Etiket: Belirtiler

  • Tükenmişlik Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Adını son yıllarda sinema oyuncuları ve sanatçıların yaşantıları sebebiyle sıkça duyduğumuz fakat uzun yıllardır insanların hayatında olan bir soruna değineceğiz. “TÜKENMİŞLİK SENDROMU”

    Tükenmişlik sendromu nedir?

    Tükenmişlik sendromu yaşamakta olan kişilerin umutsuzluk, çaresizlik ve boşluk gibi duyguları depresyondaki duygular ile benzerlik göstermektedir. Belirtilerinin çeşitliliği ve gizli sürece sahip olması tanınmasını oldukça zorlaştırmakta ve depresyon ve anksiyete ile karışmasına sebep olmaktadır. Çoğu zaman depresyon ile tükenmişlik sendromu birlikte gelişebilmektedir. Tükenmişlik sendromu yaşayan insan çevresine karşı ilgisizleşir, başarısızlık duygusunda artış olur ve içine çekilme başlar. Bu sendromu yaşayan kişilerde aile ilişkilerinde bozulma, iş memnuniyetinde azalma, kendine olan saygıda düşme, üretkenliğinde düşme, saldırganlıkta artma, depresyon ve fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir. Tatminsizlik ve heyecanın kaybedilmesi de sürecin özelliklerindendir.

    Tükenmişlik sendromunun belirtileri nelerdir?

    Duygusal belirtileri;

    • Huzursuzluk, keyifsizlik

    • Umutsuzluk

    • Özsaygının azalması

    • Özgüvenin azalması

    • Çökkünlük hali

    • Sinirlilik

    • Değersizlik hissi

    • Çevreye yabancılaşma

    Fiziksel belirtileri;

    • Kalp çarpıntısı

    • Kabız olma sıklığında artış

    • Uyanmada zorluk

    • Uykuya dalmakta yaşanan zorluk

    • Enerji düşüklüğü

    • Yorgun hissetme

    • Sindirim sistemi problemleri

    Zihinsel belirtiler;

    • Dikkat eksikliği

    • Unutkanlıkta artış

    • Kararsızlık

    • Odaklanma problemleri

    • Dalgınlık

    • Önceden ketif alınan aktivitelerden çabuk sıkılma

    • Plansızlık

    • Kalıplaşmış düşünce tarzı

    Davranışsal belirtiler;

    • Sigara ve alkol kullanımında artış

    • Düzensiz beslenme

    • Aşırı hareketlilik/Az hareketlilik

    • Kaza yapma riskinde artış

    • Kişiler arası ilişkilerde mesafeli duruşlar

    • Olumsuz ve kırıcı sözler kullanma

    • İş hatalarında artış

    • Saldırgan davranışlar

    Tükenmişlik sendromu nasıl oluşur?

    Tükenmişlik sendromunun oluşmasında oldukça etkili 3 durum dikkati çeker:

    Rol Çatışması: Birbiriyle çakışan sorumluluklar sahibi olan kişi, önceliğe göre sorumluluklarını sıralamak yerine, her şeyi aynı düzeyde iyi yapmaya çalışabilir. Bu durumda yorgun düşer ve sonucunda tükenmişlik sendromu olabilir.

    Rol Belirsizliği: Çalışan kişi kendisinden iyi bir kariyer oluşturmasının beklendiğini bilir; fakat kendisine model alacağı biri olmadığından bunu nasıl başaracağından emin olamaz. Dolayısıyla faydalı olacak hiçbir şeyi başaramadığı kanısına kapılabilir.

    Aşırı Yüklenme: Hiç kimseye hayır diyemeyerek altından kalkabileceğinden çok daha fazla sorumluluk yüklenen kişi sonuç olarak tükenme noktasına dayanabilir.

    Tükenmişlik sendromu kimlerde görülür?

    Ev hanımlarında da görülebilen tükenmişlik sendromu, kişinin özel hayatı ile iş hayatını birbirinden ayıramadığı durumlarda sık sık karşılaşılabilmektedir. Çalışan kişi, kendini işinde başarısız, işine yetersiz, ya da mutsuz görüyorsa, tükenmişlik sendromu belirtileri ortaya çıkmaya başlıyor denilebilir. Tüm bu problemlerin temelinde, bireyin günlük gereksinimlerini yeteri kadar karşılayamaması yer alıyor. Tükenmişlik sendromu, kişilik özelliklerinden ayrı değerlendirilemez. Sorumluluk almayı seven, hayır demeyi bilmeyen, mükemmeliyetçi, idealist, hassas, fedakar olan kişilerde tükenmişlik sendromu görülme riski daha fazladır.

    Tükenmişlik sendromunun önlenmesi için bir takım öneriler;

    • İş ve boş zaman arasında net ayrım yapılması,

    • “hayır” diyebilme yeteneği,

    • Bireyin ilerideki çalışmasını planlayabilmesi,

    • Bireyin fiziksel kondüsyonuna dikkat etmesi,

    • Birinin kendi sınırlarını itiraf etmesi,

    • Evde ilişkilerin iyi olması,

    • İşin işte kalması açık bir çalışma iklimi,

    • Sürekli mesleki gelişim,

    • Destekleyici bir işveren,

    • İşle ilgili görevlerin net bir şekilde açıklanması,

    • Kendi yaptığı işi anlamlı olarak görmek tükenmişliği önleyebilir.

    Tükenmişlik sendromu nasıl tedavi edilir?

    Bu sorunu yaşayan kişiler kendilerini bazen yardım almak istemeyecek kadar çaresiz ve güçsüz hissedebilirler. Böyle durumlarda, kişinin yakınlarına da önemli sorumluluklar düşer. Yakınların bu süreçteki desteği önemlidir. Tükenmişlik durumu yaşayan birine çok yüklenilmesi sadece yaşadığı bunaltıyı arttırır. Kapsayıcı ve hoşgörülü bir desteğe ihtiyaç vardır. Bu süreçte profesyonel yardım alınması çok önemlidir. Profesyonel yardımdan kasıt psikolojik danışma veya psikoterapi sürecidir. Psikoterapi sürecinde öncelikle iş yaşamından kaynaklanan sorunlar ve bireyin kendisinden kaynaklanan sorunlar ayrıştırılır ve bu konularda kişinin çözümler üretmesine rehberlik edilir. Bu yardım alınırken de bu konuda uzman psikolog veya psikolojik danışmanlar seçilmeli ve zaman kaybetmeden sürece başlanmalıdır.

  • Soğuk algınlığı!!

    Soğuk algınlığı!!

    Soğuk algınlığının etkeni nedir?

    Halk arasında “soğuk algınlığı” veya “üşütme” şeklinde adlandırılan hastalık, doktorlar tarafından “viral üst solunum yolu enfeksiyonu” olarak bilinir. Hastalığın üşüme veya üşütmekle ilgisi olmayıp, bahar ve kış gibi soğuk mevsimlerde salgınlar yapan virüslerin neden olduğu hastalıklardır. En sık rastlanan etkenleri Rhinovirus (%60), Respiratory syncytial virus, Coronavirus, Influenzae virüsü, Parainfluenzae virüsü ve Adenovirus’tür.

    Gribi SA’dan Ayıran Belirtiler Nelerdir?

    Griple soğuk algınlığı bazen birbirine karıştırılır. Grip influenza adı verilen bir virüse bağlı olarak soğuk mevsimlerde ortaya çıkan bir solunum yolu infeksiyonudur. Burun Akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, aksırık, kuru öksürük griple soğuık algınlığının ortak belirtileri olabilir. Gribi soğuk algınlığından ayıran belirtiler ise kas ve eklem ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ve baş ağrısının olmasıdır. Çocuklarda 2 yaş altında ateş görülebilir.

    Sağlıklı bir çocuk yılda kaç kez soğuk algınlığı geçirebilir?

    Tüm çocuklar soğuk algınlğı geçirir. Bazıları daha az belirti verir. Sağlılı 1-5 yaş arası çocuklar yılda 8’e kadar sayıda soğuk algınığı geçirebilir. Bunların az bir kısmı orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi hastalıklarla komplike olabilir. Sık sık komplikasyon olmadığı sürece sık soğuk algınlığı geçiren çocuklarda altta yatan bir bağışıklık sistemi hastalığı aranmasıa gerek yoktur.

    Soğuk algınlığı infeksiyonu nasıl yayılır?

    Soğuk algınlığına neden olan virüsler enfekte kişinen salyasına temas etme sonucu bulaşır. Aksırma ve öksürme ile de salyanın solunum yollarına bulaşması da mümkündür. Hastalığın bulaşmasını önlemede en etkin yöntem el yıkama ve gerekirse maske kullanmadır.

    Soğuk algınlığından korunmada günlük C vitamini alımı etkili midir?

    Bu konuda çok sayıda klinik araştırma yapılmıştır. Toplumda dağlıklı bireylerde yapılan 23 ayrı araştırmanın sonuçları bir arada değerlendirildiğinde, korunma amacıyla günlük alınan 2 gramlık dozlarda bile C vitamininin soğuk algınlığı sıklığını azaltmadığı sonucuna varılmıştır. Bu araştırmaların altısında alt grup analizlerinde sadece şiddetli soğuk veya fiziksel strese maruz kalan askerler, maraton koşucuları ve kayak sporcularında koruyucu dozda günlük olarak alınan C vitamininin soğuk algınlığısıklığını yarı yarıya azalttığı saptanmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde günlük >200 mg C vitamini alımının faydası var mıdır?

    Doktorların çoğu soğuk algınlığı geçiren hastasına C vitamini önermekte veya bu vitamini içeren gıdaları hastalık sırasında bolca tüketmesini önermektedir. Ancak bu konuda yapılan klinik araştırmaların çoğu C vitamininin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmada yararını gösterememiştir. Sadece 1974 yılında yapılan bir araştırmada hastalığın ilk gününde alınan tek 8 gramlık dozun hastalık süresini bir miktar kısalttığı gösterilmiştir. C vitamininin asit yapıda olğu ve yüksek niktarlarda alındığında mideye zarar verebileceği unutulmamalıdır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antihistaminlerin değeri nedir?

    1800 erişkini kapsayan 9 klinik araştırmayı içeren analizlerde birinci kuşak antihistaminik ilaçların burun akıntısı ve aksırık belirtilerini 2. günden sonra azalttığı, ancak bu yararın sınırlı olduğu saptanmıştır. 9000 erişkin ve çocuk hastayı içeren 32 kontrollü araştırmanın bir arada incelenmesi ile elde edilen sonuçlar ise antihistaminik ilaçların tedavide yararını gösterememiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde su buharı solumanın faydası var mıdır?

    Bu konuda yeterli araştırma olmadığından buhar solumanın soğuk algınlığındaki etkinliği bilinmemektedir. B ununla birlikte soğuk mevsimlerde ev içinde nem oranının %40’ın altında olmamasına dikkat edilmelidir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde dekonjestanların yararı var mıdır?

    Dekonjestanların burun tıkanıklığını tek doz uygulamadan sonraki 3-10 st azalttığını gösteren kanıtlar vardır, ancak daha uzun sürede yararı ile ilgili yeterli kanıt yoktur. Özellikle astım hastalarında solunum yollarının sistemik dekonjestan ilaçlarla kurutulması zararlı olabilir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde ekinezya’nın değeri nedir?

    Sekiz ayrı klinik araştırmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde bazı ekinezya preparatlarınınsSoğuk algınlığı belirtileri üzerine sınırlı yararı olduğu görsterilmiş, ancak bu araştırmalarda 200 den fazla farklı preparatın kullanılmış olması, preparatların bitkinin farklı kısımlarından elde edilmesi ve ekstraksiyon yöntemlerinin farklılığı gibi nedenlerle, bitkinin yararı konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün olmamaktadır. 2007 yılında ekinezya kullanımının etkinliğini araştıran 14 çalışma birarada değerlendirildiğinde ekinezyanın soğuk algınlığı gelişme olasılığını %58 oranında azalttığı, hastalık süresini ise ortalama 1.4 gün azalttığı gösterilmiştir.

    Soğuk algınlığı tedavisinde çinko etkili midir?

    Çinkonun soğuk algınlığı tedavisinde etkinliği ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve bu çalışmalar iki meta-analizle bir arada incelenmiştir. Bu analizlerden birinde belirti sürelerini 7 günde azalttığı, diğerinde ise hiç bir yararı olmadığı sonucuna varılmıştır.

    Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotikler kullanılmalı mıdır?

    Gerek klinik çalışmalar gerekse bu açlışmaları bir arada sistematik biçimde bir araya getirerek değerlendiren meta-analizler antibiyotiklerin soğuk algınlığı belirtilerini azaltmadığını, soğuk algınlığı sırasında veya sonrasında gelişen bakteriyel kulak iltighabı, sinüzit veya zatürre gibi kompliasyon olasılığını da azaltmadığını göstermiştir.

    Soğuk algınlığında doktorlar niçin gereksiz antibiyotik tedavisi uygular?

    Doktorların gereksiz antibiyotik reçete etmesinin nedenleri ebevenyin beklentisini tatmin etme, başka hekimin nasıl olsa antibiyotik yazacağı öngörüsü, aşırı tanı, eksik veya yanlış bilgi, ve komplikasyon korkusudur. Anne ve babaların birçoğu gerçekten solunum yolu enfeksiyonu belirtileri olduunda doktorun antibiyotik reçete etmesini beklerler, ancak bu beklentileri daha önceden gittikleri hekimin uygulamasından öğrenilen bir tecrübeye dayanır. Eğer aileye daha çok zaman ayrılıp hastalık ve antibiyotikle ilgili açıklama yapılırsa bu beklentilerinin ortadan kalktığı görülmüştür. Antibiyotik verilmeyen üst solunum yolu viral enfeksiyonlarında sonradan bakteriyel enfeksiyon gelişme ve hastanın geri dönme olasılığının artmadığı gösterilmiştir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları içinde antibiyotik tedavisi gerektiren durumlar nelerdir?

    Halk arasınd “beta mirobu” olarak tannan grup A streptokok bakterisine bağlı boğaz ve bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit, epiglottit ve boğmaca antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

  • Çocuklarda besin alerjileri

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı bir madde olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla vücudun reaksiyon göstererek alerji belirtilerinin ortaya çıkmasına Besin Alerjisi denir.

    Besin Alerjisi Sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarına düşmektedir.

    En Sık Rastlanan Alerjik Besin Grupları

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi

    Çocuklarda besin alerjisini düşündüren durumlar oluştuğunda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve daha sonra besin yükleme testleri gibi testler yapılarak çocuk alerji uzmanlarınca tanı konulmaktadır.

    * Gıda alerji testi

    * Besin eliminasyonu

    * Besin yükleme testi

    * Besin günlüğü

    Besin Alerjisi Tedavisi

    * Diyet

    * Besin alerjisinde ilaç tedavisi

    * Besin alerjisinin aşı tedavisi

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur.
    En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi
    duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez
    olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk
    duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini
    düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını
    yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini
    toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik
    şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız
    kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam
    tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama,
    uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde
    aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun
    sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):
    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum,
    Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu
    çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek
    yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları
    şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü
    kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan
    çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki
    enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul
    iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük
    çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey
    yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini
    değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak
    tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve
    eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı,
    okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları
    olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel
    aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama
    uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili
    sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir
    kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden
    kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev
    bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ
    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar
    beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne
    sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu
    yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne
    sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik
    saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi

    ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük
    çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve
    bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla
    aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla
    etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında (
    örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak
    aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve
    depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde
    benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel
    durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu
    düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme
    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun
    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı
    Doğum yapmak
    Aile, iş, okul sorunları
    Stresli bir ortamda çalışmak
    Maddi sorunlar.
    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ
    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi
    kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz
    deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için
    dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir.
    Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl
    yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun
    yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam
    olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin
    yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin
    temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa
    çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri
    kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    İzmirde çalışan çok sayıda psikolog bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz
    vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon
    tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup
    olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da
    izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden
    randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması

    gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog
    ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve
    donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir.
    Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat
    edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye
    sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp,
    göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç
    seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü
    olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik
    sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN
    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.
    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin
    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin
    Alkolden uzak durun
    Yediklerinize dikkat edin
    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin
    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın
    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.
    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin
    Gelecek planları yapın.
    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • Bahar ve alerji

    Alerjik nezle, yaklaşık %20 oranında görülen bir hastalıktır. Yani her 5 çocuktan biri alerjik nezle, göz nezlesi hastasıdır. Alerjik astım da % 10-15 civarında görülmektedir. Alerjik hastalıklar alevlenme- yatışmalar şeklinde seyreder. Bahar ayları bu hastalıkların en çok şiddetlendiği dönemdir; alevlenme dönemi bu mevsimde en sık yaşanır.

    *Bahar aylarında allerjik reaksiyonlar hangi nedenlerle artış gösterir?

    Alerjik hastalıkların alevlenmesinde alerjenlerle karşılaşma en önemli tetikleyicidir. Çocukların alerjik hastalıklarında polen alerjisi çok etkilidir. Bahar aylarında bitkilerin polenlerinin ortama dağılması, hava güzel olduğu için açık hava aktivitelerinin artışı nedeniyle de bu alerjenlerle karşılaşma riskini artırır; alerjik hastalıklar alevlenir. Belirtiler şiddetlenir.

    *Bu mevsimde çocuklarda görülen allerjik rahatsızlıklar nelerdir ve çok kısaca hangi tür belirtiler içerir?

    -Allerjik nezle (saman nezlesi): Aksırık, burun akıntısı- tıkanması, burun kaşıntısı, genizde kaşıntı, gıcıklanma. Karşılaşılan alerjeni yok etmek amacı ile vücuttaki hücrelerden salgılanan kimyasal maddelerin oluşturduğu belirtilerdir. En çok bilineni histamindir. Zaten bu şikayetlerde kullanılan ilaç genellikle anti-histamin ilaçlardır.

    -Göz nezlesi: Burunda olan belirtilerin gözde olması. Kızarma, kaşınma, sulanma, hatta şişme.

    -Astım: Öksürük, hırıltı, nefes darlığı ile giden astım atağı yapar. Polen alerjisi olanda kıra, pikniğe gidince atak gelişebilir.

    -Cilt alerjisi: Alerjenlerle temas sonucu kaşıntı, kızarma, şişme gibi deri şikayetleri oluşur.

    *Bu belirtilerin en yoğunlaştığı ay hangisidir?

    Mevsimsel özelliklere göre değişir. Isının ve yağışın durumuna göre bitkilerin tozlaşma dönemi değişebilir. Genellikle Nisan-Mayıs ayları, Haziran ayının ilk yarısı en yoüğun aylardır. Tam tozlaşma döneminde kuru ve rüzgarlı havalarda, polenler çok uzaklara; 100 km. kadar uzaklara bile gidebilir. Tabii ki polenlerin en yoğun olduğu kıra, pikniğe, ormana gidince şikayetler artar.

    *Astım hastalığının bahar aylarıyla bir ilişkisi var mıdır?

    Polen alerjisi olan astımlılarda bahar aylarında astım atakları ve şikayetleri artar.

    *Tedavisi yapılmayan allerji ne gibi zararlı sonuçlara yol açar?

    Tedavisi yapılmayan alerjik hastalıklar, giderek daha ağırlaşır, yaşam kalitesini düşürür. Hatta hastalar evden çıkmamaya başlar. Ayrıca alerjik hastalıklar aktifken enfeksiyon hastalıklarına yakalanmayı da kolaylaştırır. Tedavi edilmeyen alerjik bir hastalık, diğer alerjik hastalıkları davet eder. Örneğin; alerjik nezlesi olan bir kişi tedavi olmazsa, astım olma riski çok artar.

    *Anne babaların çocuklarını korumaya yönelik alabilecekleri önlemler nelerdir?

    Anne – babaya düşen görevler:

    -Çocukların şikayetlerini geçiştirmeyip doktora götürmek, tanı konmasını sağlamak

    -Allerjik hastalıkların doğru tedavisine ulaşmak

    -Tedavinin doğru uygulanmasını sağlamak, denetlemek

    -İlaçlarını doğru doz ve şekilde kullandırmak

    -Baharda polenlerden mümkün olduğunca korumak;

    *Çocuk okula gidecek,

    *Teneffüse çıkacak

    *Beden eğitimi dersine girecek

    *Ekstra polenle karşılaşma riski azaltılacak: Polen yaygın olan dönemde hafta sonu kır- piknik gibi ortamlara girmeyecek, arkadaşlarla kampa gitmeyecek (hastalanması halinde uygun tedaviye ulaşmak riskli olabilir)

  • ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

    DEHB , bireyin yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan aşırı hareketlilik, isteklerini erteleyememe ve dikkat sorunlarıyla kendini gösteren bir bozukluktur.Genellikle okul öncesi dönem ve okul çağı dönemde belirgin hale gelmektedir.Çocukların bir konuya dikkatini vermesinde ya da davranışlarını kontrol etmesinde sorun olmaktadır.Bu çocuklar genelde ailesi ya da çevresindekiler tarafından “yaramaz, bir türlü yerinde duramayan, çok hareketli,dalgın,unutkan,hayallere dalan vs.”olarak nitelendirilmektedir.Bu tür davranışlar , dönem dönem , hemen hemen her çocukta gözlenebilen davranışlar olduğundan tanı konulabilmesi için mutlaka bir uzmandan destek alınması gerekir.

    ÖZELLİKLER

    1-Aşırı hareketlilik/Hiperaktivite/Dürtüsellik ön plandaysa: Bu çocuklar yaşıtlarına göre daha hareketlidir.Bu davranışlar, oyun, anaokulu, okul gibi günlük işlerde sorun oluşturur.Hiperaktivitenin ön planda olduğu çocuklar genellikle yerinde duramayan, oturması gerektiği halde oturamayan,aşırı konuşan,sırasını beklemekte zorlanan,her zaman bir şeylerle uğraşan,çoğu zaman başkalarının sözünü kesen,konuşmalara müdahale eden çocuklardır.

    2-Dikkat Eksikliği ön plandaysa:Bu çocuklar, dikkatini bir noktaya toplamakta güçlük çeker, dikkatleri çabuk dağılır,yönergeleri başından sonuna kadar takip edemezler,evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gereken malzemeleri kaybeder ve dinlemezler.

    3-Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ön plandaysa:Hem dikkat eksikliğinin hem de aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin özellikleri gözlenmektedir.

    BELİRTİLERİ

    Yürümeye başlayan çocuklarda ve okul öncesi dönemde belirtiler

    Genel olarak bu yaş grubundaki hiperaktif çocuklar, sürekli koşan, hiç yürümeyen,her an gitmeye hazır,bir aktiviteden diğer aktiviteye kayan çocuklardır. Uzun süre sessiz oturmakta güçlük çekerler. Çocuklar çok aktiftirler ancak zayıf koordinasyon ve beceriksizlik nedeniyle kazalara eğilimleri vardır.

    İlkokul çocuklarında belirtiler:

    Bu çocuklar genellikle rahatsızlık ve yerinde duramama nedeniyle sınıfta yerinden ayrılma,uzun süre yerinde oturamama,etrafta dolaşma veya uygun olamayan aktivitelerle başkalarının dikkatini çekerler.

    Ergenlikte belirtiler:

    Hiperaktivite, bu dönemde geniş kas hareketlerinden küçük kas hareketlerine kaymaktadır.Buna örnek olarak bacağını sallama veya sandalyede sürekli pozisyon değiştirme verilebilir.Dürtüsellik ergende ,kendisi ve ailesi için sorun olan daha fazla problemlere sürüklenme, artan tehlike gibi durumlarla kendini gösterir.Dikkat eksikliği, görevleri tamamlamada başarısızlık , aktiviteler için kısa dikkat aralıkları ve aktiviteleri sürekli değiştitirler.Elbetteki dikkat problemi devam eden ergeninin okul başarısızlığı kaçınılmaz olur.

    DEHB OLAN ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Davranışsal Belirtiler

    Bu çocukların daha doğmadan önce anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını gösteren raporlar mevcuttur.Doğduklarında da çok ağlayan ve uyku düzenleri oldukça bozuk olan bebeklerdir.

    • Aşırı hareketlidirler.Uzun süre oturamazlar,el ve ayaklarını sürekli oynatırlar.
    • Sonuçlarını düşünmeden kendilerini fiziksel olarak tehlikeye atabilirler(kontrol etmeden caddeye fırlamak gibi)
    • Sürekli konuşur,bağırır, isteklerini engelleyemezler.
    • Herşeyi kurcalarlar.
    • Mobilyaların ya da rafların üzerinde gezerler ve sürekli koşuşturma içindedirler.
    • Başkalarına yönelik vurma, itme gibi saldırgan davranışları sıklıkla gösterirler.
    • Ergenler genellikle kendilerine sıkıntı veren duygulardan söz ederler.
    • Kendi başlarına karar vermede güçlük çekerler.
    • Başladıkları işi yarım bırakırlar, bir aktiviteden diğer aktiviteye geçerler.

    Sosyal Belirtiler

    • Arkadaş ilişkileri zayıftır.Arkadaş edinseler bile uygun olmayan davranışlar sergiledikleri için arkadaşlıklarını sürdüremezler.
    • Yönergelere ve kurallara uymakta güçlük çektikleri için sosyal uyumsuzluk gösterirler.
    • Sosyal etkinliklere katılmakta zorluk çektikleri için becerileri gelişmeyebilir.

    Bilişsel Belirtiler:

    • Dikkatleri çabuk dağılır.Bu nedenle başladıkları işi bitirmekte güçlük çekerler.Sürekli dikkat gerektiren işlerden kaçma davranışı gözlenir.
    • Genellikle unutkandırlar.Eşyalarını, beslenme saatlerini, öğretmeninin ailesine teslim etmesi için verdiği notları unutabilirler.
    • Çalışmaları düzensiz ve plansızdır.Bu yüzden okul başarısında düşme görülebilir.
    • Davranışlarının sonuçlarını değerlendiremedikleri için zarar görme olasılıkları yüksektir.

    Duygusal Belirtiler:

    • Ruh halleri değişkendir ve buna bağlı olarak depresyon gelişebilir.
    • Çabuk heyecanlanıp,sinirlenebilirler.
    • Kendilerine güvenleri azdır.Sosyal yönden dışlanma,ebeveynin tutumu önemli bir role sahiptir.

    Fiziksel Belirtiler

    • Uyku süreleri kısadır ve düzensizdir.
    • Motor koordinasyonu zayıf olabilir.
    • Kemik gelişimleri geri olabilir.
    • İdrar kaçırma görülebilir.
    • Boyları ve kiloları yaşıtlarının altında kalabilir.
    • El becerisi gerektiren işlerde yetersizlik görülebilir. Düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, çatal bıçak kullanma, resim yapma, yazı yazma gibi etkinlikler örnek verilebilir.

    Bir çocukta,gençte ya da yetişkinde DEHB’ten söz edebilmek için yukarıdaki belirtilerin genellikle yedi yaşından önce ortaya çıkması, davranışların çoğunu en az 6 ay süreyle sergilemiş olması ve günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutta olması gerekmektedir.Yukarıda da bahsettiğim gibi çocukların çoğunda dönem dönem gözlemlenen davranışlar olduğundan dolayı DEHB ayrımının yapılabilmesi için mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir.

    Anne-Babalara Öneriler

    DEHB’in zamanında fark edilerek terapiye başlanması , sorunu yaşayan bireylerin ruh sağlığı ve topluma kazandırılmaları açısından önemli bir role sahiptir.

    Ortaya çıkan davranış problemlerinin bir an önce uzmana iletilmesi ve uzmanın önerileri doğrultusunda yapılması gereken etkinlikler konusunda çaba harcanmalıdır.

    Çocuğun yaşadığı yerin güvenli olmasına dikkat edilmelidir.Davranışlarının sonuncunu değerlendiremeyen çocuklar oldukları için çocuk oyun oynarken düzenli aralıklarla konrol edilmelidir.

    Çocuk, beklentileri ve planları konusunda anne baba tarafından desteklenmelidir.

    Koyulan kurallar çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olmalıdır ve yazılıp asılmalıdır.

    Çocuklara talimat verilirken dikkatini çekmek için çocukla göz kontağı kurmak ve sakin bir şekilde konuşmak önemlidir.Bağırarak talimat vermek çocuğun sadece ses yüksekliğine odaklanmasına yol açar.

    Çocuğun olumsuzluklarına, başaramadıklarına değil, olumlu özelliklerine odaklanılmalıdır.Eleştiri dolu bir yaklaşımın çocuğun özgüvenini zedeleyeceği unutulmamalıdır.

    Bu çocuklar çok sık hata yaptıkları için cezalar( bir ödülü iptal etme,kaybettiği bir eşyanın yokluğundan doğacak sıkıntıya bir süre katlanmasına imkan vermek gibi) son çözüm olarak anne baba için kaçınılmaz olabilir.Ancak cezaların her zaman ödüllerle birlikte kullanılmasına dikkat edilmelidir.Bu çocuklar diğer çocuklara nazaran daha çok ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar.Çocuğun sergilediği her olumlu davranış, bir ödülle pekiştirilmelidir.Unutulmamalıdır ki bu ödüller mutlaka çocuk için anlamlı ve güçlü ödüller olmalıdır.

  • DEPRESYONDAN KURTULMAK İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ

    DEPRESYONDAN KURTULMAK İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ

    Hayattan artık zevk almama, mutsuzluk, durup dururken gözyaşlarına boğulma, enerji düşüklüğü… Eğer sizde de bu belirtiler varsa depresyonda olabilirsiniz. Kişilerin yaşam kalitelerini düşüren ve hayattan beklentilerini azaltan bu rahatsızlıktan kurtulmak ise gün içerisinde yapacağınız gayretlerle mümkün…Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, depresyon belirtileri ve depresyonla baş edebilmek için önerilerde bulundu.

    Bu Belirtiler Depresyon Habercisi

    Depresyon, sürekli bir mutsuzluk ve ilgili kaybına neden olan bir duygudurum bozukluğudur. Ayrıca majör depresif bozukluk veya klinik depresyon adı da verilir. Hissetme, düşünme ve davranma şekillerinizi etkiler ve çok çeşitli duygusal ve fiziksel sorunlara yol açabilir. Normal günlük faaliyetlerinizi yaparken sorun yaşayabilir ve bazen hayatın yaşamaya değer olmadığını hissedebilirsiniz. Bir can sıkıntısı salgınından daha fazlası olan depresyon bir zayıflık değildir ve bundan basit bir şekilde “kurtulamazsınız”. Depresyon orta-uzun süreli bir tedavi gerektirebilir.

    Depresyon belirtileri ise şu şekildedir;

    • Mutsuzluk, gözyaşlarına boğulma, boşluk veya umutsuzluk duyguları,
    • Küçük meselelerde bile kızgınlık patlamaları, duyarlılık veya hayal kırıklığı,
    • Cinsellik, hobi veya spor gibi normal faaliyetlerin çoğu veya tamamında ilgi veya zevk kaybı,
    • Uyku yitimi veya çok fazla uyuma gibi uyku bozuklukları,
    • Küçük işler de bile ek çaba gerektirecek düzeyde yorgunluk veya enerji yoksunluğu,
    • İştahta değişiklikler; sıklıkla iştah azalması ve kilo kaybı, ancak bazı kişilerde iştahın açılması ve kilo alımı,
    • Anksiyete, ajitasyon veya huzursuzluk,
    • Yavaş düşünme, konuşma veya beden hareketleri,
    • Değersizlik veya suçluluk hisleri,
    • Geçmiş hatalara odaklanma veya sorumluluğunuzda olmayan şeyler için kendinizi suçlama,
    • Düşünme, konsantrasyon bozukluğu, yanlış kararlar alma ve gündelik şeyleri hatırlamada sorun yaşama,
    • Sık ve tekrar eden intihar düşünceleri, intihar girişimleri,
    • Sırt ağrısı veya baş ağrısı gibi açıklanamayan fiziksel sorunlar,

    İyileşme Sürecinde Olumsuz Duygulara Kapılmayın

    Depresif belirtiler kişilik özellikleri ile karıştırılmamalıdır. Depresif belirtiler geçicidir ve “karakterinizin değiştiği” ya da “artık kişi olarak eskisi gibi biri olmadığınız” anlamına gelmez. Depresyonda yaşadığınız işlev kaybı, “yetersizlik” anlamına gelmemektedir. Ayağınız kırıldığında yürüyememeniz gibi, depresyonda olduğunuzda da bazı şeyleri yapmakta zorlanırsınız. İyileşme sürecinde dalgalanmalar olabilir. Zaman zaman depresif belirtilerde artış, duygu durumda değişmeler, eski gerçek dışı düşünceler görülebilir. Bu sürecin iyileşme döneminin bir parçası olduğunu hatırlayın ve “eskisi gibi olacağım, başa dönüyorum” şeklindeki olumsuz düşüncelerden kendinizi uzaklaştırın. Aksi takdirde bu tür yorumlamalar geçici olan depresif duygulanımın süresini uzatabilir.

    Depresyondan Kurtulmak İçin…

    Yakınlarınız ve özellikle aileniz ile daha fazla vakit geçirin.
    Duygularınızı ifade edin, diğer insanların ne hissettiğine verdiğiniz önem kadar kendi duygu ve ihtiyaçlarınızı da gözetin.
    Depresyon döngüsünü unutmayın, depresyonda çoğunlukla kişinin bir şey yapma isteği olmaz, uyuma isteği olur ve yaptığı şeylerden zevk almaz. Eğer belirtileri besleyecek şekilde evde oturup, hiçbir şey yapmaz ve içinizden gelmesini beklerseniz depresyonun seviyesini artırabilirsiniz. Bu sebeple mümkün olduğunca böyle durumlarda zevk almasanız da faaliyetlerinizi sürdürmeye devam edin.

    Geçmişe odaklı olmayın, geçmiş hatalar üzerinde durup problem odaklı yaklaşmayın.
    Olumlu duygu ifadelerini artırın. Olumsuz duygu ve düşüncelerinizi yerinde ve zamanında, uygun dozda ifade etmekten kaçınmayın. Unutmayın ki zamanında sergilenen uygun ifade ve aktif davranış, birikimi engelleyecek, küçük artçı depremler büyük depremin önüne geçecektir.
    İyileşme sürecinde dalgalanmalar olabilir, zaman zaman depresif belirtilerde artış görülebilir. Bunu normal karşılayın.

    Aile üyelerinin beraber vakit geçirmeleri önemlidir. Zaman geçirme ev içerisinde ufak bir aktivite ile sağlanabileceği gibi ev dışında da yapılan aktiviteler ile de sağlanabilir.
    Gün aşırı açık havada düzenli yürüyüş yapmanın, antidepresanlarla aynı tedavi edici etkiyi yaptığını unutmayın. Kademeli olarak temponuzu ve yürüyüş sürenizi artırabilirsiniz.
    Ev içinde yatakta geçirdiğiniz süreyi azaltıp, hareketinizi artırabilmek için ev içi sorumluluklar alın.
    Gün ışığından fazla faydalanacak şekilde uyumaya özen gösterin. Geç saatlerde yatıp geç saatlerde uyanmak depresyonu kendi başına sürdüren bir etmendir. Erken yatıp erken kalkmaya kendinizi alıştırın.

  • Çölyak hastalığının tedavisi

    Buğday, arpa, çavdar ve yulafta bulunan hamur karıldığı zaman hamura kıvam verici bir madde olan GLUTEN ismli bir proteine karşı gelişen bir gıda alerjisi olan çölyak yaşam boyu devam eden tek gıda allerjisidir.

    Hastalığın belirtileri ekgıdalara başlandıktan sonra yani kişi alerjen ile (unlu gıdalarla) tanıştıktan sonra başlamaktadır. Hastalık yaşamn 6. ayından sonra görülmektedir ve yenidoğan çağında görülmemektedir.

    Hastalık genetik, çevresel ve otoimmün (vücudun savunma mekaniznasının rol oynadığı bir süreç sonunda gelişmektedir. Bir ailede Çölyaklı bir kişi var ise diğer aile bireyleri de çölyak hastalığı açısından araştırılmalıdır. %8-20 oranında diğer kardeş ve aile bireylerinde de hastalık görülme olasılığı olduğu akla getirlmelidir.Görülüş sıklığı 1/200 olarak tahmin edilmektedir.

    Hastalık incebarsağın başlangıç kısmını tutmakta belirtiler alerjen ile tanışmadan belli süre sonra ortaya çıkmakta bazende yıllarca sessiz kalabilmektedir. Hastalık başlama yaşına göre farklı belirtiler vermetedir.

    Süt çocukluğu çağında: Kilo almada yavaşlama, karında şişlik, kas erimesi, huzursuzluk (geceleri), kusma, 2 haftayı geçen ishal ( şekilsiz, miktarı fazla olabilen, yağlı pis kokulu dışkılama, ekşimsi ) görülmektedir. Tedaviye yanıt alınamayan demir eksikliği anemisi, raşitizm gelişebilmektedir.

    Çocuk büyüdükçe bu belirtiler silikleşir. Büyüme gelişmede yavaşlama, kilo alamama, sebebi belli olmayan karın ağrıları olmaya başlar. Kansızlık, saç dökülmesi, kemik erimesi, eklem ağrıları, ergenlikte gecikme, adet görmede gecikme olur. Okul başarısı düşer ve dikatsizlik olabilir.

    Hastalık sadece çocukluk çağında görülmez, bazen stres, operasyonlar araya giren enfeksiyonlar, uzun süreli antibiyotik kullanımı, gebelik gibi durumlar erişkinlerde de hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebilir.

    Bazen şeker hastalığı, epilepsi, otizim, romatoid artrit, şeker hastalığı, tiroid bezi hastalıkları, infertilite ve down sendromu ile beraber olabilir. Bu gibi durumlarda çölyak araştırılmalıdır.

    Hastalık tanısı için belirtileri olan hastaların kandan yapılan serolojik testler ile araştırılması ( antigliadin antikor, endomisyum antikor, doku transglutaminaz ) sonrasında şüphe edilen kişeye gastroenteroloji uzmanınca yapılacak olan endoskopi ile incebarsaktan alınan parçanın patolojik incelenmesi ile kesin tanı konulur. Biyopsi alınmadan diyete başlanmamalıdır.

    Tedavi; gluten içeren gıdaların diyetten çıkartılmasıdır. Buğday, arpa, çavdar ve yulafın yerine alternatif olarak GLUTEN içermeyen mısırunu, pirinçunu, mercimekunu, nohutunu, kestaneunu ve soya ununun diyette kullanılmasıdır. Gluten bir çok gıda maddesinde koruyucu olarak bulunduğu için çölyak hastası etiket okuma alışkanlığını edinmelidir. Gıda üreticisi firmalarda etiketlendirme yapaken ürünlerinin gluten içerip içermediği konusunda etikette bilgi vermelidirler. Çölyak artık bir hastalık değil bir yaşam biçimi kabul edilmektedir. Bunun için Çölyak konusunda tüm toplum bilinçlendirilmelidir. Çölyaklı kişinin kendisi ve aile bireyleri yanında arkadaşları, öğretmeni, çalışma arkadaşları da bilgilendirilmelidir. Bu konuda biz hekimeler ellerinden geleni yapmalıdır.

    HER ŞEY GELECEĞİMİZİ EMANET EDECEĞİMİZ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN….

  • PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    Panik atak, kendi başına bir hastalık değil, belirtiler kümesidir. Kaygı bozuklukları ile ortaya

    çıkabildiği gibi, diğer ruhsal bozukluklarda (depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, madde

    kullanım bozuklukları) ve bazı fiziksel hastalık durumlarında (kalp, solunum, denge, mide-
    bağırsak ile ilgili hastalıklar) ortaya çıkabilir.

    Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden en az dördünün

    ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur.

    Çarpıntı

    Terleme

    Titreme ya da sarsılma

    Nefesin daralması ya da boğuluyor gibi olma hissi

    Nefesin tıkandığı hissi

    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    Bulantı ya da karın ağrısı

    Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma

    Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması

    Uyuşmalar

    Çevresine (derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma (depersonalizasyon)

    Kontrolünü yitirme ya da ‘çıldırma’ korkusu

    Ölüm korkusu

    Panik atak, sıklıkla 10 dakikalık süreçte hızla artan belirtiler ile birdenbire başlar. Şiddetli korku,

    ölüm ve yok olma hissi baskındır. Hastalar konfüze hissedebilirler ve konsantre olmakta

    zorlanırlar. Fiziksel olarak; çarpıntı, dispne(zor nefes alma) ve terleme görülür. Atak genellikle 20-

    30 dakika sürer, nadiren bir saati geçer. Belirtiler çabucak ya da yavaşça kaybolabilir. Hastalar,

    kalp krizinden ölmek üzere olduklarını söyleyerek acil servislere başvururlar. Yapılan

    muayenelerde ve laboratuar incelemelerinde bir şey bulunmaz. Genellikle sakinleştirici yapılarak

    evlerine gönderilirler.

    Bu durum, kişinin dingin ya da kaygılı olduğu bir durumda birden ortaya çıkabilir. Ayrıca kültüre

    özgü belirtiler; kulak çınlaması, boyun ağrısı, baş ağrısı, istemsiz çığlık atma ya da ağlama,

    görülebilir.

    Panik bozukluk, panik atakların en az birinden sonra kişinin, aşağıdakilerden en az birini, en az bir

    ay süre ile yaşamasıdır:

    Başka panik atakların olacağı ya da bunların olası sonuçları ile ilgili sürekli kaygı duyma (beklenti

    anksiyetesi)

    Panik atakların kötü sonuçlara yol açabileceği (çıldırma, felç olma, ölüm) inancı ile sürekli üzüntü

    duyma

    Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış

    değişiklikleri gösterme. Örneğin; spor yapmaktan ya da tanıdık, bildik olmayan durumlardan

    kaçınma, işe gitmeme, yanında sürekli su taşıma, sürekli tansiyonunu ölçme gibi

    Agorafobi; hastaların panik atağın geleceğini düşündükleri yerlere yalnız başlarına gidememe

    halidir. Panik bozukluk hastalarının %60 ında görülür. Hastalar yalnız başına evde kalamaz,

    sokağa çıkamaz, toplu taşım araçlarına, asansöre binemez, kalabalık yerlere giremezler.

    Klinikte sık görülen panik bozukluğunun toplum sıklığı % 3-4 civarındadır. Sıklıkla 20’li yaşlarda

    başlamakla birlikte, yaşamın herhangi bir döneminde de başlayabilir. Kadınlarda, erkeklere göre

    2-3 kat fazla görülür.

    Beyindeki heyecan ve duygusal yaşantıları düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal

    çalışması sonucu panik bozukluk görülmektedir.

    Kaygı duyma, zaman zaman her insanın hissettiği, yaşamı sürdürmek için gerekli olan temel

    duygulardan biridir. Kaygı hissedildiğinde görülebilen baş dönmesi, çarpıntı, nefes alma güçlüğü,

    titreme gibi bedensel belirtiler; panik atak esnasında yanlış yorumlanır. Örneğin çarpıntının

    olması, muhtemel bir kalp krizinin habercisi gibi yorumlanır.

    Yaşam kalitesini belirgin olarak bozan panik bozukluk, psikiyatri pratiğinde belki de, en kolay

    tedavi edilebilen hastalıktır. İlaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapiden sadece biri ya da her ikisi

    birlikte uygulanabilir. Her iki yöntemi birlikte uygulamak daha etkin olup, nüksleri de

    engelleyecektir.

    İlaç tedavisinde, özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar kullanılır. 6-12 ay aralığında

    tedaviyi sürdürmek önemlidir. Semptomların kaybolmasının hemen ardından ‘iyi oldum’ düşüncesi

    ile tedaviyi kesmek, hızla semptomların geri gelmesine neden olabilir. Sadece panik atakların

    değil, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarının da ortadan kalkması önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapide; hastanın panik atak ile ilgili yanlış bilgi ve yorumlamaları düzeltilir.

    Korkularının üstüne gitmesi için bir çizelge hazırlanarak, alıştırma ödevleri verilir.

  • UYKUDA SEKS HASTALIĞI SEKSONAMİA

    UYKUDA SEKS HASTALIĞI SEKSONAMİA

    “Kontrolsüz güçsüz bırakır”

    Adil Maviş

    Seksomanya denilince, bireylerin aklına, tabiri caiz ise halk arasındaki kullanımıyla “seks düşkünlüğü” gibi bir kavram gelebilmektedir. Ancak, seksomanya psikolojik ve nörolojik bir rahatsızlıktır. Daha anlaşılır bir dil ile seksomanya, “uykuda seks hastalığı” anlamına gelmektedir. Önceleri bir fenomen etkisi yaratmış olsa da, günümüzde artık çok ciddi bir uyku bozukluğu problemi olarak kabul edilmektedir. Daha da kategorize etmek gerekirse, seksomanya, “parasomni” kapsamında yer alan bir rahatsızlıktır. Parasomniler, bireyde genellikle çocukluk döneminde kendini gösteren, ergenlik dönemine geçişte ve yetişkinlik döneminde azalarak kaybolan, ancak nadiren de olsa yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabilen davranış bozukluklarıdır. Uykuya geçiş anında, uyku sırasında ya da uyku sonrasında bireylerin sergiledikleri anormal hal, hareket ve davranışlar bütünüdür.

    Tıpkı REM (Rapid Eye Movement – uykuda hızlı göz kırpma) ve uyurgezerlik gibi, seksomanya da son derece ciddi sonuçlara gebe olabilen bir rahatsızlıktır. Seksomanyak birey, uykusundan yoğun bir cinsel dürtü ile uyanmakta ve partnerini, istekli ya da isteksiz olup olmamasını sorgulamadan cinsel birleşmeye zorlamakta, seksi başlatmaktadır. Aynı uyurgezerlik rahatsızlığında olduğu gibi, bireyler seksomani sırasında gerçekleştirdikleri eylemleri hatırlayamamaktadırlar. Eylemler her zaman, seksomanyak bireyin partnerini sekse zorlaması ile sonuçlanmayabilir; mastürbasyon ya da okşama, dokunma ve benzeri cinsel tatminleri gerçekleştirmesi ile de sonuçlanabilmektedir. Uyurgezerlik ve seksomani belirtileri gösterilen uyanmalar “konfüzyonel uyanıklık” olarak bilinmektedir ve “tam anlamıyla uyanıklık” olarak kabul edilmemektedir. Konfüzyonel uyanıklık ardından, birey bir süre sonra tekrar uykuya dalar. Ancak bu uyanmalar sırasında, birey kendisine, çevresine ya da çevresindekilere ciddi zararlar verebilir.

    Seksomanya Belirtileri Nelerdir?

    Bireye seksomanyak teşhisi elbette ki profesyoneller tarafından konulmalıdır. Birey, bu konu ile alakalı herhangi bir şüphe duymaktaysa, seksomanya belirtileri olan sık sık cinsel içerikli rüyalar görme, uykuda boşalma ya da ereksiyon yaşama, normal bir gün sırasında yaşanan seks deneyiminden tatmin olamama ve benzeri unsurları kendisinde barındırıp barındırmadığını gözlemlemelidir. Seksomanik konfüzyonel uyanıklık sırasında, kontrol seksomanyak bireyin elinde değildir, bu açıdan “uyurgezerlik” problemine benzemektedir. Seksomanyak birey, kontrolsüz bir şekilde, yoğun bir cinsel dürtü ve istek ile parterini sekse zorlamasının yanı sıra, normal bir seks deneyiminde uygulamadığı fantezileri, gerçekleştirmediği davranışları sergilemektedir ve okşama, çığlık atma, orgazm sesleri çıkarma, küfür etme, partnerine ya da kendisine fiziksel ya da manevi şiddet uygulama, inleme, bağırma ve doyumsuzluk gibi belirtiler göstermektedir. Birey, konfüzyonel uyanışı sırasında yaşananları hatırlamamaktadır ve bu tarz bir uyanış sonrasında, ertesi güne son derece yorgun başlamakta ve algı problemleri yaşamaktadır.

    Seksomanya Yaygın ve Tehlikeli Mi?

    Elbette ki, parasomnik bir rahatsızlık olan seksomanya, hem hasta birey hem de çevresi açısından tehlikeli olabilmektedir. Konfüzyonel uyanış sırasında sergilenen seksomanyak davranışlar, belirtildiği gibi hastalık sonucu ortaya çıkmaktadır ve bireyin kendi tercihi değildir, kontrol dışı meydana gelmektedir. Bu sebepten dolayı fiziksel ve duygusal hasara yol açabilmektedir. Seksomanya parasomnisinin yaygınlığı konusunda net bir bilgi geçtiğimiz yıllara kadar verilemiyordu. Bunun sebepleri arasında, hasta bireyin ya da tanık olan partnerinin yaşananlardan utanması, net bir şekilde paylaşamaması gibi durumlar söz konusuydu. Ancak günümüzde, özellikle Kanada merkezli araştırmalar doğrultusunda, seksomanya parasomnisinin sanıldığından çok daha yaygın olduğu ortaya çıkmıştır. Uykuda seks hastalığı, çoğunlukla erkeklerde gözlemlenmektedir.

    Seksomanya Nasıl Tedavi Edilir?

    Seksomanya tedavisinden önce teşhisinin de konulması oldukça önemlidir. Böyle bir hastalıktan şüpheleniliyorsa, bünyesinde nöroloji uzmanları bulunan bir uyku merkezine başvurmak yapılması gereken en doğru eylemdir. Elektroensefalografi (EEG) ve polisomnografi (PSG) isimli tetkiklerin ortak zamanlı yapılarak, hastalığından şüphelenilen bireyin tüm gece uykusunun izlenmesi en çözüm odaklı yöntemlerden biri olacaktır. Uykuda seks hastalığı, her ne kadar konfüzyonel uyanışlar, yani “parasomniler” çerçevesinde nörolojik bir rahatsızlık olarak ağır bassa da, nöroloji ve psikoloji arasındaki bağ kesinlikle hafife alınmamalıdır. Dolayısıyla hastalığın tedavisinde psikolojik ve psikiyatrik olarak profesyonel bir yardım almak kesinlikle faydalı olacaktır. Hasta birey ve partnerinin, tüm bu tedavi sürecini hızlandırmak ve iyileşme sürecini başlatmak adına, utanmadan ve sıkılmadan yaşananları ve belirtileri paylaşmaları da çok önemlidir. Bu paylaşımlar sırasında da meydana gelebilecek olan psikolojik tahribatı en aza indirgemek ve iyileşme sürecini hızlandırmak adına, profesyonel bir psikolojik yardım alınması şart olarak kabul edilmelidir.

    Psk.Hipnoterapist Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.