Etiket: Besin

  • Çocuklarda beslenme bozuklukları

    Çocuklarda Beslenme Bozuklukları

    Çocuklarımızın sağlığını ve iyilik durumunu genelde yemesine göre değerlendiririz. Çoğu zaman biz büyükler çocuğumuzun yemesinden pek tatmin olmayız. Ya az yemiştir, ya bizim istediğimiz bazı şeyleri yemiyordur veya kendi başına yemiyordur.

    Hayatının belli bir döneminde beslenme problemi yaşamayan çocuk neredeyse yoktur. Bu dönemde bizim ona yaklaşımımız durumun ne kadar süreceğini ve şiddetini belirler.

    Çocuk beslenmesinin temelini anne-çocuk arasında kurulacak iletişim oluşturur. Bebeklik döneminde sağlıklı bir emzirme başarılmışsa ek gıda dönemi de genel olarak daha rahat atlatılacaktır. Unutmayalım ki beslenme bir temel ihtiyaçtır. Siz çocuğunuza uygun olan besini, uygun zamanda ve uygun miktarda sunarsanız çocuğunuz (tıbbi bir problemi olmadığı sürece) bunu mutlaka alacaktır.

    Beslenme aile ve çocuk arasında keyifli geçirilmesi gereken bir zamandır. Birşeyler yemek her insana mutluluk verir. Hele bunu sevdiğiniz biriyle birlikte yapıyorsanız daha da keyifli hale gelecektir. Bu durumda ne yapmalı?

    1. Çocuğunuzun uyku ve yemek saatlerini düzenleyin.

    Çocukların gece 20-21 arasında yatması, sabah 07 civarında kalkması gereklidir. Gece uykusunun en az on saat olması sağlıklı gelişim açısından önemlidir. Genel olarak yemek saatleri:

    Kahvaltı : 07:30-09:00

    Öğle Yemeği : 12-01:30

    Akşam yemeği : 17-18:30 saatleri arasında olacak şekilde düzenlenmesi uygundur.

    Öğünlerin bu saatler içinde ve yeme süresi 40-45 dakikayı geçmeyecek şekilde düzenlenmesi yeme ritmi ve açlık-tokluk döngüsünün sağlanmasına yardımcı olacaktır.

    2. Açlık

    Çocuğunuzun yemeğini yiyebilmesi için aç olması gerekir. Bu nedenle gece beslenmemesi, yatmadan bir saat öncesinde her türlü besinin kesilmesi gereklidir. (Özellikle 2 yaşın üzerindeki çocuklar için) Ara öğünler ana öğünlerini etkilemeyecek saatlerde verilmelidir. Ana öğününden 2,5-3 saat öncesinde beslenme kesilmeli, su dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir.

    3. Dengeli öğün

    Ana besin gruplarının dengeli olarak alınmasını sağlamak gerekir. Tahıllar, protein ve esansiyel yağlar önemlidir. Öğününde protein ve tahıllı gıdaların birlikte verilmesi yanına yoğurt, ayran veya domates, salata gibi sebzelerin eklenmesi uygun olur. Yağ olarak zeytin yağı tercih edilmelidir.(Mümkünse doğal, sızma) Kaliteli, uygun şekilde hazırlanmış tereyağı da kullanılabilir. Margarin, soya, mısır gibi yağlardan uzak durmak gerekir.

    Etli gıdalar çocuk büyümesinde çok önemlidir. Özellikle kırmızı et ve balık çocuk beslenmesinde vazgeçilmezdir. Tavuk da iyi bir protein kaynağıdır, ancak gezinen ve doğal beslenen tavukların tercih edilmesi daha uygundur. Günlük 2-3 köfte büyüklüğünde etli gıda alması yeterlidir. Sebzeler tamamlayıcı besinlerdir. Barsakların düzenli çalışmasını ve besinlerin sindirimi düzenler, toksinlerin atılmasını kolaylaştırır. Ancak sebzelerin kalorisi yeterli olmadığı için yanında tahıl veya protein içeren gıdalarla birlikte sunulması gerekir.

    Çocuğunuzun ne yiyeceğine siz karar vermelisiniz. Besinleri çocuğunuzun günlük ihtiyacına göre, dengeli bir şekilde sunmanız gerekir. Ancak bunu yaparken çocuğunuzun damak zevkini de göz önünde bulundurmalı, onun yiyebileceği gıdaları seçmelisiniz.

    Çocuklar 2-6 yaş arası daha önce tatmadığı değişik gıdaları almak istemezler. Bu nedenle iki yaşına kadar mümkün olduğunca bütün besinlerle tanıştırılmalıdırlar.

    4. Yemek yeri

    Özellikle ilk 2 yaşta, mümkünse 3 yaşına kadar mama sandalyesi kullanımı, sonrasında da çocuğunuzun masaya uygun şekilde yaklaşabilmesi için yükseltilmiş sandalyeler kullanılması gerekir. Yemek asla gezinerek veya çocuğun peşinden koşturarak verilmemelidir. Yemek saatinde televizyon, tablet veya telefon kullanılmamalıdır. Bir oyuncaktan yardım alabilirsiniz, ancak yemeği oyun haline getirmemelisiniz.

    5. Aile sofrası

    Çocuğunuzun beslenmesi size göre şekillenecektir. Onunla birlikte sofraya oturmanız, onun kendi yemesine izin vererek sizin kendi yemeğinizi yemeniz, sizi gözlemlemesi ve uygun davranışları öğrenmesini sağlar. Yemek vakti ailenin birlikte geçireceği keyifli bir zaman olmalıdır.

    Yukarıda saydıklarım genel kurallardır ve özellikle iki yaşın üzerindeki çocuklar için geçerldir. Ancak unutmayalım ki her çocuk ayrı bir bireydir. Bazı çocukların farklı ihtiyaçları ve farklı bir düzeni olabilir.

    Bu kurallara genel olarak uymanıza rağmen çocuğunuzun beslenme problemi devam ediyorsa besin allerjisi, enfeksiyon gibi bazı sağlık problemleri olabilir. Bu açıdan değerlendirilmesi için bir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından muayene edilmesi ve takibi uygun olur.

    Beslenme problemlerinin erken dönemde tanınması önemlidir. Düzenli sağlam çocuk takiplerinin yapılması ve persentil eğrisi takibi sorunun erken saptanması ve tedavisi açısından önem taşır.

    Unutmayalım ki sağlıklı nesillerin temelini sağlıklı bir beslenme oluşturur.

    Dr. Ayşe Zengin Turan

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

  • İnek sütü alerjisi nedir?

    İnek sütü alerjisi nedir?
    İnek sütü alerjisi bir ya da daha fazla süt proteinine karşı spesifik immünolojik mekanizmalarla oluşan hipersensivite reaksiyonu (aşırı duyarlılık reaksiyonu) olarak tanımlanır. İnek sütünde kazein ve whey proteinleri denilen beta laktoglobulin, alfa laktalbumin, bovin serum immunglobulini başta gelmek üzere yaklaşık 20 kadar alerjenik proteine karşı alerjik reaksiyon gelişebilir.

    Bebeğime inek sütü alerjisi teşhisi kondu, neredeyse 1 yaşına gelecek, peynir, veya yoğurt ile deneme yapabilir miyim?
    Besin yükleme testi inek sütü alerjisinin düzelip düzelmediğinin değerlendirilmesinde kullanılır. Bebeğinize 1 yaşından önce yoğurt, peynir ve formül mama ile deneme testi yapılabilir. Ancak yükleme testi doktor gözetimi altında yapılmalıdır. Şüpheli besinler testten en az 2 hafta önceden itibaren bebeğe verilmez. Ayrıca alerji şurupları kullanılıyorsa bunlar kesilir. Deneme sırasında bebek sağlıklı olmalı, ateş, kusma, ishal olmamalı, rinit ve/veya astımı kontrol altında olmalıdır. Uygulama sırasında gelişebilecek acil durumlar için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra düşük dozdan başlayarak artan dozlarda inek sütü yada süt ürünleri verilir. Yirmi otuz dakika kadar bekledikten sonra miktar arttırılır. Bulgu ortaya çıkmıyorsa tolerans geliştiğine karar verilir.

    Bebeğimde inek sütü alerjisi var, ancak işe döneceğim ve memeden kesmem gerekiyor, ne yapmalıyım?
    İnek sütü alerjisinde ilk yapılacak olan, inek sütü ve inek sütü içeren bütün besinlerin bebeğin diyetinden çıkarılmasıdır. Anne sütü alamayan inek sütü alerjisi olan bebeklerin beslenmesi özel formüllere düzenlenmelidir. İlk seçenek yoğun hidrolize mamalardır (peptijunior),ancak semptomları devam eden, çoklu besin alerjisi olan veya büyüme geriliği olan çocuklara aminoasit bazlı formüller (pregomin AS, neocate) verilmesi önerilmektedir.

    Bebeğimi emziriyorum ancak doktorum bebeğimde inek sütü alerjisi olduğu için benim süt içmememi, peynir, yoğurt gibi inek, keçi veya koyun sütünden oluşan besinleri tüketmemem gerektiğini söyledi. Nasıl besleneceğim?
    Anne sütü ile beslenen süt çocuklarında emziren annenin diyetinden tüm süt ve süt ürünlerinin çıkartılarak annenin emzirmeye devam etmesi önerilmektedir. Eliminasyon diyeti verilen anneye kalsiyum desteği verilmeli ve diyeti süt proteini içermeyen gıdalar ile düzenlenmelidir.

    Bebeğime süt vermiyorum, ama bazı bisküvilerde bile süt var. Başka hangi ürünleri almamalıyım?
    İnek sütü ve inek sütü bazlı mamaların dışında pek çok besinde inek sütü proteinleri bulunmaktadır. Gıda ambalajları üzerinde aşağıdaki ifadeler olan besinler inek sütü proteini içerdiklerinden kesinlikle verilmemelidir. Artifisiel tereyağı sarısı, tereyağı, her türlü süt, süt tozu, yağı alınmış süt, evapore süt, keçi sütü, koyun sütü, kazein, kazeinat, peynir, krema, laktalbumin, laktalbumin fosfat, laktoglobulin, puding, laktuloz, whey, yoğurt ayrıca bazı besinlerinde içerisinde süt olabileceği söylenmelidir.
    Süt ürünleri katılarak yapılan pişmiş yiyecekler (kek, kurabiye, bisküvi vb) ve süt ile terbiye edilerek hazırlanan gıdalar da tüketilmemelidir.

    Prof.Dr.Nihat Sapan – Çocuk Allerji Uzmanı

  • Çocuklarda beslenme bozuklukları ve neden olduğu sorunlar

    Yaşamın her döneminde sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için yeterli ve dengeli beslenmek temel koşul iken, büyüme ve gelişmenin hızlandığı, öğrenme ve kavrama işlevlerinin önem kazandığı çocukluk çağı ve adölesan döneminde beslenmenin önemi daha da artmaktadır. Beslenme ve sağlık söz konusu olduğunda hangi yaş grubunda olursa olsun çocuklar toplumun birinci derecede duyarlı grubunu oluşturmaktadır. Çocuk ve adölesanların besin öğelerine olan ihtiyaçları yaşamlarının diğer dönemlerine oranla daha fazladır ve bu dönemde kazanılacak beslenme alışkanlıkları ömür boyu sürdürülmektedir. Beslenme eğitimi ne kadar erken başlarsa çocuğun gelişim, zeka düzeyi ve bağışıklık sistemi de o denli olumlu yönde etkilenir.

    Günümüzde diyabet, kalp hastalıkları, obezite (şişmanlık), bazı kanser türleri ve osteoporoz gibi pek çok ciddi hastalığın giderek yaygınlaşmasının temelinde, çocukluktan itibaren başlayan yanlış beslenme alışkanlıkları yer almaktadır. Yüksek yağ içerikli öğünler, büyük porsiyonlar, yetersiz posa tüketimi, saflaştırılmış besinler, basit şeker kullanımı gibi nedenlerden dolayı sağlıksız nesiller yetişmektedir.

    Çocuk ve adölesan beslenmesinde ana ilke, yeterli ve dengeli beslenmelerini, sağlıklı büyüme ve gelişmelerini sağlamak, aile dışında zararlı etkilerden ve alışkanlıklardan korumak ve caydırmak, iyi alışkanlıkları pekiştirmek ve yenilerini kazandırmak, beslenme konusunda bilinçlenmelerine yardımcı olmaktır. Yeterli ve dengeli beslenme sayesinde çocukların beklenen büyüme ve gelişmeleri sağlanmakta, hastalıklara karşı dirençleri artmaktadır. Bununla birlikte, kemik gelişimi, bilişsel yetenek ve okul başarısındaki artış ve ileri yaşlarda görülen bazı hastalıkların önlenmesinde de çocuklukta kazanılan beslenme alışkanlıklarının rolü büyüktür.

    Çocukta beslenme eğitiminin temel ilkesi çocuğun normal bü­yüme ve gelişmesi için gereken enerji ve besin öğelerinin sağlanmasıdır. Çocuğun yaşına uygun miktarlarda besin gruplarından sağlanan günlük enerjinin % 55-60’ı karbonhidratlardan, % 12-15’i proteinlerden ve % 30’u yağlardan sağlanmalıdır. Böylece çocuğun besin tüketimi dengelenmiş olacaktır.

    Bu dönemde; yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, öğün atlanmamalı, öğün sayısı arttırılmalıdır. Günde üç ya da daha fazla beslenen ve öğünlerini düzenli tüketen kişilerde, günde bir ya da iki kez düzensiz beslenen kişilerden daha az sıklıkta obeziteye rastlanmaktadır. Öğün geçiştirme okul çağı çocuklarda sık görülen bir sorundur. Alışkanlık haline dönüştüğünde kişinin beslenmesi engellemekte ve yetersiz beslenmeye bağlı sorunlar ortaya çıkmaktadır .

    Öğünlerde dört besin gru­bundan alınması sağlanmalı, günlük enerjinin % 15-25’i kahvaltıda, % 25-35’i öğle ve akşam ye­meklerinde, % 10-15’i ise kuşluk, ikindi ve gece öğünlerinde verilmelidir. Sebze-meyve tüketimi, tam taneli unlu besinlerin, kuru baklagillerin tüketimi arttırılmalı, aşırı posa tüketiminden kaçınıl­malı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinler tüketilmemelidir.

    Geçmişle kıyaslandığında, günümüz çocuklarının şeker ve hayvansal yağları fazla; demir, kalsiyum, lif ve antioksidant içeren besinleri ise yetersiz tükettikleri ve oldukça hareketsiz oldukları görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre okul çağı çocukların %84’ten fazlası yüksek miktarda yağ tüketmekte, %51’den daha azı günde 1 meyve, %29’u sebze, %56-85’i ise asitli içecek tüketmektedir.

    Yetersiz ve dengesiz beslenme, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de çocukların içinde bulundukları sağlıklı ortamın büyük ölçüde bozulmasına, buna bağlı çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Beslenme sorunları ile çocukların vücut yapıları arasında birbirine paralel bir ilişki söz konusudur. Türkiye’de okul çağı çocukları ve gençlerde beslenme ile ilişkili sorunlar arasında iştahsızlık ve zayıflık, gelişim geriliği ve kısa boyluluk, aşırı enerji alımı ve yetersiz hareket nedeniyle oluşan şişmanlık ve ilgili sorunlar, metabolik sendrom, avitaminozlar, demir yetersizliği anemisi, iyot yetersizliği hastalıkları, diş çürükleri ve bağırsak parazitleri yer almaktadır. Bunların yanı sıra araştırmalar yetersiz ve dengesiz beslenmenin öğrencilerin dikkat sürelerini kısalttığı, algılamalarını azalttığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları ile okula devamsızlık ve okul başarısında düşmeye neden olduğunu bildirmektedir.

    Çocukluk ve ergenlerde, dengesiz beslenmenin bir diğer sonucu olan obezitenin sıklığı dünyada ve ülkemizde endişe verici boyutlara ulaşmıştır ve obezitenin çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığı haline gelmesine yol açmıştır. Yapılan gözlemsel çalışmalarda; fazla kilolu çocukların yaklaşık % 40’ında, ağırlık artışının ergenlik döneminde de devam ettiği ve obez ergenlerin % 75-80’inin erişkin dönemde de obez kaldığı gösterilmiştir. Bu nedenle erişkinlerde kilo fazlalığına bağlı erken dönemde gelişen şeker hastalığı ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının temelleri aslında çocukluk çağında başlayan şişmanlığa dayanmaktadır. Geçmişte basitçe ‘‘şişman çocuk sağlıklıdır’’ diyerek geçiştirilerek önemsenmeyen ve dikkat çekmeyen çocukluk çağı obezitesi; hem çocukluk, hem de bu çocukların erişkin dönemdeki sağlıklarını tehdit eder hale gelmiştir. Umut verici olan ise şişmanlığın önlenebilir olmasıdır. Bu nedenle çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi bütün boyutlarıyla yüksek öncelik gerektirir.

    Günümüzde obezite sıklığının artış nedenleri; süt çocukluğu döneminde yetersiz anne sütü alımı, modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıklarında değişiklikler (yağ ve karbonhidrattan zengin besin maddelerinin tüketilmesi), çocukların fiziksel aktiviteden uzaklaşarak televizyon ve bilgisayar oyunlarına yönelmeleri ve artan şehirleşme olarak gösterilmektedir.

    Obezite gelişiminde; genetik, çevresel ve psikolojik faktörler ile beslenme etkendir. Sosyo-kültürel ve ekonomik düzey, gebelikte annenin sigara içmesi, düşük ya da iri doğum ağırlığı, anne sütü alma süresinin az oluşu, hızlı yeme ve az çiğneme, fast food tarzı beslenme ve enerji yoğunluğu yüksek yiyecek ve içecekler, çocuğun aktivasyon derecesi ve televizyon seyredilmesine ayrılan süre ve aile içi olumsuz ilişkiler bu etkenler içinde yer alan önemli nedenlerdendir.

    Obezite gelişiminde bir diğer önemli faktör ise az çiğneme ve hızlı yemek yeme davranışıdır. Bu yanlış davranış şekli, doygunluk hissi oluşasıya kadar bireyin fazla miktarda yemek yemesine ve dolayısıyla fazla kilo almasına yol açar.

    Yeme isteğini arttırıcı reklamlar ve değişik şekillerde yeme modelleri ve mesajları veren programlar da çocukların yeme seçimleri üzerine etki etmektedir. Porsiyon büyüklüğü, ayrıca fazla yağlı, tuzlu ve şekerli atıştırmalar çocuk ve adölesanlarda ağırlık kazanımına neden olmaktadır.

    Normal enerji alan bir çocukta spor etkinliklerinde azalma, durağan aktivitede artış sonucu enerji harcanması azalarak obeziteye yol açar. Okula servis ile gitme, asansör kullanımı, uzaktan kumandalı cihazlar, uzun süreli çalışma saatleri, yeşil alandan yoksun apartman yaşamı, spor dersi yerine başka derslerle uğraşma anlayışı çocuklarda şişmanlığın fiziksel aktivite azlığına bağlı nedenleridir.

    Obezite gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise televizyon seyretmektir. Evdeki televizyon sayısı, çocuğun odasında televizyon bulunması, ailenin birlikte televizyon izlemesi, ailenin televizyon izleme sıklığı ve süresi yemeğin televizyon önünde yenmesi ağırlık artışı ile ilişkili bulunmuştur. Televizyon seyretme süresi fazlalaştıkça, kişinin oturma süresi artmakta, bu da çocuğun tartısında artışa yol açmaktadır.

    Obezite tedavisinin temelini; sağlıklı beslenme, egzersiz ve bunun süreklilik kazanması ve yaşam şekli haline gelebilmesi için gerekli davranış şeklinin kazanılması oluşturmaktadır. Obezite tedavisi, enerji alımını azaltıp, enerji harcanmasını arttırırken; çocuğun normal fizyolojik büyümesini duraksatmayacak şekilde protein, karbonhidrat ve yağ içeriği bakımından dengeli, yeterli enerji ve esansiyel besin öğelerini içeren bir beslenme planı ile uzun vadeli ve kalıcı olmalıdır. Sağlıklı beslenme programını uygulamayan çocukların % 80’ inden fazlasında sağlık sorunlarının geliştiği bildirilmiştir. Çocuklarda obezite ile birlikte damar sertliği ve kalp hastalığı gelişimi için risk teşkil eden trigliserit seviyesi artar, iyi kolesterol olan HDL seviyesi düşer ve kan basıncı yükselir. Bunlardan başka çocuklarda sivilceler gelişir, fazla kilo taşıdıkları için ortopedik problemler de yaşarlar.

    Çocukluk çağı obezitesinin tedavisinde beslenmenin düzenlenmesi, fiziksel aktivite ve yaşam şekli değişiklikleri ile başarıya ulaşılabilinir. Hafif şişman okul çağı çocuğu ve adölesanların tedavisinde temel amaç hızlı ağırlık kazanımını engellemek ya da var olan ağırlığı korumak, gerekli görülen riskli vakalarda hafif derecede enerji kısıtlaması ve arttırılmış fiziksel aktivite ile son derece yavaş ağırlık kaybını sağlamaktır. Obez çocuk ve adölesanlarda ise kısa süreli ve kontrol altında olmak üzere, büyüme-gelişmeyi aksatmayacak şekilde sınırlı enerji diyetleri kullanılabilmektedir. Ancak bu miktar, çocuğun yaş grubuna göre normal gereksinimi olan enerjinin %60’ından daha az olmamalıdır ve bu tür diyetler sık kontrollerle ekip denetimi altında uygulanmalıdır. Bu tür uygulamalarda hedef; fazla ağırlığın %10 kadarını azaltmaya çalışmak ve bunun için ayrılan süreyi uzun (ideali 6 ay) tutmaktır. Ortalama olarak haftada 0.5 kg ağırlık kaybı sağlayacak miktarda enerji verilerek çocuk izlenmelidir. Çok ağır vakalarda haftada 1 kg kadar zayıflama kabul edilebilmektedir.

    Düşük enerjili diyetlerin uzun süreli kullanımı yanlıştır. Çok katı kurallar ve aşırı yasakların konulması, çocukların kısa sürede diyeti bırakmalarına neden olmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenmenin kabulü daha kolay, kullanım süresi daha uzundur.

    SAĞLIKLI BESLENMEK VE OBEZİTEDEN KORUNMAK İÇİN;

    Çocukların ebeveynlerini çok iyi izlediklerini ve taklit ettiklerini göz önünde bulundurarak çocuğun yapmaması istenen davranışlardan ebeveynlerinde uzak durması en doğru yaklaşım olacaktır.

    Çocuk ve adölesanların büyüme ve gelişmeleri de göz önünde bulundurularak öğünleri düzenlenmelidir. Evde kahvaltı yapmanın önemi vurgulanarak, temel besin gruplarının öğünlerde yeterli ve dengeli tüketimi sağlanmalıdır. Çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlığının erişkin dönemde de devam edeceği unutulmamalıdır.

    Çocuk ve adölesan dönemde başlayan obezitenin ileri yaşlarda da devam edeceği bilinmektedir. Bu nedenle erken dönemde etkenlerin belirlenip önlem alınması gerekmektedir.

    Günlük televizyon seyretme ile obezite prevelansı arasında eş yönlü bir ilişki vardır. Çocukların televizyon izlemeleri günde 1-2 saat ile sınırlandırılmalıdır.

    Yüksek kalorili yiyecekler evden uzak tutulmalı,yiyecek ödül veya ceza olarak kullanılmamalı, yemeğin bitiminde şeker ve tatlı sözü verilmemelidir.

    Ara öğünlerinde süt+meyve, ya da ekmek+peynir+domates sağlıklı gıdalardan oluşan öğünler oluşturulmalıdır.

    Çocuğun hamburger yerine yağsız tost veya peynirli sandviçi tüketmesi sağlanmalıdır.

    Çocuğa yavaş yavaş değişik besinler tattırılmalı ve sağlıklı-sağlıksız gıda ayırımı öğretilmelidir.

    Çocuk sağlıklı ise, kilo ve boy açısından normal bir gelişme içindeyse az ya da çok yemesi konusunda endişelenilmemelidir.

    Çocuk kahvaltı yapmak istemiyorsa evden çıkmadan önce en azından 1 bardak süt ve 1 elmadan oluşan bir kahvaltı yapması sağlanmalıdır.

  • 0-3 aylik bebeklerde beslenme

    Bebeklerde beslenme

    Yeni doğan bebek için en ideal beslenme anne sütüdür. Bu nedenle 4-6 ay süre ile bebeğe sadece anne sütü veriniz. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa sürede artacaktır. Kendinizi rahat bırakarak sadece bebeğinizle bütünleşerek emzirin.

    Doğumdan hemen sonra anne memesinden gelen süt normal anne sütünden farklıdır. Emzirmenin başladığı ilk günlerde göğüsten kolostrum denilen sarımsı bir sıvı gelir. Bağışıklık sağlayan maddeler açısından çok zengin olan bu sıvı bebeğinizi çeşitli bulaşıcı hastalıklardan korur. Ayrıca hafif bir ishal etkisi yaparak bebeğin barsaklarından boşalmasına ve sütü sindirmeye hazır duruma gelmesine yardımcı olur. İlk birkaç gün bebeğiniz beslenmek için kolostrum dışında hiçbir şeye gereksinim duymaz. Zamanla bu sarımsı sıvının yerini olgunlaşmış süt olarak bilinen beyaz süt alır.

    ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

    Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.

    Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir.

    Anne sütü bebekle anne arasında sevgi bağı kurulmasını sağlar.

    Anne sütü en doğal ve en taze besindir.

    Anne sütünün sindirimi kolaydır.

    Anne sütünün alerjik özelliği yoktur.

    Bebeği hastalıklara karşı koruyucu bağışıklık maddeleri içerir(ishal, orta kulak enfeksiyonu vb.).

    Annede meme kanseri görülme riskini azaltır.

    BEBEKLERDE D-VİTAMİNİ DESTEĞİ

    Bebek için en ideal besin anne sütüdür,ancak anne sütü alan bebekler e doğumdan kısa süre sonra D vitamini desteği vermek gerekmektedir.Her ne kadar mama alan bebekler mamadan Vitamin D desteği alsada çalışmalar bunun yeterli olamayabileceğini göstermektedir.Sonuç olarak eğer bebek günde 1 litreden daha az mama tüketiyorsa onlarada D Vitamini desteği verilmelidir .Günlük ihtiyaç 400 ıu dir. 25/03/2010

    ANNE SÜTÜNÜN TOPLANIP DEPOLANMASI

    Ellerinizi sabun ve su ile iyice yıkayınız.

    Sağma cihazları sıcak sabunlu suda iyice yıkanmalı, durulanmalı ve açık havada kurutulmalıdır. Bulaşık makinesinde yıkamakta yeterli olacaktır.

    Sütü depolamak için özel olarak üretilmiş saklama kapları kullanınız.

    Eğer sağılmış sütü 24 saat içinde kullanacaksanız dondurmayınız.

    Dondurulmuş süt deep freez de 3-6 ay özelliğini korur,ancak unutmayınızki depolama anne sütündeki yağların parçalanmasına neden olabilir ,bu nedenle her nekadar 3-6 ay diyorsakta siz mümkünse 3 ay saklamayı tercih ediniz.

    Depolama kapları üzerine tarih ve saat koymayı unutmayınız.

    Donmuş süt üzerine yeni sağdığınız sütü eklemeyiniz

    Donmuş sütü buzdolabında veya ılık su dolu bir kap için de bekleterek çözebilirsiniz.

    Çözmek için mikrodalga fırın kullanmayınız ,mikrodalga eşit ısıtma yapmaz ve bazı partiküller az ısınırken bazısı çok aşırı ısınıp yanıklara neden olabilir,ayrıca önemli protein ve vitaminlerin ölmesine yol açabilir.

    Buzdolabında çözülmüş süt 24 saat içinde kullanılmalıdır.

    Çözülmüş sütü tekrar dondurmayınız.

    Çözdükten sonra bebek sütün tamamını bitirmez ise daha sonra beslemek için saklamayınız,atınız.

    EMZİKLİ LOĞUSA BESLENMESİ

    Eski vücut ağırlığına dönmek için acele edilmemeli(6 ay veya daha fazla sürebilir).

    Unlu, şekerli ve yağlı besinleri aşırı tüketmemek gerekir.

    Süt, yoğurt ve peynir gibi kalsiyum kaynakları düzenli tüketilmelidir.

    Her gün bir adet yumurta ve bir porsiyon etli sebze veya kuru baklagil tüketilmelidir.

    Kuru baklagiller C vitamininden zengin (portakal, mandalina, domates, yeşil biber, maydanoz, taze soğan gibi) besinlerle tüketilmelidir.

    Vitaminden zengin olan sebze ve meyveler her öğün tüketilmelidir.

    Salam sucuk sosis gibi katkı maddesi içeren hazır besinler tüketilmemelidir.

    D vitamini besinlerde bulunmadığı için emzikli anne güneşlenmelidir.

    Yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.

    Kuru meyveler ve kuruyemişler yüksek enerji, demir ve kalsiyum içerirler. Yeteri miktarda tüketilmelidir.

    Gebelik öncesine göre sıvı alımı artırılmalıdır.

    Kansızlığa neden olan çay yemekle birlikte içilmemelidir. Çay yerine ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu, rezene gibi bitki çayları tüketilmelidir.

    Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto ve limonata tüketilmelidir.

    Şeker boş enerji kaynağı olduğu için pekmez tercih edilmelidir.

    Şeker ve meyveler, tarım ürünleri, haşere öldürücü ilaçlar ile mücadele edildiğinden iyice yıkanmalıdır.

    Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

  • Besin alerjilerini ihmal etmeyin

    Çocuklarda görülen besin alerjilerini ihmal etmeyin. En çok hayvansal ürünlere karşı gelişen besin alerjileri, tedavi edilmezse tehlikeli tablolara dönüşebiliyor. oysa minik bedenlerde birçok sistemi etkileyen bu alerjiler, ebeveynlerin özeni ve beslenme düzeninde yapılacak değişikliklerle tedavi edilebiliyor

    Çocukluk döneminde görülen besin alerjileri kimi zaman gelişme süreci içinde kendiliğinden kayboluyor kimi zaman da yetişkinlik döneminde de devam edebiliyor. Besin alerjisi geliştiğinden şüphelenilen çocukların vakit kaybetmeden bir uzmana muayene olması gerekiyor. Tedavi edilmemesi halinde nefes darlığından bulantıya, kusmadan deride kaşıntıya kadar birçok soruna neden olan bu rahatsızlık ileri vakalarda yaşam kaybına yol açabiliyor.

    Besin alerjisi, alerjik besinin koklanması, solunması veya dokunulması sonucu da ortaya çıkabiliyor. Ağır alerjik vakalarda kişi söz konusu besini yemese de pişirildiği, yenildiği ortamlarda bulunduğu hatta o besini yiyen kişi tarafından öpüldüğü zaman da ciddi alerjik reaksiyon gösterebiliyor. Tıp literatüründe, kendisi yemediği halde, uçakta çerez yenildiği için anafilaktik şoka giren vakalar bulunuyor.

    Besin alerjisi nedir?

    Bağışıklık sisteminin normal şartlarda zararsız olan bir besin maddesini yanlışlıkla zararlı olarak algılaması sonucu ortaya çıkan reaksiyonlar besin alerjisi olarak adlandırılıyor.

    Hangi besinler alerjiye yol açıyor?

    Her türlü besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor. Ama bazıları diğerlerine göre daha sık alerjiye neden oluyor. Çocuklarda bu grubu süt, yumurta, buğday, yer fıstığı, ağaç fındıkları, balık, kabuklu deniz ürünleri, susam ve kivi oluşturuyor. Sıkça çikolata ve kakao tüketimi nedeniyle alerjik burun akıntısı, migren, deride kızarma, kaşıntı ve sindirim sistemi bozuklukları görülebiliyor. Nadiren bal da alerjiye yol açıyor.

    Bu sorun nasıl başlıyor?

    Besin alerjileri bebeklik, çocukluk döneminden ve hatta anne karnından başlayarak insan hayatını etkileyebiliyor. Bu sorunla ilgili bulguların ortaya çıkması için hastanın birkaç kez alerjiye yol açan besine maruz kalarak duyarlı hale gelmesi bekleniyor. Yapılan araştırmalara göre, toplumun en az yüzde 15-20’lik kısmı yediği bir besinin kendisini rahatsız ettiğine inanıyor. Ancak besin alerjileri çocuklarda yüzde 2-8, yetişkinlerde yüzde 1, tüm nüfusta ise yüzde 2 oranında görülüyor.

    Ne tür belirtilerle ortaya çıkıyor?

    Vücudun hangi sistemlerini etkiliyor? Birçok sistemi etkileyebilen bu sorun farklı bulgularla kendini gösteriyor. Deride kaşıntı, kızarıklık, yanma, ürtiker, anjiyo-ödem, atopik dermatit ve egzama ile ağız içi mukozası, dudaklar ve dilde kaşıntı veya şişlik şeklinde belirti veriyor. Besin alerjileri sindirim sisteminde ise bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, kolik, reflü, şişkinlik, gaz, kramp, gaitada kan görülmesi gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Kardiyovasküler sistemde hipotansiyon, baş dönmesi, şok, anafilaksi gibi sorunlara yol açıyor. Solunum sisteminde ise burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve burunda kaşıntı başta olmak üzere hapşırma, boğazda kaşıntı, seste kalınlaşma, öksürük, göğüste daralma hissi, nefes darlığı ve vizing olarak adlandırılan hırıltılı solumaya neden oluyor.

    Besin alerjileri nasıl tedavi ediliyor?

    Bu rahatsızlık temelde, alerji yapan besinin diyetten çıkarılmasıyla tedavi ediliyor. Eliminasyon diyeti olarak adlandırılan bu yöntemde, alerji oluşturan besin diyetten elenirken, bu besinin içinde olduğu her şeyin diyetten çıkarılması gerekliliğinin hastaya belirtilmesi önem taşıyor. Örneğin inek sütü alerjisi olan çocuğun süt ve süt türevlerini içeren hiçbir besin maddesini yememesi gerekiyor. Sütün yanı sıra peynir, yoğurt ya da bunlardan yapılan gıdaların tüketilmemesi de önem taşıyor. Tedavi edilmeyen besin alerjileri hayati riske yol açabiliyor. Özellikle son yıllarda artan yer fıstığı ve ağaç fıstıklarına bağlı alerjilerde anafilaksiye bağlı ölümlere sıkça rastlanıyor.

    Çocuklukta başlayan besin alerjisi yetişkinlikte de devam ediyor mu?

    Çocukluk döneminde ortaya çıkan besin alerjilerinde besinin diyetten çıkarılması ile besine karşı tolerans gelişimi ve besin alerjilerinin ortadan kalkmasına sıkça rastlanıyor. Bu dönemde en sık inek sütü alerjisi görülüyor. Sorun; 1 yaşında yüzde 50-60, 2 yaşında yüzde 70-75, 3 yaşında ise yüzde 85 oranında kayboluyor. Yumurta alerjileri 5 yaşından sonra yüzde 55 oranında ortadan kalkıyor. Yer fıstığı, fındık ve ceviz gibi ağaç fındıkları ile balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı oluşan alerjilerde ise sorun giderilse bile özellikle alerjik besine karşı bakılan spesifik IgE alerji testlerinin yüksek olduğu durumlarda mevcut alerji ömür boyu devam edebiliyor.

    ANNE BABALAR DİKKAT!

    • Her besinin alerji yapma potansiyeli bulunuyor ve bazıları sinsice seyredebiliyor. Bu nedenle sık hastalanan, hırıltılı solunum görülen, kaşıntılı, döküntülü deri hastalığı olanlar ile kusma, reflü, ishal ve kabızlık yaşayan çocuklarda beliren besin alerjilerinin bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

    • Besin alerjisinden şüphelenildiğinde tanı ve tedavide uzmanlardan yardım alınması önem taşıyor. Çünkü bazı vakalar hayatı tehdit edebilecek reaksiyonlara yol açabiliyor.

    • Anne babaların kendilerince tanı koymaması ve besin kısıtlamasına gitmemesi gerekiyor. Gereksiz yere uygulanan kısıtlamalar çocukların büyüme ve gelişimi için çok önemli bir besinden mahrum kalmasına neden olabiliyor.

    • Besin alerjilerinin kontrolünde yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmesi, diyette alerjiye neden olabilecek maddelerin mutlaka kısıtlanmasının yanı sıra bunların yerine konabilecek olanların öğrenilmesi gerekiyor. Bu konuda bir beslenme ve diyet uzmanından yardım almak ebeveynlere yardımcı olabiliyor.

    • Özellikle süt, yumurta, fındık ve fıstık, birçok hazır gıdanın içinde kullanıldığı için etiket bilgisi okuma alışkanlığının mutlaka kazanılması gerekiyor.

    ADIM ADIM TANI SÜRECİ

    Birçok hastalıkta olduğu gibi besin alerjilerinde de hasta hikayesi büyük önem taşıyor. Anlatılanlar sayesinde bazen şüpheli besin kolayca tanımlanabiliyor. Fizik muayenede belirtilerin varlığı kontrol ediliyor. Vücudun savunma sisteminin önemli bir parçasını immünoglobulin E (IgE) molekülleri oluşturuyor. Kan testleri ile şüpheli besinler için vücudun IgE yapıp yapmadığına bakılıyor. Ayrıca deri testi de uygulanıyor. Bunlar hastanın test edilen besin antijenlerine karşı spesifik IgE antikoru oluşturup oluşturmadığını gösteriyor. Tanıda altın standart olarak çift kör plasebo kontrollü besin ‘challenge’ testi uygulanıyor. Bu testin hastane ortamında, oluşabilecek her türlü ciddi reaksiyon göz önünde bulundurularak ve gerekli tedbirler alınarak yapılması gerekiyor. Test, doktor kontrolünde olmak şartıyla şüpheli besinin düşük dozlardan başlayıp, giderek artarak hastaya yedirilmesi ve artan dozlara karşı hastada bir bulgu oluşup oluşmadığının gözlenmesiyle yapılıyor.

  • Çocuklarda besin alerjisi

    Besin alerjisi nedir?
    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla vücudun reaksiyon göstererek alerji belirtilerinin ortaya çıkmasına Besin Alerjisi denir.
    Besin Alerjisi Sıklığı
    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarına düşmektedir.

    En Sık Rastlanan Alerjik Besin Grupları

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.
    Besin alerjisi belirtileri
    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.
    Besin alerji teşhisi
    Çocuklarda besin alerjisini düşündüren durumlar oluştuğunda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler yapılarak çocuk alerji uzmanlarınca tanı konulmaktadır.

    * Gıda alerji testi
    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    * Besin eliminasyonu
    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdlar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nednele bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    * Besin yükleme testi
    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasonda alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    * Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.
    Besin Alerjisi Tedavisi

    * Diyet
    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    * Besin alerjisinde ilaç tedavisi
    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    * Besin alerjisinin aşı tedavisi
    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi), hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin Alerjisinde En Sık Sorulan Sorular

    1- Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?
    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    2- Besin alerjisi düzelir mi?
    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine gelişen alerjinin düzelme şansı düşüktür.

  • Besin alerjisi

    ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİLERİ

    Besin Alerjisi nedir?

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla alerji belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

    Besin alerjisi sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır.

    Hangi besinler alerji yapar?

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri nelerdir?

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin alerjisini düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testlerle birlikte çocuk alerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda alerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?

    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    Besin eliminasyonu

    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdalar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdaların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nedenle bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    Besin yükleme testi

    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasında alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.

    Besin alerjisi tedavisi:

    Diyet

    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin alerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    Besin alerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi): Hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin alerjisi düzelir mi?

    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine alerji düzelme şansı düşüktür.

  • Bebeklere ek besin verirken dikkat edilmesi gerekenler

    Ek besinler verirken emzirmeye mutlaka devam etmelisiniz.

    Besinin bebeğinizin boğazına kaçmasını önleyebilmek için başının altına yastık koyarak yarı oturur pozisyona getirmelisiniz.

    Ek besinleri bebeğinize tatlı kaşığı ya da fincan ile vermeli, biberon kullanmamalısınız.

    Ek beslenmeye her zaman tek bir gıda çeşidi ile başlamalısınız. İlk kez verdiğiniz diğer gıdalara en az üç gün, tercihen yedi gün arayla başlamalısınız. Böylece bebeğinizin yeni besine alışması için zaman tanımış olur ve alerjik reaksiyon gelişirse hangi besinden kaynaklandığını anlayabilirsiniz.

    Bebeğiniz ek besin aldıktan sonra alerjik reaksiyon gösterirse besini kesmeli, mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

    Yeni bir besine başlarken bebeğinizin aç olmasına dikkat etmelisiniz. Bebeğinizi istemediği besinleri yemesi için zorlamamalı, aradan vakit geçtikten sonra yeniden denemeli ya da sevdiği başka bir besin ile karıştırarak şansınızı denemelisiniz.

    Bebeğiniz için hazırladığınız ek gıdaların her zaman taze olmasına, hazırlarken hijyenik koşullara dikkat etmelisiniz.

    Dondurulmuş yiyeceklerden, katkı maddesi içeren hazır besinlerden, kızartmalardan ve konserve gıdalardan kaçınmalısınız.

    Yemeklere tuz ve şeker eklememeli, acı ve baharat koymamalısınız.

  • İştahsız çocuğa yaklaşım

    İştah yiyeceğe karşı duyulan bilinçli istektir ve iştah kontrolü başta gastrointestinal sistem olmak üzere santral sinir sistemi, pankreas ve adrenal bezler tarafından sağlanır. İştahsızlık çocukluk çağında sık görülen bir semptomdur ve değerlendirilmesinde gelişim, beslenme ve aile öyküsü önemlidir. İştahsızlık beslenme bozukluklarının bir belirtisi olabilir. Beslenme bozuklukları organik ve fonksiyonel olarak ayrılabilir ve biyolojik, davranışsal ve sosyal faktörlerden etkilenir. Kişisel, ailevi, ekonomik, çevresel ve sosyo-kültürel faktörler iştahı etkileyebilir. Bu yazıda aile ve hekim için zor hasta olan iştahsız çocuğa yaklaşım konusunda literatür bilgileri ışığı altında önerilerde bulunulmuştur.

    Giriş:

    İştahı basitçe besinlere karşı duyulan istek olarak tanımlayabiliriz. İştah bilinçli bir istek olup besin maddesinin görünümünden ve daha önceden yiyecek ile olan deneyimlerden etkilenmektedir. Bireyin açlık hissini algılayamaması ise iştahsızlık olarak tanımlanabilir. İştahsızlığın çocuklar için en önemli sonucu, büyümenin olumsuz yönde etkilenmesidir. Çocukluk çağında iştahsızlık ve yeme problemleri nedeniyle doktora başvuran sağlıklı çocukların oranı %20-35 arasında değişmektedir. Büyüme ve gelişme geriliği olan çocuklarda ise bu oran %33-90 olarak bildirilmektedir (1). Çocuklarda yeme ve iştahsızlık problemleri gittikçe artmaktadır. Belirli besin öğeleri ile beslenen, beslenmeyi reddeden çocukların beslenmelerinin yeniden düzenlenmesi, belirli bir zaman ve uğraşı gerektirmektedir.

    İştahın Kontrolü

    Çocuklar yaş gruplarına ve gereksinimlerine göre değerlendirildiklerinde değişken iştaha sahiptirler. Besinlerin alımının kısa dönem kontrolü gastrointestinal sistem (GİS), santral sinir sistemi (SSS), adrenaller ve pankreas tarafından sağlanmaktadır. Uzun dönem besin alımının kontrolünde ise leptin, adiponektin, rezistin ve tümör nekrozis faktör (TNF)-α gibi endokrin ve parakrin faktörler salgılayan yağ dokusu rol alır (2).

    Gastrointestinal sistem: GİS’te beslenme sonrası midenin distansiyonu gerilme reseptörlerini ve mekanoreseptörleri aktive ederek beyine doygunluk sinyalleri ulaştırır. Ghrelin hormonu mideden salgılanır ve açlık hissi uyandırır. Ghrelin plazma düzeyi öğün öncesi en yüksek düzeye ulaşır ve yemek sonrası plazma düzeyi düşer. Ghrelin bu özelliği ile öğün başlatıcı olmaktadır. Bu etkisini arkuat ve soliter trakt nükleus yoluyla hipotalamusta gerçekleştirir. Ghrelin ayrıca besinlerden alınan enerji ile vücudumuzun harcamış olduğu enerji arasında dengeyi kurmada da rol oynamaktadır. Ayrıca kısa ve uzun dönemde vücut ağırlığının düzenlenmesinde de rol alır. Ghrelin’in dolaşımdaki düzeyi obes kişilerde düşüktür, bu düzey vücut kitle indeksi ile negatif bir ilişki gösterir (2). Ghrelin’in açlık sırasında GİS motilitesini artırıcı etkisi de vardır. Kolesistokinin (CCK), glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) ve peptid YY anoreksijenik (doygunluk) özellik taşırlar. Gerçek doygunluk mediatörü olan CCK beslenme sonrası duodenum ve jejunumda bulunan endokrin–I hücrelerinden salınır. Ghrelin ile birlikte CCK, GLP-1 ve peptid YY; gastrointestinal sistem, endokrin sistem ve santral sinir sisteminin uyum içinde eksiksiz çalışmasına, açlık ve tokluk hissinin uyarılmasına ve hepsinden de önemlisi iştah üzerine düzenleyici etki yaparlar (2).

    Santral sinir sistemi: Hipotalamusta arkuat nükleus periferden gelen uyarıları alırken, beyin sapında bulunan soliter trakt nükleusu da GİS’ten gelen uyarıları alan merkezlerdir. Arkuat nükleusta iki hücre grubu yer alır ve birbirleriyle ters yönde etki gösterirler. Bunlardan neuropeptid-Y (NPY) salgılayan grup iştah artırıcı, proopiomelanokortin (POMC) salgılayan grup ise iştah azaltıcı etki gösterir. Bu hücreler üzerinde bulunan peptid hormon reseptörleri ile leptin ve insülin tarafından da kontrol edilirler. Leptin düzeyinin sağlıklı kişilerde artmasıyla birlikte NPY’nin iştah artırıcı etkisi inhibe edilirken aynı zamanda POMC uyarılır. Bu karmaşık sistemin eksiksiz olarak çalışması iştahın kontrolü için önemlidir (2).

    Endokannabinoid sistem: ‘’Cannabis sativa’’ yani hint keneviri/esrarın eskiden beri bilinen iştah artırıcı etkisinden yola çıkılarak yapılan çalışmalar sonucunda etken maddenin ?9–tetrahydrocannabinol (THC) olduğu bulunmuştur. Beyin ve periferik dokuda kannabinoid reseptörleri (CB1 ve CB2) ve bu reseptörlere bağlanmayı sağlayan endojen ligandlar (endokannobinoidler) saptanmıştır. Anne sütünde bulunan en önemli endokannobinoid ise 2-arachidonoyl glycerol (2-AG) olup, bebekte hipotalamik CB1 reseptörlerini uyararak emmenin başlamasına yardımcı olur (3).

    İştahı etkileyen faktörleri
    1.çocukla ilgili faktörler
    2.aile ile ilgili faktörler
    3.çevre ile ilgili faktörler olarak üçe ayırabiliriz.

    1. İştahı etkileyen çocukla ilgili faktörler

    Yenidoğan bebeğin beslenmesi ilk 4-6 ay sadece anne sütü ile olmalı, eğer yetersizlik durumu varsa adapte mamalar ile bebek desteklenmelidir. Yenidoğan bebeğin veya süt çocuğunun beslenmesinin yeterli olup olmadığı büyüme eğrilerinden kolayca takip edilebilir. İlk 6 ay bebeğin kilo alımı ve boy uzamasının en hızlı olduğu dönemdir. Bebeğin büyüme hızında azalma altıncı aydan sonra gözlenmektedir. Dolayısı ile de bebek daha az besin tüketme eğilimine girer. Çocuğun daha az besin tüketmesi nedeniyle, büyüme hızının yavaşlaması ailenin çocuğun beslenmesi üzerine daha fazla odaklanmasına neden olmaktadır (4). Sonuçta anne-bebek çatışması gelişir, yani anne çocuğu beslenmek için daha fazla çaba harcar, çocuk ise beslenmeye red yanıtı verir. Tamamlayıcı beslenmeye geçiş dönemi ise yeni oral, duyusal deneyimleri de beraberinde getirir. Bebek anne sütü dışında yeni gıdaları almakta isteksizlik gösterir (3). Bu dönemde meyvelere, sebzelere ve tahıllara başlamak zaman almaktadır. Bu dönemde çocuğun iştahına saygılı olunarak ek gıdaları başlamak gereklidir. Çocuğun hasta olmadığı, yeni gıdaları almak için istekli olduğu zamanda tamamlayıcı beslemeye geçilmelidir. Yeni başlanmış olan besinin bebek tarafından tadının beğenilmesi bazen 10-15 kez denemeden sonra olabileceği unutulmamalıdır (7). Ayrıca tamamlayıcı beslenmeye geçme zamanın belirlenmesi tamamen çocuğun motor gelişimi ile ilgilidir. Genellikle bu zaman çocuğun sofradaki gıdalara eliyle uzandığı 4-6 ay arası herhangi bir zamandır. Bebek bu dönemde aile bireyleri ile aynı zamanda sofraya oturmalıdır. Bu zorlu geçiş dönemi toplumun kültürel yapısı, gelenek ve göreneklerinden etkilenmektedir.

    Bebek büyüdükçe değişen besin öğelerine yönelik değişik davranışsal veya sözel tepkisi de olur. Bu dönemde bebek anneye bağımlıdır. Emme ve yutma fonksiyonları gelişirken, anne ve bakıcısı ile iletişim içinde olma yollarını öğrenir. Bu dönem çocukla çevredekiler arasında dengenin oluştuğu hemostaz evresidir. Bu evrede bebek aç ve tok olduğunu belirtmeye çalışır. Beğenmediği besinlere başını çevirme, ağlama, öğürme refleksi, fazla beslenme sonrası kusma davranışı geliştirir. Bu evreyi bağımlılık evresi takip eder. Bebeğin duygusal gereksinimlerinin giderilmesi, anneye güveninin artması beslenmeyi olumlu etkilerken, bebekte endişe yaratan davranışlar, huzursuz ortam ise beslenmeyi olumsuz etkiler. Bu dönemde bebek beslenirken yeterince şefkat gösterilmeli, kendisine değer verildiği hissettirilmelidir. Bu dönemleri ayrılma ve bireyselleşme evresi takip eder. Bebek bu dönemde hem otonomi kazanma hem de bağımlılık arasında savaş verir. Duygusal gereksinimlerini yeme ile gösterir. Çocuk, duygusal gereksinimlerini, otonomi kazandığını anneye ve çevresindekilere bildirmek ve dikkat çekmek için beslenmeyi reddediyor olabilir (5, 6).

    İştahsızlığın ve Yemek Seçiciliğinin Nedenleri

    İştahsız çocuklar;

    • Picky eaters (Yemek seçiciler):Bazı bebekler aileleri tarafından seçici bebek olarak tanımlanmaktadır. Seçicilik yaşamın dördüncü ayında %19 iken, iki yaş civarında %50‘lere çıkmaktadır. Yaşa göre kilosu fazla olan bebekler ise daha az yemek seçmektedir.
    • Blender baby (Çiğneme ve yutma sorunu olanlar )
    • Yavaş çiğneyenler
    • Çabuk doyanlar
    • Primer hastalıklarına bağlı iştahsız olanlar

    olarak alt gruplara ayrılabilirler (7).

    Wright ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmada ortalama yaşları 30 ay olan 455 çocuğun %20’sinde yeme problemi olduğu ve ailelerin bu çocukların %42‘sini seçici, %39‘unu da az yiyen olarak tanımladıkları saptanmıştır. Seçici çocuklar yemek yerine genellikle sulu gıdaları içmeyi tercih ederler. Sonuçta; Süt ve meyve suyu gibi sulu gıdaları tüketilmesi ile çocukların iştahlarında azalma görülmüştür. Yine çocukların %47’si jöle kıvamlı besinleri, %30’u ise tadını bilmediği besinleri yemek istememektedirler. Aileleri tarafından yeme problemleri bildirilen çocukların daha kısa ve zayıf oldukları ve iki yaşa kadar %5 persantilin altında kilosu olan çocukların oranının %11 olduğu bildirilmiştir (6). Fox ve arkadaşlarının 4-24 ay arası çocuklarda yapmış oldukları çalışmada çocukların yeme sıklığı ve porsiyon büyüklükleri karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada 11 aylığa kadar enerji içeriği ile porsiyon büyüklüğünün ters orantılı olduğu bulunmuştur. Yani çocuk yemek yemiyorsa, enerji içeriği yüksek ve küçük porsiyon tüketiyor demektir. Sonuç olarak bu yaş grubu çocuklarının kendi enerji alımlarını kontrol edebildikleri ve çocuğu beslemeye çalışmanın bu kontrolü bozabileceği belirtilmiştir (8). Benzer bir çalışmada da Kral ve arkadaşları 3-6 yaş grubundaki çocukların kendi enerji alımlarını kontrol edebildiğini göstermişlerdir (9). Bekem ve arkadaşları, iştahsızlık yakınması ile başvuran 36 çocuk üzerinde yapmış oldukları çalışmada, ailelerin sadece %16,7’sinin çocuklarının beslenmesi için yeterli zaman ayırabildiklerini vurgulamışlardır (10).

    2. İştahı etkileyen aile ile ilgili faktörler:

    Hendricks ve arkadaşları 4-24 aylık 2500 bebeğin ve annelerin beslenme sırasındaki davranışlarını inceledikleri çalışmanın sonucunda; Beslenmeyi pozitif yönde etkileyen en önemli faktörün annenin eğitimi olduğunu belirtmişlerdir. Yine bu çalışmada eğitimli anne bebeklerinin emzirmenin başlaması ve devamında daha başarılı oldukları gösterilmiştir. Eğitimli anneler anlatılanları daha kolay pratiğe yansıtmakta ve doğal olarak çocukları da daha çok meyve ve daha az zararlı besinler tüketmektedir. Anne yaşı ne kadar fazla ise tecrübesi de o oranda artmakta sonuçta beslenme de bundan olumlu etkilenmektedir. Yine bu çalışmada çocuk kreşe ne kadar erken verilmiş ise, zararlı besinlerle o kadar erken tanışmaktadır (11). İlk bir yaşta annenin bildirdiği iştah durumunun çocuğun kalori ve kilo alımı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Okul çağındaki Koreli çocuklarda Lee ve arkadaşlarının yapmış oldukları çalışmada annenin bildirdiği iştah durumu ile kalori ve kilo alımının uyumlu olduğunu belirtilmiştir. Bu çalışmada ailenin iştah durumu ile ilgili saptamalarına güvenmek gerektiği ve buna göre beslenme durumunun düzenlenmesinin doğru olacağı vurgulanmıştır (12). İngiltere’den Wright ve arkadaşları, 913 bebeği doğumdan itibaren 13 aya kadar beslenmeleri, kilo alımları, iştahları, oral-motor fonksiyonla ve besin reddetme davranışları açısından değerlendirmişlerdir. Çalışmanın sonucunda ise bebeklerin (a) yaşamın ilk 6 haftasında kilo alımlarının iştah ve oro-motor disfonksiyon ile ilişkili olduğu (b) altı hafta ve 12. ayda belirtilen iştahın 12. aydaki kilo için belirleyici olduğu (c) onikinci ayda görülen besin reddetme davranışlarının kilo alımını ve duraksamasını etkilemediği, ancak bakıcı veya annenin bu duruma gösterdiği tepkinin kilo alımını olumsuz etkilediği belirtilmiştir. Bu çalışmada iştah azalmasının büyüme için risk faktörü olduğu, annenin çocuğu beslemeye zorlamasının da kilo alımını olumsuz etkileyen bir risk faktörü olduğu belirtilmiştir (13). Yine 142 aile üzerinde yapılan bir çalışmada 5 yaşındaki çocuklar akşam yemekleri sırasında değerlendirilmiş, %85 ailenin çocuklarını daha fazla yemek için zorladıkları, %83 çocuğun da bu nedenle fazla yemek yediği saptanmıştır. Sosyoekonomik düzeyi iyi olan ailelerin beslenmeye teşvikte anlatma, ödül verme gibi yöntemler kullandığı, babaların özellikle erkek çocuğa baskı, annelerin ise kız çocuğa ödül vermeyi tercih ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada aile bireyleri ile çocukların aynı masaya oturma oranı %78, televizyon izleme oranı ise %20 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak çocuklara yiyecekler teklif edilmeli, hangi besinden yiyeceği kararı ise çocuğa bırakılmalıdır (14).

    3. İştahı etkileyen çevresel faktörler

    Bellissimo ve arkadaşları 9-14 yaş grubunda televizyon izleyen çocukların bir önceki öğünden beslenme ile ilgili doygunluk hissi uyandıran sinyalleri algılamada gecikmeleri sebebi ile 280 kalori fazladan aldıklarına dikkati çekmek istemişlerdir (15). Francis ve arkadaşları 3-5 yaş grubundaki çocukların yeterince otonomi gelişmediği için aynı anda hem televizyon hem de yemek yeme işini yapamadıklarını, bu sırada bakıcının beslemek için çocuğu zorlaması nedeniyle, çocuktaki beslenme kontrolünün kaybedilmesine yol açabileceğini belirtmişlerdir (16).

    Egzersiz ve aktivite artınca enerji açığı oluşur, bunu kapatmak için de iştah ve dolayısı ile besin alımı artmaktadır. Uzun süreli ve düzenli aktivite (altı hafta) yapmanın iştah üzerine pozitif etkisi olduğu gösterilmiştir (17).

    İştahsız Çocuğa Yaklaşım

    Eğer çocukta büyüme ve gelişme geriliği de varsa mutlaka altta yatan organik bir sebebin olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu konuda ailenin vereceği anamnez son derece önemlidir. Burada ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin psikososyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmalıdır. Ayrıca çocuğun gelişim kartından büyüme ve gelişmesinin izlenmesi bize iştahsızlığın derecesi ve ciddiyeti konusunda ön bilgi verebilir. Çünkü bir çok çocuk normal gelişime sahip olmasına rağmen, ailenin istekleri çocuk tarafından reddedildiği için hekime getirilmektedir. Aileden çocuğun üç günlük yediklerini içeren bir liste istenmeli, ayrıntılı beslenme öyküsü alınmalıdır. Besinlerin hazırlanış şekli , kimin hazırladığı, televizyon izleme, ödüllendirme ve cezaların olup olmadığı, beslenme için uygulanan yöntemler öğrenilmelidir. İştahsız çocuk değerlendirilirken her çocuğun gelişim hızının farklı olduğu, bu kapasitenin genetik faktörlerden de etkilenebileceği unutulmamalıdır. Bebeğin beslenme miktarı çocuğun gereksinimlerine göre ayarlanmalı ve beslemede çocuğun iştahına da saygılı olunmalıdır.

    Tam bir fizik muayene ve kliniğe göre istenecek laboratuar tetkikleri bize tanı koymada yardımcı olabilir.

    Geçirilmiş akut ve kronik hastalıklar ile enfeksiyonlar sırasında salgılanan sitokinler iştah merkezini etkileyerek iştahsızlığa neden olurlar (1).

    Demir eksikliği anemisi (DEA) çocukluk çağında en sık görülen nutrisyonel anemi olup, ilk klinik bulgulardan birisi de iştah azalmasıdır. İştah açıcı ghrelin düzeyi ile serum demir düzeyi arasında pozitif bir korelasyon vardır. DEA’da iştahsızlığın ghrelin düzeyindeki düşüklük sebebi ile olabileceği bildirilmiştir (18). Amerika’da yapılan bir çalışmada multivitamin kullananlar ile kullanmayan çocuklar arasında besin alımı ve iştah açısından bir fark gözlenmemiştir. Ayıca vitamin kullanan iştahsızlığı olan çocuklarda A vitamini, çinko ve folat düzeylerinin vitamin kullanan grupta aşırı miktarlarda olduğu saptanmıştır (19). Özetle vitamin ve mineral desteği yapılmasının iştahı olumlu etkilediğine dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır, hatta gereksiz vitamin ve mineral kullanımı toksik etkilere neden olabilir (19).

    Malabsorbsiyon sendromları, özellikle çölyak hastalığı, kabızlık, gastroözefageal reflü hastalığı, özefajit, gastrit ve duodenal ülserler, karaciğer hastalıkları, böbrek fonksiyon bozuklukları, kardiyak ve solunumsal problemler, hipotiroidizm, kısıtlı beslenme rejimleri, tüberküloz ve malign hastalıklar çocuklarda iştahsızlığa neden olabilirler. Büyüme ve gelişmesi geri olan bir hastanın anamnezinden yola çıkarak bu nedenler ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulmalıdır. Tablo1’de iştahsızlığa sebep olabilecek nedenler görülmektedir (4).

    Herhangi bir sağlık problemi olmayan bir çocuk yemek öğünlerinde fizyolojik açlık duyarak yemeklerini iştahla yiyebilir. Çocuğun beslenmesindeki tutum hataları bazı besinlerde çocuğu seçiciliğe itebilir veya beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Bu dönemde çocuk masada oturan bireyleri taklit eder. Aile bireyleri beslenme sırasında beslenmeyi olumsuz etkileyecek davranış içinde olmamalı ve kendileri de seçici davranmamalıdırlar. Beslenme için masaya hep birlikte oturulup hep birlikte kalkılmalı, çocuğun tabağı süslenmeli, çocuğu kendisinin el ve kaşıkla yemeğini yemesine ortam hazırlanmalıdır.

    Tamamlayıcı beslenme döneminde, çocuğun beslenmesine, iştahına saygı gösterilerek farklı tatlar denenmelidir. Bu tatlar çocuğa beslenme sırasında sunulmalıdır. Aile beslenmesinde yer alan besin öğeleri, annenin farklı yeni besinlere bakış açısı ve yaklaşımı çocuğun bu besinleri kabul etmesinde rol oynar. Yeni besin öğelerine geçiş esnasında çocuğa yapılan soysal övgüler beslenmeyi pozitif etkilemektedir. Tamamlayıcı beslenme sırasında ödüllendirme ve cezalandırmalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

    Öğün aralarında meyve suları, süt gibi gıdaların tüketilmesi çocuğun çabuk doymasına, kalori alımlarının bu gıdalarla pratik olarak alınmasına ve dolayısı ile de öğün atlamasına neden olur (20). Ailenin tüm bireylerine mümkün olduğunca bu gıdalara çocuklarını özendirmemeleri gerektiği anlatılmalıdır. Düzenli uzun süreli aktiviteler iştahı artırırken, yemek öncesi ağır ve yorucu aktiviteler iştahı azaltmaktadır. Beslenme televizyon seyrederken ve oyun oynama sırasında yapılmaya başlanırsa, diğer öğünlerde çocuk aynı davranışı bekleyebilir (17). Çocuğun beslenme sırasında aile masasında diğer bireylerle aynı öğünde yemek yemesi uygun beslenme alışkanlığının gelişmesi açısından gereklidir. Öğünlerde çocuğun kalabalık ortamlarda bulunmasının, beslenme üzerine olumlu etkileri olduğu belirtilmiştir (17).

    Okul öncesi dönemde çocuklar büyüklerini taklit ederek beslenme davranışı geliştirirler. Anne, baba veya aile bireylerinden birisi seçici ise, titiz davranıyor ise çocuğun beslenmesi bundan olumsuz olarak etkilenir. Ayrıca çocuk beslenmesinde gıdaların birbiriyle karıştırılması (özellikle sabah kahvaltısında ) çocuğun besinlerin tadının farkına varmasını engeller. Çocuklar yedikleri gıdaları tanımak için dokunmak isterler. Çocukların besinleri aspirasyonu engelleyecek şekilde küçük parçalar halinde, tabakları süslenmiş şekilde sunulmalıdır (19).

    Bazı çocuklar iştahla sofraya otururlar, ancak kısa sürede doyarlar. Bu çocuklar için az miktarda ve sık öğünler hazırlamalı, öğünün içeriği yağ ve karbonhidratlar ile zenginleştirilmedir.

    Vitamin ve mineral eksikliği olmayan çocuklara gereksiz vitamin yüklemeleri yapılmamalıdır. Aksi halde toksik etkiler görülebileceği unutulmamalıdır (19).

    İştah açıcı ilaçlar ancak kistik fibrozis (KF), kansere sekonder kaşeksi gibi durumlarda faydalı olabilir. İştah açmak için megesterol asetat ve siproheptadin hidroklorür (SH), kannabinoidler, hydrazine sülfat, anabolik hormonlar ve büyüme hormonları kullanılmıştır. KF hastalarında SH’nin dokuz aya kadar kullanılmasının güvenilir olduğu görülmektedir. Hastaların iştah artışı yanında solunum fonksiyonlarında da düzelmeler gözlenmiştir (21). İlacın en önemli yan etkisi uyuşukluk yapmasıdır (21). Doğum ağırlığı düşük olan çocuklarda büyüme hormonu tedavisi uygulanmasının hem iştah üzerine hem de büyüme üzerine olumlu etkisi olduğunu gösteren çalışmalar vardır (22). Beyin tümörü olan hayvanlar üzerinde yapılan deneysel çalışmalarda omega-3 yağ asitlerinin santral sinir sistemi üzerinden iştah artırıcı etkisi olabileceğine yönelik bulgular saptanmıştır (23). Genelde iştah açmak için kullanılan ilaçlar kanser kaşeksinde denenip, iştahsızlığı olan ve başka hiç bir problemi olmayan çocuklarda kullanımlarına yönelik çalışmalar mevcut değildir. Bu nedenle iştahsız çocuklarda ilaç kullanılması uygun görülmemektedir (21,23).

    Büyükgebiz ve arkadaşları iştahsız çocuklarda mide boşalmasında gecikmenin olduğunu, bu nedenle trimebutin gibi prokinetik ajanların davranış tedavisi ile birlikte uygulandığında iştahsızlık tedavisinde faydalı olabileceğini göstermişlerdir (24) .

    İştahsızlığın ve beslenme bozukluğunun sebebi belirlenmeli ve sorun giderilmelidir. Büyüme ve gelişme yakından izlenmeli, persantillerde düşüş olursa beslenme tekrar değerlendirilmeli iştahsızlığa ve neden olabilecek hastalıklar açısından araştırmalar yapılmalıdır.

    Sonuç olarak iştahsız çocuk izleminde ailelere yapılacak önerileri şu şekilde özetleyebiliriz;

    • Süt, kola, meyve suları, çay, su gibi içeceklerin tüketim sıklığı ve miktarı belirlenmeli yemek öncesi ve yemek sırasında alımları kısıtlanmalıdır (6, 17).
    • Besinler çocukların yiyebileceği türden ve çocuğun öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmalı ve yemek sırasında çocuğun kendisinin yemesi teşvik edilmelidir (8).
    • Yemek porsiyonları çocuğun isteğine göre ayarlanmalıdır (7,8).
    • Öğün sırasında teklif edilmiş olan bir besin çocuk tarafından reddedilmiş ise farklı besin denenmeli ve ısrarcı olunmamalıdır. Besin belirli aralıklarla, zaman içinde çocuğa tekrar teklif edilmelidir (8,12).
    • Çocuğun öğün saatleri düzenli olmalı, çocuk aile bireyleri ile aynı anda sofraya oturmalıdır. Öğün aralarında iştahını kaçıracak tatlı (şeker ve çikolata) besinler verilmemelidir. Bu konuda aile bireyleri kararlı olmalıdırlar (6).
    • Çocuğun tabağı çocuğun ilgisini çekecek şekilde süslenmeli, kendisinin seçim yapmasına izin verilmelidir (9).
    • Yemek sırasında çocuğun yemeğe ilgisini azaltan televizyon kapalı tutulmalıdır (15, 16).
    • Çocuğun beslenmesinin kalabalık ortamda, çocuklarla birlikte yapılması beslenmeyi olumlu etkileyebilir.
    • Vitamin ve minerallerin eksiklik durumları dışında verilmesi önerilmemektedir(19).
    • Az yiyen çocuklar için öğün sayısı artırılmalıdır. Gerekirse öğün içeriği modüler beslenme ürünleri ile zenginleştirilmelidir (7).
    • Çocuğun bakımını üstlenen kişilere eğitim verilmeli, beslenmede yanlışlar uygun bir şekilde anlatılmalıdır. Anne ve bakıcı kişi bebek beslenmesinde çocukla devamlı ilişki içinde olmalı ve beslenme sağlıklı şekilde sürdürülmelidir(11,15,16).

    İştahsız çocuğun klinik izleminde, büyümede duraklama veya persentilde düşme belirlenirse beslenme tekrar gözden geçirilmeli ve iştahsızlığa neden olabilecek organik sebepler irdelenmelidir. Gerektiğinde de çocuk gastroenteroloji uzmanının önerisi ile gerek modüler ürünler gerekse enteral beslenme destek ürünleri kullanılmalıdır.

  • Çok bilinmeyenli bir denklem:     ek gıda dönemi

    Çok bilinmeyenli bir denklem: ek gıda dönemi

    Bebeğiniz doğdu. Gayet güzel emzirdiniz. Anne sütü bebeğinizin gelişimini sağladı, onu hastalıklardan korudu. Aylar geçti. Artık elinizdeki her besine neredeyse saldıran, her şeyin tadına bakmak isteyen bir minikle baş etmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan karpuzun ucunu iştahla emmesi hoşunuza gidiyor, bir yandan da “ acaba hata mı yapıyorum?” düşüncesi hiç peşinizi bırakmıyor. Ek gıda dönemini, bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı zaman dilimi olduğunu öğrenmek sizi daha da korkutuyor. O zaman önce “ek gıda dönemi”ne demek? Ne zaman başlar? Ne zaman biter? Öğrenelim.

    Süt çocuğu büyüme ve gelişmesine uygunluk gösteren iç içe girmiş üç beslenme döneminden geçer. Bunlar;

    • sadece anne sütü dönemi
    • anne sütü ve ek gıda dönemi
    • erişkin diyeti

    Bebeğiniz elinizdeki her besinden tatmak istiyor. Gayet güzel çiğneme ve yutmasını gerçekleştiriyor. Sonrasında da hiçbir sorun olmadı. Bizimle aynı yemeği yesin mi artık?

    Hayır.

    Bebeğiniz şu anda yürüyemiyor. Çünkü sinir ve kas sistemleri yeterli olgunlukta değil. Konuşamıyor. Çünkü dil kasları da beyin gibi gelişimine devam ediyor. Gastrointestinal yani mide-bağırsak sistemi de, kanı temizleyen böbrekler de gelişimine devam ediyor.

    Anne sütünden ek gıdalara geçişte asıl önemli noktalar; ne zaman, nasıl ve hangi gıdalarla başlanması gerektiğidir.

    Erken ek gıdalara başlanması sindirim sisteminin tam gelişmemiş olması nedeni ile ishal ve besin allerjilerinde artmaya neden olabilir. Emmede azalmaya bağlı anne sütü yapımının azalması, ishalli hastalıklar, doğru ve yeterli besinlerin verilmemesi nedenleri ile de gelişme problemleri olabilir.

    Genellikle annenin erken ek gıdaya başlamasının en önemli nedenleri, annenin sütünün artık bebeğine yetmediğini düşünmesi, annenin yanlış bilgilendirilmesi, bebeğin büyüme izleminin yapılmamasıdır.

    Ek gıdalara geç başlanması ise anne sütünün yetersiz kalması ile büyümede yavaşlama, bağışıklıkta zayıflama ve kilo alım problemlerine neden olabilir. Uygunsuz besin seçimi protein enerji malnütrisyonuna denilen ciddi gelişim bozuklukluğu ve eser element eksikliği ile sonuçlanabilir.

    Çok erken
    Artmış ishal ve allerjik hastalıklar (bağırsak immatürasyonuna bağlı)
    Anne sütünde azalma (ek gıdalar nedeni ile çocuğun emme isteği azalmakta)
    Malnütrisyon (ishalli hastalıklara bağlı)

    Uygun dönem
    Uygun zamanda (4-6. Aylar arasında)
    Besin içeriği yeterli (Kalori, protein, demir, çinko, vitamin A ve vitamin D içeriği yeterli)
    Hijyen koşullarına uyularak
    Toplumun kültürel yapısına uygun yiyecekler ile (o ülkede mevcut olan ve toplumca kabul edilebilen)
    Geç
    Büyüme geriliği (Anne sütü tek başına kalorik olarak yetersiz hale gelmektedir)
    İmmün yetmezlik (Yetersiz enerji ve protein alımı sonucu)
    İshalli hastalıklarda artma (İmmün sistemde yetersizlik sonucu)
    Malnütrisyon (Yetersiz kalori alımı ve ishalli hastalıklara bağlı)
    Mikronütrient eksikliği (Yetersiz alım ve enfeksiyonlarda artma sonucu)

    Ne zaman ek gıdalara başlayalım?

    Ek gıdalara başlanmasında, her bebek için geçerli olan kesin bir yaş yoktur. Ek gıdalara başlanmasını belirleyen en önemli faktör çocuğun gelişim basamağı, böbrek fonksiyonlarının daha etkin hale gelmesi ve sindirim sisteminin olgunlaşmasıdır. Bu da 4-6 ay arasında, her çocuk için farklı bir zamanda olmaktadır. Ancak kilo alması ve gelişimi normal, yaşına uygun seyreden bir çocuk için 5,5 ay idealdir. Daha erken başlanması belirtilen dezavantajları taşır, daha geç başlanması ise her geçen gün kişiliği oturan ve “hayır”ın gücünü öğrenen bebeğin ek besini reddetme riskini arttırır.

    Anne sütü dönemi: Yeterli kalori ve protein oranına sahip olması ve yüksek biyolojik yararlanırlılığı nedeni ile anne sütü ilk 4-6 ay tek başına yeterlidir. Anne sütü düşük böbrek solit yüküne sahip olması nedeni ile bu dönemde en ideal besindir. Yenidoğan bebeklerin mide kapasiteleri küçük (7 ml) ve bağırsak geçiş zamanları kısa olması nedeni ile az miktarda ve sık beslenmeleri gerekir. Zamanında doğan bebekte bağırsak enzimleri yeterli düzeydedir. Sindirim sisteminin yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması tam gelişmemiştir. Anne sütü, bu mekanizmanın gelişmesini sağlarken yabancı protein ve patojenlerle çocuğun karşılaşmasını engeller. Bu sürede yutma refleksi zayıftır ve kaşıkla verileni ağızdan çıkartma eğilimindedirler. İlk dört-altı ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu sürede bebek kaşıkla verileni yeterli yutamaz ve ağzından geri çıkartmaya eğilimlidir.

    Anne sütü ve ek gıda dönemi: Altıncı aydan başlayarak hayatın ikinci yılına kadar baş kontrolü, ince ve kaba motor basamaklarında ilerleme ile fizyolojik ve nörolojik olgunlaşma devam eder. Ek gıdalara geçiş ile kaşıkla beslenme, çiğneme, parmakları ile besinleri tutarak kendini besleyebilme, kaptan bağımsız beslenme ve kaşık-çatal kullanabilme çocuğun beslenme basamaklarını oluşturur. Emme refleksi 30-34 gebelik haftasındaki bebekte vardır. Bu dönemde bebekte yutmada gelişir. Bununla birlikte dil ile çıkarma refleksi 5-7. aylarda kaybolur ve kaşıkla verileni alabilir. Sekizinci ayda yardımsız oturabilir ve dil hareketleri daha da gelişir; böylece daha katı yiyecekleri yiyebilir. Onuncu ayda çiğnemeye başlar ve elindeki yumuşak besinleri ısırabilir. Bir yaşında tüm besin maddelerinden yiyebilir ve iki elini kullanarak kaptan sıvı gıda içebilir. İkinci yaşın sonunda yiyecekleri diğer maddelerden ayırabilir.

    Sonuç olarak artık bebeğe ek besin başlanabileceğinin belirtileri;

    – Baş-boyun kontrolünün tamamlanması (Bebeğin başını dik tutması),

    – Oturabilmesi,

    – El ve göz koordinasyonunun gelişmesi, oyuncaklarını ağzına götürmesi,

    – Dil çıkartma refleksinin kaybolması, kaşıktan yiyecekleri alabilmesi,

    – Ağzını açma, yutma ve çiğneme koordinasyonun gelişmesi.

    Ek besin verilirken dikkat edilecek noktalar

    – Her yeni gıdaya tek tek başlanmalı ve çok az miktarda (bir-iki tatlı kaşığı) verilmelidir. Bebeğin alımına uygun olarak 3-4 gün içinde miktarı artırılmalıdır. Yeni bir gıdaya bu üç günün sonunda başlanmalıdır. Böylece çocuğun bir besin maddesine olan allerjisi varsa, tespit edilebilir.

    – İlk kez verilecek besinler bebek aç-keyifli ve uykusunu almışken denenmelidir ki genellikle bu öğleden sonra saatlerine denk gelir.

    – Bebek istemediği bir besini alması için zorlanmamalı bir süre ara verip iki-üç hafta sonra tekrar denenmelidir.

    – Ek gıdalar tek öğün olarak başlanır. Bebek altı aylık olduğunda anne sütüne ek olarak günde 2-4 öğün ek gıda alabilir.

    – Ek gıdalara geçerken önce tekli besin grubu (tatlı sebze, yoğurt, meyve püreleri) kullanılır daha sonra çoklu karışımlara (sebze çorbası, kabak dolması) geçilir.

    – Bebeğe verilecek ek besinlerin protein, demir, çinko, vitamin D ve vitamin A'dan zengin olmasına dikkat edilmelidir.

    – Bebeklere doğal ve taze hazırlanmış besinler verilmelidir. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.

    – Bebek için hazırlanan besinler iki saat içinde tüketilmelidir. İki saatten uzun süre oda ısında bekletilen yiyecekler kullanılmamalıdır. Uygun saklama koşulları yoksa (buzdolabı gibi) beslenme sonrası artan miktarlar atılmalıdır.

    Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yıkanmalıdır. Bebeğe verilecek besinler hazırlanırken gıda hijyenine uyulmalıdır.

    – Besinlerin hazırlanmasında kaynatılmış su kullanılmalıdır.

    – Tüm besinler sadece kaşık ile verilmelidir. Ek gıdaların verilmesinde biberon kullanılmamalıdır. Koyu kıvamlı besinler emzikten emilirken boğulmaya neden olabilir. Aynı zamanda biberon ile ek gıdaların verilmesi uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının gelişmesine neden olur ve kaşıkla beslenme alışkanlığının gelişmesine olanak vermez.

    – Bebeği beslemek için kullanılacak kaplar ve kaşıklar temiz olmalıdır. Kullanılan kapların gıda artıklarının kalmasının önlenmesi ve kolay temizlenmesi için köşesiz olması gerekmektedir. Bu malzemeler bir tencere içinde ağzı kapatılmış olarak en az beş dakika süre ile kaynatılmalı ve ağzı kapalı olarak soğutulmaya bırakılmalıdır. Böylece sıcak buhardan da faydalanılır. Kaynatılamayacağı ve kolay temizlenemeyeceği için plastik kaplar ve biberonlar kullanılmamalıdır.

    – Meyve ve sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.

    – Beslenme saatleri hem anne hem de çocuk için mutlu geçen anlar olmalıdır. Beslenme saatlerinde anne rahat olmalı ve acele etmemelidir. Çocuk çok hızlı ya da çok fazla beslenmiş ise kusabilir. Gerekli temizlik yapıldıktan sonra beslenmeye devam edilmelidir.

    Bebekler zaten tatlı olduklarından meyveye kolay bir şekilde alışırlar. Sağlıklı beslenme için gerekli ve asıl alışması gereken gıdalar ise sebzelerdir. O zamana kadar sadce anne sütü ile beslenmiş olan bir bebek tüm tatlara açıktır. Bu nedenle ilk aldığı gıdaların tatlarına çok daha kolay alışır. Sebzelerle ek gıdaya başlarken de sarı-tatlı sebzeler kullanılır.havuç, patates,kabak gibi.. (taze – kabukları kalın soyulup kaynatılır – yumuşayınca çatalla ezilir – kıvamı koyu ise tercihan anne sütü/kaynatılmış ılıtılmış su / biberon maması ile cıvıklaştırılabilir) Tek tek tatlarına alışan bebeğe artık bu sebzelerle çorba yapabilirsiniz.

    Bu aşamadan sonra ek gıdalardan tadı anne sütüne en yakın olan yoğurt başlanmalıdır. Ardından elma, armut, muz ile meyveler başlanabilir.

    Her yeni gıdaya 3 gün aralarla başlanmış olduğunu düşünürsek, bebeğiniz artık 1 ay daha büyümüş olmalı. Zeytinyağı ile hazırladığınız sebze çorbalarının içine bir küçük soğan, bir baş brokoli, bir baş karnabahar, bir küçük domates, bir avuç “çift çekilmiş yağsız dana kıyma” koyabilirsiniz. Kıymanın bebeğe verilmeden önce çok iyi piştiğinden emin olmalısınız. Bunun için öncesinde 30 dk pişirip ardından sebzelerle tekrar pişirebilirsiniz.

    8.ayda bebeğinize yumurta sarısı vermeye başlayabilirsiniz. Yumurta alerjisi olup olmadığını anlamak için önce bir yumurta sarısının 1/8 i ile başlayın. Daha sonra 8-10 günde arttırarak tam yumurta sarısına çıkabilirsiniz. Yumurtanın beyazını ise 1 yaşından sonra verebilirsiniz.

    9. ayda balık levrek – sardunya – somon gibi balıklar ile bebeğinizi tanıştırın.

    Bebeklerin 1 yaşına kadar yemeklerine baharat, tuz, salça katılmamalıdır. Bu nedenle bizimle aynı gıdaları almamalıdırlar. Ancak ailelerin bir araya geldiği zaman dilimleri olan yemek saatlerinde bebek de aileyle birlikte sofraya oturtulmalı ve eline kaşığı verilmelidir. Bebek kaşığı ile beslenemese de, kafasında kaşık-yemek ilişkisini kuracaktır.