Etiket: Beslenme

  • GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    GEBELİKTE BESLENME

    Op. Dr.Yelda Doğan gebelikte beslenme üzerine sorularımıza şu şekilde cevap verdi. Biliyoruz ki tıp hergün biraz daha gelişip değişiyor. Bununla birlikte eskiden kabul gören inanışlarımız da birer birer yerini yeni öğrendiğimiz bilgilere bırakıyor.

    Artık hepimiz işlenmiş karbonhidratların, aşırı meyve tüketiminin, vücuda girdiğinde kolayca şekere dönüşen meyve ve sebzelerin, tatlı, börek, çörek, pasta gibi gıdaların metabolizmamızı alt üst ettiğini, bizleri obeziteye, diabete, kalp damar hastalıklarına, erken ihtiyarlamaya, allerjik hastalıklara ve kanser gelişimine adım adım yaklaştırmakta olduğunu biliyoruz. İşte bu bilgilerin eşliğinde gebelikte beslenme konusu sağlıklı beslenmek ile aynıdır eğer sağlıklı beslenme alışkanlığınız yok ise hamilelikte beslenme sizin için üzerinde durmanız gereken özel konudur.

    Yıllarca insanlara ”kibrit kutusu kadar peynir”,’‘ üç adet zeytin”,”ince bir dilim ekmek” gibi ölçüler verilerek açlıkla terbiye edildi. Şimdi ise herkes sadece sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak doyuncaya kadar yemek yiyebilme özgürlüğüne sahip oldu. Bu tip beslenmede Proteinlerin önemi ortaya çıktı. Sağlıksız karbonhidratları tüketmeyen, bol protein ve sebze tüketen herkes doyuncaya kadar yemek yiyebilmekte ve kan şekeri dengede olduğu için 4-5 saatten önce acıkmamaktadır.Gebelikte beslenmesürecinde proteinli ve sebzeli sağlıklı yiyecekleri tüketmeliyiz zararlı işlenmiş karbonhidartlı yiyeceklerden uzak durmalıyız.

    Yine uzun yıllar insanlara ara öğün dayatması yapıldı ki bu sürekli insülin denilen hormonu salgılatıp, kan şekerini düşürmekte ve böyle beslenen insanları sık aralıklarla acıktırmakta ve yine insülinin yağ depolayıcı etkisi ile giderek yağlandırmaktaydı. Sağlıklı beslenen insanlar çok sık acıkmazlar.

    Akşam yemeklerini de en geç saat 19:30 gibi yemeli ve sonra sabaha kadar hiç bir şey yenilmemelidir. Kesinlikle işlenmiş şarküteri ürünü gıdalar yenmemelidir (sosis, salam, el yapımı hariç sucuklar, füme etler, hazır gıdalar, konserveler……).

    Anne adayının beslenmesinde Omega-3 yağ asitlerinin değerini bilmeyen yoktur. En iyi Omega-3 kaynağı besinler ; Deniz balıkları, kavrulmamış badem, fındık, ceviz, antep fıstığı, fıstık gibi yağlı kuruyemişler, kavrulmamış kabak ve ay çekirdekleri, semizotu, çayırlarda otlayan koyun keçi gibi hayvan etleri, yine çayırlarda dolaşan tavuk eti ve yumurtası,gibi yiyeceklerdir.

    Omega-9 kalp damar sağlığımız başta olmak üzere tüm sağlığımız için gerekli çok iyi bir yağ asididir ki Sızma Zeytinyağı ve Fındık yağında bulunur.

    Normal yaşantımızda nasıl sağlıklı beslenmek gerekiyorsastrong>hamilelikte beslenmeiçin aynı sağlıklı gıdaları tüketmemiz gerekmektedir.

    Örnek Gebe Beslenmesi;

    Sabah Kahvaltısı:Sarısı çok aşırı pişmemiş 1 veya 2 yumurta( haşlanmış veya tereyağda pişmiş olabilir veya pastırma,ev yapımı sucuk, kavurma et, kıyma vs..eklenebilir). Bir avuç içi kadar Peynir, 15-20 adet Ceviz ya da Badem ya da Fındık vs, 10 adet ev yapımı zeytin, bol domates, salatalık, yeşillik, şekersiz açık çay

    Öğle Yemeği:SIZMA Zetinyağlı bir sebze yemeği, Izgara veya haşlanmış et(her türlü doğal beslenmiş hayvan eti olabilir.)/ veya Etli bir sebze yemeği/ veya Etli bir Kuru Bakliyat yemeği, hormonsuz sebzelerle yapılmış ve limon ve sızma zeytinyağı ile soslanmış bir salata, bir kase yoğurt

    İkindi:Bir avuç ceviz ya da benzeri kuruyemiş/ veya bir elma ya da armut ya da portakal ya da iki mandalin ya da 4-5 gün kurusu kayısı ve büyük bir bardak pastörize günlük doğal süt

    Akşam:Öğlenin aynısı olup en geç 19:30 da bitmiş ve sofradan kalkılmış olmalı.

    Zaman zaman çok sık tekrarlanmamakla birlikte pilav olarak yalnızca buğday veya bulgur pilavı,bazen de evde yapılmış tarhana, buğdaylı ayran çorbası, kıymalı veya tavuklu sebze çorbaları, yeşil veya kırmızı mercimek çorbası, işkembe, beyin hariç kelle paça çorbaları içilebilir.

    Akşam yemeğini erken yemek hem gebenin kilo kontrolüne yardımcı olacak, hem de gebelikte çok sık bir sorun olan Reflü Özefajitinin önüne geçerek,gebenin mide ekşime ve yanmaları olmadan rahat bir gebelik geçirmesini ve rahat uyumasını sağlayacaktır.

    Görüldüğü gibi listelerimizde patates, mısır, ekmek, makarna, pilav, börek, tatlı,pasta vs yok. Çünkü bunlar kötü karbonhidratlardır ve kontrolsüzce İnsülin salgılanmasına sebep olup, öncelikle kan şekeri dengesizliklerine, Diabete ve yağ depolanmasına sebep olarak Obeziteye yol açarlar.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

  • BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    BESLENMENİN ÜREME SAĞLIĞINA ETKİSİ

    Sağlıklı olmak ve sağlıklı yaşamak insan mutluluğunun önemli bir öğesidir. Sağlıklı nesiller yetiştirebilmek ise toplumun mutluluğunun önemli bir unsuru durumundadır.
    Günümüzde sağlıklı kalabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin, beslenme alışkanlıklarının hızla değişmesi ile birlikte her geçen gün zorlaştığı bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın, daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği düşünülürse, anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler.
    Ne yediğimiz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğumuz, üreme sağlığımız üzerinde oldukça etkilidir.
    Günümüzde yaşam stresinin artması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, katkılı yiyecekler, “fast-food” adı verilen batı tarzı beslenmenin yaygınlaşması, doğal ve geleneksel beslenme tarzının terk edilmesi, hava, su ve besin kirliliği, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkların çoğalmasıyla birlikte üreme sağlığımız hızla bozulmakta, infertilite(kısırlık) problemleri, sağlıksız gebelikler, düşükler, anomalili bebekler, alerji ve kanser başta olmak üzere pek çok hastalığın görülme sıklığı hızla artmaktadır.
    Alkol, sigara, kafein ve katkılı gıdalardan uzak durup beslenme düzenimizi gözden geçirerek sağlıklı gıdalara yönelmeliyiz.
    Öncelikle sigara, alkol, kahve, çay, suni tatlandırıcılar ve kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. Sigaradaki nikotin ve katran benzeri zararlı maddeler erkeklerde sperm yapısını ve hızını olumsuz etkilemektedir. Sigara ve alkol kullanımı erkek infertilitesi(kısırlığının)nin başta gelen sebeplerindendir.
    Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, kadının yumurtalıklarında da genetik anormalliklerin artmasına sebep olmakta ve bu duruma paralel olarak erken menopoz dahi görülebilmektedir.
    Sigara içen kadınların gebe kalma oranları içmeyenlere göre daha düşük yapma riski de daha yüksektir. Gebeliği sırasında sigara kullanan kadınların bebeklerinde plasental dolaşımın bozulmasına bağlı olarak intrauterin gelişme geriliğine ve fetus ölümlerine rastlanmakta ve de düşük doğum ağırlıklı bebekler dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin ilerleyen çocukluk çağı kanserleriyle daha sık karşılaşma riski altında oldukları gösterilmiştir.
    Benzer şekilde, gebelik öncesi ve gebelikte katkılı ve doğal olmayan besinlerle beslenme ve cep telefonları, bilgisayarlar da dahil olmak üzere yoğun radyasyona maruz kalmanın anne karnındaki fetusu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
    Alkol de sigara gibi hem erkekte hem de kadında üreme sağlığı için ciddi bir tehdit unsurudur. Erkeklerde sperm hareketliliğini ve sayısını azaltmakla birlikte alkol kullanan çiftlerin bebeklerinde kalp hastalıkları başta olmak üzere organ anomalilerinin görülme sıklığı artmaktadır. Alkol kullanan kadınların, kullanmayan kadınlara göre gebe kalma oranı daha düşüktür.
    Kahve ve kolalı içeceklerdeki kafeinin de özellikle kadınlarda gebe kalma oranlarını azalttığı, hamilelikteyse düşük riskini arttırdığı ve bebeklerin doğum ağırlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
    Günlük yediğimiz, içtiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar gebeliğe hazırlanırken hangi gıdaları özellikle tüketmemiz gerektiği konusunda da bilinçli olmalıyız. Gebelikten en az 45 gün öncesinden başlayıp gebelik boyunca devam edilen folik asit alımının fetusta özellikle beyin-omurilik sisteminin hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defektleri riskini azalttığı kesin olarak kanıtlanmıştır. Gebelik planlayan kadınların günde en az 400 mikrogram folik asit almaları önerilmektedir. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındık, badem ve baklagillerde yoğun olarak bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır.
    Günümüzde sağlığımızı olumsuz etkileyen önemli bir sorun da genetiği değiştirilmiş gıdalardır. Mısır, soya, kanola ve pamuk gibi genetiği değiştirilmiş gıdalar, kısırlık, alerji ve kanser başta olmak üzere birçok hastalığın artmasına neden olmaktadır. GDO olarak tanımlanan bu ürünlerin bağışıklık sistemini bozarak alerjileri ve pek çok immünolojik sitem hastalığına sebep olabileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir.
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi vardır. Bu ürünler mısır ve soya başta olmak üzere katkı maddesi olarak kullanılmakta olup bebek mamaları, tatlılar, bisküvi ve krakerler, hazır çorbalar dahil pek çok ürünün içinde yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda, gıdaların ömrünün uzatılması sürecinde oynanan genlerin zehirli proteinler üretebildiği ve bu proteinleri yiyen böcek ve kuşlarında öldüğü gösterilmiştir. Ayrıca GDO’ lu tohumlardan elde edilen yemleri tüketen tavuk ve diğer hayvanlar ve bunlardan elde edilen et ve süt ürünleri de sağlığımızı aynı şekilde tehdit etmektedir.
    GDO ürünlerden tamamiyle uzak durabilmek günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Ancak, mevsiminde olmayan gıdaları tüketmeyerek, dondurulmuş gıdaları kullanmayarak, doğal ürünlere yönelerek ve aldığımız ürünleri iyi sorgulayıp katkısız gıdaları tüketmeye özen göstererek sağlıklı beslenme bilincini kazanmalıyız.
    GDO’ lu ürünlerin çoğunluğunun ithal ürünler olduğu dikkate alınırsa, idarecilerimiz de toplum sağlığı konusunda daha duyarlı olup bu tür ürünlerin titizlikle denetlenip ülkeye girmelerini engelleyerek toplum sağlığını koruyucu adımlar atmaları gerekmektedir.
    Sağlıklı beslenme konusunda tüm toplum fertlerinin, özellikle de çocuklarımız ve gençlerimizin aileden başlayarak doğru eğitilip bilinçlendirilmesi hepimizin vazifesidir.
    Sağlıklı olmak, sağlıkla yaşamak ve her yönüyle sağlıklı nesiller yetiştirebilmek dileğiyle sağlıcakla kalın

  • TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    TÜP BEBEK TEDAVİ ÖNCESİ BESLENME

    Genel sağlıklı beslenme ilkeleri dışında Tüp Bebek Tedavisi öncesi ve tedavi sürecinde uyulması gereken çok özel farklı bir beslenme yöntemi yoktur. Unutulmaması gereken tüp bebek tedavisine başlayan her kadının bir anne adayı olmasıdır. Dolayısıyla gebelik sürecinizin sorunsuz geçmesi için doğru beslenme kurallarına uyulması en önemli  unsurlardan biridir. Yapılması gereken aslında normal yaşantınızda da yapmanız gereken doğru beslenmenizdir.

    Sigara ve alkol kullanmamanız, aşırı kilodan kaçınmanız, protein ve mineral açısından zengin beslenmeniz, bol miktarda su içmeniz ve düzenli uyku ve yürüyüş yapmanız yaşantınızın her döneminde olduğu gibi tedaviniz öncesi ve döneminde de önerilir.

    TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE KULLANILAN VİTAMİNLER

    Tüp Bebek tedavisinde planlanan her gebelikte olduğu gibi folik asit desteği dışında multivitamin kullanımının başarıyı artırdığına dair bir kanıt yoktur. Ancak gerekli görüldüğünde destekleyici bir tedavi olarak uygulanabilir.

     

  • Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda ortaya çıkan yemeyi reddetme, iştahsızlık ve seçici davranma gibi yeme problemleri büyük ölçüde psikolojik etmenlere dayanıyor. Bunun nedeni ise; çocuğun ailesiyle olan iletişimi ve duygu durumunu gösterme şekli yeme yoluyladır. Yapılan araştırmalara göre ilgi ihtiyacı olan çocuklarda yeme ve beslenme bozuklukları daha fazla görülmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuğun bağımsızlığını elde etmek için kullandığı en büyük kozlarından biridir.

    Peki yeme problemiyle karşılaşıldığında neler yapılmalı?

    1. Öncelikli olarak beslenme davranışını değiştirmek zorlu olabilir. Fakat imkansız bir durum değildir. Bunun için çocuğunuzun 3 günlük ayrıntılı beslenme günlüğünü tutarak işe başlayabilirsiniz. Örneğin; çocuğunuzun ne kadar sıvı tükettiğini kaydedebilir, yemekten önce veya sırasında sıvı tüketmeyi önleyebilirsiniz. Ayrıca beslenmede biberon kullanımı yerine bardak alışkanlığı kazandırılmalıdır. 

    2. 0-6 yaş grubundaki çocuklara yaşlarına uygun porsiyonlar hazırlanmalıdır. Uygun porsiyon, bir yetişkinin porsiyonunun dörtte biri kadardır. Çocuğun tabağına yemeyi fazla koymak  çocuğu sıkabilir, daha az yemesine neden olabilir.

    3. Çocuğunuz susadığında meyve suyu yerine su verin. Meyve suyu hem diş sağlığına hem de ileri yıllarda çeşitli hastalıklara neden olabilir.

    4. Çocuğunuzla yeme konusunda pazarlık, ödüllendirme yapmaktan kaçının. Yemek istemediğinde masadan kalkmasına izin verin, aç kaldığını düşünerek sevdiği başka bir yiyecek vermeyin. 

    5. Çocuğunuzun sizin çizdiğiniz sınırlar içerisinde seçimler yapmasına izin verin:

    • Markete birlikte gidin, meyve ve sebzeleri birlikte seçin.

    • Yemekleri birlikte hazırlamak, çocuğu heyecanlandırıp yemeye teşvik eder.

    • Masada kullanacağı tabağı, bardağı çocuğun seçmesine izin verin.

    • Yeni bir yiyecekle karşılaştığında reddederse sabırla sunmaya devam edin. 

    6. Seçtiğiniz yemek tercihlerinde çocuğunuz yemiyor veya beğenmiyor diye kesinlikle vazgeçmeyin. İleriki dönemde sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanabilmesi için kararlı olmanız büyük önem taşımaktadır.

  • Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserde beslenme nasıl olmalı?

    Kanserli hastalarda beslenme problemleri sık görülür. Kanserde kaşeksi %5 üzerinde kilo kaybı veya vücut kitle indeksi <20 kg/m2 veya iskelet kas kaybı olan hastalarda %2 üzeri kilo kaybı olarak tarif edilir. Kanserde bazal enerji harcamasındaki artış ve iskelet kası kaybı önemlidir. Kanserin kendisinin yanısıra kanser tedavisine bağlı gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir.

    Kilo kaybı olan hastalarda kemoterapiye cevap ihtimali de düşüktür. Gerçek vücut kitlesinin ölçümü aşırı kilolu hastalarda beslenme durumunun değerlendirmesinde yanlış tahmin yaptırabilir. Kilo kaybı olmasına rağmen farkedilmeyebilir. O nedenle kilo kaybının kas kaybı ile birlikte olduğunun gösterilmesi önemlidir. İleri evrelerde kilo kaybı kötü gidişin bir göstergesi olabilir, ancak kalorik desteğin artırılması, iştah artırıcıların verilmesi hastalık gidişatını etkilememektedir.,

    Gastrointestinal sistemin sağlam ve fonksiyonel olduğu hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Oral beslenme desteği amacıyla omega-3 içeren beslenme destek ürünleri faydalıdır. Steroidler ve megestrol asetat gibi progestinler anoreksi tedavisinde kullanılabilir.

    Kilo Kaybı Neden Olur?

    Kanser kaşeksisi bozulmuş oral alım ve ilerleyici kas kaybı ile birliktedir. İleri evre kanserde iştahsızlık sıktır; ancak bu hastalardaki kilo kaybı tamamen yetersiz kalori alımına bağlanamaz. Kanser tedavisi ileri evre hastalarda kas kaybına neden olmaktadır. Buna en iyi örnek ileri evre prostat kanseri olan hastalarda androjen deprivasyon tedavisidir. Ayrıca anoreksi ve kötü beslenme kanser kaşeksisindeki enerji eksikliğine katkı sağlar. Kemoterapi sonucu gelişen bulantı, tat ve koku duyusunda azalma iştah kaybına yol açabilmektedir. Kilo kaybı olan kanser hastalarının benzer besinleri tercih etmelerine rağmen daha az miktarda tükettikleri gözlenmektedir. Erken doygunluk hissi ve gıdaların emilim bozukluğu bu hastalarda sıklıkla görülmektedir.

    Değerlendirme

    Bütün kanser hastaları tanıdan itibaren beslenme durumu ve kilo kaybı açısından taranmalıdır. Kanser kaşeksisi progresif bir gelişim gösterir ve 3 evresi vardır: Prekaşeksi, kaşeksi ve refrakter kaşeksi. Beslenme bozukluğu olan hastalarda geri dönülemez kaşeksi evresi beklenmeksizin erken dönemde tedavi planlanmalıdır. Yetersiz oral alım, artmış bazal enerji sarfiyatı ve iskelet kaslarında aşırı kayıpla sonuçlanan kompleks metabolik olayların eklenmesiyle beraber seyreder. Uygun beslenmeyle tersine dönebilen kalorik bir eksiklik olan açlık durumunun tersine kaşeksideki kilo kaybı aşırı beslenme ile geri çevrilemez.

    Klinik değerlendirme sırasında beslenme durumu sorgulanmalıdır. Fizik muayenede ciltaltı yağ dokusu kaybı, kas azalması ve ödem olup olmadığına bakılmalıdır. Sıklıkla kullanılan ölçüt, beslenme durumunun değerlendirilmesi, kilonun sık sık ölçülmesi ve oral alımın kontrolüdür.

    Beslenme Tedavisi

    Kanserli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi her ziyarette yapılmalıdır. Beslenme bozukluğu tespit edildikten sonra beslenme desteğine başlanmalıdır. Bunun için hastanın geri dönülemez son evreye girmesi beklenmemeli ve tedavi erken dönemde planlanmalıdır.

    Değerlendirme sonrası hastanın beslenmesini bozan durumlar düzeltilmelidir. Beslenme desteği için ağız yolu tercih edilmelidir. Mide-barsak sisteminin çalışır durumda olduğu3 hastalarda beslenme ağız yoluyla yapılmalıdır. Damardan beslenme çok mecbur olmadıkça tercih edilmez. Oral beslenme destek ürünleri kullanılabilir. Özellikle aminoasit ve omega-3 yağ asitleri içeren formülasyonlar tercih edilmektedir.

    Sonuç

    Malnutrisyonun zamanında tespiti ile destek tedavilerinin gecikmeden başlanması kansere bağlı rahatsızlıkları ve ölümü önleyebilir. Kanserli hastalar ve kanserle uğraşan sağlık personelinin beslenme bozukluğu ile ilgili farkındalıklarının artırılması gereklidir.

  • Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme ve Ruh Sağlığı

    Beslenme sadece formada kalmak için dikkat edilmesi gereken bir konu değilken, aynı zamanda akıl ve ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Sağlıklı ve zinde hissetmek için yalnızca düşünceler veya davranışlar üzerine çalışmamak aynı zamanda beslenme döngüsü, uyku düzeni ve egzersiz programını da düzenlemek gerekir. Bu şekilde kurulan bir sağlam zemin ile uzun vadeli bir iyi olma hali oluşturulabilir.

    Beslenme biçiminiz ile hem bedeninizi hem de beyninizi beslediğinizi unutmayın!! Son dönem araştırmalarına göre beyni yeniden şekillendirmenin ergenlik döneminde bitmediği ve sürdürülebilir olduğu ortaya çıkmıştır. Buna nöroplastisite adı verilir. Nöroplastisite birçok etmenden etkilendiği gibi; doğru beslenme, vitamin ve mineral tüketimi, amino asitler, şeker tüketimi, kahvaltı yapmak veya yapmamak, bitkisel gıdalar, doğru yağları tüketmek olarak sıralayabileceğimiz beslenme biçimlerinden de etkilenmektedir. Dolayısıyla; sağlıklı bir birey olabilmek için diyet ve depresyon ilişkileri de göz önünde bulundurulduğunda besleme düzenimizin ruh ve akıl sağlımızı etkilediğini göz ardı edemeyiz.

    Zinde bir zihin ve sağlıklı bir ruh sağlığı için beslenme odaklı oluşturulacak sağlam temelde:

    • Günde 3 öğün yemek yenmeli,

    •Kahvaltı hem protein hem karbonhidrat, meyve veya doğal meyve suyu içermeli,

    • Kahve tüketimi mutlaka kahvaltı sonrası olmalı (kahvaltı etmeden içilen kahve beynin ön lobu dediğimiz tüm yürütücü işlevlerimizi yöneten bölgeyi olumsuz etkiler),

    • Çok fazla şeker tüketimi stres hormonlarını tetikler,

    •   Aşırı glikoz vücuttaki zarları tıkadığı için nöral iletişim yavaşlar ve iltihaplanmalara olanak tanır,

    •   Badem ve şeftali tüketmek sakin kalmanıza yardımcı olabilir,

    •   Yumurta sarısı hafıza sorunları için faydalıdır,

    •   Yabanmersini bilişsel ve motor işlevlerin artışını sağlar,

    •   B12 eksikliği yorgunluk ve depresyonla ilişkilendirilir; B12 yi yumurta, süt,

    peynir, yengeç, dil balığı gibi doğal besinleri tüketerek alınabilir

    •   B1 eksikliği uyku bozukluğu ve asabiyet ile ilişkilendirilir; B1 i yulaf unu, yer fıstığı, sebzeler ve ayçekirdeği tüketerek alınabilir,

    •   Transyağ; berrak düşünme ve nöroplastisiteyi zayıflatır,

    •   Magnezyum eksikliği gerginlik ve depresyonu tetikler,

    •   Vücut kitle indeksi ne kadar büyükse Alzheimer riskinin o derece yüksek olduğu bilinmektedir,

    •   Göbek bölgesinde biriken yağ iltihaplanmaları arttırmakta ve depresyonla ilişkilendirilmektedir bu da dolayısıyla nöroplastisiteyi olumsuz etkiler. (Arden, 2017)

    Bu bilgiler doğrultusunda beslenmenin genel sağlığınız ve ruh sağlığınız açısından önemli bir temel oluşturabileceğini aklınızda tutarak, beslenme düzeniniz için aile hekiminiz veya konusunda uzman bir diyetisyenden yardım almanızda fayda vardır. Unutmayın akıl ve ruh sağlığı genel sağlığımızın bir bütünüdür ve çok yönlü yaklaşım gerektirir. Nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

  • Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Karşılanmamış enerji fazlalığı: obezite kansere neden olur mu?

    Günümüzde kansere neden olma kapasitesine en çok sahip çevresel faktör sigaradır, sonra ise obezite gelmektedir. Fakat 2020 yılına gelindiğinde obezitenin tüm dünyada birincil kanser etkeni olacağı tahmin edilmektedir.

    Uzun yıllardır yapılan çalışmalar bireylerde aşırı kilo alımı ile birlikte vücudumuzda bazı istenmeyen ve kanseri tetikleyen maddelerin düzeyinde artış olduğunu kanıtlamıştır. Bu maddeler bazı hormonlar olabileceği gibi sitokin olarak adlandırılan hücre uyarıcılar da olabilmektedir. İnsülin benzeri büyüme faktörü, estrojen, testosteron bunlara örnek olarak verilebilir. Bu maddelerin uzun süreli artışı vücutta kronik iltihabi durumu tetiklemekte ve kanser oluşum sürecini başlatmaktadır. Karın bölgesinde yağlanma, bir başka deyişle bel kalça oranının artması kanser süreci ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle bu oranın ideal düzeyde olması sağlıklı bireyler için bir hedef olmalıdır.

    Aşırı kilolu yani obez olmak kansere bağlı yaşam kaybına yaklaşık % 20 oranında katkı sağlamaktadır. Aşırı kilolu olmanın erkelerde kolon ve rektum (kalın barsak), böbrek ve özofagus (yemek borusu) kanseri ve pankreas kanseri dahil birçok kanser gelişiminde riski arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca safra kesesi ve karaciğerde kanser gelişme riskini arttırabilir ve hodgkin dışı lenfoma, multipl miyelom, ve prostat kanseri riskinde etkin rol oynayabilir.

    Son yapılan çalışmalara göre obez olan bayanlarda kanser görülme ihtimali normal kilolu olanlara göre %40 daha fazladır. Bayanlarda obezite ilişkili kanserler bağırsak, mesane, rahim, böbrek, pankreas, yemek borusu ve özellikle menapoz sonrası görülen meme kanserleridir.

    Çok sayıda klinik araştırma kanser ve dengesiz beslenme üzerine odaklanmıştır. Kilolu olan bireylerin düzenli beslenme ve egzersiz sonucu zayıflaması ile kanser risklerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Kilo artışı ile kanser ilişkisinde suçlanan en önemli mekanizma insülin direnci ve insülin benzeri maddenin aşırı salınmasıdır. Kilo veren ve sağlıklı yaşama adım atan bireylerde bu mekanizma tersine dönmektedir. Yaşamsal risk taşıyan birçok hastalığı tetiklediği bilinen aşırı kilo veya obezitenin önüne geçmek için kişilerin kilo vermesi için cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

    Beslenme şekliniz ve ne yediğinize dikkat etmeniz hem vücudunuzun gerekli mineral ve vitaminleri almasını sağlayacak hem de aşırı kilo almanızı önleyerek obezitenin önüne geçecektir. Doğal sebze, meyve ve tam tahıllı gıda ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Tükettiğiniz yiyeceklerin dondurulmuş, aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ya da katkı maddeli olmaması önemlidir. Öğünlerinizi kaçırmayın ve üç öğün beslenmeye dikkat edin. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamayarak hem kendinize bir iyilik yapın hem de çocuğunuza iyi bir örnek olun. Kırmızı eti yakmadan pişirerek kanserojen maddelerin sağlığınıza zarar vermesini engelleyin ve haftada bir kez et tüketmeye dikkat edin. Yine haftada 2-3 kere balık yemeniz ve tavuk eti tüketmeniz omega-3 ve vitamin ihtiyacınızı gidermenize katkı sağlayacaktır.

    Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklarınız aşırı kilo almayacaktır. Abur cubur, çikolata, cips, yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekleri tüketirken kısıtlama getirin. Mümkünse organik bolca doğal meyve, sebze ve belli oranlarda et, tavuk ve balık tüketmelerini sağlayın. Aşırı kilo alan çocuklarda hastalıkların gelişme riski daha fazladır. Aşırı kilolu yetişkinlerde de kanser gelişme riskinin yüksek olduğu unutulmaması gereken önemli bir noktadır. Öyleyse, her yaşta sağlıklı kiloda kalmaya dikkat etmek gerekir.

  • Vejeteryan beslenme kalınbağırsak kanseri riskini azaltıyor mu?

    Vejeteryan beslenme kalınbağırsak kanseri riskini azaltıyor mu?

    Kalınbağırsak kanseri (kolorektal kanser), sağlık bakanlığının istatistiklerine göre en sık görülen ve en çok yaşam kaybına yol açan ilk 5 kanser türü arasındadır. Kolorektal kanserlerin gelişiminde genetik faktörlerin de etkili olduğu bilinmekle beraber, en önemli etken yaşam tarzı ve çevresel faktörlerdir. Bunlar içerisinde de en önde gelen hiç şüphesiz beslenmedir. Nitekim kolorektal kanserlerin gelişmiş batı toplumlarında, ülkemizde batı illerinde daha fazla görülüyor olması, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına bağlanmaktadır. Sigara, hareketsiz yaşam ve obezitenin; beslenme olarak da alkol ve kırmızı etin kalınbağırsak kanseri riskini artırdığı bilinmektedir. Bundan hareketle kırmızı etin tüketilmediği vejeteryan beslenmede, kalınbağırsak kanseri riskinin daha düşük olduğu düşünülmektedir. Ancak bu konuda yapılmış çalışmalar, bunu doğrulamak için yeterli değildir.

    Vejeteryanlık; çeşitli nedenlerle kırmızı et, balık, kümes hayvanları ve bazı durumlarda yumurta, süt ve süt ürünlerini tüketmemek demektir. Vejeteryan beslenmenin; vegan (Yumurta, süt ürünleri, bal gibi hiçbir hayvansal ürünü tüketmeyen), lakto-ovo vejeteryan (hayvansal gıdalardan sadece süt ürünleri ve yumurta tüketen), pesko vejeteryan (hayvansal gıdalardan süt ürünleri, yumurta ve balık tüketen), yarı vejeteryan (kırmızı et dışındaki tüm hayvansal ürünleri tüketen) gibi türleri de vardır. Bu kişiler tahıl, sebze, meyve gibi bitkisel gıdalarla beslenmeyi tercih eder. Böyle bir beslenme şeklinin tercih edilmesinde dinsel ve ahlaki bir takım inanışlar etkili olabileceği gibi, daha sağlıklı olduğu düşüncesi de etkili olabilmektedir.

    Vejeteryan beslenmede; doymuş yağ ve kolestrol içeriği yüksek olan hayvansal gıdaların tüketilmemesi, kalp-damar hastalıkları riskini azaltır. Bunun yanı sıra, sebze ve meyvelerde yüksek oranda bulunan bazı vitaminler de bu beslenme şeklinde bolca alınmış olur ve buna ilişkin de bir takım faydalar elde edilir. Ayrıca vejeteryan beslenen kişilerde böbrek taşları ve safra taşları oluşumu riski de daha düşüktür. Bu tip beslenme posadan (liften) zengindir. Posa oranı yüksek gıdalarla beslenme, şeker hastalığından korunma ve bağırsak fonksiyonları açısından da fayda sağlar. Tüm bunların yanında geçtiğimiz günlerde, vejeteryan beslenmenin yararlarına bir yenisini daha ekleyecek nitelikte kapsamlı bir çalışma yayınlanmıştır.

    Bu çalışmada; anketlerle beslenme şekilleri belirlenen yaklaşık 75.000 kişi, vejeteryan olanlar ve olmayanlar olarak gruplandırılmıştır. Yine vejeteryan olanlar; vegan, lakto-ovo vejeteryan, pesko vejeteryan, yarı vejeteryan olarak alt gruplara ayrılmış ve gruplar yaklaşık 7,5 yıl takip edilerek kalınbağırsak kanseri gelişme oranları değerlendirilmiştir. Sonuçta; genel olarak vejeteryan olanlarda, olmayanlara göre kalınbağırsak kanseri riski %22 daha düşük olurken; özellikle pesko vejeteryanlarda (hayvansal gıdalardan süt ürünleri, yumurta ve bolca balık tüketenler) vejeteryan olmayanlara göre risk %43 daha düşük bulunmuştur.

    Sonuç olarak; vejeteryan beslenenlerde, vejeteryan olmayanlara göre kalınbağırsak kanseri riski anlamlı derecede daha düşüktür. Ancak, bu kesinlikle kanser riskini azaltmak için vejeteryan olmamız gerektiği anlamına gelmemektedir. Çünkü bu beslenme şeklinin yararlarının yanında birtakım zararları da mevcuttur. Özellikle kırmızı ette bolca bulunan demir, B12 vitamini, aminoasitler gibi bileşenlerin eksikliğine bağlı birçok problem ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden en doğru yaklaşım, beslenmemizde kırmızı etin ağırlığını azaltmak ama genel anlamda bitkisel ve hayvansal gıdalarla dengeli bir şekilde beslenmek olmalıdır. Bu noktada; yapılan çalışmalarla en sağlıklı beslenme şekli olduğu gösterilen Akdeniz diyetine uygun beslenmek en doğrusu olacaktır.

  • Obezite ile kanser ilişkisi

    Günümüzde kansere neden olma kapasitesine en çok sahip çevresel faktör sigaradır, sonra ise obezite gelmektedir. Fakat 2020 yılına gelindiğinde obezitenin tüm dünyada birincil kanser etkeni olacağı tahmin edilmektedir.

    Uzun yıllardır yapılan çalışmalar bireylerde aşırı kilo alımı ile birlikte vücudumuzda bazı istenmeyen ve kanseri tetikleyen maddelerin düzeyinde artış olduğunu kanıtlamıştır. Bu maddeler bazı hormonlar olabileceği gibi sitokin olarak adlandırılan hücre uyarıcılar da olabilmektedir. İnsülin büyüme faktörü, estrojen, testosteron bunlara örnek olarak verilebilir. Bu maddelerin uzun süreli artışı vücutta kronik iltihabi durumu tetiklemekte ve kanser oluşum sürecini başlatmaktadır. Karın bölgesinde yağlanma, bir başka deyişle bel kalça oranının artması kanser süreci ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle bu oranın ideal düzeyde olması sağlıklı bireyler için bir hedef olmalıdır.

    Aşırı kilolu yani obez olmak kansere bağlı yaşam kaybına yaklaşık % 20 oranında katkı sağlamaktadır. Aşırı kilolu olmanın erkelerde kolon ve rektum (kalın barsak), böbrek ve özofagus (yemek borusu) kanseri ve pankreas kanseri dahil birçok kanser gelişiminde riski arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca safra kesesi ve karaciğerde kanser gelişme riskini arttırabilir ve hodgkin dışı lenfoma, multipl miyelom, ve prostat kanseri riskinde etkin rol oynayabilir.

    Son yapılan çalışmalara göre obez olan bayanlarda kanser görülme ihtimali normal kilolu olanlara göre %40 daha fazladır. Bayanlarda obezite ilişkili kanserler bağırsak, mesane, rahim, böbrek, pankreas, yemek borusu ve özellikle menapoz sonrası görülen meme kanserleridir.

    Çok sayıda klinik araştırma kanser ve dengesiz beslenme üzerine odaklanmıştır. Kilolu olan bireylerin düzenli beslenme ve egzersiz sonucu zayıflaması ile kanser risklerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Kilo artışı ile kanser ilişkisinde suçlanan en önemli mekanizma insülin direnci ve insülin benzeri maddenin aşırı salınmasıdır. Kilo veren ve sağlıklı yaşama adım atan bireylerde bu mekanizma tersine dönmektedir. Yaşamsal risk taşıyan birçok hastalığı tetiklediği bilinen aşırı kilo veya obezitenin önüne geçmek için kişilerin kilo vermesi için cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

    Beslenme şekliniz ve ne yediğinize dikkat etmeniz hem vücudunuzun gerekli mineral ve vitaminleri almasını sağlayacak hem de aşırı kilo almanızı önleyerek obezitenin önüne geçecektir. Doğal sebze, meyve ve tam tahıllı gıda ağırlıklı beslenmeye özen gösterin. Tükettiğiniz yiyeceklerin dondurulmuş, aşırı yağlı, tuzlu, şekerli ya da katkı maddeli olmaması önemlidir. Öğünlerinizi kaçırmayın ve üç öğün beslenmeye dikkat edin. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamayarak hem kendinize bir iyilik yapın hem de çocuğunuza iyi bir örnek olun. Kırmızı eti yakmadan pişirerek kanserojen maddelerin sağlığınıza zarar vermesini engelleyin ve haftada bir kez et tüketmeye dikkat edin. Yine haftada 2-3 kere balık yemeniz ve tavuk eti tüketmeniz omega-3 ve vitamin ihtiyacınızı gidermenize katkı sağlayacaktır.

    Düzenli ve sağlıklı beslenen çocuklarınız aşırı kilo almayacaktır. Abur cubur, çikolata, cips, yağ ve şeker içeren yiyecek ve içecekleri tüketirken kısıtlama getirin. Mümkünse organik bolca doğal meyve, sebze ve belli oranlarda et, tavuk ve balık tüketmelerini sağlayın. Aşırı kilo alan çocuklarda hastalıkların gelişme riski daha fazladır. Aşırı kilolu yetişkinlerde de kanser gelişme riskinin yüksek olduğu unutulmaması gereken önemli bir noktadır. Öyleyse, her yaşta sağlıklı kiloda kalmaya dikkat etmek gerekir.