Etiket: Bel

  • Bel ağrısı / diskojenik ağrı

    Bel ağrısı / diskojenik ağrı

    Siz zannediyormusunuz ki her beli ağrıyan bel fıtığı hastasıdır? Neden doktorlar, bel fıtığını tedavi ediyoruz diye ortaya çıkan , kimi zaman bel çeken kimi zaman farklı, örneğin bele zift yapıştıran yada kafasına göre afedersiniz hamamda masajla bel fıtığı tedavisi yapıyorum diye ortaya çıkan ve hekim olmayan şarlatanlara karşıdır?

    Doktorların kaygısı paramıdır? Bunların uyguladıkları yöntemler külliyen yanlışmıdır ?

    1- Her bel ağrısı bel fıtığı değildir

    2- Çekme veya manuplasyon ( yani elleri kullanarak bele bazı metotların uygulanması)

    3- Bel bölgesine sıcak tatbikatı Bütün bunlar ilgili branş hekimlerinin bizzat yada gözetiminde uygulayacağı tedavi yöntemleri arasında yer alır. Ancak hangi bel ağrısında hangi metodu kullanacağınızın ayırdını yapmak seneler gerektiren uzun bir sürecin meyvesidir. Omurgamız çok karmaşık anatomik yapıları içerir.

    Yoksa , komşu şurada bel çeken birisi var biz iki büklüm gittik” belimi çekti odur budur belimde tık yok” senide götürelim. İyide belde ağrı kaynağı olan bir sürü probleme hep aynı yöntemi yani bel çekmeyi uygularsanız bize gelen hastalardan bildiğimiz için söylüyorum geri dönüşü olamayan sakatlılarla karşılaşabilirsiniz. Uyarması bizden.

    İşte Dejeneratif disk Hastalığı (DDH) da halk arasında az bilinen fakat mutlaka hekimlerin tedavi etmesi gereken ve bel ağrılarının en sık görülen nedenidir. Çok ayakta kalınca, özellikle çok oturunca ve de ayağa kalkma esnasında ya da ağır bir şey kaldırıldığında AĞRI şeklinde karşımıza çıkan bir rahatsızlıktır. Yaşlanmamızın doğal bir sonucu olarak omurgalarımızın arasında bulunan disklerin (yastıkçıkların ) yıpranması, aşınması, esnekliğini kaybetmesi, doğal suyunu kaybetmesi olarak tanımlayabiliriz. Omurgalarımız arasında bulunan yastıkçıklar ağırlık taşırken veya vucudumuzun çok karmaşık hareketlerinde özellikle belimizde bir amortisör görevi görerek bedenimizin dengeli hareket etmesini ve ağrı oluşmaması için destek görevini üstlenirler, Çok farklı nedenlerden dolayı DDH görülebilir,: Bir yaşlılık hastalığı olmasına rağmen genç insanlarda da görülebilir.

    Eğer geçmeyen bel boyun ağrısı varsa sizde DDH olabilir. En çok bel de görülür. Sinsi ilerleyici gittikçe daha fazla rahatsızlık ve ağrı verici, günlük yaşam kalitemizi bozucu hatta ilaçlarla geçmemeye başlayan bir hastalıktır.Tıbbi olarak Spondiloz deyimi ile ifade edilir.

    MR çektirdiğinizde Karanlık Disk dediğimiz normalde yastıkçıkların içi jöle kıvamında olduğundan açık renkte görülür DDH olanlarda ise Tüm disk yani yastıkçık siyah görülür. Bu özelliklerini ve suyunu kaybetmiş diskler artık şok emici, ağırlığı dengeleyici ve belimizi koruyucu özelliklerini yitirmiştirler. Sıvısını kaybetmiş diskler susuz toprak gibi çatlar ve vucut onu tamir etmek için normalde orada olmaması geren damar ve sinirleri bölgeye gönderir. Çatlamış disklerin içersine giren bu sinirler zaman içinde örneğin çok ayakta kalınca ya da ağır kaldırınca hemen Ağrı alarmı verirler. Hem direk temas hemde ağrıya neden olan maddeler hasarlı disk dokusundan salınırlar. Aynı yerden fıtık olma ihtimali daha yüksektir. Şunu da belirtmeliyiz ki her karanlık disk ağrı nedeni olmayabilir. Kesin tanı koymak için bizim diskografi dediğimiz bir yöntemi uygulamak gereklidir. Ameliyathane koşullarında uygulanır.

    Tedavi olarak ilaçlara ve FTR ye yanıt vermeyen ilerlemiş vakalarda biz

    1- Epidural kortizon uygulamaları

    2- Morfin bantları

    3- IDET ( yastıkçıkların içersinde normalde olmaması gereken fakat orada oluşan ve ağrıya neden olan sinirlerin radyofrekans yöntemi yada LASER ile yakılması esasına dayanır)

    4- Pahsa cath. Uygulaması . Ağrılı yastıkçıktan kalkan uyarıların omuriliğimize taşınmasına engel olma işlemidir.

    5- Cerrahi girişimler en son düşünülecek seçeneklerdir.

  • Ağrı tedavilerinde yaklaşımlar

    Ağrı tedavilerinde yaklaşımlar

    Ağrı vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur . Akut (ani başlangıçlı) ya da kronik (uzun süreli) olabilir. En çok şikayetçi olunan ağrılar bel, bacak, diz, boyun ve baş ağrılarıdır. Bunları sırt, omuz-kol ağrıları takip eder. Ayrıca, yüz ağrıları-nevraljiler, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, kanser ağrıları ile nedeni belirlenemeyen ağrılarda sıkça yaşanır.

    Akut ağrı genellikle, bir doku hasarının, vücuttaki bir bozukluğun ya da bir hastalığın belirtisi şeklindedir. Bu tür ağrılar, vücudun alarm sisteminin çok önemli sinyalleri, hastanın hekime başvurmasını sağlayan habercilerdir. Doğru tanı için hastanın hikayesini dinleyip iyi bir muayene gereklidir. Labaratuvar ve radyolojik inceleme akut ağrının kaynağına ulaşmada çok yardımcıdır.

    Kronik ağrı ise bir hastalığın belirtisi olmaktan çıkıp kendisi başlı başına bir hastalık haline gelmiştir. 6 aydan uzun sürer. Kronik ağrıya çoğu zaman eşlik eden depresyonla beraber olay bir kısır bir döngüye döner. Kişinin kendisini ve çevresini yoran, bıktıran bir sürece girilir. Sonuç olarak kişinin iş ve toplumsal yaşamındaki aktivitelerini sınırlayan, sürekli çekilen eziyetin yanı sıra ciddi boyutlarda sosyal ve ekonomik kayıplara yol açabilen bir durumdur.

    Günümüzde ağrı tedavisinde ağrı kesici kullanımı çok yaygındır. Kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılan bu ilaçların bir çok yan etkisi mevcuttur. Mide hasarları, karaciğer ve böbreklere verdikleri zararlar bu yan etkilerden en bilinenleridir. Ağrı kesicilerin yetmediği durumlarda girişimsel tedaviler, fizik tedavi veya cerrahi yöntemler uygulanabilir.

    Kronik ağrı tedavisinde girişimsel yöntemler, anesteziyolojinin çok özel bir alanını oluşturur. Ağrıyı ileten sinir liflerinin blokajı sağlanarak zahmetsiz, kolay ve etkili bir şekilde ağrısızlık sağlanır. Anestezi uzmanları tarafından yapılan, ağrıyı ileten sinirlerin blokajını sağlayan bu yönteme kliniğimizde akupunktur ve ozon tedavileri de eklenmiştir. Biraraya getirilen tüm bu yöntemlerle ağrı daha ilk uygulamada hem de saniyeler içinde tedavi edilebilmektedir. Kalıcı bir tedavi içinse birkaç seans gerekmektedir. Birçok bel ve boyun fıtığı, diz kireçlenmesi, fibromyalji, migren, romatizmal ağrılar, kanser ağrıları gibi bir çok kronik ağrı minimal invazif teknikler, ozon injeksiyonları ve akupunktur ( lazer akupunktur, elektroakupunktur…) ile çok iyi seviyede tedavi edilebilmektedir. Unutmayalım ağrısızlık en estetik yaşam biçimidir.

  • Hba1c nedir ?

    HbA1c uzun dönem glikoz seviyesi hakkında bilgi veren Amerikan Diabet Kurumu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından Tip 2 Diabet tanısında kullanılması önerilen testtir. Açılımı Glikoze Hemoglobindir.

    HbA1C glikozla kırmızı kan hücrelerinin birbirine bağlanması sonucu oluşur. HbA1C testine Glikoze Hemoglobin’de denir.

    Kırmızı kan hücreleri yaşam süresi erkeklerde 117 , kadınlarda ise 106 gün civarı olduğu tahmin edilmektedir. Kırmızı Kan Hücreleri kanda glikoza maruz kalır. Kan şekeri ne kadar fazla ise o kadar fazla HbA1C ortaya çıkar. HbA1C değeri kişilerde 2-3 aulık bir sürenin ortalama kan glikkoz düzeyini bizlere gösteren değerdir(1).

    Normal bireylerde HbA1C değeri ortalama %5 civarındadır. Fakat HbA1C her zaman kan glikoz değeri ile %100 bağlantılı değildir. Bazı dış faktörler sonucunda değişebilir.

    Örnegin Kırmızı Kan Hücreleriniz normalden uzun yaşıyorsa veya MCV dediğimiz kırmızı kan hücrelerinizin büyüklüğü normalden küçükse HbA1C değeriniz yüksek çıkabilir.

    Normal HbA1C değer aralığı nedir?

    Sağlıklı bireylerde HbA1C değeri %4 ile %5.6 arasında beklenir. Labaratuvarların kendi referans değerleri ile bu değerler 0.2 puan değişebilir.
    %5,7 ile %.4 arasında HbA1C değeri ölçülen kişiler diyabet açısından yüksek risk grubundadırlar.
    Değer %6,5 in üstünde ise kişiye diyabet hastası diyebiliriz. Ancak HbA1C değeri tek başına diabet tanısı koymaya yetmeyebilir. Bazı çalışmalarda HbA1C ile yemek sonrası 2 saatlik tokluk şekeri değerinin birbirinden farklı çıktığı gösterilmiştir.

    Diyabet tanısı konmuş hastalarda yılda en az 2 kez HbA1C baktırmaları önerilmektedir.

    Hba1c Testinin Diğer Testlere Üstünlükleri Nelerdir?
    Açlık gerektirmez her zaman yapılabilen bir testtir.
    Fiziksel aktivite ve stres gibi test öncesi oluşabilecek durumlardan etkilenmez
    Kısa süreli oluşmuş hormon düzeylerinden etkilenmez
    Hızlıca yapılabilinir , zamandan tasarruf ettiren bir testtir.
    HbA1C glikoza göre 37 derecede daha stabildir.

    Hba1c Değeri Değişkenlikler

    Zamana Göre:
    HbA1C zamana göre değişiklik gösterir. Yapılan çalışmalarda yaz aylarında yapılan HbA1C testleri kış aylarında yapılanlara göre daha yüksek sonuçlar vermiştir. Bu fark %0.3 civarındadır. Bu fark egzersiz , güneşe maruziyet süresi, karbonhidrat alımının azalması gibi nedenler ile değişebilir.

    Irka Göre:
    HbA1C değeri Afrikalı ve güney asyalı kişilerde avrupalı kişilere göre %0.27 ila 0.4 arasında yüksek değerler göstermiştir.
    Siyahi afrikalı HbA1C değeri %7 altı düzeye daha kolay ulaştığı ve buna ek olarak göz,böbrek,kardiovaskuler problemlere daha az yakalandığı belirtilmiştir.

    Cinsiyete Göre:
    Erkeklerde kadınlara göre fazla HbA1C yüksek kişilerde Metabolik Problemlerin daha fazla olduğu görülmüştür.
    Yaş:
    HbA1C yaşla birlikte diyabetten bağımsız artar.

    70 yaşının üstündeki hastalarda 30 yaş altı hastalara göre HbA1C değeri %0,47 daha yüksektir.

    HbA1C yaşla artışına bağlı yapılan araştırmalara göre her 10 yılda %0.074 – %0.094 arasında artışı gözlenmektedir.

    Aile öyküsü ve diyabeti olan hastalarda bu değer daha fazla artış göstermektedir.

    HbA1C Diyabet Hastalarında Artar:

    HbA1C ‘nin %6,5 in üstünde olması diyabet yönünden çok önemli bir gösterge olduğundan bahsetmiştik.
    Japonyada yapılan bir çalışmada 30-79 yaş arasında arasındaki deneklerde HbA1C değeri ne kadar artarsa diyabet riskinin o kadar arttığı belirlenmiştir.

    HbA1C değerinin %5.7 üzerinde olduğu zaman kişilerin gelecekte diyabet riski olduğu belirlenmiştir.

    2015 yılında Amerika Diyabet Derneği HbA1C değeri %5.7 ila %6.4 arasında olan hastaların diyabet öncesi riskli grupta olduğu ve gelecekte diyabet riskinin çok fazla olduğundan bahsedilmiştir.Ayrıca Amerika’da nüfusun %9.3 ‘ü diyabet hastası olduğu belirlenmiştir.

    Yüksek Hba1c Değeri İle Diyabet Komplikasyonları Artış Gösterir:

    Yapılan çalışmada Tip 1 diyabet hastalarında artmış HbA1C değerinin böbrek ve göz problemlerinde artışa neden olur. %7.6 değerinin altında bu problem görülmemektedir.

    Tabi ki bu durum sadece HbA1C değerine bağımlı değildir. Buna ek olarak başka birçok problem sonuçların değişmesine neden olur.

    Ayrıca HbA1C artan kişilerde el ayak gibi uzuvlarda daha fazla iyileşmeyen yaralar ortaya çıkmakta ve kesilmelerine neden olmaktadır.

    HbA1C değeri 8 den az olan hastalara göre 8 üstü olan kişilerde ağrılar 2 kat artmıştır.

    Böbrek Hastalıklarında HBA1C Değeri Artar:

    Yüksek HbA1C değerine sahip kişilerde kronik böbrek hastalığı riski artmaktadır.

    Tabi ki HbA1C değerine ek başka parametreler de bulunmaktadır.

    Ancak artan HbA1C değeri kan üresinden etkilenebilir. Kronik böbrek hastalarında değerler değişebilir.

    Diyabet Ve Duyma Kusuru:

    Yüksek HbA1C değerinin diyabet hastası olmayan kişilerde de duyma kusurlarında artışa neden olduğu birçok çalışmayla kanıtlanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değerinin Kognitif(Düşünsel) Problemlerde Artışa Neden Olur:

    Sağlıklı erişkinlerde yüksek HbA1C değerinin düşünsel bozukluklara neden olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca bu kişilerde ataklar halinde unutkanlıklar farkedilmiştir. Bu durum kadınlarda daha sık görülmektedir.

    Çocukluk çağında HbA1C değeri 8.8 ‘in üstü olan kişilerde ise öğrenme ve bellek problemleri görülmektedir.

    Yüksek Hba1c Değeri Alzheimer Ve Demans Riskini Arttırır:

    HbA1C değerinin yüksekliği Alzheimer ve demans riskinde artışa neden olur.

    Yüksek Hba1c Değeri Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının Artışı İle İlişkilidir:

    Oral hijyen ile kan glikoz levelleri ilişkilidir. Diyabet kontrollerinde Diş Eti problemi olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

    Kan Demir Değeri Ve Anemi Hba1c Değerlerini Etkiler:

    Kan demir değerinin düzeyi özellikle derin anemik kişilerde HbA1C değerinden etkilenir. Birçok anemi formunun düşük HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Benzer olarak anemik ve B12 değeri düşük olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu dikkat çekmektedir.

    Buna ek olarak HbA1C normalleştikçe anemi hastalarında da düzelme olduğu görülmüştür.

    Hba1c Değeri Yorgunlukla İlişkilidir:

    Tip1 diabet hastalarının %45 inde kalıcı bir yorgunluk oluşmaktadır. Yapılan araştırmalarda HbA1C değeri ne kadar yüksekse yorgunluğun o derece arttığı belirtilmiştir.

    Tip2 diyabet hastalarında ise %7 den fazla HbA1C değeri olan hastalarda belirgin yorgunluk görünmektedir.

    HbA1C Değeri Yüksekliği Anksiyete ve Depresyonu arttırır:

    Diyabetlilerde sıklıkla depresif mod , uyku problemleri, iştah bozuklukları ,intihar riski artmıştır. Bu artış HbA1C değeri artışıyla aynı oranda gösterilmiştir. Bu durum ayrıca Tip 1 hastalarda Tip 2 ‘lere göre daha fazladır.

    HbA1C değeri %6.5 ‘in üstünde olan kişilerde intihar riski belirgin artmaktadır.
    Afrikada yapılan bir çalışmada 9 üstünde HbA1C değeri olan bireylerde depresyon ve anksiyete riski artmıştır.

    Yüksek HbA1C ve Hiperaktivite İlişkisi:

    HbA1C değeri yüksek olan çocuklarda kan glukoz değeri normal olan çocuklara göre Hiperaktivite daha sık görülmektedir.

    Yüksek HbA1C ile Ateroskleroz İlişkisi:

    Tip 1 adolesan hastalarda yüksek HbA1C değeri saptanan kişilerde damar tıkanıklığı daha sık görülmektedir.

    Damar tıkanıklığı HbA1C değeri ve kan şeker değeriyle ilişkilidir.

    HbA1C yüksekliği diyabet hastalarında diyabet olmayan bireylere göre daha fazla ateroskleroza neden olur.

    HbA1C yüksekliği ve kalp hastalıkları ilişkisi:

    HbA1C yüksekliği olan hem diyabetik hem de diyabet olamayan hastalarda kalp hastalığı nedenli ölümler artmıştır.

    Her %1 ‘lik HbA1C değeri artışı Kalp ve Damar Hastalığı nedenli ölüm oranını % 35’ e kadar arttırmaktadır. Diyabet olmayan hastalarda ise bu risk %26 civarındadır.

    HbA1C değeri artışı LDL (Kötü Huylu Kolesterol) ,kan kolesterolü ve trigliserid değerlerinde aynı oranda artışa neden olur.
    Ayrıca kronik olarak artan glukoz değeri kalp fonksiyonlarında aynı oranda azalmaya neden olur.

    Helikobakter Pylori Enfeksiyonu HbA1C değerini arttırabilir:

    Yaşlı kişilerde kronik HbA1C yüksekliğinin helikobakter pylori enfeksiyonu ile ilişkisi kanıtlanmıştır. Ayrıca H. Pylori tedavisi insulin direnci olan kişilerde HbA1C değerinde düşeye neden olur. Bu iki çalışma ışığında HbA1C değerini H.Pylori enfeksiyonunun etkilediği anlaşılmaktadır.

    Yüksek HbA1C Sindirim Sistemi Anomalileri İle Alakalı Olabilir:

    Yüksek HbA1C değeri olan kişilerde sindirim sistemi anomalileri özellikle Kolorektal Anematöz Polipler görülmüştür. Özellikle 50 yaş üstünde bu etki belirgindir.

    Yüksek HbA1C Karaciğer Yağlanması İlişkisi:

    Diyabet hastası olmayan kişilerde artan HbA1C değeri ile hem obezite hemde Karaciğer yağlanmasının arttığı çalışmalarla kanıtlanmıştır.
    Özellikle %6.5 üstü HbA1C değeri olan hastalarda karaciğer yağlanması belirgin artışlar göstermektedir.

    Yüksek HbA1C İmmun Yanıtı Bozar:

    Yapılan çalışmalarda influenza aşısı olan ve HbA1C değeri %7,6 ‘nın üstünde olan bireylerde virüse daha düşük bağışıklık gösterdiği saptanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değeri Uyku Bozukluklarına Neden Olur:

    Uzun ve kısa süreli uykuların ortaya çıktığı uyku bozukluğu problemlerinin ikiside artmış HbA1C değeri ile ilişkili bulunmuştur.

    Buna ek olarak HbA1C değeri artışı uyku kalitesinde de bozulmalara neden olmaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri olan Tip 1 diyabet hastalarında uyku apnesi hastalığı daha sık görülmektedir.

    Düzensiz Menstural Siklus Ve Hba1c Değeri İlişkisi:

    Tip 1 diyabeti olan kadınlarda menstürel siklusta bazı değişiklikler görülmektedir. Özellikle her 1 puanlık HbA1C yükselmesinde adet dönemi 3 gün uzamaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri ve Kemik kaybı ilişkisi:

    Diyabet hastalarında bulunan bir diğer komplikasyon ise osteoporozdur.

    Osteokalsin kemik hücrelerinde üretilen bir proteindir. Kemik yoğunluğunu ve kemik yapımında görev almaktadır. Tip 1 diabet hastalarında yapılan bir çalışmada yüksek HbA1C değeri olan hastaların düşük osteokalsin değerlerine sahip olduğu bildirilmiştir.

    Ayrıca yüksek HbA1C değeri olan kadınlarda keik erime hızı daha fazladır.

    Yüksek Hba1c Metabolik Sendrom İlişkisi:

    Birçok çalışma diyabet olmayan kişilerde HbA1C yüksekliğinin metabolik sendro ile ilişkisi olduğunu kanıtlamıştır.

    Yüksek HbA1C Obezite İlişkisi:

    Obezite ve insülin direnci ilişkisi bilinmektedir. Yüksek vücut kitle indeksi , bel ve basen genişliği artışının artmış HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Yüksek HbA1C değeri Kanser İlişkisi:

    Yüksek HbA1C değerine sahip Kanser hastalarında ölüm oranı düşük HbA1C değerine sahip kanser hastalarına göre fazladır.

    Artmış HbA1C değeri Kolorektal , pankreas , solunum yolu ve kadınlarda genital kanserlerde artışla ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Ayrıca HbA1C değeri %7.5 ‘in üstünde olan hastalarda 5 yıl sağkalım oranı normal bireylere göre düşüktür.

    HbA1C ve Gebelik:

    Bu bilgilere ek olarak yüksek HbA1C değeri olan gebelerin daha fazla gestasyonel diyabet için risk oluşturduğu aşikardır.

    Ayrıca %5.9 ‘dan daha fazla HbA1C değerine sahip bireylerde preeklampsi riski de daha sıktır.

    Ayrıca bir çalışmada HbA1C değeri diabetik derecede olanlarda doğumsal bebek anomalisi görülme oranı %27,8 iken prediyabetik olanlarda %9.8 ve normal olanlarda %3 olarak tespit edilmiştir.

    HbA1C diyabet tanısında ve birçok gelişebilecek risk faktörünün önceden kestirilmesi açısından önemli bir testtir.

  • Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır .

  • Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Akupunktur ile bel ve boyun fıtığı tedavisi

    Vücudumuzun iskelet yapısında omurgamızın özel bir yeri vardır. Bu zinciri oluşturan omurların arasında yer alan diskler, dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır. Her disk anulus fibrozus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan mükleus pulposusdan oluşur.

    Yanlış duruş ve oturuşlar, şişmanlık, hareketsiz bir yaşam tarzı spora ısınmadan başlamak, stres belimiz için zararlıdır. Ağır kaldırma veya günlük yaşantımız içinde yaptığımız yanlış hareketler, omurlar arasındaki diskin dışındaki özel lifli tabakanın yırtılmasına sebep olur. Bunun sonucunda diskin içindeki jel gibi, peltemsi yumuşak madde omurların arasına dışarı doğru fırlar. Liflerden dışarı taşan bu sıvı hem sıvı özelliğini kaybedip sertleşir, hemde etrafta bulunan damar ve sinirlere baskı yapmaya başlar. Eğer bu değişiklikler bel bölgesi omurlarında oluştuysaki ençok L4 L5 ve L5 S1 arasındaki disklerde rastlanır. Buna bel fıtığı denir. Eger aynı değişiklikler boyun omurları arasında oluştuysa bu kez boyun fıtığı diye adlandırırız .

    Akut veya kronik bel veya boyun fıtığında eğer ameliyat endikasyonu konulmadı ise yani ameliyat gerekmiyor ise, akupunktur yapısal bozukluğu tedavi eden başarılı bir tedavi yöntemidir.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTURUN ETKİ MEKANİZMASI;

    1. AĞRI GİDERİCİ ETKİ

    Ağrı giderici etki: içsel morfinimiz ,endorfin salgısı artarak güçlü bir ağrı kesici etki oluşturur .

    2. ADELE GEVŞETİCİ ETKİ

    Vücudumuzda bulunan gama amino butirik asid (GABA)çok güçlü bir kas gevşeticidir. Akupunktur bu maddenin salgılanmasını sağlar.

    3. ANTİ ENFLAMATUAR VE ÖDEM ÇÖZÜCÜ ETKİ

    Fıtık bölgesinde oluşan ödem ve enflamasyon akupunktur sayesinde ortadan kalkar ve o bölgedeki damar ve sinirlere yapılan baskı da kaldırılmış olur, bu böbrek üstü bezinden salgılanan kortizon salgısının artmasıyla saglanır.

    4. PSİKOLOJİK VE SEDATİF ETKİ

    Akupunktur tedavisiyle serotonin ve endorfin seviyeleri artırılarak kişiye huzur ve sedasyon sağlanır.

    Merkezimizde bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunktur, elektro akupunktur ve lazer tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Haftada 2 – 3 kez olmak üzere toplam 10 – 20 seans uygulama ile tedavi tamamlanır.

  • Sırt ve bel ağrılarının tedavisinde farklı bir bakış açısı

    Omurganın boyundan başlayıp kalçalara kadar uzanan kısmındaki ağrıları ifade eder ve Batıda endüstriyel toplumlarda yaşam boyu görülme sıklığı %70-75 arasındadır. Ülkemizde de 15 ilde yapılan bir çalışmaya göre bel ağrısı ağrı nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır

    Her bel ağrısı Bel Fıtığı değildir. Sadece belde ağrı varsa çoğunlukla kaslarla ve bağlarla ilgili problemlerden, duruş ve oturuş bozukluğundan, soğuk algınlığından veya aşırı yorgunluktan şüphelenilmelidir. Ayrıca kadın hastalıkları, böbrek ve barsaklardaki sorunlar da bel ağrısı yapabilir. Eğer ağrı bacağa da vuruyorsa, omurilikten çıkan sinirlere bası var demektir. Bu basının en önemli nedeni bel fıtığıdır.

    Bel tutulması nedir?

    Eğer şikayetler çok ani bir şekilde başladıysa tüm belden aşağıda ani bir tutulma hissediliyorsa, bacakları kıpırdattıkça ağrı oluşuyorsa tıp dilinde Faset Kitlenmesi yani omurganın arkasındaki eklemlerin birbiri üzerinde kayması oluşmuş demektir.

    BEL AĞRISI NE KADAR SÜRER?

    Bel ağrısı atağı ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Akut sırt ve bel ağrılarının %80’ i iyi seyirlidir, %10’ u tekrarlar, kalan %10’u ise kronikleşir. Dört haftadan uzun süren ağrılı hastaların iyi bir gidiş göstermesi şansı azalmıştır.

    Sırt ve bel ağrıları sıklıkla psikolojik yüklenmelerin ortaya çıkış şekillerinden biridir. İş hayatındaki, özel hayattaki sorunlar veya kişinin kendi iç çatışmalarının bir sonucudur. Özellikle kronik ağrılarda bu göz önünde bulundurulmalıdır.

    HANGİ DURUMDA TETİKTE OLMAK GEREKİR?

    6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısı

    Bacakta güç kaybı hissedilmesi

    İdrar yapmakta veya tutmakta güçlük

    Makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi

    Kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi- dinlenmek zorunda kalmak.

    Yukarıda belirlenen tablolar oluşursa acil cerrahi girişim gerekliliği vardır. Ancak bu durum bel ağrılarının % 3-5 gibi çok az bir kısmını oluşturur.

    Şikayetlerin başlangıcı, ağrının şiddeti, karakteri, yayılımı, hareketle değişip değişmediği önem arzeder, ayrıca kişinin yaşadığı çeşitli olaylar, geçirdiği hastalıklar ve cerrahi müdahaleler arasında zamansal bağlantı kurmak gerekir. Bu nedenle kişinin geniş kapsamlı bir hikayesi alınır ve not edilir. Fizik muayene Röntgen ve MR kadar önemlidir. Çünkü bazen hastanın şikayetleri çoktur ancak MR da pek önemli bir bulgu yoktur veya bunun tam tersi olur. Yani muayene etmeden MR görüntülemeye ve raporuna göre hasta tedavi edilmez.

    TEDAVİ:

    Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 3-4 günü geçerse, kaslar zayıflayacağından, yarardan çok zarar verebilir.

    Eğer cerrahi tedavi gerekli değilse ilaç tedavisi veya fizik tedavi ya da daha geniş kapsamlı bir tedavi imkanı sunan Tamamlayıcı Tıp yöntemleri uygulanmalıdır. Bu karar iyi bir muayene sonucu Hekim tarafından hastaya anlatılarak verilir.

    Sırt ve Bel ağrıları Biyo-Psiko-Sosyal neden ve sonuç ilişkisine bağlı oluşan kompleks bir yapıdır. Tamamlayıcı Tıp Yöntemleri hastanın tedavisine Biyo-Psiko-Sosyal açıdan yaklaşım imkanı tanıyan araçlara sahiptir.

    Nöralterapi sorunlu bölgelerde kan akımının düzelmesi, lenfatik akımın düzelmesi ile yıkım ürünlerinin uzaklaştırılması ve doku hasarının iyileşmesini sağlar. Ayrıca Bozucu alanların ortadan kaldırılması hastalığın psikolojik komponentini de regüle ederek hiçbir tedaviye cevap vermeyen olguların dahi iyileşmesine neden olacaktır. Faset eklem kilitlenmelerinde de çok hızlı ve etkili tedavi sağlar.

    Akupunktur vücudun kendi ecza deposunu çalıştırır, ağrı kesici, kas gevşetici etkisi olan maddelerin salınımını arttırır ve psikolojik rahatlatıcı etkisi olan Serotonin miktarını arttırarak hastanın psikolojisinin düzelmesini sağlar.

    Manuel Terapi ise gergin, spastik kasların gevşetilmesi, eklemlerin mobilize edilmesini sağlar, verilen egzersizler yardımıyla duruş bozukluklarıda düzeltilir. Sadece bel değil bütün omurga boyunca meydana gelmiş bütün disfonksiyonlara müdahale olanağı sağlar.

    Yukarıda anlatılan bu yöntemler sebebe yönelik, kesin tedavi imkanı sunarken yan etkisi olmayan son derece güvenilir seçeneklerdir. Sadece ağrıyan yer değil etkilenen yakın eklem ve kaslarda tedaviye alınır, ayrıca kişinin o an içinde bulunduğu psikolojik durumuda tedaviden fayda görür. Bu bir bütüncül Tamamlayıcı Tıp yaklaşımıdır.

  • Boyun ve bel fıtığı ve akupunkturla tedavi edilebilir mi?

    Omurgamız bizim dik durmamızı ve hareket edebilmemizi sağlayan kemiğimizdir. Omurgamız ‘omur (vertebra)’ adı verilen kemiklerden oluşur. Omurlarımızın arasında da ‘disk’ adı verilen dışı sert ve lifli içi peltemsi yumuşak madde ile dolu bir destek doku bulunur. Diskler, omurga üzerine binen yükü emerek süspansiyon görevi gören kemikler arasındaki yastıkçıklardır.

    Omurlara (eğilme ve ağır kaldırma esnasında) gelen basıncı merkezden kenara doğru eşit miktarda dağıtırlar. Aynı zamanda iki kemik dokunun birbirine temas etmesini engellerler. Diskler ve omurga eklemleri omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Omurganın ortasından ‘omurilik’ adı verilen sinir ağı geçer. Omurilikten çıkan, kollara ve bacaklara giden sinirler, omurlar ve disklerin hemen yanından geçerler. Boynumuzda 7 belimizde 5 omur vardır.

    Yaş ilerledikçe veya travmalar sonrasında diskin dış kısmındaki daha sert olan yapıdaki küçük yırtıklardan içteki yumuşak olan kısım dışarı taşar. Taşan bu madde sıvı özelliğini kaybedip sertleşir. Damar ve sinirlere bası yapmaya başlar. Hadisenin şiddetine göre omurlar arasında yer alan disklerin sıvı içeriği boşalınca disklerin arasında olması gereken esnek bölüm de ortadan kalkacağından bel ve boyun omurlarının esneme kabiliyeti zayıflar. Oluşan bu tabloya omurga bölümüne göre “boyun veya bel fıtığı” (servikal veya lumbal disk hernisi) denir. Bu tablo bazen hızla seyreder ve hasta şiddetli ağrı duyar. Bazen daha yavaş ve sinsi ilerler. Hastalık sinsi ilerliyorsa ani bir hareket, öksürme, aksırma gibi basit bir eylem bile ana tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    Cerrahi girişim

    Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Akupunktur; bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.

    Boyun ve bel fıtıkların %97’si ameliyatlık değildir. Ameliyat gerektirmeyen hastalarda çoğu zaman fizik tedavi, akupunktur ve ilaçlarla tedavi uygulanmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) bildirdiği akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda boyun ve bel fıtığı yer almaktadır.

    Başlıca fıtık nedenleri olarak; hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, oturarak iş yapmak, şişmanlık, spora ısınmadan başlamak, stres içinde yaşamak, yanlış duruş ve oturuşlar, ağır kaldırma esnasında yanlış eğilme hareketleri, uzun süreli motorlu araç kullanmak, boynu uzun süre hareketsiz tutarak bir noktaya bakmak, uzun boylu olmak, fazla kilolu olmak, sık topuklu ayakkabı giymek, fazla stresli olmak, kuvvetli ıkınma veya öksürük, bilgisayar ve TV karşısında uzun süre oturmak, egzersiz yapmamak ve soğuk klimaların olduğu ortamda bulunmak sayılabilir. Boyun fıtığında ailesel faktörler de önemlidir. Kişinin ailesinde boyun fıtığı varsa kendisinde de ortaya çıkma şansı artmaktadır. Boyuna alınan darbeler ve geçirilmiş kazalar da boyun fıtığına yol açabilir.

    Boyun fıtığı, meslek hastalığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan kadınlarda, şoförlerde, telefon operatörlerinde, matkap gibi titreşimli cihaz kullananlarda, bankacılarda ve uzun süre bilgisayar ile çalışması gereken mesleklerde boyun fıtığı sık görülmektedir.

    Üretken yaş kabul edilen 30-50 yaş arası görülme oranı yüksektir.

    Bel fıtığı üst solunum yolu hastalıklarından sonra iş gücü kaybı nedenlerinden 2. Sıradadır.

    Boyun fıtığının bulguları:

    Baş dönmesi, baş ağrısı

    Boyun, sırt, kol, omuz ağrısı,

    Kollarda uyuşma ve his kaybı,

    Kollarda karıncalanma,

    Kollarda güç kaybı,

    Kollarda his kaybı,

    Sabah yorgunluğu, gün içinde çabuk yorulma,

    Gaz ve şişkinlik hali

    Halsizlik, sinirlilik hali,

    Sık sık düşüp çıkan tansiyon,

    Kulakta çınlama ve uğultu

    Bel fıtığının bulguları:

    Belde ve / veya bacaklarda dayanılmaz ağrılar vardır. Ağrı oturmak, dolaşmak, öksürmek, gülmek ve hapşırmakla artar. Yatınca azalır.

    Siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmaklarına yayılan ağrı,

    Hareketlerde kısıtlılık,

    Topallayarak yürümek

    Bacaklarda uyuşmalar,

    Kuvvet kaybı

    Bacakta incelme

    AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder ve yeniler. Vücuttaki bütün hücrelerde tamir, bakım ve onarım faaliyetini başlatır.
    Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir. Dokuların kanlanmasına sebep olur.

    Akupunktur tedavisi hiçbir yan etkisinin olmayışı, kolay uygulanabilmesi, hastanın vücuduna kimyasal etkili maddelerin girmeyişi, uzun süreli tedavinin risklerinin olmaması, etkilerinin hızlı ve kalıcı olması gibi özelliklerinden dolayı bu sorunu yaşayan hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

    Akupunkturun, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir. Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Başlangıç düzeyindeki fıtıklarda hastanın şikayetini tamamen düzeltebileceği gibi, ameliyat gereken hastalara da hem ağrı tedavisinde hem de ameliyattan sonraki iyileşme döneminde başarı ile uygulanır.

    Akupunktur tedavi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir.

    İnsan vücudu, birçok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri birçok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu doğal ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz. Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar.

    Akupunkturun fıtık tedavisindeki etkileri:

    1. Ağrıyı Keser: Akupunktur vücudumuzda bulunan ağrı kesicileri harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylelikle hasta tedavi başlangıcı ile birlikte ağrı kesicileri kullanmaktan kurtulur. Belki ilk günlerde akupunktur tedavisi ile birlikte kullanmaya devam etse bile tedavi ilerledikçe ağrı kesicileri almayı bırakacaktır.

    2. Kasları Gevşetir: Akupunktur vücudumuzda bulunan kas gevşetici maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili Valiyum noktasına akupunktur iğnesini batırarak GABA’yı harekete geçirir. GABA (Gama-amino-butirik-asid) vücudun çok güçlü kas gevşeticisi olduğu için, hasta kas gevşetici ilaçları kullanmadan, akupunktur tedavisiyle boyun ve bel bölgesinde oluşan kas spazmından kurtulabilir. Kaslardaki spazm çözüldükçe rahatlama artacaktır.

    3. Ödemi çözer: Akupunktur vücudumuzda bulunan ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili böbrek üstü bezi noktasına akupunktur yaptığımızda vücudun kortizonu salgılanır. Kortizon hormonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon bel bölgesinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve ödeme bağlı damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkabilir. Bu sayede varsa kol ve bacaklara vuran ağrıda azalma olacaktır.

    4. Psikolojik Rahatlık Sağlar: Akupunktur vücudun sakinleştirici maddelerini harekete geçirir. Akupunktur vücudun Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar. Akupunktur limbik sistemin çalışmasını dengeleyerek kişinin strese karşı tepkisini değiştirir, bünyeyi strese karşı daha dayanıklı kılar ve kişinin endişe ve kaygıları ortadan kaldırabilir. Ayrıca akupunktur uygulaması ile vücut psikolojik açıdan da rahatlar. Bel veya boyun fıtığının etkisi ile psikolojik açıdan çökmüş olan hastaya büyük bir rahatlama etkisi verir. Günden güne vücudun zindeliği artar. Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi durumları ortadan kaldırır.

    5. Fıtığı Onarır: Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.

    Seanslar ilerledikçe oradaki yapısal bozuklukta akupunktur tedavisi sayesinde düzelir.

    6. Kasları Kuvvetlendirir: Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postur) düzelir. Yana eğik veya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur.

    Tedaviyi hızlandırmak amacı ile elektroakupunktur ve lazer akupunktur tedavisi de eklenebilir. Elektroakupunktur tedavisinde vücuda takılan iğnelere elektrik akımı verilir. Bu genellikle tedavinin başında yapılan bir uygulamadır. Ağrının daha çabuk geçmesini sağlayarak hastayı hızlı bir şekilde rahatlatan bir tedavidir. Lazer akupunkturu ise iğne fobisi olanlara uygulanan bir tedavidir.

    Bazı ağrılarda ilk seansta rahatlama başlar. Kronik ve uzun süreli ağrılarda genellikle 4–5 seans sonunda cevap alınmaya başlar.

    Akupunktur tedavisi çok ağrılı durumlarda her gün uygulanabilir. Ama genellikle uygulanan tedavi prosedürü haftada 2-3 kez uygulanması şeklindedir. Seanslar 20-30 dakika arası sürmektedir. Toplam 15-20 seans uygulanmaktadır. Kişinin şikayetleri tamamen geçene dek tedavi uygulanır.

  • Boyun ve bel fıtığı ve akupunkturla tedavisi

    Omurgamız bizim dik durmamızı ve hareket edebilmemizi sağlayan kemiğimizdir. Omurgamız ‘omur (vertebra)’ adı verilen kemiklerden oluşur. Omurlarımızın arasında da ‘disk’ adı verilen dışı sert ve lifli içi peltemsi yumuşak madde ile dolu bir destek doku bulunur. Diskler, omurga üzerine binen yükü emerek süspansiyon görevi gören kemikler arasındaki yastıkçıklardır.

    Omurlara (eğilme ve ağır kaldırma esnasında) gelen basıncı merkezden kenara doğru eşit miktarda dağıtırlar. Aynı zamanda iki kemik dokunun birbirine temas etmesini engellerler. Diskler ve omurga eklemleri omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Omurganın ortasından ‘omurilik’ adı verilen sinir ağı geçer. Omurilikten çıkan, kollara ve bacaklara giden sinirler, omurlar ve disklerin hemen yanından geçerler. Boynumuzda 7 belimizde 5 omur vardır.

    Yaş ilerledikçe veya travmalar sonrasında diskin dış kısmındaki daha sert olan yapıdaki küçük yırtıklardan içteki yumuşak olan kısım dışarı taşar. Taşan bu madde sıvı özelliğini kaybedip sertleşir. Damar ve sinirlere bası yapmaya başlar. Hadisenin şiddetine göre omurlar arasında yer alan disklerin sıvı içeriği boşalınca disklerin arasında olması gereken esnek bölüm de ortadan kalkacağından bel ve boyun omurlarının esneme kabiliyeti zayıflar. Oluşan bu tabloya omurga bölümüne göre “boyun veya bel fıtığı” (servikal veya lumbal disk hernisi) denir. Bu tablo bazen hızla seyreder ve hasta şiddetli ağrı duyar. Bazen daha yavaş ve sinsi ilerler. Hastalık sinsi ilerliyorsa ani bir hareket, öksürme, aksırma gibi basit bir eylem bile ana tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    Cerrahi girişim

    Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Akupunktur; bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.

    Boyun ve bel fıtıkların %97’si ameliyatlık değildir. Ameliyat gerektirmeyen hastalarda çoğu zaman fizik tedavi, akupunktur ve ilaçlarla tedavi uygulanmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) bildirdiği akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda boyun ve bel fıtığı yer almaktadır.

    Başlıca fıtık nedenleri olarak; hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, oturarak iş yapmak, şişmanlık, spora ısınmadan başlamak, stres içinde yaşamak, yanlış duruş ve oturuşlar, ağır kaldırma esnasında yanlış eğilme hareketleri, uzun süreli motorlu araç kullanmak, boynu uzun süre hareketsiz tutarak bir noktaya bakmak, uzun boylu olmak, fazla kilolu olmak, sık topuklu ayakkabı giymek, fazla stresli olmak, kuvvetli ıkınma veya öksürük, bilgisayar ve TV karşısında uzun süre oturmak, egzersiz yapmamak ve soğuk klimaların olduğu ortamda bulunmak sayılabilir. Boyun fıtığında ailesel faktörler de önemlidir. Kişinin ailesinde boyun fıtığı varsa kendisinde de ortaya çıkma şansı artmaktadır. Boyuna alınan darbeler ve geçirilmiş kazalar da boyun fıtığına yol açabilir.

    Boyun fıtığı, meslek hastalığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan kadınlarda, şoförlerde, telefon operatörlerinde, matkap gibi titreşimli cihaz kullananlarda, bankacılarda ve uzun süre bilgisayar ile çalışması gereken mesleklerde boyun fıtığı sık görülmektedir.

    Üretken yaş kabul edilen 30-50 yaş arası görülme oranı yüksektir.

    Bel fıtığı üst solunum yolu hastalıklarından sonra iş gücü kaybı nedenlerinden 2. Sıradadır.

    Boyun fıtığının bulguları:

    Baş dönmesi, baş ağrısı

    Boyun, sırt, kol, omuz ağrısı,

    Kollarda uyuşma ve his kaybı,

    Kollarda karıncalanma,

    Kollarda güç kaybı,

    Kollarda his kaybı,

    Sabah yorgunluğu, gün içinde çabuk yorulma,

    Gaz ve şişkinlik hali

    Halsizlik, sinirlilik hali,

    Sık sık düşüp çıkan tansiyon,

    Kulakta çınlama ve uğultu

    Bel fıtığının bulguları:

    Belde ve / veya bacaklarda dayanılmaz ağrılar vardır. Ağrı oturmak, dolaşmak, öksürmek, gülmek ve hapşırmakla artar. Yatınca azalır.

    Siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmaklarına yayılan ağrı,

    Hareketlerde kısıtlılık,

    Topallayarak yürümek

    Bacaklarda uyuşmalar,

    Kuvvet kaybı

    Bacakta incelme

    AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder ve yeniler. Vücuttaki bütün hücrelerde tamir, bakım ve onarım faaliyetini başlatır.
    Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir.
    Dokuların kanlanmasına sebep olur.

    Akupunktur tedavisi hiçbir yan etkisinin olmayışı, kolay uygulanabilmesi, hastanın vücuduna kimyasal etkili maddelerin girmeyişi, uzun süreli tedavinin risklerinin olmaması, etkilerinin hızlı ve kalıcı olması gibi özelliklerinden dolayı bu sorunu yaşayan hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

    Akupunkturun, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir. Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Başlangıç düzeyindeki fıtıklarda hastanın şikayetini tamamen düzeltebileceği gibi, ameliyat gereken hastalara da hem ağrı tedavisinde hem de ameliyattan sonraki iyileşme döneminde başarı ile uygulanır.

    Akupunktur tedavi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir.

    İnsan vücudu, birçok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri birçok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu doğal ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz. Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar.

    Akupunkturun fıtık tedavisindeki etkileri:

    1. Ağrıyı Keser: Akupunktur vücudumuzda bulunan ağrı kesicileri harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylelikle hasta tedavi başlangıcı ile birlikte ağrı kesicileri kullanmaktan kurtulur. Belki ilk günlerde akupunktur tedavisi ile birlikte kullanmaya devam etse bile tedavi ilerledikçe ağrı kesicileri almayı bırakacaktır.

    2. Kasları Gevşetir: Akupunktur vücudumuzda bulunan kas gevşetici maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili Valiyum noktasına akupunktur iğnesini batırarak GABA’yı harekete geçirir. GABA (Gama-amino-butirik-asid) vücudun çok güçlü kas gevşeticisi olduğu için, hasta kas gevşetici ilaçları kullanmadan, akupunktur tedavisiyle boyun ve bel bölgesinde oluşan kas spazmından kurtulabilir. Kaslardaki spazm çözüldükçe rahatlama artacaktır.

    3. Ödemi çözer: Akupunktur vücudumuzda bulunan ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili böbrek üstü bezi noktasına akupunktur yaptığımızda vücudun kortizonu salgılanır. Kortizon hormonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon bel bölgesinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve ödeme bağlı damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkabilir. Bu sayede varsa kol ve bacaklara vuran ağrıda azalma olacaktır.

    4. Psikolojik Rahatlık Sağlar: Akupunktur vücudun sakinleştirici maddelerini harekete geçirir. Akupunktur vücudun Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar. Akupunktur limbik sistemin çalışmasını dengeleyerek kişinin strese karşı tepkisini değiştirir, bünyeyi strese karşı daha dayanıklı kılar ve kişinin endişe ve kaygıları ortadan kaldırabilir. Ayrıca akupunktur uygulaması ile vücut psikolojik açıdan da rahatlar. Bel veya boyun fıtığının etkisi ile psikolojik açıdan çökmüş olan hastaya büyük bir rahatlama etkisi verir. Günden güne vücudun zindeliği artar. Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi durumları ortadan kaldırır.

    5. Fıtığı Onarır: Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.

    Seanslar ilerledikçe oradaki yapısal bozuklukta akupunktur tedavisi sayesinde düzelir.

    6. Kasları Kuvvetlendirir: Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postur) düzelir. Yana eğik veya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur.

    Tedaviyi hızlandırmak amacı ile elektroakupunktur ve lazer akupunktur tedavisi de eklenebilir. Elektroakupunktur tedavisinde vücuda takılan iğnelere elektrik akımı verilir. Bu genellikle tedavinin başında yapılan bir uygulamadır. Ağrının daha çabuk geçmesini sağlayarak hastayı hızlı bir şekilde rahatlatan bir tedavidir. Lazer akupunkturu ise iğne fobisi olanlara uygulanan bir tedavidir.

    Bazı ağrılarda ilk seansta rahatlama başlar. Kronik ve uzun süreli ağrılarda genellikle 4–5 seans sonunda cevap alınmaya başlar.

    Akupunktur tedavisi çok ağrılı durumlarda her gün uygulanabilir. Ama genellikle uygulanan tedavi prosedürü haftada 2-3 kez uygulanması şeklindedir. Seanslar 20-30 dakika arası sürmektedir. Toplam 15-20 seans uygulanmaktadır. Kişinin şikayetleri tamamen geçene dek tedavi uygulanır.

  • Akupunktur ile ilgili genel bilgi

    Akupunktur, vücuttaki tanımlı noktalara iğne batırılarak uygulanan bilimsel bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem adlı bölgenin çalışmasını düzenleyerek etki yaratır.

    Limbik sistem; otonom sinir sistemi üzerinden bir yandan organ fonksiyonlarımızı yönetirken digger yandan stress uyaranlarına karşı vücudumuzu sağlıklı tutmaya çalışır. Bu fonksiyonunu kişinin karşılaştığı stress uyaranına göre organ fonksiyonlarını düzenleyerek yapar. Bu görevinin ayrıntısı için “LİMBİK SİSTEM “ makalesini okumanızı öneririm.

    2000 yılında Human Brain Mapping dergisinde yayınlanan Kathleen K.S ve arkadaşlarının Harvard Tıp Fakültesinde FMR ‘la yaptıkları çalışma, akupunkturun limbik sistemi regüle ettiğini göstermektedir.

    Akupunktur; öncelikle organ fonksiyon bozukluğuyla ortaya çıkan hastalıkların tedavisinde kullanılır.

    Akupunktur kişinin strese karşı dayanıklılığını arttırır, hastalıklara karşı direnç mekanizmalarını güçlendirir.

    Akupunktur; iç organlarımızın fonksiyonlarını ve hormonal sistemin çalışmasını denetler ve düzenler.

    Akupunktur; sedatif etki oluşturur, hastanın kendini daha sakin ve huzurlu hissetmesini sağlar.

    Akupunktur; endorfin denen ve insan beyninin belli bölgelerinde salgılanan morfin benzeri ağrı kesicilerin salgılanmasını sağlar. Bu etkisi nedeni ile akut ve kronik ağrılarda etkili bir tedavi yöntemidir.

    Akupunktur; kas gevşetici etkisi ile özellikle boyun, sırt ve bel kaslarında künt travma, terliyken hava akımına (klima vb.) maruz kalma sonucu veya stresle ortaya çıkan kas gerginliği ve kas tutulmalarının kronikleşmeden rahatlamasını sağlar.

    Akupunktur; alerji mekanizmalarını düzenler ve alerjik reaksiyonların (alerjik burun akıntısı, burun tıkanıklığı, ürtiker vb. gibi) kısa sürede iyileşmesine katkıda bulunur.

    Akupunktur; açlık duygusunu regüle eder ve biyolojik saati dengelemede yardımcı olur. Bu etkisi obezite(zayıflama) tedavisinde ki yerini öne çıkarır.

    Akupunktur; abstinans (yoksunluk) sendromunu tedavi ederek hastaların sigara, alkol, ilaç, yeme bağımlılığından kurtulmalarını sağlar.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) resmi yayınının 1979 aralık sayısında “akupunkturun endikasyon alanına giren hastalıkları” bildirmiştir.

    Akupunktur; 1991 yılında Sağlik Bakanlığı’nca Resmi Gazete’de yayınlanan Akupunktur Yönetmeliği ile uygulama alanı ve uygulama kuralları belirlenen bilimsel bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmiştir.

    Ülkemizde akupunktur eğitimi Sağlık Bakanlığı talebi ve denetiminde çeşitli tıp fakültelerinde verilmektedir. 480 saat süren kursların sonunda başarılı olanlar “Akupunktur Uygunluk Belgesi” almaya hak kazanırlar.

    Akupunktur, ülkemizde akupunktur uygulama belgesi olmayan hekimler de dahil hiç kimse tarafından uygulanamaz. Bu nedenle başvurduğunuz doktorun akupunktur uygulama belgesi olup olmadığını mutlaka kontrol etmeniz de fayda vardır.

  • Kadınlarda süregelen ağrı nedenleri

    Ağrı Hastası değerlendirilirken, hastanın cinsiyeti özellik arzetmektedir. Kadınlarda ağrı değerlendirmesi farklı bakış açıları ile daha iyi sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.

    KADINLARDA SÜREGELEN (KRONİK) AĞRILAR

    Kadın ve erkeklerin, farklı hastalık deneyimlerine sahip olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur. Bunun temelini biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler oluşturmakladır. Ağrının algılanması, iletilmesi ve hissedilmesi bakımından her iki cins arasındaki farklılığa beyindeki; kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonal değişiklikler yol açmaktadır.

    Ağrılar karşısında erkek ve kadın farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izlerler. Kadınlar ağrılarını ince ayrıntılarına kadar anlatırken, erkekler ise ağrılarını anlatmaktan çekinirler. Kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rolleri vardır. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrılı uyarana verilen cevabı da belirler.

    Çoğu yaşam biçimi nedeniyle oluşan kronik(süregelen) hastalıklar kadınlarda daha sıktır. Sonuç olarak; kadınlarda erkeklere oranla şiddetli, sık aralıklı ve uzun süreli ağrılı şikayetler, hastalıklar daha sık görülmektedir. Karın ağrıları, iskelet-kas sistemine ait ağrılar ve baş ağrıları kadınlarda daha yaygındır.

    Erken dönemde laboratuar verilerinde bir bozukluk saptanamadığı durumlarda, hekimler; kadınların daha fazla duygusal oynamalarının olduğuna ve psikosomatik hastalıklarının yaygın olduğuna inanırlar. Sonuçtakadınların ağrıları sıklıkla psikolojik olarak değerlendirilerek antidepresan tedaviler başlanır.Psikosomatik-antidepresan ilaçlar bayanların ağrılarını dindirmekte daha fazla kullanılır. Ancak hekimlerin bu tutumu özellikle kadın hastaların ağrılarına hatalı yaklaşımda bulunmalarına neden olmaktadır.

    Kadınların çoğu menstürasyon, ovülasyon, gebelik ve doğum ağrısı gibi hastalık olmayan nedenlere ait ağrı deneyimlerine sahiptir. Menstrüasyon ağrısı kadınların ağrı deneyiminde çok önemlidir. Menstrüel ağrısı olan kadınların %33' ü orta şiddette, % 32'si şiddetli ve %14' ünün dayanılmaz şiddette ağrıları vardır. Mestrüasyon ağrısı, vücudun tamamının bir sorunudur, bu şikayet; kadın enerji sisteminin tam olarak dengede olmadığının ilk göstergesidir.Kadın enerji sistemin temelini oluşturan hormonal sistemde bir dengesizliğe işaret etmektedir.

    Kadın enerji sisteminde vücut fonksiyonlarını kontrol eden organlar, bir çok durumda dengeyi korumak için birbirleri ile birlikte çalışırlar. Günlük kimyasal, fiziksel, sosyal ve yaşamsal stresler; bir bütün olarak çalışan hormonal sistemi doğrudan etkiler, dengesini bozar. Hipotalamus, hipofiz, troid, böbrek üstü bezi, yumurtalıklar ve rahim bu hormonal sistemi dengede tutmak için birlikte çalışmaktadır. Tiroid(guatr)/rahim bağlantısı ile ilgili bilgiler, kadın vücudunda bu organların beraber çalışarak bedeni dengelediklerini göstermiştir. Tiroid sorunu yaşayan bir kadının mutlaka rahiminde bir dengesizlik söz konusudur. Rahim, birçok hormon için hedef organ durumundadır. Hedefte yani rahimde, oluşan bir dengesizlik tüm vücutta bir dengesizliğe neden olur. Bu nedenle rahim alınması, kanama değişiklikleri ve menapozda tüm vücutta değişiklikler ve şikayetler ortaya çıkar. Bu bilgiler, kadın bedeninde herhangi bir yerde yapılan bir ameliyatın, vücudun diğer taraflarını nasıl hasta edebildiğini ve açıklanamayan şikayetlere neden olduğuna yanıt olmuştur.

    Kadın bedeninde bir ameliyat yapıldığında, kadınlık organlarının uyumu bundan çok etkilenir. Tekrar yeni ameliyatların yapılmasına neden olacak şikayetler ortaya çıkar. Tüm bunların nedeni vücudun hormonal dengesindeki bozukluk ve rahimdeki dengesizliktir.Kadınlarda gelişen; alt karın, kasık, bel, bacak ve kalça ağrılarında temel sorun rahimdeki fark edilmeyen yada ilgilenilmeyen dengesizliklerdir.

    Hormonlar işleri bittikten sonra karaciğer tarafından tutulup yıkılarak tekrar yapıma verilmektedir. Karaciğer yeterli fonksiyon gösteremediği durumlarda da benzer hormonal dengesizliklere neden olunmaktadır.Karaciğer yetersizliklerinde de hormonal dengesizlikler sonucu çeşitli ağrılı şikayetler oluşmaktadır.

    Kadınlarda menstrüasyon dengesizliği ve ağrıya neden olan önemli hormonlardan ikisi, estrojen ve progesterondur. Mestrüasyon dönemlerinde kadınlar hormonal dengesizliklere bağlı olarak ruhsal gelgitlere maruz kalabilirler. Yükselen estrojen seviyeleri kadınlarda yeme isteğini tetikleyerek yeni rahatsızlıklara zemin hazırlar. Diyet, yaşam biçimi ve çevre faktörleri kontrol altına alındığında, yumurtalık, rahim ve tiroid gibi kadın enerji sistemi organları daha az sorun çıkarmaktadır. Bu dengesizlik dönemlerinde yiyeceklere dikkat edilmez, yapay hormon içeren hayvansal gıdalar (süt, peynir, yumurta, et) fazla tüketilirse, kadın enerji sistemi daha fazla bozulacaktır. Bu nedenle özellikle kadınların yapay hormonlardan uzak durması mutlak gereklidir.

    Kadın enerji sistemindeki dengesizlikler sıklıkla ağrı olarak ortay çıkmaktadır. Bu durumda hastalık belirtisi olarak başlayan, kadınlardaki ağrılar, zamanında ve doğru olarak tedavi edilmeyerek süregelen kronik hastalıklara, organ kayıplarına neden olmaktadır. Bu nedenlerle kadınlarda süregelen hastalıklar da sık rastlanmaktadır.

    KADINLARA ÖZEL AĞRI NEDENLERİ

    Son yıllarda ağrı bilimi araştırmalarında cinsiyet farklılıklarının önemi artmıştır. Özellikle kadınların enerji sistemlerinin karmaşık ve özel yapısı, bu hastalara daha özel bilgilerle yaklaşılması gereğini ortaya koymuştur. Kadınlarda yaygın olarak görülen ve cinsiyet farklılıklarından kaynaklanan başlıca ağrılı hastalıkları özetleyecek olursak:

    1.Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    a.PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk)

    b.PMS-Tip C –Yiyeceklere Özlem (iştah artışı)

    c.PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem)

    d.PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik)

    2.Ağrılı Adet Görme (Dismenore) ve/veya Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    3.Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    4.Belirgin Bir Nedeni Olmayan Kronik Pelvik Ağrı

    5.Rahimin Arkaya Doğru Olması- UterusRetroversiyonu-Ağrılı Cinsel İlişki (Disparönia)

    6.Tekrarlayıcı Ağrılı Fonksiyonel Yumurtalık Kistleri

    7.Rahim Duvar Hücrelerinin Farklı Yerlerde de Bulunması – Endometriozis

    8.PosteriorParametrit

    9.Tüberküloz salpenjit

    10.Psikolojik Kaynaklı Rektal, Perinaeal ve Genital Ağrı

    1. Adet Öncesi Sendromu ( PMS : PreMestrüel Sendrom)

    PMS vücudun tamamının bir sorunudur. Kadınlarda, vücudunun bütününün sağlığı, kadınlık sisteminin sağlığına doğrudan bağlıdır. PMS' nin nedeni; vücudun hormonal sistemindeki ve rahimdeki dengesizlik olabilir. Diğer nedenler ise; hormonal sistemi etkileyen, vücudun başka uzak bir yerindeki başka bir organsal sorun, bir ameliyat bölgesi yada duygusal bir yaralanma olabilir. Hormonal dengesizlikler çoğunlukla PMS ve diğer adet düzensizliklerini başlatmaktadır.

    Aşırı sürekli stres durumlarında böbrek üstü bezi yoğun adrenalin üretimine mecbur kalır. Bu durumda tüm hormonal sistem dengesi bozulmaktadır. Karaciğer yeterince fonksiyon göremez ise salgılanan hormonlar yeterince ortamdan yıkılarak uzaklaştırılamaz. Bu durumda hormonal dengesizlikler baş göstermektedir. Sentetik hormon içeren hayvansal gıdaların(yumurta dahil) ve mevsim dışı bitkisel gıdaların yoğun tüketilmesi de hormonal dengesizliklere neden olmaktadır.

    Duygusal neden olarak çoğunlukla, çocukluk çağında cinsel istismara uğramış olma sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. Bilinçli zihin, farkında olmasa da bu istismar deneyimini vücutlarında, özellikle kadınlık organlarında gizlemektedir.

    Organsal sorunların biyolojik çözümlenmesi, fiziksel istismarın psikolojik destek ile yüzeye çıkarılıp yok edilebilmesi sağlanabilmektedir. PMS tedavisi, bedenin bütünsel olarak değerlendirilmesi sonucu düzenlenecek bütünsel vücut tedavileri ile gerçekleştirilmelidir.

    Prof Dr. Guy Abraham'ın araştırmalarına göre PMS aşağıdaki tiplerde tanımlanmıştır.

    a. PMS-Tip A – Anksiyete (huzursuzluk, huysuzluk):Aşırı korku, sıkıntı, alınganlık, kırılganlık, güvensizlik gibi ruhsal değişiklikler bu tip PMS' nin özellikleridir. Çeşitli minarel eksiklikleri durumunda vücut bu minarellere benzerliği nedeniyle rafine tuz (NaCl) tüketimi ile bu eksiklikleri tamamlamaya çalışır. Rafine tuz, beyin ve diğer vücut organlarında su tutulmasına neden olmaktadır. Bu durum A tipi PMS ‘ li kadınlarda adet döneminde anksiyete ve diğer ruhsal değişikliklere neden olmaktadır. Bunun için rafine tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu hastalarda, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive kinezyolojik muayene ile tespit edilen gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; krom, çinko gibi mineraller, özellikle B kompleks (B6, B12) ve diğer belirlenmiş vitamin takviyeleri önemli destek sağlayacaktır.

    b. PMS-Tip C – Yiyeceklere Özlem (iştah artışı) :Bir çok kadın, adetlerine bir hafta on gün kala, yemeklere aşırı istek duyarlar. Özellikle, PMS-Tip C hastaları tatlı ve şekere karşı karşı konulmaz bir istek duyarlar. Bunun temelinde hormonal bir dengesizlik örneği olarak hipoglisemiye (kan şeker düşmesi) yatkınlık vardır. Kan şekeri düşmesi, bir tür hormonal denge bozukluğu olup şiddeti artan başağrısına neden olabilmektedir. Bu hastalarda sıklıkla kan değeri düşüklüklerine yani, kansızlığa rastlanmaktadır.

    PMS-Tip C' de, bütünsel değerlendirme yapılarak uygulanacaknöralterapi girişimlerive özel (kinezyolojik) muayene teknikleri ile tespit edilecek gıda takviyeleri hızlı düzelmeleri sağlayacaktır. Gıda takviyesi olarak; magnezyum ağırlıklı, demir, krom, çinko gibi minerallerin alınması, bol miktarlarda özellikle yeşil taze mevsim sebzelerinin az pişirilmiş veya çiğ olarak tüketilmesi önemli destek sağlayacaktır.

    c. PMS-Tip H – Hidrasyon (Şişme, ödem) :Bu tip kadınlar adet öncesi dönemde, genel şişiliklik hissederler ve bu durumdan şikayetçidirler. Bu kadınların vücudu diğerlerinden daha kolay şişer ve enflamasyona maruz kalır, iltihaplanır. Bazılarında, bariz kırmızı lekeli yanaklar ve boyun tiroid bölgesinde, kızarıklıklar oluşmaktadır. Bazılarında ise ağrılı gergin kaslar, kas tutulmaları ve kasın su tutması durumu yaşarlar.

    PMS – Tip H kadınlarında, çeşitli besinlere karşı duyarlılığın, alerjinin bu şişme durumundan sorumlu olduğu kanıtlanmıştır. Bir gecede veya kısa sürede, 1-3 kilo gibi ciddi kilo artışları ile karşılaşılabilmektedir. Şişlikler çoğu zaman ayak bileklerinde ve ellerde olmakta, birlikte tüm eklemlerde ağrılar ve sertleşmeler görülmektedir. Özellikle ayaktaki şişlik bölgelerine parmakla bastırıldığında, ciltte çukurluk kalan bir durum oluşmaktadır.

    H tipi kadınlarda, besin duyarlılığı (alerjisi) gelişmiş gıdaların belirlenmesi ve bunların beslenme rejimlerinden çıkarılması vücuttaki şişme ve enflamasyonu, iltihaplanmayı durdurmaktadır. Besin duyarlılığını kinezyoljojik olarak ve özel testlerle(bkz. Kronik ağrılı hastalıklar ve gıda duyarlılığı) belirlemek mümkündür. Besinlerin seçilerek yenmesi, tuz kısıtlaması uygulamaları şişmeleri kontrol altına almaktadır. Bunun için tuz içeriği yüksek gıdalardan yani; hazır çorba gibi işlenmiş yemeklerden ve işlenmiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır.

    Bu kadınların yine, kafein içeren gıdalardan ve kahve çeşitlerinden uzak durmalarında yarar vardır. Kahve dışında kafein içeren, çaylar, çeşitli soğuk içecekler ve ilaçlardan (Geralgine K v.s.) uzak durulmalıdır. Bu ürünler vücutta daha fazla enflamasyon, iltihaplanmaya ve şişliğe neden olurlar. Ayrıca kafein, hormon üretimini kötü yönde etkileyerek, hormonal bozukluklara neden olur. Bu kadınların sigara tüketmeleri sakıncalıdır, diğer kadınlara oranla daha şiddetli etkilenmelere yol açmaktadır. Bunlarda sigara, hücre oksijen tüketimini arttırarak vücut ısısını daha fazla yükseltmektedir.

    Bu grup içindeki kadınların, B kompleks vitaminler, magnezyum desteği almalarında fayda vardır. Kısa sürelerde kullanılmak üzere doğal idrar söktürücü, bitkisel ürünler (maydanoz suyu, kereviz, ayı üzümü v.b.) kullanılması önerilebilir. Ayrıca, bu kadınların beslenme rejimleri, omega 3, 6, 9 yağ asitlerini içermelidir. Bu yag asitleri, keten tohumu yağı, üzüm çekirdeği yağında bolca bulunmakla beraber, bu yağlar ısıtılmadan salatalarda veya direk olarak kullanılmalıdır.

    d. PMS-Tip D – Depresyon (mutsuzluk, keyifsizlik) :Bu gruptaki kadınlarda aşırı ruh hali değişiklikleri yaşanmaktadır. Bu davranış, normal zamanda duygusal bir tepki oluşturmayacak durumlar karşısında, yoğun tepki gösterilmesi durumudur. Depresyon, vücutta aşırı progesteron hormonu birikmesi sonucu gelişmektedir. Depresyonun diğer bir nedeni vücutta ağır metal (kurşun) birikmesi olabilmektedir. İlave belirtiler sinirlilik, unutkanlık, sık uyanma gibi uyku bozuklukları ve bacakta kollarda uyuşmalardır. Kol ve bacakta görülen uyuşmalar, ciddi hareket kısıtlılıklarına neden olabilmektedir. Bu durumlarda, çeşitli radyolojik film görüntülemeleri yapılarak bel fıtığı, boyun fıtığı gibi teşhislere yönelinmekte, hastaların gereksiz yere ameliyat olmalarına neden olunmaktadır.Hatta bu hastalara bu nedenlerle bir çok bel ve boyun fıtığı ameliyatı sonrası çeşitli vidalama ve protez ameliyatları yapılarak daha içinden çıkılmaz durumlar oluşturulmaktadır. Oysa bel fıtığı erkeklerde daha fazla görülmekte iken bazı hastanelerde daha fazla kadın, bel fıtığı ameliyatı olmak durumunda kalmaktadır.

    Bu grup içindeki kadınların, bozuk ruhsal durumları tetikleyen rafine şeker ve diğer işlenmiş karbonhidratlardan uzak durması gerekmektedir. Kahve, hazır meşrubatlar ve alkol gibi kuvvetli uyarıcılardan ciddi zarar görürler, korunmaları gerekir. Özellikle regl dönemlerinin yaklaştığı depresyonlu dönemlerinde her türlü baharatlı yiyeceklerden uzak durup, mevsim meyve – sebzeleri ve tahıllarla beslenmelerinde yarar vardır.

    Bu grup kadınların tedavilerinde, B ve E vitaminleri, magnezyum, çinko gibi minareler ve belirlenmiş amino asitler(Thyrosine, L- Phenylalanin, L-Glutamin v.b.) faydalı olacaktır. Sakinleştirici olarak papatya çayı v.b. bitki çayları tercih edilebilir.

    Her tip PMS (Adet Öncesi Sendromu) için, nöralterapi, akupunktur, kinezyoloji, fitoterapi, dengeli beslenme gibi “Tamamlayıcı Tıp” uygulamaları tedaviyi sağlayacaktır. PMS den rahatsız kadınların kinezyolojik muayenelerinde ve “vegatest” sonuçlarında saptanan bozukluklara yönelik, diyet, vitamin, minarel, amino asit tamamlayıcıların kullanılması, nöralterapi ve mikro akupunktur yöntemleri ile vücut dengelenmesinin sağlanması başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Eğitimlerini aldığımız bu uygulamalar ağrı merkezimiz bünyesinde başarı ile uygulanan yöntemlerdir.

    2. Dismenore (Ağrılı Adet Görme)

    İki çeşit dismenore vardır: Primer dismenore ve sekonder dismenore.

    Primer dismenorede ağrı herhangi belirlenen yapısal bir nedene bağlı değildir.

    Sekonder dismenorede yapısal organik anomali ile birlikte ağrılar vardır.

    Dismenorenin sıklığı oldukça fazladır ve ilgili çalışmalar farklılık göstermektedir. Bir çalışmada 19 yaşındaki kızların %72'sinde dismenore olduğu gösterilmiştir.

    2-A. Primer Dismenore (Birincil Ağrılı Adet Görme)

    Birincil dismenorede yapısal bir bozukluk yoktur. Genellikle ilk adetten birkaç ay sonra başlar, birkaç yıl sürer. Ağrı genellikle kolik tarzında ve hafiftir. Günlük aktiviteleri engellendiği zaman ağrı şiddetli olarak nitelendirilir. Çoğunda, ağrı menstrüasyondan yarım gün önce başlar, bir günden az sürer. Adet ile birlikte ya da iki gün önce başlayıp en fazla iki gün daha uzun sürebilen ağrı dönemleri vardır. % 25 hastada adetten bağımsız devamlı nitelikte bir ağrı gelişmektedir. Ağrı genellikle simetrik olarak pelviste, leğen kemiği çevresinde ve alt karında gelişir.

    Arkada uyluk bölgesine, kalçalara, alt bele, sırta, yayılır ve % 25 hastada devamlı (süregelen-kronik) niteliktedir. Bel, kalça, bacak ağrısı ön planda olduğunda, bu şikayetlerle bel fıtığı veya kalça kemiği eklemi ağrıları ile karıştırılır. Yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmektedir.

    Primer dismenore ağır ise bulantı, kusma, ishal olabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayarak işten, okuldan ayrı kalmaya yol açabilir, birkaç yıl içinde kendiliğinden kaybolabilir. Fakat 10 hastanın 8'inde ilk doğumdan sonra kaybolur.

    Geleneksel tıp tam nedeni saptamamış olmakla birlikte, ağrının rahim boynu gerginliği artışına, normal menstrüel gevşemenin olmamasına, kan akımında geçici bir tıkanma bulunmasına ve bunlarla birlikte artmış prostaglandin sentezine bağlı olabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, tedavi edici yöntemler yerine sadece, ağrı kesicileri kullanmaktadır. Ağır vakalarda, ağrı kontrolü için doğum kontrol ilaçları kullanılmaktadır. Ancak yeterli ağrı tedavisi sağlanamamakta, sadece geçici olarak ağrı bir miktar azaltılabilmektedir.

    Modern yaklaşımlar, bu hastalarda hormonal dengesizlik olduğunu, hormon düzeyleri normal olsa bile horman kalitesinde veya hormon hedef organındaki (rahim) hormon reseptörlerinde bir dengesizliğin olduğunu belirlemiştir. Bu hastalarda bu bozukluklar, özel muayene yöntemleri (kinezyolojik) ve gelişmiş testlerle(Vegatest) saptanabilmektedir. Özellikle tiroid bezi ile ilişkisi olan rahim reseptör dengesizlikleri gözden kaçırılmamalıdır. Hastaların endokrin-hormonal hastalık hikayeleri ve tiroid hormonları mutlaka gözden geçirilmelidir.

    Bu hastalarda, bütünsel yaklaşımla yapılacak özel muayene yöntemleri(kinezyolji) ve özel testlerle(vegatest) hormonal dengesizlik nedenleri saptanabilir. Teşhisin kesinleşmesi sonucu medikal tedaviler, nöralterapik girişimsel ağrı tedavileri ve tamamlayıcı fitoterapik tedaviler kalıcı iyileşmeyi sağlayabilmektedir.

    2-B. Sekonder Dismenore (İkincil Ağrılı Adet Görme)

    Ağrı bir nedene bağlı ise ikincil dismenore olarak adlandırılır. Ağrı pelviste, uylukta, kalçalarda, alt bel bölgesinde hissedilebilir. Ağrı endometriozis, adenomiyozis, submukozfibroidler ve çeşitli obstrüktif dismenore nedeniyle olur ve sıklıkla tek taraflıdır. Bu hastalarda, bazı dönemlerde şiddetlenen bel, kalça ve bacak ağrıları tek taraflı olup, dismenore düşünülmediğinde; yapılan MR gibi radyolojik görüntüleme yöntemlerindeki yalancı pozitif disk fıtığı görüntüleri ile bağlantı kurularak gerekmeyen operasyonlar bile yapılabilmektedir. Kalçaya yansıyan ağrılar, leğen kemiği (sakroiliak) eklemindeki radyolojik görüntülerdeki yanıltıcı değişikler nedeniyle, sakroileit, ankilozan spondilit gibi romatolojik hastalıklar lehine tanılar konulabilmekte ve uzun dönem kimyasal ilaç tedavileri yapılabilmektedir.

    a)Endometriozis

    En sık rastlanan semptom, adet dönemlerinde ağrı artışı ya da sürekli seyreden adet ağrısı benzeri ağrıdır. Ağrı tüm adet boyunca, kimi zaman da bir gün daha fazla sürer. Rahim dokusundan bazı hücrelerin uterus dışı bölgelerde yerleşmesi durumudur. Nedene yönelik tedaviler uygulanır. Ağrı tedavisinde organik hormon gibi davranan fitoterapik tedaviler başarılı sonuçlar vermektedir. Yine bütünsel yaklaşımla hormonal düzensizliklerin nöralterapi ile dengelenmesi başarılı sonuçlar vermektedir.

    b)Adenomiyozis

    Rahim yüzey dokularının küçük adacıklar halinde rahim kas tabakasında bulunmasına adenomiyozis ya da endometriozis interna denir. En sık rastlanan şikayetler kanama bozuklukları ve pelvik ağrıdır. Adetler genellikle şiddetli ağrı ile seyreder ve hasta aktivitelerden yoksun kalabilir. Adenomiyozis sıklıkla kısırlığa yol açar.

    Ağrı ve anormal kanama menopozdan sonra kaybolur. Ancak hastalar genellikle bu nedenlerle menopoz öncesi histerektomi (rahimin operasyonla alınması) olmak zorunda kalırlar.

    Girişimsel nöralterapik ağrı tedavileri ile pelvik lenfatik-venöz kan akımı düzeltilmeleri sonucu ağrı tedavisi mümkün olmaktadır. Özellikle hormonal dengesizliğin doğal fitoterapik medikal ürünlerle tedavileri sağlandığında, nöralterapik girişimsel tedavilerle ağrı kontrolü diğer şikayetlerde kalıcı olarak düzelme sağlanabilmektedir. Sadece dirençli ağrı ve kanama şikayeti olan hastalarda uygulanan operesyonlar, daha sonra ciddi bel, kalça, bacak uyuşması ve ağrısı gibi başka sorunlara yol açmaktadır.

    c)Fibroidler

    Rahim kas yapısından, rahim boşluğuna doğru uzanmış olduklarında, ya da rahim azgını kapadıklarında kolik tarzda ağrıya neden olurlar. Nadiren görülür, cerrahi olarak tedavi edilirler.

    d)Tıkanmaya Bağlı Dismenore (Tıkanma Adet Ağrısı)

    Adet kan akımı doğumsal ya da edinsel olarak tıkandığında oluşan ikincil dismenore, tıkanmaya bağlı dismenore olarak tanımlanır.

    Doğumsal olanda ağrı genellikle adet başlamasından birkaç ay sonra, vajina ya da rahmi gerginleştirecek kadar kan biriktiğinde ortaya çıkar. Kızlık zarı tam kapalı olduğunda vajinada menstrüel kan birikmesi ile adet kanı gelmeden ağrılı adet durumu oluşur. Çift rahim varlığında birinde sıvı birikimi olduğunda menstrüel ağrı tek taraflı seyreder.

    Çeşitli doğumsal anomaliler ikincil dismenoreye yol açabilir. Edinsel formlar ise rahim ağzının çıkarılması (serviks amputasyonu), elektrokoter ya da konizasyon uygulamaları gibi cerrahi sonrası yapışıklıklarla ortaya çıkar. Tanı hastalığın hikayesi ve klinik muayeneye bağlı olarak konabilir.

    2-C. Psikolojik Kaynaklı Dismenore

    Bu grupta incelenen dismenorelerin abartıldığı kadar sık olmadığı gözlenmiştir. Organik herhangi bir neden bulunmadığında ve psikolojik değerlendirmede kişide nörotik yapı ya da başka bir psikolojik kaynak bulunduğunda tanı psikolojik kaynaklı dismenore olarak konur.

    Bu hastaların özel muayene (kinezyolojik) yöntemleri ile tanı ve tedavileri mümkün olmaktadır. Temelde yatan bozukluk hormonal dengesizlik oldugunda; fitoterapik medikal tedavilerle beraber nöralterapi uygulamaları iyileşmeye katkı sağlayacaktır.

    2-D. Adet Ortası Ağrısı (Mıttelschemerz)

    Adet dönemi ortası ağrısı yumurtlama günlerinde ağrı ile seyreder. Ağrı aynı veya değişen taraf pelvis kemiği üzerinde oluşabileceği gibi tüm alt karında hissedilebilir. Hastalık kendisini yumurtlama sırasında tekrarlayıcı ağrı olarak belli eder. Ağrı birkaç saat ile bir iki gün arasında, kimi zaman da dört güne kadar sürebilir. Şiddetli formu karın içi kanama ile beraber olduğunda, alt karında hassasiyet saptanır. Olgunlaşmakta olan yumurtanın, yumurtalık, kanal duvar ya da adale tabakasının kasılmalarının yarattığı adale gerginliği artışı sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca nadiren endometriozis odağına bağlı olarak da gelişebilir.

    Hafif formda analjezikler yeterlidir. Ağrı östroprogesteron içeren ilaçlar ile engellenebilir. Şiddetli formlarda karın içi kanama da eşlik ediyorsa, girişimsel laparoskopi gerekebilir.

    Süregelen hale gelmiş bu tür ağrılı durumlar, hormonal dengesizlik nedeniyle olabilmektedir. Bu hastalarda özel kinezyolojik muayene metodları sonucu, fitotrapik hormon tedavileri ve nöralterapik bütünsel yaklaşımla değerlendirlerek yapılacak girişimsel ağrı tedavileri kalıcı iyileşmeler sağlanabilmektedir.

    3. Artık Yumurtalık Dokusu Sendromu : Kadın Hastalıkları ve Dogum Operasyonları Sonrası Ağrı Sendromu

    Sezaryan, rahim ve/veya yumurtalıkların alınması operasyonları sonucu rahim skar(nedbe) dokusunda veya çevrede kalan kesilmiş organ-dokulara bağlı oluşan ağrılı durumlar “Artık Yumurtalık Doku Sendromu” olarak adlandırılır. Geleneksel tıp yöntemleri bu hastalarda, tedavi olarak cerrahi girişim önererek kalan yumurtalık ve skar dokusunun dikkatli olarak çıkarılmasını önermektedir. Ancak bu cerrahi girişimlerle ağrı tedavisi sağlanamamaktadır.

    Kadın hastalıkları ve doğum nedeniyle operasyona maruz kalan kadınların, daha sonra bir çok hastalıklar (guatr, safra kesesi, bel fıtığı, kalça, diz, hemoroid, fissür v.s.) nedeniyle peşpeşe ameliyat olmak zorunda kalması sonucu, araştırmalar derinleştirilmiştir. Son gelişmeler; yapılmış operasyonun nedbe-skar dokusunun “Bozucu alan” oluşturduğu yönündedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahim ve yumurtalıkların alınması veya operasyon nedeniyle yaralanmasının sonucu alt karında, her iki veya tek taraflı kalçada ve bacakta uyuşma, yanma tarzında ciddi ağrılar oluşabilmektedir. Bir çok hormonun hedef organı durumundaki rahimin alınması dolayısı ile hormonal dengesizliklere de neden olunmakta ve uyku düzensizliklerinden depresyona kadar bir çok farklı şikayet ortaya çıkmaktadır. Bu hastalar, MR görüntüleme yöntemleri sonucu, bel fıtığı teşhisleri ile farklı bel cerrahisi girişimlerine maruz kalmakta ancak iyileşme sağlanamamaktadır. Bazı hastalara sakroileit gibi teşhislerle uzun yıllar sürecek romatolojik hastalık tedavileri başlanmaktadır.

    Bu hastalarda kinezyolojik muayene yöntemleri ile bozucu alan, özel kan testleri (vegatest) ile hormonal dengesizlikler tespit edilerek tedavi edilmesinde fayda vardır. Bozucu alan tedavilerinin girişimsel ağrı tedavileri ve nöralterapi ile düzeltilmesi, hormonal dengesizliklerin fitoterapik(organik bitkisel) medikal ürünlerle ve nöralterapik hormonal eksen injeksiyonları ile tedavisi başarılı sonuçlar vermektedir.

    Bu hastaların gereksiz ve başarısız yeni cerrahilere yönlendirilmemesi gerekmektedir. Böylece hasta çok da gerekli olmayacak, belki de yeterli tedaviyi sağlayamayacak bir ameliyattan korunmuş olacaktır. Ağrı kliniğimizde bu uygulamalarla başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    4. Belirgin Bir Nedeni Olmadan Ortaya Çıkan Kronik Pelvik Ağrı (Alt Batın-Alt Bel) (Bpogkpa)

    Herhangi bir nedenin ya da hasarın bulunmadığı süregelen, tekrarlayıcı pelvik ağrı şikayetleri vardır. Ağrı cinsiyet veya idrar yolları organları kaynaklıdır. Belirgin patoloji olmaksızın gelişen kronik pelvik ağrı (BPOGKPA); yüzyılı aşkın bir süredir bilinen, pelvik sempatik sendrom gibi çeşitli adlar verilen ve belirgin bir patolojiye bağlanamayan pelvik ağrının yeni ismidir.

    Hastaya BPOGKPA tanısı koyabilmek için tanı araştırmaları sonunda;

    1) Ağrının jinekolojik ağrı karakterine sahip olması;

    2) Laparoskopik tetkike rağmen hastada bilinen bir jinekolojik ağrı nedeninin saptanmamış olması gerekir.

    Hastaların çoğu neden olmaksızın oluşan pelvik ağrı ve şiddetli cinsel birleşme ağrısından şikayet ederler.En önemli şikayet alt karın ve/veya alt bel ağrısıdır. Ağrı leğen kemiğinin birinde, her ikisinde ya da yaygın olarak tüm alt bel ve/veya karında bulunabilir. Bel ağrısı, alt bel ve kalçalarda hissedilebilir. Ağrı şikayetleri adet öncesi daha şiddetli olup, adetin birinci, ikinci gününde şiddeti azalır. Karın muayenesinde yumurtalık bölgelerinde ağrı bulunabilir. Rahim muayenesi hassas olabilir. Alttan muayenede rahimde, yumurtalıklarda ağrı saptanabilir. Vajen sıklıkla konjeste ve ödemli görülür.

    Son zamanlarda bu rahatsızlığa etken olabilecek birçok neden ortaya atılmıştır. Hastaların bir kısmında şikayetlerin; sakrouterinligamanın veya geniş ligamanların biri veya ikisinin posterior kısımlarının travmatiklaserasyonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Venöz kan ve lenfatik sıvı dolaşım faktörlerinin süregelen ya da aralıklı alt karın ağrısına yol açabileceğine dair bulgular mevcuttur. BPOGKPA olgularında pelvis ve rahmin kan ve lenf dolaşım tetkiklerinde duraganpelvik kanlanma saptanmış, bu durumun tek başına etken olamayacağı düşünülmüşse de, pelvik varislerin varlığı ağrının ana nedeni olarak kabl görmüştür.

    Son araştırmalardaki “Bozucu Alan” teorileri bu tabloyu açıklamakta daha etkin görünmektedir. Kadınlarda adetlerle değişen rahim, over dokuları ve bölgedeki kan-lenf dolaşımı bozuklukları dolayısı ile damar yapıları “Bozucu alan”lar gibi davranarak bu açıklanamayan ağrıların sebebi olabilir. Aylık adetler, kızlık zarının yırtılması, düşük, küretaj, rahimiçi araç kullanımı, doğum, rahim ağzı yara-yırtıkları, sezaryan ve diğer pelvis-alt karın bölgesi am