Etiket: Bel

  • Bel ağrısı ile yaşamak zorunda değilsiniz

    Günümüzde her 10 kişiden 8’inin, hayatı boyunca en az bir kez etkilendiği bel ağrıları, özellikle ağır işlerde çalışan ve uzun süre masa başında oturmak zorunda kalanları daha fazla etkiliyor.

    Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

    Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına neden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, doğumsal bozukluklar, kalıtsal hastalıklar, kas ve sinir kaynaklı ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

    Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

    Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur.

    Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

    Bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

    Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?

    • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
    • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
    • Hamileyseniz,
    • 30 yaşın üstündeyseniz,
    • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
    • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
    • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

    Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

    Egzersiz ile:

    • Kötü duruş düzeltilebilir,
    • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
    • Kilo verilebilir,
    • Düşmeler engellenebilir.

    Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

    Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir.

    Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

    Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

    • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
    • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
    • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
    • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
    • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
    • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
    • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
    • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
    • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
    • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
    • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
    • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
    • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
    • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
    • Kilo veriniz.

    Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

    Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca küçük bir kısmında gereklidir.

    Her bel ağrısı, bel fıtığı anlamına gelir mi?

    Halk arasındaki en önemli yanlışlardan birisi de “bel ağrısı eşittir bel fıtığı” şeklindeki düşüncedir. Daha önce de belirttiğim gibi her bel fıtığında bel ağrısı görülür fakat her bel ağrısı bel fıtığı anlamına gelmez. Zorlamalara veya ani hareketlere bağlı olarak bel kaslarımızda meydana gelen spazm en sık görülen bel ağrısı nedenlerinden birisidir. Bunun dışında, omurlarımız arasında yer alan “disk” dediğimiz yapılar yaş ilerledikçe dejenere olurlar ve içlerindeki su miktarı azalınca bel ağrısına yol açarlar. Ayrıca omurlarımızı birbirine bağlayan “faset” dediğimiz eklemlerden kaynaklanan problemler bel ve kalça ağrılarına yol açarlar.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

    Başlangıç dönemindeki belirti bel ağrısıdır. Dıştaki sert kısmın gerilmesi ve daha sonra yırtılması ile ve aynı dönemdeki iç kısımda ortaya çıkan kimyasal maddelerin etkisiyle küçük sinir uçları uyarılır ve belin orta kısmında, bazen yana yayılan ağrılar başlar. Bel ağrısının bir diğer nedeni de sinir uçlarının uyarılması ile ortaya çıkan bel kaslarındaki spazmdır. Bu dönemde yapılan muayenede bel kaslarının sert olarak ele geldiği ve omurgada düzleşme olduğu anlaşılır. Bu dönemde fıtık dokusu henüz sinire baskı yapmadığı için bacakta ağrı veya uyuşma yoktur. Olay ilerledikçe içteki yumuşak kısım sağda veya solda dışarı doğru kabarır ve son dönemde yırtıktan dışarı çıkar. Tam bu bölgeden geçen ve bacağa giden sinire baskı yapmaya başlar. Bu dönemde hasta belindeki ağrının kalçasına ve bacağına yayıldığından şikayet eder. Beraberinde bacakta uyuşma ve karıncalanmalar başlar. Sinir dokusunun etkilenmesi döneminde yapılan muayenede bacakta güç kaybı ve duyu hissinde azalma fark edilir. Bazı büyük bel fıtığı olan hastalarda idrar kaçırma ortaya çıkabilir. Bazen hastalar şiddetli bacak ağrılarının aniden tamamen geçtiğini fark ettiklerini belirtirler. Bu durum aslında hastanın düşündüğü gibi bir iyileşme değil tam tersi sinirin artık görevini yapamadığını gösteren kötü yönde bir gelişmedir ve yapılan muayenede genellikle beraberinde ayakta tam bir kuvvetsizlik saptanır. Bu durum acil olarak ameliyat edilirse düzelebilir.

    Her fıtık ameliyat edilmeli mi?

    Bel fıtığı hastalarının büyük bir kısmı, sanıldığının aksine, ameliyat gerekmeden diğer tedavi yöntemleri ile iyileşebilirler. Ameliyat edilmesi gereken hastaları şu şekilde sayabiliriz:

    ? Ayağında kuvvet azalması olan hastalar,

    ? Çekilen MR’da bir disk parçasının koparak sinire baskı yaptığının saptandığı hastalar,

    ? İdrar kaçırma şikayeti başlayan hastalar,

    ? Düşük ayak dediğimiz ani kuvvet kaybı olan hastalar.

    PROLOTERAPİ VE BEL AĞRISI…

    Bize ağrı ile başvuran hastaların hemen hemen % 50 ‘ si bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Bunun yalnızca %1’i operasyon gerektiren bel ağrısı. PROLOTERAPİ İLE BEL AĞRILARINIZDAN KALICI OLARAK KURTULMANIZ MÜMKÜN.

    Unutmayın ağrı ile yaşamak zorunda değilsiniz. Ağrısız günler temennisiyle…

  • Ozon ile bel-boyun fıtığı tedavisi

    Bel Fıtığı Tedavisi ve Ozon

    Ozon molekül ağırlığı 48 kDa olan O3 ile sembolize edilen allotropik bir oksijen formudur. 1840 yılında Alman Kimyacı Christian Friedrich Schönbein tarafından keşfedildi ve sonrasında yüzlerce bilimadamı ozonla ilgili sayısız çalışmalar yaptılar. Ozonun hemen her alanda faydalı etkilerinin olduğu bu çalışmalarla ispatlanmıştır. Günümüzde de ozonla ilgili çok sayıda daha ileri düzeyde bilimsel tıbbi çalışmalar yürütülmektedir.

    Bel fıtığı hastanın günlük aktivitelerini sınırlandıran belinde ve bacaklarında ağrı, uyuşma, his kaybına yol açan klinik bir hastalıktır. Omurga kemikleri arasında disk diye tabir edilen yastıkçık şeklinde anatomik yapılar mevcuttur. Bu yapıların dış katmanlarına anülüs fibrozus denir ve sert fibröz bir halka şeklindedir. Orta-iç kısmına ise nukleus pulpozus denir, yumuşak-jelsi kıvamda bir maddeden oluşmuştur. Bu yapı fıtıklaştığı zaman omurilikten çıkan bele ve bacağa dal veren sinir köküne bası yaparlar. Bu sayede belde-kalçada şiddetli ağrı, bacakta şiddetli ağrı, kasılma ve uyuşma şikayetleri gözlenir.

    Tedavi olarak; ilaç tedavisi, fizik tedavi, minimal invazif yöntemler (intradiskal ozon enjeksiyonu, epidural steroid enjeksiyonu, faset eklem enjeksiyonu, medial dal bloğu) ve ameliyat planlanabilir. Özellikle ilaç tedavisine ve fizik tedaviye yanıt vermeyen olgular başta olmak üzere bel fıtığı olgularına intradiskal ozon enjeksiyonu yapılabilir.

    İntradiskal ozon enjeksiyonu diğer bir ismiyle ozon nükleolizis tüm bel ve boyun fıtıklarında, dejenere disk hastalığında uygulanan bir yöntemdir. Ameliyathane ortamında tamamen steril şartlarda, görüntüleme cihazları eşliğinde uygulanır. Klinik olarak bel ya da boyun fıtığı tanısı konulan ve çekilen MRI görüntülerinde bel-boyun fıtığı tespit edilmiş hastalara uygulanır. Hastalara narkoz verilmez. Lokal anestezi altında görüntü eşliğinde fıtığın olduğu diskin içine girilir ve buraya ozon enjeksiyonu yapılır. İşlem yaklaşık olarak 10-20 dk sürer. İşlem sonrası hasta servise gönderilerek yatağına alınır ve 2 saat süreyle sırt üstü uzanması istenir. Genel durum değerlendirmesi yapılır ve aynı gün taburcu edilir. Hastanın klinik olarak ağrıları azlır veya kaybolur.

    Fıtık içine yapılan ozon enjeksiyonu ile fıtıkta küçülme süreci başlar ve radyolojik olarak altı-sekiz aya kadar sürer. Fıtık küçüldükçe sinir üzerine olan bası ortadan kalkar ve hastada mevcut olan ağrı, uyuşma, hareket kısıtlılığı gibi şikayetler azalarak geçer. Hasta, ağrılarından kurtularak işine ve günlük aktivitelerine sağlıklı bir şekilde geri döner. Bu sayede ameliyata gerek kalmadan fıtık küçültülmüş, yok edilmiş olur. İşlem bir kez yapılır ancak nadir de olsa ikinci enjeksiyona ihtiyaç duyulabilir. İki hafta, iki ay ve de altı aylık kontroller yapılır. Altıncı ayda kontrol MRI çekilir. Yeni çekilen MRI ile eski MRI daki fıtık görüntüsü karşılaştırılır ve fıtıktaki küçülme radyolojik olarak gösterilir. Yöntemin %80-85 dolayında başarı şansı vardır.

    Komplikasyonları hemen hemen yok denecek kadar güvenli bir uygulamadır. Bazı hastalar işlemden sonra geçici ağrı, ağırlık ve yanma hissi duymaktadırlar.
    Cerrahi seçenek ise ancak hiçbir tedaviye yanıt vermeyen ağrısı olan, kol yada bacaklarında incelmelere neden olan yada refleks kayıplarına neden olan durumlarda devreye sokulabilecek en son seçenektir. Artık açık cerrahi ameliyatlarının bel ve boyun fıtığının tedavisindeki yeri çok sınırlıdır. Felç olursunuz korkutmacası doğru değildir.

    Bu neştersiz çözümlerin ehil ellerde hiçbir yan etkisinin olmaması, kısa sürede gerçekleştirilmesi, narkoz gerektirmemesi ve de işlemden sonra 2-3 saat içinde hastaların evlerine gidebilmeleri bu yöntemlerin cazibesinin artmasına, aşırı bir taleple karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır.

    Sağlıklı günler dileğiyle…

    Uzm. Dr. Kürşat Gül

  • Bel fıtığında çaresiz değilsiniz

    Nasıl oluşur?

    Bel fıtığı omurgalar arasında bulunan disk denilen elastiki kıkırdak dokunun omurgaların
    baskısı nedeniyle öne doğru kayarak omurilik kılıfından çıkan ve bacağın çeşitli bölgelerine giden sinirleri sıkıştırmasıyla oluşur. Bazen ani bir zorlama, ağır bir şey kaldırma, ters bir hareket veya belin üşütülmesi bile bel fıtığına neden olabilir. Ama bel fıtığının en önemli nedeni uzun süren stres ve gerginlikler sonrası kaslardaki aşırı gerilmedir.
    Belirtileri nelerdir?
    Tek veya her iki bacağa vuran ağrılar, ayaklarda uyuşmalar, hareket kısıtlılıkları, yürüme ve oturmada güçlük bel fıtığının belirtileridir. Bel fıtığı ilerlerse iktidarsızlık, çabuk yorulma, idrarını tutamama, dengesizlik ve yürüyememe gibi belirtiler de eklenebilir.
    Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
    Günümüzdeki modern tanı yöntemleri, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile bel fıtığı teşhisi kolaylıkla konulmakta ve derecesi belirlenebilmektedir.
    Bel fıtığı ameliyatı nasıl yapılır?
    Bel fıtığında uygulanan mikrocerrahi metoduyla hastalar ameliyat olduktan altı yedi saat sonra ayağa kalkıp yürümekte ve bir gece hastanede yattıktan sonra evlerine gidebilmektedir. Bu metot sayesinde sadece 1.5-2 santimlik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrası cilt yüzeyine dikiş konmamaktadır.
    Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar altında yapılması ameliyat bölgesindeki sinirlerin 25 veya 40 büyütmeyle görülmesini, böylece sinirlere hasar verme riskini sıfıra indirmeyi sağlamaktadır.
    Bel fıtığı yeni başlamışsa
    Bel fıtığının tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı baskının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahatı ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.
    Hastaya yapılacak öneriler
    1) Hasta kesinlikle bir-iki kilogramı aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.
    2) Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.
    3) Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir. Uzun süre araba kullananlara ise yirmi dakikada bir arabalarını park edip arabalarının etrafında birkaç kez dönmeleri tavsiye edilir.
    4) Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir iskemle veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.
    5) Hastaya belini daima sıcak tutması, cereyanda kalmaktan kaçınması hatırlatılır.
    6) Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.
    7) Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahati yapması önerilir. çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.
    Hastalık ileri bir safhadaysa
    Eğer yukarıdaki önerilere, istirahat ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikâyetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır.
    Bel ağrısının sınıflandırılması
    Eskiden 6 aydan uzun süren LBA (Lombal Bel Ağrısı) kronik kabul edilirdi
    Oysa şimdi:
    0-4 hafta süren LBA akut
    4-12 hafta süren LBA subakut
    12 haftadan uzun süren LBA ise kronik olarak kabul edilmektedir.
    Manipulatif tedavi ve masaj ehliyetsizlerin elinde etkisiz
    Traksiyon tedavisi artık önerilmiyor.
    Akupunktur ile ilgili kanıtlar yetersiz (Ağrıyı giderdiği ancak tedavi etmediği tanımlamaları yapılıyor) !
    Biofeedback, TENS tek başlarına etkisiz. Kombine tedavilerde kullanılabilir!
    TP enjeksiyonları, proloterapi ve botox enjeksiyonları: çelişkili sonuçlar
    Epidural steroid enjeksiyonu radiküler ağrıda yetersiz. Kontrollü çalışmalar yetersiz
    Kognitif tedavi
    Oysa Nöralterapi & Manuel Tıp & Manyetik Alan Tedavisi ve Akupunktur ile kombine tedavisi çok etkindir.
    NöRALTERAPİ: Tedaviye Adler Langers noktalarının muayenesi ile başlanır. Kipler cilt kaydırma testi ile pozitif bulunan segmentler tespit edilir. Lokal tedavi: Lokal sorunlu olan alanlara %1 Lidokain ve prokainle uygulama yapılır.
    Segmental tedavi: Segment içinde bulunan irritasyon noktalarına , özellikle gastrokinemius ve soleus kasının tetik noktalarına uygulama yapılır. L1-S5 arasına quadell yapılır. L2 blokajı ve veya kanalis sakralis uygulaması.
    Hastanın varsa kabızlık ve barsak sorunları tedavi edilmelidir.
    Barsakta kandida yüklenmesi, toksinlerin bağ dokuda birikmesine neden olmaktadır.
    Bunu Reviqunat- Proqunat veya Vega test ile sorunun kaynağı araştırılıp ortaya çıkarılmalıdır.
    Bozucu alan mutlaka regüle edilmeli. Tek taraflı tendinitler ve artritler genellikle bozucu alan kaynaklıdırlar. Bu konuda daha kapsamı yazılar için nöralterapi etki mekanizma kısmına bakınız veya www.noralterapi.com dernek sayfasındaki yazılarımı veya 201o Nobel Kitabevinde tarafında yayınlanmış olan kitabıma bakınız.
    Alt ekstremite dolaşım protokolu ilk aşamada yapılacak tedavidir. Aynı segment içinde bozucu alanlar kinesyolojik olarak test edilmeli alınan cevaba göre tedavi planlanmalıdır.
    Hasta her geldiğinde yeniden değerlendirilmeli ve tedavi planlamasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Kronik vakalarda klasik bakış açısına ve rutine düşmemeye dikkat edilmeli.
    Bel Fıtığında Ameliyat gereken durumlar
    Fizik tedavi ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Bu oran dünya tüm bel fıtıklarının %5 altındadır. Yani ameliyat son çaredir ve yaygın şekilde kullanılmalıdır.

    Dr. Hüseyin NAZLIKUL

    Nöralterapi Derneği Başkanı

    Manuel Tıp Derneği II. Başkanı

    Tamamlayıcı Tıp ve Regülasyon Derneği II. Başkanı

    Bilimsel Akupunktur Derneği Onursal Başkanı

  • Bel ameliyatları sonrasında geçmeyen ağrılar

    Bel fıtığı nedeni ile ameliyat olmuş ancak bel ve bacağa vuran ağrıları geçmemiş hasta grubunu ifade etmek için başarısız bel cerrahisi tanımı kullanılmaktadır.

    Bel ya da bacağa vuran ağrılardan yakınan ve kendisine bel fıtığı tanısı konup ameliyat edilen hastalarda şikâyetlerin ameliyattan hemen sonra ya da daha geç bir dönemde tekrarlaması olayıdır. Bel fıtığı nedeni ile ameliyat edilenlerin %15’inde görülebilmektedir.

    Nedenlerine gelince:Eğer operasyondan hemen sonra hastanın daha önceden var olan şikâyetleri aynen ya da artarak devam ediyorsa:

    – Konulan tanı yanlıştır
    – Yanlışlıkla başka mesafeden ameliyat edilmiştir
    – Operasyon tekniği hatalı ya da eksiktir diye düşünmek gerekir.

    Eğer hasta ameliyat olduktan 2-6 ay sonra benzer şikayetlerle tekrar hekime müracaat etmişse yukarıdaki nedenler olabileceği gibi daha çok operasyon bölgesinde yapışıklıklar, granülasyon dokuları yada fıtığın aynı veya başka bir bölgeden nüksü yani tekrarlaması söz konusu olabilir.

    Tedavide:

    Özel bir epidural kateter (RACS) vasıtası ile doku eritici ilaçların beraberinde kortizon vererek, hastaya iki, üç gün daha bu kateterden yoğun tuzlu serum vererek tedavi sonlandırılır. Bu tedaviye yanıt alınamayan hastalarda epidural OZON denenmelidir. Her şeye rağmen ağrıları geçmeyen hastaların omurilikleri üzerine ağrı pili takmak (spinal kord stimülatörü) gerekebilmektedir.

  • Bel kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonuve faset eklem medial dal radyofrekansgibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.

    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

  • Boyun kireçlenmesi

    Boyun kireçlenmesi

    Belde ve boyunda kireçlenen eklemler her omurun arka her iki yanında yer alan küçük eklemlerdir. Bu eklemler omurları omurganın hareketini sağlayacak şekilde arkadan direkt olarak birbirlerine bağlarlar. Faset eklemler olarak adlandırılırlar ve oldukça karmaşık sinirlerle donatılmışlardır. Ağrıya çok duyarlıdırlar. Omurgamızın hareketliliğinde büyük önemi olan bu eklemlerin yapısı yaşa, travmalara bağlı olarak bozulabilir ve ciddi boyun, bel ağrılarına sebep olabilirler. Bel ve boyun fıtığında ağrı öne eğilmekle şiddetlenirken, bel ve boyun kireçlenmesinde ise daha çok arkaya yaslanmak ve yana dönmekle artış gösterir. Yaşlanmanın yanı sıra, uzun süre sert sporla uğraşma, sürekli ağır yük taşıma ve yanlış vücut postürüne sahip olma gibi uygunsuz yaşam tarzları kireçlenmenin en önemli hazırlayıcı faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Faset eklemlerin omurganın hareketini sağlamalarının yanında bir başka fonksiyonları, omurilikten çıkan sinir köklerinin omurga kanalını terk ederek dışarı çıktığı nöral foramen adı verilen deliklerin bir bölümünü oluşturmalarıdır. Faset eklemlerde travma, omurganın üzerine aşırı yük binmesi veya diğer kemik hastalıkları nedeniyle büyüme oluşabilir. Bu durumda sinirlerin geçtiği delikler daralacak ve hastada bel fıtığına benzer sinir sıkışmasını andıran belirtiler ortaya çıkacaktır. Bunlar eğer olay boyunda ise, omuza, kola yayılan boyun ağrısı; belde ise kalçaya ve bacağa yayılan bel ağrısı şeklinde özetlenebilir.

    Boyunda daha çok boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük – hissizlik – yanma – batma, ellerde zayıflık – beceri azalması – uyuşma – karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

    Bel ve boyun kireçlenmesinin tedavisinde faset eklem enjeksiyonu ve faset eklem medial dal radyofrekans gibi girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınabilir.
    Faset eklemlere ait sinirler vücudunuzun herhangi bir yerindeki kaslarınızın hareketini kontrol etmez, sadece ağrı sinyallerini beyine taşır. Faset eklem medial dal radyofrekans tedavisi bu sinirlerin ağrı iletisinin engellenmesini amaçlar.

    Uygulanan bu girişimsel yöntemler tedavinin sadece bir bölümünü oluştururlar. En az bunlar kadar önemli olan bir başka nokta hastaların tedavi sonrası eğitilmeleridir. Eğitim denilince hastaya verilmesi gereken egzersiz programı ve vücuda doğru davranmak için yapılması ve kaçınılması gereken davranışların öğretilmesi akla gelir. Ancak bu şekilde sağlıklı bir omurgaya sahip olmak mümkün olur.

  • Karın germe ameliyatı/abdominoplastide bedeninizde neler düzeltiliyor?

    Hamilelik sonrası ya da aşırı kiloların artığı olarak, gerekçesi ne olursa olsun karın bölgeniz ve çevresinde yapılar (bel, basen, kalça, uyluklar, memeler) deforme olmuş olabilir. Yağ toparlanmaları, çatlaklar, sarkmalar ve buruşmalar sporla, diyetle, kremlerle bir nebze çözüm bulunsa da tümü ancak bir seferde büyük oranda ancak karın germe girişimleriyle düzeltilebilecektir. Bedeninizin üç unsuru bozulur bu süreçlerin sonunda: karın cildiniz, cildiniz altındaki yağ tabakaları,karın duvarınız ve karın kaslarınız.Aşırı büyümüş karın duvarı bedeni zorlar, kaslar esner, gevşer.Kasları karın ortasında birbirine bağlayan kas kılıfı bu gerginlikle ayrışır, genişler. Kaslar kısmen toparlansa da bu kas kılıfı esnek olmadığı için ayrışmış olarak kalır, bu da karın ön duvarında bombelik ve şişkinlik demektir. Hızlı kilo alışları özellikle hamilelik sonrası önemli bir sorundur. Kadınların küçük bir kısmı bu kiloları kolayca verir, çoğu verip eski haline dönmez. Karın, bel ve basenlerde bu yağlar kalır. Özellikle karındaki yağlar spor ve rejime karşı dirençlidir, kolayca eritilemez. Üstelik ciltte toparlanamadığı için gevşeme ve sarkma bu duruma eşlik eder ve karın estetiği tümüyle bozulur. Karın germe ameliyatı oluşan bu bozulumları geriye çevirme uğraşıdır. Göbek deliğinin üzerinden deri gerilerek aşağı indirilir, yeni göbek deliği yapılır. Alttaki deri fazlalık olarak çıkartılacaktır. Gevşemiş karın ön duvarı kasları sıkılaştırılır. Bu, fıtık ameliyatı benzeri dikiş teknikleriyle karın duvarı zarının kendi üzerine katlanıp, daraltılması ve sağlamlaştırılması demektir. Bu daraltılma girişiminin dozu belinizi de daraltıp, inceltecektir. Yağ toplanmalarının bir kısmı liposakşınla alınacaktır. Özellikle göbek deliğinin altındaki çatlaklar hemen tümüyle kesilip atılan parçayla çıkartılacak, üstteki çatlaklar pek gitmese de oluşan gerginliğin etkisiyle eski görünümünü yitirecek ve daha kabul edilir, daha az belirgin bir hale gelmiş olacaklardır. Yeni karın germe konseptinde mutlaka bel ve kasık bölgeleri de ameliyatın doğal uzantısı olarak birlikte değerlendirilip uyumlu bir estetik çizgiye kavuşturulacaktır. Unutulmamalıdır bu girişim bir şişmanlık tedavisi değildir: Sonuçların düzeltilmesi ve eski haline dönüştürülmeye çalışılması girişimidir. Bedeli ise sezaryen izinizden daha uzun ancak mayo altına gizlenebilir bir iz olacaktır. Bunu ameliyat öncesi öğrenmeli ve kabul etmelisiniz. Bütün bu süreçte en hassas nokta karın bölgesindeki problemler tek başına mı yoksa bedenin komşu bölgeleriyle bir bütün olarak düşünülüp birlikte mi çözülmeye çalışılmalıdır? Liposakşınla kısmen karın ve bel bölgeleri düzeltilse de aynı seansta genel bir liposakşın için doktorunuzla görüşmelisiniz.Ama öte yandan memeye ait her türlü sorun (sarkma,gevşeme,büyütme,küçültme) aynı seansta ek bir ameliyat olarak giderilebilir. Gene benzer şekilde bazı jinekolojik ameliyatlar ya da genital bölge estetiği karın germe operasyonların eklenebilecektir. Sonuçta karın germe operasyonu radikal ve sonuçları itibarıyla yüz güldürücü bir girişimdir. Ve kalanları toparlama anlamında bedeninize sunabileceğiniz bir hediye gibi değerlendirmek abartı sayılmamalıdır.

    Dr.Halil Aksu

    Anestezi ve Reanimasyon

  • Ağrı ve müzik

    Ağrı ve müzik

    Ne güzeldir dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi, ağrının dinmesi. Yıllar sonra bir gün bir yerde çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak. Yağmurdan sonra açan güneş, buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek, yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak, tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi, sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak, bir doktor muhayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak, ne güzeldir. Ve ne güzeldir arkadaşlarınızdan, sevdiklerinizden alacağınız sıcacık bir merhaba. Hepinize merhaba diyerek başlamak istiyorum. Beni buraya davet eden organizasyon komitesine, Tümata grubuna ve değerli başkanım Oruç Bey’e ve diğer tüm katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Özellikle Verres’in bu güzel çok enstanteneli harika sunuşundan sonra, ben sizi biraz daha katı şeylerle karşılaştıracağım. Ağrı deyince ne yapıyoruz, ağrı nedir önce oradan başlayacağım, daha sonra biz ağrıda neler yapıyoruz onu ortaya koymaya çalışacağım.

    Bakın Abdin Dino acıyı çizerken böyle bir karikatür ile karşılaştırıyor bizi. Ve otuz beş yaşında jinekolojik kanserden kaybettiğim bir yakınım Sultan Çakıcı kendi dizeleriyle: “Korkuyorum geceleri uyumaktan / hayal kurmaktan, rüya görmekten / düşüncelerimi söylemekten, acı çekmekten korkuyorum” diyor. “Gülmekten korkuyorum, ağlamaktan, korkuyorum / hep bu korkularımla yaşamaktan…” Sultan’ı genç yaşta kaybettik ama dizeleri hala benim konuşmalarımı süslüyor ve her şeyin bir ağrı olduğunu, doğumun ağrı olduğunu, hastalığın ağrı olduğunu, yaşlılık ağrı, ölüm ağrı, sevdiğinden ayrılmak ağrı, nefretin bile ağrı olduğunu, Buda bu dizelerle ortaya koyuyor. Ve gerçekten ağrıdan ağırının ağrı ile yaşamak olduğunu söylüyor. Sonuçta Hipokrat, “ağrı dindirmek tanrı sanatıdır, çünkü ölümden bile daha korkunçtur” diyor ağrı. Onun için biz algologlar ağrıyı dindirdiğimiz zaman bir an için tanrısallaştığımızı düşünebiliyoruz. Bu bir megolomani değil. Çünkü dünyada milyonlarca insan, özellikle kanser ve kanser dışı nedenlerle hem orta hem şiddetli ağrı deneyimi yaşamaya hala devam ediyor. Ve bugün baş ağrıları, bel ağrıları, boyun ağrıları, diş çürüklerine bağlı ağrılar, diz ağrıları, hepimizin günlük yaşamda karşılaştığı şeyler.

    Türkiye’de yapılan bir çalışmada Türkiye’nin ağrı haritası çıkarılmış. Yedi bölgede dört bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmada ağrı çeşitlerinin bölgelere, cinsiyete, yaşlara göre dağılımı ortaya konmuş. Yaşam standartları ve sosyal durumları incelenmiş. Doğu Anadolu bölgesi halen en çok ağrı çeken bölge olarak ortaya konmuş. Ve Türklerin yüzde 69’u yani 48 milyon kişinin halen ağrı ile yaşadığı ve en çok da baş ağrısı ile karşılaşıldığı görülmüş. Kadınlar erkeklere göre daha çok ağrı hissediyor ve Türkiye nüfusunun yüzde 10’unun hala ağrıdan dolayı cinsel ilişkiye giremediği ortaya konmuş. Ve ağrı yaşayanların yüzde 85’inin ilaca başvurduğu ve en sık kullanılan ağrı kesici ilacın da aspirin olduğu ortaya konmuş. Ağrıya maruz kalanların teşhis ve tedavide en az üç doktor değiştirdiği yani doktor doktor dolaştıkları ortaya konmuş. Bugün yine bu kronik ağrı çekenlerin %50’sinin kendini yorgun hissettiği, %11’inin yürüyemediği, %10’unun ağrılardan dolayı cinsel ilişki yaşayamadığı ve %36’sının tüm parasını harcamaya hazır olduğunu, yani “doktor kurtar beni bundan, bütün param sizin olsun!” diye söyledikleri, yapılan çalışmalarda ve %55’inin de halen ölümü bile düşündüğü, yani intahara değindiği ortaya konmuş.

    Kendi üniversitemizde, Gazi Üniversitesi’nde yaptığımız bir çalışma, bir günlük ağrı anketi yaptık, şu an hastanede yatan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmalarda, otuz sekiz bölümde 511 hasta çalışmaya alındı. İstirahatte bile ağrı skorlarının yüksek olduğu, yani %71 gibi, ve bunların halen ağrı nedeniyle de uykusuzluk yaşadıkları, hastane şartlarında yataklarında bile ağrı çektikleri ortaya kondu. Dolayısıyla ağrı genel anlamda organizmanın bio-psiko-sosyal denge ve uyumunun bozulduğunun bir göstergesidir. Burada dikkatinizi çekmek istiyorum, bio-psiko-sosyal. Hem biyolojik, hem psikolojik hem de sosyal faktörleri ekarte edemiyoruz. Ama ağrı her zaman kişiye özel, kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteriyor; cinsiyet, dil, din, ırk, sosyo kültürel çevre, ağrı eşiğini ciddi derecede etkiliyor. Ama önemli olan hekimler tarafından ağrının gerçek olarak ele alınması gerektiği. Objektif bir bulgu bulamasak bile hemen senin ağrın psikolojiktir diye sınıflandırmamak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bugün insanoğlunun belki de en çok karşılaştığı belirtiler arasında yer alan ağrının artık yalnız bir bulgu değil bugün bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söylüyorum.

    Ağrıyı kesinlikle önemsenmesi gereken bir şikayet olarak ele alacağız ama kronik ağrıyı da bir hastalık olarak görmek durumundayız. Çünkü her yıl özellikle kronik ağrıya bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyar dolar zarar meydana geldiğini yapılan çalışmalar ortaya koymuş. Ve bugün Avrupa Ağrı Federasyonu, Avrupa ağrıya karşı, ağrı dindirilmesi bir sağlık hakkıdır şeklinde deklerasyon yayınlamış. Bugün Avrupa’daki bu durumun Türkiye’de de yansımaları gördüm. Türkiye ağrı derneği çalışmalarını başlattı. Avrupa ağrı derneği ile ortak çalışmalarımız var ve şu anda da Avrupa ağrı derneğinin başkanı bir Türk. Bunu söylerken de çok gururla söylüyorum. Serdar hocamız.

    Ama gerçeklere baktığımızda hala duvarlarda bel fıtığı tedavi edilir diye telefon numaraları verilen yerlerimiz var. Dolayısıyla gerçekten insanımızı ele aldığımızda denize düşenin yılana sarıldığını hepimiz biliyoruz. Onun için ağrı tedavisinin gerekli bir şey olduğu, kronik ağrının başlı başına bir hastalık olduğu ve genel olarak tıp içerisinde birçok dalın bu hastalıkla ilgili olduğunu, tek bir dal tarafından değil, gerektiğinde bir ekip tarafından çok yönlü olarak ele alınması gerektiğini burada vurgulamak istiyorum. Tedavinin bir ekip işi olduğu, bu ekipte cerrahi bölümlerin, psikiyatrinin, fizik tedavinin, nörolojinin, algolojinin önemli olduğunu, hasta eğitiminin ve psikoterapinin yadsınamayacağını, ilaç tedavisi ile fiziksel tedavi yöntemleriyle, sinir bloklarıyla, eklem içi enjeksiyonlarıyla, radyo frekans yöntemleriyle ya da cerrahi yöntemlerle ağrının tedavi edilebileceğini belirtmek istiyorum. Ve dolayısıyla bugün tıpta artık algoloji bilim dalları kuruldu ve şu an ülkemizde 22 üniversitede algoloji bilim dalı var, eğitim hastanelerimizde algoloji bilim dalları var ve bununla uğraşan ağrı uzmanları şu anda bakanlık kabul etti, ağrı uzmanları olarak bizler ve bizlerden sonra genç nesilleri yetiştirmek için uğraşan hocalarımız önemlidir. Bu sayede de artık ağrının kader olmaktan çıktığını söylemek istiyorum.

    Algolojik yaklaşımlarla tedavi ettiğimiz ağrılara bir göz attığımızda kanser ağrıları başta olmak üzere, boyun ağrıları, omuz kol ağrıları, bel ağrıları, nöropatik ağrılar, nedeni belirlenmeyen ağrılar, baş ağrıları, yüz ağrıları, sırt ağrıları, damar sistemine bağlı ve travma sonrası ağrılar yani genel anlamda her türlü ağrı algoloji bilim dalları tarafından tedavi edilebilmekte. Bunun için hastanın ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önemli, hastayı en az yarım saat dinlemek ve muayene etmek zorundasınız. Daha sonra tedavi oral, analjezik tedaviler, ağrı kesici ilaçlar, girişimsel yöntemler bunlar Tetik Nokta Enjeksiyonu, sinir blokları, somatik ya da sempatik sinir blokları, ağrının yerine göre. Gerektiğinde diskin içine girilerek yapılan diskektomi yöntemleri ya da epidural bölgeye steroid enjeksiyonları ya da Epidural Lizis dediğimiz üç defa dört defa bel ameliyatı olup da hali hazırda yapışıklıklarla belim ağrıyor bacağım ağrıyor diye doktor doktor dolaşan hastaları ele aldığımızda bunlara yapılan epidural liziz yöntemlerini vurgulamak durumundayız. Faset eklem enjeksiyonları, özellikle bel ağrılı hastalarda her beli ağrıyan hastanın bel fıtığı olmadığı, mutlaka onların fasetlerinin iyi tetkik edilmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Tabii ki kalça eklem ağrıları ve radyo frekans, termal radyasyon uygulamaları bu uygulamaların bir başkası. Önemli olan ekip bilinciyle ele alınacak, çok daha kısa sürede böylece ağrının dindirilmesi, hem zaman hem de maddi kayba uğramamızı engelleyecektir.

    Doğru zamanda doğru yerde olmak yani doğru tanı ve tedavi söz konusu olunca tabii bu bir reklam Gazi Üniversitesi Tıp Algoloji bölümü diyoruz ama şu anda 22 üniversitede algoloji bilim dalları kuruldu ve bu tedaviler mümkün. Böyle küçücük bir odada başladık bu işe, 1984 yılında ama bugün artık üç tane yataklı modern sistemle ve ekiple, en azından üç tane doktorla, hemşireyle, bir personelle, bir temizlik hizmetinde çalışan personelle bu hizmeti vermekteyiz. Ve ameliyathane koşullarında, röntgen altında skope altında, steril şartlarda bu hizmetler verilebilmekte. Biraz önce değinmiştim, Avrupa dönem başkanlığına Serdar Aydın hocanın seçilmesiyle, artık ülkemizde de dünyada yapıldığı gibi uluslararası toplantılar düzenlenmekte, ağrıyla ilgili. En son 2008’ de yaptık, 2009’da da önümüzdeki dönemlerde bu toplantılar yapılacaktır.

    Ağrı deyince Nöropatik ve nosiseptif ağrıyı iyi ayırt etmek lazım. Nosiseptif ağrı dokudaki bozulmayla ortaya çıkarken, ki bunlar yanma, karıncalanma, ısıya hassasiyet, elektrik çarpması şeklinde kendini gösteren ağrılardır, daha çok diyabet hastalarında, zona sonrası, herpes sonrası hastalarda, karpel tünel gibi, hatta bel fıtıklarının bile nöropatik bir ağrı olduğu şeklinde artık son çalışmalar ortaya konmakta. İşte kronik ağrı böyle yakıcı tarzda, batıcı tarzda, elektrik çarpar tarzda gelen ağrılarla karşılaştığımızda gerçekten kendimizi çok kötü hissettiğimiz günlerin ortaya çıktığı yakındır. Ama önemli olan akut ağrının iyi tedavi edilmesinin gerekliliğidir. Eğer akut ağrı zamanında iyi tedavi edilmezse kronikleşebilir. Onun için küçük gibi görünen sorunlar zaman içinde büyüyebiliri hiç unutmamak lazım.

    Buradan şunu söylemek istiyorum, nöropatik ağrı haline gelip de diyabetik nöropati inmeler, stroklar, Postherpetik nevralji, kanser ağrıları, Karpal tünel sendromu gibi ağrıların toplumda görülme sıklığının yüksek olduğunu söylemek istiyorum. Onun için de akut dönemde tedavi edilirse o zaman kronikleşmez, ağrı, uyku ve anksiyete arasındaki bu ilişki, yani bu kısır döngü zamanında kesilirse hasta kronik ağrılı hale geçmeyecektir.

    Sağlık hizmetlerinde en önemli görevlerden birisidir ağrı tedavisi. Ve bugün ağrı kontrolü yöntemleri ilaçlarla, non invaziv yöntemler dediğimiz fiziksel tıp yöntemleriyle ,psikolojik yöntemlerle ve invaziv yöntemlerle, girişimsel yöntemlerle, gerektiğinde cerrahi yöntemlerle, daha sonra da tamamlayıcı yöntemleri de burada, bugün konuşulduğu gibi yadsımadan, atmadan bir kenara, beraber tedavi yöntemleri arasında saymak durumundayız.

    Önemli olan gerçekten ağrının yetersiz tedavi edildiğini bilmek. Bu gerçeği bilerek hareket etmek durumundayız, yoksa ağrıyı geçirmek için hastayı öldürmek gerekmediğini biliyoruz. Bir hastanın ağrısını ortadan kaldırmak için yüksek dozda morfin vererek ağrıyı kesebilirim ama hastayı öldürmeye gerek yoktur. Morfini kullanacağım yer, uygun doz, uygun yer. Bugün analjezikler dünya sağlık teşkilatı tarafından kullanım ilkeleri çerçevesinde kullanılıyor. Yani ağrının semptomatik kontrolünü sağlıyor, analjezik etkiler arttırılıyor ve yan etkiler aza indiriliyor. Bunları kullanırken günlük yaşam kalitesini arttırmak, istirahatte, harekette ve uykuda ağrısızlığı sağlamak, özellikle kanser hastaları için, asıl önemli olan bu. Hem istirahatte, hem harekette ve uykuda ağrısızlığı sağlamak.

    Bunun için analjezikleri yani ağrı kesicileri öncelikle oral yoldan yani ağız yolundan kullanıyoruz, tercih ediyoruz. Düzeldiği zaman aralıklar ile ve ağrı başlamadan evvel veriyoruz. Şu anda günde altı kez ağrı kesici alan hastam var, günde üç kez ağrı kesici alan hastam var, bir tane ağrı kesici alan hastam var. Önemli olan hastanın ağrısına göre, düzenli aralıklarla ağrı başlamadan ilacı vermek; yoksa lüzum halinde uygulama şekli yanlış. Onun için ağrı başlamadan vermek durumundayız. Ameliyattan sonra ağrısı olan bir hastanın ağrı çekeceği kesinken, bilinirken tutup da ona benim ağrım var dediği zaman ağrı kesici vermek doğru bir yöntem değil. Biz anestesizstler bunu ameliyat sonrası ağrılarda zaten yapıyoruz.

    Hasta kontrollü aneljezi yöntemleri, hastanın eline bir cihaz veriyoruz, bir düğmeye basıyor, kendi ağrısını kesiyor. Bunu artık kronik ağrılara uygulamaya başladık.

    Dolayısıyla basamak tedavisi, dünya sağlık örgütünün ortaya koyduğu basamak tedavisi, ağrı, giderek artan ağrı, öncelikle basit analjeziklerle başlamak daha sonra zayıf opoidler dediğimiz morfine benzer ilaçlarla devam etmek daha sonra da en kuvvetli opoidler yani morfin grubu ilaçları en tepede, merdivenin üst taraflarında hastaya vermek.

    Ve bugün özellikle kanser ağrıları, ağrı merkezlerinde %95’e varan oranda tedavi ve kontrol altına alınabilmekte. Gerçekten kanser ağrıları için söylüyorum yeterince tedavi edilmediği zaman %69 hastada intihar nedeni, bunu yapılan çalışmalar ortaya koymuş. Onun için tedavi edilmediği zaman günlük yaşam aktivitesini, duygusal yaşamını, motivasyonunu, aile ve yakınlarıyla etkileşim ve iletişimini yani yaşam kalitesine önemli bir etki yaptığını bilerek bunu mutlaka tedavi etmek zorundayız. En tepede de ablatif yöntemler, yani ilaçlarla tedavi ettik, diğer yöntemleri uyguladık ve en tepede de sinirleri yok etme, artık tamamen sinirleri duyarsızlaştırma uyguladığımız diğer yöntemler. Buna biraz sonra slaytlarla geleceğim. Ve özellikle kanser hastalarında yine morfin pompaları dediğimiz, omurgaya yerleştirilen ince sondalar ve pompalar aracılığı ile hastanın istediği dozda morfini kendi kendine alabileceği özel cihazlarla hasta ağrısını kontrol altına alır. Ve morfin gerçekten bildiğiniz gibi, opoid, morfin benzeri ve doğal bir sentetik aynı zamanda yani haşhaştan elde edilen, bugün altın standart olarak kullandığımız bir ilaç olarak karşımıza çıkıyor. Ama zayıf etkili ya da güçlü etkili ilaçlar olarak karşımıza çıktığı zaman örneğin aşağıda gördüğünüz gibi bir bant, vücuda yapıştırıyorsunuz, plaster, bu bant üç gün hastanın vücudunda kalarak, kana belli oranda ilacı salgılayarak hastanın ağrısını kontrol altına alabilmekte. Hasta kendi kendine bu bantı söküyor, çıkararak, üç gün arayla bu bantı değiştirerek ağrısını kontrol edebiliyor. Ama bu bantı yapıştırırken böyle gördüğünüz gibi vücudun her tarafına onlarca yapıştırmak şeklinde değil. Bu uygulama doğru bir uygulama olmadığını göstermek için.

    Morfinle ilgili bir takım söylentiler var. Morfin bağımlılık yapar, tolerans gelişir, solunum depresyonu yapar, devamlı analjezik kondisyon yapar şeklindeki artık hurafe diyebileceğimiz şeyler. Eğer morfini uygun yerde ve uygun dozda kullanırsanız sorun yok. Ama bağımlılık var mı evet bağımlılık söz konusu, hiç ilaç kullanmayan hastalar için, bakın on binde bir oranında nadir olarak gösterildiği, bağımlılık olduğu ortaya çıkmıştır. Hekimler hala korkuyorlar morfin yazmaktan yani doktorlar şu anda morfin reçete etmekten hali hazırda korkuyor ve çekiniyorlar. Tabii hastalar da korkuyorlar, hastalar da korkuyor bundan. Ama sonuçta korkunun hiç faydası yok, önemli olan doktorla hastanın iyi iletişim kuruyor ve birbirlerinin dilinden, ortak dilden iyi anlıyorlarsa sorunu bu şekilde çözmek mümkün.
    İnvazif yöntemler dedik yani nöroablatif yöntemler, nöro modulatif dediğim yöntemler, ameliyathane şartlarında yapılan yöntemler neler biraz da onlara bakıcağız. Radyo frekans uygulamaları demiştim, nöroablasyon yöntemleri.

    Tabi şöyle düşünün lütfen, bir bel ağrılı hasta her türlü doktor bugün bel ağrısını tedavi ediyor. Burada gördüğünüz gibi, pratisyen hekimler, aile hekimler, nörologlar, romatrologlar, fizik tedavi uzmanları, beyin cerrahları, ortopedistler, akupunkturcular, fizyoterapistler, masaj terapistleri, herkes tedavi eder. Ama bel ağrılı bir hasta hastaneden içeri girdiği zaman, adımını attığı zaman eğer fizik tedavi uzmanı yakalarsa fizik tedavi uyguluyor, cerrah yakalarsa ameliyat ediyor, ben yakalarsam iğne batırıyorum. O zaman öyleyse böyle bir yöntemin doğru olmadığını, hepimizin ortak dili konuşma zorunluluğunu ortaya koymak durumundayız. Yani bu işin bir sırası var, bir silsilesi, merdiven sistemi var, o sistemi uygulamak zorundayız. Onun için öncelikle invasif olmayan yöntemlerle, fizik tedavi yöntemleriyle, ilaçlarla, masajla, düzeliyorsa bu çok güzel. Düzelmiyorsa ben yine yöntemlerimi uygulayacağım, benim yöntemlerimden fayda bulmuyorsa cerrahi endikasyonlar varsa cerrah ameliyat edecek. Dolayısıyla idrar kaçırması olmadan, büyük abdest kaçırması olmadan, ciddi derecede ayağı felç olup düşmeden bel fıtığından kimse ameliyat olmamalı diye söylenebilir.

    İşte faset denervasyon, burada gördüğünüz gibi bir köpek modeli, köpeğin gözüne eğer iğnemi batırırsam, skope altında, ameliyathane koşullarında, röntgen altında. Ya da üç defa beyin ameliyatı geçiriyor aşağıdaki hastada görüyorsunuz siz de burada ve radyokop maddelerin nasıl dağıldığı gözüküyor, dört tane, beş tane çivileri var bu hastaya uygun kateterleri yerleştirerek, gerektiğinde morfin pompalarını intratekal ve epidural yerleştirerek, basit bir cerrahi müdahale, bir santimetrelik bir insizyonla bu işi yapmak mümkün, morfin pompasını yerleştirerek, bunlar ameliyathane koşullarında steril koşullarda ve hastayı ciddi derecede narkoz vermeden, uyutmadan yapabiliyoruz.

    Böyle bir pompa yerleştirdiğiniz zaman hastanın ağrısını kontrol altına almak mümkün. Kanser ağrılarında özellikle sempatik blokların çok ciddi yeri var, bir baş boyun kanserinde yüz ağrıları olan bir hasta stellat ganglion blokajı; burada gördünüz boynunun yan tarafından bir iğne batırarak radyo frekans uygulayarak, ya da bir mide pankreas bağırsak kanserinde Çölyak ganglion blokajı, midesinin hemen yan tarafından, sırttan ya da önden girilerek bir iğneyle yapılır, ya da bir kuyruk sokumu, bir rektum, bir jinekolojik kanserde walter ganglionu, ya da kuyruk sokumu yoluna iğne ile girerek yine röntgen altında görerek kontrol altına almak mümkün. Baş bölgesinde trigeminal nevralji. Ciddi problem, yüz ağrısı, yemek yiyemiyor, dişini fırçalayamıyor, rüzgardan bile rahatsız olan bir hasta, yüzünde şimşek çakar tarzda ağrıyla geldiği zaman bir radyo frekans uygulaması gördüğünüz gibi gözünün hemen altında, çenenin yan tarafında bir iğne ile girip siniri bulup, röntgen altında görerek o siniri ortadan kaldırmak. Ya da bir boyun ağrısında faset denervasyon yapmak, omuz ağrılı bir hastada Supraskapular sinir Pulse RF uygulaması yapmak denenebilir, yine hepsi mümkün.

    Bir ayak ağrılı hastada Morton kisti olan bir hastada yine radyo frekans uygulamasıyla o kistin ağrısını ortadan kaldırabiliriz.

    Vertebroplasti omurganın çöktüğü, kemiğin çöktüğü durumlarda bir çimento yerleştirmek ki bugün gerek beyin cerrahları, gerek ortopedistler, gerek bizler uygulayabiliyoruz. Ya da bir pasha kateterle elektrik uyarıs vererek ağrısını kontrol altına alabiliyoruz.

    Dolayısıyla körlerin file baktığı gibi olaya bakarsak söz konusu olan olaylar ciddi derecede büyür, biri zürafa der, biri balina der, biri yılan der, biri hipopotam der körler ama hasta, yani fil, ben neyim diye düşünmemeli hiç.

    Dolayısıyla bunların ötesinde tamamlayıcı tıp teknikleri olduğunu, bir nöral terapinin artık nöral terapistler tarafından uygulandığını, her türlü şurada gördüğünüz ağrılarda. Tonsilin yani bademciğin iki tarafında alt üst kutuplardan lokal anestezi vererek ya da başında belli noktalara elinde belli noktalara, kalçasında ya da belinde belli noktalara, omzunda belli noktalara lokal anestezi enjeksiyonları, küçük küçük iğneler yaparak hastanın ağrısının kontrol altına alınabileceğini belirtmek istiyorum.

    Bir başka şey güncel olan, bugünlerde televizyonlarda çok sık görüyorsunuz, ozon terapisi. Ozon, medikal ozon, oksijenle ozonun karışımından ibaret. Bugün bilimsel olarak kanıtlanmış ve fazla sayılarda bilimsel yazılar çıkmaya başladı. Biz daha çok her türlü burada gördüğünüz gibi, iyileşmeyen yaralarda özellikle, alerjik ya da astım hastalarında, bağırsak hastalarında kolit ya da spastik kolon olan hastalarda, ya da multiple skeleroz hastalarında uygulanabildiği gibi, kronik ağrıda ve tüm ağrı tedavisinde ozonu nerede kullanıyoruz da iyi gelir sorunuza belki yanıt olacak. Ozon intestinal yani patlamış olan diskin içerisine verilebildiği gibi burada görüldüğü gibi diz ağrılarında diz eklemi içerisine ozon enjekte ediliyor ve bununla ilgili çalışma benim yaptığım 97 hastanın 68 tanesi şu anda orta derecenin üstünde yani 7’nin üstünün ağrı skoru olan ve %70 gibi bir başarı elde ettiğim bir hastalık. Görüldüğü gibi basit bir enfeksiyon lokal anestezi ile temizlenip sadece bir iğnenin batması dizine hastanın hiçbir ağrı duymadan beş seanslık bir uygulamanın sonunda %70’in üzerinde bir iyilik elde ettik.

    Peki müzik terapi ile ne yaptık? Gazi üniversitesinde ağrıları müzikle dindiriyorlar diye hürriyet gazetesinde çıkan bir haber. Müzik terapi sonrasında hastaların ağrı skalasında anlamlı bir azalma kaydettik. Burada gördüğünüz ağrı skalaları azaldığını gösteren ve müzik terapi sonrası acth gibi, kortizol gibi ağrıyı gösteren hormonlarında azalma ortaya koyduğunu bu çalışmayla gösterdik. Ancak bu çalışmanın şu anda denek sayısı az olduğu için yani ciddi derecede bir bilimsel dergide yayınlama durumu hala olmadı. Bu çalışma hala devam ediyor, eğer bu çalışmanın denek sayısını arttırırsak inşallah yayınlayacağız.

    Evet ben inanıyorum ki büyük insan dinlemesini bilendir diyip inşallah beni böyle dinlediğinizi düşünüyorum, Atatürk’ün bu köylüyü vatandaşı dinlediği gibi ve bugün gerçekten ülkemizin geldiği noktada ülkemiz için bizim için ölen milyonlarca şehide olan borcumuzu hiç unutmadan hayatımızın devam ettiğini düşünüyorum ve size teşekkür ediyorum.

    Gazi Üniversitesi, Algoloji Anabilim Dalı Başkanı. Ankara

  • Hamilelik ve bel fıtığı

    Hamilelik ve bel fıtığı

    Hamilelik bel fıtığı, bazı zorlukları beraberinde getiren tamamen özel bir durumdur. Bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen cenin normalde bele ilave bir yük oluşturur ve belin biyomekaniğini olumsuz yönde etkiler. Anne karnındaki bebek büyüdükçe bel bölgesinde bir yük oluşturur ve bu da zamanla ağrıya neden olabilir.

    Hamilelik döneminde bebek karın içinde yavaş yavaş büyürken, bel ve sırttaki dokular da bu büyümeye bağlı olarak uyum sağlarlar ve annenin ön kısmındaki bu ağırlığı dengeleyecek şekilde gelişirler.

    Hamilelikte aşırı kilo almak bel disklerdeki yükü artırmaktadır. Bu sebeple hamileliğin ilk aylarında hafif egzersizler yapmak ve ani hareketlerden kaçınmak anne adayına büyük avantajlar sağlar. Ancak hamilelikte mevcut bir bel fıtığı varsa anne adayının işi zordur.

    Bel bölgesinde ve ayaklarda ağrıları artırdığı gibi, uyuşma ve güçsüzlüğe de neden olur. Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcut ise doktor ve hastanın işi bir hayli zordur.

    Çünkü zorluk daha teşhis döneminde başlamaktadır. Net bir teşhis için gerekli röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamamaktadır. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan bir hastayla karşı karşıya kalan doktor gerçekten büyük sıkıntı çekmektedir.

    Hamilelik döneminde bel fıtığına önlem olarak

    Spor olarak yüzme ve yürüyüş yapılabilir.
    Ağrı varsa, hamileler için üretilen özel korseler kullanılabilir.
    Ağır kaldırmamak gerekir.
    Yüksek yerlere uzanılmamalıdır.
    Çok derin ve yumuşak koltuklarda oturulmamalıdır.
    Sürekli hareketsiz kalınmamalıdır.
    Yatak rahat ve ortopedik olmalıdır.
    Otururken bel bölgesine yastık ile destek verilmelidir.
    Beslenmeye dikkat edilmeli ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.
    Devamlı ayakta kalınmamalıdır.
    Alçak topuklu ortopedik ayakkabı ve terlikler giyilmelidir.
    Doktorun önerdiği egzersizler yapılabilir.
    Hamileliğin son haftalarında yataktan kalkarken yardım istenmelidir.
    Stres ve gerginlikten uzak durmak gerekir.

    Hamilelik bel fıtığı tedavisi

    Eğer hamilelik ile beraber bel fıtığı belirtileri çok ağır geçiriyor, günlük hayatı zorlanıyor ise, bu durumda bile yapılabilecek birtakım şeyler vardır. Bu da hamile ve bebeğe hiçbir zarar vermeyen tedaviler yapılmasıdır.

    Bu tedavilerin başında chiropractic , manual terapi ve akupunktur gelir. Hasta doktor kontrolünde mümkün olduğunca rahatlatılarak ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak bu kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmelidir.

  • Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında enjeksiyon tedavisi

    Enjeksiyon Tedavisi

    Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavileri bağlamında enjeksiyon tedavisi denilen şey epidural kortizon uygulamasından başka bir şey değildir. Türkiye’de çok yeni bir yöntem gibi anlatılmasını hayretle karşılıyorum. Oysa bizim gerek bel gerekse boyun fıtıklarında ilaç tedavilerine yanıt vermeyen ve ağrının ön planda olduğu vakalarda uyguladığımız basit bir girişimsel tedavi metodudur. Kayıtlarımızda 3000 civarında uygulama mevcuttur. Hemen her anestezi hekiminin uygulayabileceği bu yöntemde sadece boyun bölgesi daha ileri bir eğitimi gerektirmektedir. Türkiye’de onlarca yıldır uygulanan bir yöntemdir. Özellikle Algoloji (ağrı bilimi) ile uğraşan anestezi hekimlerinin günlük rutinleri arasındadır.

    Bel ve boyun fıtığı nedir?

    Omurlarımız arasında yer alan bizim disk dediğimiz yastıkçıklarımız vardır. Bunlar ağırlık kaldırma, hareket etme, eğilip doğrulma, atlayıp zıplama gibi hareketlerde vucudun ağırlığını emen amortisör görevi gören oluşumlardır. Herhangi bir nedenden dolayı, örneğin bu bir tarfik kazası, düşme , çarpma gibi travmatik olayların bir sonucu olarak karşımıza çıkabileceği gibi stres yada kronik kabızlık gibi daha basit travmasız olayların sonucunda bu yastıkçıklar elastikiyetini kaybetmekte ve fıtık dediğimiz süreç başlamaktadır.

    Bel yada Boyun fıtığının belirtileri nedir?

    Boyun yada bel tutulmalarının sık olarak tekrarlaması bir şeylerin yolunda gitmemeğe başladığının ön işaretleridir. Yani bel yada boyun tutulmalarımız sık tekrar ediyorsa dikkat etmek gerekir bunlar öncü belirtilerdir. Daha sonra ağrılarımız ortaya çıkmaya başlar ve zaman içersinde ağrı kesicilere dahi yanıt vermemeğe başlar. Hatta o hale gelir ki ağrıdan uykularımız bile kaçar. Neden? Fıtık artık daha belirgin olmuş ve sinir dokusunda enflamasyon dediğimiz hadise oluşmağa başlamıştır. Omurlarımız arasındaki disklerin içersinde jöle kıvamında nükleus vardır işte o diskin dışına taşarak sinirlere bası yapmağa başlamıştır. Baloncuk şeklinde olabilir. Bası altındaki sinirlerin mikrosirkülasyonu engellenir ve sinir şişerek ağrı şeklinde belirti vermeğe başlar. Aynı zamanda disklerimizden ağrıya neden olan maddeler de salınmağa başlar. Birlikte uyuşma ve karıncalanmalar ortaya çıkar, daha sonra her hareket ızdırap verici bir hal alır. Buyun fıtıkları başa, enseye, omuzlara, kürek kemiklerine kollara ve koltuk altlarına ve parmaklara vuran ağrı ve uyuşma, karıncalanmalara neden olurken, bel fıtıkları bele, kalçalara, baldırlara ve ayak parmaklarına vuran ağrı ve uyuşmalara, karıncalanmalara neden olmaktadır. Kuvvet kayıpları, kol yada bacaklardaki incelmeler ilerlemiş fıtıkların belirtileridir. İdrar ve büyük abdesti tutamama ve denge, yürüyüş bozuklukları çok ciddi işaretler olup acil cerrahiyi gerektirir.

    Fıtıklara nasıl tanı konur?

    MR ile. Evet bu kadar basit. Bel yada boyun fıtığının en önemli tanı aracı MR dır. Burada şuna dikkat etmeliyiz. MR da gördüğümüz her fıtık müdahale gerektirmez, diğer bir değişle MR filminde fıtık çıktı diye filme bakılarak tedavi planlaması yapmak son derece yanlıştır. Hastanın şikayetleri ve muayenesi önem taşır. Yoksa siz filmleri ameliyat etmiş olursunuz ama hastalar ağrı ve şikayetlerinden kurtulamaz. Yani çok dikkatli bir muayene tedaviye yol gösterir.

    Bel ve Boyun Fıtıklarında Enjeksiyon tedavisi

    Bel ve boyun fıtıklarında eğer ağrı kesici ve kas gevşeticiler ya da FTR tedavilerine yanıt alınamıyorsa bir algoloji uzmanına müracaat etmenizde fayda vardır.

    İşte Enjeksiyon tedavileri (Epidural steroid yada kortizon) MR görüntülerinde bulging yada protruzyon dediğimiz Fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yukarıda izah ettiğimiz sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. %50-80 arası etkinliği vardır. Tedavi edici bir yöntemdir. Hastalar ağrılarından ve de kol yada ayaklarındaki uyuşmalardan kurtulur. Günlük normal yaşamlarına geri dönerler. Bu enjeksiyondan yaklaşık 3-4 gün sonra yararını görmeye başlarlar. Yılda 3 kez uygulanabilir. Ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimlerin uygulaması gereken bir girişimdir. Skopi kullanarak hedef fıtığın siniri civarına verilme yöntemleri ( transforaminal steroid enjeksiyonları) çok popüler uygulamalardır. Kortizon burada tamamen kapalı bir alana verildiğinden çok az bir kısmı sistemik dolaşıma katılarak vucuda dağılır. Yani kortizon tedavilerinin yan etkileri bu yöntemde pek görülmez. Mide sorunları yaşayan, yüksek tansiyonu olan yada şeker hastası olan hastalar daha dikkatle izlenmelidir. Bu tedavi kan sulandırıcı ilaç alan hastalara uygulanmaz. Kan sulandırıcılar örneğin aspirin bu uygulamadan 1 hafta önce kesilmelidir. Hekimler bu uygulama öncesi bazı tahlilleri yaptırırlar.

    Konuya ilişkin ameliyatsız bel yada boyun fıtığı tedavilerinin diğer uygulamalarından ileride bahsedeceğiz.

    Sağlıcakla kalın.