Anne sütü yenidoğan bebeklerin beslenmesinde çok önemli bir yer tutar. Anne sütünün içerisinde sindirimi kolay ve bebeğin gelişiminde elzem öneme sahip besinler yer alır. Bu yazımızda anne sütünün bebekler için 5 önemli faydasını bulabilirsiniz.
1. Anne Sütü Bebeklerin İhtiyaç Duyduğu Temel Besinleri Doğru Oranda Barındırır
Birçok sağlık otoritesi, bebekler altı aylık olana kadar yalnızca anne sütü ile beslenmelerini önerir. Altıncı aydan sonra ek gıda (tamamlayıcı beslenme) ile birlikte anne sütüne en az 2 yaşına kadar devam edilmelidir.Bebeğin yaşantısının ilk 6 ayında gereksinim duyduğu tüm besinler anne sütü içerisinde yeterli miktarda bulunur. Hatta bebeğin gelişimi farklılaştıkça anne sütünün içeriği de değişir. Mucizevi bir besin olarak adlandırılan anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına göre değişir.
2. Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Korur
Anne sütünün faydalarının saymakla bitmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu mucizevi besin bebeklerin kısa, orta ve uzun vadeli dönemde potansiyel rahatsızlıklardan korunması için de önemli rollere sahiptir.
Anne sütünün; orta kulak iltihabı, enfeksiyon, soğuk algınlığı, solunum yolu hastalıkları, ani çocuk ölümleri, alerjik hastalıklar, çölyak hastalığı, diyabet ve lösemi gibi ciddi tehlike arz edebilen rahatsızlıklara karşı koruyucu nitelikte olduğu yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde gösterilmiştir.
3. Anne Sütü Çocuklarda Obezite Riskini Düşürür
Bebeklerin ihtiyaç duyduğu besinleri onlara sunan ve tok kalmalarını sağlayan anne sütünün obezite hastalığına yakalanma riskini düşürdüğü bilinir. Anne sütü ile beslenmeyen çocukların obezite hastalığına yakalanma risklerinin %15 ila %30 oranında daha fazla olduğunbilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir.
Anne sütü ile beslenmek kadar anne sütü ile beslenilen sürenin uzunluğunun da obezite riski ile ilintili olduğu kabul edilir. Anne sütü ile beslenilen her bir ay; bebeklerin ileriki dönemde obezite hastalığına yakalanma oranını %4 oranında azaltır.
Tüm bu istatistiksel verilerden dayanarak bebeklerin beslenme alışkanlıklarının anne sütü sayesinde daha sağlıklı bir şekilde ilerlediğini söyleyebiliriz. Anne sütü bebeklerin sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasına da katkı sağladığından çocuklardan esirgenmemelidir.
4. Anne Sütü Bebeklerin Zeka Gelişimine Katkıda Bulunur
Her ne kadar bu konuda henüz ispatlanmış veriler olmasa da anne sütü ile beslenen bebeklerin diğerlerine göre daha zeki oldukları düşünülmektedir. Anne sütü ile beslenen çocuklar emzirme sırasında anne ile daha fazla fiziksel temasa girerler, dokunma yetileri gelişir ve aynı zamanda daha fazla göz kontağı kurabilirler. Yapılan araştırmalar emme eyleminin uzun vadede anne sütü ile beslenen çocukların beyin gelişiminde pozitif yansımalar oluşturduğunu da ortaya koymaktadır.
5.Anne Sütü Bebekler için Çok Önemli Antikorlar İçerir
Anne sütü, bebeklerin virüslere ve bakterilere karşı bağışıklık sistemini destekleyen antikorlar barındırır. Özellikle bebek yeni doğduğunda salgılanan kolostrum; çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi adına hayati öneme sahiptir.Anne, virüslere ya da bakterilere maruz kaldığında antikor üretmeye başlar. Annenin vücudu tarafından salgılanan antikorlar, anne sütü içerisine de salgılanır ve emzirme sırasında bebeğe geçer. Anne sütündeki antikorlar; bebeğin boğazında, burnunda ve sindirim sisteminde koruyucu bir tabaka oluşturarak bebekleri hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenmeyen çocuklar anne sütü ile beslenenlere oranla daha sık enfeksiyon kaparlar.Emzirme eylemini doğanın bir mucizesi olarak düşünmelisiniz. Bebeğiniz için sayısız faydası olan anne sütü; sizin sağlığınız için de çok önemlidir. Doğum sonrası kilo verme sürecini hızlandıran, depresyon riskini azaltan, menopoz süresini öteleyen, göğüs ve rahim kanserlerine yakalanma ihtimalini düşüren emzirme eylemine önerilen zaman dilimleri içerisinde devam etmelisiniz.
Her bebeğin ‘Çocuk Hakları Sözleşmesi’ile sağlıklı ve dengeli beslenmeye hakkı vardır.
İlk 6 ayda bebekler için en iyi besin sadece anne sütüdür. Eğer anne sütü miktar olarak yetersiz yada yoksa onun yerini uygun formüla mama verilmelidir. Anne sütü yada formüla mama alan bebeklerin ekstra su ihtiyacı yoktur.
İlk 6 ayda su ihtiyacı anne sütü yada formüla mamadan karşılanır. Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin ihtiyacının %100’ünü, 6-12 ayda bebeğin ihtiyacının %50’sini ve 12. aydan itibaren de %30’unu karşılar. Altıncı aydan sonra anne sütü bebeğin besin ihtiyacını karşlamada kısmi olarak yetersiz olduğu için tamamlayıcı beslenmeye geçilir.
Tamamlayıcı beslenme anne sütüne ek olarak diğer gıdaların ilave edilmesidir. Tamamlayıcı beslenme süt çocukları için özel hazırlanmış geçiş besinleri ve aile yemekleri olarak ikiye ayrılır. 6. aydan 2 yaşına kadar ek besinlerle birlikte anne sütüne devam edilir. Destekli ya da desteksiz oturmaya başlamış, başını rahatça tutan, el, ağız ve göz koordinasyonu gelişmiş, katı besinleri yutabilen süt çocuğunun tamamlayıcı besine geçilmesi gerekmektedir.
Prenatal ve postnatal erken dönemde karşılaşılan tatların tamamı bebeğin tat duyusunu etkileyebilir, hatta bu durum çocukluk ve ergenlik döneminde de devam edebilir. Bu yüzden hamilelerin ve emziren annelerin beslenme şekli bebeğin beslenme alışkanlıkları açısından önem taşıyor. Kısacası bebeğinizin ne yemesini istiyorsanız sizde hamilelikte ve emzirme döneminde o gıdayı tüketin.
6-7. ayda tamamlayıcı beslenme
Bu dönemde bebek için özel hazırlamış geçiş mamaları tercih edilir. Kıvam olarak püreler tercih edilir. Bebek ek besinlere başladığnda ekstra suya ihtiyaç duyar.
Kullanılan su içme suyu ve kaynatılmış ılıtılmış olmalı, öğün aralarında verilmeli. Bu ay ek besinlere başlangıç için en uygun zamandır, bebek desteksiz yada destekli oturmaya başlamıştır, dil hareketleri ile besinleri kaşıktan farinkse yönlendirecek düzeydedir, yakaladığı nesneleri ağızına götürebilir, mide asiditesi düşmüştür buda besinleri daha kolay sindirir ve mikroorganizmaları öldürür. Bu ayda 4 besin grubuyla bebeği tanıştırılır ( sebzeler, meyveler, tahıllar ve yoğurt).
Her biriyle ek besinlere başlanılabilir ama uyumu artırmak için başlangıç olarak ilk tercih ettiğimiz besin grubu sebzelerdir. Kural olarak besinleri tek tek ve az miktarda başlayıp yavaş yavaş miktarı artırılır. Ek besinlere başlarken öğlen saatleri tercih edilir. 3 günde bir yeni bir gıda eklenir. Örneğin ek gıdalara patetes püresi ile başlanır patatesin kabuğu soyulup küp küp kesilip az mikatda içme suyunda veya buharda pişirilir sonrasında yumuşak kıvamlı püre yapılır ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenir.
Unutmayın 10. aya kadar tuz ilave edilmez. İlk gün bu püreden 1 mama kaşığı verilir ve sonrasında emzirerek öğünü tamlanır. İkinci gün 2 mama kaşığı verilir yine emzirerek beslenme tamamlanır. Üçüncü gün 3 mama kaşığı verilir. İlk sebze olarak patates seçmemizin nedeni sindirimin kolay ve allerji riski düşük olmasıdır. Patates nişastadan zengindir. Proteinden fakirdir ama içerdiği proteinin biyolojik değeri yüksektir. Önemli oranda C vitamini ve tiamin içerir. Dördüncü gün patates püresi hazırlarken %25 kadar havuç eklenir, ertesi gün biraz daha havuç miktarı artırılarak eşit miktarda olacak şekilde hazırlanır. Yedinci gün sebze püresine kış mevsimi ise bal kabağı , yaz mevsimi ise sakız kabağı eklenir.
Unutulmamalı ki içerikleri biz belirliyoruz miktarı bebeğimiz belirliyor yanı doyma belirtileri gözlenmeye başlandığında beslenme kesilir. 6 aylık bir bebeğin mide kapasitesi yaklaşık 150-180 ml’dir yani bir çay bardağı kadardır. Altıncı yedinci aylar arasında bebeğimize vereceğimiz ilk sebzeler patates, havuç, kabak, balkabağı, brokoli, kereviz, ıspanak, pazı, yerelması, enginar, bezelyedir. Üç çeşit sebzeye (patates, havuç, kabak) alışan bebek ikinci grup ek besine geçmeye hak kazanmıştır.
İkinci besin grubu olarak meyveyi tercih ediyoruz, meyveleri seçerken taze ve mevsimine uygun olmasına dikkat edilmelidir. İlk meyveler elma, armut, şeftali, kayısı, muz olmalıdır. Yaz günü ilk meyvemiz şeftali, kış dönemi elma olmalıdır. Güzelce yıkayıp kabuğunu soyduktan sonra cam rendede rendeleyerek püre haline getiriyoruz, yine sebzelerde yaptığımız gibi 3 gün kuralına göre az miktarda başlayarak dozu artırılır. Meyve 2. bir öğün olarak verilir eğer bebek emmek isterse sonrasında emzirilir. Bu arada öğlen öğününde sebze püresine devam edilir. 3 gün ara ile 3 çeşit meyve denedikten sonra tahıllara geçilir
Tahıllar 7. aydan önce başlanmalıdır. Tüm tahıllar B grubu (vit B12 hariç ) vitaminleri açısından zengindir. İlk olarak sindirimi kolay allerji potansiyeli düşük olan pirinç ve irmikle başlanır. İşlenmemiş tahılları tercih edilir mesela beyaz pirinç yerine esmer pirinç, beyaz un yerine tam buğday unu gibi. Tahıllar arzuya göre 3 şekilde verilebilr. Sebze pürelerine eklenebilir, muhallebi şeklinde hazırlanabilir veya bebeklere özel tahıllı kaşık maması olarak verilebilir. Gece tok tutması ve daha az uyanması için tahıllı mamaları daha çok akşam saatlerinde tercih edilir.
Yoğurt evde taze günlük inek sütünden mayalayarak verilmesi tercih edilir. Kimyasal ve mikrobiyolojik kirlilik riski olduğundan açıktan alınan sütlerden hazırlanan yoğurtlar kullanılmaz. Eğer bebek mama kullanıyorsa maması ile de yoğurt hazırlanabilir. Bu ayda kefirede başlamak uygun olur.
Sebze püresi
1 su bardağı içme suyu
1 küçük boy patates
1/2 orta boy havuç
1/4 orta boy kabak
1 tatlı kaşığı pirinç
1 tatlı kaşığı zeytinyağ
Hazırlanışı: Tüm malzemeler tencerede ağızı kapalı kısık ateşte pişirilir. Tel süzgeçten geçirilir veya ezilir. Zeytinyağı sebzeler piştikten sonra ilave edilir.
Muhallebi
200 ml içme suyu
2 tatlı kaşığı pirinç unu veya irmik
6 ölçek devam sütü
Hazırlanışı: 200 ml suya 2 tatlı kaşığı pirinç unu ile pişirilir. Ilınınca 6 ölçek devam sütü eklenir.
Yoğurt
100 ml kaynatılımış ılıtılmış su
6 ölçek devam sütü
1 tatlı kaşığı yoğurt
Hazırlanışı: 100 ml suya 6 ölçek devam sütü koyarak hazırlanan sütü küçük bir kase veya kavanoza boşaltılır. İçine 1 tatlı kaşığı yoğurt eklenip hafifçe karıştırılır. 6 saat sıcak ortamda mayalanmaya bırakılır. Buzdolabında 1 gece bekletildikten sonra oda ısısına getirilerek verilir.
7-8. ayda tamamlayıcı beslenme
Bu ayda 6-7. ayda alıştırdığımız gıdalara 2-3 öğün olarak devam ediyoruz sebze ve meyve çeşitliliğini artırıyoruza. Sebseleri ilikli kemik suyuyla hazırlayabiliriz. Artık kahfaltıya başlama zamanımız geldi. Kahfaltının en önemli gıdası yumurta sarısıdır. Katı bir şekilde yumurta haşlanır (su kaynamaya başladığında 5 dakika haşlanması yeterli) ve ¼ kadar gün aşırı verilir, 2 kez çeyrek aldıktan sonra 2 kez yarım verilir sonrasında gün aşırı 2 kez tam aldıktan sonra her gün 1 yumurta sarısına geçilir. Bu şekilde 12 günde günlük 1 yumurta sarısına geçilir. Yumurtaya başladıktan 4 gün sonra 1 kibrit kutusunun çeyreği kadar beyaz peynir başlanır. Tuzunu almak için bir gece içme suyunda bekletilir. Miktar 2. Gün yarım kibrit kutusu 3. gün tam kibrit kutusu kadar verilir.
İlk önce 1 çay kaşığı kadar daha sonra 2 çay kaşığı doğal pekmez ilave edilir. Bebek ekmeği, rendelenmiş ceviz, tereyağ da eklenir. Kahfaltıya alıştıktan sonra kırmızı ete geçilir. Kırmızı et, çift kıyılmış kuzu kıyma şeklinde gün aşırı bebeğin yumruğu büyüklüğünde sebze pürelerine eklenir. Kuzu kıymaya alıştıktan sonra dana kıyma da verilir, beyaz et olarak tavuk ve hindi eti verilir günümüzde organik tavuk bulmak zor olduğu için haftada 1 kez verilmesi tercihimizdir. Kırmızı et bebekler için çok kaliteli bir protein ve demir kaynağıdır.
8-9. ayda tamamlayıcı beslenme
Bu ayda daha önce verdiğimiz gıdalara ilaveten baklagiller verilir. Kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunye gibi baklagiller menüye eklenir. Tahıllarla birlikte tüketildiğinde önemli bir besin kaynağıdır. Biyolojik değeri yüksek protein, kompleks karbonhidrat, lif, vitamin ve mineral içerir. Bu dönemde çinemeyi pekiştirmek için gıdalar püre şeklinde değil de çatala ezilerek pütürlü verilir.
9-10. ayda tamamlayıcı beslenme
Bu ayda menüye balık eklenir. Balık biyolojik değeri yüksek protein ve esansiyel aminoasit kaynağıdır. Yüksek oranda omega 3 çoklu doymamış yağ asitleri içerir ve nöromotor gelişim açısından önemlidir. Demir ve çinkodan da zengindir. Tuzlu su balıkları iyi bir iyot kaynağıdır. Balık buharda, fırında yada çorba şeklinde hazırlanarak verilir. Somon, lüfer, sardalya, hamsi, çupra, levrek gibi balıklar verilir. Başlangıç olarak haftada 1 kere daha sonra haftada iki kere verilmesi uygundur. Her zaman aynı tür balık değil de farklı tür balıklar ve ayrıca deniz ve kültür balığı dönüşümlü olarak verilmesi daha uygundur.
Balık çorbası
50 gr balık ( dil balığı, levrek filet gibi)
½ küçük boy patates
½ küçük boy havuç
1 küçük pırasanın beyaz kısmı
1 diş sarımsak
1 diş arpacık soğanı
1-2 dal maydanoz
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1-2 damal limon suyu
1 bardak su
Sebze ve balığı 1 bardak suda 20 dk pişirin, piştikten sonra pırasayı çıkartın, zeytinyağı ve 1-2 damla limon ilave edin
10-12. ay tamamlayıcı beslenme
Ev yemeklerine geçiş yapılır, bu ayda tat duyusu geliştiği için ek besinleri reddetme olursa yemeklere hafif kaya tuzu eklenebilir. Ev yemeklerinden kıymalı pazı sarma, kabak ve biber dolması, etli sebzeli türlü, sulu köfte, patates oturtma, kıymalı ıspanak, zeytinyağlı kereviz, kıymalı taze fasülye, balık buğlama, zeytinyağlı barbunye, kuru fasüliye, mercimek v çorbalar verilebilir. Yaz dönemi yemeklere domates ve kırmızı biber eklenebilir. Yemeklere soğan, sarımsak, maydanoz dere otu eklenilmesi hem tatını hem de besin değerini zenginleştirir.
Bu dönemde besinler çatalla ezilerek verilir. Besinlerin püre şeklinde verilmesi 10. aydan sonra devam edilirse obesiteye ve beslenme sorunlara neden olabilmektedir.
İngiltere’den Dr. Gill Rapley’in 2000’li yıllarda başlatmış olduğu ‘Baby led weaning (BLW)’-‘Bırakın çocuklar kendi beslensin’ yaklaşımı mama sandalyesinde oturabilen, besinleri yakalayabilen ve çiğnemek için besinleri ağzına götürebilen çocuklarda, püreyle beslenmek yerine çocuğun kendisinin seçebileceği “finger foods” denilen, parmaklarıyla kavrayabilecekleri besinlerle beslenmesini öneren ve son dönemlerde tartışılan alternatif bir beslenme şeklidir. Bu şekilde bebekler kendileri, istedikleri miktarda, istedikleri yiyecekleri tüketmekte. Araştırma sonucunda annelerde beslemeye bağlı oluşan anksiyetenin azaldığı, klasik şekilde beslenen bebeklere göre daha sağlıklı besinlerle beslendikleri ve yine bu grupta anne sütü alma süresinin klasik beslenenlere göre daha uzun olduğu görülmektedir.
Mevsime göre sebze ve meyve seçenekleri
İlkbahar yaz döneminde sebze seçenekleri- kabak, havuç, patates, enginar, semiz otu, taze fasulye, bezelye
İlkbahar ve yaz döneminde meyve seçenekleri- şeftali, kayısı, elma, karpuz, kavun, kiraz, tatlı mürdüm eriği, 9. aydan sonra çekirdeği çıkarılmış siyah ve beyaz üzüm, taze incir, karadut
Sonbahar kış döneminde sebze seçimi- patates, havuç, balkabağı, kereviz, brokoli, pazı, ıspanak, yerelması, karnabahar
Sonbahar kış döneminde meyve seçimi-elma, armut, muz, 9. aydan sonra Trabzon hurması, tatlı portakal, mandalina, kıvı, nar suyu
1 yaşına kadar tüketilmemesi gereken gıdalar
İnek sütü
Bal
Yumurtanın beyazı
Bakla
12-23 ay tamamlayıcı beslenme
Bu dönemde aile ile sofraya oturmalı. Sofradaki besinler dilimlenmiş ya da kaşıktan akmayacak kadar kalın püre şeklinde, tuzu, şekeri, baharatı azaltılmış, bebeğin yiyebileceği şekilde hazırlanıp sunulmalıdır. 12-18. Aylarda bardak ve kaşık gibi araçları tutmakta ve kullanmakta daha becerikli olurlar. Kendileri beslenmek isterler. 18. aydan sonra her türlü katı gıdayı dişleri ile parçalayıp çiğneyebilirler, ama yine de üç yaşına kadar aspirasyon riski yüksek olduğundan küçük ve sert (leblebi, fındık, şeker vs) gıdalardan uzak durulmalıdır.
Tercihen günde 3 ana öğün, 2 ara öğün olarak verilir. Her ana öğünde 250 ml’lik kasenin 3/4’ü ya da tamamının bitirilmesi önerilir. Beslenme alışkanlığının gelişiminde ve besin tercihlerinde anne-babanın rol model olacağı unutulmamalı, özellikle bu dönemde sofrada besleyici, obezojenik olmayan besinlerin tüketimi tercih edilmelidir. Ayrıca besleyen kişinin ve akranlarının yeme alışkanlıklarından da etkilenebileceği akılda tutulmalıdır.
Tamamlayıcı besine erken başlamanın sakıncaları nelerdir?
Anne sütü yapımı azalır.
Anne sütündeki koruyucu etmenlerin daha az alınması ile bebeklerde enfeksiyon görülme oranı artar.
Hijyenik olmayan koşullarda hazırlanması durumunda ishallere yol açarak malnutrisyona neden olabilir
Atopik hastalıklar, astım, tip 1 diyabet, allerjik hastalıklar, enfeksiyon hastalıkları, obesite ve özellikle barsak villus işlevlerinin bozulması riski artar.
Büyüme açısından bir üstünlüğü yoktur.
Tamamlayıcı besine geç başlamanın sakıncaları nelerdir?
Yetersiz enerji ve besin alımı
Malnütrisyon
Demir, çinko ve benzeri element eksiklikleri
Vitamin eksiklikleri
Bebeğin çiğneme gibi yeme işlevlerinin gelişiminde gecikme
Beslenmenin yeterli olup olmadığı kilo alımı ile değerlendirilir. 5. ayda bebek doğum kilosunun 2 katına; 1 yaşında doğum kilosunun 3 katına ve 2 yaşın sonunda doğum kilosunun 3 katına ulaşır. İlk 6 ayda günde 20-30 gram (haftada 150-250 gr alır), 6-12 ayda 15-20 gr/gün (haftada 100-150 gr), 1-2 yaşında 50 gr/hafta, 2 yaş üzerinde 2-2,5 kg/yıl tartı alır.
Vitamin ve mineral desteği
D vitamini: Doğumdan sonra ilk haftadan itibaren başlanır, 400 U/gün dozda verilir, ağız içine damlatılır, iki yaşına kadar devam edilir.
Preterm bebeklere de aynı dozda ve sürede verilir.
Demir: Miadında doğan bebeklerde 4. aydan itibaren başlanır. Doz 1 -2 mg/kg/gün olup ağız içine verilir ve 1 yaşına kadar devam edilir.
Prematüre ve 2500 g altında doğan bebeklere 2. ay sonundan itibaren veya ağırlığı doğum ağırlığının 2 katına çıktığı andan itibaren 2 mg/kg/gün dozunda başlanır. Ağız içine verilir. İki yaşına kadar devam edilir. Bebek açken verilmelidir.
Besin alerjisi bağışıklık sistemimiz tarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır.Altta yatan immün cevap IgE aracılı, IgE’den bağımsız veya her ikisinin karışımı şeklinde olabilir. Besin alerjisi görülme sıklığı özellikle son yıllarda önemli bir artış göstermektedir. Çocuklarda alerjiye en sık neden olan besinler inek sütü (%2,5), yumurta (%1,3), fıstık (%0,8), buğday (%0,4), soya (%0,4), fındık (%0,2) ve kabuklu deniz ürünleri (%0,1)’dir. Erişkinlerde ise polen alerjileri sıklıkla besin alerjileri ile çapraz reaksiyona neden olmaktadır. Süt, yumurta, soya ve buğdaya karşı erken çocukluk çağı alerjileri okul çağında yaklaşık %80 düzelmektedir. Fındık, fıstık ve deniz ürünleri alerjileri ise genellikle sebat eder. Sebze ve meyvelere reaksiyonlar sık gözükmekle birlikte (yaklaşık %5) bu reaksiyonlar genellikle ciddi reaksiyonlar değildir.
Immün sistem besin antijenlerinin büyük çoğunluğuna tolerans geliştirir ve yanıtsız kalır. Buna oral tolerans denilir. Antijen sunan hücreler (intestinal epitel hücreleri ve dendritik hücreler) ve regülatör T hücreleri oral tolerans gelişimde başroldedir. İntestinal epitelyal hücreler luminal antijeni işleyerek MHC klas II kompleksi üzerinden T hücrelerine sunar. Bu sunum anerjiye neden olur. Barsak florasının da oral tolerans indüksiyonunda rol oynadığı düşünülmüştür. Bazı çalışmalar probiyotiklerin tolerojenik bakteriyel çevre oluşturarak alerjiden korunmada potansiyellerinin olduğunu söylemektedir. İnsanlarda doğumdan sonra barsak normal florasının ve oral tolerans oluşumunun besin alerjilerinin immün regulasyonunda oldukça büyük önemi olduğu gözükmektedir.
Besin alerjilerinde altta yatan immün cevap IgE aracılı ise bağışıklık sistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit olarak algılayıp bunlara karşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynı besinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır ve mast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarak gelişmektedir.
Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgE dışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Kanlı, mukuslu dışkılamanın görüldüğü tip alerjik proktokolit; besin alımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize Besin proteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu bunlara örnektir. Bu duruma inek sütü, soya, yumurta gibi besinler neden olabilir.
Alerjik reaksiyonlar oral alerji sendromunda olduğu gibi hafif lokal semptomlardan ciddi hayati tehdit eden anaflaksiye kadar çok geniş yelpazede görülebilmektedir.
IgE aracılıklı besin alerjileri
Deri: Ürtiker/Anjiyoödem, morbiliform döküntüler ve flaşing.
Ürtiker anjiyoödem duyarlı kişide, besinin alınmasından sonra dakikalar-2 saat gibi bir süre içinde belirtiler başlar. Kaşıntılı ürtiker plakları oluşur. Bazen dil ve dudaklar şişer. Kapiller ve küçük damarların geçirgenliğinin artışına bağlıdır. Akut ürtikerde yaklaşık %20’sinde besinler etkendir. Çocuklarda; yumurta, süt, fıstık ve diğer kabuklu kuruyemişler rol oynar. Erişkinlerde en sık balık, kabuklu deniz ürünleri, fıstık etkendir. Kronik ürtikerde besinlerin rolü çok daha düşük olup bazı çalışmalarda %2-4 civarında bulunmuştur.
Oral alerji sendromu: Polen-besin sendromu olarak da isimlendirilir. Önce inhalan yolla polen alerjisi gelişir. Ardından bununla çapraz reaksiyon yapan besin alındığında semptom oluşur. Besinin alınmasından sonra dakikalar içinde dil, dudak, damak, boğazda kaşıntı, yanma, bazen anjiyoödem oluşur. Kulak kaşıntısı, boğazda tıkanma hissi de gelişebilir. Genellikle çiğ meyve ve sebze yemekle oluşur. Bu besinlerin pişmiş formunda tipik olarak oral alerji sendromu görülmez. Burada söz konusu olan besinler; elma, armut, kivi, fındık, havuç, kereviz olup, polen mevsiminde semptomlar daha belirgindir. Bu tür alerjinin tanısında taze besinle prik test yapılmalıdır. Ticari antijenlerin içindeki oral alerji sendromuna yol açan antijen yapısı bozulmuş olup yanlış negatif sonuç verebilir.
Gastrointestinal anafilaksi: Etken besinin alınmasından sonra, semptomlar dakikalar-2 saat içinde başlar. Bulantı, kusma, karın ağrısı, karında kramp ve ishal görülebilir. Semptomlar her zaman çok şiddetli olmaz. Bebek veya çocukta periyodik karın ağrısı, kusma gibi gözden kaçabilecek semptomlar; buna ikincil çocukta iştahsızlıkla kendini gösterebilir.
Akut rinokonjunktivit: Besin allerjisine bağlı izole rinokonjunktivit çok nadir görülür. Genellikle başka alerjik semptomlar da eşlik eder. Besin alımından sonra dakikalar-2 saat içinde semptomlar başlar. Göz çevresinde kızarıklık, gözlerde kaşınma ve sulanma, burun tıkanması, akıntısı ve kaşıntısı ile hapşırma eklenir.
Bronkospazm: Astım veya izole “wheezing”, besin alerjisi bulgusu olarak çok nadir bir durumdur. Sorumlu besin bronş hiperreaktivitesini artırabilir; ancak astım atağı başlatabilmesi çok nadirdir. Duyarlı olan besin pişirilirken veya başka nedenlerle havaya karışan antijenlerinin inhalasyon yolu ile alınması, bronkospazm’da daha önemli bir yer edinmektedir.
Besine bağlı anafilaksi: İgE bağımlı sistemik reaksiyonlar hafif ürtikerden şoka kadar değişik şiddette olabilir. Semptomlar, besin alındıktan hemen sonra (dakikalar- 2 saat) başlar. Bifazik de olabilir ve ilk reaksiyondan 1-2 saat sonra tekrar alevlenebilir.
Besine bağlı egzersizle oluşan anafilaksi: Gıdayı aldıktan sonraki 2-4 saat içinde yapılan ağır egzersizle ortaya çıkan bir durumdur. Gıdadan yakın zaman önce veya sonra egzersiz yapılmazsa, reaksiyon olmaz. Egzersizle mast hücre aktivasyonuna bağlanmaktadır. Daha çok genç erişkin yaşta görülür. Kereviz, buğday, meyve, fıstık, balık ve deniz ürünleri ile görülür.
II- IgE Birlikteli / Hücresel Aracılıklı
Atopik dermatit: IgE aracılıklı veya non-IgE aracılıklı olabilir. %90’ı 1 yaşından önce başlar. Tipik dağılımı vardır. Aşırı kaşıntılı, tekrarlayıcı ve kronik seyirlidir. . En sık süt, yumurta, soya, buğday ve fıstıkla oluşur. İlk 6 ayda ortaya çıkan ve topikal steroide cevap vermeyen atopik dermatitlerde besin alerjisi mutlaka düşünülmelidir. IgE aracılı olanda deri prick testi veya spesifik IgE tayini ile sorumlu besin belirlenebilir. IgE aracılı olmayan mekanizmalar için diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi 2 hafta kadar bir eliminasyon ve ardından provokasyon yaparak lezyonlardaki düzelme-alevlenme reaksiyonları ile sorumlu besin varsa saptanabilir.
Alerjik eozinofilik özefajit: Bebeklikten adölesana kadar her dönemde görülür. Erişkinde daha sıktır. Bebeklerde beslenmeyi reddetme, huzursuzluk, kusma, büyüme geriliği gözlenirken çocuklarda karın ağrısı, kusma, gastro-özefagial reflü hastalığı benzeri şikâyetler, yutma güçlüğü, yiyeceklerden iğrenme, adölesanda ise disfaji, besinlerin özefagusta takılma hissi, bulantı, reflü benzeri şikâyetler, büyüme geriliği gibi şikâyetlerle kendini gösterir. Reflü tedavisine yanıt vermez. Tipik öykü ve gastrointestinal sistemden alınan çoklu biyopsi örneklerinin incelenmesi ile tanı konur. Biyopside eozinofil infiltrasyonu görülür. Alerji saptanan besinin 3 ay kadar eliminasyonu ile düzelir. Bebeklerde mama olarak tam hidrolize amino asit mama önerilir.
Alerjik eozinofilik gastroenterokolit: Gastrik ve intestinal mukozadan serozaya kadar ilerleyebilen eozinofil infiltrasyonu vardır. Periferal eozinofili de görülebilir. Vaskülit yoktur. Eozinofil infiltrasyonlu kas tabakası kalınlaşması, obstrüksiyon benzeri bulguya yol açar. Kronik veya intermittan karın ağrısı, bulantı, irritabilite, iştahsızlık, büyüme geriliği, kilo kaybı, ishal, anemi, protein kaybettiren gastroenteropati bulguları olabilir. Her yaşta görülebilir. Serum IgE düzeyi yüksektir. Hastaların %50’sinde bir atopik hastalık vardır. Bazı besin ve inhalan allerjenlere prick deri testi pozitiftir.
Astım: Kronik astımda besinle atak tetiklenmesi nadir görülür. Besinlerin inhalasyonla alınması, bronkospazm yapabilir. Pişirilen besinlerin buharı da etkili olabilir.
III-Hücresel Aracılıklı
Kontakt dermatit: Genellikle besine temasa bağlı gelişir. Çiğ besinlerin rolü daha fazladır. Balıkçı, kasap gibi mesleklerde daha sık görülür. Tanıda “Patch” test uygulanabilir.
Dermatitis herpetiformis: Kol ve bacakların ekstansör yüzünde, kalçada çok kaşıntılı papüloveziküler döküntülerle seyreder. Kronik seyirlidir. Gluten duyarlı enteropati ile ilişkilidir. Herhangi bir yaşta çıkabilir. Çölyak hastalığı veya atopik dermatitle karışabilir. Gastrointestinal şikayetler minimal veya hiç yoktur. Gastrointestinal lezyonlar Çölyak hastalığına benzerse de biyopside patolojik değerlendirme ile ayrılabilir. Lezyonlar, glutensiz diyetle birkaç ayda düzelir.
Alerjik proktokolit: Dışkıda yoğun veya gizli kan bulunur. Genellikle 6 aydan küçük bebeklerde görülür. Anne sütü yolu ile veya direkt alınan inek sütü veya soya proteinine bağlıdır. Bebekler tamamen sağlıklı görünümdedir. Lezyon, distal kalın barsaktadır. Sadece dışkıda kan vardır. Kanın miktarı değişkendir. Direkt görünebildiği gibi tetkikle gizli kan bulunabilir. Sorumlu besini elimine edince, 72 saat içinde dramatik iyileşme görülür. Alerjen eliminasyonu ile 6 ay-2 yaş arası kaybolur.
Besin protein enterokoliti: Protein intoleransı da denir. Hayatın ilk üç ayında görülür. Tipik inatçı kusmalar, tekrarlayan ishal vardır. Dehidratasyona neden olabilir. Kusma, beslenmeden 1-4 saat sonra olur. Alerjiye neden olan besin verilmeye devam edilirse kanlı ishal, anemi, abdominal distansiyon ve büyüme geriliğine neden olabilir. Semptomlar, inek sütü proteini veya soya bazlı mamalara bağlı gelişir. Nadiren anne sütü aracılığı ile aktarılan inek sütü proteini de etken olabilir. Daha büyük bebeklerde ve çocuklarda yumurta, buğday, pirinç, yulaf, fıstık, diğer yağlı tohum çerezler, tavuk ve balık duyarlığı ile de benzer enterokolit sendromları görülebilir. Dışkıda gizli kan, nötrofil ve eozinofil infiltrasyonu vardır. Gıda emilimi bozulduğu için şeker malabsorbsiyonuna bağlı dışkıda redüktan madde pozitif saptanabilir. Gelişen sekonder disakkaridaz eksikliği de ishalin 2 haftaya kadar uzamasına neden olur. Diyete rağmen semptomların düzelme süresi uzar deri prick testi negatiftir. Sorumlu allerjeni elimine ederek genellikle 72 saat içinde semptomlar düzelir; provokasyonla tekrar olur. Tam iyileşme 6 ayla 2 yıl arasında değişir.
Besin protein enteropati sendromları: Hayatın ilk aylarında ishal ve kilo alamamak şeklinde görülür. Hastaların çoğunda dirençli, uzamış ishal, kusma, büyüme geriliği, malabsorbsiyona neden olur. Kusma, gıdanın alımından 1-3 saat içinde, ishal 2-10 saat; ortalama 5 saat içinde başlar. Genellikle 9 aydan küçüklerde başka gastrointestinal sistem bozuklukları olmadığı belirlendikten sonra sorumlu besinin alımı ile 6-24 saat içinde bulguların ortaya çıkması, gıdanın diyetten çıkarılması ile düzelmesi, tekrar verilmesi ile yine semptom oluşması kesin tanıya götürür. Dışkıda redüktan madde ve yağ pozitif bulunur. D-xylozabsorbsiyon testi bozuktur. En sık inek sütü proteinine bağlı olur. Soya, yumurta, buğday, pirinç, tavuk ve balığa bağlı da olabilir. Eliminasyonla semptomların düzelmesi birkaç gün ile haftalar arasında değişir. Bebeklerin yarıya yakınında anemi olur. Çoğunda protein kaybı vardır.
Heiner sendromu: Besin ilişkili pulmoner hemosiderozis de denir. Besinlere karşı pulmoner reaksiyondur. İnek sütü proteinine presipitan IgG antikoru yapılması söz konusudur. Yumurta, domuz eti ve karabuğday ile vakalar da bildirilmiştir. Akciğerde infiltrasyon, pulmoner hemosiderozis, tekrarlayan pnömoni, gastrointestinal kan kaybı; demir eksikliği anemisi ve büyüme geriliği ile seyreder. Tedavide besinin eliminasyonu önemlidir. Eliminasyon ve tolerans gelişme süresi değişkendir. 2 yıl süt eliminasyonu sonrası sütü tolere eden, ama 2 ay sonra yeniden Heiner semptomları görülen vaka bildirilmiştir.
BESİN ALERJİLERİNDE TANI
Dikkatli bir öyküyle besin alerjisinin IgE aracılı mı yoksa non IgE aracılı mı olduğuna karar verilebilir. IgE aracılı alerji tanısı ani başlangıçlı besin alerjisi öyküsü olması, deri prick testi ve spesifik IgE ölçümü ile kombine edildiğinde %50-100 arasında konulur.
Atopi patch testinde kuyucuklara besin alerjenleri konur ve deriye yama tarzında yapıştırılır. 48 saat sonra yama çıkartılır ve deri üzerindeki eritem ve ödem değerlendirilir.
Besin alerjisi tanısında ”altın standart” çift kör plasebo kontrollü besin yükleme testidir. Bu testte hem testi yapan kişi hem de hasta verilen besinin içeriğini bilmemektedir.
Besin alerjilerinde dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi
Besin alerjilerinde en iyi tedavi stratejisini belirlemek için; kişinin hangi besine alerjisi olduğu ve bu besinle teması sonrası görülen reaksiyonların net olarak bilinmesi gerekir. Tedavide alerjiye neden olan besinin diyetten çıkarılması ve istenmeyen maruziyet durumunda gelişebilecek reaksiyonların acil tedavisi önemlidir.
Hazır gıdaların etiketlerinin okunması; bilinmedik markaların ve etiket bilgisinde içerik yazmayan ambalajlı gıdaların tüketilmemesi gerekir.
Bazı besin dışı ürünler de besin alerjenleri içermektedir. Örneğin grip aşısı yumurta proteini içermektedir ve ciddi yumurta alerjisi olan hastalarda risk oluşturmaktadır; Bazı ilaçların içinde bulunan laktoz (süt şekeri), süt proteini olmamasına rağmen ciddi inek sütü proteini alerjisi olan hastalarda alerjik reaksona neden olur. İnek sütü proteini olan kazein de lateks eldivenlerin yapısında kullanılır ve inek sütü alerjisi olan kişilerde alerjiyi tetikleyebilir. Kozmetik ve el sanatları malzemelerinde de bazı besin alerjenleri vardır.
Eliminasyon Diyeti
Yapılan çalışmalarda, alerjik besinin diyetten elimine edilmesi zaman içinde alerjene bağlı görülen reaksiyonları azalttığı ve remisyonu sağladığı görülmüştür. Bu yaklaşım inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocuklarda daha etkin olmuştur. Kuru yemiş ve deniz ürünlerine karşı yapılan eliminasyon diyeti ile tolerans sağlanamamıştır.
İnek sütü eliminasyonu: inek sütü sadece kalsiyum, fosfor ve D vitamini kaynağı değil aynı zamanda protein, yağ, vitamin (B12 vitamini, A vitamini, pantotenik asit, riboflavin) kaynağı olduğundan küçük çocuklarda bu gıda diyetten çıkarılacaksa onun yerine konulacak besinler profesyonel bir diyetisyen yardımı ile seçilmelidir. Aksi taktirde beslenme yetersizliğine neden olabilir. Unutulmamalı ki inek sütüne alerjisi olan çocukların yaklaşık %90’nda keçi sütüne karşı da alerjileri vardır. Formüla ile beslenen inek sütü alerjili bebeklerde, aminoasit bazlı veya yoğun hidrolize formüller alternatif olabilmektedir.
Yumurta eliminasyonu: Yumurta diyete; protein, B12 vitamini, riboflavin, pantotenik asit, biyotin ve selenyum katkısı sağlar. Süt, soya, et, balık ve kümes hayvanları gibi pek çok besin, yumurta içeriğinde bulunan mikrobesinleri içermektedir. Yumurtayla alınan mikro besinler günlük besin ihtiyacının az bir kısmını oluşturduğundan alternatif besinleri tüketmek yumurtanın diyetteki eksikliğini kapatmaktadır.
Buğday eliminasyonu: Buğdayın sağladığı karbonhidratlar, diyet için temel enerji kaynağıdır. Ayrıca buğday çok sayıda mikro besini (tiamin, riboflavin, niasin, B6 vitamini, folik asit, demir, magnezyum) de içermektedir. Bu yüzden buğday eliminasyon diyeti verilen çocuklara ihtiyaçları olan mikro ve makro besinler ek olarak verilmelidir. Buğday alerjisi olan hastaların buğday içeren tüm besinlerden kaçınmaları gerekmektedir. Bu da işlenmiş birçok besinin (ekmek, makarna, kek, kurabiye, kraker vb.) diyetten çıkarılmasını gerektirmektedir. Buğday alerjisi olan hastalarda kullanılabilecek alternatif unlar (pirinç unu, mısır unu, yulaf unu, çavdar unu) bulunmaktadır.
Yapılan çalışmalarda, inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocukların %7-75’inin, fırınlanmış süt ve yumurta ürünlerini tolere edebildikleri gösterilmiştir.
Besin alerjisi olan bebeklerin annelerinde eliminasyon diyetleri: Yapılan çalışmalarda bebek için alerjen olan besinin, anne tarafından alındığında anne sütü yoluyla bebeğe geçerek alerjik reaksiyonlara neden olabileceği gösterilmiştir. Eğer anne sütüyle beslenen bebek spesifik bir besine karşı alerji tanısı almışsa annenin de diyet yapması önerilmektedir. Annenin diyetinde bebekte alerji yapan besinin miktarının azaltılması, tamamen elimine edilmesi veya süt ve yumurta alerjileri için bu besinlerin sadece fırınlanmış şekilde tüketilmesi gibi alternatif diyet seçenekleri bulunmaktadır. Hangi alternatifin seçileceği hastaya göre belirlenmelidir. Örneğin annenin alerjen besini tüketimi sırasında, bebekte belirgin kötü bir etki görülmüyorsa annenin alerjen besini tüketmesine izin verilebilir. Ancak anne sütündeki alerjene karşı bebekte akut reaksiyon görülüyorsa ya da annenin alerjen besini düşük miktarlarda tüketmesi bebekte kronikleşen semptomlara yol açıyorsa annede tam eliminasyon önerilir. Eliminasyon diyeti yapan annelerin yeterli beslenmesi sağlanmalı ve diyet nedeniyle alamadıkları vitamin ve/veya mineral desteği ilave olarak verilmelidir. Bu anneler emzirdikleri için dengeli ve doğru bir diyet yapmaları için profesyonel diyetisyen yardımı almalıdırlar. İnek sütü eliminasyonu yapan annelere, günlük 1000 mg/gün kalsiyum takviyesi yapılması önerilmelidir.
Immünoterapi: Alerjen besine tolerans gelişmesidir. Rutin olarak uygulanan bir yöntem değildir. Her hasta bu terapi için uygun değildir.
Oral Immünoterapi: Besin alerjisi olan çocuklara alerjik olan gıdanın küçük, ancak artan dozlarda uygulanması, reaktivite eşiğinin yükselmesine ve sonuçta tolerans gelişmesine neden olmaktadır. Ama bu terapinin de yan etkileri vardır bazı hastalarda idame dozda bile reaksiyon görülmektedir veya küçük bir bölüm hastada eozinofilik özofajit gelişmektedir.
Sublingual Immünoterapi: Besinlerle immünoterapi uygulamasında bir diğer yol besin özleriyle yapılan sublingual immünoterapi.
Probiyotikler: Besin alerjilerinde alerjik yanıtın düzenlenmesinde probiyotiklerin rolü araştırılmaktadır. Hamilelik ve emzirme döneminde annenin diyetine probiyotiklerin eklenmesinin yüksek riskli bebeklerde egzama insidansını azalttığı gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda inek sütü alerjisi olan çocuklarda tolerans gelişimini hızlandırdığı saptanmıştır. Ancak tam tersine besin alerjilerinde probiyotiklerin faydası olmadığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Bu yüzden henüz rutin kullanımları önerilmemektedir.
Besin allerjisi, özelikle de inek sütü allerjisi, çocuklarda yaşamın ilk yılında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Sıklığının değişik çalışmalarda % 2 ile % 7,5 arasında (ortalama % 2-3) değiştiği bildirilmiştir. Anne, baba veya kardeşlerde atopik hastalık varsa sıklık % 60’a kadar çıkabilir.
Yenidoğan ve süt çocuklarının en önemli besin kaynağı anne sütü ve inek sütünden hazırlanan mamalar olduğu için allerji yapabilecek proteinleri ancak bu yolla alırlar. İnek sütü proteinlerine karşı allerji gelişmesi en sık olup bunu soya proteini, daha büyük çocuklarda ise gluten ve yumurta gibi besinler izlemektedir. Günümüzde inek sütündeki çok sayıda proteinin allerjiye neden olabileceği anlaşılmıştır. Bunların başında betalaktoglobülin, laktalbumin, kazein, gammaglobulinler ve albumin gelmektedir.
İnek sütü allerjisi küçük süt çocuklarında çeşitli sindirim sistemi belirtileri yanında solunum sistemi belirtileri, deri döküntüleri ve anafilaksi gibi farklı belirtilere de yol açabilir. Sindirim sistemi belirtileri ve deri reaksiyonları olguların % 50-60’ında, solunum sistemi belirtileri ise % 20-30’unda görülür. Besin allerjisinin sindirim sistemi belirtilerinin başında kusma ve ishal gelmektedir. Gastroözofageal reflülü çocukların % 16-24’ünde inek sütü allerjisi belirtilerinin de varlığı bildirilmiştir. Bunlardan başka karın şişliği, kanlı ishal, sindirim ve emilim kusurları sonucunda büyüme geriliği gözlenebilmektedir. Süt çocuklarında non spesifik kolitin (kalın barsak iltihabı) sık rastlanan nedenlerinden biri besin allerjisidir. Ayrıca infantil kolik (gazlı bebek) ve uyku bozukluklarından da besin allerjisinin sorumlu olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.
İnek sütü allerjisi küçük süt çocuklarında en sık bir hafta ile üç ay arasında ortaya çıkar. Ortaya çıkmasından sorumlu mekanizmalar henüz tam olarak bilinmemektedir. Ancak, rinit, ekzema gibi sindirim sistemi dışı belirtilerle seyredenlerin aşırı duyarlılık reaksiyonu şeklinde ve IgE’ye bağlı olarak dakikalar ya da saatler içinde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bir kısmının immun kompleksler aracılığı ile ve 4-12 saat içinde oluştuğu, kronik ishal ve malabsorpsiyon tablosunun ise gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu şeklinde geliştiği bildirilmiştir.
İnek sütü allerjisi tanısında kan ve cilt testlerinin rolü tartışmalıdır. IgE ilişkisiz tip reaksiyonlarda kanda spesifik IgE negatif bulunur. “Prick test” olguların sadece % 25’inde pozitiftir. “Patch test” ise 6 aylıktan once % 50, bir yaştan sonra ise % 80 pozitif bulunur. Barsak tutulumu ile giden tipte ince barsak biyopsisinde çeşitli derecelerde hasarlanma, ödem, iltihabi hücrelerde artış görülebilir. Eğer kolit söz konusu ise yapılan kolonoskopik inceleme kalın barsaklarda kızarıklıktan ülserlere kadar değişen hasarlanma ve alınan biyopsilerde iltihap hücrelerinde artış gözlenir.
İnek sütü allerjisi tanısında öncelikle besin allerjisinden şüphelenmek gerekmektedir. Sütün veya başka bir besin söz konusu ise o besinin diyetten çıkarılması ile semptomlar 72 saat içinde kaybolur. Mukoza hasarının düzelmesi ise bir ayı bulabilir.
“Challenge” (provakasyon testi), tanının doğrulanması için sadece şüpheli olgulara yapılmalıdır. Goldman kriterlerine göre 3 kez “challenge” yapılması riskli olması nedeniyle günümüzde artık kabul edilmemektedir. Allerjisi olan hastaya süt verildiğinde semptomlar 1-6 saat içinde tekrar ortaya çıkar. Bu durumda dışkıda iltihap hücreleri bulunur. Eğer bu dönemde barsak biyopsileri yapılırsa yukarıda tanımlanan hücresel reaksiyon görülür.
İnek sütü allerjisi olan çocukların tedavisi inek sütü proteinlerinin diyetten çıkarılması ile sağlanır. Hastaların % 70-80’inin uygun bir eliminasyon diyeti ile 3. doğum gününden önce iyileştiği gösterilmiştir. Beş yıl içinde iyileşme oranı % 100’e yaklaşır. Bu çocuklarda diğer besinlere, özellikle soya proteinine karşı da çapraz allerji gelişmesi nadir değildir. Unutulmaması gereken başka bir husus bu çocukların anne sütü yoluyla da allerjenleri alabileceği ve söz konusu tipik semptomları gösterebileceğidir. Ayrıca bazı olgularda hipoallerjenik karakterde olduğu düşünülen protein hidrolizatı içeren mamalara karşı da allerji gelişebilir. Bu nedenle de tedavide en uygun mamalar protein içermeyen aminoasit bazlı mamalardır.
Sonuç olarak, yenidoğan döneminden itibaren çok çeşitli klinik tablolarla karşımıza çıkabilen inek sütü allerjisinin daha iyi tanınması ile daha çok sayıda olgunun tanısı ve etkin şekilde tedavisi mümkün olabilecektir.
Günlük tükettiğimiz besinlere bağlı ortaya çıkan reaksiyonların tümü istenmeyen besin reaksiyonları olarak adlandırılır. İstenmeyen reaksiyonların büyük çoğunluğu besinlerin farmakolojik özelliklerine, metabolik ya da toksik etkilerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Şikayetleri benzer olduğu için sıklıkla birbiri ile karıştırılabilir. Ancak her ikisinin mekanizmaları ve yol açtığı sorunlar açısından bakıldığında son derece farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle şikayeti olan hastaların besin alerjisi açısından çok iyi değerlendirilmeleri gerekmektedir.
Besin alerjisi bağışıklık sistemimiz tarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Klinik olarak belirtiler hafif (ürtiker vb) olabildiği gibi yaşamı tehdit eden ağır reaksiyonlara da (anafilaksi) yol açabilmektedir. Yine bağışıklık yanıtın özelliğine göre belirtiler bir çok organda (deri, sindirim sistemi vs) görülebilir.
Besin alerjisinin gelişimi bağışıklık sistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit unsuru olarak algılayıp bunlara karşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynı besinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır ve mast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarak gelişmektedir.
Ayrıca besin alerjisi bağışıklık sistemimizin IgE dışındaki mekanizmalarına (hücresel immün yanıt) bağlı olarak ta gelişebilir. Klinik bulguları açısından farklılıklar gösterir. Aynı zamanda tanısal süreçleri de farklıdır ve daha zordur.
Besin alerjileri daha çok çocukluk döneminin sorunlarından birisidir. Anne sütü alan bebeklerde genellikle ek gıdalara başladıktan sonraki dönem ciltte ürtiker, kızarıklık, ya da egzema şeklinde ortaya çıkabilir.
Günümüzde besin alerjileri anafilaktik reaksiyonların en önemli nedenlerindendir. Bu nedenle halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Besin alerjilerinde korunma önlemlerinin çok yönlü yapılması gerektiğinden bu hastalar devamlı risk altındadır.
Besin alerjilerini çoğu aşağıdaki besinlere karşı gelişmektedir. Ancak tüketilen her besine karşı alerjik reaksiyonların gelişebileceği unutulmamalıdır.
İnek sütü
Yumurta
Balık
Yer fıstığı
Kuruyemişler (fındık, ceviz, antep fıstığı, vb)
Kabuklu deniz ürünleri
Soya
Buğday
Bakliyatlar
Susam
Besin alerjileri çocuklarda daha sık görülür. Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zaman içerisinde düzelme eğilimindedir. İnek sütü, yumurta gibi besinlere bağlı alerjiler yaşa bağlı olarak geçebilir, yer fıstığı, balık, kabuklu deniz ürünleri ve kuruyemiş alerjileri çok uzun yıllar hatta yaşam boyu devam edebilir.
Besinlerin içerdiği protein yapısındaki alerjenler diğer alerjenler ile benzerlik gösterir. Örneğin polen alerjisi olan hastalarda bazı meyvelerin (kivi, muz, elma, şeftali vs) tüketimi ile ağızda ve boğazda kaşıntı, ödem meydana gelebilir. Çapraz reaksiyon sonucu gelişen bu klinik tablo oral alerji sendromu olarak tanımlanmaktadır.
Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgE dışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Örneğin bebeklerde ek gıdaya geçme döneminde kusma, ishal, kanlı mukuslu dışkılama hatta su kaybına neden olabilen reaksiyonlar gelişebilir. Kanlı, mukuslu dışkılamanın görüldüğü ön planda görüldüğü tip alerjik proktokolit, besin alımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize hastalığa Besin proteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu (FPIES) denir. Bu duruma inek sütü, soya, yumurta vb karşı vücudumuzun verdiği geç tip alerjik yanıtlar neden olmaktadır.
Besin alerjileri sindirim sistemimizde yemek borusunu da (özafagus) etkileyebilir. Alerjik reaksiyonlarda çok önemli rolü olan eozinofiller’in yemek borusunda yoğun birikimine bağlı olarak çıkan bu tablo eozinofilik özafajit olarak adlandırılmaktadır. Çocuklarda reflü semptomlarına benzer şekilde kusma, yutma zorluğu ve kilo alamama şikayetleri görülebilir.
Bu hastaların bir çoğunda besinlere karşı alerjik reaksiyon gelişmektedir. Ayrıca ailesel alerji öyküsü de (astım, alerjik rinit ya da egzema) bulunmaktadır.
Besin Alerjilerinde Nasıl Tanı Konulmalıdır?
Besin alerjilerinde tanı oldukça deneyim gerektiren bir süreçtir. Dikkatli yürütülmeyen işlemlerin sonucunda yanlış tanı konulması ile hastalara gereksiz diyet uygulaması ya da hayatlarının riske edilmesi söz konusu olabilir.
Besin alerjilerinin tanısında iyi bir hasta-doktor işbirliği gereklidir.
Öykü tanı için en önemli basamaktır.
Tüketilen besinin içeriği ve miktarı,
Belirtilerin ortaya çıkış ve düzelme zamanı,
Daha önceden ve daha sonra benzer reaksiyonların olup olmadığı
Belirtilerin özellikleri (Fotoğraflamak tanımı kolaylaştırabilir!) iyi bilinmelidir.
Bazı hastalardan şikayetlerinden sorumlu besin/besinlerin bulunabilmesi için besin günlüğü tutmaları istenebilir. Tükettiği besinlerin ayrıntılı bir şekilde besin günlüğüne kaydedilmesi tanısal sürece yardımcı olabilir.
Besin alerjilerinde belirtilerin özelliği ve çıkış zamanı izlenecek tanısal işlemler açısından son derece önemlidir.
Besin alerjisi düşünülen hastalarda yapılacak tanısal işlemler
Deri prik testleri
Serumda besine özgün IgE ölçümü
Besin provokasyon testleri
Öykü ile oluşan ön görüye göre sorumlu besinin bulunması için deri prik testleri yapılır. Ancak burada hastanın klinik belirtilerine göre çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü yaşamı tehdit eden ağır anafilaktik reaksiyonlar bu işlem sırasında gelişebilir. Bu nedenle deri testleri deneyimli ve gerektiğinde acil müdahalenin yapılabileceği kliniklerde yapılmalıdır.
Deri testleri hayatın ilk gününden itibaren her yaş grubunda yapılabilir.
Serumda besine özgün IgE bakılması da tanıya yardımcıdır. Ama klinik değeri deri testlerine göre daha düşüktür. Deri testlerinin yapılamadığı ya da ağır reaksiyon geçirme öyküsü olan hastalarda, zamanla tolerans gelişimi hakkında fikir vermesi amacıyla tercih edilebilir.
Ancak besin alerjilerinde tanı, deri testi ve/veya serumda besine özgü IgE ölçümü ile konamaz. Bu bilgiler ışığında şüpheli besinler için eliminasyon ve ardından da yükleme(provokasyon) testleri yapılarak klinik cevap değerlendirilir. Bu uygulamada şüphelenilen besinler 2-4 hafta süreyle diyetten çıkarılır (eliminasyon) ve hastanın buna klinik yanıtı gözlenir. Kısmi veya tam yanıt anlamlı olarak değerlendirilir. Bir sonraki aşamada ise diyetten çıkarılan besinlerle bir alerji uzmanı gözetiminde ve belli bir protokol dahilinde tek tek ağızdan yükleme yapılarak klinik belirtilerin tekrar ortaya çıkışı gözlenir. Gerekli durumlarda çift kör plasebo kontrollü yükleme dediğimiz hekimin ve hastanın ayırt edemeyeceği şekilde bir seferde şüphelenilen besin, bir seferde de yalancı besin verilen uygulama gerçekleştirilir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılır. Bu yöntem besin alerjisi tanısında “altın standart yöntem” olarak kabul edilir.
Eğer hastada geçirilmiş reaksiyon anafilâksi tarzında sistemik bir reaksiyon veya ağır bir reaksiyonsa besin yükleme testi KESİNLİKLE YAPILMAZ.
IgE dışı mekanizmalarla gelişen sindirim sistemi alerjilerinde tanı amaçlı endoskopi ve ince bağırsak biyopsisi yapılmalı, uygun histoloji saptanırsa besin eliminasyonu ve ardından besin yüklemesi yapılarak histolojik ve klinik yanıt değerlendirilmelidir. Özellikle IgE dışı besin alerjilerinde tanı koymak ve nedeni belirlemek güçtür. Hastalara yanlış tanı konulup gereksiz yere besin kısıtlaması yapmak beslenme bozukluğuna yol açabilir.
Besin alerjilerinde kanıtlanmış bir radikal tedavi yöntemi yoktur. Hastanın alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınması reaksiyonları önlemenin tek yoludur. Çok az miktardaki besinlerin tüketilmesiyle bile şiddetli reaksiyon olabileceği için mutlak kaçınma şarttır. Önemli bir besin diyetten çıkarılmışsa beslenme bozukluğunun önlenmesi için diyetin düzenlenmesi gereklidir.
Besin alerjisi olan hastalarda ortaya çıkan hafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortikosteroidler kullanılabilir.
Anafilaksi öyküsü olan ve/veya yüksek riskli besin alerjili hastalara adrenalin oto-enjektör verilmeli ve kullanımı hakkında bilgilendirilmelidir. Anafilaksi ani başlayan ve acil bir durum olduğu için hastalar ya da ebeveynler adrenalin oto-enjektör’ü mutlaka yanlarında bulundurmak zorundadır.
Besin alerjilerinde son yıllarda oral immünoterapi (desensitizasyon) protokolleri ile başarı sağlandığı bildirilmektedir. Henüz yolun başında olunmasına karşın umut verici gelişmeler yaşanmaktadır.
İnek sütü alerjisi olan bebeklerin beslenmesi çok önemlidir. Hayatın ilk altı ayı içerinde anne sütü tek başına yeterlidir. Anne sütü yetmiyorsa veya 6 aydan sonra inek sütünün yerini tutabilecek, normal büyüme ve gelişmeyi devam ettirecek ancak süt alerjeni içermeyen mamalar kullanılmalıdır. Bu mamalar gideren artan koruyuculuk sırasına göre şunlar olabilir:
İleri hidrolize mamalar
Aminoasit bazlı mamalar
Soya mamaları (6 aydan küçük bebeklere önerilmez)
İnek sütüne alerjik bebeklerin % 30-50 kadarı soya bazlı mamalara, % 10 kadarı da ileri hidrolize mamalara reaksiyon gösterir. Bu çocuklarda esansiyel aminoasit mamaları verilmelidir. Bu özel mamaları yeterince alamayan bebeklerin diyetinde diğer protein ve kalori kaynaklarının arttırılması ve mutlaka kalsiyum ve vitamin desteği verilmesi gereklidir.
Besin alerjisi olan hastalarda önlemler
Besin alerjisi tanısı konulan hastaların yakınları belirtilerin tanınması ve gerekirse acil tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir.
Anafilaksi gibi ciddi reaksiyonu olan hastalara adrenalin otomatik enjektörü verilmeli ve kullanımı konusunda eğitilmelidir.
Her hastaya acil eylem planı düzenlenmeli.
Besin alerjisi olan çocuk okulda arkadaşlarının yiyeceklerini paylaşmamalıdır.
Hasta ve ailesi besin alerjenleri ve bunlardan kaçınma konusunda eğitilmelidir.
İşlenmiş, dondurulmuş veya paketlenmiş gıdalar gizli besin proteinleri içerebilir; alışveriş sırasında besin etiketleri ve içerikleri dikkatle okunmalıdır.
Restoranlarda yenen yemeklerde de gizli besin alerjenleri olabilir; hazırlayan kişilerden yiyecek içerikleri hakkında bilgi alınmalıdır.
İnek Sütü Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?
İnek sütü alerjisi olan hastalar aşağıdaki besinler ve besin içeriklerinden kaçınmalıdırlar:
Sütün her formu: taze, çiğ, pastörize, süt tozu, süt kaymağı, her çeşit bebek maması (anti-alerjik mamalar dışında), diğer hayvanların sütleri (keçi dahil)
Yumurta Alerjisi Olan Çocuk Hangi Yiyeceklerden Kaçınmalıdır?
Yumurta ve yumurta ile yapılan yiyecekler
Albumin (ticari gıda)
Lizozim (ticari)
Mayonez
Bebe bisküvisi
Ayrıca, bazı makarnalar, pastalar, şekerler, çikolatalar, ticari gıdalara eklenen lesitin ve lezzet vericiler de yumurta proteini içerebilir.
Hangi Çocuk Hastalar Alerji Uzmanına Yönlendirilmelidir?
İdeal olarak besin alerjisi olan tüm hastalar alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Bunun dışında aşağıdaki hastaların mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı yönlendirilmesi gerekir:
Anafilâksi veya ağır reaksiyon geçiren hastalar
Tanı güçlüğü veya şüphesi olan olgular
Çoklu besin alerjisi olan hastalar
Eliminasyon diyetine yanıt vermeyen hastalar
Eşlik eden astım, alerjik rinit, konjunktivit veya egzeması olan çocuklar
Ağır besin alerjisi olanlar
Hasta eğitimi ihtiyacı olanlar
Besin Alerjisi Olan Hastalara Çocukluk Çağı Aşıları Yapılabilir mi?
Besin alerjisi olan çocuklara genel olarak çocukluk çağı aşıları yapılmasında sakınca yoktur. Ancak dikkatli olunması gereken birkaç durum söz konusudur.
Kızamık, kızamık-kızamıkçık-kabakulak(MMR) ve grip (influenza) aşıları hazırlanış özellikleri nedeniyle çok az miktarda yumurta ilişkili antijen içerebilir. Bu nedenle yumurta alerjisi olan çocuklarda bu aşıların yapılması konusunda bazı tartışmalar olmuştur. Önerilen aşı takvimine uygun olarak kızamık ve MMR aşıları uygulanmalı ancak mutlaka bir uzman denetiminde ve acil girişim koşulları altında olmalıdır. Grip aşısı da uzman tarafından gerekli görülüyorsa artan dozlar halinde ve dikkatle uygulanabilir.
Jelatin veya neomisine sistemik alerjik reaksiyon gösteren çocuklarda ise bu aşılar yapılmamalıdır.
Çocuklarda Besin Alerjileri Kalıcı mıdır?
Besin alerjileri çocuklarda ve erişkinlerde düzelme eğilimi gösterir. Bu nedenle belli aralarla hastalar değerlendirilip, yükleme testi yapılarak düzelip düzelmediği takip edilmelidir. Süt, yumurta, buğday ve soya alerjileri yıllar içinde çoğunlukla düzelir. Buna karşılık kuruyemiş, balık ve kabuklu deniz hayvanları alerjilerinin düzelmesi daha nadirdir.
BLW beslenme yöntemi son yıllarda ülkemizde oldukça moda olan bebeklerde ek gıdaya geçiş yöntemi olan bir beslenme şeklidir.
Kelimenin anlamını inceleyecek olursak BLW İngilizce “ Baby Let Weaning” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçeye tercüme edersek “Bebeği Bırak Yesin “.
BLW süreci bebeğin ek gıdaya geçiş süreciyle başlıyor ve bebeğe kendi kendine yemek yemeği öğretiyor.
BLW Yöntemi (BKY) Neden Önemlidir?
Tatile gittiğinizde görürsünüz, genellikle Türk çocuklarının anne-babaları sürekli ellerinde bir kaşıkla, çocuğa oyunlar yapıp kandırarak, bazen de peşinden koşarak, televizyonun önünde yemek yedirmeye çalışırlar. Yanındaki masaya bakarsınız bir Alman, Fransız veya Amerikalı aile yine 2-3 yaşlarında bir çocuk, elinde çatalıyla ya da bazen eliyle, hiçbir müdahale olmadan gayet rahat yemeğini yer. Sizce yabancı çocuklar çok akıllı da bizimkiler mi aptal? Tabii ki bizim çocuklarımız da en az yabancıların çocukları kadar akıllı. Aramızdaki tek fark yabancılar, özellikle gelişmiş ülkedeki yabancılar çocuklarına 7-8 aydan itibaren yemek konusunda özgürlük tanımış, mümkün olduğunca, çocuğun kendi kendine yemesine olanak sağlamışlardır. Eğer siz de Blender ile tatile gitmek, çocuğunuzun peşinde yemek yedirebilmek için koşturmak istemiyorsanız, çok da geç kalmadan BLW yöntemini denemenizi öneririm.
Türkiye de BLW Yöntemi neden yeterince uygulanamıyor.
1. Türk anneleri biraz titizdir ve etrafın kirlenmesi onları rahatsız eder.
2. “Bırak kızım bu yöntemi bu daha bebek kendi kendine yemek yiyemez, ver bakin şu kaşığı bana” diyen anneanne ve babaanneleri duyar gibiyim.
3. Henüz bu yöntem Türkiye de çok bilinmiyor
4. Bunun en önemli sebeplerinden birine gelince, bir şeyler yerken bebeğin boğulacağına dair duyulan endişedir.
BLW, aslında yeni bir yöntem değildir. Asırlarca bebekler bu şekilde ek gıdaya geçmiştir. Günümüz şartlarında Dünya Sağlık Örgütü, ilk 6 ay bebeklerin sadece anne sütüyle beslenmesini, yeterli anne sütü olmadığında mamalarla bu açığın kapatılmasını önerir. Bu şekilde tamamlayıcı beslenmeye 6. ayda geçildiğinde bebekler kendilerini besleyebilecek olgunluğa erişmiş olurlar.
Bebek yemek yerken dik oturmalı
BLW yöntemine başlarken bebeğin destekli ya da desteksiz olarak dik oturabilmesi
Ve mama sandalyesinde tek başına oturabilir durumda olması önemlidir.
Mevsim sebzelerine öncelik verin
Bu şartlar sağlandığında, ilk olarak mevsim sebzeleri eliyle rahat tutabileceği (yaklaşık 5 cm uzunluğunda parmak şeklinde) büyüklükte hazırlanarak bebeğe sunulur. Öncelikle sebzelerle başlanmasında amaç; bebeğin ilk tattığı yiyecekler meyveler gibi şekerli besinler olduğunda şekerli gıdalara alışıp diğerlerini reddetmesine engel olmaktır.
Bebekler besinleri ellerine almalı
Buharda, fırında ya da tavada pişirme yöntemi kullanılsa da bebek kendine sunulan yiyeceği tutarak, koklayarak, tadına bakarak keşfeder. Bu süreç tamamen bebeğin yiyeceği tanıması ve öğrenmesiyle geçer.
Zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Damak tadına saygı duyun
Bir yaşına kadar ana öğünü anne sütü veya formül mamadır. Ek gıda doyumluk değil tadımlıktır. BLW, bebeğin öncülüğünde ilerlemesi gereken bir yöntem olduğu için asla beslemek için zorlanmamalı, tercihlerine saygı duyulmalıdır.
Aynı besinlerle beslenmesine özen gösterin
Bebek, hazır olduğunda ve güvendiğinde aşama kaydedecek ve yiyecektir. İlk denemelerde üst üste aynı gıdanın bebeğe sunularak hem bebeğin tatları öğrenmesi hem de olası alerjik tepkilerin gözlemlenmesi sağlanır.
Bebekler yemekleri nasıl yemeli?
Başlangıçta bebeğin yiyeceği eline alıp hissetmesi, koklaması için eliyle yemesi uygun olacaktır. 9-10 aylık olan bebeğe, uygun kaşık ve çatalı yiyeceklerin yanında sunmak bu alışkanlığı kazanması için faydalıdır. Beraber yemek yediği erişkinleri model alarak öğrenmesi kolaylaşacaktır. Genellikle 12-14 aydan sonra bebekler önce çatal, sonra kaşık kullanacak yeterliliğe ulaşırlar. Bu yöntem sayesinde bebekler, kendi beslenmesinden sorumlu olan, neyi ne kadar yiyeceğine kendi karar veren, yemekle arasında olumlu bir bağ kuran bir birey olurlar.
BLW’de besin nasıl hazırlanılır?
• Bebekler ek gıdaya geçtikleri ilk aylarda genel olarak her şeyi ağızlarına götürürler. Bunu beslenme amaçlı yapmasalar da farklı gıdalar sunarak değerlendirmek faydalı olacaktır.
• BLW’ye özel bir pişirme yöntemi bulunmuyor. Ancak ek gıdaya ilk geçiş aşamasında sunulan gıdalar, bebeklerin avuçlarıyla kavrayabilecekleri boyutta ve damaklarıyla ezebilecekleri yumuşaklıkta hazırlanmalıdır. Bu kıvamı sağlamak için en sağlıklı yöntem buharda pişirmedir. Gıdalar bu şekilde besin değerlerini önemli ölçüde korumuş olur. Ayrıca fırında pişirerek de lezzetli besinler hazırlanabilir.
• Önemli olan, bebeklerin rahatlıkla kavrayıp tutabilecekleri ve yiyebilecekleri sağlıklı gıdalar sunmaktır. Meyveler, kesilerek ve buharda yumuşatılarak verilebildiği gibi, bütün halinde de sunulabilir. Bu bebeğin öğrenme sürecini de destekleyecektir. Öncelikle meyvenin şeklini ve dokusunu öğrenerek başlar, sonrasında görebileceği bir yerde kesilerek tadını da öğrenmesi sağlanabilir.
Sıvı gıdalar nasıl verilmeli?
BLW yönteminde, kaşıkla beslemek uygun olmadığı için sıvı gıdalar küçük, kırılmayacak fincan ya da bardaklarla bebeğe sunulur. İlk denemede; bebek yaklaştığında, bardağa eğim vererek, sıvıyı ağzına doğru yönlendirmesine yardımcı olunur. İstediği kadar içmesi sağlanır, istemediğini gösteren hareketler yaptığında kesilir. İlerleyen günlerde bebeğin bardağı tutup ağzına götürmesine de izin verilmelidir.
BLW Yönteminin Faydaları
*Özgüven oluşumunu sağlama. Kendi başına yemek yemesi, ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine kendi karar vermesi ile birey oluşumunun alt yapısı hazırlanmaktadır. Bu sayede kaşık ile beslemek yerine kendi kendine yemesini izlemek ebeveynler için de mucize gibi görülmektedir.
* Çiğneme becerisini elde etme. Çiğneme ve yutma eylemlerini yapabilmek bebeklerin daha kısa sürede normal hayata adapte olmasını sağlayacaktır.
*Pütürlü yiyeceklere hızla alışma. Püreye alışan çocuklar küçük pütürleri dahi kabul etmeyecek ve midesi bulanacaktır. Ama BLW yöntemini tercih eden bebekler daha çabuk pütürler ile tanışacak bu sayede de yemek yerken mide bulantısı yaşamayacaklardır.
* Aynı anda yemek yeme saati oluşturma. Hem siz hem de bebeğiniz eğlenceli bir ek gıda saati geçirebilirsiniz. Bebeğinizin ağzına devamlı dolu bir kaşığı uzatmakla, ağzından geri attıklarını toplayarak yeniden yedirmeye çalışmakla uğraşmadan aynı anda ikiniz de yiyebilecek ve keyifli anlar yaşayabileceksiniz.
* Pozitif ek gıda saatleri oluşturma. Yemek saatlerini iple çeken ve mama sandalyesine otururken ağlamayan bebekler hayal ediyorsanız mutlaka ona bu özgürlüğü tattırın. Çoğu bebek mama sandalyesine otururken hatta gördüğü anda ağlamaya başlamaktadır. Mama sandalyesi, bebeğin gözünde bir işkence koltuğu gibi hal aldıysa sorunu bebeğinizde değil kendinizde aramalısınız.
Damak tadı oluşumunu sağlama. Örneğin bir sebze çorbası veya püresi hazırlıyorsunuz. İçinde bezelye, patates ve havuç var diyelim. Pişirip blender ile püre haline getirdiğiniz bu gıdaların tek tek tatlarından habersiz olan bebeğiniz karışık renkli ve tatlı bir besin ile karşılaşacaktır. Fakat aynı sebzeleri blender ile geçirmeden önüne koyduğunuzda bezelyenin yuvarlak yeşil bir besin olduğunu görebilecek, parmakları ile tutmaya çalışıp yiyecek ve tadına varacaktır.
İnce motor gelişimi destekleme. Az önceki örnekte verdiğim bezelyeyi düşünün. Bebeğinizin parmakları ile bezelyeyi tutma eylemi göstermesi onun için erken gelen büyük bir başarı olacak ve ince motor gelişimi desteklenmiş olacaktır.
*5 duyu organı da harekete geçirme. BLW Yöntemi sayesinde bebekler tüm duyu organlarını kullanarak yemek yemekte ve daha hızlı öğrenebilmektedir.
*El göz koordinasyonu sağlama. Eliyle tuttuğu bir yiyeceği ağzına götürmesi onun dengeli hareketler yapmasını desteklemektedir.
Bebeği kandırma çabasını sona erdirme. Ebeveynlerin ödül, ceza, oyun, yalan gibi hiçbir zararlı yönteme başvurmasına gerek kalmayacaktır. Yersen bunu sana veririm, yemezsen bunu izleyemezsin, yemezsen arkandan ağlar, yemezsen öcü gelir vs. gibi klasik ama bir o kadar da yanlış yöntemlere gerek kalmayacaktır.
~Allah’ın bir kadına verdiği en güzel hediye çocuklarımız. Onları ilk kucağımıza aldığımızdan hatta karnımızda ilk hissettiğimiz andan itibaren annelik duygularını yaşamaya başlarız. O, minik elleriyle bize uzandığında, yumuk gözleriyle yüzümüze baktığında bizim için her şey bitmiş, tüm dünyamız o olmuştur. Elbette hiç birimiz bir bebek nasıl büyütülür bilerek doğmadık. İşte bunun endişesi kısa sürede sarar içimizi ve acaba ona nasıl bakacağım ve onu nasıl besleyeceğim gibi sorularla kendimizi baş başa buluveriririz.
Unutmamamız gereken en önemli şey şudur ki, bebek kendi besini ile doğar. O dünyaya geldiği andan itibaren anne sütü denilen o değerli besine sahip oluveriririz. Gerçekten ne zengin bir besindir anne sütü. Bebeğe gerekli her şeyi içerir ve ilk 6 ay hem bizim hem de onun hayatını kurtarır. Her an yanımızda olan, acaba mikrop kapar mı bebeğim diye düşünmeden verebileceğimiz tek gıdadır. Bunun önemini her anne olan bilmeli ve bebeğini hemen emzirmeye başlamalıdır. Süt, bebek emdikçe daha da artacaktır. Anneye düşen şey stresten uzak olmak, sağlıklı beslenmek ve bol su tüketerek bebeğini beslemektir. Bu sırada anne ile bebek arasında da hayat boyu yerini hiçbir şeyin alamayacağı bir bağ da kurulmuş olacaktır.
Bebeğin ilk ayında, sık emzirmek önemlidir. Bebeğin su kaybını engelleyecek ve ona iyi bir besin olacaktır. Bir ayın sonunda tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir süte kavuşulacaktır. Bu dönemde yapılan en büyük hata, bebeğin doymadığını düşünmek ve hemen bir mama arayışına girmektir. Tıbbi gereksinim olmadıkça böyle bir şeye gerek olmadığını bilmek gerekir. Bu gereksinime elbette doktorunuz karar verecektir. İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek yeterlidir. Altıncı aydan itibaren artık bebeğin yeni tatları tatması gereklidir. Ancak yine unutmamak gerekir ki, bebeğimiz için hala anne sütü temel besin olmaya devam edecektir.
Ek gıdaya başlarken temelde bilinmesi gereken iki şey vardır. Birincisi, 1 yaşına kadar inek sütü, bal ve yumurta beyazının yasak olduğu; ikincisi de her gıdayı tek tek ve en az 3 gün içinde başlamak gerekliliğidir. Yani, bebeğimize yeni bir besini başka bir besinle karıştırmadan ve azar azar başlayıp, 3-4 gün içinde normal porsiyonuna ulaştırmaya çalışmalıyız. Bebek 9-10. aya gelene kadar önemini koruyan kuralı bebeğiniz 9-10 aylıkken uygulamayı bırakabilirsiniz. Eğer ailenizde alerjik yapılı bireyler varsa, bu kuralı tedbir olması açısından bebeğiniz 12 aylık olana kadar uygulayabilirsiniz. Oluşabilecek her türlü olağan dışı durumda doktorunuza danışmanız gereklidir.
Ek gıdalara geçiş sürecinde ve devamında onu yiyip yemeyeceğine veya ne kadar yiyeceğine bebek karar verir. Unutmayın, bebeğinizi yemeye zorlamak iyi bir fikir değildir ve ileride yeme problemlerine yol açabilir. Bebekler beslenirken, rahat edeceği bir ortam hazırlanmalı, kendini güvende hissetmeli ve dik pozisyonda olmalıdır. Yatarak bebeği beslemek boğulma riski taşır.
Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır. Mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri içermelidir. Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmamak gerekir. Zamanla bebeğinizin sizin gözetiminizde olmak kaydıyla kendi kendine yemesine izin vermek önemlidir, bu onun özgüvenini artırır. Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde ek besinlere eskisi gibi hevesli olmaması da normaldir. Anne sütü ilk 6 ay bebeğin su ihtiyacını karşılar; ancak aşırı kusma, ishal, ateş gibi olağan dışı durumlarda su vermek gerekir. Katı besinlere başlandığında, ek suya da başlanır. Dört-altı aydan büyük bebeklere, aldıkları besinle birlikte günde 4–6 kez su verilmelidir. Suyu beslenme sonrası vermek daha uygun olacaktır, aç karna verilen su bebekte doygunluk yapabilir.
Peki bebeğimize ilk başlayacağımız gıdalar neler olmalıdır?
Bebeğimizi ilk besinlerle tanıştırırken, yumuşak dokulu, kaygan, kolayca püre olabilen, sindirimi kolay ve alerji riski en düşük yiyecekleri tercih etmemiz gerekir. Bebeğinizin katı gıda ile ilgili ilk tecrübeleri tahılla, püre haline getirilmiş meyve veya sebze ile olmalıdır. Bu aşamada verebileceğimiz meyveler; mevsimine göre değişen elma, avokado, kayısı, muz, mango, nektarin, şeftali, armut, mor erik olabilir. Yine bu dönemde balkabağı, havuç, kabak, patates, yer elması, semizotu, ıspanak gibi sebzeleri kullanabiliriz. Tahıl ürünlerinden irmik, arpa, yulaf, pirinç bebekler için uygundur. Ek gıdaya geçişte ilk aylardan sonra 7. ayın sonundan itibaren bebeğinizi etlerle tanıştırabilirsiniz. Özellikle demirden zengin olan kırmızı et (dana, koyun veya kuzu eti) ilk tecihiniz olabilir. Etler sebze çorbalarının içine blendırdan geçirerek eklenebilir. Bu besinlere alışan bebeğimize, ikinci aşamada daha kalın ve dokulu, daha lifli, bir miktar daha asidik ve protein bakımından daha zengin yiyecekler tattırabiliriz. Mercimek, yabanmersini ve yumurta sarısı bunlardan bazılarıdır. Bu yiyecekler için 7-8 aylıktan 1 yaşına kadar olan bebekler hedeflenmektedir. Yine bu yiyecekler de alerji riski düşük besinlerden seçilmelidir. Burada kullanabileceğimiz meyveler avokado, mango, muz, hurma, erik olabilir. Bezelye, kereviz, yeşil fasulye, enginar, karnabahar da bu basamakta verilebilen sebzelerdir. Kırmızı ete ilaveten güvenilir yerlerden alınan tavuk, hindi, balık da bebeğinize vermeye başlayabilirsiniz. İkinci aşama tahıllar ve baklagilller; beyaz un, tam buğday unu, mısır unu, bulgur, nohut, mercimek, kinoa olabilir.
Vereceğiniz meyveler tatlı olmalıdır. C vitamininin kaybını önlemek için cam rende ile rendelenerek verilmelidir. Portakal, limon, greyfurt, mandalina gibi meyveler asidik olma özellikleri nedeniyle bebekte bazen rahatsızlık yapabilmektedir. Tercihen 3. Seçenek olarak verilmelidir. Bebeğinize evde kendinizin yapacağı yoğurt da verebilirsiniz. Sebzeler genellikle çorba şeklinde hazırlanarak bebeğe sunulmalıdır. Verilebilecek sebzeleri kaynattıktan sonra ezerek veya çok fazla olmamak kaydıyla blendırdan geçirerek hazırlayabirsiniz. İçine bir yemek kaşığı zeytinyağı katılabilir. Salça kullanılmamalıdır. Bundan başka, mercimek çorbası, yoğurt çorbası, tarhana çorbası da bebeğinizin sevebileceği gıdalardır. Kahvaltı öğününde yumurta sarısı (tam pişmiş olarak), az yağlı ve az tuzlu beyaz peynir, iyice dövülmüş ceviz, keçiboynuzu pekmezi kullanabilirsiniz.
Verilen besinlerin bebeğimize dokunduğunu nasıl anlayacağız?
Bebeğinizde kusma, karın ağrısını düşündürecek huzursuzluk, ciltte kırmızı döküntüler, ishal, hırıltılı solunum gibi bulgular fark ettiğinizde hemen doktorunuza danışınız.
Besin alerjisinde riskli gıdalar; inek sütü, yumurta(daha çok beyazı), balık ve kabuklu deniz ürünleri, kabuklu ve yağlı kuruyemişler (fındık, fıstık), çilek, kivi ananas, domates gibi meyve ve sebzeler, baharatlar ve çeşni vericiler (Zencefil, kereviz tohumu, tarçın, karanfil, kişniş, hindistancevizi, hardal, karabiber,kırmızıbiber, haşhaş tohumu, ada çayı ve vanilya) olarak sayılabilir.
Bebeğimizin doyduğunu nasıl anlayabiliriz?
Bebeğiniz mama sandalyesinde geriye doğru eğiliyorsa, kaşığı uzattığınızda ısrarla kafasını çeviriyorsa ve ağzını açmıyorsa, yemeğiyle oynamaya başladıysa doymuş olabilir. Önündekini bitirmesi için ısrarcı olmamak gerekir.
Aylara göre düzenlenmiş örnek beslenme listeleri
6-8 ay beslenme tablosu
1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları
5-6 öğün anne sütü
3-9 çorba kaşığı tam tahıllı muhallebi
(1-3 öğüne bölebilir yavaş yavaş tek bir öğünde toplayabilirsiniz.)
1/2 su bardağı meyve püresi
3-5 çorba kaşığı sebze püresi
8-10 ay beslenme tablosu
1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları
3-5 öğün anne sütü
1 porsiyon süt ürünü (1 porsiyon: ¼ – ½ bardak yoğurt /1 kibrit kutusu peynir)
1 porsiyon meyve (1 porsiyon: 1 pişmiş kuru kayısı/yarım bardak taze meyve püresi)
1-2 porsiyon sebze (1 porsiyon: 1-2 çorba kaşığı)
1 porsiyon protein (1 porsiyon: 1 yumurta sarısı/1 orta boy köfte ya da balık/tavuk/2 çorba kaşığı yeşil mercimek ya da kuru fasulye) Unutmayalım, anne olmak güzeldir.
Alerjik egzema, bebeğin cilt bariyerinin bozulması sonucu cildin su tutma özelliğini kaybetmesiyle gelişen kuruluk, kızarıklık ve kaşıntı şeklinde kendini gösteren cilt döküntüleridir. Alerjik egzema ( Atopik dermatit ) ile benzer dönemlerde besin alerjileri ilk bulgularını verebilir. Çoğunlukla inek sütü ve yumurtaya bağlı olarak ortaya çıkan besin alerjileri atopik dematit hastalarının büyük çoğunluğunda bulunabilir. Bu nedenle egzema ile başvuran hastaların mutlaka besin alerjisi yönünden değerlendirilmesi gerekir. Besin alerjileri çoğu zaman bebeklik döneminde başlar. Bazı besinlere karşı gelişen alerjiler zamanla düzelebilir. Bazıları ise yaşam boyu devam edebilir. Belirtileri hafif ürtiker olabileceği gibi ağır yaşamı tehdit eden ANAFİLAKSİ şeklinde de görülebilir.
Sağlıklı insanlarda problem yaratmayan besin maddelerine karşı kişinin bağışıklık sistemi aracılığı ile aşırı tepki vermesi durumuna besin allerjisi denmektedir. Gıda allerjilerinde, herhangi bir besin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak algılanmakta ve bu gıdaya karşı farklı mekanizmalarla aşırı ve normal olmayan bir tepki gelişmektedir.
Besin allerjisi sıklığı
Besin allerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır. Çocuklarda genel olarak %4-8 oranında görülmektedir. 1 yaş altında %10, 3 yaş altında %6, orta-ağır egzemalı çocuklarda %35 ve astımlı çocuklarda %6 oranında görülmektedir.
Hangi besinler allerji yapar?
Her besinin allerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm allerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.
Besin allerjisi belirtileri nelerdir?
Gıda allerjisinde gıdaya maruz kaldıktan bir süre sonra bu gıdaya karşı bağışıklık hücreleri tarafından antikor denilen maddeler oluşmakta ve daha sonraki karşılaşmalarda bulgular ortaya çıkmaktadır.
Gıda allerjisi doğumdan sonra ilk ortaya çıkan allerjik hastalıklardandır. Çok erken aylardan itibaren bulgu verebilmektedir. Genellikle ilk olarak atopik dermatit (allerjik egzema) olarak kendini belli eder. Bebeklerin ilk aylarda öncelikle yanaklarında, kol ve bacakların dış yüzeyinde kaşıntılı egzemalar oluşabilmektedir.
Ayrıca doğumdan sonra erken aylarda sindirim sistemini ilgilendiren allerjik hastalıklar da oldukça sık görülmektedir. Bu tip gıda allerjileri; gıda alımı sonrası fışkırır tarzda kusmalar, kanlı veya kanlı mukuslu ishal, şiddetli karın ağrıları, şiddetli ağlama atakları, uyku bozukluğu, şiddetli ishal, büyüme geriliği, beslenme bozukluğu ve nadiren tedaviye yanıt vermeyen kabızlık şeklinde bulgu vermektedir.
Besin allerjisi daha nadir olarak ta ciltte kaşıntılı kırmızı plaklar (kurdeşen), yaygın kaşıntı ve kızarıklık, dudak, yüz dil, el ve ayaklarda şişme (anjioödem) şeklinde bulgu vermekte, hatta hayatı tehtid edebilen şiddetli sistemik reaksiyonlar (anafilaksi) gelişebilmektedir.
Gıda allerjileri ani başlangıçlı veya geç başlangıçlı tepkilere neden olabilmektedir;
Ani başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri, solunum sistemi ve sindirim sistemini ilgilendirir.
A-Hafif-orta belirtiler
Yüzde kızarma-dudak etrafı, göz etrafında kaşıntılı kızarıklık, dilde kaşıntı (vücuda yayılabilir)
Dil ve boğazda şişme-hırıltılı solunum- sık öksürük veya seste kabalaşma
Tansiyonda ani düşme-şok
Baş dönmesi-bilinç kaybı-koma
Geç başlangıçlı gıda allerjilerinde belirtiler: Daha çok deri ve sindirim sistemini etkiler.
Atopik egzema (Tedaviye yanıtsız)
Reflü – ani eforsuz kusma
Büyüme geriliği
Kabızlık veya ishal
Mukuslu ve/veya kanlı gaita
Kolik
Sürekli huzursuzluk ve ağlama atakları
Besin allerji teşhisi nasıl konulur?
Besin allerjisi düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten allerji testleri, kandan allerji testleri, allerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler yapılarak ve çocuk allerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.
Gıda allerji testi nasıl yapılır?
Ciltten allerji testi, kandan allerji testi veya deri yama testi olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sadece allerji testleri her zaman kesin tanı koymak mümkün değildir. Mutlaka besin yükleme testleri ile tanı doğrulanmalıdır. Allerji testlerinde allerji saptanmaması allerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü besin allerjisi çok farklı mekanizmlarla oluşabildiği için, her zaman allerji testleri ile tanı konamamaktadır.
Allerji deri testleri doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte genellikle 2 aylıktan itibaren yapılabilmektedir. Allerji testleri, testlerin doğru yorumlanması ve gereksiz test yapılmasını engellemek için mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.
Besin allerjilerinde kesin tanı nasıl konur?
Kesin tanı; şüpheli besinin 4-6 hafta süre ile diyetten çıkarılması (besin eliminasyonu), bebeğin düzelmesi ve bu besinin tekrar diyete eklenmesi (besin yüklemesi) ile tepkilerin tekrar ortaya çıkması ile konmaktadır. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka bir çocuk allerji uzmanı tarafından yapılmalıdır.
Besin allerjisi tedavisi
Diyet
Besin allerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun allerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımların bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği unutulmamalıdır. Anne sütü alan bebeklerin annelerinin de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin allerjisinin tipine göre seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne allerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına mutlaka çocuk allerji uzmanı karar vermelidir.
Besin allerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?
Besin allerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur, fakat mevcut belirtilerin düzeltilmesi amacıyla hafif reaksiyonlarda antihistaminik ilaçlar ve kortizon türevi ilaçlar kullanılabilir.
Besin allerjisinin aşı tedavisi var mıdır?
Oral immünoterapi (Aşı tedavisi), hastaları besine alıştırmak ve kalıcı tolerans (besin allerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli aralarla artan dozlarda gıdanın ağızdan verilmesidir. Ağızdan besin aşı tedavisi yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Bu tedavi şeklinde amaç çocuğun bağışıklık sistemini reaksiyon verdiği gıdaya alıştırmak ve reaksiyon veremez hale getirmektir.
Besin allerjisi düzelir mi?
Besin allerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı allerji olduğu, kaç çeşit gıdaya allerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin allerjisinin şiddeti, egzema, astım veya allerjik nezle ile birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya karşı oluşan allerjilerin 3 yaşına kadar düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine gelişen allerjilerin düzelme şansı daha düşüktür.
Aileler Nelere Dikkat Etmelidir?
Allerjik çocuğu olan ailelerin çocuklarının dışarıda tükettiği her gıdanın içeriğini önceden gözden geçirmesi gerekir. Ağır allerjik tablolar bekleniyorsa ailenin çocuğa uygulaması zorunlu olan hazır epinefrin iğnelerini kullanmayı öğrenmesi gerekmektedir. Bu çocukların sürekli olarak bir çocuk allerji uzmanı kontrolünde kalması, uzun vadede diğer allerjik hastalıkların erken tanısı ve tedavisi açısından gereklidir.
Bu süreç annelerin oldukça zorlandığı, bu süreçte yaşanan olumsuzlukların çocukların tüm hayatını etkileyerek yemek yeme bozukluklarına neden olabileceği bir süreçtir. Unutmayın çocuğunuz sizin aynanızdır, siz ne kadar rahat ve pozitif olursanız onlarda o kadar rahat ve mutlu olur, yemek yemekten keyif alırlar.
Ek gıda dönemine başlarken öncelikle:
•Bakım veren kişi, ANNE en başta rahat ve kaygısız olmalıdır.
•Moral ve motivasyonu tam olmalıdır. (Çocuk kaygıları anında hisseder)
•Beslenme mümkün ise, tek bir kişi tarafından yapılmalıdır.
•Aşırı ve abartılı sevinç gösterilerinden kaçınılmalıdır.
•Aile sofrasına birlikte oturmak , ailenin belli bir yemek yeme düzeninin ve alışkanlığının olması, çocuğunuza etkin ve düzenli yemek yeme alışkanlığı kazandırmanın temel kuralıdır.
•Her çocuk farklı damak tadı ile doğar o yüzden her yeni besin denenmesi sırasında bebeğin red etme davranışı doğaldır ve başlangıçta olabilir, bu durumda 3-5 gün ara verip tekrar tekrar denemek önemlidir.
Kendi kendini besleme (Baby Led Weaning) nedir ?
Özellikle son zamanlarda sıkça üzerinde durduğumuz bu yöntem, bebeğin kendi kendini beslemesi yöntemidir. Ek gıdalara geçen bebeğe motor gelişim , diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak sunmak ve kendi kendine yemesine izin vermek, onu cesaretlendirmek bu yöntemin esasıdır. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi karar verir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesine yardımcı olur. Ek gıdaları bebeğimize püre şekline getirmeden sunduğumuz zaman bebeğin kendi kendine yeme becerisi gelişir, güveni artar ve keyif alır.
Bebeğim benim yardımım olmadan yemekte zorlanıyorsa ne yapmalıyım ?
Bu konuda öncelikle sabırlı ve zamanlı bir anne gerekiyor. Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda fayda vardır. Öncelikle sevdiği ve yutması kolay besinler vererek bebeğinizin alışma sürecini kolaylaştırabilirsiniz. Her bebeğin farklı bir birey olduğu , bu yeme sistemine alışma süresinin değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır. Bu dönemde bebeğiniz yiyeceklerin rengini, şeklini inceler, tatlarını anlamaya çalışır.
Bu çok olağan bir durumdur. Zaman içerisinde kendi yeme şeklini geliştirdikçe yaşadığı zorluklar da giderek azalır ve siz de yiyeceklerin çeşitliliğini alışma sürecini çok iyi gözlemleyerek ve buna paralel olarak genişletebilirsiniz. Bebeğime yiyecekleri püre şeklinde vermeli miyim? Eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir. Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir.
Fakat ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa bebeğiniz kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır ve püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyabilir. Fakat bebeğinizin bu yönteme alışması zaman alıyorsa, bebeğiniz önüne konulanları yemediği için alması gereken besin değeleri, kaloriyi alamıyorsa, o zaman parmak besinleri vermeyi kesmeden, püre şeklinde gıdalarla bebeğinize yardımcı olabilirsiniz.
Ancak bunu bebekte kalıcı bir alışkanlık haline getirmeden, sadece yöntemi uygulamaya başladığınız zamanla bebeğin alışma süreci aralığında tutmak önemlidir. Bu yöntemin bebeğime faydaları nelerdir? Kendi kendine besleme yöntemi bebeğinizin gün içerisinde pişirdiğiniz yemeklere alışması ve aile içi yeme düzenine katılması açısından büyük önem taşıyor.
Bir yandan anne sütü alırken, diğer yandan edindiği çiğneme alışkanlığını kendi kendine pekiştirmesi ve yemek istediği gıdaları kendi seçmesi olumlu alışkanlıkları kazandırır.
Bu yöntemi deneyen birçok anne görecektir ki bebekleri daha az yemek seçer olur ve önüne koyulan hemen hemen her şeyi öğrenerek, deneyimleyerek yerler. Kendi kendilerini beslerler. Bununla beraber bu durumun her bebekte aynı olmayacağı unutulmamalıdır.
Ancak bebeğinizin yemek yeme alışkanlığı kazanmasında yemek seçmeyen bir birey olarak büyümesinde, ek gıdaya geçiş döneminde ilk adımı atarken yalnız olmadığınızı ve yanınızda çocuk hekiminizin olduğunu unutmayın.
Biz kızım Selin 6 aylıktı, katı gıdalara başladık. İstek kendisinden geldiğinde, minicik parmaklarıyla yiyeceklere uzanmaya başladığında bu işi bilen biri olarak ben bile biraz tedirgin olmuştum. Bunu başardığındaki mutluluğu gördüğümde ise onun bu mutluluğu için çaba gösterme, zaman ayırma kararı aldım. Ev batacakmış etraf kirlenecekmiş gibi şeyleri hiç dert etmedim.
Onun için tehlike yaratmayacak, damaklarını ve diş etlerini zedelemeyecek, kolay yutacağı güvenilir besinler hazırladım. O parmaklarıyla tutup yarısını ağzına götürünce, yarısına yere dökünce çoşkuyla alkışladım. Bizim için tatlı bir ritüel oldu adeta “parmakla kendi kendimizi besleme” saatlerimiz…Zamanla ince motor gelişimi ve diğer gelişimsel becerilerin eklenmesi ile kendi kaşığını, daha sonraları kendi çatalını kendi tutmaya başladı.
Önceleri dökerek de olsa kaşığını ağzına kadar götürüp “ben yedim” başarısını göstermeye başlamasını mutlulukla izledim. Kaşığı, henüz kaşık tutma becerisi yeterli olmasa da, bu aydan itibaren eline özellikle verdim.
Yaklaşık 8 aylıktı birlikte yemek masasında, mama sandalyesine oturarak bize eşlik etti.
Mama sandalyesi özellikle bebeklere aile sofrasına birlikte oturduğunu hissetme mesajını verir. Bizimle yemek masasında yer almak Selin’in çok sevdiği, belki de en sevdiği eylem oldu. Bu sebeple bebeğiniz ve sizin uygun olduğunuz ilk fırsatta, bebeğinizin kendi kendini beslemesine izin verin, bu denemeleri yapmasına “her zaman başaramasa da” izin verin. Bebek, kendisini, beslenme olayının bir parçası olarak hissederse mutlu olur, beslenmek onun için zevk olur.
Yavaş yavaş ek besinler yemeğe başlayan, belli olgunluğa gelmiş bebeklerinizi siz beslemeyin. Bunun yerine diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak bebeğinizin önüne koyun ve kendi kendine yemesine izin verin. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi ayırt edebilir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar.
Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda yeterlidir. Öncelikle bebeklerinizin sevdiği ve yutması kolay besinler vererek başlayın işe. Her bebekte bu şekilde yemek alışkanlığı süresi farklıdır ve değişikkenlik gösterir. Bu konuda oldukça sabırlı ve dikkatli olun. Unutmayın ve telaşmayın; eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir.
Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir. Ancak ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa henüz erkendir ve kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır. Henüz püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyar ve annesini ister doymak için. Ortalama parmak ya da lokma boyutunda olan ve bebeğinizin eliyle tutarak ağzına götürebileceği yiyeceklere “parmak yiyecekler” denir.
Parmak yiyecekler bebeğinizin kendi kendine beslenmeyi öğrenmesi açısından olduğu kadar, motor gelişimi ve koordinasyonu açısından da büyük önem taşır. Parmak yiyecekler, çocuğunuz için yiyeceklere dokunma, koklama imkanı sağlayarak onları keşfetmesini sağlar.
Duyu organlarını kullanır. Serttir, yumuşaktır,sıcaktır, soğuktur,renklidir yiyecekler onlar için. O bu keşiflerde bulunurken , ona biraz zaman tanıyın. Oynayarak tanımasına, yemeyi sevmesine, yiyecekleri sevmesine, başarmanın hazzını yaşamasına izin verin.
Lokma büyüklüğünde muz gibi olgun ağızda çabuk dağılan meyveler , iyi pişmiş ve bölünmüş makarna, lokma büyüklüğünde iyi pişmiş havuç, küçük parçalara bölünmüş brokoli gibi sebzeler, lokma büyüklüğünde çok iyi pişmiş yumuşak et ve köfte parmakla tutup yemeleri için bebekler için idealdir.
Parmak yiyecek olmaması gereken yiyecekler nelerdir biliyormuyuz ?
Bebeği gıdaları yerken gözlemlemeli ve yardıma ihtiyacı olduğunda neyi ne şekilde yemesi gerektiği gösterilmelidir. Besin aspirasyınlarına karşı uyanık olunmalıdır. Aspirasyon dediğimiz yiyeceklerin bebeklerin solunum yoluna kaçarak solunum sıkıntısına sebep olabilecek yiyecekleri; parmak yiyecek gibi düşünüp bebeklerinize sunmamalıyız.
1-Fındık, üzüm, fıstık, leblebi, ceviz gibi yuvarlanarak boğazına kaçabilecek yiyecekler
2-Dişleri tam olarak çıkmamış olan 1 yaş altı çocukların kolayca ağzında parçalayamayacağı sert yiyecekler
3-Ekmek gibi çocuğun ağzında tükürükle birleşip büyük bir parça haline gelebilecek nişastalı yiyecekler
4-Kolayca parçalanıp ufalanan yiyecekler , bebeklerinizin kendi kendilerine yeme maceralarında uygun yiyecekler değildir.