Etiket: Beklenti

  • Beklenti Etkisi

    Beklenti Etkisi

    Bu yazımda beklenti etkisinin çeşitlerinden ve ne kadar etkili olduğunu görebilmemiz adına yapılmış olan bir çalışmadan bahsedeceğim. Beklenti etkisinin iki çeşidi vardır. 

    1. Yüksek Beklenti Etkisi (Pygmalion Etkisi)

    Literatürde adı Pygmalion etkisi olarak geçer ve insan ilişkisinin olduğu her alanda etkilerini görebileceğimiz bir durumdur. Aslında çok basit, bir kişiye ya da gruba yönelik yüksek bir beklenti olduğunda o kişinin ya da grubun beklentiyi karşılamasına denir.

    1. Düşük Beklenti Etkisi (Golem Etkisi)

    Golem etkisine, pygmalion etkisinin tam zıttı diyebiliriz. Bir kişiye ya da gruba yönelik düşük bir beklenti olduğunda o kişi ya da grubun düşük beklentiyi karşılamasına denir.

    Bu konuyla ilgili yapılmış olan çok ilginç bir deney bulunmakta. Bir grup araştırmacı bir ilkokulun 1. ve 2. Sınıflarına zeka testi uyguluyor. Sonrasında aslında orta seviyede bir zekaya sahip olan öğrenciler hakkında öğretmenlere o çocukların üstün zeka olduklarını söylüyorlar ve öğretmenleri manipüle ediyorlar. 1 sene sonra aynı araştırmacılar okula gelip aynı testi aynı çocuklara tekrar uyguluyorlar ve öğretmenlere üstün zekalı olduğunu söyledikleri ama aslında ortalama zekaya sahip çocukların test sonuçlarında gözlemleniyor ki, zeka puanları artmış. 

    Buna neyin sebep olduğunu anlamaya çalışan araştırmacılar, üstün zekalı zannettikleri öğrencilere diğer öğrencilerden daha farklı davrandıklarını gözlemlemişler. O öğrenciler hata yaptıklarında yanlış yaptın demek yerine neden nerede yanlış yaptıklarını onlara açıklamışlar. Onlara daha çok söz hakkı vermiş, soru sormalarına daha çok izin vermişler. Bu yaklaşımı farkeden öğrencilerde öğretmenlerinin kendilerine olan yaklaşımlarından öğrenmeye daha açık bir hale gelmişler ve soru sormaktan korkmamışlardır.  Aynı zamanda çevresindeki insanların onlara yaklaşımları dolayısıyla kendilerinden yüksek bir beklenti olduğunu fark etmiş bu beklentiyi karşılamak için daha fazla çalışmışlardır.

    Bu etkinin bu kadar ilginç olmasında ki en büyük sebep şüphesiz ki; bu davranışlarda bulunan öğrencilerde, öğretmenlerde bunu bilinçli bir şekilde yapmamalarıdır. 

    Beklenti etkisinden çıkarılabilecek bir çok ders bulunmakta. Bunlardan biri; çevremizde değer verdiğimiz insanlara en iyi destek onların başarabileceklerine GERÇEKTEN inanmak. Beklenti etkisini sadece çevremizdekilerde değil kendi üzerimizde de denemeliyiz ve buradaki istenilen değişim, başarı IQ seviyemizi arttırmak değil, değiştirmek istediğimiz duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız ve aynı zamanda edinmek istediğimiz duygu, düşünce ve davranışlarımızdır. 

    Bu öğretiden yola çıkarak şunu söylemek yanlış olmaz sanıyorum; şu anki biz, diğer insanların ve bizim kendimizden olan beklentisi ne ise oyuz. Ama kendimizin kendimizden ne beklediği daha önemli…

  • EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    EVLİLİKTEKİ BEKLENTİLER GERÇEKÇİ Mİ?

    Son yıllarda evliliklerde yaşanan sorunlarının çoğalması, buna bağlı olarak boşanmaların ve kadın cinayetlerinin artması; gözleri bir kez daha eşler arası iletişimin kalitesine çevirme gereğini ortaya koydu.

    Evliliklerde, eşler arasındaki sorunlara baktığımızda; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentiler, iletişim eksikliği, sorumlulukların yerine getirilmemesi, gideril(e)meyen ihtiyaçlar en çok karşılaşılan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    ‘Beklenti’ konusunu ele almak istememin nedeni; gerçekçi olmayan veya karşılan(a)mayan beklentilerin sadece evlilik sırasında değil, hayatın her aşamasında karşılaşma olasılığının yüksek bir sorun olması.

    Çoğu kişinin, evlilik öncesinde evliliğe dair beklentileri vardır. Bu beklentiler kişiden kişiye değişir. Bu değişimde yaşanan bölgenin, ailenin yetiştirme tarzının, kişinin eğitim durumunun etkisi vardır.

    3 yıl önce yaptığımız evlilik beklenti anketinde, kadınların eşlerinden beklentileri; eşinden sevgi ve değer görmek, ilgilenilmek, eşiyle iletişim kurmak, ev işleri ile çocuk bakımında eşinden destek görmek, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi özel günlerin hatırlanması gibi beklentilerdir.

    Ankette erkeklerin eşlerinden beklentileri ise şöyle sıralanmıştır:

    ‘Eşim güler yüzlü olsun, sevecen ve sıcakkanlı davransın. Çocukları güzel bir şekilde yetiştirsin. Güzel yemekler pişirsin. Mümkünse çok fazla konuşmasın.’

    Kişinin bu beklentileri dışında ‘olmazsa olmaz’ olarak yorumladığı bireysel tercihler de eklenince, beklenti düzeyi yükselmektedir. Bu yüksek beklentiler gerçekleşmediğinde ise hayal kırıklığı, öfke ve çaresizlik duyguları yaşanmaya başlamaktadır.

    Peki eşlerin ne yapması gerekir?

    Kişiler arası ilişkilerde üç farklı davranış biçiminden söz edebiliriz. Tercih edilen, tercih edilmeyen ve aldırış edilmeyen davranışlar. Çoğumuzun isteği, eşimizin tercih ettiğimiz gibi davranması, yani beklentimize uygun hareket etmesidir. Bu istek doğal bir istektir. Ancak bu istek, bir zorunluluk değildir. Eşimiz beklediğimiz gibi davranmak zorunda değildir. Onun tercih edeceği davranış, kendi kararıdır.

    Kendi bireysel tercihlerini veya beklentilerini ve ‘ben olsaydım böyle yapardım’ düşüncelerini tek doğru olarak kabul edip, eşinin beklenti ve tercihlerini dikkate almadığında, büyük olasılıkla sorunlar yaşanır. Çünkü beynimiz, kendi tercihlerini ‘doğru’ olarak kabul ettiğinde, başka tercihleri otomatik olarak ‘yanlış’ kabul eder.

    Kişiler, bireysel tercihlerini olması gereken, zorunlu ‘doğrular’ olarak gördüğünde, karşıdaki kişinin farklı tercihlerini ‘yanlışlar’ olarak yorumlamaktadır. Böyle bir yorum sonucunda kişinin verdiği ilk tepki, eşini bu ‘yanlıştan’ döndürmeye çabalamaktır. Eşi, davranışını değiştirmediğinde, bu kez tehdit, korkutma veya farklı yöntemler devreye sokulmaktadır. Tüm bu yaşananlar bazen geri dönülmez sonuçlara yol açmaktadır.

    Özetlemek gerekirse, evlilikte eşlerin beklenti yaşaması doğaldır. Bu beklentiler bizim bireysel tercihlerimizdir ve tek ‘doğru’ değildir. Eşimiz beklentimize uygun davrandığında ‘Beklentime uygun davrandığın için teşekkür ederim’ diyerek onu takdir etmek, beklediğimiz davranışların devamını sağlayabilir. Beklentimize uygun davranmadığında ise onun davranışlarını zorla değiştirmeye çalışmak gerçekçi değildir. Bizim yapabileceğimiz şey onun kararlarını bir tercih olarak görmek ve bu karara karşı kendi yorumlarımızı gözden geçirmektir. Çünkü biz, eşimiz bile olsa başkasının davranışları, düşünceleri üzerinde kontrol gücüne sahip değiliz. Biz ancak kendi düşüncelerimizi, kendi davranışlarımızı ve kendi söylediklerimizi kontrol edebilir ve değiştirebiliriz. Yazıyı Mevlana’nın bir sözüyle noktalamak istiyorum.

    “Dün zekiydim, herkesi değiştirmek istiyordum. Bugün akıllıyım kendimi değiştiriyorum.”

  • Pygmalion etkisi (beklenti etkisi)

    Bilim dünyası uzun yıllardır “bilinç” hakkında araştırmalar yapmaya devam ediyor. Bilincin bir şekilde beyinde bulunduğunu biliyoruz ancak bu konu hakkında bildiklerimiz hala çok yetersiz. İşte şimdi anlatacağımız ve bilim dünyasında şok yaratan hikaye de, bu bilgisizliğimizi kanıtlar nitelikte. Eğer bilinç beyindeyse, beyninin yüzde 90’ınını kaybetmiş bir adam, nasıl nispeten sağlıklı bir şekilde yaşamına devam edebilir?

    Hikayemizin kahramanı Fransa’da yaşayan bir adam ve 2007 yılında bacağındaki ağrı sebebiyle doktora gidiyor…

    Bu adamın çocukluğunda da beyin sıvısından kaynaklı problemler yaşadığını öğrenen doktorlar, beyin taraması yapmaya karar veriyorlar.

    Yapılan beyin taramaları sonucunda, 44 yaşındaki bu Fransızın kafatasının çoğunlukla sıvıyla dolu olduğu, asıl beyin dokusunun sadece ince bir dış katmanının kaldığı ve beyninin iç kısmının neredeyse tamamen tükendiği ortaya çıkıyor.

    Çocukken beyinde su toplanması nedeniyle ona stent takılmış fakat 14 yaşında tekrar çıkarılmış. Ve çıkarılırken de beyin ciddi biçimde hasar görmüş.

    Doktorlar, çocukken de beyninde su toplanması şikayeti yaşayan bu adamın beyninin 30 yıl içinde yavaş yavaş yok olduğunu düşünüyorlar.

    Ancak yine de bilim, bunu tam anlamıyla açıklayamıyor.

    Az miktardaki beyin dokusuna rağmen, adamın herhangi bir zihinsel engeli yok. IQ’su düşük(75) ama bir devlet memuru olarak çalışıyor; evli ve iki çocuk babası.

    Bilim insanlarının bu noktada cevap bulamadığı soru ise şu: Beynin herhangi bir bölgesi hasar gördüğünde, insanlar komalık olurken veya bilinç kaybı yaşarken; bu adam normal hayatına nasıl devam edebiliyor?

    Bilim dünyasına göre, bu şartlarda adamın bilincini kaybetmesi gerekiyordu.

    Brüksel Üniversitesi psikologu Cleeremans, bu durumla ilgili şunları söylüyor: “Beyin, bilinç ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.”

    Ve şöyle devam ediyor: “Bilinçlilik, deneyimler üzerinden, yani öğrenmeyle, kendisiyle, dünyayla ve diğer insanlarla etkileşimi üzerinden elde edilen, beynin kendisi hakkındaki kavramsal olmayan kuramıdır.”

    Bu ilginç durumla ilgili bilim insanları farklı görüşler öne sürerken, Cleeremans bu fikri ilk defa 2011 yılında yayınlamış ve Haziran 2016’da Buenos Aires’da Bilimsel Bilinçlilik Çalışması Birliği 2016’da konu üzerine bir konuşma yapmış bulunuyor.

    Cleeremans’a göre, bu adamın sadece ufak bir beyni kalmış olsa bile, geriye kalan nöronlar, kendileri hakkında bir kuram oluşturabiliyorlar; yani geriye kalan adam, eylemlerinin farkında.

    Buna göre beynimiz, zor durumda kaldığında kendine bir çıkış yolu buluyor. Hasar görse bile kalan nöronlar bir organizasyon oluşturup vücutta oluşabilecek hasarı en aza indirebiliyorlar.

    Bu adamın yaşadığı durum aslında şunun kanıtı: Beyin, son hücresi kalana kadar mücadeleye devam ediyor ve görevini bırakmıyor.

    Bu çok ilginç olay, bilim dünyası için çok önemli. Çünkü beynin bu özelliğinin keşfedilmesi, ileride, birçok hastalığı geri çevirebileceğimiz yönünde büyük bir umut anlamına geliyor.

    Pygmalion Etkisi (Beklenti Etkisi), liderin, sevilen bir yöneticinin, anne-babanın veya öğretmenin karşısındaki bireyden (çalışan, öğrenci veya çocuklar) olumlu beklentilerinin olumlu sonuçlar vereceğini veya performans üzerinde olumlu etki oluşturacağını açıklayan teoridir.(DEVAMI VAR)

    Yani sevdiğimiz kişilerin bizden olumlu beklentiye sahip olması, bizim olumlu sonuçlar elde etmemiz üzerinde etkili olacaktır. “Kendini gerçekleştiren kehanet” ya da “Pygmalion Etkisi”olarak da adlandırılan bu etki, kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir. “Amcası benim çocuk çalışkandır, yaramazlık yapmaz, akıllıdır” tarzı beklentiler, çocukta genellikle olumlu etkiler oluşturur.

    Golem Etkisi ise bunun tam tersidir. Sevdiğimiz kişilerin bizden olumsuz beklentileri bizim olumsuz performans sergilememizi sağlayacaktır. “Bu yaştan sonra kilo vermek zor”. “Bak kilo veremiyorsun” diyerek üzerimizde oluşturdukları etki Golem Etkisidir. Bu tüm olumsuz etkiler bizde olumsuz performansın oluşmasına neden olacaktır. Anne-babanın çocuğuna “amcası benim çocuk yaramazdır, hiç yerinde durmaz” şeklindeki ifadesi çocuk üzerinde Golem Etkisi oluşturur ve çocuğun yaramazlaşma eğilimi artar.

    Sosyolog Robert Merton, beklenti etkisini; “Bir durumun yanlış tanımlanması, yanlışı doğru hale getiren yeni bir davranışa yol açar” saptamasıyla değerlendirmiştir.

    Kısaca özetlemek gerekirse bizi seven kişilere ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz beklentilerimiz, onların elde edeceği sonuçlar üzerinde etkilidir. Bu etkiye Pygmalion veya Golem Etkisi denilmektedir. Her iki teoride işyerinde, okulda, evde veya sosyal hayatta geçerli olan teorilerdir. Bu beklentiler sözlü olabileceği gibi davranışlarla da ortaya konulabilir.

    NELER YAPILABİLİR?

    Kısaca karşımızdaki insanları cesaretlendirici, olumlu anlamda cesaretlendirici konuşmalar yapmalı veya davranışlar sergilemeliyiz. Eğer yapabileceğine inanıyorsak.