Etiket: Bel

  • Osteoporoz tanısı nasıl konur?

    Osteoporoz tanısı nasıl konur?

    Kişinin hastalıklar ve risk faktörleri açısından sorgulanması (hastalık ve ilaç öyküsü, sigara, beslenme alışkanlığı, alkol kullanımı, menapoz yaşı ve menapoza doğal olarak mı yoksa cerrahi olarak mı girmiş? gibi sorularla), osteoporoz için erken tarama yapıp yapmamız gerektiği konusunda bize bilgi verir. Kemik mineral dansitesi (KMD) DEXA yöntemiyle ölçülür. Bu ölçüm açık alanda çekilir (MR gibi kapalı değil) ve ölçüm sırasında bir röntgen filminden bile çok daha düşük radyasyon alırsınız; maksimum 15 dakika sürmektedir. Ağrısızdır ve vücudunuza, derinize iğne dahil herhangi birşey yerleştirmeden ölçüm yapılır. KMD ölçümü, 1-2 yılda bir tekrarlanır.

    Ölçüm standart olarak bel ve kalçadan yapılır; buna göre T ve Z skoru belirlenir. T skoru; genç erişkin yaş grubuna göre kemik yoğunluğundaki standart sapma, Z skoru ise kendi yaş grubunuzdakilerin kemik yoğunluğuna göre sapmadır. Elli yaş üzerindekilerin KMD, sağlıklı genç erişkinlerin kemik yoğunluğuyla karşılaştırılır; yani T skoruna bakılır. Buna göre; genç erişkinlerinkinden daha az ise, kemik yoğunluğu düşük demektir. Bunun derecesi: T skoru: -1’den büyükse normal (osteoporoz yok), T skoru: -1 ile -2,5 arasında ise osteopeni (kemik yoğunluğunda hafif azalma) ve T skoru: -2,5’dan daha da düşük ise osteoporoz (kemik yoğunluğu azalma) var demektir. Ayrıca gelecekteki kırık riskini belirlemek için, bazı risk faktörlerinin sorgulanmasıyla (FRAX) da gelecekteki kırık riskiniz ve buna bağlı ilaç ihtiyacınız yine doktorunuz tarafından belirlenecektir. Doktorunuz ayrıca osteoporoz riskini belirlemek için bazı kan testleri (tiroid fonksiyon testleri, paratiroid hormon seviyesi, erkekte testesteron seviyesi, vitamin D seviyesi gibi) ve omurga kırığı olup olmadığını değerlendirmek için röntgen filmi isteyebilir.

    Kemik yoğunluğu testi kimlere yapılmalı?

    Yaygın olarak yapılan bir hata; menapoza yeni giren bir bayan, panik halde kemik yoğunluğunu ölçtürüyor; belki sonraki birkaç yıl daha yaptırıyor normal olduğunu görünce artık bu konudaki heyecan ve endişesinin yerini bir rahatlama alıyor ve sonraki seneler ölçtürmemeye başlıyor. Alması gereken artmış kalsiyum ve D vitaminini ihtiyacını da karşılamıyor. Emeklilik dönemiyle birlikte egzersizden uzak, daha sedanter hayata geçiyor. İşte tam da bu dönemde osteoporoz kolayca gelişiyor. Bu nedenle kemik yoğunluğu testini:

    -65 yaş ve üzerindeki tüm kadınlara

    -70 yaş ve üzerindeki tüm erkeklere

    -50 yaşından sonra kırığı olanlara

    -65 yaşın altında postmenapozal ve risk faktorü varsa

    – Risk faktörü olan 50-69 yaş arasındaki erkeklerde

    -Yüksek riskli ilaçları uzun süre kullananlarda KMD yapılması önerilir.

    Peki kimlere osteoporoz tedavisi verelim?

    Eğer kemik yoğunluğu ölçümünüzde, T skoru ≤ -2.5 ve altında ise veya T skoru -1 ila -2.5 fakat kırık riski yüksek olanlara veya daha önce vertebral veya kalça kırığı olanlara osteoporoz ilacına ilaveten kalsiyum ve D vitamini verilir.

    Tedavide amaç; KMD’nin arttırılmasının yanısıra kırıkların önlenmesidir.

    Kadınlarda 50 yaş altında kalsiyum ihtiyacı 1000mg/gün iken 50 yaş üzerinde 1200mg/gün iken erkeklerde 70 yaş öncesinde günlük gereksinim 1000mg iken 70 yaşindan sonra 1200mg kadardır.

    240 mL süt = 300mg

    180mL yoğurt = 300mg

    30mL 1 kibrit kutusu peynir = 200mg

    240 mL sıkma portakal suyu = 300mg

    Vitamin D ihtiyacı da 50 yaş altındaki kadın ve erkeklerde 400-800 IU iken 50 yaş üstünde 800-1000 IU’dir.

  • İlişkilerdeki Doğru İnsan

    İlişkilerdeki Doğru İnsan

    Bu zamana kadar flört ettiğiniz herkes yanlış kişiydi değil mi? Doğru insan çıkmadı karşınıza? Peki neydi doğru insan, kimdi o? Neyi nerede arıyoruz gelin bir bakalım etrafımıza… Ergenliğin coşkun ve tutkulu günleri geride kalırken, etrafta bütün arkadaşlar bir bir evlenirken ne çok korkuyoruz değil mi ‘yanlış insanla evleneceğim’ hissinden. Ve yanlış insana denk gelmemek için, ergenlikte yaptıklarımızdan daha saçma şeyler yapabiliyoruz, sözde olgun bir yetişkin olmak adına. Diğeriyle yakınlaştığımızda, ortaya garip bazı sorunlar çıkar; bizi daha yakından tanımaya başlayan birisinin varlığı, aslında sandığımız kadar ‘normal’ olmadığımız gerçeğini yüzümüze vurur. Sadece bizi yeterince iyi tanımayan insanlara mükemmel görünebiliriz. Birisiyle yakınlaşmaya, hayatına dahil olmaya başladığınızda, bir ayna gibi karşınızdadır kendi gerçekliğiniz. Onun gözlerinden pek de normal olmayan kendinizi görmeye başlarsınız. Bu her zaman kolay olmayabilir, zira kendine tahammül edebilmek yüksek ego gücü gerektirecektir. Her babayiğidin harcı değil. Birbirinizin fikirlerine katılmadığınızda, biri çalışırken diğeri yatıp dinlendiğinde içten içe öfke duyuyor olabilirsiniz. Karşınızdakinin ailesi istediğiniz gibi olmadığında, istediğiniz tepkileri vermediğinde, sevgilinizin çalışma tutumları tahmin ettiğiniz gibi olmadığında ya da sosyalleşme beklentiniz hayal ettiğiniz gibi gerçekleşmediğinde sesinizi çıkartmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Gerçek şu ki; kimse mükemmel değil; biz de, karşımızdaki de! Gündelik hayatımıza dahil olan sevgili, kusurlarımızı açığa çıkarma konusunda tehdit edici olabilir. İşte tam da bu anda korkup, ilişkiyi orada bırakabiliriz. Buradaki korku konusunu biraz daha açmakta fayda var; bu korku salt olarak karşımızdakinden ya da ilişkiden korkmak değil; kendi gerçekliğimizle ve mükemmel olmayan yönlerimizle yüzleşmekten korkmak. Nihayetinde yalnız geçirdiğimiz yıllar boyunca, ‘iyi ve anlaşılabilir’ biri olarak düşünüyorduk kendimizi değil mi? Belki de büyük bir yanılgı içindeyizdir! Ve en sevdiğimiz, en sıkı sarıldığımız kişi, bu algımızın gerçek olmadığının kanıtıdır. Yıllarca ‘iyi ve anlaşılabilir’ olduğumuz gerçeği ile kendimizi kandırmamızın sonu gelmiştir belki de? Can sıkıcı değil mi? Kesinlikle…Hadi biraz da geçmişe bakalım, büyük büyük büyüklerimiz nasıl evlenmişler? Kendilerine kalacak toprakları hesaplamışlar mesela, ya da başlarına geçecekleri krallıklar beylikler için eşlerini seçmişler. Karşı tarafın ailesinin şehirde büyük söz sahibi olması, mirasın dağılmaması, işlerin yolunda yürümesi gibi sebepler genelde evliliklerin belirleyicisi olmuş. Hatta Büyük Lider Mustafa Kemal Atatürk’ün evliliğine baktığınızda da belli ‘standartlar’ı sağladığı için evlilik yaptığı apaçık ortadır. Nihayetinde Latife Hanım, üç lisan bilen, piano çalan ve at binen bir kadındı. Dışarıdan bakıldığında, Paşa’ya uygunluğu tartışmasız kabul edilebilirdi. Sayısız cenk’e katılmış, yürekli bir adamın duygularına, savunmasız kalbine hitap ediyor muydu peki? En huzurlu alanı olan evinde, hanesinde onu şefkatiyle kucaklayabiliyor muydu Latife Hanım dersiniz? Yeter miydi bildiği üç dil, çaldığı piano ya da Avrupadan getirttiği kıyafetler paşaya huzur vermeye? Sanırım değildi ki, kurallar ve şartlar bakımından, kağıt üzerinde böylesi uygun görünen çift sadece iki buçuk yıl evli kalabildi. Unutmamamız gereken en önemli konu sanırım şu; liste halinde gelen bir imajla değil, insanla evleniyoruz. Peki son yüzyılda neler yapıyoruz? Ekstra bir romantizm büyüsüne mi kapıldık dersiniz? Romantizmin şekillendirdiği bir ‘mükemmel tamamlayıcı eş’ anlayışı oluşuyor sanırım gitgide. Dışarıda bir yerlerde her türlü ihtiyacımızı karşılayacak ve tüm özlemlerimizi giderecek mükemmel birinin varolduğu düşüncesine bel bağlayıp yıllarımızı geçirdik değil mi? Bu romantizm anlayışını biraz değiştirmemiz gerekebilir. Seçtiğimiz kişi bizi üzüp kırabilir, canımızı sıkıp hayal kırıklığına uğratabilir; ve bütün bunları farkında olmadan, kötü niyet içermeden biz de yapabiliriz. Büyülü romantizm anlayışımızı, daha gerçek olan bu farkındalıkla, zaman daha fazla geçmeden değiştirebilirsek ne ala. O kadar da büyülü bir romantik ilişki yok, canınız biraz yanabilir. Savrulur gibi hissettiğiniz bir boşluğun sizi ele geçirdiğini düşünebilirsiniz, romantizme dayandırılmış bir hayal kırıklığında. Ayrıca bu doldurulamayan eksiklik ve boşluk halinin sonu gelmez olabilir. Ancak bu duyguların hiç biri olağandışı olmadığı gibi, ayrılmak / boşamak için de yeterli sebepler değildir. Kendimizi kime teslim edeceğimizi seçmek, kimin bize kendi gerçekliğimizi sunacağı ile ilintilidir; metnin başında da dediğim gibi bu her zaman kolay olmayacaktır. Kendi eksikliklerinizle barışıyor olmanıza ve kırgınlık duygusuyla başetme gücünüzle seçimler yapmalısınız. Basitleştirin hayatı, zaten herşey çok karışık. Sadece bir seçim bu; kimin bize ‘kendimizle yüzleşme’ cesareti verecek olduğunun, şefkat ve şehvetle sarılmış olduğu bir seçim. Seçtiğiniz kişiyle bütün geçmişiniz aynı olmak zorunda değil; farklı deneyimleri paylaşmak aynı hayallere birlikte yürümek, farklı tatları birleştirmek belki de aşk… Birbirinin imajlarındaki listeye uymak değil, birbiri ile denk adımları atabilmek belki de. Güzel bir ilişkinin başarısıdır uyumlu olmak; önkoşulu değil. Biraz romantizm biraz gerçeklik ile birlikte, kendimize ve eşimize karşı her zaman daha affedici, eğlenceli ve ılımlı bir bakış açısı ile bakmaya çalışarak, kendimizi de diğerini de mutlu etmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. Hepinize kocaman bir kalp diliyorum; hem kendinizi hem diğerini affedebileceğiniz…Hadi şimdi, bu yazıyı okurken aklınızdan geçen kişiye sarılın kocaman.

  • Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Teknoloji Çağında Yaşanan Romantik İlişkiler

    Eski günlerdeki gibi değiliz artık. Her gün televizyonlardan veya internet üzerinden bilgilendirici yayınlar yapılıyor. Bir kanalı açıyorsun diyorlar ki “ELEMAN ARANIYOR” e tabi iş arayanlar hemen ellerine telefonu alıyor ve ilana başvuruyorlar. Kanal değiştiryorsun… Çocuklarınızı 3T’den yani tablet, telefon, televizyondan uzak tutun diyorlar sen haklı buluyorsun e güzel hoş da sen de bunu televizyondan öğrenmiş oluyorsun. Kanal değiştiriyorsun, tansiyon hastaları için, şeker hastaları için, bel fıtığı olanlar için çözüm önerileri diyorlar dinliyorsun evde uygulamaya çalışıyorsun… Faydalı gözüküyor mu? E tabi reklamlar ve uzmanlar adeta evinde. Teknolojinin faydalı yanları var evet ama zararı da çok hatta ilişkilerimize yansıyacak şekilde.

    Amalarla dolu hayatta teknolojinin de aması olmaz mı hiç? Tabi ki var. E hadi gelsin o zaman ama… Bu teknoloji adındaki olumlu gibi gözüken şey aslında romantik ilişkileri, günden güne kemiriyor. Nasıl mı? Mesela mesaj sistemiyle… Sen arkadaşlarınla dertleşmek istiyorsun eline telefonu alıyorsun, sevgilin veya eşin bu mesajı görüyor ve kıskanıyor. Haksız mı? Belki değil, belki haksız. E bunun tabi sonrası da var. Herkesin artık farklı sosyal medya hesaplarında profilleri var. Bu profillerde aramalar sekmesi veya haber dökümü sekmesi oluyor. Partneriniz sizden gizli bu dökümü çıkartıyor ve ne oluyor? Hangi tarihte kimi araştırmışsınız bunu görüyor ve hesap defterleri ortaya çıkıyor. Hatta bunun bir adı da var “stalklamak”.

    Herkesin telefon sabit hatlarında paketleri var artık. Faturalı hattı olanlar, ay boyunca kimlerle konuşmuş ne kadar konuşmuş şeklinde konuşma dökümünü çıkartmakta. Artık telefon tarifelerinde 1000 SMS – 4 GB – 750 DK gibi kampanyalar oluşuyor. Görüyoruz ki artık ilişkilerde partnerler günlerini, bu paketlerdeki sms sayısını, dakika sayısını birer birer hesaplayarak geçirmekte. Bir eksiklik gördüklerinde hemen sevdiklerini sandalyeye oturtuyorlar, yukarıda beyaz bir ışık beliriyor ve sorgu sual başlıyor. Kimle konuştun! Kime mesaj gönderdin! Kişi kendisini sorgulanmış, bunalmış hissediyor ya da kimi zaman fatura dökümüne bakıp yine aynı sandalyeden aranan numaralara bu kim! sorusu soruluyor. Kalpte sevginin oluşturduğu kıvılcamlar yerine sıkkınlık, bıkkınlık rüzgarları esiyor.

    Tüm bunlar aslında sağlıklı iletişim eksikliğinden ve duyguların birbirlerine aktarmayışlarından. Güvenmiyoruz ne sevgimize ne sevdiğimize. Güven nedir? İlla telefon şifresini, sosyal medya şifresini aldığınızda mı güvenmeniz gerekir. Temkinli olmak bu mudur? Bence temkin once kişinin kendisinde başlıyor; kendi sevgisinde, kendisine olan güveninde. Kendisinden emin olan insanın sevdasında emniyet arayışına girmesine ihtiyaç yoktur.

    Seviyorum diyemeden kıskanıyorum diye bağıran bir toplumuz biz. İnsanların nefes alıp vermeye nasıl ihtiyacı varsa sevmeye ve sevilmeye de bir o kadar ihtiyacı vardır. İnsan sever, sevildiğini hissetmez. Bir zaman sonra sevdiğinden şüphe eder. Sevdiğimizi belli edelim. Hem kendimizin hem de sevdiğimizin ihtiyacına nefes olalım. Sevgi sadece dile gelince mi anlaşılır? Hayır. Sevgi bakışlardaki buğudan canlılıktan anlaşılır, sevgi her bir dokunuşla anlaşılır. Hem bu dokunuşlar insanın parmak izleri gibidir her bir tende, her bir sevdada farklı izler bırakır. Dokunalım sevdiğimize; sarılalım. Çünkü biliyoruz ki biz sevdiğimize sarılmadığımız her an telefona sarılıyoruz. Sevdiğimizin derdine düşerken, onsuz onun sevdasıyla boğuşuyoruz.

    Siz sevin, sevginizi belli edin,

    Siz sevilin, birbirinizin kalbine değinin..

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında merak edilenler

    Hiperaktivite zeka belirtisi midir?

    Aşırı hareketlilik toplumda bazı kişiler tarafından “aşırı zekâ”ya bağlanır. Ancak hiperaktivitenin ya da DEHB’nin zekâyla ilişkisi yoktur. Her zekâ düzeyinde görülebilir. Diğer taraftan dikkat eksikliği ya da hareketlilik belirtileri öğrenmeyi ya da ders başarısını olumsuz etkileyebilir. Bir grup çocuktaysa belirtiler göreceli olarak daha hafiftir ve üstün zekaları ile kısa sürede derslerini kavrarlar. Hareketlilikleri de yıkıcı olmadığı sürece bu gruba giren çocukların dikkat eksiklikleri belirtileri ortaokul sıralarına kadar fark edilmeyebilir. Ortaokulda çocuklar daha zor ve karmaşık dersler ile karşılaşırlar ve daha fazla dikkat gerekir. Belirtiler bu aşamadan sonra daha fazla göze çarpabilir.

    DEHB’nun sıklığı nedir?

    DEHB sıklığı araştırmaların yapıldığı yere, araştırma grubuna alınan çocuk ve gençlerin yaş ortalamasına ve yönteme bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte genel olarak toplumda %3 ile %10 arasında değişen rakamlar bulunmuştur. Erkek çocuklar 4-5 kat daha fazla olarak kliniğe başvuruda bulunurlar. Yapılan çalışmalarda DEHB’nin erkek çocuklarında 2 ile 10 kat daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

    DEHB’nin nedenleri nelerdir?

    Birçok bilimsel araştırma yapılmasına karşın DEHB’nin neden(ler)i henüz aydınlatılamamıştır. Genetik, biyolojik ve çevresel etkenlerin etkileşimi sonucunda oluştuğu düşünülmektedir.

    DEHB olan her çocuk tedavi edilmeli midir?

    Bu sorunun yanıtı henüz kesin olarak oluşturulmuş değildir. Bu alanda farklı görüşler vardır. Benim görüşüm, çok zeki çocuklarda bile eğer günlük yaşantısının bir alanını (ör., sosyal ilişkilerini, ders başarısını, ders çalışma alışkanlığını, aile ilişkilerini) olumsuz etkileyecek ölçüde belirtiler söz konusu ise tedavi edilmelidir. Belirtiler var ancak günlük yaşantıda önemli bir etkilenme yoksa olası bir işlevsellikte bozulma açısından yakından takip edilmelidir.

    DEHB belirtileri olan kişiler nereye başvurmalıdır?

    Çocuk ve ergenlerin DEHB tanısı, bir çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından konulmalıdır. Diğer meslek erbaplarının bu tanıyı koymaya ehliyeti yoktur. Çünkü tanıyla karışabilecek birçok tıbbi durumun (ör., absans, hipertiroidi, anksiyete bozuklukları) ayırıcı tanısını ancak tıp eğitimi almış bir hekim tarafından yapılabilir. Ülkemizde mesleki sınır ihlallerine sıkça rastlanır ve bu tanının pedagoglar (çocuk gelişim uzmanları), psikologlar, öğretmenler ve kasaplar tarafından da konulduğu gözlenir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisi

    DEHB tedavisindeki amaç, dikkat eksikliği, hareketlilik ve dürtüsellik alanlarındaki belirtileri iyileştirerek, çocuğun öğrenme becerilerini ve ders başarısını, diğer kişiler ile olan iletişimini, kurallara uymasını, kendine olan güvenini ve mutluluğunu arttırmasını sağlamaktır. DEHB’nin tedavisinde en iyi başarı anne baba, çocuk, öğretmen ve çocuk/ergen psikiyatristi işbirliği ile sağlanır. Ancak bu iş birliğini sağlamak her zaman kolay olmayabilir. Bunun olaya özgü nedenleri olabildiği gibi bazen DEHB hakkında bilgi sahibi olmama ve ilaçlar ile ilgili çarpık ön yargılardır. Bu durum anne baba, çocuk ve öğretmenlerinin DEHB ve tedavisi hakkında eğitilmelerini gerektirir. Aslında genel olarak, toplumun bilinçlenmesine de ihtiyaç vardır. Bu nedenle medyanın ve devletin ilgili kurumlarının çabasının önemlidir. DEHB belirtileri başka bir tıbbi bozukluk ya da durumdan kaynaklanıyorsa bu bozukluk ya da durumun tedavisinin yapılması gerekir. Çoğunlukla, DEHB’ye bir başka psikiyatrik bozukluk eşlik eder. Eşlik eden psikiyatrik veya tıbbi diğer durumların tedavisi elzemdir. Davranışçı yöntemlerin ve ilaç tedavisinin birlikte uygulanması en iyi sonucu vermektedir. İlaç tedavisi, tedavinin bel kemiğini oluşturmakla birlikte diğer yöntemlerle (ör. annenin babanın çocuk yetiştirme becerilerinin arttırılması; bilişsel davranışçı yöntemler) birlikte daha iyi sonuç alınır. Çeşitli bilimsel araştırmalarda malesef dikkat egsersizlerinin yararsız olduğu gösterilmiştir.

  • FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Özellikle sabahları olan ağrı, fibromiyaljinin en tipik belirtisi. Ağrı boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebiliyor. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya kaslarda yoğun yanmalar, seyirmeler ve katılık hissi eşlik edebiliyor.

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Fibromiyalji sendromu, şiddetli kas ağrıları, uyku bozuklukları, yorgunluk ve endişe hali, depresyon hali gibi semptomlar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle yirmi ile kırk yaşları arasında gözlemlenmekte olan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı ise, erkek bireylere oranla yedi kat daha fazladır. Fibromiyalji sendromuna neden olan unsurlar arasında ise uzun süreli stres, yoğun baskı altında kalma, fiziki ve/veya psikiyatrik, psikolojik travma unsurları sıralanabilmektedir. Fibromiyalji sendromu ile ortaya çıkan ağrılar, genellikle kendilerini vücuttaki lifli dokular üzerinde göstermektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Bulunan Bireylerin Şikayetleri

    Fibromiyalji sendromuna, günümüzde hala tam ve net olarak neyin ya da nelerin sebep olduğu bilinemese de, pek çok olumsuzluğun kaynağı olan yoğun stresin yanı sıra, fiziksel olarak bireyin kaslarını zorlaması, fiziksel bir burkulma ya da kırılma gibi etkenler fibromiyajli belirtilerinin şiddetini arttırabilir ve sendromu olumsuz bir şekilde güçlendirebilir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerin şikayetleri arasında sıklıkla baş ve alın, omuz, boyun ve ense, omuzlarda ve dirseklerde, kaburgalarda, karın ve sırt bölgeleri ile birlikte kalça ağrılarından, dokunmaya karşı hassasiyet durumundan ve sertlikler gibi unsurlar bulunmaktadır. Sendromdan kaynaklı ağrıların, bedenin geniş bir yüzdesine, yani belgesine vurabileceği gibi, kimi hastalar da ağrıların belirli bir bölgede yoğunlaştığını ya da şiddetini arttırdığını belirtmektedirler. El, ayak, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi olumsuzlukların yanı sıra uyku düzensizliği ve uyuyamama hali de fibromiyalji sendromunun sık rastlanan belirtilerinden sayılabilmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Oluşur

    Genellikle fiziksel yaralanmalar ile birlikte, çeşitli ve farklı toksinlere maruz kalma, vücudun iç ya da dış bölgelerinde meydana gelen enfeksiyon benzeri faktörler fibromiyajli sendromunun başlamasına neden olan unsurlar olarak, net olmasa da büyük ölçüde kabul edilmektedir. Ancak, tam olarak fibromiyalji sendromunun başlangıcının sebebi kanıtlanamamıştır. Fibromiyalji sendromu, diğer pek çok olumsuzluk gibi, sadece fiziksel bir tahribata neden olmamakta, ek olarak hasta bireyin psikolojisini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerde, değişken ruh hali, aşırı kaygılanma, güçlü bir öfke, nefret ya da yoğun bir üzüntü hali durumları da gözlemlenebilmektedir. Ancak, bu belirtilen psikolojik olumsuzlar, fibromiyalji sendromu yüzünden mi meydana çıkmakta yoksa bahsi geçen bu olumsuzluklar yüzünden ortaya fibromiyalji sendromu mu çıkmakta kanıtlanamamıştır. Yine de, bu sendromdan şikayetçi olan bireylerin psikolojik ve psikiyatrik alanda profesyonel bir destek alması kesinlikle tavsiye edilmekte, hatta sıklıkla hekimler tarafından şart koşulmaktadır.

    Fibromiyalji Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

    Fibromiyalji sendromu teşhisinin konulması, zorlu ve uzun bir süreci kapsamaktadır. Zira belirtilen rahatsızlığı teşhis etmek adına geliştirilmiş ya da üretilmiş hususi bir test ya da tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır. Fibromiyalji teşhisi, “romatoloji” bölümü ve doktorları ile birlikte, rehabilitasyon ve fiziksel tıp uzmanlarına ek olarak dahiliye uzmanlarının birlikte incelemesi sonucu konulabilmektedir. Fibromiyalji sendromunu andıran Lupus hastalığı veya Artrit gibi benzer hastalık ve rahatsızlıkların da elenmesi gerekmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Fibromiyalji sendromu tanısı konulan bireylerin, fizik tedavi bölümü yani rehabilitasyon uzmanları ve romatoloji doktorlarının dahiliye uzmanları ile birlikte yürüttüğü tedavi sürecinden faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, Fibromiyalji sendromunun neden olduğu, ya da fibromiyalji sendromuna neden olduğu düşünülmekte olan psikolojik ve psikiyatrik olumsuzlukların ve rahatsızlıkların da giderilmesi açısından, tedavi süreci öncesinde, tedavi süreci boyunca ve de tedavi süreci sonrasında psikoloji ve psikiyatri alanında uzman hekimlerden profesyonel bir yardım ve rehberlik almak, iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Bel ağrılarının nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısı hareketleri kısıtlayan, yürümeyi, ayakta durmayı ve hatta oturmayı dahi zorlaştıran oldukça da yaygın olan bir şikâyettir. Bel ağrısında ilk şüphe duyulan durum hemen fıtık olsa da, birçok farklı neden de olabilir. Bunlardan ilki kas kökenli ağrılardır. Bel ağrılarının pek çoğu kas kökenli oluşur. Normalde yapılmayan ve alışık olunmayan aktiviteler yapıldığında, bel bölgesindeki kaslarda gerilme meydana gelebilir. Ağır taşımak, rüzgârda kalmak ve klima çarpması gibi birçok durum bel ağrısına neden olabilir. Stresi bel ağrısında ayrı bir önemi vardır.

    Bel ağrılarının bir başka nedeni de zayıf karın kasları olabilir. Karın kasları zayıf olursa, onların bu tembelliğini örtmek için bel bölgesindeki kaslar devreye girer ve bu kez de bele ekstra yük biner. Doğru duruş şekilleri ve düzenli egzersiz programı ile karın kasları kuvvetlendirilebilir. Karın kaslarını bel kasları ile beraber güçlendirmek bel ağrısından kurtulmak açısından oldukça önemlidir.

    Stres, vücuda farklı şekillerde zarar verir. Bu zararlardan biri de bel ağrısıdır. Stresin salgıladığı hormon nedeniyle gerilen bel kasları, bel ağrısına sebep olur. Özellikle de iş hayatındaki stresle birlikte, gün içerisinde gerilen vücut bu şekilde bir sorunun oluşmasına neden olabilir. Bu durum daha da ileriye giderek bel fıtığına sebep olabilir.

    Kötü duruş pozisyonları da bel ağrısına neden olabilmektedir. Uzun saatler boyunca hareketsiz kalmak bel ağrılarının en önemli nedenlerindendir. Özellikle günümüzde günün tamamını bilgisayar başında geçiren meslek grupları, sık sık bel ağrılarından şikâyetçi olur. Hareketsiz oturmaya kambur oturma duruşu da eklenirse durum daha da kötü bir hal alabilir.

    Ağır kaldırma, zorlayıcı hareketlerde bulunma ya da bir kaza sonucu, omurlar arasındaki disklerin bozulması ya da yırtılması sonucu bel fıtığı meydana gelir. Bel fıtığı, belde oldukça rahatsız edici ağrılara sebep olabilir. Ayrıca fazla kilolar ve bel kayması da belde ağrıya neden olabilir. Önemli olan aşırı kilo değil kilo alımıdır. Kiloları taşıyacak sırt kası gücünüz yok ise bel fıtığı ihtimaliniz yüksektir.

  • Pilates ve omurga problemleri

    Omurgaya bağlı oluşan problemler klinik tıp alanında en çok görülen rahatsızlıktır. Yalnızca bel ağrısı problemi nüfüsun yaklaşık olarak %80’ini etkilemektedir. Özellikle bel ağrısı gündelik yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkilemektedir. Omurga problemleri yaşamamak için öncelikle koruyucu egzersizler yapmak oldukça büyük önem taşır. Kişide omurga problemi mevcut ise uygun fiziksel aktiviteler ağrı seviyesini ve fonksiyon kayıpları görülmesi riskini azaltmaktadır.

    Pilates, bel ağrısının en önemli nedenlerinden biri olan adale imbalansı, bel ve karın adalelerinde kuvvetsizlik, pelvik instabilite, duruş bozuklukları, vücudun yanlış kullanımı gibi mekanik sorunların giderilmesi için de oldukça önemlidir.

    Özellikle pilates gibi kontrollü egzersiz teknikleri ile omurga problemlerinin görülme ihtimalini azaltmaktadır. Pilates yardımı ile gövde bölgesindeki omurgaya yakın olan derin kaslar omurgaya zarar vermeyecek şekilde aktive edilir. Güçlü gövde kasları problemli bölgeyi tutar ve üzerine binen yük miktarını önemli ölçüde azaltır.

    Omurga üzerinde birçok sorun oluşabilmektedir. Bu sorunların başlıca nedenleri omurganın doğal pozisyonunun dışına çıktığı durumlarda oluşan mekanik problemler, travmalar ve sakatlanmalar, çeşitli hastalıklardır. Her bir omurga problemi için egzersiz reçetesi de farklılıklar gösterir. Bu nedenle öncelikle omurgada bulunan problemin tespiti ve buna uygun bir egzersizin düzenlenmesi oldukça önemlidir.

    Omurgada görülen başlıca problemler; sinir sıkışması, eklem disfonksiyonu, omurga dejererasyonu görülmesi, faset sendromu oluşumu, spinal stenosis (dar kanal), spondylolysis, spondylolisthesis (bel kayması), spinal instabilite, dejenaratif disk hastalığı ve bel fıtığı şeklindedir.

  • Bel fıtığında yeni bir tedavi metodu hidrodiskektomi tedavisi

    Erişkinlerin %60-80 ‘i yaşanlşarı boyunca en azından bir kez bel ağrısından muzdarip olurlar. Akut bel ağrılarının %70-80 i hiç bir tedaviyi gerek kalmaksızın iyileşebilir. Yada basit tedavilerle ile(ftr, masaj, ozonterapi, lazer, proloterapi, akupunktur gibi ) düzelir. %15-20 ‘si tıbbi tedaviye rağmen devam eder ve kronikleşir.

    Bel ağrılarında minimal invazif teknikler günümüzde oldukça populerdir. Mümkün olduğunca artık daha basit ,anestezi gerektirmeyen işlemlerle ve hastayı daha çabuk iyileşltirirp daha çabuk normal yaşama donmesini sağlayan müdaheler tercih edilmektedir. Bunlar arasında populer olan yöntemler son donemlerde girişimsel ağrı enjeksiyonları,lazer nukleoplasti, ozon terapi kök hücre terapisi, radyofrekans, perkutan lazer disk dekompresyonu, gibi işlemler yapılmaktadır.

    En son çıkan ve amerika ve avrupada basarıyla uygulanmaya başlayan yeni yöntem ise hidrodiskektomi yöntemidir. Hidrodiskektomi diğer lazer diskektomiye avantajı ısısya bağlı komplikasyonların olmaması, tuzlu su kullanılarak kopan parçaların aspirasyonla tamamen alınması, görüntümede lazer ucucnun bazen net görülmeemsine rağmen hidrodiskektomide kataterin ucunun çok net görülmesi belli başlı avatajlarıdır.

    KİMLERE UYGULANABILIR

    Bel fıtığı tanısı konmuş prtrude yada taşma dediğimiz bası yapan dşisk,extrüde disk varsa yanı halk arasında patlamış fıtık, bacak ağrısı yapan fıtık varsa rahatlıkla uygulanabılır. Kimlere uygulanmaz dersek, kanma hastalığı olanlar, fıtığı kemik hale gelmiş kirçlenmiş hastalar, omurga kemikleri arası daralmış hastalarda uygulanmaz. Yaş sınırı yoktur.

    NASIL YAPILIR

    En onemli avantajı lokal anesyezi altında yapılamsı. Ameliyathanede steril şartlarda ama görüntüleme altında hastaya disk mesafesine girilir ve patlamış fıtıklar dahil protruze fıtıklarda basınçlı tuzlu sonrası kopan disk parçaları aspiratorle alınır, işlem sonrası hasta 1 saat hastanede kalır ve sonrasında aynı gün işine donebilir normal yaşamını sürdürebilir.

  • Bel kayması nedir ? Derecesi nasıl belirlenir ?

    Omurga, omur adı verilen kemiklerin üt üste gelecek şekilde muntazam bir biçimde belli bir sistematik dizilim göstermesiyle oluşan ve içerisinde omuriliği barındıran kemik yapıdır.

    Omurlar birbirlerine ön tarafta diskler arka tarafta eklemler yardımı ile bağlanmaktadır.

    Bel kayması tıp dilindeki adı spondilolisteziste iki komşu omurdan üsttekinin alttaki omura göre öne veya arkaya doğru yer değiştirmesi suretiyle oluşur. Bu sebeple omurganın içinden geçen omuriliğin sıkışmasına ve her iki bacakta ağrı, uyuşukluk ve yanma gibi semptomların oluşmasına neden olur.

    Kayma en sık bel omurlarının en altından yani en sık L5-S1 seviyesinden bazen de L4-5 seviyesinden kaynaklanır.

    Kayma Derecesi Nasıl Belirlenir ?

    Bel Kaymasının Tipleri Nelerdir ?

    Displastik Spondilolistezis​

    Bel kemikleri arasındaki eklemlerde doğuştan veya gelişimsel olarak yapısının bozulması sebebiyle oluşur.

    İstmik Spondilolistezis

    Beli ciddi derecede zorlayan, tekrarlayıcı bazı manevralardan sonra bel omurlarındaki eklemlerin tek taraflı veya çift taraflı olarak kırıklarından kaynaklanır. Genellikle genç atletlerde gözlemlenir.

    Dejeneratif Spondilolistezis

    Omurga ve etrafındaki bağ dokularının yaşlanarak yıpranması sonrasında oluşur. En sık L4-5 seviyesinde gözlemlenir ve genellikle beraberinde omurgada dar kanal tablosu eşlik eder.​

    Travmatik Spondilolistezis

    Omurgada ciddi bir travma sonrasında oluşan kırıkara bağlı gözlemlenen

    Patolojik Spondilolistezis

    Bölgesel veya yaygın olarak gözlemlenen kemik hastalıklarına bağlı oluşan

    Bel Kaymasının Bulguları Nelerdir ?​

    En sık bulgu ağrıdır. Çoğu hastada ağrı istirahatle geçer, günlük aktivite ile artar. Bacak ağrısı ikinci sıklıkta gözlemlenir. Sinir kökünün bası ve ve kanal darlığının eşlik ettiği dejeneratif spondilolisteziste gözlemlenir. Çocuklarda görülen hafif ve orta düzey kaymalarda bel ağrısı ve kas spazmı gözlemlenir, %50 den fazla kayma mevcutsa bel ve bacak ağrısı, duruş bozukluğu ve ördekvari yürüyüş şeklinde kendini gösterebilir. Çok ileri bulgularda nadir de olsa idrar ve dışkı yapmada fonksiyon bozukluğu olarak kendini gösterir.

    Bel Kaymasının Tanısı Nasıl Konulur ?

    Hastanın fizik muayenesi esastır. Direkt grafiler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans tanı koymada yardımcı tetkiklerdir.

    Bel Kayması Nasıl Tedavi Edilir ?​

    Hastanın şikayeti şiddetli değil ve kayma derecesi hafif ise, muayenede sinir bası semptomları yoksa istirahat, ağrı kesici ve antienflamatuar ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, bel ve karın kaslarını güçlendirmek, korse desteği gibi cerrahi dışı tedaviler denenmelidir.

    Ağrının devam etmesi durumunda bel kemikleri arasındaki eklemlere veya sinir kökü üzerine steroid enjeksiyonlar uygulanabilir.

    Cerrahi tedavi, fizik tedavi ve egzersiz programlarından fayda görmeyen ve semptomları gerilemeyen hastalarda önerilmektedir. Ayrıntılı bilgi için doktorunuzla iletişime geçiniz.

  • Disk mesafesi ve önemi

    Omurlar arasında yer alan disk materyalinin önemli görevleri vardır. Disk, belde maruz kalınan yükleri karşılar, vücudun üst kısmını dik tutar ve belin her yöne hareket etmesini sağlar.

    Disk materyalinin yırtılması sonucu içeriğinin dışarı çıkması günlük yaşantıyı etkiler. Dışarı çıkan disk materyali hemen yakın mesafede bulunan omurilik ve sinir köklerine bası yaparak bel ağrısı ve bacak ağrısına neden olur.

    Disk Nasıl Yırtılır (Bel fıtığı)

    Disk materyali içte daha sulu olan nukleus pulposus dışta anulus fibrosis denilen daha sert bir yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber içte yer alan nukleus pulposus su yapısını kaybetmeye başlar ve esnek olması gereken disk mesafesi yüksekliği azalır. Disk mesafesi maruz kaldığı yükleri taşıyamaz ve diskin dış kısmında ortaya çıkan yırtıkla beraber dışarıya çıkmaya başlar. Bu süreç genellikle uzun bir zamanı alır.
    Ağır yük kaldırmak yada kontrolsüz bir hareket genelde diskin yırtılmasına neden olabilir. trafik kazası yada yüksekten düşme gibi ani olarak maruz kalınan kuvvetler karşısında disk materyali yırtılabilir.

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    Erkeklerde kadınlardan daha sık görülür. Genelde orta yaşlarda görülmekle beraber her yaş grubunda görülebilir. Obezite, ağır işlerde çalışma ve sigara kullanımı bel fıtığı oluşma olasılığını arttırır. Ailesinde bel fıtığı olanlarda görülme sıklığı daha fazladır.

    Bel Fıtığının Bulguları Nelerdir?

    Disk materyalinin dışarı çıkması sonucu yakın komşuluğunda bulunan sinir köküne bası yapması yada burada ortaya çıkan yangı (enflamasyon) ile beraber ortaya çıkan ilk bulgular bel ağrısı ve bacak ağrısıdır. Bel ve bacak ağrısı birlikte görülebileceği gibi iki şikayetten biri de görülebilir.

    • Bel ağrısı

    Genellikle hareket etmekle ve oturmakla artar. İstirahat halinde ağrı genellikle azalır.
    Bacak Ağrısı
    Etkilenen sinir köküne göre bacağın değişik seviyelerine yayılan ağrı olabilir. Ağrı genelde hastalar tarafından keskin ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilir.

    Uyuşma-Bacakta kuvvetsizlik

    Hastaların bir kısmında uyuşma ve karıncalanma görülür. Sini kökünün basısına bağlı olarak bacakta kuvvetsizlik yada fonksiyon kaybı görülebilir.

    Kauda Equina Sendromu

    Omuriliğin son kısmının bası altında kalmasına bağlı olarak mesane ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilir ve acil olarak tedavi edilmesi gerekir.