Etiket: Belirti

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur. Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır. Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir. Tek bir nedeni yoktur. Genetik, çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur. Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob, sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir. Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır. Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir. 2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir. 1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir. Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur. Çevrenin size ‘daha küçük, büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim. Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir. Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği, Anksiyete bulguları, Davranış Sorunları, Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi, zihinsel gelişimi, ifade dilinde kelime kullanımı, sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir. Kimi çocukta 1-2 yıl, kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler. Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir. Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri, cinsel davranış sorunları, fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli. Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi, ağır metalden arındırma tedavisi, nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

  • Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete Bozukluğu Nedir?

    Anksiyete yaygındır ve tedavi edilebilir

    Anksiyete rahatsızlık derecesine ulaşabilen korku, endişe ve kaygı halidir. Anksiyete bozuklukları ruhsal sorunlar içinde en sık görülenlerden rahatsızlıklardandır. Bu rahatsızlık halini aldığında gündelik işlerinizi yapmanızı, iş hayatınızı, aile yaşantınızı ve sosyal hayatınızı etkiler. Eğer sizde anksiyete bozukluğu varsa bu zayıf, deli ya da kişilik sorunu olan birisi olduğunuz anlamına gelmez. Şiddetli anksiyete bozukluğu tedaviyle yenilebilir. Anksiyete bozukluklarında etkili olan tedaviler mevcuttur.

    Anksiyete Nedir?

    Tıpta bir rahatsızlık haline dönüşmüş korku duygusuna anksiyete adı verilir. Ortada gerçekten korkutucu bir durum olmadan kişinin korku duyması halinde anksiyete bir ruhsal rahatsızlık (anksiyete bozukluğu) belirtisi olarak değerlendirilir. Anksiyete genel olarak kişinin zarar görebileceği veya tehlikeli durumlarda yaşadığı ruhsal ve bedensel tepkileri tanımlayan bir kavram olarak da kullanılır. Bu tepki ruhsal olarak korku, durumla ilgili tasalanma, bedensel olarak kalp atımlarında artış, terleme, çevreden kopma vb. gibi belirtilerle kendini gösterir. Anksiyete herkes tarafından belli zamanlarda yaşanabilecek normal bir tepkidir. Bir araba tarafından ezilme tehlikesi geçirirken, sınav kapısında beklerken veya topluma karşı bir konuşmaya başlamadan önce birçok insan anksiyete yaşar. Bu nedenle kişinin anksiyete yaşantılarının zaman zaman ortaya çıkması son derece doğaldır. Bununla birlikte eğer anksiyete tepkileri çok sık biçimde ortaya çıkıyor ve kalıcı bir şekilde yaşantınızı etkiliyorsa halledilmesi gereken bir rahatsızlık haline gelmiş demektir.

    Eğer aşağıdakilerden herhangi birinden mustaripseniz muhtemelen anksiyete bozukluğu geçirmektesinizdir:

    • Korkularınız yaşadığınız durumla orantısız biçimde çok şiddetli ise

    • Anksiyete tepkilerini sık sık yaşıyorsanız

    • Korktuğunuz durumlardan kaçınmaya başlamışsanız

    • Bu durum iş, sosyal ve aile yaşantınızı etkilemeye başlamışsa

    Anksiyetenin değişik biçimleri

    Anksiyetenin önde gelen belirti olarak görüldüğü çeşitli rahatsızlıklar vardır. Yaşanan anksiyetenin türüne, süresine, ortaya çıktığı durumlara ve şiddetine göre birbirinden ayrılan çeşitli anksiyete bozuklukları vardır. En sık görülen anksiyete bozukluğu tipleri panik bozukluğu, sosyal fobi, agorafobi ve yaygın anksiyete bozukluğudur. Aşağıda bu durumlar tek tek ele alınacaktır. Siz kendi durumunuza en çok uyanı bulmaya çalışın.

    Panik Bozukluk

    Panik atak aniden başlayan sıkıntının kısa zamanda çok şiddetlendiği başı ve sonu belli olan şiddetli bunaltı veya korku nöbetidir. Eğer bu ataklar sık sık ortaya çıkıyorsa, kişi başka ataklarında olacağına ilişkin sürekli kaygı duyuyorsa veya atakların yol açabileceğini düşündüğü sonuçlarla (kalp krizi, felç, çıldırma, ölüm) ile ilgili olarak kaygılanıyorsa veya ataklarla ilişkili olarak belirgin davranış değişikliği gösteriyor, bazı ortamlardan kaçınıyorsa o zaman panik atak panik bozukluk dediğimiz rahatsızlığa dönüşmüş olabilir. Panik bozuklukta yaşanan panik ataklar genellikle o an kişinin çevresinde olan bitenlerden bağımsız biçimde ortaya çıkar ancak kişi giderek daha önce panik atak yaşadığı ortamlara veya yerlere girmekten kaçınmaya başlayabilir.

    Panik atakta sıklıkla görülen ruhsal ve bedensel belirtiler:

    Ruhsal Belirtiler:

    • Kaygı

    • Kontrolü yitirme korkusu

    • Kaçamama korkusu

    • Ölüm korkusu

    • Delirme korkusu

    • Gerçek dışılık (ortamdan kopma) duyguları

    Bedensel Belirtiler:

    • Baş ağrıları

    • Kas gerilimi

    • Titreme veya vücutta sarsıntı hissi

    • Göğüste ağrı-sıkışma

    • Nefes darlığı/boğulma

    • Kalp atımlarında hızlanma, çarpıntı

    • Ayaklarda ve ellerde uyuşma, karıncalanma, keçeleşme

    • Bulantı ya da karın ağrısı;

    • Terleme

    • Sıcak/soğuk basması

    • Görme Bulanıklığı, Benekler görme

    • Sersemlik

    • Baş dönmesi

    • Düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    Panik ataklar diğer anksiyete bozukluklarında da görülebilir ancak bu tür durumlarda korkulan ortama maruz kalındığında ortaya çıkar, kişi hangi durumda panik atak yaşayacağını bilebilir.

    Sosyal Fobi

    Sosyal fobinin ana özelliği insanlarla birlikte herhangi bir faaliyette bulunurken aşırı korku ve heyecan (anksiyete) hissetmektir. Bu hastalar toplum içindeyken genellikle yargılanma veya eleştirilmeden korkarlar. Sosyal fobisi olanlar başka insanlarla birlikte iken konuşma, yemek yeme, bir şey içme gibi bir faaliyette bulunduklarında aptalca veya utandırıcı şeyler yapacakları endişesini duyarlar. Ayrıca bu esnada hissettikleri anksiyete belirtilerinin (titreme, sesin yetmemesi, konuşurken ses titremesi, kızarma, terleme gibi) dışardan görüleceği düşüncesi bile korkuya yol açabilir. Anksiyete belirli sosyal durumlara özgü olabilir fakat sıklıkla çoğu sosyal ortamda yaşanır.

    Sosyal fobide sıklıkla korkulan ortamlar:

    • Başkalarının önünde konuşma yapmak

    • Soru sormak

    • Başkalarıyla birlikte yemek yemek, bir şey içmek

    • Başkalarının önünde yazı yazmak

    • Dikkatleri üzerinde toplamak (kalabalık bir odaya girmek)

    • Sosyal aktiviteler (yemekler, partiler, evlenme törenleri, dini törenler)

    • Telefonda konuşmak

    • Yeni biriyle tanışmak

    Agorafobi

    Yardım alınamayacak ya da hemen çıkılamayacak ortamlarda anksiyetenin fiziksel ve ruhsal belirtileri ve sıklıkla birlikte panik atak görülmesine agorafobi adı verilir.

    Anksiyete daha çok aşağıdaki durumlarda ortaya çıkma eğilimindedir:

    • Panik atak geçirme riski olan durumlar

    • Kıstırılmışlık duygusu yaratan veya ayrılanılamayacak, kaçılamayacak ortamlar (kalabalık alışveriş merkezleri, sinema, tiyatro, toplu taşım araçları, otobüs, metro, tren vb.)

    • İhtiyaç olduğunda yardım alınmasının veya yardıma erişilmesinin güç olduğu durumlar (otoyollar, köprü, tünel, geniş açık alanlar, evde yalnız kalmak, yalnız başına yola çıkmak)

    • Yabancı veya tanıdık olmayan çevreler

    Bu durum birçok şeyden kaçınmaya ve kişinin yaşamının etkilenmesine yol açar. Aşırı ilerlediğinde evden çıkamaz hale gelebilir.

    Sıklıkla korkulan veya kaçınılan durumlar:

    • Tek başına evden ayrılmak

    • Evde yalnız kalmak

    • Yalnız başına seyahat etmek

    • Kalabalıklar

    • Kalabalık toplantı yerleri

    Spesifik Fobiler

    Spesifik bir fobi, belirli nesne veya durum için duyulan belirgin, kalıcı, aşırı ya da mantıksız bir korkudur. Korkulan nesneye maruz kalmak genellikle hızlı ve yoğun bir korku reaksiyonu (yani panik atak) üretir. Bu alarm cevabına, nesneden veya durumdan kaçma yönünde güçlü bir dürtü eşlik eder ve buna korkuyla ilgili önemli bozulma ve sıkıntı eşlik edebilir. Spesifik fobilerden mustarip kişiler genellikle korkulan nesnelerle gelecekteki karşılaşmaları önlemek için ellerinden geleni yaparlar ve bunu yapmak için büyük çaba sarf ederler. Hiçbiri daha az değil, genellikle korkularının aşırı veya mantıksız olduğunu fark ederler. Bu bilginin, korkulan nesnelerden kaçma ve bunlardan kaçınma dürtüsü ya da takip eden fizyolojik ve öznel tepkileri kontrol etme yeteneği üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

    Yaygın anksiyete bozukluğu

    Yaygın anksiyete bozukluğu diğer anksiyete bozukluklarından farklıdır. Anksiyete yaşantısı belli bir duruma veya panik atağı geçireceği korkusuna bağlı değildir. Normal gündelik olaylar ve gelecekle ilgili aşırı endişeden kaynaklanan sürekli bir anksiyete vardır. Maddi konular, iş ve okul başarısı, aile bireylerinin sağlık durumları, çıkılan seyahatler, kapı veya telefon çalması vb. her tür gündelik olay bir kaygı konusu haline gelebilir. Endişe hali yaygın anksiyetenin bir özelliği olmakla birlikte, diğer psikolojik anksiyete belirtilerinin de olması nadir değildir.

    Yaygın anksiyetede görülen belirtiler:

    • Huzursuzluk, aşırı endişe ve heyecan

    • Kolay yorulma

    • Dikkat toplamada güçlük ya da zihnin durmuş gibi olması

    • Sinirlilik

    • Bedensel gerginlik

    • Uyku bozukluğu

    Anksiyeteye yol açabilecek durumlar:

    Psikolojik

    Bedensel

    İlişki sona ermesi

    Bedensel hastalıklar

    Şiddetli tartışmalar

    Aşırı alkol ya da ilaç kullanımı

    Yakın birinin kaybı

    Maddi sorunlar

    İşte zorlanma, iş kaybı

    Uykusuzluk

    Korkutucu ya da üzücü bir olay/travma

    İnsanlarda gerilim yaşadıkları zaman daha hızlı ve derin nefes almaya doğal bir eğilim vardır. Yine gerilim anlarında olağandan daha fazla kaygı duymak da bir doğal eğilimdir. Bu iki etken anksiyete bozukluğu geçirenlerde genel olarak bulunur. Sıklıkla nefes alma şeklinizi değiştirmek ve kaygıyı azaltmak anksiyeteyi geçirecek önemli iki yöntemdir.

    Çok hızlı ve derin nefes alma

    Çoğu kişi için çok hızlı ve derin nefes almanın (aynı zamanda hiperventilasyon olarak da bilinir) anksiyeteye yol açabileceğini öğrenmek çok şaşırtıcıdır. Fakat yol açar! Çok hızlı nefes almak kandaki karbondioksit düzeyini ve asit içeriğini düşürür. Bu beyne daha ve vücuda daha az oksijen ulaşmasına ve anksiyetenin bedensel belirtilerine neden olur. Bu belirtiler sersemlik, kafada hafiflik, nefessizlik, boğulma hissi, çevreden kopma, çarpıntı, titreme vb. gibidir. Hafifte olsa uzun bir süre aşırı nefes alıp vermeyle bedensel anksiyete oluşabilir. Yani çevrenizin veya sizin farkına varmadan da aşırı nefes alıp veriyor olabilirsiniz. Hafif bir aşırı nefes alıp verme, örneğin esneme, iç çekme panik atağı veya anksiyetenin bedensel belirtilerini tetikleyebilir. Aşırı nefes alıp verme bir alışkanlıktır ve bunu değiştirmek zaman alabilir.

    Endişe ve olumsuz düşünme

    Kaygı ve gerçekdışı veya olumsuz düşünme anksiyeteyi tetikleyebilir. Anksiyeteli insanlar bazen anksiyeteyi doğuracak veya daha fazla arttıracak şekilde düşünürler.

    Örneğin:

    Olumsuz bir durumu düşünerek kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz

    Zamanınızı asla hiç gerçekleşmeyecek olumsuz olaylarla ilgili düşünmekle geçiriyor olabilirsiniz

    Etrafınızdaki insanların davranışlarını ve düşüncelerini yanlış yorumluyor olabilirsiniz.

    Anksiyete nasıl tedavi edilir?

    Anksiyeteyi tedavi, etmenin en iyi yolu psikoterapi ve ilaç tedavileridir. Kullanılabilecek yöntemler:

    • Panik ataklarını kontrol etmek ve durdurmak

    • Daha önce kaçınılan korkulan durumlarla yüzleşmek

    • Olumsuz ve gerçekdışı düşünceyi değiştirmek ve kaygıları azaltmak

    Gerekirse kısa dönemli olarak ilaç kullanmak. İlaç kullanılan durumlar:

    • Kısa anksiyete tepkileri

    • Anksiyetenin çok şiddetli olduğu durumlarda danışmanın yanı sıra

    • Tıbbi tedavi ve uzman denetiminde

  • Psikoz

    Psikoz

    Psikoz gerçeklik algısıyla ilgili bir rahasızlık türüdür. Gerçek olmayan inanışlar, olmayan şeyleri görme ve duyma, gerçek olanla olmayanı ayırt edememe bunlara örnek verilebilir. Bu tarz düşünce bozuklukları olduğunda, kişiler onlara çok sıkı bir şekilde bağlanırlar ve düşünce bozukluklarının aksi kanıtlanırsa bile inanmazlar, fikirlerini değiştirmezler. Bu tarz düşüncelere sanrı denir. Bu sanrılar genelikle aynı kültürdeki insanlarla kıyaslanır. Bu çok önemlidir çünkü bir kültüre göre alışılmadık olan bir şey diğer kültere fazlasıyla normal gelebilir. Bunları ayırt edebilmek için birkaç referans türü vardır

    İlk tür “referans(alınma) sanrısıdır”. Bu sanrı belirtileri kişinin gerçekleşen her olayın bir sebebi olduğuna inanması ve kendisiyle bağdaştırması denebilir. Örneğin kişide, insanların onun hakkında konuştuğu, sürekli dedikodusunu yaptığı, gazete haberlerinin kendisinden söz ettiği şeklinde inançlar gelişebilir. Çevresinde gördüğü her olayı bir ipucu, kendisiyle ya da üzerine takıldığı konuyla ilişkili bir gizli mesaj olarak değerlendirir, gizli anlamlar arar.

    İkinci sanrı türü ise “grandiyoz sanrı” türüdür.Büyüklük hezeyanı olarak da bilinir. Kişinin; kendisinin çok güçlü, çok bilgili, yetenekli olduğuna inanma hezeyanı. İki çeşidi vardır.

    Grandiyöz yetenek hezeyanı: özel bir takım güçleri ya da yeteneklerinin olduğuna inanma.

    Grandiyoz kimlik hezeyanı ise kendini çok ünlü ve tanınan biri olduğuna inanmadır.

    Üçüncü çeşit ise paranoya sanrı türüdür. Bu sanrı türüne sahip insanlar sürekli paranoylar şüphelerle ilgilidir. Hastalar bir takım insan tarafından zarar gördüklerine veya izlendiklerine inanırlar. Örneğin evin önündeki bir arabanın kendisini takip ettiğini ve tehlikede olduğunu düşünürler.

    Diğer bir sanrı türü kontrol sanrısıdır. Kişi, başka bir kişi veya canlının insanların duygu ve düşüncelerini kontrol ettiğine inanır. Örneğin uzaylıların dünyayı kontrol ettiğini düşünürler.

    Son olarak erotomonik sanrılar: kişi başkalarının ona aşık olduğunu düşünür. Bu kişiler genelde üst seviye zengin ya da ünlü insanlardır.

    Psikoz teşhisi konmuş insanlar halüsinasyonlar da görebilir. Bunlar sadece görsel değil işitsel de olabilir. En fazla karşılaşılan tür ise işitsel halüsinasyonlardır. Görsel halüsinasyonlarda ani ışık çakması veya olmayan insanları görme gibi olabilir.

    Psikoz hastalarında bir diğer belirti türü ise davranış ve düşünme bozukluklarıdır. Bunlar kolay bir biçimde gözlemlenebilir. Düşünme bozukluklarını gözlemlemek, davranış bozukluklarına göre biraz daha zordur. Belirtileri ise; kişi konuşurken çok bilgi vermez, konuşurken devamlılığı olmaz veya çok fazla konuşur. Cevap verirken konudan çok sapar, sorulan soruya cevap veremeyebilir. Aniden susma gibi belirtileri de vardır. Bazı durumlarda sözcükler anlam aramaksızın bir araya getirilir. Örneğin, “eşşek adam”, “hızlı ev” gibi cümleler söyleyebilirler. Bu tür hastaların, ilk yanıta takılma gibi takıntıları vardır .

    Psikozun Epidemiyolojisi

    Psikozun görülme sıklığı tüm dünyada aynı sayılır, kültüre ya da topluma göre değişim göstermez. İnsidansı 0.35’tir. Yaşam boyu hastalanma riski %0.40-2.70 arasında değişmektedir. Genelde ergenlik döneminin bitişinde ya da yetişlinlik döneminin başlangıcında başlar. Erkeklerde kadınlardan daha erken yaşlarda görülmektedir.

    Psikozun Etiyolojisi

    Kişide psikozu tetikleyen, altta yatan sebeplerde olabilir. Bunlar şizofreni benzeri gibi psikiyatrik durumlar veya tıbbı durumlar olabilir. Alkol kullanımı ve (LSD) içeren maddeler, bazı ilaçlarda psikotik belirtilere yol açabilir. Bunlar levodopa veya virüs önleyici ilaçlar da olabilir.
    Psikoz tedavi edilmezse kişide agresyon, gerginlik ve endişe gibi duygular gösterebilir. Psikoz belirtileri gösteren kişiler en kısa zamanda psikolojik tedavi almalıdırlar.Almadıkları takdirde kendileri veya çevrelerindeki insanlar için ciddi tehlike olabilecek konuma bile gelebilirler.

  • Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Bipolar Bozukluğun Teşhisi

    Depresyon teşhisi konmuş birisinde mani atakları ya da gözlemlenmelidir. Mani nöbetleri bipolar bozukluğun ayırt edici özelliklerinden biridir. Sadece maniden gelen bir bozukluk yoktur. Bipolar bozukluğun belirtilerinden bahsederken depresyonun belirtilerinden de bahsetmemiz gerekir. Aynen depresyonda olduğu gibi mani nöbeti ya da dönemi için de oldukça uzun bir belirti listesi var. Teşhis içinse bu belirtilerin üç ya da daha fazlasına aynı anda sahip olmak gerekiyor. Birinci belirti özgüven artışıdır. Bu durumda sadece iyi bir şarkıcı olduğunuzu değil, dünya üzerindeki en iyi şarkıcı olduğunuzu düşünürsünüz. Birey kendisi hakkında çok büyük ve görkemli fikirlere kapılır. İkinci belirti yeni fikirler ve düşünme durumudur. Birey çok hızlı düşünür ve aklına birbiri ardına yeni fikirler gelir. Bu da üçüncü belirti olan hızlı konuşma ve her zamankinden fazla konuşma isteğini doğurur. Kısacası mani nöbeti geçiren biri; normalinden hızlı ya da fazla konuşur. Konsantrasyon güçlüğü ya da dikkatin kolayca dağılmasıysa başka bir belirtidir. Kişi dikkatini toplayamaz ve durmadan bir konudan farklı bir konuya atlar. Bipolar bozukluğu olan kişilerin genellikle önemsiz ya da başkaları tarafından alakasız görünen detaylar sonucu dağılması bu belirtinin bir özelliğidir. Uyku düzeninde değişiklikler görülür. Uyku ihtiyacı azalır ve birey 3 saatlik bir uykudan sonra kendini dinlenmiş ve dinç hisseder. Bir diğer belirti psikomotor-ajitasyonu yani heyecandır. Buna örnek olarak hastanın bir odanın içinde hızlı hızlı dolaşması, kıyafetleri çıkarıp yeniden giymesi verilebilir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin sonuç odaklı aktivitelerinde de artış görülebilir. Bu yüzden günlük hayatta yapmaları gereken diğer tüm aktiviteleri bir kenara bırakıp işlerine odaklanabilir ya da her gün spor salonuna gidip zamanlarının çoğunu orda geçirmeye başlayabilirler. Mani dönemi boyunca hasta, zevk alacağını düşündüğü aktiviteleri yani tekrarladığında tehlikeli sonuçlar doğurabilecek aktiviteleri daha çok yapmaya başlar. Örneğin bu kişiler karşı cinse karşı artan ilgileri yüzünden riskli ilişkiler kurabilir ya da kontrolsüzce alışveriş yapmaya ve para harcamaya başlayabilirler. Son olarak kişinin enerji seviyelerinde büyük bir artış görülür. Bu belirti zaten şu ana kadar yazdığımız belirtilerin içinde de gizlidir.

    Bipolar bozukluğun teşhisi için bu belirtilerin 3ü ya da daha fazlasının aynı anda gözlemlenmesi gerekirken, aynen depresyonda olduğu gibi bunlara ek olarak başka durumların da bulunması gerekir. İlk olarak; Bu ruh halinin en az bir hafta sürmeli, gözlemlenen en az üç belirtiden biri enerji seviyesindeki artış başka bir değişle bireyin duygu durumundaki anormal yükselme olmalıdır. Bu her hastada aynı şekilde gözlemlenmez. Bazı hastalar duygu durumlarındaki yükselme yerine asabiyet de yaşayabilir. Her hâlükârda bu ruh halinin ya da duygu durumunun bir haftadan uzun sürmesi, az önce yazdığım belirtilerin bazılarıyla aynı anda gözlemleniyorsa bireye bipolar
    bozukluk teşhisi konulabilir. Bu teşhisi bir uzman yapmalı ve gereken tedaviyi uygulamalıdır.

  • Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklarda pek çok çeşit doğumsal kalp hastalığı görülebilir. Bu hastalıkların önemli bir kısmını, kalbin bölümlerini ayıran duvarlar üzerinde bulunan delikler oluşturur. Kulakçıklar veya karıncıklar arası duvarlarda bir veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bir kısım hastalıklar ise kalp kapakçıklarında ve kalpten çıkan ana damarlarda darlık veya şekil bozukluklarıdır. Kalbin göğüs boşluğunda yerleşim anomalileri, kalp yapılarının veya büyük damarların ters yerleşimi, kapakçıkların, damarların veya kalp odacıklarının hiç gelişmemiş olması da rastladığımız anomalilerdendir. Bazen birden fazla bozukluk aynı hastada bulunabilir. Bunlara kompleks doğumsal kalp anomalileri diyoruz. Daha nadiren de doğumsal kalp kası hastalıkları görülebilir. Bunlar kalp kasının işlev bozuklukları, aşırı kalınlaşması veya yapı bozukluğu şeklinde olabilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir ?

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirti ve bulguları çok çeşitlidir. Hastalığın cinsine, dolaşımda ve kalpte oluşturduğu işlev bozukluğuna, çocuğun yaşına bağlı değişik belirtiler olabilir. Morarma, çabuk yorulma, sık nefes alma, çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı bu belirtilerin bazılarıdır. Morarma, özellikle yenidoğanda olmak üzere her yaşta önemli bir belirtidir. Ancak her kalp hastalığı morarma yapmaz. Küçük bebeklerde sık nefes alma, beslenirken çabuk yorulma, terleme, kilo almada gerilik, sık akciğer enfeksiyonları, kalp hastalığı belirtisi olabilir.Bazı kalp hastalıkları ise çocukta herhangi bir belirtiye yol açmaz, Örneğin kalpte küçük delikler, damar veya kapaklarda hafif veya orta dereceli darlıklar çoğu zaman muayene eden hekim tarafından kalpte üfürüm duyulması ile fark edilirler.

    Doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi nasıl konuluyor?

    Hastanın öyküsü ve fizik muayenesinde elde edilen bulgular ile doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının tanısı konulabilirse de, şüphelenilen durumlarda , ekokardiyografi, elektrokardiyografi, rontgen, kalp kateterizasyonu gibi yöntemler ile ayrıntılı tanı konulabilir. Bazen MR-anjio, tomografi gibi yöntemler tanıda yardımcı olabilir. Doğumsal kalp hastalıklarında veya tek olarak görülebilen kalp ritm bozukluklarının araştırılmasında ise 24 saatlik Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve elektrofizyolojik çalışmalar yapılabilir.

    Tedavide nasıl bir yol izleniyor?

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine, kalpte oluşturduğu bozukluğa ve hastanın yaşına göre değişiklikler göstermektedir. Kalp hastalıklarının bir kısmı tedavisiz izlenirken, bir kısmında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Morarmaya ve ciddi belirtilere yol açan bazı hastalıklarda, örneğin damarların ters yerleştiği veya kapakların hiç gelişmediği durumlarda yenidoğan döneminde yapılan acil cerrahi tedavi hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bir kısım kalp hastalıkları ise daha geç dönemde ameliyat gerektirebilir. Kalp yetersizliği olan hastalara ilaç ile tedavi verilir. Yapılacak tedavinin veya ameliyatın çeşidine ve zamanına hastanın klinik bulgularına ve gerektiğinde kateterizasyon bulgularına göre karar verilir. Bazı hastalıklar ise kalp kateterizasyonu sırasında ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Kalp kapaklarında belirli bir sınırın üzerinde darlık olan hastalarda kapaklar kalp kateterizasyonu sırasında balon ile genişletilebilmektedir. Kalbinde delik olan hastalarda ise deliğin yeri ve büyüklüğü uygun ise kateterizasyon işlemi sırasında özel cihazlarla kapatılabilmektedir. Bazı ameliyatlardan sonra uzun süreli ilaç alımı gerekebilir.

    Hangi hastalıklarda tam iyileşme mümkün ?

    Bazı hastalıklarda kendiliğinden zaman içinde düzelme görülebilir. Örneğin küçük olan bazı kalp delikleri kapanabilir. Ayrıca kalp kapaklarında darlık olan, özellikle pulmoner kapak dediğimiz kapakta darlık olup balon yöntemi ile darlığı giderilen hastalar tamamen düzelebilir. Aort damarında bulunan koarktasyon dediğimiz darlık da balon genişletme yöntemi ile düzelebilir. Kalp deliğinin yeri ve büyüklüğü uygun olan hastalar ameliyatsız yöntemle kateterizasyon sırasında kalp deliğinin kapatılması ile tamamen iyileşebilirler. Ameliyat ile düzeltilen birçok doğumsal kalp hastalığında tam iyileşme görülebilir. Anatomik olarak düzeltmenin mümkün olmadığı bazı kompleks ve ağır hastalıklarda ise palyatif ameliyatlar ile kısmen iyileşme sağlanabilir.

    Aileler tedaviden sonra nelere dikkat etmeli?

    İlaç ile tedavi edilen hastalarda ilaçların düzenli verilmesi ve kontrollerin düzenli yapılması önemlidir. Ameliyatlardan sonra da bazı hastalarda ilaç tedavileri gerekebilir. Bunlar kan sulandırıcı ilaçlar, kalp yetmezliğine yönelik veya ritm bozukluğunu tedavi eden ilaçlar olabilir. Ayrıca bir çok doğumsal kalp hastalığında hastayı ameliyat öncesi ve sonrasında endokardit dediğimiz kalbin iç yüzey enfeksiyonlarından korumak gerekir. Bu amaç için ailelere belirli cerrahi işlemlerden önce kullanılacak antibiyotiğin dozu ve kullanım şeklini belirten rehberler verilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının önlenebilmesi için ailelerin alabileceği önlemler nelerdir?

    Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ileri yaş gebeliği veya radyasyona maruz kalmak, bebek için zararlı olabilir. Akraba evliliklerinin olduğu durumlarda bazı genetik hastalıkların ve beraberinde kalp hastalıklarının görülme olasılığı artıyor.Bu durumların önlenmesi bazı kalp hastalıklarını önleyebilirse de doğumsal kalp hastalıklarının büyük bir kısmının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalıkların pek çoğu doğumdan önce fetal ekokardiyografi, yani anne karnında bebeğin kalbinin incelenmesi ile saptanabiliyor. Anomaliler tespit edildikten sonra buna uygun tedaviler planlanabiliyor, ya da tedavisi mümkün olmayan ağır kalp hastalıkları varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verilebiliyor. O halde risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmak ve düzenli gebelik izlemi bu konuda önemli olabilir.

  • Bebeğiniz boğmaca riski altında mı?

    Boğmaca, adını insanların öksürüklerin arasında boğulur gibi çıkardığı sesten alan bir hastalıktır. Boğmaca veya pertusis akciğerlerde ve solunum tüplerinde oluşan bir enfeksiyondur. En tehlikeli olduğu grup bebekler olmakla beraber, yetişkinlerin ve gençlerin bu hastalığa yakalanma riski aslında daha yüksektir. Daha büyük çocuklar veya yetişkinler bu hastalığa yakalandıklarını anlamayabilir. Bu hastalık, öksürüğü uzun süren bir soğuk algınlığı gibi görünebilir. En önemli belirti olan öksürüğü yaşamadan bile bu hastalığı bir başkasına bulaştırabilirsiniz. Basit bir hapşırıktan – ve hatta nefes vermeden – gelen hastalık etkeni, hastalığın bebeğinize ve evinizdeki diğer kişilere geçmesine neden olabilir.

    Bebeklerde Ciddi Sorunlar

    Kötü bir öksürük dönemi, bebeğin su içerken, yemek yerken ve nefes alırken zorlanmasına yol açabilir.

    Boğmaca zatürreeye, yetersiz beslenmeye, nöbetlere ve akciğer ve kalp yetmezliğine neden olabilmektedir.
    Bir yaşın altında boğmaca geçiren üç bebekten ikisi nefes almakta zorlanıyor. Hastalığa yakalanan bebeklerin solunumun izlenmesi, gerektiğinde oksijen verilmesi ve kıvamlı akıntıların vakumla alınması için hastaneye yatırılıyor.

    Ailenizi Koruyun

    Boğmaca aşıları kesin çözüm sağlamıyor. Çocukken boğmaca aşısı olmanız, bu hastalığa yakalanmayacaksınız anlamına gelmiyor. Aşı, yalnızca hastalığa yakalanmanız halinde belirtilerin daha hafif olmasını sağlıyor.
    Difteri ve tetanos ile birlikte, boğmacaya karşı koruma sağlayan iki farklı aşı var: DTaP ve Tdap.
    DTaP 7 yaşın altındaki çocuklara uygulanıyor.
    Tdap ise 2005 yılından bu yana daha büyük çocuklara ve yetişkinlere uygulanan bir aşı.

    Ailenizin güvende olmasını sağlamak için:

    Her hamileliğinizde, üçüncü çeyrek dönemde bir Tdap aşısı vurulun. Aşı, vücudunuzun hastalıkla savaşacak antikorlar üretmesine yardımcı olacaktır. Anneler antikorları doğumdan önce bebeklerine geçirir. Böylece, bebeği 2 aylık olduğunda vurulacağı ilk DTaP aşısına kadar korunması sağlanır.
    Boğmaca aşıları yaşam boyu koruma sağlamadığından, bebeğin etrafında olacak 10 yaşın üzerindeki herkesin Tdap aşısını olması gerekir. Kardeşler, ebeveynler, büyükanne ve büyükbabalar, kuzenler ve bakıcılar da buna dâhildir.
    Bebeğinizin, aşı takvimindeki tüm DTaP aşılarını vurulduğundan emin olun. Bebeğinize 2. ayından 4 ila 6 yaşına kadar toplamda beş aşı dozu verilecek. Aşılar, bebeğinizi son dozu izleyen en az 1 yıl boyunca boğmacaya karşı yaklaşık %90 oranında korur. Çoğu çocuk, aşıyı izleyen 4 yıl boyunca boğmacaya yakalanmaz.

    Boğmacanın Belirtileri:

    Hastalık genellikle burun akıntısı ve tıkanıklığı ve bazen de hafif bir öksürük ile başlar. 1 ila 2 haftadan sonra, büyük olasılıkla öksürüğün özellikle geceleri sertleştiğini fark edersiniz. Boğmaca 10 haftaya kadar devam edebilir.

    Ne Zaman Doktoru Aramalı?

    Bebeğinizde soğuk algınlığı belirtilerinin yanında aşağıdakiler görülüyorsa, doktorunuzu arayın:
    Bebeğin ilk üç boğmaca aşısının yapılmamış olması veya kronik öksürüğü olan bir kişiyle temas etmiş olması
    Şiddetli öksürük, solunum güçlüğü, beslenmede zorluk görülmesi veya bu konuda endişelerinizin olması
    Siz boğmaca geçirdiğinizi düşünüyorsanız, özellikle de yaşadığınız bölgede öksürük salgını görülüyorsa hemen doktorunuzu arayın.
    Erken antibiyotik tedavisi belirtilerinizi hafifletebilir ve hastalığın yayılmasını önleyebilir.

  • DEPRESYON HASTALIK HASTALARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    DEPRESYON HASTALIK HASTALARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    En ufak bir hastalık ve ya ağrınızı felaket senaryosuna dönüştürüp doktor doktor geziyor, sürekli bedeninizi kontrol edip kaygıya kapılıyor ve teşhis edilmemiş bir hastalığın kendinizde var olduğuna inanıp internetten bununla ilgili araştırmalar yapıyorsanız Hipokondriyasiz yani; “Hastalık Hastası” olabilirsiniz. Hastalık hastası olan kişiler sürekli bedenleri ile ilgili endişe yaşadıkları için depresyona girme olasılıkları da artıyor. Uzman Psikolog Seliyha Dolaşır, hastalık hastası kişiler hakkında bilgi verdi.

    Sağlık Durumları Hakkında Sürekli Endişe Yaşarlar

    Hipokondriyasiz (hastalık hastalığı); kişinin fiziksel bir rahatsızlığı olmadığı halde en ufak hastalık belirtisi ve ya ağrılarını büyük, ölümcül ya da tedavi edilemez ciddiyette hastalıkların belirtisi olduğuna inandığı, yüksek düzeyde kaygı ile seyreden bir rahatsızlıktır. Bu hastalığa sahip olan kişiler, sağlık durumları hakkında sürekli endişe ederler. Bedenindeki her türlü minimal değişikliğe aşırı derecede tepki verirler. Bütün dikkat henüz tanısı konmamış ve tespit edilememiş ciddi rahatsızlık belirtilerindedir. Bu nedenle de diğer insanlara oranla beden duyumlarına aşırı duyarlıdırlar. Sürekli bedenlerini kontrol etme ya da minimal düzeyde de olsa her hangi bir hastalık belirtisi olabilecek durumları takip etmekle meşguldürler.

    En Basit Ağrılarını Felaketmiş Gibi Yorumlarlar

    Düşünce içerikleri hastalık kuşkuları ve kaygıları ile dolu olduğu için; kalp atımlarını takip etme, nabzını ölçme, vücudunda her hangi bir ağrı olup olmadığını anlayabilmek için dokunma ve nefes alıp verişinin düzenini kontrol etme gibi birçok kontrol davranışları sergilerler. En basit bir ağrıda bile bu belirtiyi felaketmiş gibi yorumlayıp, peşine düşerler. İnternetten belirti tarayıp, en kötü senaryolara inanarak doktor doktor gezerler. Doktorların teşhislerine de güvenemediklerinden genellikle aynı belirti için en azından 2-3 doktora görünüp emin olmaya çalışırlar. Fiziksel bir sebep bulunamadıkça da “tespit edilememiş ciddi bir rahatsızlığı olduğuna dair inançları daha da pekişir. Doktorların kendisini anlayamadıklarını ve hastalığı tespit edemediklerini düşünürler. Alternatif tıp yöntemlerine en çok başvuran kişiler yine bu hastalığa sahip kişilerdir.

    Kaygılarını Artırırlar

    Hastalık kuşkuları nedeniyle sıkıntıyı sadece kendileri çekmez. Yakın çevresindeki kişiler de bu durumdan sıklıkla etkilenirler. Çünkü kişi sürekli en yakınındakileri, kendi evhamı ve kaygısını kontrol edemediği için bunaltır. Aynı zamanda bu kişiler çok çabuk semptom kaparlar. Herhangi bir sohbette ya da izlenilen bir programda yer alan hastalık haberlerinden çabucak etkilenip, bu belirtilerin kendisinde olup olmadığını düşünmeye başlarlar. Beden duyumlarına hassasiyet olmayan belirtilerin var gibi algılanmasına sebebiyet vererek kaygılarını tetikler. İnternetten en çok hastalık taraması yapan kişiler, bu gruptandır. Hastalıklar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışırken kaygılarını artırdıklarının farkında olmazlar.

    Bu Kişilerde Depresyon Görülme Oranı Çok Yüksek

    Hastalık hastalığına sahip olan kişilerde depresyon görülme oranı çok yüksektir. Derdine çare bulamayan kişinin karamsarlığa ve umutsuzluğa düşerek hayattan zevk alması azalır. Ayrıca henüz saptanamayan bir hastalığı olduğu inancıyla; hareketlerini kısıtlama ve gündelik aktiviteleri yapmama gibi genel bir motivasyon kaybı yaşarlar. Daha fazla yatakta kalarak hasta oldukları inançları artarken hem de depresyon döngüsüne girmeye başlar. Bütün dikkat bedeninde olduğu için içe çekilme, sosyal aktiviteleri kısıtlama dolayısıyla da toplumsal, sosyal ve mesleki çoğu önemli işlevsellik alanında bozulmalar başlar.

    Bu Belirtiler Sizde Varsa Hastalık Hastası Olabilirsiniz;

    • Elinizde olmadan sürekli teşhis edilememiş ya da sizde var olma potansiyeli olduğunu sandığınız hastalıklar hakkında konuşuyorsanız,
    • Eşiniz, aileniz ve yakın çevreniz artık bu konuda sizden rahatsız olmaya başladıysa,
    • En ufak belirtiyi felaketleştirip internet araştırmaları yapıyor, ciddi bir rahatsızlık endişesiyle sık sık doktora gidiyor ve buna rağmen herhangi bir şey tespit edilemiyorsa,
    • Birden fazla doktora görünmeden içiniz rahat etmiyorsa,
    • Hayattan aldığınız zevk düşmeye başlamış ve tüm düşünce içerikleriniz hastalıklar hakkındaysa,
    • Kendinizi bu konuda çok çaresiz hissediyorsanız,

    Psikiyatrik değerlendirme için mutlaka ruh sağlığı profesyonellerine başvurunuz. Günümüzde etkili psikoterapi uygulamaları ve bazı durumlarda yanında ilaç tedavisiyle bu hastalığı yenebilirsiniz.

  • Otizmin 10 temel belirtisi yeniden belirlendi

    Birçok gelişim probleminde olduğu gibi, otizmde de önemli olan erken tanıdır. Erken tanı ve beraberinde başlayan erken özel eğitim ile, birçok otizmli çocukta gelişmeler yaşanmaktadır.

    Erken tanı için, anne babalar çocuklarını objektif olarak değerlendirmelidir. Bu değerlendirme ve gözlemleri hem çocuklarının doktorları hem de bir çocuk gelişimi uzmanı ile paylaşmaları ve gerekli testlerin yapılması ilk aşamada çok önemlidir.

    Son dönemde yapılan çalışmalardan elde edilen bulgular ışığında 6-12 aylık bebekleri ileri evre iletişim bozuklukları ile ilişkili olabilecek 10 temel belirti tanımlandı. Bebeklerin bu belirtiler açısından takip edilmesi durumunda teşhisin çok kolay şekilde konulabileceğini belirtiliyor.

    İşte otizm tanısı için 10 temel belirti:

    1-Kendisine bakan kimselere nadiren gülümseme;

    2-Başkalarının çıkardığı sesleri veya gülücük gibi hareketleri nadiren taklit etme;

    3-Ses çıkarmada gecikme veya nadiren ses çıkarma;

    4-6-12 aylıkken ismine tepki vermeme;

    5-10. aydan itibaren el işaretleri ile iletişim kurmama;

    6-Göz teması kuramama;

    7-Nadiren dikkatinizi çekme;

    8-Ellerde, ayaklarda, bacaklarda sertleşme veya el bileklerini çevirme gibi olağan dışı vücut hareketleri ve olağan dışı duruş ve diğer tekrarlayıcı davranışlar;

    9-Onu kaldırmak istediğinizde size doğru uzanmaması;

    10- Yuvarlanma, emekleme gibi hareketler açısından motor gelişim geriliği.

    Bu belirtilerden sadece bir tanesinin çocuğunuzda var olması, onun otizmli olması anlamına gelmez. Birkaç belirtinin bir arada olması gerekmektedir.

    Anne babalar bu belirtilerden birkaçını çocuklarında gözlemlediklerinde, gelişim testi yaptırmalı, gelişim takibine başlamalı, gerekli görülürse özel eğitim sürecine de başlamalıdırlar.

  • Depresyon ve bilişsel davranışçı terapi

    Depresyon ve bilişsel davranışçı terapi

    Depresyon ;duygusal, bilişsel, davranışsal ve somatik belirtilerle kendini gösteren; bunun sonucunda bireyde çökkün bir ruh haline, bireyin davranışsal etkinliklerinde bir azalmaya, zihinsel etkinliklerde bazı değişikliklere ve yer yer bedensel bazı yakınmalara neden olan; şiddeti bireyden bireye değişebilen bir duygudurum bozukluğu olarak tanımlanabilir (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994; Kennedy vd. 1998; Tuğrul ve Sayılgan 1997).

    Depresyonun etiyolojisine bakıldığında, psikososyal risk faktörlerinin çok önemli bir rolü olduğu görülmektedir. Bu faktörler kişinin kendi depresyon geçmişi, kendine özgü kişilik özellikleri, herhangi bir yakının kaybı, düşük sosyoekonomik düzey, yetersiz sosyal çevre, olumsuz yaşam olayları, madde kullanımı ya da anksiyete gibi bir başka bozukluğun varlığı olarak sıralanabilir. Ancak bu faktörlerin her bireyde depresyona yol açacağı söylenememektedir (Kennedy vd. 1998).

    Depresyon, “psikiyatrinin soğuk algınlığı” denebilecek kadar yaygın bir bozukluktur (Fennel 1989). Moore’a (1997) göre, depresyonun genel popülasyonda yaşam boyu riski %10 ile %20 arasında değişmektedir. Dobson ve Jackman-Cram (1996) ise her yıl dünyada 100 milyondan fazla insanın klinik olarak anlamlı düzeyde depresyona maruz kaldığını ve bu rakamın giderek yükseldiğini ileri sürmektedirler.

    Depresyon bulguları 4 durum açısından değerlendirilir;

    Davranışsal: Etkinlik düzeyinde düşme, sosyal ilişkilerde azalma

    Motivasyonel: ilgi ve istek kaybı Bilişsel: Konsantrasyon güçlüğü, kararsızlık, intihar düşünceleri

    Duygusal: Üzüntü, anksiyete, suçluluk, utanç

    Somatik: Uykusuzluk, iştahsızlık

    (Fennel, 1989).

    Bireyin birtakım erken yaşantıları, kişide kendisi ve dünya ile ilgili birtakım işlevsel olmayan şemalar oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan bu şemalar daha sonraki yaşamda bireyin dünyaya bakışını ve davranışlarını yönlendirmesini sağlamaktadır. Her insanda birtakım şemalar gelişmektedir. Bunun amacı, bireyin çevresini ve yaşantılarını anlamlandırmasıdır. Ancak, bazen bazı şemalar oldukça katı, aşırı uçlarda, değişime dirençli ve işlevsel değildirler. Bu tarzda gelişen şemalar, kritik olaylar tarafından etkinleştirildiklerinde, bireyde çok yoğun olumsuz otomatik düşüncelere neden olmaktadırlar. Burada unutulmaması gereken bir konu, bireyin yukarıda belirtilen kişilik özelliklerinin bu olaylar karşısında depresyona yatkın olup olmadığıdır.

    Olumsuz otomatik düşünceler de depresyon belirtilerine neden olmaktadır. Bu aşamadan sonra depresyon belirtisiyle olumsuz otomatik düşünceler sürekli olarak birbirlerini etkilemektedirler. Başka bir deyişle, depresyon geliştikçe olumsuz otomatik düşüncelerin sıklığı ve şiddeti artmakta, mantıklı düşünce azalmaktadır; otomatik düşüncelerin sıklı­ğı ve şiddeti arttıkça da depresif belirtilerin sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Böylece bir sürekli etkileşim oluşmaktadır (Fennel 1989; Savaşır 1996).

    Örneğin, küçük yaşta kardeşini kaybeden bir kişide, sosyotropik kişilik özelliğinin de etkisiyle, “Arkadaşlarımın dediklerini yapmazsam beni sevmeyecekler” gibi bir ara inanç gelişebilir. Daha sonra kişi, çocuğunun ölümü gibi kritik bir olay yaşadığında, tüm bunlardan kendini sorumlu tutarak, “Allah kahretsin, bütün bunlar benim suçum”, “Ben salağın tekiyim”, “Sonsuza dek hata yapacağım” şeklinde olumsuz otomatik düşünceler geliştirebilir. Bu olayların üst üste gelmesi sonucunda, kişide oluşan olumsuz otomatik düşünceler, kendini depresif belirti olarak gösterebilir. Bu belirtiler, aktivite düzeyinde düşme, sosyal ilişkilerde azalma gibi davranışsal; karasızlık, intihar düşünceleri gibi bilişsel; suçluluk, utanç gibi duygusal ya da uykusuzluk, iştahsızlık gibi somatik boyutlarda yaşanabilir. Bu belirtiler de yeniden olumsuz otomatik düşüncelere dönüşebilir. Aktivite düzeyinde düşme olan kişi, “Hiçbir işe yaramıyorum”; kararsızlık yaşayan kişi, “Ne yapacağımı bilmiyorum”; suçluluk duygusu yaşayan kişi “Bütün bunlar benim suçum” gibi olumsuz otomatik düşünceler geliştirebilir.

    Örnekte de görüldüğü gibi, depresyondaki kişilerin olumsuz otomatik düşünceleri ve depresif belirtileri arasında sürekli bir döngü yaşanmaktadır. Depresyonun bilişsel terapisinde, bu döngüyle uyumlu olarak, hastaya duyguların düşünceleri, düşüncelerin de davranışları nasıl etkilediği gösterilerek; hastanın olumsuz otomatik düşüncelerini tanı­ması ve bunları değiştirmesi amaçlanmaktadır.

    Özetle söylemek gerekirse, depresyonun oluşumunda kuramın dört temel öğesi (bilişsel üçlü, olumsuz otomatik düşünceler, bilişsel çarpıtmalar, işlevsel olmayan şemalar), bu öğeler arasındaki etkileşimler, yatkınlık oluşturan kişilik özellikleri ve bu yatkınlığı ateş­leyecek olaylar etkili olmaktadır.

    Kaynakça: (Sosyal Bilimler Dergisi 2000-2001)
     

  • PANİK BOZUKLUK

    PANİK BOZUKLUK

    Panik Atak; korku, endişe ve huzursuzluk belirtilerinin aniden başlayıp, rahatsızlığın 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı, 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden en az 4’ünün yaşandığı bir ankisyete (kaygı) nöbetidir.
    Bu 13 belirti şunlardır. 
    Çarpıntı, kalp hızında artış, kalp seslerini duyuyor gibi hissetme
    Terleme
    Titreme ve ya sarsılma hissi
    Boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri
    Tıkanma, soluğun kesilmesi hisleri
    Göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi
    Bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi
    Çevreyi olduğundan farklı, sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış, olağandışı, farklı bir şekilde algılama hali
    Baş dönmesi, dengesizlik, başta sersemlik hissi, bayılma hissi, yere düşecek gibi olma
    Kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku
    O anda, kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu
    Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri
    Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma
     Yukarıda da belirtildiği üzere panik atak belirtilerinin hepsi aynd agörülmek zorunda değil en az 4 tanesinin olması kişinin panik atak geçirdiğini söylemek için yeterlidir. Ayrıca panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan görme, kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.
     PANİK BOZUKLUK ise;  panik ataklarının; beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı yaşanması  atağın sonunda olabileceğini düşündüğü olumsuz şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde) ile ilgili endişe duyulması ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapılması şeklindeki bir rahatsızlıktır. Dolayısı ile panşk atak bir çok ruhsal hastalık sırasında ortay acıkabilen bir belirti iken PANİK BOZUKLUK tanısı konabilmesi için beklenmedik panik ataklar, beklenti anksiyetesi  ve/veya kaçınma davranışları da gerekmektedir.
    Agorafobi ise; kişinin yalnız kalmaktan, kaçmanın, o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardım alamayacağı topluma açık yerlerde olmaktan korku duymaktadır. Panik Bozukluk ya da Agarafobi tek başlarına da görülebilir  birlikte de görülebilir.
    Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi alma, kalabalık caddelerden geçememe, kalabalık mağaza, marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlardan (metro, otobüs, uçak gibi) kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup boşanmalara yol açabilir.
    Panik Bozukluğun hayat boyu görülme yaygınlığı %1.5-3 arasında değişmektedir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Hastalığın başlangıç yaşı değişkenlik göstermektedir. Çocuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkış yılları 18-25 yaş arasıdır. Hastalık 30-40’lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir. Panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Panik atak krizi geldiğinde 5-20 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir. Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamamak, tek başına dışarı çıkamamak gibi olumsuzluklarla karşılaşmaktadır. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilmektedirler. Hasta bazen bilinç altında biriktirdiği korkularını sanki gerçekmiş gibi görebilir. Korkuların ve yaşananların ciddiye alınmaması ise ailevi ilişkilerin zedelenmesine dahi yol açabilmektedir. İzole bir hayat yaşayan hastaların durumu ise ağırlaşmaktadır.
    Panik bozukluğu olan birçok insan; kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma şeklindedir. Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Panik bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı norotransmitterlerin anormal çalışması sonucu oluşmaktadır. Günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın  sonucunda ortaya çıkan ve tamamen “doğal ve zararsız”  olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi  bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi  ve bunun sonucunda da  “kalp krizi geçiriyorum, öleceğim”, “çıldırıyorum”, “felç olacağım” şeklinde yanlış yorumlanması ile tetiklenir.
    Hastaların çoğu %40-80’inde majör depresyon dediğimiz tablo hastalığa eklenip durumu ağırlaştırmaktadır. Kişilerin bahsetmemesine karsın intihar riski yüksektir. Hastaların %20-40’inda alkol ve madde bağımlılığı görülmektedir. Kişi ilerleyen dönemde eve bağımlı hale gelebilmekte ya da hastane, eczane gibi yerlere yakın olmayı yeğlemektedir. Hasta bu konuya yakın olmayan doktorları bir dolaşıp gereksiz ya da yanlış tedaviler almaktadır. Çevresi ile iletişimi bozulan kişinin mesleki, sosyal, ailesel işlevselliği azalmaktadır. Dolayısı ile mutlaka doğru ve zamanında teşhis ve tedavi edilmesi başka hastalıkların ortaya çıkmasının da önüne geçecektir.
    TEDAVİ
    İlaç ile birlikte özellikle bilişsel davranışçı psikoterapi uygulanır ise sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür. Kişinin hastalığı hakkında bilgilendirmesi psikoeğitim bile bazen hastaların neredeyse yarısının rahatlamasına yol açmaktadır. Dolayısı ile Panik bozukluk psikiyatri uzmanı tarafından düzenli takip ve tedavi ile rahatlıkla düzelebilen bir rahatsızlıktır.