|
REFLÜ HASTALIĞINDA HASTA NELERE DİKKAT ETMELİDİR Bir öğünde aşırı yemek yerine sık ve az öğünleri tercih ediniz. Sıcak yiyeceklerden sakınınız. Yavaş yiyiniz, iyi çiğneyiniz. Yemek yerken sıvı alımını azaltınız, sıvıyı öğün aralarında içiniz. Yemek sonrasında hemen uzanmayınız. Yemekten sonra eğilmeyiniz. Geç yemekten sakınınız, yemekten 3-4 saat sonra yatınız. Sıkı giysilerden sakınınız. (kemer, korse, dar pantolon vb). Yatak başının 15 cm. yükseltilmesi uyurken reflüyü önler. Sigara kullanımını bırakınız. Sigara alt özofagus kaslarını zayıflatır. Sakız çiğnemekten sakınınız. Çünkü yutulan hava miktarı artar, bu da gaz ve reflüye yol açar. Fazla kilonuz varsa kilo veriniz. Şişmanlık reflüyü artırır. Yağlı besinler, (yağ, çikolata, kremalı besinler tam yağlı süt vb.) Yağda kızartılmış besinler, (fastfood vb.) Çay, kahve, diğer kafeinli içecekler, alkol, karbonatlı içecekler, soda Nane. Baharatlı ve acılı besinler Asidik besinlerden (domates, portakal suyu, limon vb.) Et suyu ve et suyu içeren besinlerden SAKININIZ! |
Etiket: Besinler
-
Reflü hastalığında hasta nelere dikkat etmelidir
-
Diyabetle yaşam
Diyabet nedir?
•Pankreastan salgılanan insülin hormonu kan şekerini düşürerek vücudunuzun, yediğiniz besinlerdeki enerjiyi gereken şekilde kullanmasını sağlar.
•Eğer insülinin salgılanmasında ya da işlev görmesinde bir sorun meydana gelirse şeker hücrelerin içine gireceği yerde kanda birikmeye başlar.
•Diyabet ömür boyu süren bir hastalıktır.
Diyabet Kontrolü ne demektir?
Diyabet tedavisinde hedef, kan şekerini “normale” yakın değerlerinde kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutmaktır
Diyabetin Kontrol Altında Tutulması Niçin Gereklidir?
•Kan şekeriniz normalden yüksek ya da düşük olduğunda kendinizi yorgun, hasta ve rahatsız hissedersiniz.
•Diyabetin kontrol altına alınması daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmenizi sağlar.
•Kan şekeri seviyenizi normale yakın tutmanız uzun dönemli eşlik eden hastalıkların ortaya çıkmasını önleyebilir, geciktirebilir ya da hafifletebilir.
•Hastalığını sizi değil siz hastalığınız kontrol altına alın!
Diyabet Tipleri
•Tip 1 Diyabet: Vücut çok az insülin yapar veya hiç insülin yapamaz.
Tip 2 Diyabet: Vücut insülin yapar fakat gerektiği gibi kullanamaz.
Tip 1 diyabetin belirtileri
•Aşırı miktarda susamak
•Fazla miktarda idrara çıkmak
•Çok fazla acıkmak
•Ani kilo kaybı
•Kendini çok yorgun hissetmek
Tip 2 diyabetin belirtileri
•Yorgunluk hissetmek
•Ciltteki kesiklerin ya da yaraların geç iyileşmesi
•Kuru ve kaşıntılı bir cilt
•Sık sık enfeksiyon gelişmesi
•Sık idrara çıkma
•Bulanık görme
•Cinsel sorunlar
•Ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma
•Açlık hissinin artması ve aşırı yeme
•Ağız kuruluğu ve çok su içme
Diyabette beslenme planlaması nedir?
•Sağlıklı besinler seçmek
•Gerekli miktarda besin almak
•Uygun zamanda yemek
Sağlıklı besinler seçmek
•Çeşitli besinler alın: Farklı besin gruplarından, ihtiyacınızın olan besinleri alın.
•Daha fazla posalı gıdalar tüketin.
•Daha az tuz tüketin.
•Daha az yağ, özellikle daha az hayvansal yağ alın.
Fiziksel aktivite
•Egzersize başlamadan önce doktorunuzla, hemşirenizle veya diyabet eğitimcinizle konuşmanız önemlidir.
Fiziksel aktiviteye niçin ihtiyaç var?
•Kandaki şeker miktarını daha iyi kontrol altında tutarsınız.
•Depolanmış fazla enerjiyi tüketerek vücut ağırlığınızı kontrol altına alabilirsiniz.
•Genel sağlık durumunuzu düzeltebilirsiniz.
•Fiziksel ve duygusal olarak kendinizi daha iyi hissedersiniz.
-

Yaşlılıkta sık görülen hastalıklarda beslenme

Yaşlılık döneminde yüksek tansiyon, kemik erimesi, yüksek kolesterol, kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı, kanserler gibi kronik hastalıklar daha sık görülmekte ve bu hastalıklara bağlı ölüm oranı da artmaktadır. Bu hastalıklar ile ilgili erken dönemde tanı çalışmalarının başlaması, uygun yaşam tarzı değişikliklerinin hayata geçirilmesi, diyet düzenlemesi, uygun farmakolojik tedavilerin düzenlenmesi, gerektiğinde girişimsel ve cerrahi tedavilerin uygulanması olumsuz etkilerini en aza indirmek için izlenmesi gereken en uygun yoldur.
Yaşlılıktaki kronik hastalıklarda diyet uygulaması tedavinin önemli bir basamağını oluşturmaktadır. Doktor, diyetisyen, yaşlı ve aile birlikte davranarak beslenme programı belirlenmelidir.
1. Tansiyon yüksekliği
Ağırlık kontrolü boya uygun kiloya ulaşılması
Tuz tüketiminin sınırlandırılması (turşu, salamura, ilave tuz , )
Besinlerle yeterli kalsiyum ve potasyum alımı
Düzenli egzersiz ( fonksiyonel kapasiteye uygun)
Sigara içilmemesi
Az tuzlu besinler tercih edilmelidir. Sofrada yemeklere tuz eklemesi yapılmamalıdır. Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve idrarda kalsiyum atımında artış nedeniyle osteoporoza neden olabilmektedir. Tuzun bileşimindeki sodyum, doğal olarak besinlerin yapısında da bulunur. Hayvansal kaynaklı yiyeceklerdeki sodyum, bitkisel kaynaklı olanlardan daha fazladır. Tuz kısıtlaması yapılan yaşlılarda az tuzlu ve tuzsuz pişirilen yemeklere çeşitli baharatların eklenmesi, lezzeti arttıracağından tüketimi kolaylaştıracaktır.
2. Kemik erimesi
Besinlerle ve destekleyici ilavelerle kalsiyum ve D vitamini alımının artırılması
Düzenli egzersiz (yerçekimine karşı yapılan egzersizler uygundur, yüzme osteoporoz açısından uygun bir egzersiz değildir. )
Yeterli kalsiyumun alınması kemik mineral kaybını azaltır, kemik sağlığının korunmasında önemli rol oynar. Bu nedenle yaşlılıkta kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketilmelidir. Kalsiyumun en iyi kaynağı süt ve süt türevleridir (yoğurt, peynir, çökelek vb.). Bazı yaşlıların süt şekeri laktozun sindiriminde sorunları vardır. Bu yaşlılarda bir defada az miktarlarda sütün içilmesi veya özel laktozu azaltılmış sütlerin tüketilmesi uygundur. Sütün yerine az yağlı ayran, yoğurt, peynir de tüketilebilir. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve pekmez de kalsiyumdan zengindir. Kalsiyumun vücutta kullanılabilmesi için D vitaminine gereksinme vardır. Besinlerle D vitamini gereksinmesi karşılanamadığından yaşlıların güneş ışınlarından yeterince yararlanması sağlanmalıdır. Evde cam arkasından güneşlenmede, ultraviyole ışınları camdan geçemediği için vücutta D vitamini sentezi yapılamaz.
3. Kan yağları yüksekliği, kalp damar hastalığı
Margarin, tereyağ, kuyruk yağı gibi katı yağların ve sakatatların tüketilmemesi
Yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı ve turuncu renkli meyveler, balık ve kurubaklagillerin tüketiminin artırılması
Tuz ve sodyumdan zengin besinlerin alımının kısıtlanması
Uygun kilonun korunması
Sigara içilmemesi.
Beslenmemizde tekli doymamış (zeytinyağı, fındıkyağı) çoklu doymamış (ayçiçek, mısırözü, soya yağı vb) ve doymuş yağlar (tereyağ, kuyruk yağı vb) olmak üzere üç tür yağ vardır. Katı margarinler ise çoklu doymamış yağların hidrojen ile doyurulmasıyla elde edildiğinden kolesterol içermezler ancak, trans yağ asitlerinden zengindirler. Yaşlıların beslenmesinde doymuş ve trans yağların tüketimi azaltılmalıdır.
Diyetle doymuş hayvansal yağların ve katı margarinlerin tüketiminin artması, kan kolesterol düzeyinin artmasına neden olur. Yüksek kan kolesterolü, kalp damar hastalıkları için risk faktörüdür. Görünür yağın (margarin, tereyağ, ayçiçek vb.) dışında, besinlerin doğal bileşiminde de yağ vardır. Et, tavuk, süt ve peynir çok tüketildiğinde yağ alımı artar. Bunun çoğunluğu doymuş yağ olduğundan, yemek ve salatalarda bitkisel sıvı yağlar (zeytinyağı ve ayçiçek, mısırözü yağı vb.) tercih edilmelidir. Diyette yağın azaltılmasında; kırmızı etin yerine derisiz tavuk veya hindi eti tercih edilmeli, etler görünen yağlarından temizlenmeli, et yemeklerine ilave yağ eklenmemeli, besinlerin yağı azaltılmış light olanları tercih edilmeli (light süt, light yoğurt, light peynir vb), yağ içeriği yüksek (özellikle margarin içeren) bisküvi, kraker ve kekler fazla tüketilmemeli, yemekler hazırlanırken yağda kızartma yerine ızgara, fırında pişirme ve haşlama yöntemleri uygulanmalıdır. Balık çoklu doymamış yağ asitleri (özellikle omega-3 yağ asitleri) içeriği nedeniyle, yaşlılarda haftada en az iki kez yenilmelidir. Bu yağ asitlerinin görme, bilişsel fonksiyon, kemik-eklem hastalıkları, kan lipileri üzerine olumlu etkilerinin olduğu bilinmektedir.
4. Kanser
Diyetteki yağ miktarının azaltılması
Posa tüketiminin artırılması
Bağışıklığı artırıcı vitamin ve minerallerden (A, C, E vitamini, selenyum) ve fitokimyasallardan zengin besinlerin tüketiminin artırılması
Katkı maddesi içeren, özellikle hazır besinlerin (hazır çorba, et suyu, boyalı besinler) tüketiminin kısıtlanması
Sigara ve alkol tüketilmemesi
Tıpta meydana gelen ilerlemeler sayesinde bugün bütün kanser vakalarının üçte biri önlenebilir niteliktedir ve bu vakaların yine üçte birlik bir diğer bölümü de yeterince erken tanı yapılabilirse tedavi edilebilir durumdadır. Belli başlı kanser türlerinin oluşunda rol oynayan risk faktörlerinin analizi, birkaç faktörün önemli olduğunu göstermektedir. Bunlar tütün, beslenme bozuklukları, alkol, enfeksiyonlar ve hormonlardır. Özellikle mide ve karaciğer kanserleri gibi sindirim sistemi kanserlerinin beslenme ile çok açık ilişkisi söz konusudur.
Son yıllarda kanser ve gıdalar üzerinde yapılan araştırmalardan bizlere aktarılan belli başlı mesajlardan biri; bol sebze ve meyve yiyen kişilerin akciğer, barsak , göğüs , rahim ağzı, nefes borusu, ağız boşluğu, mide, pankreas ve yumurtalık kanseri gibi kanserhastalıklarına yakalanma olasılığının başka kişilere oranla daha az olduğudur. Bilim adamlarının ulaştığı sonuçlara göre bol posalı gıdalardan yiyen kadınların göğüs kanserine yakalanma olasılığı; çokaz posalı gıda alan kadınlardan daha azdır. Vejetaryenlerin (etyemez) diğer kişilere oranla kansere daha seyrek yakalandıkları görülmektedir. Bu hiç et yememek anlamına gelmemelidir. Azmiktarda yağsız et sağlıklı beslenmenin bir parçası olabilir. Vejetaryenlerin kanserden korunmalarının nedeni bol bol sebze ve meyve yemelerine bağlanabilir. Kiloyu sağlıklı bir düzeyde tutmak bu konuda yardımcı olabilir. Şişmanlık göğüskanseri, rahim ağzı kanseri ve kalın barsakkanseririskinidearttırmaktadır.
Çok yağlı yiyecekler kalın barsak kanserine ve erkeklerde de prostat kanserine
neden olabilir.Gıdaların sağlığı nasıl etkilediği hakkında öğrenilecek daha pek çok şey vardır.
Beslenme uzmanlarının kanser riskini azaltmak için hangi gıdaları yememizgerektiği konusundaki önerileri ;değişik ve besleyici gıdalar yiyiniz. uzmanlar,bunun nedenini vücudumuzun kanserle savaşırken değişik gıdalardan gelen değişik maddelere gereksinimi olduğuna bağlamaktadır.Her gün en az üç porsiyon sebze ve beş porsiyon meyve yiyiniz. Ekmek, makarna, kahvaltılık tahıllar, pirinç, diğer tahıllar, patates, kuru bezelye ve fasulye gibi nişastalı ve yağı az besinlerden bol bol yiyiniz. Az yağlı ve bol posalı bir yemek rejimi ile düzenli egzersizi birleştirerek şişmanlığı önleyiniz. Balık, derisi çıkarılmış tavuk eti ve yağsız et yiyerek yemek rejiminizdeki yağ miktarını azaltınız. Kızartmalar, “al-götür” türü yağlı gıdaları, sosis, salam, börek, hamur işi ve pastaları azaltınız. cips, tatlı bisküvi, yağlı kremalı pastalar ve şişmanlatıcı tatlıları özel günlere saklayınız, her gün yemeyiniz. Ekmeğin üzerine tekli-doymamış veya çoklu-doymamış yağlardan (kanola ve ayçiçeği yağı gibi) yapılan ezmeleri az miktarda olmak üzere sürünüz. yemek yaparken zeytinyağı, kanola yağı, yerfıstığı yağı ve aspur yağı gibi tekli-doymamış ve çoklu doymamış yağlardan kullanınız. Turşusu yapılmış veya füme edilmiş ve bu nedenle çok tuzlu olan gıdalardan uzak durmaya çalışınız. Bunlar bazı kanser türlerinde riski arttırır. Alkol; ağız boşluğu kanseri, nefes borusu kanseri, gırtlak kanseri ve karaciğer kanseri riskini arttırabilir. Sigarayla birlikte içki içmek kanser riskini arttırabilir. Bütün bu tavsiyelere uymak kansere yakalanmamayı garanti edemez fakat sağlıklı yaşama şansımızı arttırır.5. Şeker hastalığı
Ağırlık denetimi-uygun kiloya ulaşılması
Kurubaklagiller, kepeği ayrılmamış tahıllar, sebze ve meyveler gibi posadan zengin ve glisemik indeksi* düşük besinlerin tüketilmesi
Düzenli egzersiz
Sigara ve alkol tüketilmemesi
Glisemik indeks
Besinlerin vücuda alındığında kan şekerini yükseltme hızına göre belirlenen indekstir. Glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerini birden yükseltirken, glisemik indeksi düşük besinler kan şekerini yavaş yükselterek özellikle şeker hastalığına karşı koruyucu etki sağlarlar. Rafine şekerin (sofra şekeri) glisemik indeksi 100’dür. Mısır, pirinç, patates, beyaz ekmek, muz glisemik indeksi yüksek besinler (90-70 arası), mercimek, kurufasulye, armut, soya fasulyesi ise glisemik indeksi düşük (29-15) besinlerdir. Şeker hastalığında ve şişmanlıkta glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi önerilmektedir. Bazı besinlerin glisemik indeks değerleri Tablo 1’de verilmiştir.
Tablo :1 Bazı Besinlerin Glisemik İndeks Değerleri
Yüksek glisemik indeksli yiyecekler / örnek
Düşük glisemik indeksli yiyecekler / örnek
Glikoz
100
Kepekli ekmek, kepekli pirinç, bezelye
50
Sofra şekeri
100
Makarna
50
Kızarmış patates, tam beyaz ekmek
95
Yulaf, çavdar ekmeği
40
Patates püresi, bal
90
Rafine edilmemiş undan yapılan makarnalar
40
Kızarmış havuç, mısır gevreği
85
Şekersiz taze meyve suları, yeşil fasulye
40
Patates
79
Barbunya, diyet ekmekler, süt ürünleri
35
Muz
77
Mercimek, nohut, taze meyveler
30
Beyaz ekmek, şekerli rafine tahıllar
70
Kuru fasulye
28
Çikolata, bisküvi, mısır, beyaz pirinç
70
Bitter çikolata
22
Pancar
65
Soya
15
Reçel, pastalar
55
Yeşil sebzeler, domates, limon, mantar
15’in altında
Şekerler, basit karbonhidrat kaynağıdır. Yaşlılar duyu kaybı nedeniyle tuzlu ve şekerli besinleri daha çok tercih ederler. Yaşlı beslenmesinde basit şeker (çay şekeri, reçel, bal vb.) tüketimi azaltılmalıdır. Bunların yerine kompleks karbonhidratlardan (tahıllar, kurubaklagiller, patates vb.) zengin besinler tercih edilmelidir. Basit şekerler sadece enerji sağlarken, kompleks karbonhidratları içeren besinler ile enerjinin yanı sıra vücut çalışması için gerekli olan protein, vitamin, mineraller ve posa sağlanmış olur. Şişmanlık, şeker hastalığı, kalp-damar hastalıkları riski azaltılabilir. Şeker tüketimi sınırlandırılması ve ağız hijyenine dikkat edilmesi ile çürük oluşum oranı da azalacaktır.
6. Nörolojik hastalıklar
Yeterli enerji ve protein alımı
Beyin fonksiyonlarını geliştiren vitamin ve minerallerden zengin besinlerin (yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı ve turuncu renkli meyveler, balık) tüketiminin artırılması
Sigara ve alkol tüketilmemesi
Düzenli sebze ve meyve tüketiminin, beyin kapasitesinin azalmasını önlediği bildirilmiştir. ABD’de yayımlanan Neuroscience” dergisinde çıkan makaleye göre Amerikalı araştırmacılar, 8 ay boyunca düzenli olarak ıspanak ve çilek esaslı, E vitamini takviyeli rejim uyguladıkları deney farelerinde, normal beslenen diğer farelerde yaşla birlikte ortaya çıkan beyinsel kapasite düşüklüğünün daha az görüldüğünü saptadılar. Bol miktarda sebze ve meyve yiyin. Beynin sodyum ve potasyuma ihtiyacı vardır. Özellikle fosfor içeren doğru yağ ve yağ asitlerinin beyin fonksiyonları için çok önemli olduğu bilinmektedir. Soya fasulyesinde bulunan lesitin, fosfor içermesi bakımından beyin fonksiyonları için oldukça faydalıdır. Aminoasitler de beyin fonksiyonları için önemli olan besinlerdir. Besinlerle alınıp değişik proteinlere dönüşerek beyin sağlığına katkı sağlarlar. Beyin faaliyetleri için en önemli aminoasit ise L-glutamindir.
7. Kabızlık
Posa ve sıvı tüketiminin artırılması
Düzenli egzersiz.
Posa içeriği yüksek besinler sırasıyla kuru baklagiller, tahıllar ve sebzemeyvelerdir. Posa; şeker hastalığı, kanser ve koroner kalp hastalığı riskini azalttığı gibi bu hastalığı olan yaşlılarda tedavi edici özellik taşır. Kabızlığı önler, bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesi açısından önem taşır. Ayrıca kalın barsak kanseri oluşum riskini azaltır. Yaşlılarda yeterli posa alımının sağlanmasında; kuru baklagil yemekleri haftada 2-3 kez tüketilmeli, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı ve kepekli ekmek tercih edilmelidir.
8. Bağışıklık sistemi zayıflığı
Protein alımının artırılması
Balık, soya yağı, fındık, ceviz, badem, sebze ve meyve tüketiminin artırılması
Düzenli egzersiz
Sigara ve alkol tüketilmemesi
Bağışıklık sisteminin dengelenmesinde sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme önemli bir yer tutar. Yiyecekler yendikten sonra vücuda enerji vermek için oksijenle yanarlar, yanma sırasında zararlı maddeler olan serbest radikaller oluşur. Çoğalan serbest radikaller, vücudun tüm hücre ve organlarına zarar vermeye başlarlar. Böcek öldürücüler, endüstride kullanılan kimyasal maddeler, işlenmiş gıdalar, sigara dumanı, güneşin zararlı U.V ışınları veya alkolün vücuda girmesi, stres vücudumuzda serbest radikallerin açığa çıkmasına neden olur.
Bunun dışında çevredeki hava kirliliği, ultraviyole ışınları, radyasyon, egzos gazları, sigara dumanı v.b. gibi bir çok faktör hücrelerimizi etkileyerek serbest radikalleri çoğaltır. Vücutta serbest radikallerin çoğalması kalp hastalığı, kanser, katarakt ve yaşlanma gibi sağlık sorunlarını daha çabuk ortaya çıkarır. Bu zararlı etkilerden kurtulmak için vücudumuz serbest radikallere karşı savunma mekanizması geliştirir. Vücutta üretilen bazı enzimler, serbest radikallerden kurtulmamızı sağlar, yanmayı (oksitlenmeyi) önleyen anti-oksidan maddeler enzim miktarını artırır ve böylece savunma mekanizması güçlenir. Anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini, beta-karoten, selenyum, bazı protein bileşikleri, isoflavonlardır. Bu anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmeliyiz.Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalar arasında beta-glukan, echinacea, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır. Beta-glukan ekmek mayası hücre duvarından elde edilen, bağışıklık sistemini güçlendiren tamamen doğal bir maddedir. Bağışıklık cevabını artırarak vücut savunma hücrelerinin patojenleri daha etkili şekilde yok etmesini sağlar ve sıklıkla hastalıkları önler. Kişinin kendini daha sağlıklı hissetmesini sağlar. Aynı zamanda cildin yaşlanmasını geciktirir ve kolesterol düzeyini düşürür. Stres gibi bağışıklık sistemini zayıflatan faktörlere karşı vücut direncini artırır. Sık enfeksiyon geçiren kişilerde de vücudun hastalıkla mücadelesini kolaylaştırır. Echinacea doktorlar tarafından çok eski tarihlerden bu yana soğuk algınlığı tedavisinde kullanılır. Doktor kontrolü ile kullanılması gerekir.
Alkolün sağlık üzerine olumsuz etkileri vardır. Aşırı alkol tüketiminin karaciğer, beyin, kalp kası hasarına, ülser, pankreas iltihabı, sindirim sistemi kanserleri, hipertansiyon ve depresyonu neden olduğu bilinmektedir. Sigara bazı kanser türlerine, vücuttan besin ögeleri kaybı nedeniyle yetersiz beslenmeye neden olmakta, vücudun antioksidan vitamin gereksinmesini arttırmaktadır.
Yaşlılıkta Beslenmede Nelere dikkat edelim?
1. Günlük öğün sayısı 3 ana, 3 ara öğün şeklinde düzenlenmelidir. Böylece sindirim, emilim ve boşaltım fonksiyonları ile ilgili güçlükler önlenmiş olabilir.
2. Her öğünde 4 temel besin grubundan (et ve ürünleri, süt ve ürünleri, sebze ve meyveler, tahıllar) besinler bulunmalı ve besin çeşitliliğinin sağlanmasına özen gösterilmelidir. Bu şekilde makro ve mikro besin maddeleri ihtiyacı karşılanmış ve yapısal kompartmanların dağılım oranı korunmuş olur.
3. Günde en az 3 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.
4. Posa miktarı yüksek olan kurubaklagiller, sebze, meyve ve kepekli tahıllar gibi besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.
4. Sıvı tüketimi artırılmalıdır. Günde en az 8-10 bardak su (1500 ml) tüketilmelidir. Bu miktarın tümü su olarak tüketilemiyorsa, ıhlamur, taze sıkılmış meyve suyu, bitkisel çaylar, ayran, komposto ya da açık çay tüketimi ile bu miktar karşılanabilir. Ancak bunların hiçbirisi vücut fonksiyonlarında su kadar etkili değildir.
6. Kalsiyum içeriği yüksek olan besinler tüketilmelidir. Yağı azaltılmış ya da yağsız süt ve ürünleri en iyi kalsiyum kaynağıdır.
7. Omega 3 yağ asitlerinin yoğun olarak bulunduğu balık türleri haftada en az 2 kez tüketilmelidir.
8. Margarin, tereyağ, kuyruk yağı gibi katı yağların tüketimi kan kolesterol seviyesinin yükselmesine neden olarak kalp-damar hastalıkları için risk yaratırlar. Et, süt ve ürünleri gözle görülmeyen doymuş yağ içerirler. Bu nedenle bu besinlerin yağsız olanları, tavuk ve hindi etinin derisiz bölümleri tüketilmeli, et ile pişen yemeklere ayrıca yağ ilave edilmemelidir.
9. Tuz tüketimi sınırlanmalıdır. Aşırı tuz tüketimi, yüksek tansiyon, kalp- damar hastalıkları, kemik erimesi gibi sorunlara neden olmaktadır. Sofrada yemeklere tuz eklenmemeli, turşu, salamura, salça, konserve gibi sodyum içeriği yüksek besinleri tüketmekten kaçınılmalıdır.
10. Şeker, şekerli besinler ve hamur tatlılarının tüketimi sınırlanmalıdır.
11. Fast food türü yiyeceklerin (hamburger, patates kızartması, pizza gibi) tüketiminden kaçınılmalıdır. Yağ ve tuz içeriği çok yüksek olan bu yiyecekler sağlık riskleri yaratabilirler.
12. Besinlerin satın alınması ve pişirilmesi sırasında oluşabilecek risklere dikkat edilmelidir. Günü geçmiş, tazeliğini kaybetmiş, ambalajı bozulmuş besinler satın alınmamalı, yiyecekler kızartma ve kavurma yerine haşlama ya da ızgara yöntemleri ile pişirilmeli, besinlerin hazırlanması ya da saklanması sırasında hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Böylece yiyeceklerin besin değeri korunarak yeterli ve dengeli beslenme sağlanmış olur.
13. Uygun vücut ağırlığı korunmalıdır. Şişmanlık ve zayıflık hastalık riskini artırır.
14. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
15. Tad alma, koklama, görme duyuları azaldığından yiyecekler hazırlanırken bu özelliklerine dikkat edilmelidir. Menülerinde hoşa gidecek ve kolay yenebilecek yiyecekler yer almalıdır.
16. Çiğneme zorluğu olanlara yumuşak gıdalar verilmelidir.
-
18-24 aylık çocuğun beslenmesi
Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlar ve çeşitli organların gelişmeğe devam ettiği 20’li yaşlara kadar devam eder. Gebelik ve erken çocukluk dönemindeki beslenmenin sağlık üzerine kısa ve uzun dönemde önemli etkileri vardır. Yapılan araştırmalar ilk 7 yılda sağlıklı beslenen çocukların diğer etkenlerden bağımsız olarak okul başarılarının daha yüksek olduğunu göstermiştir.
Sürekli büyüyen ve gelişen organizmaya sahip olan çocukların beslenmesi; büyüme-gelişmenin yanısıra hastalıklardan korunma, ergenlik ve erişkin dönemdeki sağlık için de geçerlidir.
2 yaşına gelmiş bir çocukta lineer büyüme duraklamış ve bodurluk gelişmişse bu dönemden sonra düzeltilmesi çok zordur. Bu nedenle sağlıklı beslenme stratejilerinin ilk yıllarda benimsenmesi önem kazanır. Erken yaşlarda yapılan beslenme hataları, uzun dönemde bozuk entellektüel ve çalışma kapasitesi, üremede sorunlar gibi olumsuzuklara neden olmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve doğru beslenme için geliştirilecek öneriler ve uygulamalar sonderece önemlidir.
Bilindiği gibi ilk 6 ay sadece anne sütü tek başına yeterlidir. Ancak sonrasında tamamlayıcı besinler gerekmektedir. Tamamlayıcı besinlerin uygunluğu malnütrisyon dediğimiz yetersiz beslenme yanında hastalıklardan ve obesiteden korumak açısından önemlidir. Ek gıdalar da dediğimiz tamamlayıcı beslenmeye 6. Aydan itibaren başlanmalı ve anne sütüyle beslenmeye 2 yaşına kadar devam edilmelidir.
Uygun tamamalayıcı beslenme enerji ve mikronutrientlerden (demir, çinko, kalsiyum, vitamin A ve C, folik asit )zengin,patojenler, toksinler veya zaralı kimyasalları içermeyen, GDO’suz, tuz, şeker, baharat içermeyen yemesi kolay, bebek tarafından kabul edlebilir uygun miktarlarda olmalıdır.
18-24 aylık bebeklere tamamlayıcı besinler, anne sütü alanlara günde 3-4 kez, almayanlara 5 kez verilir. Anne sütü alımını kısıtlamamak için aşırı miktarda vermekten kaçınılmalıdır. Bu dönemde anne sütü enerji gereksiminin 1/3 nü sağlamalıdır.
Anneler çocukların çeşitli tatlara alışmasını sağlamak için erken yaşlarda bunlarla tanıştırmalı ve yemek çeşitliliğini arttırmalıdır. Eğer besini ilk seferde reddederse farklı tatlar denenmeli, zorlayıcı olmadan tekrar tekrar verilerek alışması sağlanmalıdır.
Mümkünse hergün demirden zengin hayvansal kaynaklı besinler, özellikle vitamin A ve D olmakla beraber diğer vitaminler, minerallerden zengin besinler, sebze ve meyveler, tahıllar dengeli birşekilde verilmelidir. Bu aylardaki çocuklara şeker, kahve, konserve, kızartma, işlenmiş bazı besinler, hazır meyve suları verilmemelidir.
Genellikle çocuklar sebzeleri pek sevmezler. Yenebilecek çiğ sebzeleri sağlıklı dip soslar yaparak ör.pancar, yoğurt, sarımsak ve zeytinyağından oluşan sosa batırıp yemesi sağlanabilir. Brokoli ve karnıbaharın üzerine eritilmiş peynir konulabilir.
Yemekler eğlenceli hale getirilirse yemek seçen çocuk seçici olduğunu unutabilir. Yaratıcılık kullanılarak dometesli zeytinli uğur böcekleri, araba şeklinde köfteler, küçük domateslerle arabanın tekerleği yapılarak görsel bakımdan zengin menüler hazırlanır.
Yemeği sofraya getirirken önce sebze sonra proteinli besin en son karbonhidratlı besin(makarna) getirilir. Israrla, zorla yedirilmemeli. Çünkü tepki olarak yemeyebilir. Ciddi olarak besin eksikliği, gelişim geriliği yoksa,enerjik görünüyorsa yeterli yiyor demektir. Annelerin endişelenmemesi gerekir. Sabırlı ve esnek davranmalıdır.Çünkü çocuk büyüdükçe yemek seçmeyi bırakacaktır.
18-24 aylık çocuklarda günlük menü örneği:
Kahvaltı
2/3 su bardağı süt(120ml)
1 yumurta veya kibrit kutusu kadar peynir
2-3 adet zeytin (çekirdeği çıkartılmış)
1 ince dilim tahıllı ekmek
Birkaç dilim domates veya salatalık(mevsiminde
Öğle
2-3 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği
2 yemek kaşığı pilav veya makarna
2 yemek kaşığı yoğurt(evde yapılmış)
İkindi
1 kase yoğurt(150ml)
1 küçük meyve veya 1 dilim evde yapılmış kek
Akşam
2-3 adet ızgara köfte
1 kase çorba
½ dilim tahıllı ekmek
Gece
Anne sütü
-
Bebeklerde ek gıdaya geçiş sürecinde dikkat edilecek noktalar
Bebeklerde ek gıdaya geçiş sürecinde dikkat edilecek noktalar
Yaşamın ilk altı ayı anne sütü ile beslenen bebeklerde, altıncı aydan sonra ek besinlere geçiş dönemi ‘weaning’ olarak adlandırılmaktadır. Bebeğe anne sütü yanısıra, yarı katı ve katı gıdaların verildiği, tek başına anne sütü ile beslenmenin kesildiği bir dönemdir. Tabi ki beslenme yaşamın her döneminde önemli olmakla birlikte, özellikle büyüme ve gelişmenin çok hızlı olduğu ilk iki yaşta çok önemlidir. İlk altı ay bebeğin protein ve enerji ihtiyacını anne sütü tamamiyle karşılamaktadır. Büyüme gelişmenin hızlı devam ettiği altı ay-iki yaş sürecinde, bebeğin protein ve enerji ihtiyacının karşılanması için anne sütü yanısıra, ek besinlere ihtiyaç vardır.
Altıncı aydan sonra anne sütüne ilaveten, bebeğin fizyolojik gelişimine uygun ek besinler başlanmalıdır. Her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren birtakım ipuçlarından faydalanmak gerekmektedir.
Ek besinlere başlama zamanını gösteren ip uçları nelerdir?
Bebeğin ısırma, çiğneme ve yutma koordine hareketlerin başlaması, ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması, başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi, herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi, parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi, yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi, yiyecek verilince ağzını açması, diş çıkarmaya başlaması gibi sıralanabilir. Bu sürece başlamada annenin hazır ve istekli olması da önemlidir.
Ek besinler hazırlanırken nelere dikkat edilmelidir?
Ek besinler hazırlanırken en önemli konu, enfeksiyon riskinin azaltılmasıdır. Bu da öncelikle besini hazırlayan kişinin el yıkaması ile başlar. Yemek hazırlamadan ve yedirmeden önce, bebeğin altı değiştirildikten sonra, tuvaletten çıktıktan sonra ve dışarıdan geldikten sonra mutlaka sabun ve su ile el yıkanmalıdır.
Ek gıdaların hazırlandığı kapların temizliği de çok önemlidir. Kullanılan kapların temizliğini sağlamak için bu kapların kolay yıkanabilen çelik, cam ve porselen olmasına dikkat edilmelidir. Plastik kaplar kullanılmamalıdır. Biberon temizliğinin zor olması ve ishal riskini artırması nedeniyle tercih edilmemelidir. Meyve püreleri için cam rende kullanılması, çelik rendeye göre vitamin değerlerinin daha az kaybolmasına yardımcı olacaktır. Besin hazırlanırken kullanılan kapların yüksek ısılarda yıkanması ve etkili durulanması hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlilikten korunmak için gereklidir.
Besinlerin bol suda yıkanması ve besinlere uygun pişirme ve saklama yöntemlerinin kullanılması gerekir. Yıkanmış ve soyulmuş sebzeler pişirildikten sonra oda ısısında iki saatten fazla bekletilmemeli, eğer daha sonra tüketilecek ise buzdolabında saklanmalıdır.
Ek besinlerin miktarı, kıvamı ve beslenme sıklığı nasıl olmalıdır?
Ek gıdaların, başlangıçta püre kıvamında, sekizinci aydan itibaren partiküllü (pütürlü) ve elde yiyebileceği gıdalar olması gerekmektedir. Partiküllü (pütürlü) gıdaların, onuncu aydan daha sonra başlanan bebeklerde, ileriki dönemlerde beslenme sorunları gelişebilmektedir. Beş yaşına kadar çocuklara sert ve küçük (fındık-fıstık-leblebi) yiyecekler akciğerlere kaçırma (aspirasyon) riskinin yüksek olması nedeniyle verilmemelidir.
Beslenme sıklığı her çocuğun iştahına ve isteğine göre değişmekle birlikte genel olarak, 6-8 ayda 2-3 ana, 1-2 ara öğün, dokuz aydan sonra da 3-4 ana, 1-2 ara öğün önerilmektedir. Anne sütü alan bebekler, aralarda bebek istediği zaman emzirilir.
Ek besinlerine ilk geçildiği dönemde her besin üç gün kuralı ile miktarı artırılarak verilmeli, daha sonra her öğünde 1-1/2 kase olarak verilmelidir. Bebeğimizde büyüme geriliği var ise, tüketilen ek besinlerin kalori hesapları yapılarak beslenme düzenlenmelidir.
Ek besinlerin içeriği nasıl olmalıdır?
Besin içeriği ilk günlerde veya 1-2 hafta tekli besinlerden oluşmalıdır. Daha sonra ana öğünlerde her besin grubundan gıdanın yer alması gereklidir. Karbonhidrat (tahıl, bulgur, pirinç,un vb), protein (et, kuru baklagil vb), kalori (yağ), vitamin-mineral (tahıl- meyve,sebze) içeriği açısından dengeli olması gereklidir.
Ek besinlerin mevsimine uygun. sebze ve meyvelerden seçilmesi, konserve, dondurulmuş-paketlenmiş yiyecekler, hazır meyve suları ve kolalı içeçekler, içine boya ve tatlandırıcı katılmış besinlerden kaçınılması gereklidir. Her ek gıdanın evde hazırlanması gerekmektedir.
Yemeklerin günlük pişirilmesi, etlerin, sebzelerden ayrı basınçlı (düdüklü tencere) pişirilmesi, yumurtanın katı pişirilmesi gereklidir. Hazırlanan besinlerin oda ısısında 2 saatten fazla bekletilmemesine dikkat edilmelidir.
Allerjen olduğu için yumurtanın beyazı 12. Aydan sonra başlanmalıdır. İnek sütünün demir içeriğinin düşük olması, alerji ve barsak sisteminde kanamaya yol açabileceği için 12. Aydan sonra başlanmalıdır. Keçi sütü de aynı özellikleri taşıdığı için tercih edilmemelidir. Çay ve bitki çayları, bal, reçel, yağlı balıklar 12. Ayı tamamladıktan sonra verilmelidir. Ek besinler hazırlanırken tuz ve şeker kullanılmaması, besinleri doğal tadı ile öğrenmesini kolaylaştırmaktadır. Ancak tat arayan bebeklerde dokuzuncu aydan sonra çok az miktarda eklenebilir.
Aylara göre hangi ek besinler önerilir?
6-7 ay; Yumuşak, yarı sıvı, tekli besinler; meyve; püre veya suyu (elma-şeftali-armut-muz…), Yoğurt, Sebze, püre (patates, havuç,kabak…), 7-8 ay; İki çeşit besin içeren ikili karışımlar; yoğurt çorbası, tarhana çorbası, meyveli yoğurt, etli sebze. Ayrıca yumurta sarısı ve beyaz peynir ve birde tahıl içeren kahvaltı verilmeye başlanır. 8-9 ay; Üç veya daha fazla besin içeren çoklu karışımlar verilebilir; sebze çorbaları, köfte, dolma, kuru baklagiller, balık, tavuk…
Bebekler bir yaşından itibaren, sağlıklı ve dengeli olmak şartıyla aile sofrasından beslenebilir.
-

DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..
Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, aşırı şişmanlık ve obezite hastalığının altında yatan sebebin dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamla sınırlı olmadığını söyledi. Çağın vebası olarak değerlendirilen obezitenin, bireylerin ruh sağlığıyla etkileşim kurduğunu belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Her iki olumsuzluğun kaynağında başka nedenler de olsa, tedaviye muhtaç psikoloji obeziteyi, obezite de sağlıklı insan psikolojisini olumsuz yönde tetikliyor” dedi.
Son yıllarda obezite ve kilo ile ilgili problem yaşayan bireylerin sayısının her geçen gün artarak devam ettiğine dikkati çeken Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, şunları söyledi: “Çalışma sürelerinin artışı, ekonomik sebepler ve zamansızlık günümüzde bireyleri sağlıklı olmayan, hazır besinlere yönlendirmekte olduğu da bir gerçek. Ancak kişilerin sağlıksız besinlere tercihleri ve bu besinlerin tüketimine devam etmelerini sağlayan davranışların altında ‘duygusal yeme’nin rol aldığı yapılan çalışmalar ile desteklenmiştir.”
Mutlu Eden Besinlere Yönelince
Özellikle bayanlarda, erkeklere oranla duygusal yemenin etkili olduğunu sözlerine ekleyen Psikolog Yağcıköseoğlu, “Kişi; fiziksel açlığı olmasa bile sıkıntı, öfke, yalnızlık , suçluluk duygusu, karşılanmamış beklentiler geliştiği durumlarda, kendisini mutlu eden besinlere yönelerek istemediği duygular ile kısa bir süreliğine baş edebiliyor. Beyinde haz ve rahatlama sağlayan kimyasal maddeler olan seratonin ve dopamini artırdığı için daha çok karbonhidrat ve yağ türü besinler tercih ediliyor bu sebeple kişi kendi içinde bir baş etme mekanizması geliştirmiş oluyor. Karbonhidrat ve yağlı besin tercihi kilo artışı sağladığı için özellikle bayanların kendinden hoşnut olmamasına sebep olarak duyguları ile baş etmesini güçleştiriyor.” diye konuştu.
-

Bebeklerde katı gıdalara geçiş

* Bebeklerde katı gıdalara geçiş en erken kaç aylıkken olmalıdır?
Yaşamın ilk iki yılı, büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde doğru beslenmenin ileri yaşlara da yansıyan önemli etkileri vardır. Katı gıdalara başlama zamanı 4. aydan önce olmamalı, katı gıdalara geçiş zorlanacağından 6. aydan sonraya da bırakılmamalıdır.
* Bebeğin katı gıdalara hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır?
Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan önce gelişmez. Bebeklerin emmeden ağızlarını kapalı tutarak çiğneme ve yutmadan oluşan yemek yeme davranışını öğrenmeleri zaman alır. Bu aşamada dil oluk görevini bırakarak öne ve yana döndürme gibi karmaşık hareketleri yapmasını öğrenir. Bebeklerin 6-7 aylar arasında katı besinlerle tanıştırılmaları bu davranışın kazanılması açısından önemlidir.
* Alacağı ilk katı gıdalar ne olmalıdır ve sonrasında nasıl devam etmelidir?
Bebeklerin beslenmesi ilk aylarda sıvı besinlerden oluşur. 6. aydan sonra önce pürelere, ardından bir ay içinde daha katı ve pütürlü besinlere geçilerek bebeğin farklı yapıdaki besinleri alması sağlanmalıdır. Elma ve şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püreleri ilk başlanacak besinlerdir.
Daha sonra püre türünde hazırlanan gıdaların bir ay içinde yavaş yavaş katı ve pütürlü şekillerine geçilir. Sebze mamaları taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ da eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Patates, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, karnabahar sebze mamasına eklenebilir.
* Bu süreçte anne sütünün beslenmedeki yeri nedir?
İlk 4-6 ay bebekler sadece anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü ile beslenme iki yaşına kadar faydalıdır. Tamamlayıcı beslenmeye başlanılan 4 – 6. aylardan sonra da çocuğun büyüme-gelişme, zeka gelişimi, hastalıklardan korunma gibi bir çok etkisinden dolayı beraberinde anne sütüne de iki yaşına kadar devam edilmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da önerilmektedir.
* Katı besinlere ilk geçişte dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Katı besinlere erken başlanması anne sütü alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.
Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan sonra gelişmektedir. Katı besinlerin verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bu durum besini reddetme olarak algılanmamalı, doğal bir tepki olarak karşılanmalıdır. Bebeklerin istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 7. ayda düzelir. Bu dönemde yeme ve içme faaliyetleri etrafı çok kirleten bir eylemdir. Birçok bebek yiyeceklere kendi elleri ile dokunmak ve ağızlarına sokup çıkarmak isterler. Çocuk gelişiminin normal bir parçası olan bu hareketlere izin verilmesi, bebeklerin el ve ağız hareketlerinin olgunlaşmasına yardım eder.
Katı gıdalara ilk geçilme zamanlarında çocuk bunları öğürebilir ve kusabilir. Bu durumda katı ve pürtüklü gıdalara başlamaya kesinlikle ara verilmeyip, kısa bir süre sonra tekrar denenmelidir. Katı ve pürtüklü gıdalara geçiş 6-7. aylardan sonraya bırakılırsa çocuğun bu gıdalara alışması daha sonra çok zor olacaktır. Bu nedenlerden dolayı katı besinler, çatalla ve cam rende ile ezilmeli ve ufak parçalara ayrılmalı, kesinlikle blender veya robot kullanılmamalıdır.
* İlk defa denediği bir yiyeceğe allerjisi olup olmadığını anlamak için nelere dikkat etmek gerekir?
İlk kez verilecek besinler haftada bir çeşit olacak şekilde verilmelidir. Böylece istenmeyen bir allerjik reaksiyon geliştiğinde, buna hangi yiyeceğin neden olduğu kolayca anlaşılabilir. Bebeklerde besin allerjisinin en sık bulguları kusma, ishal, aşırı gaz artışı, huzursuzluk, ciltte döküntü ve bazen de kakada kan görülmesi şeklinde ortaya çıkar.
* Bu dönemde özellikle verilmemesi gereken yiyecekler nelerdir?
Allerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et ilk verilecek besinler arasında yer almaz. Pırasa ve taze fasulye gibi uzun lifli sebzeler püre haline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde kullanılmaz. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin nitrat içerikleri bekletilmekle artacağından, pişirildikten hemen sonra yenmelidir. Bakla nadir olmakla birlikte favizme yol açacağından, patlıcan da hiç mineral ve vitamin içermediğinden bebeklikte seçilecek uygun besinler değildir.
* Verilen yiyecekleri reddediyorsa alıştırmak için neler yapılabilir?
İlk kez verilecek besinler bebek açken ve kaşık ile verilmelidir. Ek besinler tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalıdır. Bebeğin alımına uygun olarak verilen miktar ve öğün sayısı artırılmalıdır. Bebek almadığı besinler için zorlanmamalı ve bir süre sonra tekrar verilmelidir. Bu arada başka yeni bir besin denenmelidir.
* Bebeğin yeterli beslendiği nasıl anlaşılır?
Bir bebeğin yeterli beslendiğinin tek göstergesi haftalık ve aylık kilo alımları ile her gün yeterli miktarda idrar yapmasıdır. İlk altı ay haftada 150, ayda 600 gr ve üzeri, ikinci altı ayda ise haftada 100, ayda 400 gr ve üzeri kilo alımları bebeğin yeterli beslendiğinin en önemli kanıtıdır.