Etiket: Beslenme

  • Enteral beslenme

    Enteral beslenme

    Enteral Beslenme Nedir?

    Enteral beslenme, işlev­sel sindirim sistemine sahip olduğu halde günlük alması gereken besin miktarını ağız yoluyla alamayan hastalarda alternatif beslenme çeşidi ile besinlerin bir tüp aracılığıyla mideye veya ince bağırsağa verilmesidir. Son 20 yılda uzun süre kulla­nılabilen poliüretan ve silikon tüplerin kul­lanıma girmesi, küçük taşınabilir pompalar ve yeni enteral beslenme ürünlerinin geliş­tirilmesiyle birlikte enteral beslenme gide­rek artan bir sıklıkta kullanılmaya başlan­mıştır.

    Enteral beslenmeye karar verme ve uygulama aşamasında bazı sorulara yanıt ara­nır;
    Hastada enteral beslenme uygulaması gerekli midir?
    Ağızdan yeterli besin alamayan kişiler 2 şe­kilde beslenebilirler; damar yoluyla (İV: intra venöz) beslen­me ve enteral (tüple) beslenme. İşlevsel bir sindirim sistemi varsa enteral beslenme her zaman damar yoluyla beslenmeye ter­cih edilir. Damar yoluyla beslenmeyle kar­şılaştırıldığında enteral beslenme bir çok avantaja sahiptir; daha ucuzdur, daha kolay uygulanır, enfeksiyon daha nadirdir, bağır­sak hücreleri için daha fizyolojik ve besle­yicidir, beslenmeye bağlı karaciğer hastalı­ğı daha nadirdir.
    Enteral beslenme önerilmesi için temel kri­ter hastanın alması gereken günlük besini ağız yoluyla alamamasıdır. Bunun nedenle­ri yaşa göre değişir;

    Yenidoğan döneminde zamanından erken doğma (prematürelik) ve doğuştan sindirim sistemi yapısal bozuk­lukları en sık neden iken,

    çocuklarda do­ğuştan veya sonradan yeterli bağırsak uzunluğunun olmaması (kısa bağırsak sen­dromu),

    beyin felci,

    kalp ve solunum yolla­rı hastalıkları,

    erişkinlerde ise inme, yemek borusu ve ağız bölgesi kanserleri, yanık ve travmalar

    başta gelir.
    Enteral beslenmenin kesinlikle uygulanma­ması gereken hastalar ise bağırsak tıkanma­sı ve besinler bir şekilde verilse bile sindi­rim sisteminden emilimin mümkün olma­yacağı durumlardır.
    Veriliş yolu:
    Besinlerin tüple (sondayla) verilebileceği iki bölge vardır; mide veya ince bağırsak.
    Bu bölgelere beslenme tüpü­nün yerleştirilmesi ise iki yöntemle olabi­lir;
    1- Burun ya da ağız yoluyla (küçük be­beklerde) tüpün mide ya da ince bağırsağa yerleştirilmesi (nazogastrik -NG- beslenme),
    2- Değişik yöntemlerle (endoskopi yoluyla, radyolojik olarak ya da ameliyatla) mide (gastrostomi) veya ince bağırsağa (jejunostomi) karın ön duvarın­dan tüp yerleştirilmesi.
    Enteral beslenme­nin kısa (4-6 hafta) süreceği düşünülen has­talarda burun yoluyla tüp yerleştirilmesi tercih edilirken, daha uzun süre enteral beslenme gerekeceği düşünülen hastalarda ise ikinci yöntem tercih edilir. Ayrıca psikososyal faktörler, hasta ve ailesinin uyu­mu, deneyim ve maliyet de seçimi etkile­yen faktörler arasındadır. Çoğunlukla tüpün mideye yerleştirilmesi tercih edilir; daha fizyolojiktir, mide asidi mikroplara karşı koruyucudur, bakımı ve yerleştirmesi daha kolaydır, sindirime ya­rarlı bazı kimyasalları içerir ve yüksek ha­cimde besini kısa sürede vermeye uygun­dur. Kusma ve dolayısıyla akciğerlere besin kaçma riskinin yüksek olduğu veya mide­nin kullanılamadığı durumlarda ise ince ba­ğırsağa yerleştirilmiş tüpler tercih edilir.
    Verilecek ürünün seçimi:
    En uygun ürünü seçmek için hastanın yaşı (bebek, çocuk, erişkin gibi), hastalığı (kısa bağırsak sen­dromu, sarılık, felç, v.b.) ve hastalığının ak-tivasyonu, beslenme sorununun özelliği, alerjisinin olup olmadığı, besin ve sıvı ge­reksinimi ve sindirim sisteminin anato­mik/işlevsel durumu göz önünde bulundu­rulmalıdır. Bugün her yaş için uygun ürün­ler ticari olarak vardır. On yaşından sonra erişkinler için kullanılan ürünler çocuklar­da da kullanılabilir. Ayrıca hastalığa özel (akciğer hastaları, şeker hastaları gibi) for­müller de bulunur. Verilecek mama ne ka­dar özel ise fiyatı o kadar fazladır. Bu neden­le gerekmedikçe özel mamalar kullanılma­malıdır.
    Ekonomik koşulların iyi olmadığı durum­larda blendırdan geçirilmiş diyetler de kul­lanılabilir. Ancak hazırlanmaları zaman alı­cıdır, formülalara (mamalara) göre daha az akışkan ol­duklarından tüpün tıkanma riskini artırır­lar, standartlara uygun hazırlamak müm­kün olmaz, bir çok besin maddesini içer­mez ya da yeterli miktarda içermez, mik­rop bulaşma riski yüksektir ve hastanın ih­tiyacına göre uyarlama yapmak güçtür.
    Verilecek besin miktarı ve öğeleri:
    Hasta­nın sıvı, enerji, protein, elektrolit ve mine­ral, vitamin ve eser element gereksinimleri hesaplanmalı ve seçtiğimiz üründen gün­lük verdiğimiz miktarın gereksinimleri kar­şılayıp karşılamadığı hesaplanmalıdır. Has­taların yaş, cinsiyet, şikayet, fiziksel aktivi­te ve sağlık durumuna göre bireysel ihti­yaçlarında farklılık gözlenir.
    Örneğin, yata­ğa bağımlı az hareketli bir hastanın enerji gereksinimi düşük olacaktır. Bu enerji ge­reksinimini karşılayacak besin miktarı gün­lük sıvı gereksinimini karşılamayabilir. Ay­nı şekilde verilen miktar hastanın elektro­lit, kalsiyum, eser element, vitamin gibi di­ğer gereksinimlerini de karşılayamayabilir. Alınması önerilen günlük miktarlara göre bunlar tek tek hesaplanıp açıkları ayrıca vermelidir. Hastaların günlük gereksinimle­rinin hesaplanmasında yaşa ve cinse göre belirlenmiş tablolardan yararlanılır.
    Günlük kalorinin, özel bir nedeni olmadık­ça, %50 kadarı karbohidrat, %35 kadarı yağ ve %15 kadarı proteinden sağlanmalıdır.
    Veriliş şekli:
    Enteral beslenme ürünleri 2 şekilde verilebilir;
    1-Bolus şeklinde: Bir öğünde verilmesi planlanan miktar normal beslenmeye benzer şekilde 10-20 dakika içinde verilir. Basit, genellikle alet gerektir­meyen, evde beslenmeye daha uygun bir yöntemdir. Daha fizyolojiktir ve sindirim sisteminin gelişmesini, trofik faktörlerin sa­lınmasını ve normal bağırsak hareketlerini daha iyi uyarır.
    2- Devamlı infüzyon şeklin­de (uzun sürede damla damla vermek): İn­ce bağırsağa besin verildiği durumlarda bolus beslenme iyi tolere edilemez ve devam­lı infüzyon tercih edilir. Bağırsakların sindi­rim ve emilim işlevlerinin azaldığı kronik ishal, malabsorpsiyon (emilim bozukluğu) ve kısa bağırsak sendromu olan hastalarda da devamlı infüzyon daha iyi tolere edilir.
    Enteral beslenmenin komplikasyonları (istenmeyen olumsuz etkileri):
    Sindirim sistemiyle ilgili olarak ishal, bulantı, kus­ma, karında kramp ve şişkinlik olabilir. Bu sorunlar görüldüğünde mutlaka tüpün yeri ve devamlılığı, mamanın veriliş hızı ve oz-molalitesi (yoğunluğu) kontrol edilmelidir. Devamlı in­füzyon ve pompa ile vermek, ozmolalitesi düşük bir mamayı daha az hacimde vermek alınabilecek önlemler arasındadır. Mama veya beslenme için kullanılan araç ve ge­reçlerin temizliği ve hazırlama aşamaları gözden geçirilmeli, hazırlanan mamalar oda ısısında 4-8 saatten fazla bekletilmeme­lidir.
    Solunum sistemi ile ilgili olarak mide içeri­ğinin akciğerlere kaçması ve buna bağlı zatürre (pnömoni), tüpün yanlış yerleştirilmesi veya tü­pün hava yoluna kaçması ölümcül sonuçlar doğurabilir. Yüksek riskli hastalarda ince bağırsağa yerleştirilmiş tüplerin kullanılma­sı tercih edilmelidir.
    Tüplerin yarattığı mekanik travma veya de­ri/mukozanın mide ve bağırsak salgılarıyla teması sonucu enfeksiyonlara yatkınlık var­dır. Besinlerin hazırlanması veya verilmesi sırasında olabilecek bulaşma da önemlidir. Mekanik komplikasyon olarak beslenme tüpünün yeri değişebilir, tamamen çıkabi­lir veya tıkanabilir. Tüpün tıkanmasını ön­lemek için tüp düzenli aralıklarla (devamlı infüzyon için 8 saatte bir, bolus beslenme­de her beslenme sonrası) suyla yıkanmalı­dır.
    Bunların dışında, damar yoluyla beslenme­ye göre daha nadir olsa da, metabolik komplikasyonlar gelişebilir. Sıvı ve elektro­lit dengesizlikleri, kan şekeri yükselmesi veya düşmesi başlıca oanlarıdır.
    Enteral beslenmeden ağızdan beslenme­ye geçiş:
    Çocuklar için ağızdan beslenme öğrenilen bir işlevdir. Çiğneme, yutma gibi işlevler ancak zamanında uygulama olanağı sağlanmasıyla elde edilebilir. Bu nedenle, enteral beslenen çocuklar kesin kontrendikasyon (yapılmaması gereken durum) olmadıkça çok az da olsa mutlaka ağızdan almaya teşvik edilmelidir. Enteral beslenmeden oral beslenmeye geçişte ağız yolu ile alınan miktarlar yeterli enerji sağla­yacak düzeye ulaştığında enteral beslenme­ye son verilir. Hastalığı nedeniyle ağızdan beslenmesi mümkün olmayan hastalara en­teral beslenmeye devam edilir ve bu hasta­lar/yakınları evde bu işlemi yürütecek şe­kilde eğitilirler.
    Evde enteral beslenme:
    Son yıllarda kulla­nılan malzeme ve yöntemlerdeki gelişme­lerle beraber evde enteral beslenme uygu­lanan hasta sayısında büyük bir artış olmuş­tur. Evde enteral beslenme ucuzluğu yanın­da hastanede kalmaya göre yaşam süresi ve kalitesine de olumlu etki eder. Uzun süreli enteral beslenme alacağı düşünülen her hastada evde enteral beslenme planlanır ve aile/hasta eğitilir.

  • Özel beslenme ürünleri

    Klinik beslenme ürünleri ya da tıbbi gıda olarak da bilinen tıbbi amaçlı özel gıdalar, beslenme gereksinimleri normal gıdalarla karşılanamayan kişiler için tasarlanmış diyetetik gıdalardır. Bu ürünlerden bazıları; hastalık, metabolik bozukluklar, yutma problemleri, ishal veya emilim bozuklukları gibi problemler nedeniyle özel beslenme ihtiyacı duyan bebeklere ve küçük çocuklara yönelik olarak hazırlanmıştır. Bilimsel ve tıbbi kurumlar ile bebek besinleri endüstrisi arasındaki iş birliği sayesinde, “risk altındaki” bu bebeklerin hayatta kalma oranlarında son yüz yıl içinde dikkat çekici bir gelişme sağlanmıştır.

    Beslenmenin, sağlığın korunmasında önemli bir role sahip olduğu, yüzyıllardan beri bilinmektedir ve birçok gıda, hastalıkların yönetilmesinde kullanılmaktadır. Bununla birlikte bazı koşullarda özel besin ihtiyaçlarının ortaya çıktığı son yıllarda fark edilmiştir. Bu durum, sağlık çalışanları tarafından hastalara besin desteğinin sağlanması veya hastalıkların besinsel olarak yönetilmesi için kullanılan çeşitli gıdaların geliştirilmesine öncülük etmiştir.

    Tıbbi amaçlı özel gıdalar, hastane ve kliniklerde kullanılan çeşitlerin yanı sıra evde kullanıma uygun besinleri de kapsamaktadır. Bu ürünler; günlük besin ihtiyacını karşılayacak, yetersiz besin alımını takviye edecek ya da diyete belli ölçüde katkı sağlayacak şekilde formüle edilir ve kullanıma sunulur.

    Özel tıbbi amaçlı diyet gıdaların formülasyonu, uluslararası geçerliliği olan tıp ve beslenme prensiplerine dayanır. Bu gıdaların, üretici talimatlarına göre kullanıldığında, bireylerin belirli beslenme ihtiyaçlarını karşılama açısından güvenilir, yararlı ve etkin olduğu bilimsel verilerle desteklenmektedir.

    Bebek besinleri endüstrisi, özel ihtiyaçları olan bebekler için çeşitli besinler geliştirmek amacıyla sağlık uzmanları, beslenme uzmanları ve diyetisyenlerle yakın iş birliği içindedir.

    Tıbbi Amaçlı Özel Gıda Çeşitleri

    Tıbbi amaçlı özel gıdalar; tüketime hazır sıvı karışımlar, sulandırılması gereken tozlar, yarı katı ve katı gıdalar veya diğer gıdalarla karıştırılan tozlar/sıvılar gibi farklı şekillerde tüketime sunulabilir.

    Tıbbi amaçlı özel gıdalar 3 ana grupta sınıflandırılır:
    1. Besinsel açıdan tam olan gıdalar: Üretici talimatlarına uygun olarak kullanıldığında, kişilerin beslenme kaynağını tek başına oluşturabilen, standart besin ögelerini içeren, beslenme açısından tam olan gıdalardır.

    Bu kategoride yer alan ürünler, özel hasta gruplarına ya da bir hastalığa özgü değildir ancak besin ihtiyaçlarını normal gıdalardan karşılayamayan bebeklerin veya yetişkinlerin beslenmesinde kullanılabilir.

    2. Besinsel açıdan tam olan özel amaçlı gıdalar: Üreticinin talimatlarına uygun olarak kullanıldığında, kullanan kişilerin beslenme kaynağını tek başına oluşturabilen, bir hastalık ya da tıbbi durum için besin içeriği özel olarak geliştirilmiş, beslenme açısından tam olan gıdalardır.

    Böbrek, karaciğer ya da solunum yolu hastalıkları gibi çeşitli hastalıklar taşıyan bireyler, belirli besin ögelerinin arttırıldığı, azaltıldığı ya da tamamen ortadan kaldırıldığı modifiye edilmiş diyetlere ihtiyaç duyar. Tıbbi amaçlı özel gıdalar, hastalığın yönetilmesine yardımcı olur ve hastaya besin desteği sağlar.

    3. Besinsel açıdan tam olmayan gıdalar: Tek başına beslenme kaynağı olarak kullanılamayan, standart formüllü veya bir hastalık ya da tıbbi durum için besin içeriği özel olarak geliştirilmiş, beslenme açısından tam olmayan gıdalardır.

    Bu gıdalar, tek başına besin kaynağı olarak kullanılamaz çünkü hastanın ihtiyaç duyduğu tüm besin ögelerini ya da hastanın beslenmesi için gerekli miktarı sağlayamaz.

    Tıbbi amaçlı özel gıdalar, standart veya belirli hastalıklar için geliştirilmiş olabilir ve tüm besin ihtiyaçlarını normal diyetlerinden karşılayamayan bireylerin beslenmesinde normal gıdalarla ya da besin takviyeleriyle birlikte kullanılabilir. Bu amaçla üretilen gıdalar; yağ veya karbonhidrat gibi tek bir besin ögesi sağlayan takviyeler, vitamin ve minerallerle güçlendirilmiş protein takviyeleri, doğuştan metabolizma bozukluklarının yönetimi için kullanılan vitamin ve mineral karışımları ya da protein ve enerji gibi belli besin ögelerini takviye etmek üzere geliştirilmiş sıvı gıdalar olabilir.

    Endüstriyel olarak hazırlanmış tıbbi amaçlı özel bebek besinlerinden bazıları şunlardır:
    • Düşük doğum kilolu bebekler için özel formüller

    • Fenilketonuri ve galaktozemi gibi doğuştan metabolizma bozuklukları olan bebekler için özel formüller

    • Sindirim problemleri ya da böbrek hastalığı gibi başka tıbbi durumları olan bebekler için özel formüller

    • İnek sütü proteini ya da soya proteinine alerjisi olan bebekler için özel formüller

    • Laktoz intoleransı gibi bir gıda intoleransı olan bebekler için özel formüller

    Tıbbi amaçlı özel gıdalar, kayda değer klinik ve ekonomik avantajlar sağlar. Bilimsel kurumlar ve şirketler tarafından yürütülen araştırma ve geliştirme çalışmaları sonucunda ileri faydalar sağlayan yeni formülasyonlar geliştirilmektedir. Bunlar, bebeklerin güvenliğini tehlikeye atmadan yeni bilimsel verilerle faydası ortaya konan özellikleri yansıtan ürünlerdir.

  • Beslenme hastalıklarının tanısında laboratuar testleri

    Beslenme hastalıklarının tanısında laboratuar testleri

    Doktor laboratuvar testi sonuçlarında anlamlı anormallikler oluşmadan önce beslenme bozukluğunun sıklıkla farkına varacaktır. Fizik muayene sırasında doktorlar hastaların genel görünümünü, tenlerini, kas tonüslerini, vücut yağlarının miktarını, boylarını, kilolarını ve yemek yeme alışkanlıklarını değerlendirecektir. Doktorlar çocukların normal gelişme ve büyüme hızlarına bakacaktır.

    Beslenme bozukluğu belirtileri varsa doktor hastanın kan hücreleri ve organ fonksiyonunu değerlendirmek için genel laboratuvar tarama testlerini isteyebilir. Spesifik vitamin ve mineral eksikliklerini araştırmak için tek tek ilave testler de istenebilir. Genel olarak beslenme bozukluğu ve/veya spesifik eksiklikler belirlenmişse tedaviye yanıtı izlemek için laboratuvar testleri yapılabilir. Bir kronik hastalık nedeniyle beslenme bozukluğu olan kişinin beslenme durumunun düzenli aralıklarla izlenmesi gerekebilir.Hastaneye yatırılan hastaların beslenme durumları sıklıkla hastaneye kabul edilmeden önce ve kabul sırasında değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme hasta öyküsü, bir diyetisyenle görüşme ve laboratuvar testlerini içerebilir. Bu testlerin sonuçları olası beslenme yetersizliğini gösterdiği takdirde hastalara cerrahi veya başka işlemden önce beslenme desteği sağlanabilir ve derlenme dönemi sırasında hasta düzenli aralıklarla izlenebilir.

    Laboratuvar testleri aşağıdakileri içerebilir:
    Genel tarama ve izleme için:

    Lipitler

    Tam Kan Sayımı

    Kapsamlı Metabolik Panel

    Albumin

    Total protein

    Beslenme durumu ve yetersizlikleri:

    Prealbümin (beslenme bozukluğunda azalır; yükselme ve azalması hızla gerçekleşir; tedaviye kısa süreli yanıtı belirlemede kullanılabilir)

    Demir testleri (Demir, Total demit bağlama kapasitesi ve Ferritin)

    Vitamin ve mineraller (B12 ve Folat, Vitamin D, Vitamin K, Kalsiyum ve Magnezyum)

    Laboratuvar testleri dışında yapılacak tetkikler:

    İç organların sağlıklı olma durumunu, kaslar ve kemiklerin gelişmesini değerlendirmeye yardımcı olmak için radyografik taramalar istenebilir. Bu testler aşağıdakileri içerebilir:

    Radyolojik incelemeler

    Bilgisayarlı Tomografi

    Manyetik Rezonans Görüntüleme

  • Kanserli çocuklarda beslenme

    Kanserli çocuklarda beslenme

    Kanser günümüzde, çocuklarda ölüme neden olan hastalıkların üst sıralarında yer almaktadır. Kanser ve kanser tedavisi gıda alımını, emilimini ve metabolizmayı etkileyerek beslenme bozukluklarına neden olmaktadır. Çocukluk çağı tümörlerinde aşırı zayıflık (malnütrisyon) sık görülmekte, özellikle nöroblastom, Wilms tümörü ve Ewing sarkom gibi tümörlerin ileri evrelerinde ve metastaz varlığında görülme oranı artmaktadır. Malnütrisyon varlığında enfeksiyonlara direnç azalmakta, kemoterapide aksamalar olmakta, hastanede yatış süresi uzamakta, sekel oluşumu ve ölüm oranları yükselmektedir.

    Kanserli Çocukta Malnütrisyon Gelişmesinde Rol Oynayan Faktörler

    Sindirim sistemine radyasyon tedavisi uygulanması, sık aralıklarla kemoterapi verilmesi, büyük karın ameliyatları, hastalık evresinin ilerlemiş olması ve çocuğun aile ve sağlık kurumu desteğinden yoksun olması malnütrisyon gelişiminde risk faktörlerini oluşturur. Bunların yanı sıra, psikolojik nedenlerle ya da kemoterapötik ajanların veya eşlik eden enfeksiyonların etkisiyle gelişen iştahsızlık besin alımını azaltır. Yine ağızda yaralar ve iltihaplar, ağızda tat ve koku değişikliği ve bulantı hissi ağızdan beslenmeyi azaltırken, kusma ve ishalle olan kayıplar da enerji açığını belirgin hale getirir. Kanser hastalarında diyetle alınan şekerin yanı sıra glukoneogenezisle aminoasitlerden glukoz yapımına da ihtiyaç vardır.

    Çocuklar, erişkinlere göre vücutlarındaki yağ oranlarının az olması, dolayısıyla kalori depolarının azlığı nedeniyle daha kısa sürede malnütrisyona girerler. Bu nedenlerle, kanserli çocuk hastalarda malnütrisyon sık gelişmekte, özellikle kemoterapi süresince daha belirgin hale gelmektedir.

    Beslenme Desteği Gerektirme Kriterleri

    Özellikle çocuğun ağızdan alımını etkileyen ağız boşluğu, geniz ve yemek borusu tümörleri, sindirim sistemini ilgilendiren tümörler ve ileri evre tümörler yüksek malnütrisyon geliştirme riskine sahiptirler. Bu hastalar daha yakından izlenmeli, hem ilk başvuru anında hem de ilerleyen tedavi dönemlerinde iştah ve günlük tükettikleri kalori açısından sorgulanmalı ve ölçümler ve biyokimyasal testlerle beslenme durumları değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeler sonunda hastanın beslenme desteğine ihtiyacı olup olmadığı ve varsa desteğin ne şekilde yapılacağına karar verilir.

    Tedavi Planı

    Beslenme desteğine ihtiyaç olduğu belirlenen hastaya, beslenme bozukluğunun derecesine, siindirim sistemi kullanıp kullanamamasına göre bir tedavi planı çizilir ve aşağıdaki yollardan biri seçilir.

    1) Ağızdan alım isteğini arttırma

    2) Enteral (nazogastrik veya PEG) ile beslenme desteği

    3) Damardan beslenme desteği

    4) Kombinasyon seçenekleri

    Ağızdan Beslenme Desteği

    Kanser tedavisi sırasında iştah kaybı, bulantı-kusma ve ağız iltihapları gibi hastanın ağızdan alımını engelleyen birçok yan etki ortaya çıkmaktadır. Bu yan etkilerin sonuçlarını en aza indirgeyecek bir destek tedavisi yapılmalı ve ailenin de işbirliği sağlanmalıdır. Hastanede yatan hastalarda, kemoterapinin neden olduğu iştah kaybını azaltmak için tedavi saatleriyle yemek dağıtım saatlerinin çakışmamasına özen gösterilmelidir. Ayrıca hastanın refakatçisiyle birlikte yemek yemesinin, hastanın ve hasta ailesinin memnuniyetini arttırdığı gösterilmiştir. Hastanın diyeti, beslenme öyküsü ve kalori-protein ihtiyacına göre besin değeri yüksek, sevilen gıdalarla zenginleştirmeye çalışılmalıdır. Hazır tıbbi sıvı ürünler diyete eklenebilir, ancak bunlar da çocuğun öğünlerdeki alımını azalttığı için öğün aralarında ve öğün öncesi değil, öğünlerden sonra verilmesi önerilmektedir.

    Çocuk kanser hastalarının kemoterapi dönemlerinde günlük kalori alımları ve beslenme alışkanlıklarını araştıran bir çalışmada, çocukların hastanede kaldıkları sürece ağızdan alımlarının daha az olduğu, bunda da hastane yemeklerini sevmemelerinin rolü olduğu, hastanede yatarken evden getirilen yemekleri hastane yemeklerine göre daha iyi tükettikleri gösterilmiştir. Her şeye rağmen bu hastaların kemoterapi dönemlerinde oral alımlarının günlük alınması gereken kalori ihtiyacının çok altında kaldığı, hastanede kalınan günlerde bu kalorinin ancak %63’ünün karşılandığı, eve çıkılan günlerde bile bu oranın %77’yi aşmadığı gösterilmiştir (3).

    Tüm bu önlemlere rağmen alınması gereken enerjiye ulaşılamıyorsa enteral ve/veya damardan destek yapılmalıdır.

    Enteral Beslenme Desteği (nazogastrik veya PEG)

    Sindirim sistemi sağlam olan hastalarda, aynı zamanda barsak bütünlüğünü de koruduğu için enteral beslenme ilk tercih edilecek yoldur. Ağızdan beslenmeye göre birçok avantajı vardır;

    1) Bazı spesifik besinler tadları kötü olduğu için ağızdan tolere edilemediğinde enteral yolla verilebilir.

    2) Enteral ürün istenilen miktarda ve zamanda verilerek bağırsaktan emilim için en uygun ortam sağlanabilir. Bu özellikle kısa barsak sendromunda ya da kemoterapi veya radyoterapi nedeniyle intestinal mukozada hasar oluştuğunda önem kazanır.

    3) Baş-boyun veya yemek borusu tümörlerinde tıkanıklığa neden olan bölge pas geçilerek PEG ile enteral beslenmeye devam edilebilir.

    Enteral beslenmenin, damardan beslenmeye göre de bazı avantajları vardır;

    1) Kullanımı daha kolay ve pratiktir.

    2) Daha ucuzdur.

    3) Komplikasyonları daha azdır.

    4) Çok daha fizyolojiktir.

    Eğer beslenme desteği 3 aydan uzun sürmeyecekse nazogastrik (burundan mideye) tüp ile daha uzun sürecekse gastrostomi (PEG) (endoskopik olarak karın duvarından mideye tüple beslenme) açılarak enteral beslenme yapılabilir. Özellikle baş-boyun tümörleri ve genizdeki tümörler oral ve nazogastrik yoldan beslenmesi zor olan hasta grubunu oluştururlar ve malnütrisyon açısından yüksek risk taşırlar. Alt gastrointestinal sistemi sağlam olan bu hastalarda erken yerleştirilen gastrostomi tüpü ile yapılan enteral beslenmenin parenterale göre daha üstün olduğu gösterilmiştir.

    Enteral beslenme çocuğun durumuna ve ihtiyacına göre ayarlanır. Ağızdan alımı var ama yetersiz ise gece devamlı enteral beslenme pompası ile verilerek desteklenebilir. Hiç ağızdan alımı yoksa total alması gereken miktar devamlı veya aralıklı olarak verilebilir. Ürün seçimi de hastaya göre ayarlanır. Sindirim ve emilim fonksiyonları normal olan hastalarda tam protein, karbonhidrat ve uzun zincirli yağ asidi içeren ürünler kullanılır, kabızlık varlığında lif içeren ürünler tercih edilebilir. Kronik ishal durumlarında ya da ince barsaktan beslenme gereken durumlarda özel enteral ürünler kullanılır.

    Damardan Beslenme

    Sindirim sisteminin çalışmadığı durumlarda damardan beslenme beslenme desteği sağlanır.

  • Ergen beslenmesi

    Ergen beslenmesi

    Ergenlik; fiziksel, biyokimyasal, ruhsal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşma süreçleriyle çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Ergenlik çağı 12-18 yaş grubunu içerir. Ergenlik çağının genellikle kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlar arasında başladığı kabul edilmektedir.

    Ergende beslenmenin önemi:

    Ergenlik çağında büyüme hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine ihtiyacı arttırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam şekliyle, bir bölümü ise bilinçsizlik nedeniyle kazanılan hatalı alışkanlıklarla ilgili olabilir. Sorunların giderilip, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve ileriki yaşamında sağlığını olumlu etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

    Ergenlik çağında gözlenen başlıca değişiklikler şunlardır:
    1. Vücut şeklinde cinsiyet hormonlarına bağlı değişiklikler görülür. Özellikle vücuttaki yağ dokusunda, kas ve kemik yapısında değişiklikler olur. Kız çocuklarda göğüs ve kalçalar belirginleşir. Erkeklerde ise kalçalar küçülür, vücut adaleli ve az yağlı bir görünüm alır.
    2. Psikolojik değişiklikler nedeniyle çocuk aile ile bağımlılığını yitirebilir ve etrafını umursamaz bir davranışa girebilir. Bunun sonucu olarak çocuk ailesinden çok arkadaşlarına yönelir; onlarla birlikte olmak ister. Yemek zamanlarında arkadaşları ile birlikte olmaktan hoşlanır.

    Hızlı büyümeye ek olarak gencin sporla uğraşması enerji ve besin öğelerinde artışa neden olur. Çeşitli spor dallarının ne miktarda ek enerji gerektirdiği ve bunu karşılamak için diyetin özelliği konusunda gençlere yeterli bilginin verilmesi ve bilinçlendirilmeleri gerekir.
    Bu dönemde yanlış uygulanan zayıflama diyetleri yetersiz ve dengesiz beslenme nedenidir. Genç kendisini filmlerde, gazete ve dergilerde gördüğü kişilere benzetme özlemi içinde onların öğütlerini uygulama hevesine kapılabilir. Bedensel hareketler arttırıldığı, yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edildiği sürece kasların gücü artar ve şişmanlık önlenir, kemik mineral yoğunluğu artar.
    Yetersiz beslenme sonucu gençlerde artan besin öğeleri ihtiyaçlarının karşılanamaması, sağlık kurallarına uyulmaması sonucu barsak parazitlerinin varlığı, diyette C vitamininin yetersiz düzeyde alınması, kızlarda menstürasyon kansızlığın nedenleri arasındadır.
    Diş çürükleri gençlerde önemli sağlık sorunlarındandır. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre diş çürüklerinin görülme sıklığı %55-70 arasındadır. Aşırı şeker tüketimi, sularda flor azlığı, yetersiz beslenme, diş bakımı ve temizliğinin yeterince yapılmaması sonucu görülür.
    Basit guatr besinler ve su ile iyodun yetersiz alınması sonucu çocuklarda ve gençlerde önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Ergenin beslenme özellikleri:

    Ergenlik çağı gençlerin yeterli ve dengeli beslenmeleri büyüme ve gelişme hızlandığı için daha da önemlidir. Beslenme gencin yaşına göre boy uzunluğu ve vücut ağırlığının saptanması ile değerlendirilir. Ayak üstü beslenme (fast food) veya abur-cubur beslenme alışkanlığı çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülmektedir. Aslında bu tip beslenme günümüzde insanın hızlı yaşam temposu nedeniyle oluşmuştur. Bu tür beslenme ile enerjinin %40-50’si yağdan gelmektedir. Bu yağın çoğunluğu doymuş yağlardan oluşmaktadır.
    Diyetteki doymuş yağ miktarı ve serum kolesterol düzeyi ile kalp-damar hastalıkları arasında ilişki olduğu bilinmektedir. Bu hastalıklar yetişkinlerde görülmesine karşın temelleri çocukluk çağında atılmaktadır. Genellikle ayak üstü beslenmede A ve C vitaminleri, kalsiyum, posa tüketimi yetersizdir, yağ ve tuz tüketimi ise yüksektir.
    Bu yaş grubunun diğer bir yanlış alışkanlığı da öğün atlamadır. En çok atlanan öğün ise sabah kahvaltısıdır. Sabah kahvaltısı insanlar için önemli bir öğündür.
    Ergenlik çağında özellikle kızlarda yemek yeme ile ilgili bozukluklar olarak anoreksiya nervosa ve bulimia nervosa görülmektedir. Genç kendi kendini kusturmakta, laksatif ve diüretik ilaçlar kullanmakta ve sağlığı bozulmaktadır.Genç, bir deri bir kemik görünümünü almaktadır ve bu durumlarda gencin psikiyatrik tedavi görmesi gerekmektedir. Sorunların nedenlerinin araştırılması gerekmektedir.

  • Okul çağı beslenme

    Okul çağı beslenme

    Okul çocuklarında beslenme 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağdaki çocuklarımız büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde oluşturduğu bir dönemdir.

    En hızlı büyüme kızlarda 10-12 yaşta, erklerde ise yaklaşık olarak 11 ile 15 yaşlar arasında başlamaktadır. Kızlarda vücut ağırlığı ve boy uzunluğunda artış menarştan yani ( ilk adet kanaması ) bir yıl öncedir. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık olarak 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur; fakat erkeklerde yavaşta olsa devam eder.

    Çocuğun okulda beslenme konusunda kontrolsüz olması, anne-babanın çalışması çocuğun hatalı beslenme alışkanlığı edinmesini kolaylaştırır. Çocukların okuldan çıkarken çevrede bulunan satıcılardan yiyecek aldıkları ve en fazla satın alınan yiyeceklerin simit, sandviç, pamuk helva, tatlı, patlamış mısır olduğu bulunmuştur. Okul çağındaki çocuğun doğru ve dengeli beslenmesinde aile-okul işbirliği şarttır.

    Okullarda sağlık ve beslenme eğitimine önem verilmelidir. Öğrenciler doğru ve dengeli beslenme konusunda beslenme rehberliği ve eğitimi ile bilgilendirilmelidir. Ailenin, okul yönetimindeki kişilerin, öğretmenlerin ve kantin işletmecilerin beslenme eğitimi de yapılmalıdır.
    Yemekhanede çıkan yemeklerin besleyici değerleri kontrol edilmelidir. Okul kantinleri iyi denetlenmelidir. Eğitilmiş bir kantin işletmecisi çocuklar için gerekli besin maddelerini pazarlamaya çalışır. Okul dışında satıcıların açıkta yiyecek satmalarının engellenmelidir.
    Gençlere ara öğünlerde, taze sebze ve meyvanın eklenmesi, yağda kızartılmış besinlerden kaçınılması, kremalı ve sodalı içecekler yerine az yağlı süt ve ayranın tercih edilmesi gerekmektedir.

    Büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda proteini, mineralleri ve vitaminleri gerektir. Tüm enerji ve besin öğelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereken besinlerin iyi kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önem taşır. Yetersiz ve dengesiz beslenen çocuk hastalıklara karşı dirençsiz olur, sık hastalanır, hastalığı ağır seyreder ve okula devamsızlık nedeniyle okul başarısıda buna bağlantılı olarak düşer. Bu nedenle okul başarı seviyesini arttırmak, sınıf tekrarlarını azaltarak, eğitim ve öğretimin maliyetini düşürmek gelecek nesillerimizin daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlamak için temel hazırlamak gerekir. Bunun için çocuklarımızın beslenmesine özen göstermeli, önem vermeliyiz.

    Okul çocuklarının beslenmesinde aşağıdaki sağlıklı beslenme ilkeleri geçerlidir:
    * Besinlerin çeşitliliğinin sağlanması
    * Sağlıklı vücut ağırlığının korunması
    * Nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin dengeli tüketilmesi
    * Yağ ve şeker tüketiminin sınırlandırılması
    * Vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınması

  • Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    * Bebeklerde katı gıdalara geçiş en erken kaç aylıkken olmalıdır?

    Yaşamın ilk iki yılı, büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde doğru beslenmenin ileri yaşlara da yansıyan önemli etkileri vardır. Katı gıdalara başlama zamanı 4. aydan önce olmamalı, katı gıdalara geçiş zorlanacağından 6. aydan sonraya da bırakılmamalıdır.

    * Bebeğin katı gıdalara hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır?

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan önce gelişmez. Bebeklerin emmeden ağızlarını kapalı tutarak çiğneme ve yutmadan oluşan yemek yeme davranışını öğrenmeleri zaman alır. Bu aşamada dil oluk görevini bırakarak öne ve yana döndürme gibi karmaşık hareketleri yapmasını öğrenir. Bebeklerin 6-7 aylar arasında katı besinlerle tanıştırılmaları bu davranışın kazanılması açısından önemlidir.

    * Alacağı ilk katı gıdalar ne olmalıdır ve sonrasında nasıl devam etmelidir?

    Bebeklerin beslenmesi ilk aylarda sıvı besinlerden oluşur. 6. aydan sonra önce pürelere, ardından bir ay içinde daha katı ve pütürlü besinlere geçilerek bebeğin farklı yapıdaki besinleri alması sağlanmalıdır. Elma ve şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püreleri ilk başlanacak besinlerdir.

    Daha sonra püre türünde hazırlanan gıdaların bir ay içinde yavaş yavaş katı ve pütürlü şekillerine geçilir. Sebze mamaları taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ da eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Patates, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, karnabahar sebze mamasına eklenebilir.

    * Bu süreçte anne sütünün beslenmedeki yeri nedir?

    İlk 4-6 ay bebekler sadece anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü ile beslenme iki yaşına kadar faydalıdır. Tamamlayıcı beslenmeye başlanılan 4 – 6. aylardan sonra da çocuğun büyüme-gelişme, zeka gelişimi, hastalıklardan korunma gibi bir çok etkisinden dolayı beraberinde anne sütüne de iki yaşına kadar devam edilmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da önerilmektedir.

    * Katı besinlere ilk geçişte dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Katı besinlere erken başlanması anne sütü alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan sonra gelişmektedir. Katı besinlerin verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bu durum besini reddetme olarak algılanmamalı, doğal bir tepki olarak karşılanmalıdır. Bebeklerin istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 7. ayda düzelir. Bu dönemde yeme ve içme faaliyetleri etrafı çok kirleten bir eylemdir. Birçok bebek yiyeceklere kendi elleri ile dokunmak ve ağızlarına sokup çıkarmak isterler. Çocuk gelişiminin normal bir parçası olan bu hareketlere izin verilmesi, bebeklerin el ve ağız hareketlerinin olgunlaşmasına yardım eder.

    Katı gıdalara ilk geçilme zamanlarında çocuk bunları öğürebilir ve kusabilir. Bu durumda katı ve pürtüklü gıdalara başlamaya kesinlikle ara verilmeyip, kısa bir süre sonra tekrar denenmelidir. Katı ve pürtüklü gıdalara geçiş 6-7. aylardan sonraya bırakılırsa çocuğun bu gıdalara alışması daha sonra çok zor olacaktır. Bu nedenlerden dolayı katı besinler, çatalla ve cam rende ile ezilmeli ve ufak parçalara ayrılmalı, kesinlikle blender veya robot kullanılmamalıdır.

    * İlk defa denediği bir yiyeceğe allerjisi olup olmadığını anlamak için nelere dikkat etmek gerekir?

    İlk kez verilecek besinler haftada bir çeşit olacak şekilde verilmelidir. Böylece istenmeyen bir allerjik reaksiyon geliştiğinde, buna hangi yiyeceğin neden olduğu kolayca anlaşılabilir. Bebeklerde besin allerjisinin en sık bulguları kusma, ishal, aşırı gaz artışı, huzursuzluk, ciltte döküntü ve bazen de kakada kan görülmesi şeklinde ortaya çıkar.

    * Bu dönemde özellikle verilmemesi gereken yiyecekler nelerdir?

    Allerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et ilk verilecek besinler arasında yer almaz. Pırasa ve taze fasulye gibi uzun lifli sebzeler püre haline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde kullanılmaz. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin nitrat içerikleri bekletilmekle artacağından, pişirildikten hemen sonra yenmelidir. Bakla nadir olmakla birlikte favizme yol açacağından, patlıcan da hiç mineral ve vitamin içermediğinden bebeklikte seçilecek uygun besinler değildir.

    * Verilen yiyecekleri reddediyorsa alıştırmak için neler yapılabilir?

    İlk kez verilecek besinler bebek açken ve kaşık ile verilmelidir. Ek besinler tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalıdır. Bebeğin alımına uygun olarak verilen miktar ve öğün sayısı artırılmalıdır. Bebek almadığı besinler için zorlanmamalı ve bir süre sonra tekrar verilmelidir. Bu arada başka yeni bir besin denenmelidir.

    * Bebeğin yeterli beslendiği nasıl anlaşılır?

    Bir bebeğin yeterli beslendiğinin tek göstergesi haftalık ve aylık kilo alımları ile her gün yeterli miktarda idrar yapmasıdır. İlk altı ay haftada 150, ayda 600 gr ve üzeri, ikinci altı ayda ise haftada 100, ayda 400 gr ve üzeri kilo alımları bebeğin yeterli beslendiğinin en önemli kanıtıdır.

  • İştah ve beslenme psikolojisi

    İştah ve beslenme psikolojisi

    Beslenme halk arasında karnın doyması, istenilen besinlerin tüketilmesi veya açlık duygusunun bastırılması olarak bilinir. Esas anlamda beslenme vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini yeterli ve dengeli şekilde alınmasıdır. Beslenmeye sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyolojik açıdan da incelenmesi gereken bir durumdur. Bazı insanların sinirlenince normalden farklı besin tüketmesi, kederlenenlerin alkol tüketmesi beslenmenin psikolojik boyutuyla ilişkilendirilebilir. Yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo verme konusunda hırslanan bayanlar genellikle iradelerine hakim olmayıp ‘yarın başlarım’ diyerek diyeti erteleyebilmektedirler.

    İnsanlar irade yetersizliklerinin değiştirilemeyeceğini düşünmektedirler. Değişime ‘hayır’ demesini öğrenerek başlayabilirsiniz. Başkalarına eşlik etmek yerine çevrenizdeki insanlara ‘Hayır’ diyebilmek , özgüveninizin artmasını da sağlayacaktır. Günlük hayatta yenilen besinlerin fayda zarar süzgecinden geçirilerek seçilmesi zararlı alışkanlıkların oluşmasını veya var olan zararlı alışkanlıkların devam edilmesini olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda fazla kiloların ve bazı hastalıkların bir nedeni aşırı beslenmektir. İştah da fazla beslenmeye neden olan dürtüdür. İştahı baskılamanın en kolay yolu kan şekerinde dalgalanma yaratan rafine şeker tüketiminden kaçınmak, gün içinde sık sık ve azar azar beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır.

    Posalı yiyeceklerin diyette arttırılmasıyla çiğneme ve tükürük salgısının artışı bazı sindirim hormonlarının salgılanması ve toplam besin alımının azalması söz konusu olmaktadır. Kuru fasülye , nohut, kuru barbunya, mecimek gibi baklagiller; fındık, ceviz, yerfıstığı gibi yağlı tohumlar kepeği ayrılmamış tahıl ürünleri sebze ve meyveler posa içeriği yüksek besinlerdir. Diyetin posa içeriğinin arttırılması için soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklu tüketilmesi gerekmektedir. Özellikle kan yağ değeri normalin üzerinde olanlar ; diyabet riski taşıyanlar, kabızlık sorunu yaşayanlar, kilo problemi olanlar, iştahını kontrol edemeyenler beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç yerine bulgur, haftada en az 1-2 kere kuru baklagil yemeği bol sebze ve meyve tüketmelidirler.
    Posanın söylenildiği olumlu etkilerini gösterebilmesi için mutlaka yeterli su da alınmalıdır. İşlanmiş şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Kısa sürede yükselen kan şekeri aynı hızla düşmeye başlar. Tatlı yenildikten sonra hızla yükselip düşen kan şekeri tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yedikten sonra tatlıyı bırakamaz. Bu nedenden dolayı tatlı tüketilecekse bile light ürünler tercih edilmelidir. Böylece iştah da baskılanmış olur.

    Spor yapmanın iştahı sınırladığına dair yapılan araştırmalarda spor yapılınca artan endofrin hormonunun iştahı baskıladığı aynı zamanda mutluluk verdiği bulunmuştur. Bu nedenle düzenli egzersiz ve spor yapmak iştahı baskılamak ve kilo vermek için sağlıklı bir sebep olabilir.

  • Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Yetersiz ve dengesiz beslenme, hayatın ilk yıllarında meydana gelmişse çocuğun yalnız bedensel gelişimi değil zihinsel yeteneklerden geri kalır. Çocuklar da sinir sistemi özellikle beyin gelişimi hayatın ilk yıllarında çok hızlıdır.

    İki yaşında bu sistemingelişmesi erişkin düzeyinin %60’ını, 6 yaşında %9’ına erişir. Gelişme döneminde yetersiz ve dengesiz beslenme beyin hücrelerinin sayısını ve hücre fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Daha sonraki dönemlerde de bu zihinsel gerilik kapatılamaz. Ülkemizde ve dünyada pek çok araştırmayla doğumdan önce ve doğumdan sonraki yıllarda beslenme bozukluğu olan çocukların zeka gelişiminin geri kaldığı gösterilmiştir.

    Beslenme bozukluğu, pek çok enfeksiyon hastalığının meydana gelmesine ya da ağır seyretmesine zemin oluşturur. Bir çok hastalık beslenme bozukluğu olanlarda daha sık görülür. Çünkü yeterli protein, vitamin ve enerji gereksinimi karşılanmayan çocuklar vücut ısınma mekanizmalarında yetersizlik olduğu için enfeksiyon hastalıklarına sık yakalanırlar.

    Ergenlik çağında büyüme oldukça hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine gereksinimi artırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkar.

    İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı ve çocuğun çevresi ile iletişiminin arttığı bir dönemdir. Bu çağda eğitim ile konulan kurallar çocuğun ruhsal gelişimini etkilerken, sağlıklı büyüme de beslenme ile desteklenmelidir.

    Yine ilkokul çağı (6-12 yaş ) hızlı büyüme ve gelişmenin başladığı dönemdir. Dolayısı ile çocuğun beslenmesini aile ve okul yönetimi birlikte yönlendirilmelidir. Okul çağında yeme alışkanlıkları ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından etkilenmektedir. Okulda beslenme konusunda kontrolsüz olan çocuk yine anne ve baba çalışıyorsa eve geldiğinde kendi kendine yiyecek hazırlama ile karşı karşıya kalırsa yanlış beslenme alışkanlıkları edinebilir. Bu sebeplerden ilkokul çağı çocuğunun yanlış beslenmesi veya doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Bunlar sağlanamaz ise büyümede yavaşlama görülür. Okul çocuğunun büyüme ve beslenmesinin izlenmesi çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde okul çağı çocuğunun beslenmesi bilimsel kurallar içinde olmaktadır. Ancak bu uygulamalarda da güçlükler vardır.

    Gelişmiş ülkelerin ölüm sebepleri inde ilk beş sırayı

    • Koroner kalp hastalıkları
    • Bazı kanser tipleri
    • Serebrovasküler hastalıklar
    • Diabetes mellitus
    • Ateroskleroz

    gibi, diyetin önemli rol oynadığı hastalıkların olması ve bu hastalıkların çocuğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıkları ile ilişkili olduğu bunları önlemeye yönelik önlemlerin bu çağlarda alınası gerekliliğini ortaya koymuştur.

    erişkinler için hazırlanan bir beslenme modelinin çocuklara uygulanması yeterli büyümeyi ve gelişmeyi engelleyebileceğinden dikkatli uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Okul çocuğunun nutrüsyonel durumunun iyileştirilmesinde beslenme önerileri tabloda açıklanmıştır.

    Okul Çocuğunda Beslenme Durumunun İyileştirilmesi İçin Öneriler:

    • Beslenme durumunun yeterliliğini öğrenmek için boy uzaması izlenmelidir
    • Beslenme ve yeme alışkanlıkları için anne ve baba çocuğa yol GÖSTERİCİ rehber olmalıdırlar
    • Çocuğun beslenmesinde diyetinin yeterli olduğunun uzman kişi tarafından takibi gereklidir
    • Beslenme, spor ve fiziki aktivite çocuğun normal gelişimini destekleyecek şekilde olmalıdır
    • Çocuğun kilosu fazla ise egzersizi artırma ve enerji alımını azaltma yolu için aile-çocuk teşvik edilmelidir
    • Beslenme ile ilgili diş çürükleri gelişimi riski en aza indirilmelidir.
    • Çocuğun gıda seçiminde güvenilir besin kaynakları ve güvenilir olmayan reklam amaçlı besinler arasında çocuk ve ergenin seçim yapmasına yardımcı olunmalıdır.
    • Diyetin yağ, kolesterol, şeker, tuz içeriği açısından kısıtlanması sağlanmalıdır.
    • Çocuğun lifli gıdaları seçimine yardımcı olunmalıdır ( yaş+5 gr veya vücudun her kilogramı için 0.5 gr lif verilmelidir).
    • Uygun besin seçenekleri ile demir takviyesi sağlanmalıdır.

    Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam biçimiyle, bir bölümü ise biliçsizlik nedeniyle kazanılan yanlış alışkanlıklarda olabilir.

    Sorunların çözülüp, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve gelecek yaşamında sağlığını olumlu yönde etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

  • Çocuklarda doğru beslenme nasıl olmalıdır

    Son yıllarda özellikle abur cubur diye tarif edilen gıdaların tuketilmesinde artma ile birlikte çocukların beslenme düzeni ve aillerin kafasında doğru beslenme nasıl olmalıdıra dair sorular artmaya başladı. Çocuklarımızın okul döneminde yaşadıkları yoğun tempo ve çalışma düzeni beraberinde beslenme sorunlarını da getirebilir. Okul çağında kazanılan beslenme alışkanlıkları yetişkinlik dönemindeki beslenme alışkanlıklarını da etkiler. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarının bu dönemde doğru beslenme alışkanlıkları edinmesine yardımcı olmaları gerekmektedir.

    Kahvaltı yapan çocuklarda başarı oranı daha yüksektir

    Çocukların beslenmesinde kahvaltının büyük önemi vardır. Yapılan araştırmalar kahvaltı eden çocukların başarı ve dikkatinin çok yüksek olduğunu göstermiştir. Bu nedenle aileler çocuklarda kahvaltının alışkanlık haline getirilmesine gayret etmelidir. Kahvaltı zengin ve dengeli besinlerden oluşmalıdır. Kahvaltı menüsünde peynir, yumurta, zeytin, reçel, bal, pekmez, ekmek, süt veya meyve suyu bulunabilir, tercihen de süt ile beraber mısır gevreği de tüketilebilir.

    Çocuklar 3‐4 saatte bir ara öğün tüketmelidir

    Yemek ve besinlerin çocuklar için ödül veya ceza yöntemi olarak kullanılması ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardandır. Çocuklara özellikle “Bunu yaparsan seni hamburger yemeğe götüreceği.” gibi sözler söylenmemelidir. Çocuğa besinleri neden yemesi gerektiği anlatılmalı ve beslenme konusunda istikrarlı davranılmalıdır. Ebeveynler, hemfikir olarak ve istikrarlı bir şekilde çocuğa beslenme eğitimi vermelidirler.

    Çocuk düzenli spor yapmaya teşvik edilmelidir

    Bilgisayar ve televizyon başında çok vakit geçiren çocuklarda hareket azalmaktadır. Özellikle kilo almaya eğilimli çocuklarda obezite riski artmaktadır. Bu yüzden çocuğun hem sağlıklı vücut gelişimi için hem de enerji harcamasının artması için düzenli, yaşına uygun spor dalına eğilimi sağlanmalı ve çocuk düzenli spor yapmaya
    teşvik edilmelidir.

    Her besin grubundan düzenli tüketilmelidir

    Ana yemeklerde her besin grubunun düzenli tüketimi sağlanmalıdır. Süt ve yoğurt protein, yağ asitleri, kalsiyum, fosfor, A vitamini ve B grubu vitaminleri içerir. Çocukların kemik ve diş gelişimi için günde iki üç porsiyon süt grubu ürünlerinden tüketmesi gerekmektedir. Öncelikle kas yapılarının gelişimi için protein, demir ve B grubu vitaminleri içeren kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, peynir düzenli tüketilmelidir. Yüksek protein içeren kuru baklagiller ise haftada bir iki kez tüketilmelidir. Çocuklar iyi kaliteli protein kaynağı olan yumurtayı her gün tüketebilirler. Vücuda enerji veren karbonhidrat grubu ise (ekmek, makarna, bisküvi, pilav, patates v.b) çocuk gelişiminde büyük öneme sahiptir ve her öğünde çocuğun harcadığı enerji durumuna göre miktarı ayarlanarak tüketilmelidir.
    Dikkat edilecek nokta, hamur işi ve çok yağlı besinlerin çocukta kalp‐damar sağlığını olumsuz etkilediği ve obezite riskini arttırdığıdır.

    Çocuklara günde 5‐6 porsiyon sebze ve meyve yedirilmeli

    Vitamin ve posa deposu olan meyve ve sebzelerin günde 5‐6 porsiyon tüketimi sağlanmalıdır. Genellikle çocuklar sebze yemeyi sevmezler. Bu durumda sebzeyi daha sevilebilir hale getirmek, çocuğun tüketebileceği gibi sunmak önemlidir. Sebzeyi peynirle fırında hazırlamak veya böreğin içine koymak gibi çeşitli yöntemler geliştirilebilir.

    Sebzeyi reddeden çocuklar için ne yapmalı?

    Çocuklar gelişme döneminde bazı besinleri sevmiyor veya reddediyor olabilir. Bu besinler süt, yoğurt, sebze, kuru baklagiller, meyve çeşitleri gibi bir veya birkaç besin olabilir. Reddedilen besinlerden en sık rastladığımız ise sebzedir. Bir besini çocuğa zorla yedirmeye çalışmakla hiçbir şey elde edemeyiz. Tam tersi, çocuk zorlandığı için besine daha fazla tepki göstererek bunu hiç tüketmeyecektir. Bu konuda bizlerin de birçok hatası oluyor. Sebzeleri çocuğumuza sevdirmek için çeşitli yöntemleri ve dikkat etmemiz gereken durumları gözden geçirelim:
    Öncelikle çocuğunuzun her şeyi sevmek zorunda olmadığını kabul edin. Çok üstüne gitmeden az miktarda, farklı zamanlarda sebze yedirmeyi deneyin. İkinci adım ise sunumu değiştirmek.

    Çocuk beslenmesinde dikkat edilmesi gereken püf noktalar:

    Eve cips, çikolata, asitli içecekler, hazır meyve suları gibi besinleri almayın. Çocuğunuzu bu tip gıdalarla ev ortamında karşılaştırmayın. Israr ederse onunla oturup bu tip besinlerin bünyesine nasıl zarar verdiğini uygun bir dille anlatın ama sakın korkutmayın.
    + Sabah kahvaltısı günün en önemli öğünüdür. Yapılan araştırmalarda kahvaltı eden çocukların etmeyenlere göre başarı düzeylerinin, derse ilgilerinin daha yüksek olduğu ve bu çocukların daha kolay öğrendikleri görülmüştür.
    + Çocuğunuzu oyunlara ve harekete teşvik ediniz. Hatta siz de onunla birlikte hareket edin. Unutmayın çocuklar çoğunlukla anne‐babalarını örnek alırlar.
    + Çocuklara ara öğün alışkanlığı kazandırın. Bu öğünlerde meyve, sandviç, süt, sütlü tatlı, sebze çubukları gibi alternatifler sunun. Sevmediği bir besin grubu varsa bir diyetisyene danışın. Yerine ne verebileceğinizle ilgili size yardımcı olacaktır.
    + Asla diyet için zorlayıcı olmayın ve çocuğu listelere mahkûm etmeyin. Yavaş yavaş ve kademeli olarak alışkanlıklarını değiştirmeye çalışın.
    + Sağlıklı yemekleri birlikte yapmaya çalışın. İçinde emeğinin bulunduğu bir besini daha kolay ve severek yiyecektir.
    + Hazır yemek restoranlarında hamburgerin yanında patates, kola yerine ayran ve salata isteyin.
    + Hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine meyve tatlıları veya sütlü tatlıları tercih etmesine özen gösterin.
    + Çocuğunuzu diğer çocuklarla kıyaslamayın, onun ihtiyacı kadar olan, yiyebileceği porsiyon miktarlarını ayarlayın.
    + Evde belirli saatlerde ayarlanmış sofra düzeni olmalı ve bu saatlere ev içerisindeki herkes uymalıdır.
    + Kola, çay yerine çocukların taze meyve suyu, süt, ayran, bitki çayları içmesini sağlayın.