Etiket: Beyin

  • HAFTA HAFTA GEBELİK

    HAFTA HAFTA GEBELİK

    1.TRİMESTER (İlk 3 ay) 1-14 HAFTA ARASI

    1 – 4. Hafta
    – Yumurtlama olur.
    Zamanlama yerindedir. Şimdi tek gereken bu yumurtanın döllenmesidir.
    – Döllenme gerçekleşir
    Sonuçta oluşan yapıya ilk 8 haftaya kadar ‘embriyo’ denir.
    Gebelik boyunca rahim kapasitesinin 1000 kat attığını biliyor muydunuz?
    – Cinsiyet belirlenir
    Hemen döllenme sonrası bebeğinizin kız mı erkek mi olacağı bellidir. Sperm kromozomunun “X” (kız) veya “Y” (erkek) olmasına göre cinsiyet belirlenir. Annenin bu aşamada yapabileceği bir şey yoktur, çünkü yumurta sadece X kromozomu içerir. Cinsiyetin ultrason ile görülebilmesi için 2. trimesteri (üç ay) beklemek zorundasınız.
    – Rahim içine yuvalanma (implantasyon)
    Döllenmeden 10-14 gün sonra, rahim içine yerleşme aşamasında bazen lekelenme tarzı kanama olabilir. Bu adet kanaması ile karışabilir, ama genellikle daha hafif ve kısa sürelidir.

    4. Hafta
    – Gebe olduğunuzdan şüphelenmeye başlarsınız.
    – Rahime yerleşen hücre kümesi ikiye ayrılır:
    1- Rahim duvarına komşu yarı ‘plasenta’yı (bebeğin eşi) oluşturacaktır. 
    2- Rahim boşluğuna bakan diğer yarı ise bebeği oluşturacaktır. 
    – Rahim içindeki sıvı ortam, yani ‘amniyos sıvısı’ oluşmaya başlar.
    – Beyin-omurilik kanalı oluşur
    Bu kanaldan gebeliğin 1-4. haftaları arasında beyin, omurilik, saç ve deri gelişir. Tüpün bir ucundaki genişleme beyini oluşturacaktır. Şimdiden bebeğinizin düşünce, duygu ve çok daha fazlası için temelleri hazırdır ! 
    – Kalp ve ilkel dolaşım sistemi hızla oluşur
    Henüz başlangıç aşamasında da olsa, yaşamın devamlılığını sağlayacak bu sistemin gelişimi hiç şüphesiz ki çok önemlidir. 
    – Akciğer, mide, karaciğer de gelişmeye başlar.

    5. Hafta
    – 5. haftada ilk kalp atımları başlar
    Döllenmeden sonraki 26. gün ilk kalp atımının başladığı zamandır. Bu haftadaki görüntüyü ‘bebek’ olarak tanıyamasanız da ekranda kalp atımlarını görmek kadar heyecan veren bir duygu olmasa gerek.
    Plasenta işlev yapmaya başlar:
    Göbek kordonu ve embriyonun rahime sıkıca tutunmasını sağlayan ‘koriyonik villuslar’ plasentadan gelişir. Anne karnındaki bebeğin yaşama tutunduğu yer ‘göbek kordonu’dur. Tüm gebelik boyunca bebeğinize oksijen, gerekli besinleri sağlarken bir taraftan da artıkları temizler. 
    – Bu haftada artık kan pompalanmaktadır
    Kalbin 4 odacığı çalışmaya başlamıştır.
    – Tüm temel organların taslağı oluşmuştur
    Embriyonun akciğer ve beyni belirmeye başlar. Şimdiden yaşam boyu öğrenmeye doğru kendini programlama başlamıştır! 
    – Beynin iki yanında kulakların gelişeceği kıvrımlar belirir
    – Beyin-omurilik sistemi, vücudun kalanından daha hızlı geliştiği için kuyruğumsu bir görünüm verir
    – Kol ve bacak tomurcukları belirir
    Bu haftada pek kayda değer bir görünümleri olmasa da ileride alacakları şekille ilgili hayal gücümüzü besler. Dans eden kızınızı veya topa vuran oğlunuzu hayal etmekte bir sakınca yoktur. Boyutu ise kuru üzüm kadardır.
    – Boyutu ise kuru üzüm kadardır.

    6. Hafta
    – Embriyo boyu 6 mm.dir.
    – Gebeliğe ait bulguları hissetmeye başlamışsınızdır bile.
    – Kollar ve bacaklar gelişmeye devam eder
    Uzuvlar uzamaya devam eder. Daha ilerde tekmeleri, dirsekleri hissetmeye hazır olun! 
    – Beyin ve omurga kanalını birleştiren nöral tüp kapanır.
    – Beyin de gelişmektedir:
    Kalan haftalarda bebeğiniz 100 trilyondan fazla beyin hücresi geliştireceğini biliyor muydunuz? Bu sadece başlangıç!
    – Gözdeki lensler 6. haftada belirir
    Bebeğinize ultrasonla bakıldığında, yavaş da olsa bir yenidoğan görünümü kazanmaya başladığı görülür.
    – Burun delikleri oluşmuştur
    Burun normal pozisyonuna yerleşmiştir. Bir sonraki aşamada burun ile beyin arasındaki sinir bağlantıları kurulacaktır! 
    – Barsaklar gelişir
    İlk aşamada barsaklar, vücudun dışında, göbek kordonu içinde gelişmeye başlarlar.
    – Pankreas:
    Artık bebeğiniz ihtiyacı olan şekeri kullanmaya hazır donanımdadır.

    7. Hafta
    – Kuyruğumsu görünüm kaybolur.
    – Dirsekler oluşur
    Artık kollarda bükülme, kırılma hareketleri görebilirsiniz. 
    – El ve ayaklar kürek gibi olsa da parmaklara ait küçük tomurcuklar belirmeye başlar.
    Parmaklar bebeğinizin ilk oyuncakları olacaktır! Bebeğinizin kalbinizde şimdiden ‘ayak izlerini’ bıraktığını hissetmek kadar muzicevi bir şey olabilir mi?
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Artık embriyo hareket etmeye çalışmaktadır. 
    – Bebeğin yüz özellikleri görünür haldedir.
    Ağız ve dil olmak üzere tüm yüz belirginleşir. 
    – Kulaklar, gözler ve burun da belirmeye başlar
    Belki bir ‘uzaylı’ gibi görünse de hepsi kısa zamanda yerli yerine oturacaktır. 
    – Dişler, damak içinde gelişmeye başlar
    En azından şimdilik diş ağrısı ile uğraşmak zorunda değilsiniz! 
    – Göbek kordonu içinde barsaklar gelişmeye başlar
    Dakikada atım sayısı 150’dir! Sizinkinin iki katı!
    – Temel kas sistemi gelişmiştir
    Barsakların vücudun içinde oluşmadığını biliyor muydunuz? 
    – Bebeğin kendi kan grubu vardır ve karaciğerde kan hücrelerinin üretimi başlar.

    8. Hafta
    – Doğmamış bebeğiniz artık ‘fetus’ olarak adlandırılır.
    – Fetusu koruyan amniyos kesesi ve içini dolduran amniyos sıvısıdır
    Fetus kese içinde yüzmeye başlar.
    – Vücut büyümüş ve artık yer kaplayan bir boyuta ulaşmıştır.
    -Beyin gelişimi çok hızlı olduğu için kafa, vücuttan daha iri görünür
    Beyin dalgaları artık saptanabilir.
    – Gözün temel yapısı oluşmuştur
    Pozisyonu şimdiden yenidoğandaki gibidir!
    – Dişler, damak, dil ve kulak yapıları belirginleşir.
    – Kollar ve bacaklar uzamaya devam ederken parmaklar kısa ve künt olmalarına rağmen artık iyice seçilir!
    – Kıkırdak ve kemikler oluşmaya başlar
    Bu haftanın sonunda bebeğiniz doğuma kadarki yolculuğunun beşte birini tamamlamış olacak!
    – Cilt parşümen kağıdı gibi olduğundan damarlar izlenebilir.
    – Barsaklar göbek kordonundan karın içine göç eder.
    – 8. haftanın sonunda, bebeğin boyu, ‘baş-popo mesafesi’ olarak ölçülür
    1.6 cm.dir. Bir üzüm tanesi kadar olan fetus 1 gr. kadardır.

    9. Hafta
    – Artık, bebek hareketleri başlamıştır:
    Henüz sizin hissetmeniz için çok küçük olsa da, bebeğiniz dönmeye, kıvranmaya, dolanmaya başlamıştır!
    – Birçok eklem artık oluşmuştur
    Hareketler çeşitlenmeye başlamıştır. Dansı seyretmeye hazır olun!
    – Bebeğiniz elleriyle kavrama hareketi yapabilmektedir
    Bunu izlemek müthiştir!
    – Cillte parmakizleri şimdiden belirgindir.
    – Gözkapakları yapışıktır
    27. haftaya kadar böyle kalacaktır. 
    – Bu haftada ortalama boyu 2.3 cm. ve ağırlığı 2 gr.dır.

    10. Hafta
    – Bebeğinizin en önemli gelişim aşaması artık tamamlanmıştır
    Bundan sonra hızlı büyüme evresine geçişe hazır olun.
    – Görünümü biraz tuhaf olsa da, bebeğinizin başı, boyunun yarısı kadar olmuştur
    Kısa zamanda geri kalan vücud kısımları da bu gelişmeyi yakalayacaktır; ancak, beyin gelişim hızı süratle devam etmektedir.
    – İris gelişmeye başlar
    Göz rengi de bu noktada belirlenir.
    – Plasenta bu haftadan itibaren tamamiyle çalışmaya başlar
    Plasenta, anne ile bebek arasında tüm iletişimi sağlayan dokudur. Besinleri bebeğe sağlarken artıkları da anneye ileterek bebeğin sağlıklı gelişimini sağlar. 
    – Kalp, yenidoğandaki yapıya ulaşmıştır
    Fetusa özgü, akciğerleri ‘by-pass’ eden dolaşım söz konusudur.
    – El ve ayak bileği belirginleşmiştir.
    – Bu haftanın sonunda bebek boyu 3.1 cm ve ağırlığı 4 gr. kadardır.

    11. Hafta
    – Nerdeyse tüm yaşamsal yapılar ve organlar oluşmuş ve çalışmaya başlamıştır.
    – El ve ayak parmakları tek tek fark edilir
    Bu küçücük ayaklar ne kadar değerlidir şimdi sizin için!
    – Saç ve tırnaklar uzamaya başlar.
    – Dış cinsiyet organları genetik cinsiyet karakterini göstermeye başlar
    Birkaç hafta sonra ultrasonda cinsiyeti net olarak söylenebilecek ! Biraz sabır.
    – Böbreklerin çalışmaya başlaması ile amniyos sıvı miktarı artmaya başlar
    Asıl olarak sudan oluşan bu sıvı, anne karnında bebeği koruyan bir yastık gibidir.
    – Barsaklar yavaşça kasılmaya başlamı
    – Baş, vücudun yarısını oluşturur.
    – Bu hafta biterken 4 cm. boyunda, 7 gr. ağırlığında bebeğiniz vardır.

    12. Hafta
    – Beyin tamamiyle gelişmiştir
    Ağrı duyusunu fetus algılayabilir.
    – Ses telleri oluşmaya başlar:
    İlk çığlığını duymak için sabırsızlandığınıza kuşku yok!
    – Göz kapakları tüm göz yuvarlağını örter.
    Böylece çok hassas olan görme siniri korunmaktadır. Bu değerli gözler daha yakınlaşmaya başlar – Acaba kime benzeyecek gözleri? 
    – Kulaklar başın her iki yanındaki normal pozisyonlarına yerleşir.
    – Parmak emmeye başlanmıştır.
    – Saç ve yumuşak tırnaklar belirir.
    – Barsaklar tamamiyle karın içine geri döner.
    – Karaciğer çalışmaya başlar artık.
    Kanın temizlenmesi, besinlerin depolanması ve gerekli maddelerin sağlanması bebeğin gelişiminde çok önemli bir dönümdür. 
    – Pankreas insülin, böbrekler de idrar üretimine başlar.
    – Bebeğin boyutlarını tahmin edin bakalım? Tam 5.5 cm. ve 15 gr.

    13. Hafta
    – İçeriye bir göz atma fırsatınız olsa solunum hareketlerini başladığını gözlemleyebilirsiniz.
    – Kıkırdak doku yerini kemik dokuya bırakmaya başlar
    Göğüs kafesi belirginleşir.
    – Göz ve kulaklar gelişmeye ve normal yerlerine doğru kaymaya devam eder.
    – Bebeğin ensesi belirginleşmektedir ve çene artık göğüs duvarına yaslanmamaktadır.
    – Bebeğiniz ağzını açıp kapayabilir.
    – Eller daha fonksiyonel olmaya başlamıştır
    Artık yumruğu ile oynamaya başlar.
    – Dış genital organlar neredeyse belirmiştir
    Belki cinsiyet görülebilir.
    – Bu haftadan itibaren tüm besin plasenta tarafından sağlanmaktadır.
    – Bir sonraki muayenemizde Doppler ile bebek kalp atımlarını duyabilirsiniz
    (Duymasanız bile ultrason ile gayet net görülecektir) Bebeğinizin kalbi sizden çok daha hızlı atar. Adeta sonu doğumla bitecek bir yarışta gibidir ! 
    – Bu haftanın sonunda 7.5 cm. ve 25 gr. ağırlığındadır.

    14. Hafta
    – Hormon üretiminin başlangıcıdır.
    – Tüm hayatı boyunca kullanacağı tiroid hormonu üretilmeye başlanır
    – Erkeklerde, prostat dokusu gelişir.
    – Kızlarda, karın içinde gelişmeye başlayan yumurtalıklar kasıklara inmeye başlar.
    – Artık parmak emecek duruma gelmiştir!
    – Bebeğinizin kemikleri güçlenmeye ve sertleşmeye başlar!
    – Halen cildi çok saydamdır.
    – Tüm vücudu ‘lanugo’ denen (Latince kökeni ‘aşağı’ anlamında) çok ince tüylerle kaplıdır
    Bunlar 26. haftaya kadar uzamaya devam eder – Genellikle bu tüyler doğum sonrası dökülür. Görevleri, amniyos sıvı içindeki bebeğin cildini korumaktır. 
    – Gözler yüzün ortasına doğru yavaşça yaklaşır; burun ve kulaklar belirginleşmiştir; yanak kemikleri görülebilir.
    – Amniyos sıvısı 250 ml. kadar olmuştur.
    – Artık bebeğiniz 9 cm. ve 45 gr. olmuştur: yaklaşık olarak bir mektup ağırlığında!

  • Nöroterapi Nedir?

    Nöroterapi Nedir?

    Yapılan araştırmalar stresin pek çok hastalığın başlamasına veya artışına sebep olduğunu göstermektedir. Stres, iç sıkıntısından, vücudun bağışıklık sisteminin bozulmasına kadar geniş bir yelpazede insan sağlığını etkilemektedir. Yoğun stres organizmada otomatik olarak bir takı fizyolojik belirtilerin oluşmasına yol açar. Çarpıntı, nefes darlığı, kas gerginliği ve ilerleyen dönemde bunlara eklenen unutkanlık ve dikkat dağınıklığı gibi yakınmalar, özellikle çok şiddetli olduğunda, kişinin yaşamını aksatan bir boyuta ulaşabilir. Bunların ruhsal kökenli olduğu bilinmemesi kişiyi çeşitli tetkik ve tedavi arayışlarına yöneltebilir. Bu belirtilerin kaybolması ancak stresin kontrol edilmesiyle mümkündür. Biofeedback, kişinin stresin bedensel belirtilerine yönelik farkındalığını artırarak bu belirtirli kontrol etmesine, bir anlamda da psikolojik olarak gevşeyip rahatlamayı öğrenmesine yardımcı bir tekniktir. Bu amaçla geliştirilmiş en etkin yöntemlerden biri olan “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback”te (sinir geribildirimi), bilgisayar ortamında beyin dalgalarının gözlenmesi ve kişinin bunları geribildirim aracı olarak kullanması sağlanabilmektedir. Merkezimizde de psikoterapi süreci içerisinde uygulanan bu teknikle, kişilere stresi kontrol etme becerisi kazandırılmaktadır. Nöroterapi / Neuro-Biofeedback çocuklarda da özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite (DEHB) bozukluğunun tedavisinde, çocuğa dikkatini yoğunlaştırma ve sürdürebilme becerisi kazandırmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu teknik DEHB bozukluğu olan çocukların aceleci, sabırsız, dikkatsiz davranışlarının farkına varıp, bunlar üzerinde kendi kendilerine denetim kurmalarını sağlamaktadır. Beynin yaydığı dalgaları bilgisayar ortamında görmek ve dikkatini yoğunlaştırarak buna müdahale edebilmek (çocuklarda bu amaçla uçak uçurma, yarış yaptırma vb. gibi hedefler içeren programlar kullanılmaktadır), çocuğun kendisine güvenini arttırmaktadır. Bu teknik, bireylere stresli ortamda soğukkanlı kalabilme becerisini kazandırmada ilaçsız bir yöntem olarak önem taşır.

    NÖROTERAPİ / NEUROBIOFEEDBACK

    Beynin stres düzeyi ölçülebiliyor. Amerika’da beyin araştırmalarına büyük bütçeler ayrıldıktan sonra yeni yöntemler bulunmaya başlandı. Nature Neuroscience dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, Kronik Stresin beynin öğrenme ile ilgili bölümlerini küçülttüğü kanıtlandı. Montreal’de McGill Üniversitesi uzmanlarının yaptıkları bir araştırmada 70 yaşında 50 kişi 5 yıl izlenerek bu sonuca varıldı. Bunun üzerine stresin beyne etkisinin azaltılmasının yolları araştırıldı. NASA’nın önerdiği bir yöntem de “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” yöntemidir. Bu yöntemle beyin dalgaları ölçülerek insanlar kendi streslerini kontrol etmeyi öğreniyorlar. Öncelikle beyinin biyoelektrik haritası çıkarılıyor. Beynin stresli çalışan alanları belirleniyor. İkinci aşamada “Nöroterapi / Neuro-Biofeedback” cihazının elektrotları stresli alanlara takılıyor. Bilgisayar ekranında beyindeki dalgalar görüntüleniyor. Üçüncü aşamada kişinin, beyin gücünü kullanarak “Alfa” dalgalarını arttırması öğretiliyor. Alfa dalgası beynin istirahat dalgalarıdır. Bu dalgaları arttırmayı başaran kişiye puan veriliyor. Ortalama 10 seansta kişi beynin gücünü kontrol etmeyi öğreniyor. Çocuklar içinde geliştirilmiş programlar var. Oyun şeklindeki programlarda çocuk beyin gücü ile uçak uçurabiliyor, yarış arabası sürebiliyor.

  • Yaşlı   bireylerde  kolesterol  ilaçları faydalı mı? Zararlı mı?

    Yaşlı bireylerde kolesterol ilaçları faydalı mı? Zararlı mı?

    ~~Yaşlı bireylerde kalp damar hastalıklarının daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Dolayısıyla kolesterol ilaçlarının kullanılması bu yaş grubunda daha çok tartışmalara konu olmaktadır. Bazı kişilerde bu ilaçların yan etkilerinin fazla olduğu ve bu yaş grubunda fayda yerine zarar getireceği düşüncesi vardır. Öncelikle her yaşlıyı aynı organ fonksiyonlarına sahip gibi görmemek gerekir. Kronolojik yaş aynı olabilir ama biyolojik yaş daha iyi olabilir yani organ sistemleri beklenilenden daha iyi çalışıyor olabilir. Kronolojik olarak 65 yaşın üzeri yaşlı olarak isimlendirilir . Ancak 80 yaşında öyle insanlar vardır ki 60 yaşındaki bir insanın biyolojik özelliklerine sahiptir. Asıl kırılgan yaşlı ile 80 yaşın üzerindeki yaşlılarımız kastedilmektedir. Kolesterol ilaçlarının ne için kullanıldığının da bilinmesi gerekir. Daha önce hiç kalp krizi , beyin felci geçirmemiş bir insanda kullanılıyorsa buna primer korunma denir yani hastalık olmadan önce riski yüksek hastalarda korunma amaçlı kullanılmasıdır. Kalp krizi veya damar tıkanmasına bağlı felç geçirmiş kişilerde kullanılmasına da sekonder korunma denir yani hastalık olmuş , tekrarlamaması için ve daha kötüye gitmemesi için kullanılmasıdır.
    Kolesterol ilaçlarını yaşlı bireylerde kullanırken kar zarar değerlendirilmesi yapılır. Faydası daha çok olan durumlarda kullanılır. Kolesterol ilaçları için potansiyel risk oluşturan durumlar şunlardır: 80 yaşın üzerinde olmak , kadın cinsiyet, vücut kitle indeksinin düşük olması, tiroid tembelliği olması, karaciğer böbrek yetmezliği olması, yakın zamanda ameliyat geçirmiş olmak , D vitamini eksikliği olanlar ve çok sayıda ilaç kullananlardır. Beş ilaçtan fazla ilaç kullanıyor olmak çok ilaç ( polifarmasi ) kullanmak olarak kabül edilmektedir. Özellikle bazı ilaçların ( amiodaron, mantar ilaçları, virüs ilaçları, verapamil, diltiazem, azitromisin, klaritromisin ) kullanılması kolesterol ilaçlarının yan etki oluşturma riskini arttırmaktadır. Kas ağrıları ve kas yıkımına ( rabdomyolize) neden olmaktadır. Kolesterol ilaçlarının yan etkilerinin de geriye dönüşümlü olduğunu bilmek gerekir. İlaca ara verildiğinde, doz azaltıldığına oluşan yan etki de ortadan kalkar.
    Primer korunmada yani kalp krizi geçirmemiş hastalarda 75 yaş üzerinde kolesterol ilaçlarının kullanılmasının olumlu katkı sağladığını gösteren çalışma yoktur. Ancak sekonder korunmada yani kalp krizi geçirmiş, bypass olmuş, stent konmuş hastalarda 75 yaşın üzerinde da orta doz kolesterol ilacı kullanılmasının yararlı sonuçları olduğu bilinmektedir. Fakat bu hastaların iyi eğitilmesi ve yan etkiler bakımından yakından takip edilmesi gerekir.
    PROSPER çalışmasında 65 yaşın üzerindeki insanlara 3 yıl süre , i le statin kullanılmış ve plasebo ile karşılaştırılmıştır. Miyokard infarktüsü riskinde %40 azalma, felç riskinde %23 azalma olmuştur. Ancak tüm nedenlere bağlı ölüm oranı ve kalp nedenli ölüm oranı değişmemiştir.
    80 yaşın üzerinde kolesterol ilaçlarının kullanımı için yeterli kanıt yoktur.
    Kolesterol ilaçları ve demans Alzheimer ilişkisi literatürde çok tartışılmıştır. Faydalı olduğunu söyleyen görüş daha ağırlıklıdır. Çünkü kolesterol ilaçları ile beyin kan dolaşımının daha iyi olduğu, yeni damar tıkanmalarının önüne geçildiği , inflamasyonun azaldığı, beyinde beta amiloid birikiminin azaldığı , bunun da beyin hücrelerinin fonksiyonunu arttırdığı ileri sürülmektedir. Aksi olan görüş beyin hücrelerinin iyi çalışması için kolesterol hammaddesine ihtiyaç olduğu , kolesterol ilaçlarının ise beyin kolesterol miktarını azalttığı görüşüdür. Literatürde bunu destekleyen çok az kanıt vardır.
    Sonuç olarak yaşlı bireyleri genel olarak kategorik değerlendirmemek gerekir. Her birey ayrıdır ayrı biyolojik özellikleri vardır. Hastalık bakımından farklı riskler söz konusu olabilir. Kolesterol ilacı kullanma kararını kar zarar hesabı yaparak her birey için ayrı olarak vermek gerekir.

  • Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat Eksikliği Mi? Yoksa Disiplin Sorunu Mu?

    Dikkat sorunun nedeni doğru belirlenmelidir. Birçok farklı sebepten dolayı öğrenci ders çalışmıyor olabilir. Ders disiplini bozuk olabilir, altta yer alan başka birçok sebep olabilir.

    Dikkat ve odaklanma sorunu nedeni doğru anlaşılması çok değerlidir. Dikkat ve odaklanma sorunları dikkatsizlik, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri ile karakterize olan gelişimsel sorunlardır. Konsantrasyon ve uyum sorunu olan çocuklarda şu belirtiler gözlenir:

    • yerinde durmakta zorlanan öğrenci

    • sıkça hayallere dalar

    • düşünmeden hareket etme eğilimindedir

    • genellikle unutkandırlar

    • Ödev ve görevleri erteleme eğilimindedirler

    • ders sırasında not tutmayı sevmezler

    Fakat bu özellikler, zaman zaman diğer çocuklarda da görülebilir. Örneğin bir çocuk herhangi bir aktiviteyi uzun süre sürdürmekte zorlanabilir veya yüksek enerjiye sahip olduğundan dolayı hareketliliği fazla olabilir.

    Peki, anne babalar çocuklarında Dikkat Sorunu ve Konsantrasyon Odaklanma Sorunu olup olmadığının ayrımını nasıl yapabilirler?

    Öncelikle anne babalar unutmamalıdır ki Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tıp doktorunun biyo-psiko-sosyal muayenesi ile konulur. Bu nedenle anne babalar ve öğretmenler, çocuğun özgüven gelişimini zedeleyecek ‘dikkatsiz’, ‘hiperaktif’ gibi etiketlemeleri yapmaktan kaçınmalıdırlar. Anne-baba ve öğretmen işbirliği, öğrenciyle ilgili durum analizi ve tanı konulmasında belirleyici olan belirtiler açısından çok önemlidir. Anne ve baba, öğretmenden alınan geri bildirim ve formları çocuk psikiyatrisi uzmanı tıp doktoruna ileterek, öğrencinin akademik sınıf ortamındaki tutum ve davranışları hakkında objektif geri bildirimi iletmeleri faydalıdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Duygusal mı Kalıtsal Mı?

    Çocuk ve ergenlerin yaşadıkları duygusal sorunlar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu benzeri şu belirtilere neden olabilir. Aşırı hareketlilik, dikkatsizlik, uyumsuzluk. Yani başka bir deyişle çocuk ve ergenlerde görülen anksiyete-kaygı bozuklukları, çocuğun bilişsel süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu  nedenle var olan belirtilerin nörogelişimsel bir bozukluktan mı kaynaklandığı yoksa var olan anksiyete-kaygı bozukluğunun bir sonucu olarak mı ortaya çıktığının ayrımını yapabilmek, doğru tanının konulmasında ve tedavi programının oluşturulmasında belirleyici ilk adımdır.

    Dikkat Eksikliği Nedeni Beyin Dalgalarınızda Gizli !

    Dikkat Eksikliği tanısı konulmasında, Amerika  FDA kuruluşunun (U.S. Food And Drug Administration) 2013 yılında, beyin dalgalarının görüntülenmesi yöntemini onaylamıştır. Böylece çocuk ve ergenlerde görülen dikkat sorunlarının anksiyete kaynaklı mı olduğunun yoksa beyindeki yürütücü fonksiyonlardaki bozulmadan mı kaynaklandığının ayrımını objektif yapılmaktadır. Özellikle 6-17 yaş çocuk ve ergenlerde 15 dakikalık  Neuro-biofeedback görüntülemesi ile dikkatin yürütücü fonksiyonlarının yer aldığı beyin bölgelerindeki nöronların yani beyin hücrelerinin nasıl çalıştığını görüntülmektedir.

    Dikkat Gelişiminde İlaçsız Egzersizler: Neurofeedback Programı

    Neurofeedback, dikkat sisteminin istenen bölgesinde doğru egzersizler ile gelişme yapılmasına imkan sağlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Neurofeedback yöntemi ilaçsız bir uygulamadır. Kişiye dışarıdan elektrik, ilaç ya da başka bir madde verilmeden bilgisayarda odaklanma egzersizleri şeklinde uygulanır. 

    Beynin elektriksel aktivitesi ve beyin dalgaları, bilgisayar ekranında görünür hale getirilir  ve kişiye özel oluşturulan çalışma protokolleri ile gelişme hedeflenen beyin bölgesi ile egzersizler uygulanır.  Neurofeedback Dikkat Geliştiren Egzersizler, çocukların beyinlerinde bozuk çalışan dikkat yönetim bölgelerinde kalıcı bir gelişme sağlamayı hedefler.

  • NeuroFeedback Egzersizleri Nedir?

    NeuroFeedback Egzersizleri Nedir?

    Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, kişide Dikkat ve Konsantrasyon artışı sağlamaktadır. Dikkat yönetim sorununa bağlı sıkıntı yaşayan öğrenci sayısı gün geçtikçe artış göstermektedir. Dikkat eksikliği sıradan bir dalgınlık değil, tıbbi muayene ile tanısı tıp doktoru tarafından konulan bir bozukluktur.

    Dikkat ölçümleri ile elde edilen bilimsel veriler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda tanı konulmasında uzmanlara yol göstermektedir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış gözlenmektedir. Bunun sebebi, 20 sene öncesine kadar bu rahatsızlığın daha az gözlenmesi değil, günümüz tanı koşullarının ve uygulanan test sistemlerinin gelişmiş olmasındandır.

    Eskiden Dikkat Eksikliği Yok Muydu?

    Amerikan Pediatri Birliği’nin Aralık 2011’de yayınladığı DEHB Tedavi Kılavuzunda, tanı ve tedavi uygulamasının 4 yaşından itibaren başlatılması gerekliliği ön planda tutulmaktadır.

    Zira çocuk çağında 4 yaşından itibaren bu rahatsızlığın tanısının konması mümkün olduğu gibi, tedavi konusunda izlenecek yeni ve farklı birçok alternatifler gelişmektedir. Çocuğun dikkat düzeyi ve dikkat derinliği, öğrenme sürecinde çok önemlidir. Çevresinden doğru mesajları alması, bu mesajları doğru yorumlaması ve öğrenme sürecinde bu mesajları kullanması için, dikkat süreci eksiksiz çalışmalıdır. Eğer aile çocuğunda dikkat eksikliği sorunu olduğunu fark etmez ya da gerekli tedaviyi doğru uzmanlardan almaz ise, çocukta okul eğitim-öğretim sisteminde anaokulundan itibaren akademik sorunlar yaşanabilir.

    Dikkat Eksikliğine Bağlı Belirtiler

    Çocuklar genel olarak aktif, meraklı ve heyecanlıdırlar. Dikkat Eksikliği olan çocuğun ailesi adına bazen çocuklarında böyle bir sorun olduğunu kabul etmeleri kolay olmaz. Aileleri en çok yanıltan ise, çocuğun saatlerce televizyon izleyebilmesi ya da bilgisayar oyunları oynuyor olmasını, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı yönünde değerlendirmeleridir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu sorunu olan çocuklar, kendi istedikleri şekilde televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken bir sorun yoktur.

    Bu rahatsızlıkta beynin etkilenen bölgesindeki değişimlere bağlı olarak, çocuğun kendi istediği bir aktivitede ve çocuğun istediği zaman diliminde dikkatini toplamasında problem yoktur. Sorun, dikkatin özellikle yönlendirilmesi gereken bir konu olduğunda dağılmasıdır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, bir spor aktivitesinde takım oyuna uyum gibi konularda, dikkatin özel olarak toplanması gerektiği anlarda, dikkat eksikliği ortaya çıkmaktadır.

    Dikkat eksikliğine bağlı olarak çocuklarda sıklıkla gözlenen belirtiler şunlardır:

    • Çocuk özel olarak bir konuda dikkatinin toplaması gerektiği zaman sorun yaşamaktadır: ev ödevi, takım sporu vb.

    • Detaylı ve dikkat gerektiren işlerde, dağınık ve düzensiz şekilde iş üretir

    • Başka çocukları hiç etkilemeyen dış uyaranlar, onların dikkatini çok rahatlıkla dağıtır.

    • Dikkatini toplaması ve sürdürmesi gereken görevlerde çok sıkıntı yaşarlar

    • Verilen görevlerin tamamlanmasında sıklıkla sorun yaşanır

    • Tamamlanmamış ve yarım kalmış bir işten diğer yeni bir aktiviteye geçerler.

    • Çok fazla ertelerler

    • Günlük aktivitelerde çok fazla unutkanlık yaşarlar

    • Düzensizdirler

    • Tepkisel olarak karar verirler. Dur-Düşün-Yap modelini uygulamakta sorun yaşarlar. Bu sebeple davranışlarına bağlı sorun yaşarlar.

    Dikkat ve Konsantrasyon Ölçümü

    Dikkat eksikliği veya dikkat dağınıklığı, bireyin zekâsı ile ilgili olan bir sorun değildir; beynin çalışma sisteminde farklılık vardır. Beyin görüntüleme araştırmaları göstermektedir ki, Dikkat Dağınıklığı ya da Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerin beyin aktivitelerinde (özellikle beyin dokusunun ön bölümü olan frontal bölgede) normale göre azalma gözlenmektedir. Beyin dokusunun her bölgesinin farklı görevleri vardır. Beyin ön bölgesi olan frontal bölgenin görevi, yürütücü fonksiyonların kontrolüdür.

    Beynin bu bölgesinde sorun yaşandığında, şu fonksiyonlarda sıkıntılar ortaya çıkar:

    • Organize olmak

    • Dikkati toplamak ve sürdürmek

    • Problem çözmek

    • Kısa süreli bellek

    • Dürtülerin kontrolü

    Dikkat eksikliği olduğunda, bu fonksiyonları kontrol eden beyin bölgesindeki aktivitenin azalmasına bağlı, sorunlar ve belirtiler gözlenir.

    DİKKAT GELİŞTİRME EGZERSİZLERİ: NEUROFEEDBACK

    Neurofeedback egzersizi, dikkat sisteminin istenen bölgesinde doğru egzersizler ile gelişme yapılmasına imkân sağlayan bir tedavi yaklaşımıdır.

    Neurofeedback kelime anlamı şudur:

    Neuro = nöronlar, yani beyin dokusu

    Feedback = geri bildirim, yani görüntülenen beyin dalgalarına yanıt oluşturmak

    Neurofeedback, İngilizce bir kelimedir ve Türkçe okunuşu şu şekildedir: nörofidbek

    Neurofeedback egzersizi, bir bilgisayar destekli dikkat egzersiz sistemidir. Kişi kendi dikkat becerisini geliştirirken, dikkatini nasıl odaklayacağını ve odaklanmış dikkatini nasıl sürdüreceğini öğrenir. Geliştirilebilen bir beceri olan dikkat becerisi, bilgisayar destekli bir program olan neurofeedback ile başarıyla geliştirilir. Dikkat becerisini oluşturan beyin dalgaları izlenerek, dikkatin odaklanma ya da dikkati sürdürme becerisine yönelik dikkat egzersizleri uygulanır. Belirli seans ve protokoller ile uygulanan bilgisayar destekli dikkat egzersiz programı neurofeedback, kişinin kendi dikkat merkezinden aldığı sinyallere karşı, kendi dikkat sistemini tekrar düzenlemesi temeline dayanmaktadır.

  • Öğrencinin Dikkati Nasıl Ölçülür?

    Öğrencinin Dikkati Nasıl Ölçülür?

    İnsan beyni muhteşem bir kapasiteye sahiptir, öyle ki, günlük hayatımızda beynimizin kapasitesinin az bir kısmını kullanmamız yeterli olmaktadır.

    Beyin kapasitemizi daha fazla kullandığımızda:

    • Günlük hayat çok daha kolay akabilir,

    • zihinsel ve bedensel verimliliğimiz artabilir,

    • yaşamımız daha sağlıklı ve keyifli olabilir.

    Öğrencilerde dikkat yönetimi çok değerlidir. Okul bilgilerinin alınması, takibi, tekrarı, ödevler ve sınavlarda başarı için dikkat yönetimi sağlıklı ve yaş grubunda çalışıyor olmalıdır. Bununla birlikte, öğrencide dikkat yönetimindeki düzey, öğrencinin sosyal yaşamını, arkadaşlıklarını, özgüvenini, sorumluluklarını ve bulunduğu topluluktaki değerini belirlemektedir.

    Dersleri takip konusunda sıkıntı yaşamayan, ödev ve sınav performansı sınıf ortalamasında olan, arkadaş uyumu ve sosyal gelişimi sağlıklı olan öğrenci, kendisiyle barışık büyüyecektir.

    Dikkat testi nedir, öğrencide dikkat yönetimi nasıl ölçülür?

    Öğrencinin kendi yaş grubundaki akranlarına göre hangi düzeyde dikkat yönetiminde olduğunun belirlenmesi çok değerli ve önemlidir. Sadece muayene bulguları ve anne-babadan alınan bilgilere göre dikkat değerlendirmesi yapılması subjektiftir, kişiye göre değişir, gelişimi ölçümlemek adına anlamlı değildir.

    1- Dikkat Nöro Test – CPT, Continue Performance Test

    Dikkat Nöro test ile, evladınızın kendi yaş grubuna göre kaç dikkat hata puanında olduğu objektif bir bilgisayar destekli test ile ölçümlenir. Dikkat testi sonunda öğrencinin dikkat hata sapma puanı belirlenir: 3 dikkat hatası, 10 dikkat hatası, 18 dikkat hata puanı gibi…

    Bu Dikkat Nöro Test, öğrencinin ödev alışkanlığı, ders takibi ve sınav performansı konusunda hangi düzeyde sıkıntıda olduğunu tespit etmeye yardımcıdır.

    2- Beyin Dalga Analizi, Neuro Analiz

    Öğrencinin beyin ön bölgesinde dikkati kontrol eden beyin bölgelerinin nasıl faaliyet gösterdiği objektif bir beyin görüntüleme analizi ile ortaya çıkartılır. Bu analiz aynı kalbin çekilen EKG’si gibi, objektif şekilde öğrencinin beynindeki dikkat merkezinin nasıl çalıştığını beyin haritası ile ortaya koymaktadır.

  • Konsantrasyon Gelişimi: NeuroFeedback Egzersizleri

    Konsantrasyon Gelişimi: NeuroFeedback Egzersizleri

    Neurofeedback (dikkat eksikliği geliştirici egzersizler) , biofeedback ya da nöro egzersiz olarak adlandırılır. Neurofeedback, stres, uyku bozuklukları, öğrenme güçlükleri, konsantrasyon gelişimi gibi değişmiş olan beyin dalga amplitüdleri ile ilgili durumlarda da kullanılan yöntemdir.

    Beyin dokusunda, farklı aktivite bölgelerine göre yerleşmiş bulunan yaklaşık bir trilyon hücre vardır. Bu hücreler, çok hızlıdan çok yavaşa doğru 4 farklı beyin dalgası oluştururlar. Son araştırmalara göre, konsantrasyon ve odaklanma sorunu olan kişilerin beyin dalga aktivitelerinde, odaklanma, düşüncenin düzenlenmesi  ve hissetmeyi sağlayan alanlarda aktivite azalması gözlenmektedir.

    Araştırmalar göstermektedir ki, beyin dalgaları ile doğru antrenman çalışmaları yaparak, odaklanma verimi ve düzenlenmesi mümkündür. Neurofeedback egzersizi, konsantrasyonu artıran bir öğrenme sürecidir. Neurofeedback egzersizi ile beynin konsantrasyon kontrolü, duygu ve davranış alanlarını güçlendirecek beyin bölgelerine egzersiz uygulanmaktadır. Böylece, beyninizin günlük işleyişini arttıracak şekilde, beyin ritminizi kontrol etmeyi öğrenmeniz sağlanır. Neurofeedback egzersizi, piyanonun akort edilmesi ya da otomobil motorunun ayarlanması ile daha doğru ve verimli çalışmasına benzetilebilir.

    Konsantrasyon geliştirici çalışmalarda, bağlantılı bir neurofeedback egzersiz cihazı kullanılır. Neurofeedback egzersiz cihazı ile bilgisayardaki ekranda nesneleri hareket ettirmeyi öğrenilir. Bu sırada konsantrasyon becerisi ile odaklanarak, ekranda görüntülenen oyunları ve nesneleri yönetir. Ekrandaki görüntüler, farklı düzeylerde dikkat becerisi hakkında kişiye geribildirim sunmaktadır.

    Dikkati geliştiren bu egzersizler ile beyin fonksiyonlarını yöneten bölgelerde 2 mekanizma ile gelişim sağlamaktadır:

    • Nöroplastisite

    • Myelin kılıf gelişimi

    Araştırmalar göstermektedir ki, konsantrasyon geliştiren egzersizleri uygulanan beyin bölgelerinde yeni nöronal ağlar gelişmektedir ve beyin neyi daha iyi ve nasıl yapacağını öğrenecek şekilde gelişmektedir. Nöral ağlarda myelin kılıf gelişimi, daha hızlı bilgi iletimini sağlamaktadır.

    Konsantrasyon fonksiyonlarının daha üst düzeyde kullanılmasının fayda sağlayacağı şu durumlarda, Neurofeedback egzersizleri ile odaklanma becerisinde  gelişme sağlayan egzersizler uygulanmaktadır:

    • Daha net düşünmek ve zihinsel berraklığı geliştirmek

    • Konsantrasyon artışı ile öğrenme becerisini arttırmak

    • Zihinsel esneklik artışı ile bir konudan diğerine daha hızlı geçiş yapmak

    • Günlük yaşam fonksiyonlarında denge sağlamak adına, duygu, düşünce ve davranışları düzenlemek

    • Spor aktivitelerinde daha iyi zamanlama ayarı ve dikkat becerisini arttırmak

    Dikkat egzersizleri, zihinsel performans artışında etkin şekilde fayda sağlamaktadır. Yüksek zihin performansı yaşamın bazı dönemlerinde sağlanıyor olsa da, tekrarlanması ve sürdürülebilmesi genelde zordur. Oysa bu egzersizleri ile düşünceleri verimli yönetmeyi ve duyguları daha verimli kullanmayı öğrenen kişi, zihinsel performansını geliştirme ve sürdürme konusunda becerisinde kalıcı gelişme sağlamaktadır.

    Konsantrasyon becerisini yöneten beyin dalgaları izlenerek,  odaklanma ve sürdürme becerisine yönelik geliştirici egzersizler uygulanır. Belirli egzersizler  ile uygulanan bilgisayar destekli konsantrasyon egzersiz programı neurofeedback, öğrencinin odaklanma merkezinden aldığı sinyallere karşı, kendi konsantrasyon sistemini tekrar düzenlemesi temeline dayanmaktadır. Özellikle, konsantrasyon güçlüğü yaşayan öğrencilerde dikkat egzersizleri tercih edilmektedir.

  • Dikkat Dağınıklığı Nedir?

    Dikkat Dağınıklığı Nedir?

    Dikkat Dağınıklığı Nedir? Dikkat sorunu, sıradan bir yaramazlık mıdır? Neden dikkat sorununa bağlı sıkıntı yaşayan öğrenci sayısı gün geçtikçe artıyor? Öncelikle şu bilgiyi çok net şekilde belirtmeliyiz:

    Odaklanma Sorunu, sıradan bir dalgınlık değildir, testler ile ölçülen, beyin ön bölgesinde dikkatin yürütücü fonksiyon bölgesinin bozuk çalışması söz konusudur.

    Dikkat analiz ve değerlendirme testleri ile elde edilen bilimsel veriler, dikkat ölçümü ve konsantrasyon sorunu analizinde ve tanı konulmasında uzmanlara yol gösterir. Son 20 sene içinde Odaklanma ve Dikkat Sorunu olan çocuk sayısında ciddi artış gözlenmesinin sebebi, 20 sene öncesine kadar bu rahatsızlığın daha az gözlenmesi değil, günümüz tanı koşullarının ve uygulanan test sistemlerinin gelişmiş olmasındandır.

    Dikkat Sorunu Odaklanma Sorunu Nedir? Konsantrasyon Analizi

    2013 senesindeki bilimsel gelişmeler ile, beyinde dikkatin bilişsel fonksiyonlarını yöneten ilgili bölgenin nasıl çalıştığını öğrenebiliyoruz. Beyin dalgalarının görüntülenmesi sonrasında, beyin ön bölgesinin nasıl çalıştığını, odaklanma sorunu olup olmadığı tespit edilebilir.

    Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, beyindeki bozuk çalışan dikkat merkezinin görüntülenmesini sağlar. Beyindeki dikkat merkezi tespit edilmesi, belirlenmesi ile uygulanan geliştirici egzersizler tedavide önemlidir. Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, ilaçsız ve kalıcı gelişme sağlamaları sebebiyle, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğindeki tüm ülkelerle birlikte, ülkemizde de anne babaların evlatları için tercih etmeye başladıkları uygulamadır.

    Çocuklarda 6 yaşından itibaren dikkat geliştirici egzersiz programı başarıyla uygulanmaktadır. Çocuğun dikkat düzeyi ve dikkat derinliği, öğrenme sürecinde çok önemlidir. Çevresinden doğru mesajları alması, bu mesajları doğru yorumlaması ve öğrenme sürecinde bu mesajları kullanması için, dikkat süreci eksiksiz çalışmalıdır. Eğer aile çocuğunda konsantrasyon sorunu olduğunu fark etmez ya da konsantrasyon geliştirici egzersizler uygulanmaz ise, çocukta okul eğitim-öğretim sisteminde anaokulundan itibaren akademik ve sosyal sorunlar yaşanabilir.

  • Bağımlılık Bir Beyin Hastalığıdır

    Bağımlılık Bir Beyin Hastalığıdır

    Beyinde neler oluyor?

    Bağımlı kişiler her zaman kendilerine şu soruyu sorarlar: Bu kadar istememe rağmen acaba neden bırakamıyorum o kadar çok şey kaybetmeme ve ağır bedeller ödememe rağmen neden bırakamıyorum. Bu gibi soruları bağımlıların yakınları da sorar: bu kadar iyi başarılı bir insan olmasına rağmen bizim ve kendi hayatını mahvetmesine rağmen neden bırakamıyor diye.

    Bilim insanları da bu sorunun cevabını araştırıyorlar ve artık biliniyor ki bu bırakamama durumunun bağımlıların iyi ya da kötü zayıf ya da güçlü iradeye sahip olmaları ya da yeterli çabayı gösterip göstermemeleriyle alakalı olmadığı bulunmuştur. Artık bağımlıların beyinlerinde doğru gitmeyen bir şeylerin olduğu düşüncesine varılmıştır.

    Bağımlılar birçok kişisel ilişkisel sosyal bedeller öderler. Madde hayatlarının bir numaralı önceliği haline geldikten sonra artık yaşamlarında birçok şeyi kenara bırakıyorlar demektir. Bağımlının ilişkileri zedelenir eğitimi mesleği kalitesini kaybeder birçok sorumluluğunu önemsemez hale gelirler. Hayatlarının her alanında kayıplar yaşarlar ve bu liste uzadıkça uzar. Fiziksel ve ek olarak ruhsal hastalıklar bozulan ekonomileri ve hepsinin eşlik ettiği sosyal izolasyon bu sürece eklenir. Bunlar dışarıdan görülen etkilerdir. Ancak bağımlıların bir de dışarıdan görülmeyen ve pek bilinmeyen beyin yapılarında ciddi zararları vardır. Bu bağımlı beyninin karar alma ve davranışları kontrol etme bölümlerinde meydana gelen biyokimyasal tahribatlardır.

    İşte bu sebepten dolayı bağımlı birey gerçekten hayatını değiştirmeye karar verse de bunu gerçekleştirmesi kolay olmaz. Ne kadar istekli ve iyi niyetli olursa olsun bir sonraki adımı atmak ve sonuca ulaşmak zordur. Artık yeter bırakıyorum demek yetmez ancak bağımlılık düzeyi çok hafif olanlar belki ulaşabilirler. Çoğunluğu ise sadece kısa bir süre için bırakabilirler. Çünkü kullandıkları maddenin yaptığı hasar nedeni ile beyinleri değişmiştir. Bu nedenle bağımlılıktan kurtulamazlar.

    Maddeyi bırakmaya karar veren birçok insan ayıklık durumunu bir sene süresince korumayı başarmadan önce en az üç ya da dört başarısız deneme yaparlar. Maddeyi tamamen bırakana kadar birçok denemenin yapıldığı 8-10 sene geçebilir. Bırakma başarısını belirleyen birçok etmen vardır: hastanın yaşı tedaviyi kimin yürüttüğü bağımlının maddeyi ne kadar süredir kullandığı bağımlılığın hastanın psikolojik durumunu ne derece etkilediği kullandığı madde ve maddelerin cinsi ve miktarı gibi.

    Bağımlılıktan kurtulunmasa da iyileşmek mümkündür. Ama iyileşmenin ne anlama geldiğini bilmek çok önemlidir. Kişi bir kere bağımlı olduktan sonra tekrar tamamen maddeyi hiç kullanmayan bir insanla aynı duruma gelmez. Ancak iyi bir tedavi ile tekrar madde kullanmadan yaşayabilir. Fakat maddeyi tekrar kullanırsa o anadan itibaren bırakmadan önceki kaldığı yere geri döner ve en azından tekrar aynı dozda kullanmaya devam eder.

    İyileşme sadece madde kullanımını bırakmaktan çok daha karmaşık ve zor bir süreçtir. Bu süreç alkol ya da uyuşturucudan zarar görmüş beyin devrelerinin tekrar kurulması işlemini içerir.

    İnsan beyninde hücreler arasındaki bilgi akışını sağlayan çeşitli haberci kimyasallar vardır. Bunlara nörotransmitter(iletici) denir. Bu ileticilerin görevlerini ne derece iyi ya da kötü yaptıkları beyin görüntüleme teknikleriyle tespit edilebilmektedir. Uyuşturucu kullanımı beynin bu kimyasal haberleşme sistemini zedeler. En çok zarar gören nörotransmitterler dopamin serotonin GABA ve glutamattır. Kullanılan her uyuşturucu dopamin miktarını etkilerken mesela LSD ve ekstazi serotonin işleyişini etkiler eroin ve morfin opiate alıcılarını alkol ise GABA ve glutamatı etkiler.

    Günümüze kadar yapılan araştırmalar bağımlılık yapan bütün uyuşturucuların doğrudan ve dolaylı olarak beynin zevk faaliyetlerini harekete geçirdiklerini göstermiştir. Yani zevk alma hissini kontrol eden ve düzenleyen ağı etkiler uyuşturucular. Yemek yemek güzel bir manzarayı izlemek kahkahalarla gülmek gibi güzel şeyler yaşadığımızda beynimiz dopamin salgılar. Bu sayede kendimizi sıcak sakin ve mutlu hissederiz. Ancak bir süre sonra bu salgılanan dopamin miktarı azalır ve eski haline döner. Bizler hayatın olağan seyrine devam eder ve mutlu olacak yeni zamanlara doğru ilerleriz.

    Mutluluğa ilerliyoruz ve bunu istiyoruz çünkü geçirdiğimiz deneyim beyin içinde limbik sistem dediğimiz zevk duygu ve hafıza gibi nosyonların anahtar merkezi olan bölümde hafızaya alınmış oluyor. Beyinde dopaminin salındığı dopamin yolağı gerçek zevk deneyimini kayıt eder ve ona tekrar ulaşmak için gerekli hareketleri hatırlar ve tekrarlatır. İki zevk veren faaliyet arasındaki sakin dönemde nörotransmitterler kendi doğal seviyelerine inerler.

    Alkol ya da uyuşturucu kullanıldığında ilk etki olarak vücuttaki bu nörotransmitterlerin oranı 5 katına çıkar. Dopamin oranı yemek yerken ulaşılan düzeyden bile yükseğe çıkar ve bunu uzun süre muhafaza eder. Bu yaşanan deneyim ne kadar uzun ya da kısa olursa olsun mutlaka motivasyon merkezi olan ve “devam sistemi” denilen hippocampus ve amygdala’da hafızaya alınır. Yoğun dopamin salınımının olduğu keskin ve heyecan verici bu deneyimler hafızada tutulur. Bu deneyimlerin hafızadaki anıları bile dopamin salınmasını sağlar ve mutluluk hali başar ve bu itkiler kişiyi tekrar aynı deneyimi yaşamak için harekete geçirir.

    Bu bir aldatmaca tabii. Uyuşturucuyu her kullanışta dopamin miktarı artar fakat her seferinde ilk kullanılan düzeye ulaşmaz. Ne de olsa dışarıdan yabancı bir maddenin girmesiyle karar verme-iç metabolik sistemimizi bozulmuştur. Bilgi iletim ağına giren yabancı-yalancı ileticiler gerçek ileticilerin yerine geçer ve beyin artık kendi doğal salınımını azaltmaya ve bu etkilerin dışarıdan gerçekleşmesini beklemeye başlar.

    Aynı dozda tekrarlayan alımlarda ulaşılan dopamin dozu ve mutluluk oranı giderek azalır. Yani azalan dopamin miktarı ile her kullanım bir öncekinden daha az heyecanlı olmaya başlar. Zamanla heyecan daha azalır ve çöküş süreci başlar. Buna beynin uyuşturucu ile ulaşılan zevk zirvesinin yaşamda en gerekli şey olduğu konusunda aldatılması sebep olur. Bu kendinden sürekli kaybeden haz sarmalı beynin ileticilerinin duyarlılığının azalmaya başlamasına sebep olur. Bu durumda beyin kendini korumak için savunma mekanizmalarını harekete geçirir ve dopamin miktarını düşürür. Bu noktadan sonra artık bağımlı kişi zevk almak için değil kendini normal hissetmek için maddeyi kullanmaya başlar. Çünkü uyuşturucu kullanımı ile artan dopamin artık beyinde çok az ya da hiç salgılanmıyordur.

    “Dur Sistemi”

    Beyinde bir devam sistemi olduğu gibi bir de dur sistemi vardır. Bu sistem bilgileri topladığımız tarttığımız riskleri avantajları ve sonuçları analiz ederek bir sonraki davranışı belirlediğimiz bir sistemdir. Bu hareket doğru mudur bu fikir faydalı mıdır bu kanun dışı ya da güvenli midir gibi birçok muhakemenin yapıldığı bir merkezidir. İşlerin doğru bir şekilde gidip gitmediğine bu dur ve devam sistemleri birbirleriyle sürekli iletişim halinde kalarak karar verirler. Böylece ne zaman devam edip ne zaman duracağımız belirlenir. Tabii bu durum bu iki sistemin asla birbirlerinden ayrılamayacağı anlamına gelmiyor.

    Madde kullanımının en kötü yanı dur ve devam sistemlerinin olağan işleyişini bozmasından daha çok aralarındaki eş güdümü bağlantıyı bozması tahrip etmesidir. Devam sistemi dur sisteminin getirdiği kontrollerin dışına çıkıyor ve madde kullanma davranışı hiç durdurulmadan devam ediyor.

    Son yapılan araştırmalar uyuşturucu maddelerin beyinde sadece zevk yollarını değil aynı zamanda hafıza ve öğrenme ile ilgili yolları da etkilediğini göstermiştir. Bağımlılık geliştikçe beynin daha önce öğrendiği şeyler zayıflıyor ya da unutuluyor ve tamamen farklı şeyler öğreniliyor. Bu da dur ve devam sisteminin çalışma prensiplerini belirleyen enformasyon dayanaklarının değişmesine ve harekete geçirici niteliklerinin farklılaşmasına sebep oluyor. Kokain bağımlılarıyla yapılan PET araştırmalarında kokain bağımlılarının güzel bir manzara ya da bir bebek resmiyle karşılaştıklarında beyinlerindeki dopamin miktarının çok az ya da hiç olduğu tespit edilirken kokain dolu bir kaşık ya da madde kullandıkları mekânlara dair görseller gösterildiğinde hastaların hippocampus ve amygdala bölgelerindeki beyin aktivasyonunun zirve yaptığı görülmüştür. Bütün bu etkiler hastaların uzun süren ayıklık dönemlerine ya da madde kullanmanın neden olduğu tüm olumsuzluklara rağmen olmaktadır. Bu noktada devam sistemi çalışırken kişiyi madde kullanımından uzaklaştırması beklenen olumsuz etkileri depolayan dur sistemi sessiz kalmaktadır.

    Bu çalışmalar bağımlıların gerçekten iyileşmesinin bu nörokimyasal işlemleme sistemlerinin yeni çalışma prensipleri üzerine yeniden kurulması ile mümkün olacağını göstermektedir. Bu da kişiye özel psikoterapi ve uygun ilaçların kullanılması ile ve davranış ve duygulanım paternlerini daha nitelikli kılacak bir sosyal yaşam evreniyle mümkün olacaktır.

  • Kadın Beyni

    Kadın Beyni

    Kadın ve erkek olmak ile ilgili günümüzde birçok alanda; edebiyatta, sinemada, tiyatroda aynı içerik birbirinden farklı araçlarla karşımıza çıkmaktadır. “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten”, “Kadın Aklı Erkek Aklı”, “Erkekler Ne Söyler, Kadınlar Ne Anlar” ve benzer başlıklar bunlardan bazılarıdır. Uzun yıllardır sıkça filmlere konu olmuş, gazete veya dergilerdeki köşe yazarlarının dikkatini çekmiş ya da okuduğumuz kitapların içeriklerini oluşturmuştur. Gündelik hayatta sıklıkla karşımıza çıkan bu olgu uzun yıllardır psikoloji, psikiyatri, nöroloji, nöropsikoloji, nöropsikiyatri gibi bilim alanlarındaki uzmanların da araştırmalarına konu olmuştur. Bugün gelinen noktada, kadın ve erkek beyni üzerine yapılan çalışmalar kadın ve erkek beyinlerindeki kimyasal, genetik, hormonal ve beynin işlevselliğinin örtüşmesini %99 oranında doğrularken, %1’lik bir farklılık beyin yapısının dil gelişiminde, sosyal becerilerde, hafızanın gelişmişliğinde, problem çözme ve duygu kontrolü gibi birçok farklılığa yol açtığını da doğrulmaktadır. Peki, nedir bu sadece %1 farklılığın yarattığı sonuçlar ve bizi nasıl etkiler?

    Doğduğumuz andan itibaren kadın ve erkek beyni birbirinden farklıdır. Bu farklılıktan dolayı da, anatomik yapı; dürtülerimizi, değer yargılarımızı ve gerçekliklerimizi kontrol eder. Nasıl ki beyin hasarları, inmeler, kafa travmaları kişilerin hayatında önemli fizyolojik bir takım değişikliklere yol açabiliyorsa, bunların yaratabileceği psikolojik değişiklikler de göz ardı edilmemelidir. Örneğin; bir beyin hasarı ya da kafa travması bir kişinin karakterini saldırgandan uysala çevirebilir. Peki, aynı beyin dışarıdan bir tepkiye maruz kaldığında bu kadar aksi yönde değişiklikler gösterirken, doğuştan farklı biyolojik yapılara sahip olan kadın ve erkek beyinleri arasındaki farkı hiç düşündünüz mü? Eğer doğuştan beyindeki iletişim ile ilgili alan daha fazla yer kaplıyorsa bunun gündelik hayattaki yansıması karşımıza nasıl çıkar, böyle bir beyin yapısına sahip olmak bize dünyayı nasıl algılattırır?

    Bu sorunun temel cevapları kadın ve erkek beyin yapısı ve hormonlarına dayandırılabilir. Kadın ve erkek olmaktan kaynaklı olarak cinsiyetlerimize hâkim bazı hormonlar vardır. Bunlar östrojen ve testosterondur. Gelişimin farklı dönemlerine ya da hayat koşullarına göre (ergenlik, menapoz, doğum öncesi ve sonrası) kadınlarda salgılanan östrojen hormonu kadınları insan ilişkilerinde, iletişimde ve karşısındakinin duygusunu anlamada daha duyarlı olmasına katkıda bulunurken; erkeklerde hakim olan testosteron hormonu erkekleri daha rekabetçi, rasyonel düşünme odaklı bir yapıya sahip olmasındaki temeli oluşturur. Bu bağlamda, hormonlar ve beyin yapısı, insanların isteklerini, arzularını, davranışlarını, hayata bakışlarını belirleyebilir. Beslenmenin, sosyal, cinsel ve saldırgan davranışların yönlendirilmesinde rol oynarlar. Baştan çıkarıcı davranmayı veya konuşkan olmayı etkileyebilir, sosyal olmanıza katkıda bulunabilir, çocuklarınıza özverili davranmanızı sağlayabilir ya da gerilmenize, sıkılmanıza, başkalarını incitmenize veya başkalarını incitmekten korkmanıza yol açabilirler. Aynı zamanda sizi hırslı ve rekabetçi yapabilir, iş hayatınızdaki verimliliğinizi etkileyebilir, cinsel istekliliğinizi arttırabilir ya da azaltabilirler.

    Kadın ve erkek beyinleri beyin görüntüleme cihazları ile incelendiğinde birbirinden çok farklı görünür. Örneğin, kadın beyninin işitme ve dil merkezindeki sinir hücresi sayısı erkeklere oranla daha fazladır. Kadının kendi duygularını yönettiği, başkalarının duygularını anlamlandırdığı ve anıların depolandığı beyin bölgeleri kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla yer kaplamaktadır. Bu da, genel olarak kadınların neden duygularını daha rahat ifade edebildiklerini duygusal olayların detaylarını neden daha iyi hatırladıklarını göstermektedir.

    Gerek baskın hormonların, gerek beyin yapısının farklılığı nedeniyle aynı olayı yaşayan bir kadının ve erkeğin düşünme süreçleri ile bu sürecin beyindeki yolculuğu ve yarattığı algı farklı olacaktır. Yani kadın ve erkek beynindeki problem çözme mekanizmasının işlevi farklı olduğu için; herhangi bir baskı veya çelişki durumunda kadın ve erkek beyni birbirinden tamamen farklı tepkiler verirler. Bu yüzden kadınlar ilk randevularındaki, ilk kavgalarındaki en ince ayrıntıları dahi unutmazken, erkekler bu olayların gerçekleştiğini bile zar zor hatırlar. Bunun böyle olması, beynin yapısı ve kimyasıyla ilgilidir. Çünkü duyular erkek ve kadın beyinlerinde farklı veriler olarak işlenmektedir. Dolaylı olarak, kadınlar ve erkeklerin işitme, görme, hissetme ve başkalarının hissettiklerini değerlendirme biçimleri birbirinden farklıdır. Birbirinden farklı işleyen beyin mekanizması kadını da erkeği de aynı görev ve sorumlulukları farklı beyin devrelerini kullanarak yerine getiren canlılar yapmaktadır.

    Biyolojik dürtüler, bugün durumumuzu anlamanın anahtarlarıdır. Fakat bu yazının da konusu olan kadın beyninin yapısının nasıl oluştuğunu, evrim, biyoloji ve kültür tarafından nasıl şekillendirildiğini de anlamak gerekir. Bu bilgi olmadan biyoloji kader haline gelir ve karşısında çaresiz kalırız. Beyin her şeyden önce yetenekli bir öğrenme makinesidir. Hiçbir şey sabit değildir. Özellikle beynimiz esnek bir yapıya sahiptir. Yeni öğrenilen her bilgiyle kendini değiştirip, dönüştürebilir. Beynimizin bu özelliğinden kaynaklıdır ki, görme yetisini kaybeden insanların dokunma duyuları çok gelişmiştir. Çünkü beyin süreç içerisinde görme işlevinin gerçekleştiği alanı, dokunma duyusunun gerçekleşmesi için kullanmaya başlar ve böylece dokunma duyusuna ayrılan bölümdeki sinir hücrelerinin sayısının artması ile görme kaybı yaşayan kişilerin dokunma duyusu daha da gelişmiş olur. Kısacası, biyolojimiz, bizim üzerimizdeki güçlü etkenlerden sadece bir tanesidir. Hormonlar ve beyin yapımızın; zekamız, algılarımız, davranışlarımız ve genel olarak yaşantımız üzerindeki etkilerini yönetmek ve eğer gerekiyorsa değiştirmek için üzerinde çalışabiliriz.

    Kadın beyni inanılmaz yeteneklerle donatılmıştır: derin kişilerarası ilişkiler kurabilmek ve sürdürmek, yüzleri ve mimikleri okumak konusundaki kapasiteleri çok gelişmiştir ve bunlar kadın beyninin sahip olduğu birkaç sosyal yetenekten bazılarıdır. Kadınlar bütün bu yeteneklerle doğarken, çoğu erkek bunlardan mahrumdur. Erkekler de kendi hormonal dengelerinin ve beyin yapılarının şekillendirdiği başka yeteneklerle doğarlar. Hepimiz kadın ve erkeklerin astronot, sanatçı, CEO, doktor, mühendis, politikacı, anne-baba ve çocuk bakıcısı olabildiklerini biliyoruz. Eğer beyninizin biyolojisinden kaynaklı yol açtığı tepkilerin farkındaysanız harekete geçmemeyi tercih edebilir ya da doğru olduğunu hissettiğiniz daha farklı bir yol ile karşılık vermeyi seçebilirsiniz.