Etiket: Beslenme

  • Çocuklarda yaşlara göre beslenme

    1-3 yaş çocuk beslenmesi

    Kalsiyum ihtiyacı nedeniyle çocuğa her gün yarım litre süt verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. 25 gram peynirde de 200 gram sütteki kadar kalsiyum vardır. Her gün et ve baklagillerden bir-ikisi beslenme listesinde bulunmalıdır. Her gün bir yumurta yedirilmelidir. Düzenli et verilen çocuklara yumurta gün aşırı verilebilir. Günde bir ya da iki kez sebze ve meyve yedirilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzenin yerini tutabilir. Taze meyve suları da meyvenin yerine geçer. Günde bir-iki kez nişastalı besinler ve üç dilim ekmek beslenme listesinde bulunmalıdır.öğretilmelidir. Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma ve abur cuburlar sık sık verilmemesi gereken yiyeceklerdir. Öğünler arasında çocuğa şekerleme vermek iştahı azaltarak yetersiz beslenmeye yol açtığı gibi diş çürüklerinin de önde gelen nedenidir. Çay ve kahve, içerdikleri uyarıcı maddeler nedeniyle sinirliliğe yol açtığından bu içecekleri çocuklara hiç tattırmamak en iyisidir.

    3-5 yaş çocuk beslenmesi

    Okul öncesi 3-5 yaş grubu çocuklara aile yaşamına daha çok katılan bireyler gözüyle bakılmalıdır. Bu yaşta yemek alışkanlığının gelişmesinde aile önemli rol üstlenir; çocuklar genellikle aile içi bireyleri taklit ederek öğrenirler. Bu dönemde çocuk, aile sofrasını, bir taraftan dengeli beslenme modeli olarak, diğer taraftan ise aile büyüklerinin bir arada bulundukları keyifli bir sosyal olay olarak algılamalıdır. Bu yaşta televizyon ve oyun, çok çekici olduğundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur. Ayrıca yemek seçme de sıktır; haftalarca hep aynı şeyleri yemek istemesi birçok çocukta görülür. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan gıdalara alışmamasına özen gösterin. Ayrıca yemek saatlerinin düzenli olması çok önemlidir.

  • İştahsız çocuklar için beslenme önerileri

    Çocukların sağlıklı büyümesi, dengeli ve yeterli beslenmesiyle mümkündür. “Hiçbir şey yemiyor, yaşıtlarına göre çok zayıf.” gibi söylemler birçok anneye tanıdık gelir. . Aslında çocuğun kilosu boyuna, yaşına göre normalse ve sağlıklıysa hiçbir problem yoktur. Unutmamak gerekir ki onların mideleri küçüktür ve dolayısıyla da çabuk doyarlar. Bu yüzden sağlıklı yiyeceklerden yiyebileceği miktarda alması en doğrusudur.

    Çocuk beslenmesi

    Çocukların temel ihtiyaçlarından birisi olan beslenme; büyüme, gelişme ve sağlığın korunmasındaki en önemli faktördür. Bunun için her çocuğun doğumdan itibaren, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve minerallerden oluşan besin öğelerinden yaşına uygun bir şekilde, her gün yeterli ve dengeli olarak alması gerekir. İlk 6 ayda anne sütünün yetmediği durumlarda çocuğun kaşıkla beslenmesi uygun olur. 6-12 aylık çocukların beslenmesinde, elma ve şeftali suyu ve püresi, pirinç unuyla hazırlanmış muhallebi, sebze çorbası ve yoğurtlu çorbalar ilk başlanacak ek besinlerdir. Devamında menüye yumurta, mercimek, et ekleyin. Sebze yemeklerini taze olarak pişirin, içine pirinç ve yağ ekleyerek, tat ve kalori yönünden zenginleştirin. Çocuğa verilecek yemeklere 1 yaşına gelinceye kadar tuz ve baharat asla atmayın

    Onu kendi haline bırakın!

    Çocuğu ısrarla reddettiği yemekleri yedirmek için zorlamak doğru bir yaklaşım değildir. Çocuk yemek yiyeceği zaman serbest bırakıldığında, yemek yemesi daha kolay ve zevkli hale gelir. Çocuğun açlık hissine kulak verin, ihtiyacından fazlasını yemesinde ısrar etmeyin. Çocuklar yemek yemek istemediklerinde sofrayı kaldırın ve bir dahaki öğüne kadar bir şey yenmeyeceğini ona belirtin ve bu konuda taviz vermeyin. Çocukların başka çocuklarla yemek konusunda kıyaslanması kesinlikle yanlıştır. Her çocuğun enerji ihtiyacı, sevip sevmediği gıdalar, vücut yapısı, harcayacağı enerji ve metabolizma hızı farklıdır. Çocuğu zorlamak yerine, onun kendi tercihine kulak verin, yemek istemediği yiyecekleri farklı sunum ve tatlarla değiştirerek tüketmesini sağlayın. Mesela süt sevmeyen çocuğa yoğurt, ayran, muhallebi ve ev yapımı meyveli yoğurt vermek gibi… Çocuğun beslenme tercihlerinde aile bireylerinin rolü büyüktür. Annenin veya babanın yemediği bir yiyeceği çocuktan yemesi beklenemez. Yemek sırasında sevilmeyen yemeklerden asla bahsetmeyin, bilakis yemek sırasında yediğiniz yemeğin faydalarını anlatır şekilde sohbet edin. Yemeklerin ailece neşe içinde yenmesi gerekir. Aile kavgalarının yemek saatlerinde yapılması veya çocuğun yaptığı hataların yemek masasında anlatılması yemek yemeyi zorlaştırır.

    Yemekleri bulamaç yapmayın

    Özellikle 1 yaş altı çocuklara çok çeşitli meyve, kuruyemiş, sebze, bisküvi, peynir, süt ve pekmez gibi besinlerin karıştırılarak verilmesi, daha sonrası için çocuğun tekli tatlara alışmasını zorlaştırır. Çocuk 2-4 yaş arasında aile fertleriyle yemeğe başlamalıdır. Böylelikle yetişkinleri izleyerek yemek yeme davranışlarını taklit eder ve görgü kurallarını da öğrenmiş olur. Aile bireyleriyle aynı masada yemek yemek çocuğa ailenin bir ferdi olma duygusunu yerleştirir ve birey olduğunu anlamasına kolaylık sağlar. Yemek yemeyi kesinlikle disiplin, ödül, sevgi gösterme şekli ve çocuğun davranışlarını kontrol etmede kullanmak doğru değildir. Anne-baba hiçbir zaman beslenmeyi bir pazarlık konusu haline getirmemelidir.

  • Ek besinlere nasıl başlamalıyım?

    Boğazına kaçma riskini en aza indirgemek için bebeğinizin oturur pozisyonda (kucağınızda veya mama sandalyesinde) olmasına dikkat edin. Katı gıdaları kaşıkla verin. Bazı anne-babalar bunları biberonla vermeye çalışırlar. Bu yöntem bebeğin nefes borusuna yiyecek kaçma riski açısından sakıncalıdır. Ayrıca her öğünde aldığı besin miktarını aşırı bir şekilde artırabileceğinden aşırı kilo alımına neden olur. Bebeğinizin oturarak yeme işlevine -kaşıktan azar azar alarak, yudumlar arasında dinlenerek ve doyduğunda durmayı öğrenerek- alışması gereklidir. Tüm yaşamı boyunca onun sağlığını etkileyecek olan doğru yeme alışkanlıklarının temeli bu dönemde atılmaktadır.

    Bebek kaşıkları bile bu dönemdeki bebekler için fazla geniş olabilir. Bu yüzden en iyisi küçük çay kaşıklarından kullanmaktır. Yarım çay kaşığı (tatlı kaşığının çeyreği) veya daha az miktarlarla başlayın ve beslenme boyunca onunla konuşarak yardımcı olun, aynı yemeği aynı kaşıkla ağzınıza koyarak yemeğin reklamını yapın. (“mmm, bak ne kadar güzel…”). Büyük bir olasılıkla, başlangıçta şaşıracak ne yapacağını bilemeyecektir. Aşağılanmış veya kafası karışmış gibi görünebilir, burun kıvırıp, lokmasını ağzında geveleyebilir veya tümüyle reddedebilir. Bu tepkiyi anlamak zor değildir. Eskiden yedikleri ile şimdiki yediklerinin arasındaki farkı göz önünde bulundurursanız onu daha iyi anlarsınız.

    Katı gıdalara geçiş dönemini kolaylaştırmak için şu yöntemi deneyebilirsiniz: Önce bebeğinize biraz süt (meme veya hazır mama) verdikten sonra az bir miktarda katı gıdayı yarım çay kaşıklık yudumlarda verin ve öğününü yine süt ile bitirin. Bu yöntem çok acıktığı zamanlarda düş kırıklığına uğramasını önleyebildiği gibi, kaşıkla beslenme deneyimini meme emmenin verdiği hazla bağdaştırmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca anne sütü yeni besinin sindirilmesine de yardımcı olur.

    Besinler soğuk veya çok sıcak olmamalı, ılık olmalıdır. Bebekler ılık besinleri daha çok severek alırlar. Mikrodalga fırında ısıtıyorsanız, besin eşit şekilde ısınmadığından ağzında yanıklar olabilir, dikkatli olun lütfen. Yeşil yapraklı sebzeler, etler tekrar ısıtılarak kjullanılmamlıdır.Besinlerin tekrar tekrar ısıtılarak verilmesi nitrit miktarını artırır, bu da bebekler için zararlı olabilir (“mavi bebek sendromu”).

    Bazı yiyeceklere karşı sizin önyargılarınız olabilir. Brüksel lahanasından siz nefret edebilirsiniz, fakat çocuğunuz bayılabilir.

    Çocuğun beslenmesi için her öğün 20-30 dakikalık bir zaman ayrılmalıdır. 5-10 dakika içinde midesi doldurulan bir çocuk daha çok hava yutar. Buna bağlı olarak da kusmalar ve karın ağrıları görülebilir. Bebeğiniz dikkatini toplamalı ve kendi hızında yemelidir. İstediğinden fazlasını yedirmek konusunda onu ikna etmeye çalışmayın

    Ne yaparsanız yapın, katı gıdalarla beslenmeye başladığınızda yiyeceklerin çoğunu geri çıkaracak, bir kısmı yüzüne bir kısmı önlüğüne bulaşacaktır. Bu nedenle katı gıdaları yutmayı becerene kadar ona bir iki çay kaşığı vermekle yetinin, beslenme öğünlerini çok yavaş arttırın.

    Her seferinde yeni bir gıda türünü deneyin. Alerji gelişimi açından daha kolay takip edilmesini sağlar. Diğer gıda türüne geçmek için 2-3 günlük süre koyabilirsiniz.

    Bebekler kibar değildir. Sizin nazikçe reddettiğiniz bir besini, bebekler suratınıza tükürebilir. Sabır! Yemek sadece yemektir, güç ve irade savaşı değil. Bu savaşı daha çok anne ve baba kaybedecek, ama sabırla nihai zafer onların olacaktır.

    Bebeğimde daha sonra beslenme problemi olmaması için neler yapmalıyım?

    Bebeğin annelerinin gebelik dönemlerinde aldığı gıdalara aşina olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle hamilelikten itibaren yemek seçmemeye özen gösterilmesi gerekir.

    En önemli cümle: ASLA RONDO VE BLENDER İLE BESİN HAZIRLAMAYIN! Aksi halde ileri aylarda katı gıda boğazına takılan, yemeği uzaktan görünce kusan, başlangıçta zayıf; ileri yaşlarda doyup doymadığını anlamayacağı için şişman bir çocuğun temellerini atmış olursunuz.

    Bebeğinize “gerçek” yiyecekler verin. Verdiğiniz yiyeceklerin onun ömür boyu beğeneceği ve arayacağı yiyecekler olacağını unutmayın. Çocuğunuza yedireceğiniz katkılı, kimyasal ve tarım ilacı eklenmiş besin belki de geleceğindeki çok önemli bir hastalığın başlangıcı olabilir.

    Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin. Ancak unutmayın ki bir besini bebeğinizin sevmesi için 8-10 defa denemeniz gerekebilir. Bebeğiniz gene sevmezse; bir kaşık sevdiği besinden, bir kaşık da sevmediği besinden verilerek alıştırılmaya çalışılır.

    Yeme konusunda zorlamayın. Ağzını açmazsa, kafasını çevirişe, kendini arkaya atarsa yemek zamanı bitmiştir. Daha fazla ısrarınız, kötü yeme alışkanlıklarını beraberinde getirir. Tipik bir bebek yiyeceği 10-15 kere tattıktan sonra ona alışır. Bir besini yemiyorsa (örneğin yoğurt) daha fazla ısrar etmeyin, ertesi gün bir daha deneyin. 10. günde halen reddediyorsa birkaç gün denemeye ara verip tekrar denemeye başlayın ya da tadını değiştirin (yoğurta re

    Rengârenk mamalar hazırlayın. Doğal yiyeceklerdeki her farklı renk, onun içinde farklı bir besin bulunduğunu gösterir. Örneğin turuncu renkli havuç ya da balkabağı onların A vitamininden zengin olduğunu gösterirken, mor renkli üzüm çocuğunuza aynı zamanda demir yedireceğinizin de işaretidir.

    Beslenmede daha çok kaşık kullanın. (kaşık olmazsa fincan, son tercih biberon). Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin. Her seferinde bebeğinizin eline kaşık tutturmaya çalışmanız, kendi kendine beslenme alışkanlığı için çok yararlı olacaktır. Alerjik reaksiyon olmaması için metal değil, silikon kaşık kullanın. Besinlerin kıvamı da kaşıkla vermeye uygun olmalıdır. Bebek ilk zamanlarda diliyle kaşığı hep iter, anne de bebeğinin hiçbir şey sevmediğini düşünür. Burada kaşığı birazcık dilinin ortasına doğru tutmak gerekir ki, bebek hem yutsun hem de tadnı alsın.

    İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin. Başlangıçta eline aldığını yiyip yiyememesi önemli değildir. Lapa ya da ezilmiş yiyecekler yerine bebeğin rahatlıkla tutabileceği boyut ve şekillerde yiyecekler verilir. Bebeğiniz yerken yemeklerle oynayacak, ortalığı karıştıracaktır. Bunu yapmasına izin vermelisiniz.

    Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin. Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir. Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır. Ona ayrı bir tabak koyun.

    Bebeğinizin elini ve ağzını her lokmadan sonra temizlemeyin, yemek tamamen bitince temizleyin. Siz de yemek yermeye çalışırken ağzınız ıslak ve giderek yiyecek komaya başlayan bir bezle silinse bu işkencenin bir an önce bitmesini istersiniz. Oysa elleriyle biraz yüzüne sürerek, ardından koklayarak, bir miktarını da ağzına alarak yemek yemesi en sağlıklısıdır. Tabii bu arada etrafı örtü ile korumak, düşecek mama ya da yoğurdun temizliği ile az uğraşmak da önemlidir.

    Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Bebeğin yiyeceği ağzına götürmesini sağlayan motivasyon merak ve taklittir; açlık değil. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.

    Bebeğinize yemek yedirirken televizyon seyrettirmeyin, hele reklam ve klip asla.

    Ek gıdaların yanı sıra emzirmeye devam edilmelidir.

    Desteksiz oturmaya başlar başlamaz, en kısa zamanda bir mama sandalyesi alarak bebeğin oturmasını sağlayın.

    Çocuğu hayata hazırlamak için sınırlar ve kurallar koymaya başlamak gereklidir artık. Bazı sınırlamalar için ergenliği beklemeye gerek yok. Burada anne-baba 3N, çocuk da 1N kuralına göre davranmayı öğrenmelidir. Yani yemekte Ne yeneceğini, öğünlerin Nerede yeneceğini ve öğünlerin Ne zaman olacağını anne-baba belirler. Çocuğun ise yemekte Ne kadar yiyeceği konunda bağımsız olması gerekmektedir.

    Çocuğunuza besin tercihi yaptıracaksınız aynı grup içinden yaptırın. Elma ya da armut, yoğurt ya da lor peyniri, havuç ya da fasulye gibi. Fasulye ya da şekerli yoğurt değil.

    Neyle başlamalıyım?

    İlk verilecek besin konusunda maalesef kafamız karışık. Tat alma duyusu yeterince gelişmiş olduğundan bebeğinizin gıdaları kabul edip etmemişini deneme yanılma yöntemi ile bulacaksınız. Bazıları sebze çorbasını, bazıları meyve sularını, bazıları yoğurdu tercih ediyor. Bu dönemde hiçbir internet sitesinin, doktorunuzun, aile büyüğünüzün planına uyamazsınız; çünkü her çocuk için bu dönem farklıdır.

    Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçebilirsiniz. Daha çok önerilen yöntem ise diğer katı gıdalarla beslenmeye başlamasıdır. Aslında “gerçek” yemeklere geçmeden önce bebeğinizin mama, lapa, pütürlü besinler aşmalarını tamamlaması gibi bir beklenti de olmamalıdır.

    Yine bebeğe göre değişebilmekle benim önerdiğim sıralama şudur:

    Evde hazırlanmış yoğurt.

    Meyveler; elma, şeftali, armut, tercihen püre; olmazsa su olarak.

    Süzgeçten geçirilmiş sebzeler; kabak, havuç, patates gibi renkli sebzelerle başlayın (birçok bebek için altı aydan önce hazmı zor olduğundan mısır daha sonraları verilmelidir.

    Daha sonraki dönemlerde ise önce ikili, sonra üçlü karışımlar verebilirsiniz.

    6-7 ay

    Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;

    yoğurtlu sebze püreleri
    meyveli yoğurt
    tavuklu sebze
    etli sebze
    tarhana çorbası
    yoğurt çorbasıdır

    Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın.

    7-9 ay

    Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;

    sebze çorbası
    dolma
    baklagiller
    ızgara köftedir

    Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir.

    Bazı kaynaklarda tatlı alışkanlığı olmaması açısından sebzelere meyvelerden önce başlanmasını önerilmektedir.

  • Sağlıklı çocuğun ileri ayları ve yaşları

    Çocuğun yeni doğan döneminden on sekiz yaşını bitirene kadar sağlık eğitimi konusunda anneler ve babalar sorumludur. Bu nedenle o yaşlara kadar hangi konularda dikkat edilmelidir.

    İkinci ve dördüncü aylarda;

    Bebek, anne-baba ve kardeşlerin ilişkisi

    Bebekle oynamanın ve konuşmanın önemi

    Büyüme-gelişme, emzirme ve sorunları

    Aşılar, önemi, aşı reaksiyonları

    Uyku (günde en az 16 sa., gündüz 2-3 kez)

    Bebek bakımı ve ağlama nedenleri

    Dışkılama

    Aspirasyon tehlikesi

    Aile planlaması

    Altıncı ve dokuzuncu aylarda;

    Aile içi uyum

    Büyüme gelişmenin değerlendirilmesi

    Aşılar, önemi, aşı reaksiyonları

    Bakım hijyen

    Uyku (12-14 saat., en az 2 kez gündüz uykusu)

    Bebekle oyun oynamanın önemi

    Ek besinler, kaşıkla bardakla beslenme

    Ev kazaları

    Süt dişlerinin bakımı

    Bir yaşında;

    Aile sofrasına oturma (3 ana, 2 ara)

    Kendi kendisine beslenmesinin teşviki,

    Uyku

    Diş bakımı (macunsuz)

    Ev kazaları

    Bağımsız olma isteğinin baskılanmaması

    İştahsızlık

    İki ve Üç yaşlarında;

    Aile sofrasının önemi

    Dengeli beslenme

    İştahsızlık sorunu

    Yeterli süt tüketimi

    Kazalar

    Disiplin

    Uyku zamanı

    Diş bakımı

    Tuvalet eğitimi

    Dört ve beş yaşlarında;

    Dengeli beslenme , sofra sohbetleri

    Arkadaş grubu , oyun oynama

    Cinsellikle ilgili soruların yanıtlanması

    Diş bakımı

    Uyku düzeni

    Okul öncesi eğitime destek

    Ad-soyad, adres ve telefon öğretilmesi

    Yabancılar konusunda uyarılmalı

    Ev işlerinde sorumluluk

    Trafik kuralları

    Altı ve Onbir yaşlarında;

    Uyku (20:00-21:00’da yatış, toplam 9-10 sa.)

    Dengeli beslenme

    Diş fırçalama (2 kez), diş kontrolleri

    Cinsellikle ilgili sorulara yanıt

    Okula uyum, öğrenme sorunları

    Tv, bilgisayar oyunları

    İstismar konusunda eğitim

    Kazaları önleme

    Kitap okuma alışkanlığı

    On iki ve On sekiz yaşlarında;

    Sağlıklı iletişim

    Özel yaşama saygı

    Tv, bilgisayar oyunları, internet kullanımı denetlenmeli

    Sigara, madde kullanımı denetlenmesi

    Dengeli beslenme

    Diş bakımı

    Kazaların önlenmesi

    Cinsellikle ilgili soru ve sorunların yanıtlanması

    Eğitim, yeni beceriler geliştirmeye teşvik

    İçimizdeki çocuğun sesine kulak verelim, yaşadığımız olumlu ve olumsuz deneylerden ışık alalım, ancak içimizdeki çocuğu tatmin etmek için elimizi tutan dışımızdaki çocuğu ihmal etmeyelim.

    Prof. Dr. Duran Canatan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Kan Hastalıkları ve Genetik Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Doğuştan kalp hastalıkları olan bebeklerin boyları genelde normal olmakla beraber kilo almaları daha yavaş olmaktadır. Kalp sorunu olan bebeklerde anne sütü veya mama ile beslenme yeterli olabilir. Ancak beslenme yönteminde biraz esnek davranarak anne sütü veya mama ile besleniyor olsalar bile ek kaloriye gereksinimleri olabiliyor bebeklerinizin..

    Akdeniz mutfağı tipinde beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması çok önemli. Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu diyet, çocuğunuzun erişkin yaşlarda da sağlıklı bir kalbe sahip olmasına yardımcı oluyor.

    Kırmızı et kolesterolce yüksek olduğundan haftada en fazla 2 gün gibi sınırlı tüketilmelidir. Diğer günler derisi alınmış ve özellikle de göğüs bölgesini içeren tavuk eti ve kalbi korumada etkili olduğu bilinen omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan balıklar tercih edilmeli ve tüketilmelidir. Ancak balık, tavuk eti ve kırmızı etin pişirilme yöntemleri de önemlidir. Bunlar kesinlikle kızartma olmamalı, haşlama, buğulama veya ızgara tercih edilmelidir.

    E ve C gibi antioksidan vitaminlerin de kalp sağlığına olan olumlu etkileri bildirilmektedir.

    Çocukların beslenmeleri erken yaşlarda kontrol altında tutulmalı ve ailede kalp hastalığına bağlı erken ölüm varsa gerekli kan testlerine erken yaşlarda başlanması uygun olacaktır.

    Uzun süre bilgisayar veya televizyon karşısında fast-food tarzı yiyecekler ve yağ-karbonhidrat açısından zengin diyetler obezite oranını arttırdığı gibi kalp hastalıklarına da yol açmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılarak bu tip beslenmeden kaçınarak başta yürümek olmak üzere hareketsizliğe son verip kalp hastalıklarına zemin hazırlayacak obezite riskinden kurtulmuş oluruz.

    Spor bir yaşam biçimi olarak küçük yaştan itibaren çocuklara benimsetilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren spor yapanlar, yaşlandıklarında da spora daha rahat bir biçimde devam etmektedirler. Kalp atışlarını aniden arttıran ve yüksek efor gerektiren tenis, koşma gibi sporlardan uzak durulmalıdır. Yürüyüş yapmak zayıflamaktan öte, vücuttaki stresi azaltmaya da yaramaktadır. Yürüyüşle kan yağları düşüyor, yararlı kolesterol denen HDL yükseliyor hatta düzenli yürüyüşlerle tansiyonu bile kontrol altına almak mümkün olabiliyor.

    Sonuçta, hangi yaşta olursa olsun kalp sağlığını korumada ve kalp hastalıklarında doymuş yağları içeren katı yağların tüketimi sınırlanırken, kolesterol oranı en düşük zeytinyağı ile beslenme ön planda tutulması gerekmektedir. Bunun yanısıra bol yeşil yapraklı sebze ve meyve tüketilirken yürüme ve yüzme gibi sporlar ile hareketsiz yaşam terkedilecektir.

    Kalp hastalığı olan çocuklarda çeşitli beslenme yöntemleri ve alınan besinlerdeki kalori miktarlarının arttırılması konusunda bir uzman diyetisyen ile görüşülerek bilgi alınabilir.

  • Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıklarını önlemek için anne adaylarının özellikle kızamıkçığa karşı aşılamalarını yaptırmaları; gebelikte ilaç, sigara, alkol kullanmamaları ve röntgen filmi çektirmemeleri, yüksek risk taşıyanlarda genetik danışma olanaklarının kullanılması gerekmektedir

    Anne ve babaların bebeklerin doğumdan sonraki rutin izlemlerini düzenli yaptırmaları kalp sağlığı açısından önemlidir çünkü çocuk hekimi belirtileri farkettiği zaman hastayı çocuk kardiyoloji uzmanına yönlendirmektedir. Bunun yanısıra çocukları infeksiyonlardan koruma, aşıların düzenli yapılması, iyi beslenme ve bakım kalp hastalıklarından korunmada önemli olmaktadır.

    Çocuklarda büyüme ve zihinsel gelişim hamileliğin başladığı andan itibaren besinlerden büyük ölçüde etkilenmektedir. İyi beslenme aynı zamanda kalp sağlığı için çok önemlidir. Gelişmekte olan toplumlarda özellikle beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve fast-food ağırlıklı beslenme tipleri nedenleri ile kalp hastalıklarına yakalanma yaşı gittikçe düşmektedir. Dengesiz beslenme çok küçük yaşlarda şişmanlığa, anormal kolesterol düzeylerine ve yüksek tansiyona yol açabilmektedir. Hiperkolesterolemi, çok nedenli metabolik bir bozukluk olup, hastalık genetik faktörlerin yanısıra diyet ve fiziksel aktivite gibi çevresel faktörlerden çok etkilenip ortaya çıkmaktadır. Kanda kolesterol yüksekliği ateroskleroz (damar sertliği) için risk faktörüdür ve bu hastalık daha çocukluk çağında başlamaktadır.

    Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu bir diyet ile beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması hem çocukluk çağında ve hem de erişkin yaşlarda sağlıklı bir kalbe sahip olunmasına yardımcı olmaktadır.

    Normal kilonun üstünde olan bir çocuğun fiziksel etkinliklere katılması sağlanmalıdır. Uzun süreli bilgisayar oyunlarını oynama ve televizyon izleme gibi çocuğu hareketsiz kılan durumlarda obezite daha çok oluşmakta ve bu durum da kalp hastalıkları için zemin hazırlamaktadır.

    Anne ve babaların çocuklarının ağız hijyenine önem vermesi, yumuşak diş fırçaları ile dişlerin fırçalanması alışkanlığını öğretmeleri ve sağlıklı insanlarda dahi %1-2 oranında kana mikrop karışmasına olanak sağlayan ciklet ve benzeri şeylerin çiğnenmesi ile ağız içerisinde oluşacak küçük yırtıkların oluşmasına engel olmaları gerekmektedir.

  • Ek gıdaya geçiş

    İlk 2 yaş dönemindeki beslenme kısa süreli büyüme ve gelişme için değil, yetişkin dönemdeki sağlık açısından da çok önemlidir. Altı aydan sonra anne sütü tek başına, bebeğin besin ihtiyacını karşılamaz; altı ay bir yaş arasında enerji ihtiyacının yarısını, bir yaşından sonra da 1/3’ünü karşılar. Ek gıdaya başlama zamanı Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Derneği’ne göre de 17. Hafta ile 26. Hafta arasında olmalıdır. Erken başlanması durumunda alerjik reaksiyonlar, sindirim sorunları veya böbreklere fazla yük binmesi gibi durumlar gözlenebilir. Ek gıdaya geç başlanması durumunda da beslenme yetersizliği, büyüme-gelişme geriliği, çiğneme ve yutmayı öğrenmede gecikme, gıda reddi, tip 1 diabet ve çölyak hastalığı riskinde artış görülebilir.

    Tamamlayıcı besinler ne kadar verilmelidir ?

    Bebeklerde mide kapasitesi doğumda yaklaşık 30 cc ( 2 yemek kaşığı), 6. Ayda 180 cc ( 1 çay bardağı), 1 yaşında da 240 cc ( 1 su bardağı) kadardır. Ek gıdalar için verilmesi gereken öğün sıklığı 6-8 aylık bebekler için 2-3 öğün, 9-11 ve 12-24 aylık bebekler için 3-4 öğündür.

    Tamamlayıcı besinler nelerdir ?

    Sebze ve meyveler: Erken dönemde başlanması gereken besin grubudur. A ve C vitamini açısından zengindirler. 6-24 aylık bebeklerde günlük A vitamini ihtiyacı 1.5 kaşık havuç veya 1/3 kase pişmiş yeşil sebze ile karşılanabilir. Sebzelerin pişirileceği zaman kesilmesi, az suyla ve kısa sürede (tercihan düdüklüde ) pişirilmesi vitamin kaybını önlemektedir. Meyve suları sıkıldıktan hemen sonra tüketilmeli ve günde 250 ml’yi geçmemelidir. Meyvelerde kısa sürede püre kıvamına geçiş sağlanmalıdır.

    Sebze çorbalarına geleneksel olarak patates ve havuçla başlanır, daha sonra teker teker başka sebzeler ilave edilir. Sebzelerin taneli olarak konulması ve etin kıyma şeklinde erken dönemde başlanması hem protein kalitesini arttıracak hem de bebeğin pütürlü gıdalara alışmasını kolaylaştıracaktır.

    Süt ve süt ürünleri: Dünya Sağlık Örgütü inek sütünü 1 yaşına kadar önermemektedir. Ek gıdalara geçişte de anne sütüne devam edilmesi gerekir. Anne sütü yoksa formula mamalar kullanılmalıdır. Süt, yoğurt ve peynir, protein, kalsiyum, çinko, magnezyum, riboflavin, A ve B vitamini yönünden zengindir. Yoğurt ve peynir fermente olmuş süt ürünleridir ve sindirimi daha kolaydır, ayrıca probiyotik içermektedirler. 6. aydan itibaren ek gıda olarak başlanabilir.

    Hayvansal besinler: Tamamlayıcı beslenme döneminde eksikliği en sık görülen besinler demir, çinko, kalsiyum ve B vitaminleridir. Bu besinlerin eksikliğini önleyen gıdalar da hayvansal gıdalardır. Bunlar et, tavuk, balık ve yumurtadır. Yumurta çok iyi bir protein kaynağıdır; sarısı A vitamini, B vitamini ve demir yönünden, beyazı da protein yönünden çok zengindir. Altıncı ayda sarısı az miktarda başlanır. Ciğer, protein, demir, çinko, A vitamini ve folat yönünden zengin, çok değerli bir besindir. Somon, tuna, sardalya ve uskumru omega 3’den zengin balıklardır. Omega 3 beyin ve göz gelişimi için gereklidir. Ayrıca yağlı balıklar en iyi D vitamini kaynağıdırlar.

    Tahıllar: Buğday, arpa, pirinç, yulaf, çavdar ve mısır başlıcalarıdır ve enerji ihtiyacını karşılarlar. Tahıllar, et veya baklagillerle birlikte tüketilirse besin değeri yükselir. Bebek 17.-26. hafta arasındayken ve anne sütü alırken tahılların başlanması çölyak hastalığı riskini azaltır. Tarhana içerdiği tahıl, yoğurt ve sebzeler nedeni ile kalorisi ve besin değeri yüksek kültürel bir besin kaynağımızıdır. Pirinç nişastasının içerisinde vitamin, mineral ve protein bulunmadığı için bebek beslenmesinde yeri yoktur.

    Baklagiller: Kuru fasülye, nohut, mercimek, barbunya protein içeriği yüksek, lifli gıdalardır. Aynı zamanda önemli bir vitamin ve mineral (demir, çinko, kalsiyum, magnezyum, B ve E vitamini) kaynağıdırlar. Özellikle yeterli hayvansal gıda alamayan bebeklerin tahıl ve baklagilleri hergün tüketmesi önerilir. Mercimek çorbası çok besleyici bir ek gıdadır.

    EK GIDAYA GEÇİŞTE TEMEL KURALLAR:

    1. 17.- 26. Hafta arasında ek gıdaya başlanmalıdır.

    2. Ek gıdaya tek çeşit ile başlanmalıdır.

    3. Gıda açken verilmeli ve miktarı önce 1 kaşık olmalı, 2-3 gün içinde yavaş yavaş arttırılmalıdır.

    4. Her yeni gıda 2-3 gün arayla eklenmelidir.

    5. Besinlere şeker ve tuz ilave edilmemelidir.

    6. Et erken dönemde beslenmeye eklenmelidir.

    7. Çay, şekerli içecekler, hazır meyve suları, hazır çorbalar, konserve gıdalar, şekerli yoğurt ve tuzlu baharatlı besinler bebek beslenmesi için uygun değildir.

  • Çocuklarda yeme bozuklukları

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENMENİN ÖNEMİ NEDİR?

    Çocukluk döneminde büyümeyi etkileyen en önemli faktörler beslenme, genetik alt yapı ve hormonlardır. Ama özellikle ilk 2 yılda büyümeyi en çok etkileyen beslenmedir. İlk yıllarda kazanılan beslenme alışkanlığı erişkin hayattaki beslenme biçimini ve ortaya çıkabilecek, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların görülme riskini de azaltmaktadır. Biz hekimler için büyüme, bebeğin sağlığının yerinde olduğunun temel göstergelerinden birisidir. Bu nedenle iştahsızlık şikayeti ile başvuran bebeklerde büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakılması ve eğer varsa muhakkak araştırılması gerekir. Fakat en sık yapılan yanlışlardan birisi büyümesi normal olan bebeğin anne- babasına “bebeğiniz normal, kilo alımı gayet iyi, iştahsızlığı için endişe edilecek birşey yok” denmesidir. Çocuğun büyüme duraklaması olmasa da mikronütrient eksiklikleri veya uygun olmayan besleme yöntemleri kullanılıyor olabileceği akılda tutulmalı ve annenin bu konudaki endişesi dikkate alınarak, anneden ayrıntılı öykü alınmalıdır.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME SORUNLARI NE SIKLIKTA GÖRÜLMEKTEDİR?

    Çocukluk çağında bu sorun %25-35 sıklıkta görülmekte, %1-2 ‘sinde de çok ciddi düzeyde olmaktadır. Yani her 3-4 anneden birisi çocuğunun iştahsız olduğundan veya yeme problemi olduğundan şikayet etmektedir.

    BU SORUN NE ZAMAN ORTAYA ÇIKIYOR? DOĞUŞTAN İTİBAREN Mİ VAR YOKSA SONRADAN MI OLUŞUYOR?

    Yeme davranışının ortaya çıkmasında genetik faktörler, hormonlar, anne-bebek ilişkisi ve annenin besleme tutumunun rolü var. Bazı çocuklar doğuştan itibaren seçiciler, bazıları da başta iştahlı yerken sonradan annenin veya bakım veren kişinin yanlış besleme modeli nedeniyle sorunlu hale geliyorlar.

    Ebeveynlerin besleme modelleri 4 gruba ayrılıyor:

    Kontrol Edici: Genellikle çocuğa daha fazla yemesi veya bir besini tüketmesi için ısrar eder, eğer iyi yemek yerse veya istenilen besini tüketirse karşılığında tatlı, şeker, ipad vs verme sözü verir. Bir lokma veya bir kaşık daha yemesi için ısrar eder.

    Müsamahakar: Çocuğun sevdiği yiyecekleri hazırlar ve sunar, çocuk yemekte olanları beğenmez ise onun istediğini hazırlar, ne zaman yemek isterse o zaman, ne şekilde yemek isterse öyle yedirir.

    İhmalkar: “Çocuğum istediği zaman yiyebilir, istediği şeyleri yemesine izin veririm, her zaman ne yediğini takip etmem, bazen yemek vermeyi unuttuğum olur” der.

    Hassas-sorumlu: Çocukla birlikte oturur ve yemek yer, çocuğu aile sofrasına dahil eder. Çocuğun öğün aralarında abur- cubur tüketmesine veya beslenmesine izin vermez. Çocuğa sağlıklı yiyecekler sunar ve çocuğun bunlardan istediğini yemesine izin verir. Yeme sırasında çocuğa baskıcı, zorlayıcı tutum sergilemez.

    Bu 4 besleme modeli arasında hassas model uygun olan ve tercih edilmesi gerekendir. Yanlış besleme modeli uygulanması da çocukta yeme sorunlarına yol açabilir.

    YEME BOZUKLUKLARI KENDİ ARASINDA ALT GRUPLARA AYRILIYOR MU?

    Evet, sıklıkla gördüğümüz 4 gruptan bahsetmek istiyorum:

    İştahsız olarak değerlendirilen normal çocuk: Ebeveyn çocuğun iştahının az olduğuna ve yeterince yemediğine inanır ama aslında çocuğun büyüme hızı ve yeme miktarı ve çeşitliliği normaldir. Anne-babanın aşırı endişesi çocuğu fazla yemeye zorlamaya, ısrara ve sonucunda bazen çocukta yeme korkusu oluşmasına sebep olur. Maalesef bizim toplumumuzda , özellikle anneanne ve babannelerde çocuklara çok yedirme alışkanlığı olduğundan bu hasta grubu çok görülmektedir. Bazen zorlamaya bağlı olarak bu çocuklarda yeme korkusu da oluşmaktadır.. Anneye çocuğun büyümesinin beklenen değerlerde olduğu anlatılmalı ve “hassas-sorumlu besleme modeline” geçilmelidir. Aksi durumda anne-bebek arasındaki ilişki bozulmakta ve ilerleyen yaşlarda daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır.

    İştahsız ve hareketli çocuk: Hareketli, aktif bir çocuktur. Oyun oynamayla, konuşmayla ve çevreyle, yemekten daha ilgilidir. Yemeğe olan ilgisi kısa sürede dağılır. Masada oturmak istemez. 9-10 aylıktan sonra kilo alımı durabilir. Bu durumda aileye çocukla ilgili bilgi verilir. Çocuğun iştahını arttırmaya yönelik yeme düzeni planlanır. Aile ile beraber, dikkatini dağıtıcı şeyler olmadan, 20-30 dakika ile sınırlandırılmış öğünler planlanır. Kesinlikle yemeye zorlama yada baskı yapılmaması gerekir. Kilo ve boy takibi yapılır, gerekirse besin desteği verilir.

    Çok seçici yemek yiyen çocuk: Bazı yiyeceklerin kokusuna, tadına, görünüşüne veya kıvamına karşı reaksiyon gösterir, iğrenir. Yeni yiyecekleri denemek istemez. Bu çocuğun yemek dışında başka alanlarda da duyusal güçlükleri olabilir: Yüksek sesten veya ışıktan rahatsız olabilir, çıplak ayakla kuma veya çime basamaz, ellerinin kirlenmesinden hoşlanmaz, kıyafet etiketlerinden rahatsız olabilir. Bu çocukları, sevmediği yiyeceği yemeye zorlamak tam tersi etki yapar. Öğürmesine veya kusmasına neden olan yiyeceği bir daha vermemek gerekir. Sevmediği yiyecekler farklı şekillerde sunulmalı ve 10-15 defa denenmelidir. Çok seçici yemek yiyen ve mikronütrient eksiklikleri olan çocuklarda besin desteği ve bazen ilaç tedavisi vermek gerekir.

    Yemek yemekten korkan çocuk: Biberonu, mama önlüğünü veya mama sandalyesini görünce ağlamaya, kendini geriye doğru atmaya başlar, ağzını kilitler, yememek için kendini kusturabilir. Çocuklara besleme sondası veya solunum tüpü takılması gibi tıbbi müdahalelerden sonra veya zorla besleme yapıldığı durumlarda görülür. Bizim toplumumuzda sıklıkla, zorla besleme, ağzını zorlayarak açma veya yatırarak besleme yapılan çocuklarda görülmektedir. Bu durum “kontrol edici besleme modeli” uygulayan ailelerde daha sıklıkla görülmektedir. Uygun olan hassas-sorumlu besleme modeline geçmektir. Çocuğu oturtarak, zorlama yapmadan, kendi başına yemesine teşvik ederek beslenmesini sağlamak gerekir. Bu süreç biraz zaman ve sabır gerektirir fakat sorunun düzeltilmesi anne-çocuk ilişkisi açısından ve gelecekteki beslenme alışkanlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

    YEME SORUNLARININ TEDAVİSİ VAR MI? SİZ NASIL BİR YOL İZLİYORSUNUZ?

    Yeme bozukluğunun tedavisi mümkün. Ben öncelikle bu hastalarda çok ayrıntılı bir öykü alıyorum. Yani annenin doğum öncesi dahil beslenmesini, bebeğin emme süreci dahil tüm beslenmesini, ek gıdalara geçişi, neleri sevip neleri sevmediği, ne miktarda tükettiği, verilme şekli, allerji öyküsü..vs sorguluyorum.

    Yeme bozukluğunun hangi alt gruba girdiğini tespit etmek için anket uyguluyorum. Hangi besinleri yediğini tek tek kayıt altına alıp, eksik olan besin grubunu tamamlamaya yönelik beslenme planı hazırlıyorum. Ayrıntılı fizik muayene yapıp, önceki ve o anki boy-kilo değerlerini ölçerek, büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakıyorum. Eğer büyümede sorun varsa veya altta yatan başka bir hastalık düşünüyorsam gerekli tetkikleri istiyorum. Tüm bunların sonuçlarına göre çocuğa özel bir tedavi planı oluşturuyorum. Bu plana çocuğun beslenme eylemine katkısı olan herkesin ; anne, baba, anneanne, babaanne, bakıcı..vs katılması ve uyması gerekiyor. Belirli aralıklarla görüşüp bir sonraki adımı planlıyoruz. Bazı durumlarda beslenme desteği, vitamin takviyesi veya ilaç kullanmak gerekiyor. Sonuç olarak her hasta grubu için muhakkak çözüm var, yeter ki aile ile işbirliği içinde çalışalım ve biraz zaman verelim.

    SON OLARAK AİLELERE SÖYLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VAR MI?

    “Temel Besleme İlkeleri”nden bahsetmek istiyorum:

    Yemek zamanında dikkat dağıtıcı şeylerden ( TV, bilgisayar, telefon vs.) kaçının
    İştahını arttıracak şekilde besleyin (3-4 saat arayla, acıkmasını sağlayacak şekilde)
    Yemek süresini 20-30 dakika ile sınırlandırın
    Yaşına uygun gıda verin
    Yaşına uygun dağınıklığı , kirliliği tolere edin
    Baştan itibaren kendi kendine yemesini teşvik edin
    Yemek zamanlarında doğal tutum takının, baskı yapmayın, hassas-sorumlu besleme modelini kullanın
    Sistematik bir şeklide yeni gıdalar sunun

    Bu ilkeler olmazsa olmazlar ! Bütün annelere tavsiyem ek gıdalara başladıkları andan itibaren bu kurallara uymaları, ama bebekte bir sorun farkettikleri anda da gecikmeden doktora başvurmalarıdır. Annelerin, bebeklerinin iştahıyla ve beslenmesiyle ilgili endişelerinin her zaman önemsenerek uygun yönlendirme ve tedavinin yapılması gerekir. Bu sorunlar bekledikçe küçülmüyor aksine büyüyor ve tedavisi zorlaşıyor. Benim “ uyku bozuklukları” ve “ yeme bozuklukları” için bir tavsiyem var: “Ne kadar erken o kadar kolay”. Tabii en güzeli baştan itibaren uygun ek gıdaya geçiş ve besleme yöntemlerini kullanarak bu sorunlarla hiç karşılaşmamak. (Bir dergiyle yapılmış röportajımdan alınmıştır.)

    Dr. Gülben EFES

  • Bayram şekeri çocuğunuzu sağlığından etmesin

    Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı çikolata ve şekerlemelerin aşırı tüketimi çocukların sağlığına ve beslenme düzenine zarar veriyor. Çocuklara hayır diyemeyip, her ziyarette onlara fazla fazla ikramda bulunmak, sindirim sistemi hastalıklarından, alerjik reaksiyonlara kadar vücutta olumsuz etkilere yol açıyor.

    Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

    Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

    Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

    Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar. Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

    Çocuklar şekerlemeleri öğleden sonra yemeli

    Şekerleme tüketiminin planlanması çocukların iştahı ve yaşına göre değişir. Eğer şeker tüketimi öğleden sonraya bırakılabilirse çok iyi olur. Sabahları meyveyle tatlı ihtiyacını karşılamak, öğleden sonra birkaç parça çikolata ve akşamları da dondurma saati yapılabilir. Bayramda ekstra kaçamaklar olabilir. Ancak sabah ve öğle arasındaki döneme yani enerjinin yüksek olduğu zamanlara dikkat edilmelidir. Çocuklar konuştuğumuzu anlayacak yaşta ise, onlarla konuşulmalı ve şekerlerin hepsinin onun olduğunu ve bunu zamana bölerek yemesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocukların şeker tüketimi ailelerin kontrolünde olmalıdır.

    Alerjik reaksiyonlara yol açabilir

    Şekerlerdeki boyar maddeler, renklendiriciler, katkı ürünleri, doğal olsunlar ya da olmasınlar çok ciddi anlamda çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Bunların en tehlikelisi hızlı gelişen alerjidir. Renkli jelatin içeren ürünlerde sıkça görülür. Çocuk yer yemez 5-10 dakika içinde hızlıca döküntü, yüzde kulaklarda ödem meydana gelir. Bir de çocuklarda ürtiker denilen ve halk arasında kurdeşen olarak bilinen kaşıntılı döküntüler olabilir. Nispeten zararsız gözükse de bazen çok şiddetli olup ve çocuğun tedavi alması gerekebilir. Bunun için ilk kez temas ettiği şeyler çocuklara az miktarda verilip, gözlemlenmelidir.

    Çocuğunuza şeker yedikten hemen sonra 1 bardak su verin

    Şeker tüketimi çocukların diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle çürükleri olan çocuklarda yaygın ağrılarla yol açabilir. Bu nedenle her şeker tüketiminden sonra su içmeleri sağlanmalıdır. Günde iki kez dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır. Buna rağmen şiddetli ağrıları olursa hekimlerine gidene kadar ağrı kesici alabilirler.

    Günlük şeker tüketimi bir iki taneyi geçmemeli

    Günlük şekerleme tüketimi yaş grubuna göre değişmektedir. 2 yaşın altındaki çocuklar şeker ya da hazır gıdalar yememelidir. Özellikle cam şekerler bebekler için riskli olabilir. Hareket kabiliyeti gittikçe gelişen bebek, ani bir refleksle yemeği kontrol edemeyebilir ve cam şekeri geriye kaçırabilir. Ailenin kontrolü dışında yutulursa bebeği yüzükoyun çevirip sırtını pat patlayarak kusması sağlanmalıdır. Kusmuyorsa ve nefes borusuna kaçtığından şüpheleniliyorsa sağlık kuruluşuna gidilmelidir. 2 yaşın üzerindeki çocuklarda ise tüketilen şekerin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte günde bir ya da iki tane küçük bir misafir şekeri ya da en fazla üç parça çikolata tüketilebilir. Bayram tabaklarında hamurlu ve şekerli gıdalar da olacaktır. Neyse ki çocuklar bunları çok fazla tüketmemektedir. Ancak yine de çocuklar için sütlü tatlılar ve dondurma eşliğinde farklı alternatifler hazırlanmalıdır.

    Kolonyalar bebekler ve küçük çocuklardan uzak tutulmalı

    Bayram misafirliklerinin olmazsa olmazı kolonyalara da dikkat edilmelidir. Bu kolonyaların bebekle teması tehlikeli olabilir. Öncelikle bebekler her şeyin tadına bakmak ister, kolonyayı da içebileceği unutulmamalıdır. Böyle durumlarda hemen hastanelerin zehir danışma merkezleri aranmalı ve bilgi alınmalıdır. Temas edilen maddenin cinsi ve içilen miktar çok önemlidir. Eğer bebeğin kolonya içtiği biliniyorsa ağzı hemen soğuk su ile yıkanmalı ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Ancak çocuk yutkunmakta zorluk çeker, ağlama krizlerine girerse yanık ve zehirlenme tehlikesinden şüphelenilmeli ve doktora gidilmelidir.

  • Perkütan endoskopik gastrostomi (peg)

    Çeşitli kronik hastalığı nedeni ile (nörolojik problemi olan spastik hastalar, SSPE hastaları, kanserli çocuklar, kistik fibrozis, yarık dama, doğuştan yemek borusunun tıkanıklıkları gibi) ağızdan normal beslenemeyen çocukların Uzun dönemli enteral (sindirim sisteminden) beslenmeler için perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) (Karından mideye tüple beslenme) gereklidir

    PEG işlemi ameliyatsız, endoskopi kullanılarak karın duvarından mideye özel beslenme tüpü takılmasıdır. Günümüzde teknolojinin ve tıppın ilerlemesi ile eskiden ameliyatla yapılan bu işlem artık tüm yaş gruplarında ameliyatsız, çocuk gastroenteroloji uzmanları tarafından endoskopi ile yapılabilmektedir.
    Mideden beslenmesinde sakınca olan çocuklarda (özellikle ağır refüsü olan ve mideden yemek borusuna ve akciğerlere kaçak olması nedeniyle ciddi kusmaları ve zatürre atakları geçiren çocuklarda) uzun süreli ince barsakla beslenme gerektiğinde PEG-J (PEG tüpü içinden barsağa takılan bir tüple ince barsak içine beslenme) veya PEJ (direk karın duvarından ince barsağa tüp takılması ile beslenme) kullanılır.

    PEG İLE BESLENECEK HASTALARDA KULLANILACAK MAMA TİPLERİ VE SEÇİMİ:
    1. Süt çocukluğu dönemi:
    a. anne sütü: Özellikle altı aydan küçük çocuklarda ilk seçenektir. Anne sütü ile beslenen çocuk yeterli kilo alamadığında glukoz polimerleri, yağ emülsiyonları içeren özel mamalarla ya da diğer bebek mamaları ile desteklenebilir.
    b. bebek mamaları: Normal bebek mamaları tüple enteral beslenmede de kullanılabilirler. Çocuk kilo alamadığında mama glukoz polimerleri ile zenginleştirilerek verilebilir. Bu amaçla polimerik mamalar kullanılır. Bunlar tam protein ve kompleks karbonhidrat içeren mamalardır. Mide, barsak , safra yolları ve pankreas fonksiyonları normal çocuklar içindir. Yağ genellikle trigliserittir
    c. Özel mamalar (elemental mamalar): Besleyicileri elementer şekilde yani proteinleri daha küçük protein şekline parçalanmış veya aminoasitlere kadar ayrılmıştır. Böylece sindirilmesi çok kolaylaşmış mamalar ortaya çıkar. Karbonhidratlar glukoz veya laktozun dışında diğer bazı daha küçük karbonhidrat molekülleri halindedir. Yağ içeriği ise ağırlıklı olarak orta zincirli yağ asitleri, esansiyel yağ asitleri ve az miktarda uzun zincirli yağ asitlerinden oluşur. Mide, barsak, safra yolları ve pankreasta fonksiyonel veya anatomik bozuklukların varlığında kullanılır.
    d. Modüler mamalar: İnatçı ishal ve kısa barsak sendromu olan süt çocukları küçük molekülere parçalanmış protein içeren mamaları da tolere edemeyebilirler. Modüler diyette kullanılacak protein kaynakları vardır. Bunlara da uygun karbonhidrat ve yağ eklenerek çocuğun sindirimine uygun bir diyet hazırlanabilir. Doğuştan metabolizma bozukluklarında da değişik modüler mamaların kullanılması gerekir.
    2. Büyük çocuk:
    Önceleri bu çocuklara büyükler için yapılmış mamalar değiştirilerek verilirdi. Günümüzde 1-5 yaş grubu ve okul çocuklarının enteral beslenmesine uygun tüple beslenme için özel mamalar imal edilmektedir. Ancak on yaş ve üzerindeki çocuklara yetişkinler için yapılmış mamalar verilebilir.

    TÜPLE BESLENME SIRASINDA SIK GÖRÜLEN PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ:
    1. Tüp tıkanması: Hastaya/aileye tıkanmayı önlemek için tüpü sık yıkamanın önemi öğretilmelidir. Beslenme tüpü her 4-6 saatte bir 30-50 ml ılık musluk suyu ile yıkanmalıdır. Ayrıca beslenme tüpü ilaç verilmesinden önce ve sonra yıkanmalıdır. Dönüşümlü olarak hafif basınç ve geri çekme ile ılık su kullanımı tıkanmaların çoğunu açar. Ancak kazein pıhtısını çözmede sitrat veya limon suyu daha yararlıdır. Kolayca açılmayan bir tüp hemen değiştirilmelidir.
    2. Aspirasyon (beslenme ürününün solunum yollarına kaçması): PEG ile beslenen çocuklarda altta yatan bir reflü durumu varsa, bunun sonucunda kusma nedeni ile aspirasyon olabilir. Böyle bir risk olduğunda PEG ile beslenme PEG-J’ye çevrilir.
    3. İshal: Uygun olmayan beslenme ürünü ve fazla verilmesi ishale neden olabilir. Ancak her çocukta olabileceği gibi, mikrobik ishal olabileceği de akıldan çıkarılmamalı, ishal olan çocuklarda mutlaka kaka tahlili yapılarak gerektiğinde ilaç tedavisi başlanmalıdır. Eğer mikrobik bir ishal yoksa beslenme ürünü farklı uygun bir ürünleri değiştirilip miktarı tekrar ayarlanmalıdır.
    4. Kabızlık: Sıvı ve lif alımının artırılması Laksatif (barsak düzenleyici, kakayı yumuşatıcı ilaçlar) kullanılması Düzenli egzersiz programı Motilite (sindirim sisteminin hareketlerini) düzenleyici ilaçlar 4. Enfeksiyon: Besinlerin sterilitesine, beslenme torbası, seti ve enteral tüplerin kullanımında hijyene çok dikkat edilmesi

    YAŞAM KALİTESİ: PEG ile beslenmenin bir çok hastada ömrü uzattığı şüphesizdir. Altta yatan hastalığın şiddetine rağmen yaşam kalitesini arttırır. Bu artışın ne kadarının daha iyi beslenme durumundan, ne kadarının aspirasyon ve yutma güçlüklerine bağlı korku ve rahatsızlığın azalmasından olduğu tam olarak bilinemez. İngiltere’de yapılan bir çalışmada enteral beslenme uygulanan çocukları olan ebeveynlere sorulduğunda çocuklarının enteral beslenme uygulanmaya başladıktan sonra daha mutlu olduğunu belirtmişler, bazı ebeveynler de çocuklarına artık bir şeyler yedirmeye çalışmakla vakit geçirmedikleri için bir özgürlük hissinden bahsetmişlerdir. Tüm çalışmalarda çocukların tüple beslenmeye geçişinden sonra kilo almalarının sağlandığı, genel sağlık durumlarının daha iyiye gittiği gösterilmiştir.

    EVDE PEG İLE BESLENME:
    Yutma, yeme fonksiyonlarındaki bozukluk kalıcı ise, bazen tüm yaşam boyunca beslenme desteği gerekebilir ve bu amaçla ev koşullarında tüple beslenme desteği ile SSPE’li çocukların beslenme sorunları çözülmüş olur. Ağızdan beslenmenin yeterli olmadığı veya hiç ağızdan beslenemeyen, sisndirim sistemi tam veya kısmen işlevsel olan ve uzun süre hastanede yatması gerekmeyen hastalarda evde tüple beslenme uygulamaları tercih edilmelidir. Birçok gelişmiş ülkede evde yapay-tüple beslenme rutin bakım şekli haline gelmiştir. Çünkü hastanedeki tedaviden daha ucuz olduğundan maliyet azalmakta, yaşam kalitesi artmakta, hasta aileye yakın olmakta, sosyal yaşam mümkün olduğunca normale yakın bir düzeyde sürdürülebilmektedir.