin büyüyüp büyümediği düzenli aralıklarla tanıyı koyan hekiminizin bilgisi dahilinde beyin MRG çektirilerek yapılmalıdır. Her semptom hemen araknoid kist ile ilişkilendirilmemeli ve mutlaka yaşa göre erişkin veya çocuk nöroloji uzmanı ile birlikte değerlendirilip karar verilmelidir.
    Lütfen hekiminizin önerilerini dikkate alın.

  • Chiari tip1 malformasyonu

    Chiari tip1 malformasyonu

    Primer serebellar ektopi olarak da adlandırılır. Serebellar tonsiller foramen magnum düzeyinden 3mm’ den daha fazla üst servikal spinal kanala herniye olmuştur. Bu aşağı kayma omurilik ile kafa içi arasındaki BOS dolaşımını tıkar. Bu sayede syringomyeli yada hidromyeli denilen omurilik içindeki sıvı birikmesine neden olabilir.

    Genel nüfusdaki hastalığın görülme sıklığı binde 1’in altındadır. Olguların birçoğunda şikayet yada bulgu olmadığı gibi genellikle başka bir sebepten dolayı o bölgeyi gösteren MRI çekilmesi sonucunda tesadüfen ortaya çıkar.
    Bu aşağı kayma omurilik ile kafa içi arasındaki BOS dolaşımını tıkar. Bu sayede syringomyeli yada hidromyeli denilen omurilik içindeki sıvı birikmesine neden olabilir.
    Chiari tip 1 olgularının % 30 ila 50 kadarında kafa tabanı gelişim anomalisi eşlik etmektedir. Skolyoz ve hidromyeli olan hastaların % 16-80’inde olabilir ve özellikle çocuklarda olur
    Şikayet ve bulgular
    Chiari 1 malformasyonu olan birçok hastada herhangi bir şikayet yoktur. Bunun yanında aşağıdaki şikayetlerin biri yada birkaçı beraber olabilir. Şikayetlerin bazıları syrinks (omurilik içinde içi sıvı dolu kavite olması) gelişmesi ile ilgilidir; şiddetli baş be boyun ağrısı, ensede olan ve öksürme, aksırma ve ıkınma ile artış gösteren ağrı olması, kollarda ağrı ve ısı duyusunun kaybı (syrinks kavitesi olanlarda görülür), kas gücünün ellerde ve kollarda kaybolması (syrinks kavitesi olanlarda görülür), düşme atakları ve kas güçsüzlüğü nedeniyle yere kapaklanma, spastisite, baş dönmesi, denge problemleri,çift yada bulanık görme, parlak ışıklara karşı artmış duyarlılık
    Teşhis
    Chiari malformasyonu tanısı için yapılacak birçok test vardır.
    Beyin Sapı Uyarılmış Yanıtları (BAEP): İşitme sisteminin bayin sapı bağlantısı dahil kontrolü için yapılan elektriksel bir testtir. Beyin sapının uygun çalışıp çalışmadığı ortaya konulmuş olur.
    Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT): X ışınları kullanılarak ele edilen verilerin bilgisayarda şekillendirilmesi ile elde edilen görüntülerden oluşmaktadır. Kafa tasının içini ve kemik yapıları iyi gösterir
    Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): Tam anatomik görüntü elde etmek için önemlidir ve manyetik alan kullandığı için yan etkisi de yoktur. Beyin, beyincik, beyin sapı ve omurilik görüntülenerek Chiari I malformasyonunun tanısı ve eşlik eden ek anomalinin varlığı hakkında bilgi sahibi olunabilir.
    Somatosensorial uyarılmış yanıtlar (SSEP): Uyarı vererek uyarının beyin omurilik ve sinirlerden geçişi kontrol edilip fonksiyonu hakkında bilgi verir.
    Tedavi
    Şikayet yapmayan Chari I malformasyonlarına cerrahi uygulanmamalıdır. Burada profilaktik cerrahi uygun değildir. Her ensesinde ağrı olan veya baş dönmesi, düşme atakları olanda Beyin MRG’de Chiari I Malformasyonu saptandı diye ameliyat edilmemeli. BAEP ve SSEP gibi testlerle nöroloji uzmanı ile birlikte değerlendirilerek diğer ensede ağrı yapan, baş dönmesi ve düşme ataklarına neden olanlar ayırt edildikten sonra cerrahisi düşünülebilir. Eğer hastalık şikayet yapıyor ya da syrinks varsa ilerlemesini durdurmak için cerrahi yapılmalıdır.
    Cerrahi
    Cerrahinin amacı şikayetleri azaltmak yada syrinks veya şikayetlerin artmasını durdurmaktır. Chiari I malformasyonunda cerrahi tedavide sadece posterior fossa kemik yapısı ve ligamentler çıkarılır, kemik ligament ve duranın açılıp duraya yama yapılır. En son tedavi yöntemi ise kemik ligament çıkarılması, duranın açılması ve serebellar yapışıklıkların temizlendikten sonra duranın yama ile kapatılması şeklindedir.

  • Epilepsi (sara hastalığı)

    Epilepsi (sara hastalığı)

    Her yaşta görülebilen epilepsi nüfusun yaklaşık olarak binde 5’ini etkiler. Ailede epilepsi öyküsünün olması, kafa travması veya beyne herhangi bir şekilde zarar gelmiş olması risk faktörleri arasındadır.

    Epilepsinin belirti ve bulguların şekli çok değişiklik göstermekte olup bazı hastalarda gözlerin dalması, bir yere bakakalma gibi olan nöbetler bazılarında ise çok şiddetli kasılmalarla şeklinde olabilir. Bazı hastalar nöbetlerin geleceğini bir koku, farklı bir duyu veya duygusal değişiklikler şeklinde hissederek nöbetten önce anlayabilir.

    Epilepsi kronik, yaşam boyu süren bir hastalık olabileceği gibi bazı kişilerde ilaç ihtiyacı yıllar içinde azalıp tamamen ortadan da kalkabilir. Bazı çocukluk çağı epilepsileri yaş ilerledikçe düzelirken nöbetlere bağlı olarak yaşam kaybı veya beyin hasarı oldukça nadir görülür. Fakat nöbet çok uzun sürerse veya çok kısa süre içinde birden çok nöbet geçirilirse hasta ölebilir. Nöbet sırasında çok uzun bir süre boyunca nefes alınamamasına bağlı olarak oksijensizlikten dolayı ölüm veya ağır beyin hasarı ortaya çıkabilir. Araba kullanırken veya tehlikeli araç gereçle iş yaparken eğer nöbet geçirilirse hayatı tehdit edecek durumlar ortaya çıkabileceği için nöbetleri kontrol altına alınamamış epilepsi hastalarında araç kullandırılmamalı ve tehlikeli işlerde çalıştırılmamalıdır. Ayrıca epilepsi ilaçlarının çoğu doğumsal anomalilere neden olabileceği için hamile kalmayı düşünen kadınların bu durumu hekimleriyle konuşmaları önemlidir.

    Tanı sürecinde asıl olan dikkatli bir öykü almaktır. Yapılan elektroensefalografik (EEG) incelemede beyin içinde havale odaklarının varlığı gösterilebilirken nöbetler arasında EEG normalde olabilir ve bu nedenle uzun dönemli EEG çekimi yapmak gerekebilir. Epilepsiyi tetikleyen dâhili rahatsızlıkları anlayabilmek için kan biyokimya ve hormon testleri ile birlikte Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT), Beyin MRG ve menenjit gibi enfeksiyonlardan şüpheleniliyorsa ek olarak beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemesi yaparak sonuçlarını görmek gerekir.

    Epilepsi tedavisinde tekrarlayan nöbetler için altta yatan bir neden (enfeksiyonların tedavisi, beyin tümörü ya da diğer beyin hastalıklarının cerrahi tedavisi) belirlenmişse bu nedenin tedavi edilmesi epilepsiyi engelleyecektir. Altta yatan neden tedavi edilmediği sürece epilepsi ilaçlarının etkisi bir yere kadardır. Ağızdan alınan ilaçlarla nöbetler kontrol edilmeye çalışılırken kişiye özel doz ayarlaması yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Alınan ilacın tipi nöbetin tipine göre değişirken bazı ilaçların kan düzeylerinin dikkatli bir şekilde izlenmesi ve ayarlanması gerekebilir.

    Bazı hastalarda birçok ilaç kullanılmasına rağmen nöbetler kontrol altına alınamaz ve dirençli epilepsi olarak adlandırılır. Bu durumda nöbetleri oluşturan anormal hücrelerin çıkartılması için cerrahi bir girişim gerekebilir. Bazı hastalarda ise uyarıcı bir aletle vagus siniri üzerine uyarı yapılarak nöbetlerin oluşması engellenebilir.

    Uygun beslenme ve yeterli uyku, alkol ve uyuşturuculardan uzak durulması, epileptik hastalarda nöbet oluşumunu azaltabilir
    Nöbetlerin gerçek nöbet olması, yalancı nöbet olmaması, hastanın standart tıbbi tedaviyi denemiş ve bundan yarar görmemiş olması, ilaçlara karşı vücudu şiddetli tepki verip ağır yan etkiler oluşmuşsa, nöbetler her zaman beynin tek bir tarafında başlıyorsa, nöbetlerin başladığı bölgenin konuşma, hafıza, görme gibi önemli fonksiyonlarla ilişkisi yoksa konsey kararı sonucu epilepsi cerrahisi düşünülebilir.

  • Beyincik tümörleri; kistik serebellar astrositom

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir. Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşir.

    Çocukluk çağı beyin tümörlerinin % 60-70 ise beyincikte görülmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerlerden (astrositomlar) görülürken buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümörler beyincik tümörleridir.

    Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde özellikle erişkinlerde pontoserebellar köşe bölgesinde en sık görülenleri ise (Schwannoma, meningioma, araknoid ve epidermoid kistler,plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar v.b)

    KİSTİK SEREBELLAR ASTROSİTOM

    Bu beyincik tümörü çocukluk çağı beyin tümörlerinin ortalama olarak% 10-20 sini teşkil ederler. En sık olarak hayatın ilk 5 yaşlarında görülür. Erkek ve kadınlar görülme oranları arasında bir fark yoktur. Çocuklardaki kistik serebellar astrositomların iyi bir tabi hikayesi var. Kesinlikle bu çocuklar diğer beyincik tümörlerinden olan medulloblastoma, epandimomlar ve beyin sapı gliomalı lezyonlarından daha iyi sonuçları vardır.Bu tümörlerin tamamı alındığında uzun süreli yaşam oranları vardır. Başarılı bir bayincik ameliyatı sonrası tedavide kür elde edilir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20’inde histopatolojik olarak habis özellikleri vardır.

    Hastalığın hikayesi

    Bu çocukların çoğu birkaç haftalık süreli sabahları baş ağrısı ve kusma şikayetleri başlangıçlıdır. Bu şikayetler başlangıçta hiç bir zaman beyincik tümörü düşünülmeden başka hastalıklar ön tanısı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu öncü şikayetler zamanla devamlı ve inatçı hale gelir.

    Şikayet ve Bulgular;

    Bu çocuklar da öncelikle; kişilik değişikleri, anormal yürüyüşler, çift görme ve şuur seviyesinde değişiklikler görülür. Ense ağrısı, kalp hızında yavaşlama (bradikardi), nefes alma sıklığında azalma (bradipne), hipertansion şikayetleri ve bulguları, beyin sapında basınç artmasına bağlı olarak gelişir. Şuur bulanıklığı ve kapanması daima kötü bir sonucu gösterir. Göz muayenesinde papil ödemi veya bazende optik atrofi görülür. Kafa içi basınç artmasına ( KİBA) bağlı 6. kranial sinir felci takriben bu hastaların % 15’de görülmektedir. Bundan farklı olarak baş dönmesi ve diğer kranial sinir felçleri nadiren görülür. Trunkal ataksi sıktır. Daha büyük çocuklarda ise şüpheli olmakla beraber tandem yürüyüş vardır. Büyük çocuklarda dismetri sıktır. Nistagmus daha az sıklıkla görülmektedir. Serebeller fits daha nadir görülen bir tablodur.

    Teşhis

    Tüm beyincik tümörlerinde olduğu gibi beyin görüntüleme yöntemlerinden ilaçlı beyin Magnetig Rezonans (MR) tekniği bu lezyonların teşhisinde oldukça önemli güvenilir zararsız bir test yöntemidir. Bunun dışında ilaçlı beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) tekniği bazı beyincik tümörlerinde (örneğin epandimom, kistik serebellar astrositomlar) gibi tümörlerde MR tekniğine nazaran ilave ek bilgiler sunmaktadır. Beyin damar anjiografi testi bu lezyonların tanısında yeri yoktur. Ancak von-Hippel Lindou ve beyin damar yumağı hastalıkları düşünülenlerde yapılmalıdır. Bu test ile tümörün etrafıdaki damarsal ilişkiler gösterilmektedir. Sonuç olarak bir beyincik tümörü düşünüldüğünde teşhiste günümüzün ileri teşhis yöntemleriyle çok çabuk, hızlı, güvenilir bir şekilde konulmaktadır. Beyincikteki kistik serebellar astrositomların teşhisinde kandan ve Beyin omurilik suyundan tümör belirtec testleri malesef yoktur. Ayıcı tanıda özellikle kistik komponentli olan von-Hippel lindau hastalığı akılda bulundurulmalıdır.

    Tedavi

    Tüm beyincik tümörleri olduğu gibi eğer doktor ameliyat öncesi dönemde beyincikteki lezyonun astrositom olduğunu düşünürse ayırıcı tanıdaki von-Hippel lindou hastalığı olup olmadığını ekarte etmelidir. Bu lezyonların tedavi stratejisinde öncelikle lezyonun mümkünse cerrahi olarak tamamı çıkarılmalıdır. Tecrübeli bir cerrah beyincik ameliyatı esnasında böyle bir lezyonun nereden orijinlendiğini ve nerelere doğru büyüdüğünü bilerek ameliyatı yönetir. Çünkü beyincik tümörleri ameliyatı esnasında tüm anatomik dokuların hayatı fonksiyonları önem arzetmektedir. Kistik serebellar astrositomlarda özellikle kist içerisinde sarı renkli kistik mayi bu tümörlerin özelliğidir. Ayrıca kistik komponente eşlik eden soliter tümör genellikle kansız, yumuşak kıvamda lezyonlardır. Tümörün tamamı ameliyatla alındıktan sonra histopatalojisi düşük evreli atrositom olarak olarak teyid edilirse, tedaviye ilave adjuvan radyoterapi veya kemoterapi gerek yoktur. Ancak histopatalojik astrositomun malign tipi rapor edilirse ameliyat sonrası dönemede ilave radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri gerekir.

    Sonuç

    Bu tümörler eğer kistik serebellar astrositom ise ve total olarak çıkartıldı ise sonuçları mükemmeldir. Çünkü bu lezyonların sadece % 5-20 histopatolojik olarak habis niteliktedirler.

  • Köşe tümörleri; meningiomlar

    Beyincik tümörlerini erişkinler ve çocukluk yaşı olarak iki ayrı başlıkta incelemek gerekir.

    Erişkin beyin tümörlerinin yaklaşık % 70-75 beyinde yerleşirken, çocukluk çağı beyin tümörlerinin ise % 60-70 beyincikte yerleşmektedir. Bir başka deyişle tüm erişkin beyin tümörlerinin 2/3’si beyinde görülürken çocukluk yaş beyin tümörlerinin 2/3’si ise beyincikte görülmektedir.

    Erişkinlerde en sık beyin tümörü glial tümörlerler (astrositomlar) görülürken, buna karşılık en sık beyincik tümörü ise genetik geçişi iyi bilinen hemanjioblastomlardır.

    Çocukluk çağı lösemilerden sonra en sık görülen tümör çeşidi ise beyincik tümörleridir. Çocukluk çağı beyincik tümörleri arasında en sık görülenleri (medulloblastom, astrositom, epandiom, beyin sapı gliomları dermoid ve epidermoid kistler v.b).

    Erişkin beyincik tümörleri içerisinde erişkinlerde ponto-serbellar köşe bölgesinde en sık görülen tümörler (aküstik nörinom, meningiom, araknoid ve epidermoid kistler, plazmasitomlar, glomus jugulare tümörleri, beyincik metastazlar ) görülmektedir.

    MENİNGİOMALAR

    Ponto-serebellar köşe (PSA) temporal kemiğin petroz kısmı, internal aküstik kanal ile pons arasındaki bölgeye verilen addır. Pontoserebellar köşe tümörleri beyincik tümörleri içerisinde yer almaktadır.

    En sık PSK tümörleri içerisinde; % 70-80 aküstik nöroma, % 5- 10 meningioma ve % 5 epidermoid veya dermoid kistler olup bunlar dışında anevrizma, arterio-venoz malformasyonlar, kanser metastazları, araknoid kistler çok nadiren PSK yerleşirler. Bunlardan başka çok nadiren beyincik veya beyin sapı gliomları, hipofiz adenomları, kraniofarengiomlar, kafa kaidesi tümörleri, glomus jugulare ve koroid pleksus papilomalarıda köşeye uzanarak görülebilir.

    Meningioma iyi huylu beyin veya beyincikteki zarlardan kaynaklanan kapsüllü soliter tümörlerdir. Beyincikte görülen menengiomlar; PSA , petroklival bölge , foramen magnum , foramen jugulare ve nadiren ventriküler meningiomlar gibi farklı bölgelerde görülebilir. Meningiomlar 1614 yılında ilk defa tarif edilmiş ancak ilk defa Kuşig tarafından meningiom tanımı kullanılmıştır. Meningiomlar tüm beyin tümörlerinin %25-30 teşkil ederler, bunlar % 90 beyinde % 10 beyincikte görülür. Görülme sıklığı 4.5/100 000, kadınlarda erekelere nazaran daha sık görülür. Bir orta yaş hastalığı olup yaş oranı yükseldikçe görülme oranları artmaktadır. Çocuklarda nadiren görülür ki bunlar daha çok habis karekterlidir. Meningiomlar iyi huylu kapsüllü yavaş büyüyen lezyonlardır. WHO sınflamasına göre 3 tipi var; Evre 1: tipik meningiom, EvreII: atipik menengiom, Evre III ise malign menengiom (habis) tipidir.

    Risk faktörleri

    1. Kafa travması kafa tası kemik kırıkları

    2. Yüksek doz radyoterapi

    3. Hormonal nedenler kadınlarda sık görülmesi hormon reseptörleri üzerinde durulmuştur

    4. Virüsler ( Melnic virüsü)

    Nörofibramatozis tip II bir otozomal dominat genetik geçişli olup bunlarda meningiom birlikte görülmesi sıktır

    Klinik şikayetleri ve bulguları,

    Bu bölge menengiomları tümörün büyümesi için hem beyincik hemde beyin sapı gibi bölgelerine doğru çok farklı yönlerde büyemeleri nedeniyle teşhis konulduğunda büyük çaplara ulaşırlar. Hem beyincik hemde bu bölgedeki komşu sinirlerin baskısına bağlı şikayet ve bulgular yanında BOS dolanımının engellenmesiyle artan kafa içi basınç işaretleri görülür. Baş ağrısı, kulak çınlaması dengesizlik işitme kayıpları öncü şikayetlerdir. Tümör çapı büyüdük çe komşu sinirlerin baskılanması ile yüzde uyuşmalar ve nevralji tarzında yüz ağrıları sinsice devam eder. Ayrıca belirli hacme ulaşınca KIBA bulguları (baş ağrısı, kusma, çift görme, diplopi, papil ödemi) klinikte görülmeye başlar. Genellikle baş ağrısı, kusma ve dengesizlik şikayetleri bu bölge hastalıklarında doktora başvuru şikayetleridir. Daha sonra beyincik baskılanmasına bağlı olarak ataksi, nistagmus, koordinasyon hareketlerinin bozulması ve komşu sinirlerin baskılanmasıyle işitme ve yüz siniri felçleri daha büyük hacımlere ulaşınça aynı tarafta kol ve bacakta felçler, yutma siniri felçleri görülür.

    Teşhis

    Beyincik tümörleri düşünülen hastalarda altın standart teşhis yöntemi ilaçlı beyin magnetig rezonans ( MR) tekniği dir. Beyin MR’ ile PSA görülen diğer sık tümörlerden (aküstik nörinom, epidermoid, araknoid kisteleri) olup olmadığı ayırd edilmektedir. Çünkü meningiomlar daha farklı radyolojik bulguları ve özellikleri vardır. Meningiomlarda Bilgisayarlı Tomografi (BT) testi ile PSA bölgesinde iyi kontrast tutan düzgün sınırlı ve yuvarlak lezyonlardır, ayrıca tail adı verilen komşu beyincik zarları belirgin olup bu özellik meningiomlar için karekteristik özelliklerdir. Meningiomların kemikteki erozyonlar, hiperostozlar ve kalisifikasyonlar meneningiomların iyi bilinen radyolojik özeliğidir. Tümör çevresinde ödem bazı hormon salgılayan tiplerinde sık görülür. Beyin damar anjiografi testi bazı tip (anjioblastik) meningiomlar çok fazla damarsal besleyicileri olduğunu gösterilir. Bu besleyici arterleri ameliyat öncesi iyi bilinmesi cerraha ameliyat esnasında erken kananma kontrolünde yardımcı olmaktadır.Ameliyat öncesi dönemde tümör besleyici arterlerin embolizasyonla kapatılması kabül gören bir uygulama değildir. MR spektroskopi meningiom teşhisinde fazlaca yeri yoktur. Ayrıca PET- CT de yine meningiom taşhisinde yeri yoktur.

    Tedavi

    PSA köşe meningiomların tedavisi cerrahidir. Diğer tedavi seçeneklerinden radyoterapi ve kemoterapi sadece habis tipteki meningiomlarda uygulanmaktadır. Ameliyat öncesi bu tümörün kaynaklandığı yer ve etrafındaki besleyici arterleri ve komşu drenaj venleri ve PSA bölgesindeki normal artereiel yapı ve vönöz sinüsler hakkında bilgi edinilmelidir. Bu bilgiler ameliyat esnasında tümör kanamsını kontrol etmede yardımcı olacaktır.temal amaç tümörü tamamını almak olmalıdır. Hazırlıklar buna göre yapılmalıdır. Ameliyat öncesi hazırlıkları iyi yapılan hastalarda ameliyat mortalitesi çok düşüktür. Benim 2000 yılından sonraki yaptım köşe menengiomlrında mortalite görülmedi. Günümüzün yüksek teknolojili gelişmiş hastanelerinde bu ameliyatlar çok başarılı bir şekilde yapılmaktadır. Ameliyat sonrası patlojisi evre 1 olan menengiomlar ilave başka bir tedaviye gerek yoktur.

    Sonuç olarak

    PSA menengiomları bu bölgenin en sık ikinci sıklıkta görülen iyi huylu köşe tümörüdür. Genellikle kadınlarda daha sık olup ve orta yaş hastalığıdır. Düzgün sınırlı kapsüllü ekstra-aksiel soliter tümörüdir. Baş ağrısı, dengesizlik, baş dönmesi şikayetleri öncü şikayetlerdir. Tümör hacımce büyüdükçe hem artan kafa içi basıncı hemde komşu kranial sinirlerin baskısına bağlı şikayet ve bulgular görülür. Teşhisi günümüzde son derece kolay ve hızlı bir şekilede konulmakatadır. Teşhiste ilaçlı beyin MR görüntüleme testi altın standarttır. Tedavisi cerrahidir. Cerrrahi sonuçlari ise mükemmeldir.