Etiket: Besin

  • Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz ve çocuk sağlığı

    Yaz çocuklar için oldukça keyifli bir dönemdir ancak yazı sağlıklı geçirebilmek için bir çok konuya dikkat edilmesi gerekir.

    1-Güneş ve Deniz

    Güneş

    Güneş ışınları gün geçtikçe daha herkes için daha tehlikeli hale geliyor. Ancak bebekler ve çocuklar düşünüldüğünde bu konunun çok önemli iki yönü var.

    a)Cilt kanseri . Artık biliyoruz ki cilt kanserinin en önemli nedeni bebeklik ve çocuklukta maruz kalınan korunmasız güneş ışınları.Cilt kanseri genellikle çok uzun bir süre sonra 5.dekattan sonra ortaya çıkıyor ancak daha erken yaşlarda da ortaya çıkan cilt kanseri oranının arttığı biliniyor

    b)Güneş yanıkları Güneş yanıklarının kendisi clt kanseri riskini çok arttırabildiği gibi aynı zamanda çocuğa oldukça zarar verecek rahatsızlıklara neden olabiliyor.Güneş ışını birinci ,ikinci ya da üçüncü derecede yanıklara sebep olabiliyor.Bu yanıklar cildin iikincil iltihabina neden olabilir ve antibiyotik tedavisi gerekebilir.

    c)Vücudun susuz kalması (dehidratasyon) Bu bebekler ve küçük çocuklar için çok daha büyük problemdir.Havanın sıcak olması su gereksinimini arttırırö özellikle güneşte uzun kalmak ya da güneş yanıkları bebekler ya da küçük çocuklarda sıvı kaybına neden olabilir.Özellikle de ishal ya da kusma varsa sıvı kaybı olasılığı çok artacaktır.

    Ne yapmalı

    1-Çocuklar 10-4 arasında güneşe çıkmamalı

    2-Güneş kremlerinin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesinde fayda var.Mayıs ayında da hava güneşli iken güneş kremi kullanmakta fayda var.Güneş kremleri 50 faktör ve üstü olmalı. Daha koyu kıvamda olanlar daha etkin.

    3-Güneşe çıkılması gerekirse giysilerin güneş kremlerinden çok daha etkin olduğu unutulmamalı.

    4-Şapka çok önemli.Artık bebeklerde kataraktı önleme açısından güneş gözlüğü de öneriliyor ancak kullanımı zor olabiliyor.

    5-Bebek ve çocukların günde 5-10 dakika kadar ya sabahın erken saatlerinde ya da akşamüstü geç saatlerde korunmasız güneşe çıkması D vitamini sentezi açısından önemli.

    Deniz

    Üç aydan büyük bebekler denize girebilir ve başlarını da sokabilirler.Deniz suyu çocuklar ve bebekler için çok yararlıdır.Denizin temiz olmasına ve ısısına dikkat etmeli.Tabii 10-16 arası güneşe çıkmamak gerektiği unutulmamalı.Eğer bebek üç aydan küçükse ya da deniz bebeğin dayanamayacağı kadar soğuksa deniz suyu portative havuza doldurulabilir ve bebek onun içinde banyo alabilir.Suda güvenliğe çok dikkat edilmesi gerekir.Bebekler ve küçük çocuklar bir saniye bile göz önünden ayrılmamalıdır.

    Havuz

    Deniz suyu bebekler ve çocuklar için havuzdan çok daha sağlıklıdır.Klor miktarı çok önemlidir.Klor az olduğunda enfeksiyon riski olmakta çok olduğunda solunum yollarını tahriş edebilmektedir.Allerjik çocuklarda normal klor miktarları bile rahatsız edici olabilir.6 aydan küçük bebekler havuza girmemeli ya da ille gireceklerse de başlarını sokmamalıdırlar.Hassas çocukların burunun havuz sonrası hemen serum fizyolojikle yıkanması ve hemen duş alınması faydalı olacaktır.

    2- Yaz Hastalıkları

    Besin zehirlenmeleri

    Yazın besin zehirlenmeleri kıştan daha sık görülür. Bunun nedeni sıcaklığın besinler üzerindeki etkisi ve ayrıca ev dışında sık yemek hazırlanıp evdeki kadar hijyen kurallarına dikkat edilmeyişi olabilir. Hem bakteriler ( salmonella gibi) hem de virusler ( örneğin yeni isimlendirilen norovirus) besin zehirlenmelerine neden olabilir. Özellikle suyun bakteri ya da viruslerle kontaminasyonu sıklıkla besin zehirlenmesi nedenidir. Ayrıca meyve ve sebzelerin yeterince yıkanmamış olması, çiğ et tutulan elle direk yenen besinlere ellenmesi besin zehirlenmesi nedeni olabilir.

    Korunma için mutlaka içme ya da kullanma suyunun temizliğinden emin olunmalı, yoksa kaynatmadan kullanmamalıdır. Meyve ve sebzeler dikkatle yıkanmalı ve sirkeli suda bekletilmelidir. Et ve çiğ yenen besinler ayrı muhafaza edilmeli, ete ellenen elle çiğ yenen besinlere dokunulmamalıdır. Yiyeceklerde bir miktar bakteri ya da virus bulunsa da bağışıklığı iyi durumda olanlara bir şey olmayabilse de, bağışıklık sisteminde problem olan insanlarda, küçük çocuklar ve yaşlılarda besin zehirlenmesi görülebilmektedir.

    Besin zehirlenmesi durumunda yavaş yavaş ama bolca dengeli sıvılar alınması önemlidir, ilaç tedavisinin genellikle yeri yoktur ama probiyotikler işe yarayabilir. Mide barsak enfeksiyonları Kışın aksine rotavirus gibi viruslere az rastlanırken bakteriyel etkenler daha sıktır.

    Cilt problemleri

    Ciltte milaria dediğimiz halk arasında isilik olarak bilinen döküntü sıcağa bağlı olarak oluşmaktadır. Yine sıcaklık ve terlemeye bağlı olarak mantar enfeksiyonları yazın daha sık görülür. Cildi kuru ve temiz tutup bunlara özgü tedaviyi uygulamak gerekir.

    Sinek ısırıkları, cilt yaralanmaları ya da güneç yanıklarına bağlı sekonder cilt enfeksiyonları görülebilir. Yine sık el yıkama, cilt temizliği önemlidir. Cilt enfeksiyonun yeri ve şiddetine göre ya krem olarak ya da ağızdan antibakteryel tedavi uygulanır. Yine böcek ısırıklıklarına ya da arı sokmalarına bağlı olarak allerjik reaksiyonlar da görülebilir. Kimi zaman bölgesel ağrı ve şişme ile sınırlı kalırken bazen vücudun diğer yerlerine de yayılan bir dökinti ve şişme, nadir olarak da anafilaktik reaksiyon dediğimiz ürtiker ve solunum yollarında şişmeye yol açabilen anjiyödem görülür. Bu farklı şiddetlerde olabilen bir durumdur. Nadiren hayatı tehdit edici bir boyuta varabilir ama çocuk allerjik dahi olsa ilk böcek sokmalarında ( mesela arı) bu durum nadirdir. Local antihistaminli ve analjezik etkili kremler hafif reaksiyonlarda yeterli olabilirken, daha ağırlarında ağızdan antihistamin alınması çok şiddetli reaksiyonlarda ise bir hastaneye başvurulması gerekmektedir.

    Ateşlenmeler

    Yazın ateşlenmeler kıştan oldukça nadir olmakla birlikte zaman zaman görülebilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları nadirdir. Halk arasında güneş çarpması olarak da bilinen ısı şokuna bağlı olarak da yüksek ateş görülebilmektedir.

    Yaralanmalar

    Yazın çocuklar açık havada çok daha fazla zaman geçirip çok daha hareketli oldukları için yaralanmalar çok daha sık görülür. Ufak tefek sıyrık ve yaralanmalar evde temiz suyla yıkanıp antibakteryel kremler sürülerek tedavi edilebilir. Eğer toprak ya da kirli zeminlere maruz kalma söz konusuysa çocuğun tetanoz aşısının güncel olup olmadığından emin olunmalıdır. Durdurulamayan bir kanama ya da ciltte kalan bir açıklık mevcut ise bir hekime başvurmak gerekir. Çocuklar sıklıkla kollarını ve bacaklarını yaralar, burkulmalar ve yumuşak doku yaralanmaları yaşarlar. Ancak bilinmesi gereken bir şey özellikle bileklerdeki kemiklerin oldukça hassas olduğu ve küçük çocuklarda bu bölgelerdeki kemik kırıklarının da burkulmaya yakın bir sıklıkla görülebileceğidir. Bu tip yaralanmalarda mutlaka doktor muayenesi gerekecektir.

  • Gıda alerjileri (leaky gut)

    Gıda alerji ve sensitivitesi çok önem verilmese de ülkemizde çok sık görülen ve hastaların birçok çözülemeyen problemlerine neden olan sinsi yavaş ilerleyen kronik bir problemdir. Alerji denilince kişilerin aklına gelen ani dudaklarda , gözlerde şişme , nefes darlığı , şok , bayılma gibi durumlardır. Ancak gıda intoleransları yavaş gelişir.

    İntoleransların toplumda en bilineni Gluten İntoleransı’dır. Gluten intoleransı Çölyak hastalığı ile belirgin benzeşme içindedir. Bu hastalar gluteni tolere edemezler. Bazı araştırmalarda Çölyak dışı Gluten İntoleransının bir alerjik reaksiyon türevi olduğu ve doğuştan bağışıklık yanıtla ortaya çıktığı belirtilmiştir.

    Besin alerjileri ise eskiye göre hızla artmaktadır. Bu konuda birçok neden suçlanmaktadır. Gelişen tanı mekanizmaları , kullanılan besinlerdeki katkı maddeleri ve GDO’lu besinler olağan şüpheli durumundadır.

    Örneğin ABD‘de yapılan bir çalışmada 1997 – 2007 yılları arasında kliniklere başvurup besin intoleransı tanısı alan hastaların oranı %17 artmıştır. Bu kişilerden hastaneye yatırılanlarda ise dramatik bir artış olup 1998- 2000 yılları arasında %365 oranında dramatik bir artış olmuştur.

    Besin alerjilerinde Gecikmiş Tip 1 hipersensitivite reaksiyonu görülüp İgE baskın ve histamin dediğimiz bir nörotransmitter deşarjı sonucu oluşan ürtiker , kaşıntı ve bunun gibi birçok farklı duruma yol açabilir.

    Ancak tamamlayıcı tıp uygulaması yapan hekimler için asıl dikkat edilmesi gereken gecikmiş tip Gıda Sensitiviteleridir. Bunlar ortalama 72 saatiçinde gelişir .Hollanda’da Aardoon ve arkadaslarının yaptığı bir çalışmada ailelerin 5-6 yaş çocuklarda oluşan bazı problemlerde gıda intoleransı düşünmediği ve ABD’de birçok hekimin gıda sensitivitesi ile kronik hastalıkların ilişkisini ayırt edememektedir.

    Gıda Sensitiviteleri genellikle ortaya çıkmaz ve gerçekten ciddi problemlere yol açar. Kronik gıda sensitiviteleri kronik bir inflamasyona neden olup otoimmun hastalıklara neden olmaktadır. Gıda sensitivitesi deri problemlerinden davranışsal bozukluklara, nörolojik problemlerden Gastrolojik problemlere çok geniş spektrumlu problemlere yol açar.

    Başlıca neden olduğu ve görülen durumlar:

    -Akne

    -Astım

    -Kronik Kabızlık

    -Kronik ishal

    -Egzema

    -Baş Ağrıları

    -Hiperaktivite

    – İrritable Bağırsak Sendromu

    – Eklem Ağrısı

    – Obezite

    -Migren

    – Bağışıklık Sistemi Zayıflaması

    – Kronik kulak enfeksiyonları

    – Nadiren alopesi

    – Hırıltı

    Peki belli bir yaşa kadar alerjisi bulunmayan bir kişi neden aniden Gıda Alerji ve Sensitivitesine maruz kalır?

    Son 15-20 yılda endüstriyel gıdaların beslenme rutinimize girmesi zamanla değişen ve GDO ‘lu gıdalar. Artan ilaç kullanımı ve toksik yük gibi birçok faktör problemin asıl kaynağını oluşturmaktadır.

    Ana başlık olarak toplamak gerekirse:

    ⦁ Antibiyotikler

    ⦁ İşlenmiş Gıdalar

    ⦁ Pestisitler

    ⦁ Gıda katkıları

    ⦁ GDO

    ⦁ Çevresel toksin ve kimyasallar

    Böyle onlarca etkenin birleşimiyle bağırsak floramız bozulmakta ve sonuç olarak Gıda Sensitiviteleri ortaya çıkmaktadır.

    Gıda sensitiviteleri ve Leaky Gut(Geçirgen Bağırsak Sendromu) çoğunlukla bir arada bulunur. Geçirgen Bağırsak Sendromunu kısaca anlatmak gerekirse bağırsaklarımız besinlerin parçalanmasının devam ettiği ve son emilimin gerçekleştiği vücut kısmıdır. Bağırsak hücrelerimiz birbirlerine tight junction denilen yapılarla birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bulunmaktadır.

    Bu yapılar sayesinde vitamin , mineral ve sindirilmiş besinler bağırsaktan kana geçişini sağlamaktadır. Eğer bu bağlantı yapısı bozulursa bağırsağınızdan kanınıza sadece yararlı maddeler dışındaki ürünlerde geçer ve vucutta bir reaksiyon oluşmasına neden olur.

    Bazı fırsatçı bakteriler bu tight junction yapısını bozup geçirgenliği arttırmaktadır. Bu bakteriler Lipopolisakkarit dediğimiz bir yapı oluşturup geçirgeliği bozarlar.

    Peki Gıda Sensitivitesi Nasıl Teşhis Edilir?

    Gıda Sensitiviteleri veya leaky gut durumu geleneksel alerji testleriyle tanımlanamaz. Bu hastalığın tanısı için özellikli testler gerekmektedir(Kanda Zonulin Testi bunlardan biridir). Bu testler birçok farklı şekilde planlanmakta ve hastalara en uygun ve yararlı olanlar klinisyenin direktifleri ile önerilmektedir. Gıda sensitivitesi ve leaky gut hastalığında en olası süpheliler:

    Beyaz un

    Mısır

    Alkol

    Süt ve süt ürünleri

    Yumurta

    Soya

    Ve Şeker ürünleridir.

    Kliniğimizde uygulanan test yöntemi hali hazırda en doğru sonuç veren ve en seçici test yöntemlerinden biridir.

    Testimizi Yaptık Ve Gıdaları Saptadık Şimdi Ne Yapmalıyız?

    Öncelikle zararlı bakterilerin artışına neden olan özellikleri yukarıda bahsedilen yiyeceklerden uzaklaşma diyeti önerilir. Bağırsakta eksik olduğunu düşündüğümüz ve iyileşmeyi sağlayacak yararlı bağırsak bakterilerini vücudun ve hastanın ihtiyacı oranında kullandırılır. Buna ek olarak hastaya Tamamlayıcı Tıp yöntemleri ve detoks programları uygulanır.

    Stresten uzaklaşması istenir.

    Lifli gıda tüketimi arttırılır.

    İlaçlar ve koruyucu madde içeren her türlü maddeden uzaklaştırılır.

    Glutamin , Meyan Kökü , Probiotik ve probiotik içeren besinler (sirke , şalgam, kefir, turşu vbg.) Uygun olanlar beslenme ritüellerine eklenir.Herkese sağlıklı güzel günler.

  • Besin alerjisi-besin intoleransı-besin duyarlılığı

    Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli maddeleri oral yolla alma işlemi yani beslenme tüm canlıların zorunlu temel ihtiyaçlarının başında gelir. Besinleri kimyasal yapılarına göre; organik ve inorganik olarak gruplandırabileceğimiz gibi elde edildikleri kaynaklara göre; bitkisel, hayvansal ve mineraller diye ya da vücuttaki işlevlerine göre enerji verici, yapıcı-onarıcı ve düzenleyici olarak gruplandırabiliriz. Gruplandırma şekli nasıl olursa olsun sağlıklı bir beslenme programında temel grupları belli oranlarda tüketmeliyiz: Karbonhidratlar (%55-60), Protein (%10-20), Yağ (%20-25) ve geri kalanı vitamin, mineral olarak dengeli ve dönüşümlü olarak tüketmeliyiz.

    Sindirim sistemi bir seri özelleşmiş bölgelerden meydana gelen kanal sistemi olarak düşünülebilir. Bu sistemin ağızdan başlayan mekanik ve sonrasında devam eden kimyasal sindiriminin hemen her aşamasında önemli görevleri olan sıvılar yani sindirim sistemi sıvıları önemli bir yer tutar. Bunlar: Tükürük, mide salgıları, safra, pankreas sıvıları ve ince bağırsak salgılarıdır. Bu sıvıların toplamı günde 3-4 litreyi bulmaktadır.

    Ağızda besinlerin mekanik parçalanması ile başlayan sindirim işlemi, besinlerin 25-30 cm. yemek borusunu geçmesi sonrası mideye geldiğinde mekanik ve enzimatik sindirim devam eder. Mideden sonra ince bağırsaklara geçen kimus, burada karaciğer, safra kesesi, pankreas enzimleri ve bağırsağın kendi salgıları ile parçalama ve emilim işlemi maksimuma ulaşır. Daha fazla sindirilemeyen besinler ince bağırsağın peristaltik hareketleriyle ilerlerken, su ve içindeki erimiş maddeler kolon mukozası tarafından geri emilir. Son olarak katılaşmış ve suyu emilmiş atık feçes olarak bedenden uzaklaştırılır. Ancak bağırsaklar sanıldığının aksine sadece atılım organı değildir. İç yüzeyini döşeyen özelleşmiş ve 400 metrekareye varan mukoza yapısı, emilimi sağlayan villusları, içerdiği 200 milyon sinir hücresi, 1014-15 hücre sayısı, çok zengin vejetatif sinir sistemi, damar ve lenfatik sistem ağı, fonksiyonel salgıları ve özel florası ile bedenin çok önemli bir parçasıdır. Bağırsaklar salgıladıkları hormonlarla endokrin sistemin, mukoza immun salgılarıyla immun sistemin bir organı olarak değerlendirilebilir. O zaman beslenme, artık ürünlerin atılımı, metabolizma, endokrin sistem ve immun sistem fonksiyonları düşünüldüğünde şunu söyleyebiliriz: Sağlıklı bir beden ancak sağlıklı bağırsaklarla mümkündür.

    Bir benzetme yaparsak, bir bütün olarak insan bedenini bir ev ile karşılaştıracak olursak; mide bağırsak sistemini bir evin mutfak ve banyosuna benzetebiliriz. Yaşam kalitesi yüksek bir ev için bu iki fonksiyonel ünite ne kadar önemli ise, bedenin bütününün sağlığı için de bağırsaklar en az o kadar önemlidir.

    Beslenme, dışarıdan alınan besinlerle gerçekleşen yaşamsal ihtiyaçtır. Sağlıklı beslenme kavramının içinde sağlıklı, dengeli ve dönüşümlü beslenme vardır. Sağlıklı beslenme için önemli olan kriterler:

    Besinin kalitesi: Tükettiğimiz besinlerin üretim koşulları, organik olup olmaması, hazır gıda olup olmaması, katkılı hazır gıda olması…

    Beslenme kalitesi: Gün için öğünlerin düzeni, besin gruplarının günlük tüketim oranı, ana grupların haftalık beslenmemizdeki dönüşümü…

    Mide bağırsak sisteminin kalitesi: Ancak sağlıklı bir bağırsak sisteminde gerçekleşebilecek olan yeterli parçalanmanın, emilimin, sindirimin ve atılımın gerçekleşebilmesi. Her hangi bir besin hassasiyeti, besin alerjisi ya da besin duyarlılığının olmaması halidir.

    BESİN ALERJİSİ-BESİN İNTOLERANSI-BESİN DUYARLILIĞI

    Aslında besin intoleransı, besin alerjisi ve besin duyarlılığının hepsi besin yan etkisidir. Uzun yıllar bilimsel topluluklar besinlerin yan etkilerinin sınıflandırılması konusunda fikir birliği sağlayamamışlardır. En çok bilinen sınıflama Avrupa Klinik İmmunoloji ve Allerji Akademisinin belirlemiş olduğudur. Fizyopatolojik mekanizmaya göre yapılan bu sınıflamanın anlaşılması da çok kolaydır.

    1- Non-Toksik

    a. Allerji

    i. Tip 1 Aşırı duyarlılık

    ii. Diğer IgE kaynaklı duyarlılıklar

    b. İntolerans

    i. Farmakolojik (yanlış alerjiler)

    1. Sık biyojenik amin alımına bağlı

    2. Histamni salgılayan besin alımına bağlı

    ii. Enzimatik (favizim)

    2- Toksik

    Bu konuda yani besin hassasiyeti diyebileceğimiz bu tablonun sınıflandırması nasıl olursa olsun günlük hayatın içindeki kullanımında bir karışıklık mevcuttur. Bu kavram karışıklığını aydınlatmak için bu 3 grup yan etkinin tanımlarını inleyelim.

    1-BESİN ALLERJİSİ

    Besin allerjisi immünoljik bir reaksiyondur. Bu reaksiyonlar immun sistemin istenmeyen aşırı duyarlılıklarıdır. Reaksiyonların çoğu doku lezyonları ile ortaya çıkar. Biyolojik mekanizmaları farklı olan 4 tip aşırı duyarlılık vardır. Bunlar:

    i.Tip 1 Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu

    Normalde zararsız olan belirgin bir çevresel antijenle tekrar karşılaşma sonucu gelişir. Birey, söz konusu alerjene karşı daha önce IgE sınıfından antikor üretmiştir. Kişinin alerjene maruz kalması, allerjenin karşılaştığı dokulara bağlı olarak sistemik veya lokal bir reaksiyon meydana getirir. Alerjenin dozuna ve maruz kalınma yoluna göre, göz konjonktivasında ödem, gözlerde kaşıntı ve sulanma, dolaşım yetmezliği ve şok meydana gelebilir. Bazı alerjik hastalıklara örnek olarak alerjik astım alerjik konjonktivit allerjik rinit anaflaksi anjiödem ve ürtiker gösterilebilir.

    

ii.Tip II Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu


    Antikor aracılığıyla aşırı duyarlılık reaksiyonunda, vücudun kendi hücreleri üzerinde yer alan antijenlere karşı gelişen bağışıklık yanıt sonrası antikorlar gelişmiştir. Hücreler üzerinde yer alan bu antikorlar endojen veya eksojen olabilir. Bu antijenlere karşı gelişmiş IgG ve IgM sınıfı antikorların söz konusu antijenlerle birleşmesi sonrası, klasik yol üzerinden kompleman sistemi aktivasyonu gerçekleşir. Kompleman aktivasyonu patojen taşıyan hücrelerin yok edilmesi amacını taşır. Bu reaksiyonun oluşması ve etkinliği, saatler veya günler boyunca sürebilir. Bazı örnekleri otoimmün hemolitik anemi Goodpasture sendromu pemfigus pernisiyöz anemi immün trombositopeni ve kan transfüzyonu reaksiyonları olarak sıralanabilir.

    

iii. Tip III Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu 


    İmmün kompleks hastalığı veya immün kompleks aşırı duyarlılığı olarak da adlandırılır. IgG veya IgM antikorlarının antijenler ile birleşmesi sonucu meydana gelen immün komplekslerin oluşması ve bu immün komplekslerin sistemik dolaşımda yani kanda bulunmaları ile açığa çıkar. Bu immün kompleksler değişik dokularda birikerek etkilerini gösterirler (cilt, böbrekler ve eklemler gibi) Biriktikleri dokuda Tip II aşırı duyarlılık reaksiyonu meydana gelir. Bu reaksiyonun gelişmesi ve etkinliği saatler veya günler boyunca sürebilir. Bazı örnekleri immün kompleks glomerülonefriti, romatoid artrit, sistemik lupus eritamatozis sıralanabilir.

    

iv. Tip IV Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu 


    Hücre aracılığıyla aşırı duyarlılık olarak da adlandırılır, etken bileşenler bağışıklık sistemi hücreleridir. Değişik alt grupları vardır;

    • Gecikmiş tip aşırı duyarlılık


    • Bazı kronik alerjik hastalıklar veya parazit infeksiyonlarında gelişen duyarlılık


    • Sitolitik T lenfositlere bağlı gelişen hücresel bağışıklık yanıtı


    • Doğal öldürücü hücreler tarafından meydana gelen hücresel bağışıklık.

    2-BESİN İNTOLERANSI

    Vücudun gıda veya katkı maddelerine karşı gösterdiği, sindirim veya metabolizma ile ilgili olan fakat immun sistemin olaya iştirak etmediği reaksiyonlardır. Besin intoleransı bir enzim eksikliğidir. Eksiklikler parsiyel ya da total olabilir. Enzim eksiklikleri de konjenital olabileceği gibi laktoz ve fruktoz intoleransının çok büyük bir kısmında olduğu gibi edinsel de olabilir. Laktoz ve fruktoz intoleransı, besin intoleransının en sık karşılaşılan örnekleridir. Besin intoleransının tanısı eksik olan enzimin tayini ile konulur.

    3-BESİN HASSASİYETİ

    Bağırsak disbiyozisi varlığında mukozal bariyerin hasarı sonucu gelişen, besinlere karşı artmış antikor üretimi ile seyreden reaksiyon zinciridir. Hassasiyetin geliştiği besin grubu frekans karşılaştırma yöntemleri ile bulunabileceği gibi serolojik olarak bu besinlere karşı gelişmiş olan IgG tayini ile de konur. İmmun sistem ancak bağırsak mukozasının seçici geçirgen özelliğinin bozulduğu ve kana geçmemesi gereken besin artıklarının geçmesi ile antikor oluşturmaya başlar. O güne kadar sindiriminde bir sorun yaşanmayan besin grubu artık kendisine karşı antikor gelişmiş olduğu için tekrarlayan temaslarda reaksiiyon vermeye başlar.

    EN SIK HANGİ BESİNLERE KARŞI HASSASİYET GÖRÜLÜR

    Süt ve süt ürünleri, yumurta, kabuklu deniz ürünleri, rafine karbonhidratlar, gluten, fıstık, fındık ve çeşitleri… en sık besin hassasiyetinin tespit edildiği besin gruplarının başında gelmektedir. Sebebi sık tüketmek, dengeli ve dönüşümlü beslenmeye uymamak, ailesel yatkınlık vb olabileceği gibi esas önemli olan tüm besin hassasiyetlerinin altında bozuk bağırsak florası yani disbiyozis olması ve bu duruma sekonder gelişen bağırsak mukozal bariyerinin hasarıdır.

    Bağırsak florası, bağırsakların mukozal yüzeyinde yaşayan ve bedenin bütünü için çok sayıda faydalı görevi olan mikroorganizmalar topluluğudur. Florayo oluşturan grupların sayıları ve birbirlerine oranını da önemlidir. Bağırsak florasının pekçok görevi içerisinde en önemlileri immun sistem ve sindirim sistemi için yaptıklarıdır. Bağırsak florası,

    • Antibiyotik kullanımı


    • Ağrı kesiciler ve diğer kimyasal ilaçların kullanımı


    • Enflamatuar bağırsak hastalıkları


    • Batın başta olmak üzere operasyonlar


    • Katkılı gıdalar


    • Dengesiz beslenme


    • Tek yönlü beslenme


    • Asidik beslenme


    • Dehidratasyon


    • Asitli içecekler ve alkol


    • Ağır metaller başta olmak üzere pekçok sebeple bozulduğu duruma disbiyozis diyoruz. İşte besin hassasiyeti de disbiyozis zemininde gelişen ve yaşam kalitesini anlamlı ölçüde düşüren bir klinik durumdur.

    BESİN HASSASİYETİNDE KLİNİK

    Besin hassasiyeti varlığında kişi sindirim sistemine ait bir yakınması olmayacağı gibi, hassas olduğu besin gruplarını çok iyi ayırt da edebilir. Beraberinde bağırsak flora bozukluğunun olduğu da göz önünde bulundurularak besin hassasiyetinde en sık karşılaşılan klinik yakınmalar;

    • Meteorizm


    • Hazımsızlık


    • Kabızlık


    • Dışkılama düzen bozukluğu


    • Kilo artışı


    • Ödem


    • Halitozis


    • Kan şeker disregülasyonu

    BESİN HASSASİYETİNDE TEDAVİ YAKLAŞIMIMIZ NE OLMALIDIR?

    1. Nöralterapi:

    2. Bağırsak Florasının Düzenlenmesi:

    3. Sindirim Enzimi Desteği:

    4. Latent Asidozun Tedavisi:

    5. Kolon Hidroterapi:

    6. Pulsatif manyetik alan tedavisi:

    7. Candida albicans hiperkolonizasyonuna yaklaşım:

    8. Detoksifikasyon:

    9. Rektal Ozon Tedavisi:

    Sonuç olarak, sağlıklı bir beden ancak sağlıklı bağırsaklarla mümkündür. Ve hiçbir zaman hastalık yoktur hasta vardır. Tüm bu genel yaklaşımlar hekimin ön görü ve tecrübesine göre hastaların herbirine dikkatli kontrol ve izlemlerle uygulanmalıdır. Beslenme bir alışkanlıktır. Besin hassasiyeti ve disbiyozis tedavisinin kalıcı olabilmesi için kişilerin sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, günlük yeterli miktar su içmeyi ve düzenli beden aktivitesini yaşam şekilleri haline getirmeleri gerekmektedir. Kimyasal ilaç kullanımını ise gerçekten gerekli durumlarda ve probiyotik desteği ile yapmaları önemle anlatılmalıdır. Hastalarımızı bilinçlendirmek konusunda bu noktada biz hekimlere çok görev düşmektedir. Bu da hekimlik sanatının kendisidir.

  • Gıda intoleransı testi nedir, nasıl yapılır?

    İSTER DİYET, İSTER SPOR YAPIN, KİLO SORUNUNDA İNTOLERANSINIZI BİLEREK BESLENMEK ŞART!

    Yediklerinizin uyku, sindirim, şişkinlik ve kilo verme gibi sorunlarda başrolü oynadığını söylersek sanırız, çoğunuz bunun inandırıcılığı konusunda şüphe duyabilirsiniz. Ancak Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin, vücudumuzda olumsuz etkilere yol açıp, kilo verememe, obezite, mide bağırsak şikayetleri, deri ve cilt rahatsızlıkları başta olmak üzere bir çok rahatsızlığa yol açabiliyor. İşte Gıda intolerans testi bu noktada devreye giriyor ve vücudumuzuna zarar veren ve size kilo aldıran gıdaları öğrenmemizi sağlıyor.

    YEME ALIŞKANLIĞINIZDAKİ YENİ ÖĞRETİLERLE, HAYATINIZI DEĞİŞTİRİN!

    Yaşam ve beslenme alışkanlıklarımızda ihtiyacımız olan ve vücudumuzun kolaylıkla absorbe edebildiği besinleri seçerek yaşam kalitenizi yükseltmek, artık hiçte zor değil.

    Yıllardır sahip olduğunuz bir cilt probleminin, verilemeyen kiloların ya da anlayamadığınız fiziksel rahatsızlıkların nedeni aslında çok masum olarak gördüğünüz bir besin olabilir.

    Çoğu zaman sağlımıza dikkat etmeyi işlenmiş veva bol kalorili yiyeceklerden uzak durmak olarak görüyoruz. Elbette ki, bu çok doğru olsa da beslenme planımızı oluştururken kişisel hassasiyetlerimizi de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gıda intolerans testi, bu açıdan kişiye birebir sonuçlar veriyor. Bize zarar veren gıdaları kendi kendinize anlamanız neredeyse imkansız 200 tane Gıda ve içeceği incelenen bu testte,neye karşı inteleorasın olduğunu öğrene biliyorsunuz .Masum görünen bir meyve, bir sebze bile bazen yaşadığımız rahatsızlıkların kaynağını oluşturabiliyor.

    Gıda İntoleransı Testinin Yapılışı: Şöyle ki, parmak ucunuzdan alınan kan iki hafta süren kapsamlı laboratuvar analizi yapılıyor. Gelen sonuçlar doğrultusunda hastanın hangi besinlere karşı intoleransı olduğu belirleniyor ve bu besinler belli sürelerde hastanın hayatından çıkarılıyor. Özellikle kilo vermekte sorun yaşayan, mide, bağırsak şikayetleri olan kişiler, cilt problemleri yaşayan ve şişkinlik ve ödem sorunlarıyla sıkça karşılaşanlar bu test sizin yaşam kalitenizi arttırdığı gibi kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

  • Gıda duyarlılık testi

    Gıda duyarlılık testi

    Beslenme, açlık duygusunu bastırmak, karın doyurmak ya da canın çektiği şeyleri yemek içmek değildir. Yaşam kalitemizi arttırmak ve daha sağlıklı olmak için doğru beslenmeliyiz. Böylece; büyüme, gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşamak için gerekli olan öğeleri alıp vücudunda kullanılabiliriz.

    Beslenme amacımız yaş, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve içinde bulunduğumuz fizyolojik duruma göre gereksinimimiz olan enerji ve besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarlarda alması olmalıdır. Bugüne değin yapılan bilimsel araştırmalar insanın 50’ye yakın türde besin öğesine gereksinimi olduğunu ortaya koymuştur. Bu öğelerin herhangi biri alınmadığında, gereğinden az ya da çok alındığında, büyüme ve gelişmenin engellendiği ve sağlığın bozulduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Vücudun yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin öğelerinin her birinin yeterli miktarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumu “yeterli ve dengeli beslenme” deyimi ile açıklanır.

    Peki, sürekli olarak dengeli beslenmeden ve çeşitlilikten bahsediyorken acaba sağlıklı diye bildiğimiz birtakım besinler bizim hasta olmamıza sebep olabilir mi? Sıkça tükettiğimiz besinler birer şeytan mı, melek mi? Diyet bireye özgü olarak hazırlanmalıdır. O halde daha özgün bir diyet programı hazırlarken, kişiye sağlıklı diye bulgur mu önermeli, yoksa kişideki duyarlılık (intolerans) durumuna göre pirinç mi tavsiye etmeli? Ya da inek sütü, yumurta, domates, mercimek, fındık, portakal gibi besleyici özelliği bulunan besinleri verirken kişideki duyarlılık faktörünü göz ardı mı etmeli?

    Stres, bağırsak florasının dengesizliği, enfeksiyon ajanları veya bazı medikal ilaçlara bağlı mukoza hasarı vb. dışında sağlıksız beslenme durumu, diyette çeşitliliğin olmaması (çok fazla miktarda beyaz un ,şeker) gibi nedenlere bağlı olarak gelişen Besin duyarlılığı yaşam kalitesini düşüren bir durumdur.

    Vücudumuz bir besinin içindeki bir maddeye genellikle bir proteine karşı savunma sistemini harekete geçirerek antikorlar oluşturabilir. Bu antikorlar “istilacı” besine karşı savaşa giriştiklerinde alerji belirtileri ortaya çıkar.

    Gıda duyarlılık testi nedir?

    kronik inflamatuar reaksiyonlara yol açma kabiliyeti olan gıda maddelerinin ortaya çıkarılmasında kullanılan bir tanı testidir. beslenmenizde önemli yer tutan ana gruplar içindeki yüzlerce gıda bileşeni ve mikroorganizmalar test edilebilir.

    Bu test sonucunda ortaya çıkan sonuçlar kilo vermeye nasıl etki eder?

    Bu yöntem bir zayıflama şekli değildir, vücudun sindirim sisteminin besinlere karşı olan tepkisini ölçen bir yöntemdir.

    Bu testten sonra nasıl bir diyet programı uygulanmalıdır?

    Bu test ile sindirim sisteminin duyarlılık gösterdiği besinler gruplara ayrılarak ya tamamen ya da kısmen beslenmeden çıkartılarak bu esnada gereken tedaviler yapılarak vücut bu maddelere duyarsız hale getirilir.

    Her kilo vermek isteyen kişinin bu testi uygulaması gerekir mi?

    Testlerin sonucunda diyet uygularken mutlaka beslenme alışkanlığının, sağlıklı beslenme kurallarına ne kadar uyduğu göz ardı edilmemelidir, bu bir zayıflama yöntemi değildir, duyarlılık gelişen her besinin tepkisi her zaman kilo alımı şeklinde olmayabilir, gaz, ishal, baş ağrısı, hormon bozukluğu, romatizma, kolit, fibromiyalji, astım, alerjik şikayetler, sinüzit gibi şikayetleri de geliştirebilir.

    Çocuklar için de bu test uygulanır mı?

    Çocuklarda özellikle sık rastlanana besin alerjileri için ise besin eliminasyon diyetleri uygulanır, alerji yaptığı düşünülen besinler diyetten çıkartılır ve daha sonra bunların tedavisi aynı büyüklerdeki gibi yapılır.

  • Ramazan ayında sağlıklı beslenme önerileri

    Vücut direncinin düşmemesi ve sağlığın bozulmaması için Ramazan ayında beslenmenin önemi daha da artar.Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak için 4 besin grubunda yer alan besinlerden yeterli miktarlarda tüketilmesi gereklidir. Bu 4 besin grubu süt ve süt ürünleri, et-yumurta-kuru baklagiller grubu, sebze-meyve grubu ile ekmek ve tahıllar grubudur.

    Susuzluk hissedilmese bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir.

    Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa, vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Buna bağlı olarak da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir. Bunun için kaybolan miktarın mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Günde ortalama, en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmelidir. Bununla birlikte ramazanda sıvı ihtiyacını karşılamak için ayran, taze sıkılmış meyve suyu, soda, sebze suyu vb. sıvıları sık sık tüketmek gerekmektedir. Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda, vücudun su ve tuz kaybı daha da artmaktadır.

    Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az iki öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak, ara öğünler yapmak gerekir.

    Sahurda ne yesek !!!!

    Sahura mutlaka kalkılmalı süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir.Gün içinde çok acıkanlar; kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi kompleks karbonhidratları sahurda tüketip daha uzun süre tok kalmayı başarabilirler.Ancak tuzlu, salamura ve ağır yağlı yiyeceklerden kaçınmak gerekir.

    İftar Vakti!!!

    Hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda besin tüketilmeyin !!! Bu kilo almaya zemin hazırlar.Gün içinde kan şekeri düştüğünden iftarda karbonhidrat yemek isteği fazladır.Ancak unutmamamak gerekir ki basit karbonhidratlar (beyaz ekmek, pide, reçeller) kan şekerinizi hızla yüksektir , bu insulin salgılanmasına ve kan şekerinin hızla tekrar düşmesine , dolayısıyla acıkmanıza sebep olur.

    Orucunuzu kuru hurma, kuru kayısı gibi kuru meyvelerle açabilirsiniz.İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar ya da çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygun olacaktır. Yine, enerji veren ve kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.

İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler yavaş yavaş ve iyice çiğnenerek yenilmelidir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra belirli aralıklarla, her seferde küçük porsiyonlarla beslenilmelidir.

    İftar sofranızda farklı besinlere yer vermeye çalışın. Haftada 1-2 defa kırmızı et, 1-2 gün balık, 1-2 gün kuru baklagiller, hafta 1-2 gün sebze yemeği beslenmenizde sağlıklı bir dengeyi kurmanızı sağlayacaktır.

    Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı oluşabilecek kabızlıkları önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ile ara öğünlerde meyve ve kuru yemişler (ceviz, fındık, badem vb.) tercih edilmelidir.

    Ramazanda öğünler sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.


    Prof.Dr.Banu Çaycı