Etiket: Beslenme

  • Beslenme Psikolojisi

    Beslenme Psikolojisi

    Yeni yıla nasıl girmek istersiniz sorusuna insanların neredeyse yarısı ‘daha formda’ diye cevaplıyor. Anlıyorum ki fazla kilolarla çoğumuzun başı dertte. Televizyonlarda, sosyal medyada uzmanların sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü uyarıları söz konusu oluyor. En temel fiziksel ihtiyacımız olan beslenme çoğu yönden gündemi meşgul eden bir konu haline geldi. Genetiği değiştirilmiş veya hormonlu gıdalar; şekere, yumurtaya, yağlara, ete, ekmeğe beslenme ve sağlık uzmanlarının farklı bakış açıları sürekli insanların zihnini meşgul ediyor. Kimileri uzmanların bilimsel yorumlarına kulak verip doğal organik ve sağlıklı beslenmenin yollarını arıyor kimileri de başını kuma gömerek “atın ölümü arpadan olsun” havasında mevcut alışkanlıklarını devam ettiriyor. Ben de beslenme kültürüne psikolojik açıdan yaklaşmak istedim. Belki de diyeceksiniz ki o kadar yoğun bilginin olduğu bir alanda kafamızı karıştırmaya kalkma sakın. Tam tersine zihnin daha net olması için işe yarayacak fikirler olacak emin olun.

    Alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmeye ne dersiniz. Acaba arkasında sadece basit tercihler mi yatıyor yoksa derin psikolojik bağlar mı var? Örneğin, kaç öğün besleniyoruz, en sevdiğimiz tatlar neler? En sevmediklerimiz neler? Midemiz doyduğu halde neden gözümüz doymaz? Gece kalkıp deli gibi tatlı krizi ile kendinizi mutfakta bulup yedikten sonra büyük bir günah işlemiş gibi hissedenlerden misiniz? Diyet yaparken iki katı açlık hissiyle verdiğiniz kilonun iki katını aldığınız oldu mu? Bu soruların cevapları bazıları biyolojik bazıları psikolojiktir. Bilincimizle farkında olmaya ve irademizi yönetmeye çalışıyoruz ama ne var ki asıl kahraman bilinç altımız. Duygu dünyamız, algılarımız ve tercihlerimizin gizli yönlendirici. Nasıl mı? Bunu bir örnek vaka ile açıklayalım. Yıllardır kilo verememekten şikayetçi olan kadın danışanım, gerçekten kilo vermek istiyorum ama zinhar veremiyorum demişti. Adeta bedeninin kilitli olduğunu kiloyu zoraki koruduğunu ifade etmişti. Tabi bu konuşmalar bilince ait. Ya bilinç altı ne diyor? Özel terapi teknikleriyle yaptığımız analizlerle ulaştığımız gerçekler hiç de kilo vermek taraftarı değildi. “Kilo verirsen harika görünümlü bir vücuda sahip olursun, o zaman da tıpkı 10 yıl öncesinde olduğu gibi tacize uğrarsın.” Diyordu. Ne kadar zıt cümleler fark ettiniz mi? Halbuki bana geldiğinde bunun tersini söylüyordu. Kendimden de bir örnek verebilirim. Şehir dışı eğitim gezilerimde misafir edildiğim kurumlarda evdekinin iki katı yemek yediğimi fark ettim. İhtiyacımdan çok fazla. Biraz kendimi analiz ettiğimde gizli bir kaygı duyduğumu anladım. Bu duygudan yola çıkarak hatırama ulaştım. Babam işi gereği sık sık şehir dışına çıkardı. Bazen beni de yanında götürürdü. Restoranda yemek yedirirken hep şöyle derdi. “ Oğlum burada iyice ye. Başka yemek yok uzun süre. Burası evimiz değil.” Ben de bu düşüceyle zorla yerdim hep. Ev dışında özellikle de şehir dışında olduğumda aynı duygu ve davranış nüksediyordu. Bunun gibi sayısız örnek anlatabilirim size. Ama bilinçaltımızın ne kadar etkili olduğunu anlamamız için yeterli sanırım. Peki bundan sonra ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Öncelikle bizi yönlendiren davranışların bilinçaltı kodlarını çözmeliyiz ki bu çok zor olabiliyor. Sonrasında sağlıksız olan ve geçmişteki olumsuz bir yaşantıya dayanan bu anıları olumlu kalıplarla yer değiştireceğiz. Bu şekilde işlerin ne kadar da kolay ve otamatik ilerlediğine şahit olacaksınız. Madem durum bundan ibaret. Bunu tek başımıza yapmamız mümkün müdür? Her zaman değil. Bu tür durumlarda ilgili bir terapistten yardım alabilirsiniz. Bu şekilde kendi kendimizi daha az kasar ve daha mutlu oluruz. Bir sonraki yazımda irade çatışması ve tat koşullamasından bahsetmek istiyorum. Şimdilik hoşçakalın sağlıkla kalın.

  • Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Hepimiz İçin Sağlık Kültürü

    Önce sağlık diye başlamış söze atalarımız. Gerçekten de her şeyin başı sağlık. Kaybedilmesi kolay kazanılması bazen zor veya imkânsız olan eşsiz bir hazine. Peki bize verilen bu muhteşem hediyenin kıymetini ne kadar biliyoruz? Onu ne kadar koruyabiliyoruz? Sevdiklerimizle birçok planlarımız ve hedeflerimiz varken sağlıklı yaşamakla ilgili hedefler koyuyor muyuz? Yoksa kaybedince mi anlarız kıymetini?

    Yaşadığımız çağ bizden hızlı ve yoğun olmamızı bekliyor gibi. Caddeler, sokaklar, Alışveriş merkezleri evler. Nerdeyse herkes büyük bir koşturmaca içerisinde. İnsanlar stresli ve meşgul. Acaba nereye bu gidiş ! Ne var ki zaman akıp giderken önceliklerimizi nasıl dizayn ettiğimiz çok önemli. Sağlığımızı korumak, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmak zannımca hayatımızın merkezinde olması gerekir. Düşünelim hep birlikte kaçımız bu konuda başarılı kaçımız muzdarip. Geçenlerde karşılaştığım bir arkadaşımla karşılaştığımda çocuklarından birinin kilo vermeye karar verdiğini ve ona özel diyet yemekler yaptıklarını söyledi. Ailedeki diğer bireylerinde kilo sorunu olduğunu ancak diyet düşünmediklerini ifade etti. Nedenini sorduğumda yemek zevklerinin hamur işleri ve tatlı ağırlıklı olduğunu ve bundan vazgeçemeyeceklerini söyledi. Bu noktada iki önemli faktör dikkatimi çekti. Birincisi ailenin beslenmeye bakışı, geliştirdikleri ortak hâkim kültür sağlıksız beslenmeyi pekiştiriyor. İkincisi ise bir üyenin farklı beslenmeye başlaması ile onu yalnız bir mücadeleye itip adeta pes etmesini sağlamaya çalışmaktı. Beslenme alışkanlıklarının psikolojik anlamları olduğunu sürekli vurguluyoruz. Burada ne kadar sağlıklı beslenme kararları alınsa da bir süre sonra ailenin yerleştirdiği beslenme kültürü yeniden devreye girecektir. Çünkü bireyin anlam verdiği haz aldığı onlardır. Bir grup yengeç sepete konulduğunda bazıları dışarı çıkmaya çalışır. İlk yukarı çıkıp kıskaçlarıyla kurtulmaya çalışana aşağıdan yetişen bir yengeç tutunur. Ona da başkaları tutunur. Böylece birkaç yengeci aynı an da yukarı taşıyamayan yengeç aşağı düşer. Sonra bir başka yengeç aynı şekilde yukarı tırmanır. Onu da sonradan tutunanlar aşağı çekerler. İşte bu yengeçler aile içinde de olunca bir üyenin beslenme alışkanlığını değiştirmesi çok çok zorlaşır.

    Sağlık ve sağlıklı beslenme bir kişi için gerekli değil hepimiz için gerekli ve önemlidir. O halde eğer mevcut alışkanlıklarımız gerçekten zararlı ise faydalı ama haz alabileceğimiz yeni alışkanlıklar edinemez miyiz? Bence bu mümkün. Eğer kararları birlikte alır ve birlikte uygularsak yeni bir beslenme kültürü oluşturabiliriz. Hepimiz için sağlıklı ve doğru beslenme kültürü. Sağlıcakla kalınız…

  • İshal nedir?

    İshal kısaca dışkılama sayısı ve miktarının artmasıdır. Normal çocukların dışkılama sayısı yaşa ve beslenme durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Anne sütü veya mama ile beslenen bebekler günde 1-10 kez arasında daha büyük çocuklar ise erişkinler gibi günde 1-2 kez kaka yaparlar. İshalli çocuklarda dışkı miktarı ve sayısı artarken kıvamı da daha sulu hale gelir. Dışkının renginin yeşil olması ishal varlığını göstermez, sadece barsaklardan daha hızlı geçişin göstergesidir. İshalin kanlı olması ise hastalığın daha ciddi olduğunu düşündürmelidir.

    Küçük çocuklarda ishal neden önemlidir?

    Gelişmekte olan ülkelerde ishal küçük çocuklar için en önemli hastalıklardan ve ölüm nedenlerinden biridir. Bu ülkelerde yaşayan çocuklar 5 yaşına gelene kadar yılda ortalama en az 2-3 kez ishalli bir hastalık geçirirler. Sık tekrarlayan ishal nedeniyle büyüme-gelişme geri kalır. Ayrıca beslenme sorunu olan çocukların bağışıklık sistemi de zayıflayacağı için ishal ve diğer mikrobik hastalıkların sıklığı artar. Bu şekilde bir kısır döngü ortaya çıkar. Gelişmekte olan ülkelerde her yıl 3 milyon civarında çocuk ishalli bir hastalık nedeniyle ölmektedir. Ölen çocukların % 80’i 2 yaşın altındadır. Küçük çocukların su ve tuz kaybına karşı direnci zayıf olduğu için kolayca dehidratasyon ve buna bağlı komplikasyonlarla kaybedilebilirler. Bu nedenle küçük çocuklarda ishal önemli bir hastalık olup, ishal sırasında ortaya çıkan su ve tuz kayıplarının hemen karşılanması gerekir.

    İshalin nedeni nedir?

    İshalin nedeni çoğunlukla çeşitli enfeksiyonlardır. Bunların içinde viruslar başta gelmektedir. Bu gruptan olan Rotavirus özellikle kış aylarında ve daha çok 2 yaşın altında çocuklarda ağır ishale neden olan tüm dünyada çok yaygın bir mikroorganizmadır. Gelişmiş ülkelerde ishal nedenleri içinde en önemli yere sahiptir. Bakteri ve parazitler ise gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde daha yaygındır. Bu grupta özellikle kolera, Shigella, Salmonella ve E. coli gibi bakteriler yanında amip (Entamoeba histolytica), Giardia gibi parazitler yer alır. Antibiyotiklerin kullanılması sırasında da ishal ortaya çıkabilir. Bu durumda Clostridium difficile isimli bir mikroorganizma ishalin nedenini oluşturur. Antibiyotik kesilince veya başka bazı ilaçların kullanılması ile antibiyotik ishali tedavi edilebilir.

    Çeşitli mikroorganizmalar (Salmonella, Stafilokok, Clostridium…) ve bazen kimyasal maddelerle kontamine olmuş besinlerin yenmesi de her yaşta besin zehirlenmesi adını verdiğimiz kusma ve ishalli bir hastalığa yol açabilir. Bu saydığımız durumlarda ortaya çıkan ishal geçici olup günler en fazla haftalar içinde tamamen iyileşir.

    İshal bazen aylarca sürebilir. Bu durumda besinlere karşı allerji (inek sütü, soya proteini, buğday unu…) veya sindirimi sağlayan bazı maddelerin doğumsal veya edinsel eksikliği söz konusu olabilir. Bu hastalıklar içinde laktoz adı verilen süt şekerini parçalayan ve barsakta yapılan laktaz isimli maddenin eksikliği en sık olarak görülür. Uzun süren ishalli hastalığı olan çocuklar genellikle zayıf, büyümesi ve kilo alması duraklamış, karınları şiş çocuklardır. Bozukluğun türüne göre tedavi de değişkenlik gösterir.

    İshalden korunmak mümkün müdür?

    Anne sütü ile beslenme ishalden korumada en önemli faktörlerden birini oluşturur. Anne sütünün içinde çeşitli mikroorganizmalara karşı etkili lizozim, laktoferrin, immunglobulin gibi maddeler bulunur. Bu maddeler anne sütü ile beslenen çocukları ishale yol açabilecek çeşitli enfeksiyonlardan koruduğu gibi hastalanan çocukların da daha çabuk iyileşmesini sağlar. Anne sütü almayan bebeklerin anne sütü alan bebeklerden daha fazla ishalli bir hastalığa yakalandığı ve bu nedenle de daha fazla çocuğun öldüğü çok iyi bilinmektedir. Gastroenterit adını verdiğimiz ishalli hastalık sırasında bile anne sütü kesilmeden hatta daha fazla oranda verilmelidir.

    Sosyoekonomik düzey ishalli hastalıklarla yakından ilişkilidir. Gelişmekte olan veya gelişmemiş bölgelerde yaşayan çocuklar daha kötü beslenmekte olup temiz suya ulaşma olanakları daha azdır. Bu nedenle gelişmiş yörelerde yaşayan akranlarından daha fazla oranda ishalli hastalığa yakalanırlar ve bağışıklık sistemleri de daha zayıf olduğu için daha fazla oranda zarar görürler. Sonuçta anne sütü ile beslenme, sosyoekonomik düzeyin iyi olması, çevresel şartların düzgün olması ve beslenmenin iyi olması ishalden korunmada en önemli faktörlerdir.

    İshalli çocuklar ne gibi bulgularla gelir ?

    Ateş özellikle Salmonella, Shigella ve E. coli gibi mikroorganizmaların oluşturduğu hastalığa eşlik edebilir. Karın ağrısı çocukluk çağında görülen birçok hastalık yanında ishale de eşlik edebilir. Kusma ishalli çocukların çoğunda görülen ve beslenmenin, dolayısıyla sıvı alımının da bozulmasına yol açan ve sıvı kaybının daha çabuk oluşmasına neden olan bir belirtidir. Havale geçiren ishalli bir çocukta Shigella isimli bir mikroorganizmanın neden olduğu basilli dizanteri akla gelmelidir.

    İshal ise hastalığın en önde gelen bulgusu olup dehidratasyon yani su ve tuz kaybının en önemli nedenidir. İshalli bir çocuğun kakasının görünümü bize hastalığın nedeni ile ilgili bilgi verebilir. Bol miktarda ve sulu ishal kolera veya E. coli adı verilen mikroorganizmanın bir türü ile oluşan ishali düşündürmelidir. Kusma fazla olup ishal daha az ise, ateş yoksa ve aynı anda aynı yemeği yiyen çok kişide hastalık görülüyorsa besin zehirlenmesi olma şansı fazladır. Kanlı ishal öncelikle amibli veya basilli dizanteriyi, eğer daha önceden antibiyotik kullanımı varsa antibiyotik ishalini (Clostridium difficile enterokoliti) düşündürmelidir. Kanlı ishale yol açabilen diğer mikroorganizmalar Salmonella, Yersinia, Campylobacter jejuni, E. coli gibi etkenlerdir.

    İshalli bir çocuğun genel durumu iyi ise, verilen suyu içebiliyorsa, ağız ve dili ıslak olup, ağlayınca gözyaşı akıyorsa, idrar yapıyorsa, karın derisi bükülüp bırakıldığında hemen eski haline geliyorsa ve de küçük bebeklerin kafasında bulunan bıngıldak (fontanel) adı verilen deri bölümünde çöküklük yoksa büyük olasılıkla su kaybı yoktur.

    Aksine genel durumu bozulmaya başlamış ishalli bir çocuk verilen suyu içemiyorsa, ağızı ve dili kurumuşsa, ağladığında gözyaşı akmıyorsa, idrarı çok azalmışsa, karın derisi büküldüğünde eski haline hemen dönmüyorsa, bıngıldak çökükse ağır derecede sıvı kaybı vardır ve hemen en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp tedavisine başlanması gereklidir.

    İshal tedavisi

    Çocuklarda ishal tedavisinde; 1) Anne sütü, hazır mama ve diğer yaşa uygun yiyeceklerle uygun beslenmenin devamının sağlanması, 2) İshal ve kusmayla halen sürmekte olan su ve elektrolit kayıplarının oral rehidratasyon sıvısı (ORS) veya benzer sıvılarla yerine konması, 3) Sıvı kaybı gelişirse su ve elektrolit kayıplarının ORS veya gerekirse damar yoluyla düzeltilmesi amaçlanır. 4) Sadece gerektiği durumlarda antibiyotik verilmelidir. 5) Antidiyareik ilaçlar adı ile anılan adsorban ilaçlar ile sekresyonu azaltan ilaçların kullanılması tartışmalıdır. Çocuklarda motiliteyi azaltan ilaçların kullanılması önerilmez.

    Powers ve ark. 1926 yılında “intestinal intoksikasyon” tedavisinde yapılması gereken en önemli şeylerin sıvı verilmesi, kan transfüzyonu yapılması, bir süre ağızdan beslenmenin kesilmesi ve açlık dönemi bittiğinde gıdaların yavaş yavaş arttırılarak verilmesi olduğunu belirtmişlerdir. Sonraki yıllarda ishalli çocukların tedavi amacıyla aç bırakılması ve intravenöz sıvı tedavisi giderek yerleşmiş ve tedavi amacıyla yaygın olarak kullanılır olmuştur. Bu prensip ORS ile tedavi uygulama alanına çıkana kadar yaygın olarak geçerliliğini sürdürmüştür. Sonraki yıllarda ORS kullanımının yaygınlaşması ile beraber malnütrisyonu önlemek amacıyla rehidratasyon sonrasında en kısa sürede beslenmenin sağlanması yaygınlaşmıştır.

    Su kaybı olmayan çocuklar verilen sıvı miktarı arttırılarak ve beslenmelerine devam edilerek evde tedavi edilebilirler. Ayran, taze hazırlanmış meyva suları (elma suyu…), çorbalar (pirinç suyu…) ve su evde korkusuzca verilebilecek sıvılardır. İki yaşın altındaki çocuklara her ishalli dışkılamadan sonra ½-1 çay bardağı (50-100 mL), daha büyük çocuklara ½-1 su bardağı (100-200 mL), daha fazla içmek isteyenlere ise istedikleri kadar sıvı verilmesi dehidratasyonun engellenmesini sağlayacaktır.

    Anne sütü alan bebeklerin daha sık olarak emzirilmeye devam edilmesi gereklidir. Anne sütü almayan bebeklerin ise normalde aldıkları süt veya mamalarla, öğün sayısı arttırılarak, beslenmelerine devam edilmesi önerilir. Mamaların sulandırılması gerekmez. Laktozu azaltılmış veya hiç olmayan diyet mamalarının, aşağıda bahsedilecek özel durumlar haricinde, rutin olarak her olguda kullanılması gerekli değildir. Daha büyük çocukların normalde aldıkları gıdalar ile ve öğün sayısı arttırılarak beslenmelerine devam edilmelidir. Yarı katı veya katı gıdalarla beslenen bebeklere ve çocuklara sindirimi kolay ve enerjiden zengin, protein içeren gıdalar (iyi pişmiş et, balık, yoğurt, peynir, sebze püreleri, muz…) verilmelidir. Hiperozmolaritenin önlenmesi için şeker yerine nişastalı yiyecekler (tahıllı gıdalar) tercih edilmelidir.

    İshalde yağların sindirimi ve emiliminde belli bir ölçüde azalma olabilir. Tedavi amacıyla uygulanan yağsız veya yağı azaltılmış diyetler alınan kalorinin azalmasına yol açar. Diyette bulunan yağlar mide boşalmasını yavaşlattığı için ishalin azalmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle ishal sırasında, emilimi azalmış olsa bile, yağların kısıtlanması çok gerekli değildir. İshal sırasında laktoz malabsorpsiyonu gelişebilmesi nedeniyle persistan ishalleri engellemek amacıyla ishalli tüm çocuklara rutin olarak laktozsuz veya laktozu azaltılmış mamaların kullanılması önerilmiştir. Ancak son yapılan çalışmalar bunun gerekli olmadığını göstermiştir. Anne sütü alan çocukların her durumda anne sütü ile beslenmeye devam edilmesi gereklidir. Mama alan çocuklarda ise yeniden beslenmeye geçildiğinde dışkılama sayısında artış olur, dışkı bol sulu hale geçer ve pH’sı 5’in altına inip dışkıda redüktan madde pozitifleşirse laktozun kısıtlanması gerekebilir. Aksi halde normal mamaların kullanılmaması için herhangi bir neden yoktur.

    Laktoz entoleransından korunmanın bir başka yolu ise çocuklara mama yerine yoğurt verilmesidir. Yoğurt içindeki laktoz fermente edilmiş olduğu için laktoz intoleransı gelişmiş çocuklarda bile korkusuzca kullanılabilir. Yapılan çalışmalar akut gastroenterit sırasında yoğurt ile beslenen çocuklarda mama ile beslenenlere göre daha az sayıda persistan ishal tablosunun geliştiğini göstermiştir. Yoğurdun evde kolayca hazırlanabilmesi ve diyet mamalarından çok daha ucuza maledilmesi diğer bir avantajını oluşturur.

    İshal sırasında barsak mukoza geçirgenliği artmaktadır. Bu durumda inek sütü veya hazır mamalarda bulunan ve alllerjen özellikteki makromoleküller kolayca dolaşıma geçebilir ve inek sütü entoleransına, dolayısıyla ishalin artmasına yol açabilir. Bu nedenle soya bazlı mamalar veya protein hidrolizatlarının kullanılması önerilmiştir. Bu mamaların tadı kötü ve fiyatları yüksektir. Son yapılan çalışmalar risk grupları haricinde (çok küçük bebekler, ailede allerji hikayesi olanlar…) bu tür mamaların rutin olarak kullanımının gerekmediğini göstermiştir.

    İshalli çocukta kusmayı engellemek için besinler az miktarda ancak daha sık aralıklarla verilmeli, ishal düzeldikten sonra kayıpların yerine konabilmesi ve malnütrisyonun önlenmesi için birkaç hafta ek bir öğün verilmelidir.

    İshalli çocuklara antibiyotik verilmesi nadiren gerekir. Çok küçük bebekler, bağışıklık sisteminde problem olan çocuklar, kanlı ishal varlığı (eğer amip veya shigella düşünülürse) gibi özel durumlarda ve hekim tarafından gerekli tahliller (gaita incelenmesi ve kültürü) yapıldıktan sonra uygun antibiyotikler kullanılır. Rastgele ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonrasında antibiyotik ishali gelişebileceği unutulmamalıdır.

  • Obezite salgın hastalık gibi yayılıyor

    Vücuttaki yağ miktarının artmasına bağlı kilo artışı olan obezitenin görülme sıklığı, hem dünyada hem de ülkemizde sanki bir salgın hastalıkmış gibi giderek artıyor. Türkiye’de çocuk ve gençlerin yüzde 10-25’inin fazla kilolu veya obez olduğu bildirilmektedir.

    Obezite neden olur?

    Temelde obezitenin iki türü vardır: İlki, yanlış beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzından kaynaklanan basit obezite. İkincisi, endokrin ve genetik bozukluklardan kaynaklanan obezite. Çocukların yüzde 95’inde, alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki enerji dengesizliği nedeniyle oluşan basit obezitedir.

    Vücudumuz yürüme, koşma, konuşma, sindirim, solunum ve vücut ısısını koruma gibi günlük etkinlikleri yapabilmek için enerji harcar. Ayrıca çocukların büyümek için enerjiye ihtiyaçları vardır. Tüm bu enerji yediğimiz besinlerden elde edilir. Alınan enerji (kalori), harcanandan fazla olduğunda vücutta yağ kitlesi olarak depolanır. Vücuda fazladan alınan her 7000 kalori yaklaşık 1 kilo yağ olarak depolanır. Ebeveynlerin beslenme konusundaki yanlış tutum ve davranışları ile çocukların hareketsiz yaşamaları basit obezitenin en önemli nedenleridir. Çocukların gün boyu okulda olmaları, okul dışı zamanlarda çoğunlukla evde dört duvar arasında olup bilgisayar başında oturarak sürekli birşeyler atıştırmaları obezitenin giderek yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

    Obezitenin yol açtığı sağlık sorunları

    Çocukluktan itibaren başlayan şişmanlık, erken erişkinlik döneminde başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere pek çok hastalığın gelişmesine neden olur. Bunun sonucunda çocukluk obezitesinin yaşam süresini 15-20 yıl kısalttığı tahmin edilmektedir. Obezitenin oluşturduğu hastalıklar:

    İnsülin direnci sendromu (Metabolik sendrom)

    Diyabet (Şeker hastalığı)

    Hipertansiyon (Yüksek kan basıncı)

    Dislipidemi (Kan yağlarında yükseklik)

    Ateroskleroz (damar sertliği) ve koroner kalp hastalıkları

    Böbrek hastalıkları

    Erken ergenlik

    Safra kesesi taşları ve iltihabı

    Karaciğerde yağlanma

    Uyku apne sendromu (Uykuda solunum düzensizliği, kısa nefes durmaları, horlama)

    İskelet sorunları

    Cilt sorunları

    Kanser riskinde artma

    Psikolojik sorunlar, özellikle depresyon

    Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi

    Altta yatan endokrin (hormonal) veya metabolik bir neden varsa araştırılmalı ve tedavi edilmelidir.

    Yanlış beslenme alışkanlığı ve hareket azlığına bağlı basit şişmanlığı olan çocuklarda, öncelikle deneyimli bir diyetisyenden destek alınarak beslenmesi düzenlenmelidir. Büyüme ve gelişme çağında olmaları nedeniyle, büyümeleri etkilenmeyecek tarzda doğru diyet tedavisi uygulanmalıdır. Erişkinlerdeki diyet modelleri, dolayısıyla kalori alımının aşırı kısıtlanması çocuklukta uygun değildir ve çocuğun büyümesini bozar. Beslenme planının mutlaka uzman hekim gözetiminde çocuğun yaş ve cinsiyetine uygun tarzda olması ve çocuğun büyüme ve gelişmesinin düzenli olarak izlenmesi önem taşır.

    Doğru ve dengeli beslenmenin yanısıra düzenli spor yapma ve günlük yaşamda hareketliliğin arttırılması gibi ciddi yaşam tarzı değişikliği gerekir. Şişman çocuklarda günlük olağan aktiviteye ek olarak en az yarım saatlik orta derecede aktivite (aletli veya oyun tarzında olabilir), hafta sonları düzenli spor aktiviteleri ve yürüyüş yapması önerilir. Bu aktif yaşam tarzı bir alışkanlık haline dönüşmeli ve ömür boyu sürdürülebilir olmalıdır.

    Obezitesi olan çocuklarda, tüm ailenin işbirliği ve desteği çok önemlidir. Temel amaç, yaşam boyu sürecek sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerini sağlayarak yetişkin şişmanlığının oluşmasını önlemektir. Ebeveynler tarafından besinin bir ödül ve hedef olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir. Doğru beslenme ve hareketli yaşam tarzına tüm aile birlikte katılarak, şişman çocuklara rol model olunmalıdır. Ailenin ve hatta öğretmenlerin bu psikolojik yardımı gerekli hallerde profesyonel psikolog desteği ile taçlandırılmalıdır.

  • Çocuklarda obeziteye dikkat

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Yemek yeme alışkanlıkları değiştirilmeli

    Obezitenin gelişiminde önemli rol oynayan etmenlerden birincisi, dengesiz beslenmedir. Yüksek kalorili ve fast food türü gıdaların çok sık tüketilmesi, hızlı yemek yeme, öğünler arasında uzun ya da kısa süreler olması, gece yatmadan önce yemek yeme gibi alışkanlıklar, dengesiz beslenmeyi oluşturmaktadır. Obez çocukların beslenme öykülerinde; çok miktarda şeker, şekerli, yağlı ve hazır gıda tüketimi vardır. Obezitenin önlenmesinde birinci kural, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanabilmek için, yemek yeme şeklinin ve içeriğinin değiştirilmesi gerekmektedir.

    Abur cubur tüketimi önlenmeli

    Özellikle abur cuburlar, reçel, bal, yağ, ekmek, makarna, mantı gibi yağdan ve karbonhidrattan zengin gıdaların tüketiminin sınırlandırılması; hamburger, pizza, tost gibi hazır yiyeceklerin tamamen yasaklanması, bunların yerine taze meyve, sebze ve kuru baklagiller gibi posalı yiyeceklerin tüketilmesi, beslenme içeriğinin düzenlenmesi bakımından önemlidir. Çocuklar büyüme çağında olduğu için kısıtlı diyet uygulanması gelişimlerinde olumsuz etkiye neden olabilir. Burada yapılması gereken, büyümeyi sağlayacak yeterli kalori ve esansiyel besinleri içeren; protein karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli olan diyetler uygulanmalıdır. Bu nedenle beslenme ve diyet uzmanları tarafından belirlenen bir diyet programı uygulanmalıdır.

    Televizyon alışkanlığı sınırlandırılmalı

    Günümüzde çocukların televizyon ve bilgisayar başında geçirdiği süreler uzamaktadır. Bu sürelerin günlük 2 saat ile sınırlandırılması, fiziksel aktiviteyi artırmak için çocukların yürüyüşe teşvik edilmesi, çocuğun kendi kendine giyinmesi, çantasını hazırlaması, odasını düzenlemesi gibi bireysel işlerin sağlanması; basketbol, tenis gibi ileri yaşlarda da onu aktif kılacak spor becerilerini geliştiren aktivitelere yönlendirilmesi gerekir.

    Aileler sağlıklı beslenerek çocuklarına örnek olmalı

    Çocukluk çağında obezitenin önlenmesi için yaşa uygun diyet programlarının uygulanması çok önemlidir. Bunun yanında; tüketilen yiyeceklerin dengeli ve sağlıklı olmasına dikkat edilmelidir. Televizyon ve bilgisayar karşısında yemek yeme alışkanlığının ortadan kaldırılması gerekir. Öğünler arası atıştırmaların sınırlandırılmalı, günlük aktivitelerin düzenlenerek çocuklar egzersiz yapmaya teşvik edilmeli, kilo kaybettikçe çocuğa ödül verilmeli ve özgüveni geliştirilmeli, sağlıklı beslenme ve aktivite konusunda aileler de çocukları için model teşkil etmelidir.

    Çocuklarda obezite tedavi edilmeli

    Obez çocukların önemli bir kısmında altta yatan önemli bir sorun yoktur. Çocukluk çağı obezitesinde; besinlerden elde edilen enerjinin alımı ve bu enerjinin fiziksel aktivite ile harcanması arasında önemli bir dengesizlik bulunmaktadır. Çocuklarda obezitenin önlenmesi ve tedavisi; dengeli ve sağlıklı beslenmeyi sağlayacak yemek alışkanlıklarının kazanılması ve fiziksel aktivitelerin desteklenmesi ile sağlanabilir. Çocukluk çağında tedavi edilmeyen obezite; kalp, karaciğer hastalıklarının yanı sıra diyabet gibi endokrin hastalıklarının artmasına neden olarak, çocukların yaşamını tehdit etmektedir.

  • 18-24 aylık çocuğun beslenmesi

    Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlar ve çeşitli organların gelişmeğe devam ettiği 20’li yaşlara kadar devam eder. Gebelik ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri vardır. Yapılan araştırmalar ilk 7 yılda sağlıklı beslenen çocukların diğer etkenlerden bağımsız olarak okul başarılarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

    Sürekli büyüyen ve gelişen organizmaya sahip olan çocukların beslenmesi; büyüme-gelişmenin yanısıra hastalıklardan korunma, ergenlik ve erişkin dönemdeki sağlık için de geçerlidir.

    2 yaşına gelmiş bir çocukta lineer büyüme duraklamış ve bodurluk gelişmişse bu dönemden sonra düzeltilmesi çok zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme stratejilerinin ilk yıllarda benimsenmesi önem kazanır. Erken yaşlarda yapılan beslenme hataları, uzun dönemde bozuk entellektüel ve çalışma kapasitesi, üremede sorunlar gibi olumsuzuklara neden olmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve doğru beslenme için geliştirilecek öneriler ve uygulamalar sonderece önemlidir.

    Bilindiği gibi ilk 6 ay sadece anne sütü tek başına yeterlidir. Ancak sonrasında tamamlayıcı besinler gerekmektedir. Tamamlayıcı besinlerin uygunluğu malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme yanında hastalıklardan ve obesiteden korumak açısından önemlidir. Ek gıdalar da dediğimiz tamamlayıcı beslenmeye 6. Aydan itibaren başlanmalı ve anne sütüyle beslenmeye 2 yaşına kadar devam edilmelidir.

    Uygun tamamalayıcı beslenme enerji ve mikronutrientlerden (demir, çinko, kalsiyum, vitamin A ve C, folik asit )zengin,patojenler, toksinler veya zaralı kimyasalları içermeyen, GDO’suz, tuz, şeker, baharat içermeyen yemesi kolay, bebek tarafından kabul edlebilir uygun miktarlarda olmalıdır.

    18-24 aylık bebeklere tamamlayıcı besinler, anne sütü alanlara günde 3-4 kez, almayanlara 5 kez verilir. Anne sütü alımını kısıtlamamak için aşırı miktarda vermekten kaçınılmalıdır. Bu dönemde anne sütü enerji gereksiminin 1/3 nü sağlamalıdır.

    Anneler çocukların çeşitli tatlara alışmasını sağlamak için erken yaşlarda bunlarla tanıştırmalı ve yemek çeşitliliğini arttırmalıdır. Eğer besini ilk seferde reddederse farklı tatlar denenmeli, zorlayıcı olmadan tekrar tekrar verilerek alışması sağlanmalıdır.

    Mümkünse hergün demirden zengin hayvansal kaynaklı besinler, özellikle vitamin A ve D olmakla beraber diğer vitaminler, minerallerden zengin besinler, sebze ve meyveler, tahıllar dengeli birşekilde verilmelidir. Bu aylardaki çocuklara şeker, kahve, konserve, kızartma, işlenmiş bazı besinler, hazır meyve suları verilmemelidir.

    Genellikle çocuklar sebzeleri pek sevmezler. Yenebilecek çiğ sebzeleri sağlıklı dip soslar yaparak ör.pancar, yoğurt, sarımsak ve zeytinyağından oluşan sosa batırıp yemesi sağlanabilir. Brokoli ve karnıbaharın üzerine eritilmiş peynir konulabilir.

    Yemekler eğlenceli hale getirilirse yemek seçen çocuk seçici olduğunu unutabilir. Yaratıcılık kullanılarak dometesli zeytinli uğur böcekleri, araba şeklinde köfteler, küçük domateslerle arabanın tekerleği yapılarak görsel bakımdan zengin menüler hazırlanır.

    Yemeği sofraya getirirken önce sebze sonra proteinli besin en son karbonhidratlı besin(makarna) getirilir. Israrla, zorla yedirilmemeli. Çünkü tepki olarak yemeyebilir. Ciddi olarak besin eksikliği, gelişim geriliği yoksa,enerjik görünüyorsa yeterli yiyor demektir. Annelerin endişelenmemesi gerekir. Sabırlı ve esnek davranmalıdır.Çünkü çocuk büyüdükçe yemek seçmeyi bırakacaktır.

    18-24 aylık çocuklarda günlük menü örneği:

    Kahvaltı

    2/3 su bardağı süt(120ml)

    1 yumurta veya kibrit kutusu kadar peynir

    2-3 adet zeytin (çekirdeği çıkartılmış)

    1 ince dilim tahıllı ekmek

    Birkaç dilim domates veya salatalık(mevsiminde

    Öğle

    2-3 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği

    2 yemek kaşığı pilav veya makarna

    2 yemek kaşığı yoğurt(evde yapılmış)

    İkindi

    1 kase yoğurt(150ml)

    1 küçük meyve veya 1 dilim evde yapılmış kek

    Akşam

    2-3 adet ızgara köfte

    1 kase çorba

    ½ dilim tahıllı ekmek

    Gece

    Anne sütü

  • Uykusuz çocuğa yaklaşım

    Süreç bebeğinize birazdan uyuması gerektiğini hatırlatan bir takım rutinlerin oluşturulmasıyla başlıyor. Daha önceden böyle bir rutine sahip değilseniz, oluşturmakla işe başlayın. Bebeğinizin uyku rutininde emzirme/beslenme, sonrasında rahatlatıcı bir banyo, pijamaların giyilmesi, odanın karartılması ve sakinleştirici beyaz gürültünün dinletilmesi yer alabilir. Tüm bu aşamaları her gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde yapmanız bebeğinizin uyuma vakti geldiğini anlamasını ve bu düzene uymasını sağlayacaktır.

    Uyku rutinini tamamladınız, bebeğiniz rahatlamış ve uykulu hissetmeye başladı ve uyku zamanı geldi. Şimdi bebeğinizi, uykuluyken fakat henüz uykuya dalmamışken, yatağına yatırın. Eğer ağlamazsa ve mızırdanmazsa odasından çıkın.

    Dur, Bekle ve Dinle!

    Eğer bebeğiniz ağlamaya başlarsa, “Dur, Bekle ve Dinle!” yöntemini uygulayın. Hemen odaya girmeyin. Önce birkaç dakika durun ve bebeğinizi dinleyin; gerçekten korku ve yalnızlık hissetti, size mi ihtiyacı var yoksa biraz mızırdanıp susma eğilimi mi gösterecek. Hemen müdahale etmeden kendi kendine sakinleşmesi için biraz zaman verin.

    Bebeği Yatağından Alın. (Kaldır)

    Eğer bebeğiniz kendi kendine sakinleşmiyorsa, odaya girin ve onu yataktan alın. Sakinleşene kadar kucaklayın ve yanında olduğunuzu ona hissettirin. Bu aşama yatır/kaldır yönteminin “kaldır” bölümünü oluşturuyor.

    Bebeği Yatağına Yatırın. (Yatır)

    Bebeğiniz sakinleştiğinde ve hala uyanıkken onu tekrar yatağına yatırın. Bu da yöntemin “yatır” bölümünü oluşturuyor.

    Bu süreç bebeğiniz tamamen uykuya dalana kadar böyle devam ediyor. Başka bir deyişle, bebeğinizi yatırıyorsunuz eğer ağlar ve size ihtiyacı olduğunu hissederseniz yatağından alıp sakinleştirip yeniden yatağına bırakıyorsunuz. Ufak tefek mızırdanmalarda müdahale etmeyin. Yatır kaldır yöntemi zaman alan ve her yöntem gibi sabır gerektiren bir uyku metodudur. Tracy Hogg’un ifade ettiği gibi bazen bu yatır kaldır aşaması saatler sürebiliyor, yorucu oluyor ama sonunda bebeğiniz kendi başına uyumayı öğrenmiş oluyor. Bu yöntemin başarısında ve ne kadar zaman alacağında bebeğinizin mizacı ve sizin sabrınızın büyük önemi var.

    Yatır Kaldır Yöntemi Hangi Yaş Aralığı İçin Uygundur?

    Bu yöntem 4 ay itibariyle uygulanabilir. 4-8 ay arası en etkili olabileceği dönem olarak görülüyor. Biraz daha büyük bebekler için de uygulanabilir.

    Yatır ve kaldır döngüsü bazı bebekler için fazla uyarıcı olabilir. Onları rahatlatmak yerine, gerilim yaratan bir süreç haline gelme ihtimali göz ardı edilmemeli. Bu noktada bebeğinizi iyi tanımanız ve verdiği sinyalleri doğru yorumlamanız gerekiyor.

    Uyku Eğitimi Nedir?

    Uyku eğitimi, bebeğin kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmesine ve gece boyunca kesintisiz uyumasına yardımcı olan bir süreçtir. Bu aynı zamanda pek çok uzmanın var olan farklı uyku teknikleri/metotları üzerine konuştuğu tartışmaya açık olan da bir konudur. Tek bir doğru teknik bulunmaz, her aile ve bebeğe göre değişen çeşitli uyku metotları vardır. Siz size uygun olan yöntemi seçip biz uzman rehberliğinde veya kendiniz de deneyerek uygulayabilirsiniz.

    Bazı bebekler uyku eğitimine çok kolay adapte olur ve kısa sürede başarıyı elde ederler. Bazılarıysa uykuya dalmada veya uyandığında kendi başına tekrar uykuya geçmede zorluk yaşar ve daha uzun bir süre yardıma ihtiyaç duyabilirler.

    Uyku Eğitimine Nasıl Hazırlanılmalı?

    Başarılı bir uyku düzeni oluşturmak ve uyku eğitiminden maksimum verim almak için aşağıdaki yöntemleri uygulayabilirsiniz:

    Uyku öncesi Rutini Oluşturun: Rutin oluşturmaya bebeğiniz 6 haftalık olduğunda başlayabilirsiniz. Uyku rutini bebeğinizi yatırmadan önce ılık bir banyo, masaj ve kitap okuma seansını içerebilir. Ayrıca uykudan önce ve uyku süresince beyaz gürültü sesini dinletmeniz bebeğinizi sakinleştirip daha rahat uyumasını sağlayacaktır. Tüm gündüz ve gece uykularında beyaz gürültüden faydalanabilirsiniz.

    Tutarlı Bir Uyku Saati Belirleyin: Uzmanlar bebeklerin akşam saat 7 – 8 civarı, çok yorulmalarını beklemeden, uykuya yatırılmasını tavsiye ediyorlar.

    Tahmin Edilebilir Bir Gündüz Programına Bağlı Kalın: Bebeğinizi her sabah aynı saatte uyandırın, besleyin ve gündüz uykuları için yine saatlerde uykuya yatırmaya çalışın. Bu şekilde esnek ama tutarlı bir programa bağlı kalmanız bebeğinizin de rahatlamasını ve kendisini güvende hissetmesini sağlayacaktır.

    Bebeğinizin Uykusunu Etkileyecek Tıbbi Bir Sorunu Olmadığından Emin Olun: Altta yatan bazı fiziksel sorunlar (enfeksiyonlar, alerji, reflü gibi) uyku kalitesini etkileyebilir. Uyku eğitimine başlamadan önce varsa bu gibi sıkıntıların ekarte edilmesi gereklidir.

    Çocuk bakımı ve uyku sorunları konusunda uzman, hemşire Tracy Hogg tarafından geliştirilen E.A.S.Y rutini her harfi bir eyleme karşılık gelen bölümlerden oluşuyor: Beslenme, aktivite, uyku ve sizin zamanınız.

    E.A.S.Y Nedir?

    İçerisinde beslenme, uyku ve aktiviteyi barındıran 2,5 – 3 saatlik tekrarlayıcı bir rutindir. Bu metod bebeğiniz uyuduktan sonra sizin de kendi zamanınızı yaratmanıza olanak tanır. Tracy Hogg başarının reçetesini „sistemli bir rutin oluşturma“ olarak tanımlamaktadır. Bebeğiniz sizin hayatınızın bir parçası olmalı, eğer siz onunkinin bir parçası olmaya başlarsanız evde genelde kaos durumunun hüküm sürdüğünü ifade eder Tracyy Hogg. Bu nedenle güvenli, tutarlı bir ortam yaratmanız ve bebeğinizin izleyebileceği bir tempoyu en baştan ayarlamanız başarı açısından önemlidir.

    EASY rutininde bebeğin ihtiyaçları ön plandadır, bu rutin katı bir çizelgeye bağlı kalmaz. Esnektir, çizelgeyle yapılmış gibi bir program takip edilmesini doğru bulmaz fakat sistemli olunmasını ister. Sizden beklenen bebeğinizi iyi tanıyıp onun uyabileceği bir tempoyu belirlemenizdir. Bebeğin ihtiyacını anlamanız ve farklı ağlamalarını doğru tanımlamanız gerekir. Bunun yolu da bebeğinizi iyi tanımaktan ve işaretlerini doğru anlamaktan geçer. İlk etapta zorlansanız da zamanla bebeğinizi tanıdıkça ve onu dinledikçe başarabileceğiniz bir süreçtir.

    Gelin bu rutindeki detaylara sırasıyla bakalım;

    E (Eat) – Beslenme

    Bebeğinizi ister emzirin isterseniz biberonla besleyin, beslenme onun birincil ihtiyacıdır. Bebeğinizi doyduğu zamana kadar besleyin; 25 ila 40 dk. Normal gelişimdeki bir bebek bir sonraki beslenme için 2,5 – 3 saat bekleyebilir.

    Gece uykusundan önce bebeğinizin tam olarak doyduğundan emin olun. Örneğin akşam saat 5-7 arası bir beslenmeyi saat 6-8 arası diğer beslenme öğünü takip edebilir. Son beslenmeyi saat 10 civarı bebeğiniz uyuklarken yapabilirsiniz.

    A (Activity) – Aktivite

    Burada aktivite olarak belirtilmek istenen bebeğin uyku ve beslenme dışındaki eylemleridir. 3 aylık olana kadar bebeğiniz uyku ve beslenme dışında alt değiştirme masasında veya yatağında mırıldanır halde veya bebek arabasında çevreyi izliyor olacak. Bunların hepsi bize öyle gelmese de bebekler için birer aktivite sayılıyor.

    Bebeğinizi besledikten sonra hemen uykuya yatırmayın ya da memede uyuyakalmasına izin vermeyin. Çünkü çok geçmeden bebek uyumak için buna bağımlı hale geliyor. Beslenmeyi genellikle bir aktivitenin takip etmesini öneriyor Tracy Hogg. Bu ortalama 45 dk’lık bir aktivite olabilir. Akşam saati ise güzel bir banyo yaptırılabilir, sonrasında pijamalarını giydirme ve yavaş yavaş diğer aşamaya geçiş. Alt değiştirme, giydirme, rahatlatıcı bir bebek masajı da tüm bu aktivitelere dahildir elbette. İyi bir uyku için aktivite aşamalarında bebeğinizi fazla uyaranlara maruz bırakmamaya dikkat edin.

    S (Sleep) – Uyku

    Aktivite aşamasından sonra, bebeğin odasındaki ışık miktarını azaltın ve beyaz gürültü gibi sakinleştirici bir ses açın. Böylelikle bebeğin kendi yatağında uyku aşamasına geçmiş olunur. Uyku öncesi rutinleri çok önemlidir. Özellikle gece uykusu öncesinde tutarlı bir şekilde uygulamanız gerekir ki artık gece olduğu ve uykuya geçileceğini anlasın bebeğiniz. (Banyo, masaj, giyinme, sakinleştirici sesin dinlenmesi vb.– uykuya hazırlık aşamaları)

    Y (Your time) – Sizin zamanınız

    Bebeğiniz uyuduğunda kendiniz için 1 saat veya daha uzun bir süre kalır. Bebeğinizin bağımsız oynamaya başladığı veya gündüz uykularının uzadığı zamanlarda bu süre sizin için de uzamış olacaktır. Unutmayın kendinize zaman ayırmanız bu rutini oturtana kadar en azından birkaç haftalık bir süreyi bulabilir, bu süreçte aceleci davranmayın.

    E.A.S.Y Uygulaması Zor Bir Metod Mu?

    3 aylıktan itibaren EASY rutinini uygulamaya başlayabilirsiniz. Ancak Tracy Hogg bu rutini uygulamak için bebeğin 3 aylık olmasını beklemeye gerek olmadığını savunur. Çünkü ne kadar erken olursa (örneğin 4.hafta itibariyle) yeme ve uyku gibi birtakım sorunların asgariye indirgenebileceğine inanır. Bazı ebeveynler rutin kelimesini duyduklarında dehşete düşseler de, Hogg EASY’nin esnek ve ebeveynlerin hayatlarını planlayabileceği bir sistem olduğunu, asla kati saatli bir program olmadığını ifade eder. Bebeğin dilini anlamak ön plandadır.

    EASY‘nin ne kadar başarılı olacağı bebeğe ve ebeveynlerine doğrudan bağlıdır. Ebeveynlerin bu sisteme inanmaları ve uygulamak istemelerinin yanında bebeklerinin verdiği sinyalleri doğru anlamaları işi kolaylaştıran en önemli unsurlardan biridir. Örneğin, beslenme sonrası aktivite aşamasında bebeğiniz ağlamaya başlarsa bu muhtemelen acıktığı için değil yorulduğu ve bir sonraki aşamaya hazır olduğu içindir.

    Ebeveynlerin yanında bebeğin mizacı da hangi sistemin, ne kadar uzun süre uygulanacağı konusunda fikir verir. Hogg’un Melek ve Kitap bebek olarak tanımladığı bu 2 gruptaki bulunan bebekler tahmin edileceği gibi ılımlı, uysal bir yapıya sahip ve kolay anlaşılır bebeklerdir. Rutine kolaylıkla adapte olabilirler. Ancak nazlı, huysuz ve hareketli bebekler her zaman daha fazla ilgi beklerler ve onları bir rutine sokmak nispeten zordur ama imkansız değildir. Bunu biraz da sizin yaklaşımınız, hayat tarzınız ve sabrınız belirler.

    Bebeğinizin uyumasına yardımcı olacak yöntemlerden bir tanesi de ona sarılıp uyuyabileceği bir uyku arkadaşı kazandırmaktır. Uyku arkadaşı bebeğinizin sizin dışınızdaki ilk arkadaşıdır. Uyku düzeni oluşturulmasında ve bağımsız uyumayı sağlamada size ve bebeğinize destek olacak büyük bir yardımcıdır.

    Uyku arkadaşı yumuşak bir oyuncak ayı, bebek veya bebeğinizin sevdiği güvenli başka bir nesne olabilir. Dikkat edilmesi gereken bebeğin sarılıp uyuyabileceği uyku arkadaşlarını 6. aydan sonra bebeğinizin yatağına koymanızdır.

    Dünyaca ünlü çocuk doktoru Harvey Karp, sağlıklı bir uyku için , bir uyku arkadaşından faydalanılmasını tavsiye ediyor. Uyku arkadaşının amacı bebeğin kendini güvende hissetmesini sağlaması, uyku rutininin bir parçası olarak uyku vaktini hatırlatması ve bebeğin yatağında kendi başına uyumasını sağlamasıdır.

    Bazı aileler alışkanlık yaratacağını düşünerek uyku arkadaşı veya uyku yardımcılarına şüpheyle yaklaşıyorlar. Oysa ki, Dr. Karp’ın da ifade ettiği gibi, uyku arkadaşı aslında bebeklerin özgüvenlerinin ve güven hissiyatının arttırılmasında büyük rol oynuyor. Ortaya çıkan stres durumlarında da uyku arkadaşı pek çok bebek için çok büyük bir rahatlatıcıdır.

    Ayrıca uyku arkadaşını kokunuzun sinmesi için bir süre kendi yanınızda tutup sonra bebeğinizin yatağına koymanız bebeğinizin özellikle gece uyanmalarında daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olacaktır.

    Uyku Arkadaşı Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

    Çok büyük, çok küçük ve ağır olmamalı. Bebeğinizin kolaylıkla kavrayıp sarılabileceği ebatta olmalıdır.

    Oyuncağı bebeğiniz ağzına da götüreceği için malzemesi herhangi bir zararlı madde barındırmamalı, sağlık ve güvenlik sertifikalarına sahip olmalı.

    Küçük veya orta boyuttaki oyuncakları gittiğiniz her yere götürebilirsiniz. Bu özelliklere sahip bir uyku arkadaşı kolay taşımanıza imkan verecek ve bebeğinizin araba veya açık havadaki uykularında da yanında olacaktır.

    Oyuncağın boğulma riski yaratabilecek ya da bebeğinizin burnuna kaçabilecek herhangi bir küçük parçası olmamalı. (boncuk veya düğme göz gibi.)

  • Dikkat, dikkat: burada demir eksikliği var !

    Demir eksikliği dünyada en sık görülen beslenme eksikliği olarak günümüzde önemini sürdürmektedir. Çocuklarda demir eksikliği anemisinin en sık nedeni demirden fakir beslenme, annede demir eksikliği anemisi olması, prematür doğum, ek gıdalara veya inek sütüne erken başlama, büyük çocuklarda günde 500 ml’ nin üzerinde süt tüketmesidir. Sadece anne sütü ile beslenmekte olan bebeklere 4. aydan itibaren mutlaka demir takviyesi yapılmalıdır.

    Oyun çocukluğu döneminde (1-3 yaş) demir eksikliği anemisine sebep olan ana sorun aşırı süt tüketimidir. “Milkakolik sendrom” da denilen bu durumda sütün çocuğun açlığını kolay bastırması nedeniyle nerdeyse şişenin sonuna kadar içilmesiyle karakterizedir.

    Diyetin büyük bir kısmını oluşturması nedeniyle de diğer demirden zengin besinlerin alımını engellemektedir.

    Okul öncesi (4-7 yaş) ve okul çocuğu (7-12 yaş) döneminde demir eksikliği anemisi az görülmekle birlikte , daha çok beslenme hataları dışındaki nedenler, mide-barsak hastalıkları (peptik ülser, kronik inflamatuar barsak hastalıkları, reflü ve özofajit vb.) sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu yaş gurubu çocuklarda süreğen demir eksikliği anemisi durumlarında ayrıntılı araştırma gerekmektedir.

    Ergenlik döneminde (12-18 yaş) hızlı büyümenin yarattığı ihtiyaç artımının yanında özellikle genç kızlarda menstrüasyonla kayıp, vejeteryan ve semivejeteryan beslenme biçimi, yetersiz besin alımı, zayıflama rejimleri, yeme bozuklukları (anoreksia gibi) demir eksikliğinin sık görülmesine neden olmaktadır. Eksiklik durumunda çeşitli derecelerde anemi bulguları geniş bir spektrumda karşımıza çıkmaktadır.

    Bunlardan bazıları:

    Halsizlik, yorgunluk

    Çabuk yorulma

    İştahsızlık

    Büyümede yavaşlama

    Uyku bozuklukları

    Huzursuzluk

    Davranış bozuklukları

    Kırılgan tırnaklar

    Toprak veya kağıt yemek istemedir ki anneler tarafından ” kül yiyor, duvarları kazıyıp yiyor, yerdeki pislikleri böcekleri bile ağzına atıyor” diye ifade edilir.

    Demir eksikliğinde çocuklarda enfeksiyonlara özellikle üst solunum yolu hastalıklarına eğilim de artmaktadır. Özellikle 2 yaş altındaki çocukların mental ve psikomotor gelişimleri olumsuz yönde etkilenir.

    Yine yapılan çalışmalarda 3 ila 6 yaş arası çocuklarda demirin nutrisyonel eksikliği ile dikkat ve problem çözme gibi fonksiyonların baskılanmasının söz konusu olduğu gösterilmiştir.

    Tavuk, kırmızı et, karaciğer demir açısından zengin gıdalardır ve içerisindeki “hem” demirinin emilimi iyidir.

    Sebze ve meyvelerde ise, “non hem” demir bulunur ve bu demirin emilimi az olduğu için beraberinde C vitamini içeren yiyeceklerin alınması emilimini arttırmaktadır. Anne sütü ve inek sütünün demir oranlarına bakıldığında ise, anne sütünün demir konsantrasyonu daha az olduğu halde emilimin inek sütündeki demir emiliminden daha fazla olduğu bilinmektedir.

    Bu nedenle beslenmeleri inek sütü ağırlıklı olan bebeklerde demir eksikliği çok erken dönemde görülmektedir. Bir yaşın altındaki çocuklara kesinlikle inek sütü verilmemelidir.

    Bununla birlikte; bebeklere ek gıdaya geçişte demirden zengin gıdalar seçilmeli, eğer yeterli demir alamıyorsa, 1mg/kg/gün dozda demir takviyesi başlanmalıdır. Prematüre ve çok düşük doğum ağırlıklı doğan çocuklarda ise yaşamın ilk ayı sonrası 2-4mg / kg/ gün demir desteği verilmesi uygundur.

    Çocuklarınızda demir eksikliği anemisi mi var ? Beslenmeyle ilgili birkaç ipucuna ne dersiniz ?

    Karaciğer, et ve balık gibi gıdaları tahıllar veya yeşil yapraklı sebzelerle hazırlarken çocuğunuzun demirden daha çok faydalanabilmesi için C vitamini içeren gıdalarla hazırlayınız. Kivi, avakado, kavun, portakal, elma, armut, şeftali, muz gibi meyveler ve karnabahar, domates, yeşil biber, havuç, patates, brokoli gibi sebzeler birlikte verildiklerinde demir emilimi arttıran yiyeceklerdir.

    Karadut ve siyah üzüm pekmezi demir yönünden zengindir. Süt ve peynirlerdeki kalsiyum ve fosfor, ıspanaktaki oksalik asit, yumurtadaki fosfoprotein ve albumin, çay ve yeşil yapraklı sebzelerdeki polifenol ve tahıllardaki fitatlar demir emilimini azaltırlar.

    Bu nedenle, bu gıdalar verilirken C vitamininden zengin gıdalar ile birlikte verilmelerinde fayda vardır. 6 aylıktan sonraki ek gıdalara geçiş döneminde hazırladığınız sebze, tarhana ve mercimek çorbalarını kıyma, tavuk ve balık eti ile zenginleştiriniz. (Alerjiye dikkat etmek koşulu ile).

    Soğan da demir yönünden çok zengindir; ancak, bu dönemdeki çocuklarda gaz problemlerine neden olabilir.

    Mutlaka vermek gerekiyor ise 4. Aydan sonraki çocuklara inek sütü yoğurt şeklinde verilmelidir. İnek sütü yoğurt olacak şekilde mayalandığında yapısı değişmektedir.

    Yine 4 yaşından büyük çocuklar için kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, antep fıstığı, kabak çekirdeği de demir yönünden zengin ve faydalı atıştırmalıklardır.

    Ispanak konserveleri ile birden güç kazanan Temel Reis çizgi filmlerini hepimiz hatırlarız . Annelerimizin bize ıspanak yedirmek için en büyük kozu, ıspanakta demir olduğu ve yersek anında Temel Reis gibi güçlenecek olmamızdı.

    Hepimiz demirden çokça zengin olduğunu düşündüğümüz ıspanağı yemeye zorlanır, bizler de yeryemez tıpkı onun gibi çok güçlü olacağımıza inanırdık o zamanlar. Şimdi büyüdük ve herşeye hemen inanmıyoruz, soruyoruz: “Temel Reis’in gücü ne kadar gerçekti?” diye…

    Üzgünüm ki, ıspanak bilinenin aksine, diğer bazı yeşil yapraklı sebzelerin de olduğu gibi, demir yönünden fakirdir. Ancak , C vitamini yönünden zengin olduğundan demirin emilimine katkısı büyüktür. Bu nedenle kırmızı et, tavuk ve balık ile tüketilmelidir. Bu şekilde gıdalardaki demirin emilimi artmış olur.

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğundan şüphe duyuyorsanız mutlaka bir çocuk hastalıkları uzmanından destek alınız. İlaç kullanımının yanısıra doğru beslenme alışkanlıkları ve besinlerin birlikte doğru kullanımı açısından bilgileniniz.

    Doktorunuz tarafından önerilen demir dozlarını aç karnına veriniz ve sonraki bir saat yiyecek tüketmemesine özen gösteriniz. Düzenli aralıklarla kontrollere gidiniz. Bu şekilde gereğinden az veya fazla demir vermenin yarattığı yan etkilerden ve olumsuzluklardan çocuğunuzun korunmuş olacağınızı unutmayınız.

  • Çocuklardaki iştahsızlık

    Çocuklarının iştahsız oluşu ebeveynlerin en sık rastlanan şikayetlerinden biridir. Çoğunlukla bu çocukları doktorları ‘iyi ve yeterli boy ve kiloda’ olarak değerlendirir. Ebeveynler farkında olmadan çocuğun az yemesi veya yeterli beslenmemesi ile ilgili endişelerini onun yanında dile getirirler. Bu şekilde yemeye zorlanmakla çocuk yemeyi giderek daha fazla reddetmeye başlayabilir.

    Çocuğunuz enerji dolu gözüküyor, yeterli hızda büyüyor ve sağlıklı gözüküyorsa büyük olasılıkla yeterli besleniyordur. Yemek için zorlanmazsa kendisi için yeterli miktarda yiyecektir. Sağlıklı çocuklar aç olduklarında yeyip, tok hissettiklerinde yemeyi bırakırlar. Sunacağınız yiyecekleri planlayarak sunmanız, çocuğunuzun bunlar arasından kendi tercihini yapması, miktarı için kendi karar vermesi ve kendi başına yemesi iştahlı yeme olasılığını arttıracaktır. Yemek zamanlarının ve ortamının sakin, huzurlu ve gerginlikten uzak olması çocuğun açlık ve tokluk durumlarına ait vücut sinyallerini algılayıp öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda bu, yaşam boyu sağlık için iyi bir alışkanlık olacaktır.

    Çocuklar ebeveynlerinin yeme alışkanlıklarını da gözlemlerler. Yemek seçen, düzenli öğün alışkanlığı oturmamış, ailece sofra paylaşımı az olan ebeveynlerin çocuklarında da beslenme süreçleri sorunlu olabilir.

    Çocukta dönemsel iştah kaybının sebeplerine göz atalım:

    2-6 yaş arasında normal olarak büyüme hızı yavaşlayan çocuklarda besin gereksinimleri de ilk yaşlara göre azalacağından genellikle iştah kaybı yaşanır. Ayrıca bu döneme ait psikolojik gelişim uyarınca, sevdikleri ve sevmediklerini dile getirerek bağımsızlıklarını ortaya koymaya çalışırlar. Sağlıklı beslenmenin parçası olarak ağız tadı tercihleri oluşmasının ilk dönemleri de bu zamana rastlar.

    Hastalık zamanlarında iştah azalır.

    Mutsuz hissettiği zamanlarda çocuk yemeyecektir.

    İstediğinden fazlası için yemeye zorlandığında yemeyecektir.

    Öğünler arasında abur cubur yemesi iştahını azaltacaktır.

    Kansızlık iştahsızlık nedeni olabilir.

    Özetle, NELER YAPILABİLİR ?

    Renkli kaşıklar, desenli , şekilli tabaklar, sevdiği müzikler ya da benzeri yöntemlerle besin ilgi çekici hale getirilebilir.

    Beslenme saatleri sabit olmalıdır.

    Besin tercihleri ve ağız tadı hayatın erken evrelerinde oluşur ve bir kez oluşunca değişmesi zordur. Bu nedenle çocuk sağlıklı yiyecekler için desteklenmeli, sağlıksız olanlarla tanışmasının önüne geçilmelidir.

    Bir süre için çocuğun kendi yiyeceğini seçmesine izin verilebilir, iştahı azalan çocuklar az yese de yeterli sıvı alırlar.

    Yemek zamanı yiyeceği miktarı kendi belirlemesine izin verilmeli, sonrasında öğünler arasına küçük ara öğünler eklenmelidir.

    Yüzme, bisiklet veya benzeri aktivitelerle iştah artışının uyarılması sağlanabilir.

    İştahsız dönemlerde vitamin desteği doktora danışılarak yapılabilir.

    Yemek yeme alışkanlığı hakkında konuşmayı bırakmalı,

    Yemek zamanı uzun tutulmamalıdır.

    Çocuklar gece uyku arasında beslenmemelidir.

    2 saatten kısa aralıklarla beslenmemelidir.

    Ara öğünler ana öğüne yakın miktarda olmamalıdır.

    Çocuk iştahsızlığı nedeni ile suçlu hissettirilmemeli,

    Hiçbir zaman ağız tutulup kaşık ya da çatal ile zorlayarak beslenmemelidir.

    Bunlara rağmen, iştah kaybı uzun sürer ve tartı kaybı ile birlikte olursa, çocuğun doktoru tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • İştahsız çocuklar

    Her canlı dünyaya beslenme içgüdüsüyle gelir. Bebeklerdeki emme refleksi bunun en önemli göstergesidir. İştah besinlerin zevkle ve arzu edilerek yenmesidir. Çocuğun enerji ihtiyacına göre düzenlenir. İştahsızlık ise beslenmeye karşı isteksizlik durumudur. Bu nedenle çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesi bozulur. İştahsız çocukta temel sorun, büyüme ve gelişme için gerekli besinlerin yeterince alınamaması ve buna bağlı olarak büyüme ve gelişmenin geri kalmasıdır. Çocuğun yeme isteği büyüme hızına ve kişisel durumuna göre belli dönemlerde değişir. Özellikle 1-2 yaş arası, iştahın en düşük seviyede olduğu dönemi oluşturur. Bu dönemde özellikle yemek seçme ve yemeği reddetme davranışları sıkça karşılaşılan sorunlardan biridir. Çocukluk yaş grubunda iştahsızlık, anne-baba tarafından en çok dile getirilen ve doktorların en sık karşılaştığı durumlardandır. Tüm çocukların %25-40’ında, büyüme geriliği olanların %80’inde, iştahsızlık yakınması vardır. Ancak iştahsızlık yakınmasıyla getirilen çocukların çok az bir kısmında büyüme geriliği mevcuttur. İştahsızlık durumunu, belli besin maddelerine karşı duyulan isteksizlik, seçicilik ve duyarlılıktan ayırmak gerekir. İştahsızlık Nedenleri Nelerdir? İştahsızlık nedenleri fiziksel ve duygusal olarak ikiye ayrılabilir. Fiziksel nedenler arasında emme-yutma refleksinin zayıf oluşu, gıdanın boğazın arka kısmına dokunmasıyla öğürme refleksinin oluşması gibi kişisel hassasiyetler olabilir. Bu bebeklerde anneler katı gıdalara geç başlar ve ileri yaşlarda besin alımı zorlaşabilir.Yine enfeksiyonlar, kronik hastalıklar, gıda allerjileri, diş çıkarma dönemleri çocukta iştahsızlık nedeni olabilir. Düşük doğum ağırlıklı ve gebelikte sigara içen anne bebeklerinin daha iştahsız olduğu gösterilmiştir. Ayrıca beslenme yetersizliğine ikincil olarak gelişen demir, çinko gibi mineral eksiklikleri iştahsızlığı pekiştirerek bir kısırdöngü oluşumuna neden olur. Duygusal nedenler arasında ise çocukta endişe, kıskançlık veya annenin aşırı mükemmeliyetçiliği, çocuğu daha iyi besleme kaygısı nedeniyle, anne-çocuk arasında oluşan çatışma sayılabilir. Çocuğun besinleri gerçekten yememesinin yanısıra, aileyi tatmin edecek kadar yememesi de çocuğun iştahsız olarak algılanmasına neden olabilir. Çocuğunuz sizi mutlu edecek kadar yemek yemeyebilir ancak tükettikleri ile normal büyümesi devam ediyorsa altta yatan bir sorun olma olasılığı zayıftır. İştahsız çocuğu olanlara öneriler: Her çocuğun kendine göre bir gelişim hızı vardır. Ve bu kapasite büyük oranda genetik olarak belirlenir. Çocuklarımızı başka çocuklarla kıyaslamamalıyız.

    Yemek yemesi için çocuğu zorlanmamalı, yemek yerken yemekle ilgili uyarı yapılmamalıdır.

    1 yaşından itibaren eline kaşık vererek aile sofrasına oturması sağlanmalıdır.

    Sunulan gıdanın şekli, kokusu, lezzeti ve sunum şekli güzel olmalı; sağlıklı olsun diye lezzetsiz ve kötü görünen gıdalar yedirilmeye çalışılmamalıdır.

    Hazırlıklar tamamlanınca 15 dakika içinde beslenme başlanmalı; beslenme süresi 30-35 dakikayı geçmemelidir.

    Tabağa bitirebileceği miktarda (örneğin yumruğu kadar) yemek konmalı, böylece çocuğun bitirme hazzını yaşaması sağlanmalıdır.

    Yenmeyen besinler göz önünden kaldırılmalıdır.

    Aralarda aburcubur, meyve suyu, süt vb tüketilmesine izin verilmemelidir.

    Çocuğun damak tadı ve tercihlerine saygı duyulmalı, aynı gruptan bir gıdayı alıyorsa diğerleri için zorlanmamalıdır.

    Başka çocuklarla birlikte beslenme kolaylık sağlayabilir.

    Tüm bunlara rağmen hala iştahsız olan bir çocukta ilk yapılması gereken fiziksel bir sorun olup olmadığının belirlenmesidir. Bu amaçla doktorunuzun çocuğunuzu değerlendirmesi gerekir. Tüm yaşlarda çocuğun beslenme durumu, boy ve kilosunun standart büyüme eğrilerindeki yerinin saptanması ve yıllık büyüme hızının takibi ile değerlendirilir. Değerlendirme sonucunda doktorunuz bazı tetkikler isteyebilir. Tedavi nasıldır? İştah şurubu var mıdır? İştahsız çocukta öncelikle çocuğun gerçekten iştahsız olup olmadığı ve büyüme durumu değerlendirilmeli, iştahsız ise, varsa altta yatan nedenin saptanması ve tedavisi gereklidir. Herhangi bir problem saptanmazsa zorlamadan beslenmenin teşvik edilmesi ve büyüme gelişmenin dikkatle takip edilmesi gerekir. İştah açıcı ilaç ve vitaminlerin tedavide yeri yoktur. Ancak saptanmış herhangi bir vitamin ya da mineral eksikliği mevcutsa yerine konması gerekir.