Etiket: Bebek

  • Neden bebek ek besin verilmeden yalnız anne sütü almalı?

    Anne sütü ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bileşimdedir.

    Anne sütü ile beslenen bebeklerin başka bir ek besine veya suya gereksinimleri yoktur.

    Çok sıcak havalarda bile anne sütü bebeğin susuzluğunu giderir. Sıcak iklimlerde de anne sütü alan bebeklere su vermek gerekmez.

    Bebeğe su verilecek olursa, bebeğin midesi su ile dolacağından anne sütü almak istemeyecektir. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emecek ve memede süt yapımı azalacaktır.

    Bebek Yeterli Süt Alıyor mu?

    Her anne, bebeği çok ağlıyorsa, az uyuyorsa, huzursuzsa, sütünün yeterli olmadığını düşünür ve kaygılanır.

    Oysa bu belirtiler başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Böyle durumlarda anneler çoğu kez bu konuda bilgili bir kişiye danışmadan ek mamalar vermeye başlarlar. Böylece anne sütü ile beslenmeden uzaklaşılır.

    Sağlıklı her anne, doğru bir şekilde emziriyorsa, ilk haftalarda sık ve geceleri de emziriyorsa, yeterli sıvı alıyorsa, aşırı yorulmuyorsa bebeği için yeterli süt üretebilir. Anne sütü geçici olarak azalabilir. Bu önlemler alınırsa süt hemen artar.

    Bebek günde 6-8 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, annenin sütü yeterlidir.

  • Bebeğinizin ilk günleri!

    Bu yazıyı 2006 yılında Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nde yazmıştım. O dönemde bir çok gazete ve dergide tümü ya da bir kısmı yayınlandı. Şeklini değiştirmeden içeriğini 2009 güncellemesi ile sunuyorum. Özellikle anne ve baba adaylarının doğumdan önce okumasını öneririm.

    Hücre seviyesinde başlayan yaşam döngüsünün birinci ve kolay olan bölümü tamamlanmak üzere. Gerçekleşecek doğumla birlikte 9 ayı aşkın süredir anne karnındaki rahat ortamda devam eden yaşam artık tek başına sürdürülmek zorunda. Önce nefes almak öğrenilecek, sonra beslenme ve sırasıyla diğerleri…

    Hayatın ilk 28 günlük dönemi “yenidoğan” dönem olarak tanımlanıyor ve hayat serüveninin ilk sınavı da bu dönemde veriliyor. Anne karnında son derece rahat bir ortamda ve bütün ihtiyaçları anne tarafından karşılanan bebek doğumda göbek kordonunun kesilmesiyle birlikte artık tüm dengelerini kendisi sağlamak zorunda. Anne karnındayken kapalı olan akciğerler ilk nefesle birlikte açılıyor, bebek nefes almaya başlıyor, kanındaki oksijen oranı hızla artıyor ve cildi pembeleşiyor. Göbek kordonu kesildiği için birçok metabolik dengeyi kendi kendine sağlamaya çalışıyor. Doğumdan sonraki birkaç gün bebek için dünyaya adaptasyon dönemi olarak geçiyor.

    Ancak her 10 sorunsuz hamileliğin bir tanesinde doğumda bebeğin adaptasyon için yardıma ihtiyaç oluyor. Toplamda da 100 tane sağlıklı ve sorunsuz gebenin 1 tanesinin doğumunda bebeğe kalp masajı yapmak ya da akciğerlerine hava göndermek için solunum cihazına bağlamak gibi işlemlerin yapılması gerekebiliyor.

    Hayatın ilk bir kaç dakikası içinde yapılması gereken işlerin doğru yapılmamasından kaynaklanan birçok ciddi problem yaşanabilir.

    Oksijenlenme süreci gecikirse, başta beyin olmak üzere bütün organlar zarar görür. Oksijenin azalması, karbondioksit miktarının artması asidoz denilen bir tabloya yol açıyor ve beyin hücreleriölmeye başlıyor. Beyin hücreleri kendisini yenileyemediği için yerine yeni hücreler konamıyor. Bu asfiksi dediğimiz durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği, epilepsi, okul başarısızlıkları ya da en kötüsü spatisite gibi ileriye yönelik pek çok sorun oluşabiliyor.

    Anne sütü bebeğin sağlık sigortası

    Adaptasyon sorunların çözülmesinden hemen sonra metabolik olaylar geliyor. Bebek tüm besinlerini anne karnında kordon vasıtasıyla alırken, doğduktan sonra kendisinin beslenmesi ve erkenden anne sütü alması gerekiyor. Bebeğin erkenden anne sütü almasını sağlayabilmek için yapılabilecek en önemli uygulama, bebek ve annenin ayrılmamasını sağlamak oluyor. Annenin memesinde bulunan süt, annenin tüm bağışıklık siteminin hücrelerini ve antikorlarını içeriyor. Ve mikroplara karşı müthiş bir koruma sağlıyor. Dolayısıyla bebek, doğduktan sonra ilk saatlerde KOLOSTRUM dediğimiz ilk sütü alırsa birçok hastalığa karşı korunma sağlanmış oluyor.

    Aile, çocuk doktoruyla ne zaman tanışmalı?

    Olayın son derece önemli bir başka püf noktası ise, anne ve babanın çocuk doktoruyla tanışma zamanı. İdeal tanışma zamanının doğum öncesinde, doğuma yakın bir zaman diliminde gerçekleşmesi gerektiğini söylüyor. Böylece hekim ve aile arasında güven mekanizması işlemeye başlıyor, anne çok daha rahat doğuma giriyor.

    Bebek izlemleri sırasında bebekte ya da annede bir sorun çıktıysa ve bu sorun nedeniyle gebelik beklenenden daha önce sonlandırılacaksa ya da bebek riskli bir bebek olacaksa, çocuk doktoruyla anne ve babanın iletişimi o noktada daha bir önem kazanıyor. Doğum sonrasında ilk dakikalar, saatler çok önemli ve her şeyin senkronize yapılması gerekiyor. Bebeği izleyen ekip; doktor, bebek hemşiresi ve bebeğin ailesinden oluşuyor. Ailenin her zaman bu ekibin önemli elemanı olarak görev aldığını ve doktor ve hemşirenin başarısının bir anlamda ailenin de başarısına bağlı olduğunu söylememiz gerekiyor. Bu uyumu sağlamak için doğum öncesinde iletişimin mutlaka sağlanması gerekiyor.

    Sütün gelmesi için bebek anneye yardım ediyor

    Bebek doğduğunda, çocuk doktoru bebeği alarak ilk solunumun başlaması için gerekli işlemleri yapıyor. Islak bir ortamdan kuru bir ortama geçen bebeklerin çoğu, kurulanır kurulanmaz ağlamaya başlıyor, ciltleri pembeleşip, normale dönüyor. Göbek kordonu kesiliyor ve doğum normalse, daha doğum odasından ayrılmadan bebek kurulanıp annenin üzerine yatırılabiliyor. Karnın üzerine yatan bebeklerin bazıları içgüdüsel olarak anne memesini buluyor. Daha doğum masasında bebek anne memesini tutar ve orada emerse anneye çok büyük uyarı yapmış oluyor ve beyin süt üretimi için emir veriyor. Memeden süt gelmeye başlıyor.

    Bu sebeplerden dolayı sezaryenle doğumdan çok normal doğumu önermekteyiz. Normal doğum sonunda annenin bebeğini çok kısa bir süre içinde emzirebildiğini vurguluyor. Anne sütüyle beslenmeye başlayan bebek mümkün olduğunca çabuk eve gönderiliyor.

    Hastaneden çıkmadan yapılan tarama testleri

    Bebek eve gitmeden bazı tarama testlerin yapılması gerekiyor. Bebeklik döneminde hiçbir bulgu vermeyen ama yaş ilerledikçe ortaya çıkan ve bulgu vermeye başladığında tedavisi için çok geç kalınmış olan doğumsal metabolik hastalıkların erken tanısında bu testler ayrı bir önem taşıyor.

    Bu testlerin başında fenilketonüri ve hipotiroidi geliyor. Bu hastalıklar klinik belirti vermeye başladığında çok geç kalınmış olunuyor ve tedavisi çok güç zeka geriliklerine yol açıyor. Bu sorunlardaki önemli bir kazanım ise, fenilketonürinin tarama testi yapılıp da bebekken tanısı konabilerse, ilk bir ay içerisinde gerekli tedavi yapıldığında, çocuk tamamen normal bir şekilde büyüme devam ediyor. Fenilketonüri taraması topuktan alınan bir damla kanla yapılıyor. Yaklaşık 10 gün içinde sonuç ortaya çıkıyor. Fenilketonüri şüphesi olanlarda ise test bir kez daha tekrarlanıyor.

    Bu bir tarama testi olduğu için ailelerin içlerinin rahat olması gerekli, önemli olan hiçbir çocuğun atlanmaması. Çünkü bir takım sağlam çocukta test sonuçları pozitif çıkabiliyor. Bu çocuklara ikinci ve daha ayrıntılı test yaptığımızda ise sağlam çocuklar daha rahat ayrılabiliyor. Yaklaşık beşbin kişide 1 tane fenilketonüri olmasına karşın ilk taramada çok daha fazla kişide şüpheli sonuç çıkıyor. Bu nedenle test sonuçları pozitif çıktığı zaman ailelerin çok fazla sorun yaratmasına gerek yok, asıl sonuç ikinci testin sonucunda belirlenecektir. Biz bu nedenle şüpheli grubu geniş tutuyoruz.”

    Fenilketonüri tanısı pozitif çıkan bebeklerde neler yapılması gerekiyor;

    Test pozitif çıkarsa bebeğe özel bir beslenme uygulanıyor. Bu hastalıkta bebekler dışarıdan aldığımız besinlerde bulunan fenilalanin dediğimiz aminoasidi parçalayamıyor. Bu nedenle hiç fenilalanin almaması gerekiyor, bunu aldığı zaman fenilalanin, fenilketonlara dönüşüyor ve vücutta sindirilemediği için de birikiyor ve zamanla beyine hasar vermeye başlıyor. Fenil alanin tüm protein içeren gıdalarda bulunuyor. Büyüdükçe de yaşına uygun o diyetler düzenleniyor. Anne sütü fenilketonürili bebeklerde ölçülü olarak verilebiliyor. Günümüzün gelişen gıda teknolojisi sayesinde bu hastalar için uygun proteinli gıdalar da üretilmeye başladı. Bu sayede çocuklardaki gelişim geriliği de ortadan kalkmış oldu.

    Hipotroidi tarama testi

    Hipotroidi tarama testi ile tiroid bezinin çalışması takip ediliyor. Çünkü tiroid bezi vücutta son derece önemli bir organ. Hızlı çalışması durumunda metabolizmayı hızlandırıyor. Hızlı çalışan metabolizmaya bağlı olarak kilo kaybı, sinirlenme, ellerde titreme gibi sorunlar yaşanabiliyor. Tam tersine tiroid bezinin yavaş çalışması durumunda ise, kişide kilo alımı, yorgunluk, haraketlerin yavaşlaması gözleniyor.

    Bebeklerde ise hipotiroidi doğrudan beynin gelişmesi üzerine etki ediyor. Tiroid bezi yavaş çalışıyorsa, beyin gelişimi sağlanamadığı için kretinizm denilen, hipotroidiye bağlı bir hastalık ortaya çıkıyor. Ağır zeka geriliği ile seyreden bu soruna ilişkin;

    Aslında hipotiroidi tarama testi de son derece basit bir şekilde gerçekleştiriliyor. Fenilketonürideki gibi alınan bir damla kanla sonuca ulaşmak mümkün. Bebekte hipotiroidi çıkmasındaki en önemli risk faktörü ise kalıtsal özellikler oluyor. Ancak hala sebepleri çok iyi bilinmiyor.

    Yaklaşık 10 binde 1’lik görülme oranı var. Tedavi edilmeyen çocuklarda ise ağır zeka geriliği ile giden bir tablo ortaya çıkıyor. Bu nedenle mutlaka tanısının konmuşolması ve tedaviye geçilmesi gerekiyor.

    Tiroid hastalıklarında bir ilaç tedavisi uygulanıyor. Tanı konar konmaz da tedaviye başlamak gerekiyor. Tabletler şeklinde verilmesine karşın suda rahat eridiği için, bebeğin yutmasında problem yaşanmıyor. Aynı zamanda son derece etkili ve ekonomik bir yöntem.

    Fenilketonüri ve hipotroidi ne zaman fark edilebiliyor

    Eğer tarama testleri zamanında yapılmazsa ilk iki üç ay içerisinde sorunlar bulgu vermeye başlıyor. Bebek etrafla çok fazla ilgilenmiyor. Bu dönemde annesine gülümsemesi, etrafı seyretmesi gerekirken bu davranışlar gözlenmiyor. Hipotroidinin kendine özel bulguları gözleniyor. Bunların başında da kabızlık geliyor.

    Bebek daha ilk ay içerisinde kabızlık yaşıyor. Çok hareketsiz olduğu gözleniyor, kafasında bıngıldak denilen boşluklar çok geniş oluyor. Sarılık süresi uzuyor. Bu bulgular hekimi hipotroidi varlığı konusunda şüphelendiriyor.

    Hipotroidi tanısı almış ve tedavisine zamanında başlanan çocukların sağlıklı çocuklar gibi normal bir gelişme izleyeceğini ve bu konuda ailelerin rahat olması gerekiyor. Bu çocukların sağlıklı çocuklardan farkı, takiplerinin çocuk hekimlerinin yanında, çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından da yapılmasından geliyor. Fenilketonürili çocukların takibini de, çocuk uzmanı yanında, çocuk metabolizma uzmanı da yapılıyor.

    2009 yılında yeni bir tarama testi yapılmaya başlandı: Biotinidaz eksikliği. Vücudumuzda “biotin” vitaminini üreten enzim biotinidaz. Eğer doğuştan itibaren bu enzimin eksikliği varsa biotin eksikliğine bağlı ilk olarak deri hastalıkları ve ardından da beyin gelişiminde bozukluklar olabilir. Tanı erken konursa vitamin desteği yapılarak hastalık tedavi edilir.

    Eğer ailede akraba evliliği, farklı bir metabolik problem, bebek ölümü öyküsü varsa risk oluşacağı için genişletilmiştarama testi uygulanıyor.

    Topuktan alınan bir damla kanla yapılan genişletilmiş tarama testinde yirmiye yakın hastalığa bakılıyor. Tarama testlerinin en ideal alınma zamanı ise 7-10. günler arasında. Yeni doğan bebeklerdeki diğer tarama testleri ise işitme taraması ile kalça ultrasonografisi oluyor. Bu sayede işitme kayıplarına çok erken safhada tanı konabilirken, aynı zamanda kalça ultrasonografisi ile de ileriki dönemlerde olabilecek kalça çıkığı riski de önceden saptanmış oluyor.

    Yenidoğanın hemorajik hastalığı denilen sorunun yaşanmaması için doğar doğmaz her bebeğe mutlaka 1 miligram K vitamini enjeksiyon şekilde yapılıyor. Dr. Palabıyık, K vitamininin son derece önemli olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

    Sağlıklı bebeği bekleyen sorunlar neler olabiliyor?

    Sarılığa neden olan madde bilirübin ve bu madde kan hücrelerinin parçalanması sonucu oluşuyor. Bebeklerin vücudunda bilirübin ise daha fazla oluşuyor ve karaciğer bu maddeyi safrayla birlikte alarak barsağa yolluyor, oradan da dışkıyla dışarı atılıyor. Yeni doğanların karaciğeri erişkinlere oranla daha yavaş çalıştığından bilirübini atmakta gecikiyor ve vücuttaki bilirübin düzeyi artarak sarılığın ortaya çıkmasına neden oluyor. Ama anne ve bebekte kan uyuşmazlığı varsa, bebeklerin alyuvarları çok daha hızlı bir şekilde parçalanmaya başlıyor ve çok yüksek miktarda bilirübin ortaya çıkıyor. Karaciğerden de atılamadığı için toksik düzeylere ulaşabiliyor. Bu noktaya gelindiğinde, ilk etki yine beyin üzerinde oluyor ve önce işitme sinirleri zedeleniyor ve eğer yüksek sarılıktaki bir bebek yeterli düzeyde tedavi edilemezse ileri yıllarda ömür boyu taşıyabileceği bazı nörolojik sorunlar yaşayabiliyor. Hiç takip edilmemiş bebeklerde yüksek sarılık nedeniyle ileri yaşlarda spastik kalma riski dahi olabiliyor.

    Bebeklerin yarısına yakınında bebek sarılığının görülebildiğini ve çoğunlukla da hafif bir seyir izleyerek geçtiğini hatırlatarak, ancak kan uyuşmazlığı durumunda şiddetinin artabilir. Her bebeğin belli limitleri bulunuyor. Kan değişimi ve fototerapi yapılması gereken bilürübin değerleri faklıdır. Ve fototerapinin bebeklere hiçbir sakıncası olmadığının bilinmesi gerekiyor. Fototerapi uygulaması sırasında bebeklerin gözleri korunuyor. Bilirübinin çok yükselmesi durumunda ise yapılması gereken tedavi kan değişimi oluyor.

    Eve gidildiğinde dikkat edilmesi gereken noktalar

    Bebek eve götürüldüğü zaman sağlıklı ve sorunsuz büyümesinin devam etmesi için en önemli kriterin anne sütü ile beslenmesine devam edilmesi olduğunu belirterek şu bilgileri aktarıyor;

    Gebelik boyunca ve doğumdan sonra da hem annenin hem de babanın hiçbir şekilde sigara içmemesi gerekiyor. Yine bebeğin hiç bir şekilde sigara dumanına maruz kalmaması gerekiyor. Oda sıcaklığının 22-24 derecede olması yeterli oluyor. Özellikle kış aylarında bebeklerin çok sıcak ortamlarda soba yanında bulundurulması sakıncalı. Yatağın kaloriferin ya da sobanın yanına konması ani bebek ölümlerini artıyor. Bu nedenle de bebek mümkün olduğunca ısıtıcılardan uzak tutulmalı ve kat kat giydirilip sarılmamalı. Ani bebek ölümlerindeki bir başka risk yaratan unsur ise, bebeğin yüzükoyun yatırılması oluyor. Bu nedenle biz geceleri bebeklerin sırt üstü yatırılmasını istiyoruz. Bebeğin kalça sağlığının gelişmesi için de mutlaka ara bezi kullanılmalı. Beslenme konusunda da sadece anne sütü öneriyoruz ve bunun yanında gerekli bazı vitaminleri öneriyoruz. Bebeklerin yaklaşık ikinci haftadan itibaren, günlük 4 damla D vitamini damlası kullanması gerekiyor. Bu şekilde hızla büyüyen kemiklerin sağlamlaşması sağlanıyor.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık duygusu, genellikle sevilen bir bireyin diğerleriyle paylaşılamaması durumunda ortaya çıkar. Kardeş kıskançlığı ise; yeni gelen kardeşi, diğer çocuğun kabullenmesi zor olduğu için normal bir durumdur. Çocuğun, yeni gelen kardeşi kabullenebilmesi, çocuğun yaşı, ailenin tutumu ve çocuğun kişilik yapısıyla doğru orantılıdır. Bu durumu tamamen önlemek ne yazık ki mümkün değildir. Aradaki bu kıskançlığın yaşanması normal ve sağlıklı bir süreçtir. Fakat kıskançlık aşırıya kaçıyorsa burada bir problem var diyebiliriz. Kardeşler arası dengenin kurulması konusunda en büyük görev ise ailelerindir.

    Kardeş kıskançlığını en aza indirmek için neler yapabiliriz?

    • Çocuğun hayatında çok fazla değişiklik yapmayın. Bebek geldikten sonra aile, aynı yaşamına devam etmeye özen göstermelidir. Örneğin, bebek gelmeden önce aile haftasonları birlikte zaman geçiriyorsa, bebek geldikten sonra da yanlarında bebek olmadan bunu yapmaya devam etmeliler. Çocuk, bebeğin gelişiyle odasını kaybetmek zorunda kalıyorsa, anne-babayla uyuyorken “Sen artık odana geçiyorsun, bebeğin bizimle yatması gerekiyor.” Deniyorsa, sorumluluk alma konusunda zorlanan anne, bebeğin gelişiyle diğer kardeşi anaokuluna veriyorsa, bu durum çocuğun hayatını olumsuz yönde etkilemekte ve kardeşini kıskanmasına yol açmaktadır. Çünkü bu durum çocuğu, kaybettiği her şeyin sorumlusu olarak kardeşi görmeye itecektir.

    • Yapılacak tüm değişiklikleri bebek gelmeden önce yapın. Çocuğun odasının değişmesi gerekecekse, sizinle uyuyorsa ve bebekten sonra kendi odasına geçmesi gerekecekse tüm bunlar mutlaka bebek doğmadan 4-5 ay önce yapılmaya başlanmalı. Tüm bu değişiklikleri bebek geldikten sonra yapmak, çocuğa artık istenilmediğini, kardeşi yüzünden ikinci plana atılmak zorunda kaldığını düşündürecektir.

    • Bebeğin gelişini çocuğa anlayabileceği ve yaşına uygun bir şekilde açıklayın. Çok küçük çocukların henüz soyut düşünme kabiliyetleri gelişmemiş olduğundan durumun yaşa uygun ve anlayabileceği şekilde açıklanması çok önemlidir.

    • Küçük çocuklara bu konuyla alakalı hikayeler anlatmak süreci kolaylaştıracaktır. Hikaye, aileye yeni bir kardeşin katılmasıyla alakalı olabilir. Aile sevgisi, kardeş sevgisi, aileye yeni üyenin katılması konulu olabilecek bu hikayeler, yeni bir kardeşin gelişinin çok güzel bir şey olduğu mesajını verebilir. Anlatacağınız hikayede, kardeş geldikten sonra onun hayatında değişecek ve hoşuna gidecek şeylerden bahsedin. Örneğin; “Kardeşin geldikten sonra artık yalnız kalmayacaksın.”, “Kardeşin biraz büyüdükten sonra birlikte istediğiniz oyunu oynayabileceksiniz.” Bu hikayede çocuk bir kahramandır ve kardeşi olacağı için kendini kahraman gibi hissedecektir. Hikayede çocuk, kardeşini çok seven, onun sorumlulukları konusunda anne-babasına destek olan ve bu yüzden de takdir edilen bir abla/ağabey olmalıdır. Hikayenin ana amacı ise; gelecek kardeşin onun için iyi bir şey olduğu mesajının verilmesidir.

    • Bebeğin doğduğu ilk ayların çok önemli olması, ve onunla yoğun bir şekilde ilgilenilmesi gerekmesinin yanı sıra büyük kardeşin ilgisiz bırakılmaması oldukça önemlidir.

    • Kardeşine yardım etmesi konusunda sorumluluklar verin. Bebeklerin özelliklerini, yardıma muhtaç olduklarını anlatın. Hatta çocuğa kendi bebeklik fotoğraflarını gösterip öyle bir bebekken nelere ihtiyacı olduğunu açıklayın. Bu konularda kendisinden destek isteyerek gerçekleştirdiği konularda kendisini takdir ederek, kendisini iyi hissetmesini sağlayın.

    • Sevginizden bir şey kaybetmediğinizi gösterin. Kardeşler arası kıyastan uzak durun. “Sen çok yaramaz bir çocuksun. Ben artık kardeşinin annesi/babası olacağım.” , “Sen böyle davranmaya devam edersen ben kardeşini daha fazla seveceğim.” , “Tamam sen istemezsen ben de kardeşine vereyim.” Gibi kıyas içeren cümlelerden uzak durun. Kardeşini kıskanmasın diye söylenen, “Sen bizim ilk çocuğumuzsun, ne olursun olsun seni ondan daha çok seviyoruz.” Gibi kurulan cümleler çocukta iyi duygular uyandırdığı sanılırken aksine üstün gibi gözükse de yine de kendini kardeşiyle bir kıyas içinde hissetmesine sebep olur.

    • Çocuğunuzu şımartmamaya özen gösterin. Aileler genellikle, “Yeni bir kardeş geldiği için kızım/oğlum üzülecek.” Diye düşünüp gösterilmesi gereken ilgiyi abartabiliyorlar. Bu şekilde yetişen çocuklar sınır tanımıyor, doyumsuz ve hiçbir şeyden mutlu olmayan çocuklar olarak büyüyorlar. Aynı zamanda verilen mesaj ise; “Sana bir kardeş yaptığımız için kendimizi suçlu hissediyor, vicdan azabı çekiyoruz. Bu yüzden de seni mutlu etmeye ekstra özen gösteriyoruz.” Oluyor. Fakat yeni bir kardeş yapmak doğal bir süreçtir ve ailenin kendisini suçlu hissetmesine gerek yoktur.

    Bu süreçteki en önemli faktörlerden biri ailenin güçlü olması ve aradaki dengeyi kurmasıdır. Yaşanılan aksi durumlar için ise bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

  • Gaz sancısı (kolik)

    İnfantil kolik, doğumdan sonraki ilk üç ayda oldukça sık rastlanan bir yakınmadır.

    Kolikum infantum ilk kez 1954 yılında Wessel tarafından üç haftadan fazla, haftada en az üç gün, günde üç saati aşan huzursuzluk ve ağlama nöbetleri olarak tanımlanmıştır.

    İnfantil kolik, iyi gelişen sağlıklı bebeklerde, daha çok akşam ve gece saatlerinde

    görülen,ataklar halinde ortaya çıkan, nedeni tam olarak aydınlatılamamış, bacaklarını karına çekme, alnını kırıştırma, kızarma yumruklarını sıkma, karında sertleşme, gaz çıkarma ile birlikte olan, tüm çabalara karşın durdurulması zor, aşırı ağlama ile karakterize bir sendromdur. Genellikle kolik ağlamaları akşam veya gece olur. Ağlama atakları uzundur ve infant kolaylıkla sakinleştirilemez. Kolik ağlamaları 6. haftada pik yapmakta ve 12. haftada kendiliğinden kaybolmaktadır.

    Sağlıklı bir infantın uzun ve şiddetli ağlaması aileler için önemli bir problemdir.

    Ağlamak her ne kadar aileye rahatsızlık verse de yapılan çalışmalarda bebeğin ağlamasının annenin hormonları üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Özellikle prolaktini arttırarak süt yapımının artmasına neden olmaktadır. Prolaktin aynı zamanda anne ile bebek arasındaki bağı da kuvvetlendirmektedir.

    İnfantil Kolik Tedavisi

    Kolikum infantumun etkili bir tedavisi yoktur.

    Farmakolojik Tedavi:

    * Simetikon

    * Probiyotikler

    * Zinco damla

    * Laktaz enzimi

    Beslenme Önerileri:

    *Anne sütü ile beslenmek: İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenmenin infantil

    kolikte koruyucu faktör olduğu bilinmektedir. Her öğünde iki memeyi birden emzirmeye çalışmak bebeğin laktozdan zengin önsütü aşırı almasına neden olduğu için gaz sancılarına yol açabilir. Bu nedenle bebek bir memeyi tamamen bırakana dek o memeden emzirilmelidir. Ancak anne sütündeki inek sütü proteinlerinin varlığı bebekte infantil kolik oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebeklerde maternal diyetin (yumurta, fındık, fıstık, bulgur, kuru baklagil, lahana, turp ve baharatlı gıdaların bulunmadığı diyet) en az 2 hafta uygulanması ve sürdürülebilirliği, annenin sigara, alkol ve çay kullanmaması kolik şikayetlerinin azalmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmada anne sütünün geceleri melatonin içerdiği, geceleri anne sütü alan bebeklerin uyumasında ve koliği azaltmada yararlı olduğu gösterilmiştir.

    *Biberonla besleme: Yatay pozisyonda biberonla beslemek ve beslenme sonrası bebeğin gazının çıkarılmaması infantil kolik oluşumuna neden olmaktadır.

    Bitkisel Çaylar: Bağırsak düz kaslarında gevşeme sağlar. Sarı papatya, mine çiçeği, meyan kökü, rezene ve melisa ile yapılan bitki çayının günde 3 kez kullanımın kolikli bebeklerde ağlama ataklarını ve karın sertliğini azalttığı gösterilmiştir. Bu tedavi yönteminde standart bir doz miktarı yoktur. Bitki çaylarının sık kullanıldığı bebeklerin annelerini daha az emdikleri görülmüştür. Bitki çayları ishal ve böbrek yetmezliği gibi tablolara neden olabilmekte olup dikkatli olunmalıdır.

    Davranışsal tedaviler:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde sallanması. Çok sert sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğinden dikkatli olmak gerekir.

    Arabasıyla gezdirmek. Hatta, bebeği arabasında gezdirirken saatte 80-90 km hızla giden bir araba hissi veren sakinleştirme amaçlı araçlar da yapılmıştır.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kundaklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin kucağa alınıp annenin/bakıcının göğsüne yaslanmış şekilde tutulması. Sarılmak, bebekte güven hissi uyandırır. Bu arada, sırtına, hafifçe, aralıklı olarak minik vuruşlar uygulamanın da yararı olur.

    Karına sıcak havlu uygulaması

    Bebeğe ılık banyoya yaptırma

    Şarkı söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır. Beğendiği bir melodi tekrar tekrar söylenebilir.

    Ritmik seslerden yararlanma. Saç kurutma makinesi sesi, elekrikli süpürge sesi, su damlaması sesi, deniz dalgaları gibi ritmik sesler anne karnında kan akış sesine bebek tarafından benzetildiğ için rahatlama sağlayabilmektedir. İnternette veya akıllı telefonlarda beyaz gürültü (white noise) gibi programlar indirilerek denenebilir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve dokunulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakinleştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafifçe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Annenin stressiz ve rahat olması önemlidir. Bebeğe bir yardımcı bakarken annenin evden bir süreliğine uzaklaşıp hava değişikliği yapması zihinsel ve ruhsal olarak rahatlamasına yardımcı olabilir.

    Sakin ve sessiz bir yerde emzirmeye çalışınız. Emzirirken ve biberonla beslenirken bebeğinizin hava yutmamasına özen gösteriniz.

    Sık sık az az besleyerek açlık nedeniyle oluşan ağlamasının azalmasını sağlayabilirsiniz.

    Altının temiz olmasına özen gösteriniz.

    Annenin aldığı besinler sonrası bebeğin gaz sancısında artış olduğu gözlemine sahipseniz olabildiğince o besinlerden uzak durmaya çalışınız.

    !!! Bebeğinize yan etkileri bilinmeyen ve zarar verebilecek, doktor önerisi olmayan çaylardan, kocakarı ilaçlarından/damlalarından, yağlardan kesinlikle kullanmayınız.

    *İçinize sinmeyen, size anormal gelen, uzun süren sık oluşan ağlama ataklarında çocuk hekiminize muayeneye götürünüz.

  • “su”, okulda -evde -sokakta su içmelisin.

    “SU”, OKULDA – EVDE – SOKAKTA su içmelisin lütfen!

    Son günlerde beni tedirgin eden konulardan birisi de kendi kızımda da yaşadığım bir sorun olan çocukların gerçekten çok az su içmeleri, su ihtiyaçlarını çay, meyve suyu, gazlı içecek vs gidermeye çalışmaları…

    Biliyorum beni ve babasını rol model alıyor kızım. Bu nedenle yeterli su tüketmesi için, onun yanında sık sık su içiyorum ve suyun sağlığımız için ne denli önemli olduğunu sık sık anlatıyorum, örnekler verip, zaman zaman hikayeler uyduruyorum.

    “Su” tüm canlılar için olduğu kadar bebek ve çocuklarımız için de vazgeçilemez, yeri başka bir şey ile doldurulamaz olan yaşamsal bir besin öğesidir.

    Çocuklarımız için sadece su içilmesi değil, aynı zamanda tüketilecek suyun miktarı, içilecek suyun özellikleri özellikle bebeklik döneminde olmak üzere tüm çocukluk döneminde çok önemlidir. Bebeklerin bir yaşına kadar böbrek fonksiyonları yetersizdir. Bu sebeple bebeğe içirilecek suyun düşük mineral içerikli olması gerekmektedir.

    Yaşamın ilk altı ayında bebek hem besin hem de su ihtiyacını anne sütüyle karşılar. Anne sütünün % 90’ı sudur. Altıncı aydan sonra, sıvı ihtiyacı ağırlıklı olarak anne sütüyle karşılanmaya devam ederken bebeğe su içirilmeye başlanmalıdır.

    Bebek 6.aydan itibaren yarı katı ve katı beslenmeye başlar. Hem böbreklerinin hem de mide-bağırsak sisteminin daha sağlıklı çalışabilmesi için su içmeye de başlaması gerekmektedir.Bebeğin anne sütünün yanısıra tüketmeye başladığı yeni ek besinelerle aldığı sıvı gıdalar günlük su ihtiyacını karşılayamaz. Bu nedenle bebeğin su içmesi de gerekmektedir.

    Sevgili anneler bebeğiniz büyüdükçe sıvı ihtiyacı da artar. Ve bebeğin su içmeden sıvı ihtiyacını karşılaması mümkün değildir. Bebeklerin vücut ağırlıkları başına erişkinlerden daha fazla su ihtiyaçları olduğu da asla unutulmamalıdır.

    Bebeklik çağında bazı özel durumlarda bebeğin suya olan ihtiyacı da daha fazla olmaktadır. Sevgili anneler; bebeklerimiz 6 ile 24 aylar arasında daha sık ishal olurlar. İshal olan bebek sulu dışkılama yanında kusma ile de sıvı kaybeder ve suya olan ihtiyacı artar. Benzer şekilde sıcak aylarda çevre ısısının arttığı dönemlerde ya da ateşli hastalıklarında bebeklerin sıvı ihtiyacı artar. Ancak bebekler susuzluklarını algılama ve gidermede yetersizdirler.

    Bu nedenle anneler bebeklerinin su ihtiyaçlarının arttığı durumları bilmeli, bebeklerinde susuzluk belirtilerinin gelişip gelişmediğini izlemelidirler.

    Bebeğin alışılmıştan daha seyrek ve az miktarda bez ıslatması, daha koyu renkli idrar yapması, dil ve dudaklarındaki kuruluk, gözlerinin altında çöküklük, siz anneler için uyarıcı olmalıdır ve bebekte susuzluk belirtileri ortaya çıkmış demektir.

    Çocuğunuzun yeterli su tüketip tüketmediğini anlamak için tuvalete gitme sıklığını da takip edebilirsiniz sevgili anneler. Eğer çocuğunuz 2 saatte bir tuvalete gidiyorsa, idrarın yoğunluğu normalse, bu çocuğunuzun su tüketiminin yeterli olduğu anlamına gelebilir.Bebeklerde ise bezini çiş ile ıslatma sıklığı vücutta yeterli su tüketiminin olup olmadığının önemli bir göstergesidir.

    Sevgili anneler; yetersiz su tüketimi sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel performansı da düşürür ve konsantrasyon bozukluğuna yol açar. Yapılan çalışmalar; yetersiz su tüketen çocukların derse konsantrasyonlarının düştüğünü ve öğrenme yeteneklerinin azaldığını göstermiştir.

    Her çocuğun yaşına, cinsiyetine, kilosuna, boyuna ve aktivite düzeyine göre su tüketimi değişir. Bununla birlikte her çocuğun mutlaka alması gereken günlük su miktarı vardır.

    Peki ne zaman, ne kadar su?

    • 6 -12 ay arasında: 30 ml-100 ml
    • 1-3 yaş arasında: 1-3 litre
    • 4-8 yaş arasında: 1-4 iltre
    • 9-13 yaş arasında: 1-2 litre arasında günlük ortalama su tüketmeleri uygundur.

    Bebeğiniz 6-12 aylık olduğunda katı gıdalara başlandıktan sonra, yemek sonrası her 3 saatte bir su vermemiz gerekmektedir. 1-5 yaş arasında ise, her 2-3 saatte bir yemek sonlarında 100 ml su verilmelidir. Yemekten önce verilen su, karnın şişmesine su dolu midenin alması gereken gıdaları yetersiz almasına neden olur.

    Bir süre sonra yetersiz beslenmenin sıkıntıları ortaya çıkar. Dolayısıyla çocuğunuza suyu yemek sonrasında vermenizde fayda vardır.Bununla birlikte eğer çoğunuz aşırı kilolu ise obesitenin önlenmesi ve yarattığı sağlık sorunlarının önüne geçilebilmesi için bol su içme alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir.

    Bu çocuklara yemekten bir saat önce su içirilmesi, bağırsaklarının çalışması ve bazal metabolizmanın hızlanması açısından oldukça faydalıdır.Sevgili anne ve babalar; çocuk için en iyi içecek sudur. Su gereksinmesini karşılamak için şeker katılmış meşrubatın içilmesi obezite riskini artırır, çocuğun dengesiz beslenmesine ve diş sağlığının bozulmasına neden olur.

    Adölesan çağı büyüme ve gelişimin en önemli dönemlerinden biridir. Bu dönemde kemiğin kalsiyum yoğunluğunun yeterli düzeye gelmesi ileri yaşlarda kemik erimesinden kaynaklanan osteoporoz gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde yardımcı olur. Kalsiyum içeriği uygun miktarda su içilmesi artan kalsiyum gereksinmesinin karşılanmasına katkıda bulunur. Yine adölesan yaş grubu çocuklar şeker içeriği yüksek meşrubat içmeye meyillidirler. Su ihtiyaçlarını bu şekilde karşılama yoluna giderler. Bu içecekler bol kalori kaynağıdır. Su gereksinmesini karşılamak için bu tür içeceklerin içilmesi obezite riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bunun yanında fiziksel aktivite durumlarına göre günlük en az 1,5-2,0 litre su içmelidirler. Spor yapan adolösanlar daha fazla su tüketmelidirler.

    Sevgili anneler peki bebeğiniz için ne özellikte su kullanmamız gerektiğini biliyormuyuz?

    Yapılan araştırmalarda bebek mamalarında kullanılan suyun nitrat içeriğinin litrede 15 miligram, nitrit içeriğinin 0,05 miligramı geçmemesi gerekmektedir. Diş sağlığının korunması için bebek mamalarında kullanılacak ve bebeğe içirilecek suyun flor yoğunluğuna dikkat edilmesi gerekir. Bebeğe verilecek suyun flor içeriğinin litrede 0,5 miligram, flor takviyesi veriliyorsa 0,3 miligram olması gerekmektedir. Bu nedenle yapılan çalışmalarda bebekler için florun güvenilir alım düzeyi günlük 0,4 miligram olarak önerilmiştir.

    Bu değerin dişler için faydalı olduğu ve diş çürümelerini azalttığı bilinmektedir. Bunun yanında yüksek miktarlarda florür içeren suların çocukların diş sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri araştırmalarla ispatlanmıştır. Çocuklarda yapılan birçok araştırma, 2 mg/lt florür içeren suyun dişlerde kahverengi lekeler bıraktığını, 4 mg/lt florür içeren suyun ise kemik bozukluklarına sebep olduğunu göstermiştir. Bu durumda araştırma sonuçlarına göre 1 mg/It’den fazla florür bulunan sular arıtılmalıdır. Mikroorganizma içermeyen, tatsız, kokusuz, renksiz , belli pH değerine sahip ve bazı mineralleri hiç içermeyip bazılarını belli miktarlarda içeren sular tercih edilmelidir. Plastik şişe ve damacana sularını tercih etmemenizde fayda vardır.

    Özellikle dolum tarihi eski, dış ortam koşulları uygun olmayan yerlerde uzun süre bekletilen ve güneş ışına maruz kalmış, 60 c’- 70 c’ ye kadar ısınmış soğumus plastik su şişelerindeki su çok tehlikelidir. Çeşitli kimyasal maddeler ve kanserojenler içerebilir. Bununla birlikte her damacana suyu temiz ve doğal kaynak suyu değildir. Günümüzde bazı aileler tarafından tercih edilin içme suyu arıtma sistemleri evlerde içme suyunun temini amaçlı kullanılmaktadır. Bu cihazları yararlı kılmak için öncelikle dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Kalitesiz ve sertifikasız ürünleri tercih etmememiz gerekmektedir. Filtre değişim sürelerine uyulmalıdır. Uzun zaman değiştirilmeyen filtreler çocuklarımızın sağlığını bozacak mikroorganizmaların kaynağı olabilirler. Filtre değişim zamanlarında cihazların temizliği ve bakımı da ayrıca yapılmalıdır.Bu cihazlarda kullanılan bazı teknikler suyu saflaştırmaktadır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin karşılanmasında suyun önemi oldukça büyüktür. Bu bakımdan uzun müddet aynı teknolojili cihazla arıtma yapılan sularda kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi bazı minerallerin eksikliği çeşitli rahatsızlıklara sebep olabilmektedir.

    Sevgili anneler, plastik biberonlarda suyu bekletmeyin.(Mümkünse plastik biberon kullanmayın) Çocuklarımız için içme dularını PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER de depolayın.

  • Bebeğiniz çok mu ağlıyor ?

    Bebekler konuşamadığı ve derdini anlatamadığı için ,kendilerini ifade etmeyi ve anneyle iletişimi ağlayarak yapar.Bazen o kadar çok ağlarlarki anne babalar ve bakıcılar ne yapacağını şaşırır ve çaresiz kalırlar.Kendilerini acilde bulurlar.

    Doğumdan sonraki ilk haftalarda bebekler ,günde 2-3 saat ağlar,17-18 saat uyurlar.6-8 haftada bu ağlama süresi giderek artar.İlk haftalarda ve aylarda bazı bebekler gece gündüzü ayırt edemediği için gündüz uyur gece uyanık kalır ve ağlarlar.Burada gece gündüzü ayırt etmesi sağlanmalıdır.

    Belli bir süre geçtikten sonra anne bebeğinin neden ağladığını aç mı ,gazı mı var,hasta mı, altını mı kirletmiş anlayabilir.Bazen anlamadığı durumlar da olabilir.

    Ağlama nedenleri:

    -Reflü
    -Gaz sancısı-infantil kolik
    -İnfeksiyon
    -Açlık
    -Merkezi sinir sistemi hastalıkları (menenjit,anomali,kanama vs. )
    -Kabızlık
    -İnek sütü allerjisi

    Bunlardan en sık olanı gaz sancısı ve infantil koliktir.Gaz sancısı genellikle 10-15. günlerde başlar. Gittikçe artarak 40. günde pik yapar. Daha sonra azalarak 3. ayda kendiliğinden geçer. Kolikte ise bu süre daha uzayabilir.

    İnfantil kolik ise özellikle 1-4 ay arası bebeklerde, altta yatan herhangibir organik neden olmadan yatıştırılması zor bir şekilde uzun süreli ağlama nöbetleri olarak tanımlanır. Gün içinde hep aynı saatte olur. Anne veya bakıcısı tarafından önlenemez ve yatıştırılamaz. Tekrarlayıcıdır, saatlerce uzun sürer. Bebekte gelişme geriliği, ateş, hastalık bulgusu yoktur. Nöbetler dışında bebek rahattır.

    Tedavide gaz önleyici ilaçlar,masaj,anne ve babadaki kaygıyı,endişeyi giderme ve bebek beslenmesinde düzenleme yapılır.

  • Bebeklerde ek gıdalara geçiş;(6. Ay sonrası)

    BEBEKLERDE EK GIDALARA GEÇİŞ;(6. AY SONRASI)

    EĞER YETERLİ İSE BEBEKLERE İLK 6 AY SADECE ANNE SÜTÜ VERİLMELİDİR,

    TADIMLIK DENEMESİ ÖNERİLMEZ ,SU VERİLMESİ ÖNERİLMEZ.

    ANNE SÜTÜ YETERSİZ İSE ÖNCE FORMÜL MAMA SONRA 6. AYI BİTİREN BEBEKLERE TADIM BAŞLANABİLİR.

    Ek gıdaya başlarken dikkat edeceklerimiz.;

    Her gıda bebeğe tek başına verilmelidir. Tek başına verilen besin maddesinin tadını alması için en az 3 gün azar azar bu besin maddesi bebeğe yedirilmelidir. Böylece hem bebek o besinin tadını anlayacak hem de besine karşı alerjisi varsa ortaya çıkacaktır

    Ek gıdalar verilirken kesinlikle biberon kullanılmamalı, kaşıkla verilmelidir.

    Bebeğiniz için hazırlamış olduğunuz yiyecekler 3 saatten fazla bekletilmiş olmamalı taze ve günlük tüketilmelidir.

    Vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalı. Rondo, blender gibi araçlar yerine çatal ya da kaşıkla ezme tercih edilmeli.

    Bir yaşına kadar kesinlikle verilmeyecek gıdalar, çilek, patlıcan, süt, bal, kakao, yumurtanın beyazıdır, bu altı gıda tadımlık bile bir yaşa kadar allerjik olduklarından önerilmez.

    Bebek tek başına anne sütü ile sütümüz yeterli ise 6 aya kadar su bile verilmeden beslenmelidir. Anne sütü yeterli ise 6 ay, yetersiz ise 6. ay dolana kadar formül mama ile takviye edilir. 6. ayını doldurduktan sonra SEBZE-MEYVE-YOĞURT üçlüsünden biri ile çay kaşığı ,sonra tatlı kaşığı sonra çorba kaşığı ile tadımlıklar başlanır.7.Ay bitmeden porsiyon ,yani 100 ml ye geçilmez.,eksikler gene annesütü ya da formül mama ile tamamlanır Meyve dönemine göre elma ya da şeftali ile başlanır, meyve püresi ,sebze çorbaları ve sebze püresi ile devam edilip yoğurda geçilir. 8. ay bitiminden sonra unlu gida ile tanışabilir,lakin gluten alerjisi kolay tetiklendiği için unlu gıda için 9. ay bitimi önerilir.

    9.ay kahvaltılıklar tam pişmiş yumurtanın sarısı-tuzu alınmış beyaz peynir,ekmek eklenir.Sonra sırasıyla kıyma,balık ,baklagiller, ve diğer tüm gıdalar önce tadımlık sonra porsiyon olarak verilir.

    9.ay itibariyle sofraya beraber oturulur,extra tuz konmamış aile yemeği bebeğe verilebilir. 2 yaşından sonra yatmadan 2 saat önce beslenme kesilmelidir.

    Bebeğin ek gıdalara geçebilmesi için oturmayı başarmış olması önemlidir.Bu nedenle ek gıda tadım, öğüne geçişinde aceleci davranılmamalıdır.İlk çıkacak dişler ön kesiciler olup bunlar çiğnemeye değil koparmaya yarar bundan dolayıdır ki 9. ay ve sonrası porsiyona geçiş için uygun zamandır .

    D vitamini ve demir desteği 2 yaş bitene kadar yapılmalı,gerekirse demir düzeyi belli aralıklarla örneğin 6 ayda bir takip edilmelidir.

  • 0 – 6 aylık bebeklerde doğru bilinen yanlışlar !

    Bebeğe doğduğunda şekerli su verilebilir veya ilk sütü dışarıya akıtılır … YANLIŞ.

    Doğumdan yarım saat sonradan başlayıp 6 aya kadar bebeğe sadece anne sütü verilir ki ilk birkaç günlük anne sütü (kolostrum) bebeğin geleceği için çok çok önemlidir..

    Her emzirildiğinde her iki göğüs emzirme… YANLIŞ.

    Her emzirmede bir göğüs boşalana kadar emzirilmesi doğrudur…

    Bebek emzirirken göğüs ucu tutturup emzirme… YANLIŞ.

    Bebeğin göğsü iyice kavraması gerek ve burun açık olması doğrudur…

    Emzik vermek ve biberon ile beslenmek… YANLIŞ.

    Bebek emziği sürekli emdiği için kenardan hava yutar ve bebeğe gaz yapar. Biberona alışan bebekler göğüsten anne sütü içmeyi reddeder…

    Bebeğin emzirdikten hemen sonra yatırılması… YANLIŞ.

    Emzirdikten hemen sonra önce iyice gazını çıkarması sonra yatırılması uygundur..

    Çok ağlarken emzirme… YANLIŞ.

    Bebeğin önce sakinleşmesi gerekir sonra emzirilmesi uygundur…

    Emziren annelerin sütünü artırmak için ilaç kullanması… YANLIŞ.

    Psikolojik olarak panik ve kaygılı olunması sütü otomatik olarak azaltır. Dengeli beslenilmesi ve huzurlu bir psikolojik durum sütü arttırır…

    Bebek görme ziyaretlerine çok kalabalık gelinmesi ve bebeğe dokunulması … YANLIŞ.

    Bebeklerin bağışıklık sistem zayıf olduğu için hastalığı transfer edebilir ve bebek çabuk hastalanabilir…

    Bebeğe 6 aya kadar anne sütüyle birlikte su veya ek gıda verilebilir… YANLIŞ.

    Anne sütün 85% su olduğu için ilave su verilmesi gerekmez…

    Bebeğin sıcak tutsun diye kundaklanması… YANLIŞ.

    Bebeğinin gelişim için hareket etmesi önemlidir ve bu durum kalça çıkığına sebep olabilir…

    4 aylıktan itibaren ek gıdaya geçilmesi… YANLIŞ.

    Kilo alımı iyi olan ve mama almayan bebek için en doğru zaman 6 aydan sonrasıdır…

    Yenidoğan bebeklerin yüzlerini çizmemeleri için eldiven giyilmesi … YANLIŞ.

    Yenidoğan bebeklerin çıplak elle annesine temas etmesi bağlanma duygusunun artmasında önemli rol oynar…

    Her ağladığında kucağınıza almayın… YANLIŞ.

    Anne bebek arasındaki bağlanma azalabilir…

    Bebekler her gün yıkanmalıdır… YANLIŞ.

    Duruma göre 2-3 günde bir yıkanır..

    Kışın bebeleri kat kat giydirmek uygundur … YANLIŞ.

    Çocuk çok kat giydiği için terleyerek hastalanabilir…

    Göbek bağı düştükten sonra antiseptik toz sürülüp bezi ile kapalı tutulmalıdır… YANLIŞ.

    Göbek bağını kuru tutmak önemlidir, herhangi bir toz sürülmez, aksi taktirde göbek enfeksiyonu olabilir…

  • Bebeklerde ve çocuklarda ishal nedir, tedavisi nasıldır ?

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal dışkılama sayısının günde üçten fazla,miktarın fazla,kıvamının sulu olması demektir.Ancak sağlıklı ve sadece anne sütü alan bebeklerde dışkı sayısının günde 5-6 kere olabileceği unutulmamalıdır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal neden kaynaklanır ?

    İshal, genellikle mide barsak sisteminin virus ,bakteri ve parazitlerle oluşan enfeksiyonlarından oluşur.Bunların çoğu çocukların yedikleri enfekte yiyecek ve içecekler yoluyla bulaşır. Çocuklarda ishal ile birlikte çoğunlukla ve kusma da görülur, bazen ateş ve karın ağrısıda eşlik eder. İshalin nadirde olsa enfeksiyona bağlı olmayan nedenleride vardır.

    Bebeklerde ishal tedavisi önemi?

    Dünya da her yıl 1.34 milyon dan fazla çocuk ishal den ölmektedir. Ölümlerin çoğu vücudun susuz kalmasından olmakta ve en çok bir yaş altı bebeği etkilemektedir. Ancak susuzluğun farkına erken varılması ile kolay ve ucuz olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal nasıl önlenir?

    Bebeklere verebildiğiniz kadar anne sütü veriniz

    Çocuğunuza tuvaletten sonra ve yemekten önce ellerini sabunla yıkamasını öğretiniz.Tabiki kendinizde.

    Sebze ve meyveleri yemeden önce iyice yıkayınız

    Satın aldığınız etleri eve gelir gelmez buzdolabına koyunuz

    Artan yemekleri vakit geçirmeden buzdolabına koyunuz.

    Rota virus aşısını yaptırmayı unutmayınız.

    Bebek ve çocuklarda ishal tedavisinin en önemli kısmı susuzluk bulgularının bilinmesi ve buna göre önlem alınmasıdır;

    ÇOCUK VE BEBEKLERDE SUSUZ KALMANIN ERKEN BULGULARI

    Kalp atışının normalden hızlı olması

    Dudak,ağız ve dilde kuruluk

    Ağlayınca göz yaşı gelmemesi

    Üç saatten daha fazla bezinin kuru kalması

    Bebek ve çocuklarda susuzluk arttıkça;

    Gözlerin,yanağın ve bıngıldağın çökmesi,

    Uyku hali ve huzursuzluk,

    Susuzluk daha da artarsa

    Havale,koma,hayati organlarda yetmezlik ve bazen de ölüm olabilir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi:

    Hafif ishalde çocuğun genel durumu iyi, yemesi ve içmesi normal ise,kusması ve bahsedilen susuzluk bulguları yoksa endişelenmeye gerek yoktur.Her zamanki gibi yeme-içmesine devam etmelidir.

    Anne sütü,formula veya 1 yaşın üstünde inek sütüne devam edebilir,Normal beslenme hem ishalin daha çabuk iyileşmesini, hemde düzgün beslenmeyi sağlayacaktır. Ancak ishal iyileşene kadar miktarları az ve sık vermek uygun olur. Normalden fazla sıvı verilmesi ve dinlenme ile bir kaç günde iyileşecektir. Kullanılacak sıvıların en az biri tuz içermelidir. Ayran, pirinç suyu ve tavuk çorbaları bu amaçla kullanılabilir. İshalde sıvı kaybı yanında tuz kaybıda olacağı için sıvı olarak sadece su verilmesi uygun değildir.

    Bebeklerde ve çocuklarda ishal tedavisi için ne zaman doktora gidilmeli?

    Yukarda bahsedilen susuzluk bulguları varsa

    39 C üzerinde ateşi varsa

    Dışkı kanlı veya siyah renkli ise

    Beslenmesi bozulmuş ve tekrarlayan kusmaları varsa

    İshal 24 saatten daha uzun sürerse

    İshal tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler:

    Çocuk aç ise ve yemek istiyorsa engellemeyin ama az ve sık verin,

    Doktorunuza danışmadan antibiyotik veya ishal ilaçları kullanmayınız.

  • Bebeğim diş çıkarıyor !

    Hamileliğin 3’üncü ve 6’ncı ayları arasında anne karnında şekillenmeye başlayan dişler, doğum sonrası genellikle 7’nci aydan itibaren alt ön kesici dişlerin belirmesiyle ağızda yerlerini almaya başlarlar. Diş çıkarma dönemi aileler için genellikle bebekte huzursuzluk ile ilişkilendirilir. Bu dönemde dikkat edilecekler ve diş çıkarma rahatsızlıklarını en aza indirgeme yolları nelerdir ?

    DİŞ ÇIKARMA BELİRTİLERİ

    * Bebeklerde diş çıkarma belirtileri nelerdir? Bebeklerde diş çıkarma döneminin başlaması, dişetinin açılmasından 3 ay önce başlar. Bu süreçte bebeklerde salya artışı, hafif ateş, ağlama-huzursuzluk, ağız çevresinde hafif döküntü, ellerini ısırması, uyku düzensizliği, iştahsızlık gibi belirtiler görülebilir. Anne-babalar özellikle bazı belirtilerde dikkatli olmalıdır. İlk görülen belirti genellikle salya artışıdır. Diş çıkarma dönemi bebeklerde çene ve ağız çevresinde kızarıklık ve döküntüye yol açabilir. Bu dönemde bebeğin yüzü temiz ve yumuşak bir bezle silinerek uygun bir kremle nemlendirilebilir.

    * Ya ateş? Diş çıkarma döneminde 37 derece civarında hafif bir ateş normal kabul edilir. Daha yüksek ateşlenmelerde bebeğin bağışıklığının azalmasından kaynaklı viral bir enfeksiyon olabilir. Bu durumda çocuk doktoruyla konuşulmalı ve uygun tedaviye başlanmalıdır.

    * Bu dönemde bebeklerin beslenmesinde bir değişiklik yapmak gerekir mi? Diş çıkardığı dönemde bebeğinizin dişetleri çok hassaslaşır, bir şeyler yemeyi reddedebilir hatta kilo alımı yavaşlayabilir. Besinleri reddeden bebeğinize sadece anne sütü ve mama takviyesi yetecektir. Bu durumda telaşlanmamalı ve bebek yemek yemesi için zorlanmamalıdır. İştahsızlık yaşayan bebeğinize soğuk meyve püreleri ve su vererek hem ağrısını hafifletmiş olur hem de besin ve su kaybının önüne geçebilirsiniz. Yoğun salyanın bir kısmının bebek tarafından yutulması dışkıda sulu bir form yaratabilir.

    İLAÇ VERİRKEN DİKKAT!

    Dişeti şiştiğinde neler yapılabilir?

    Dişin çıkacağı bölgede dişetinde şişme ve kızarıklıklar olabilir. Bunu dişetinde beyazlaşma daha sonra dişin ağızda görülmesi takip eder. Dişin ağızda belirmesiyle bu bölgede kanama olabilir. Genelde kendi kendine iyileşir fakat iyileşemediği noktada mutlaka diş hekimine başvurmak gerekir.

    1) Oyun oynayarak, bebeğinizin dikkatini dağıtacak aktiviteler hazırlayarak ya da kucağınıza alıp güvende olduğunu hissettirerek onu rahatlatabilirsiniz.

    2) Mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ağrı kesici şurup kullanabilirsiniz. Diş çıkarma sürecinde ilaç verirken çok dikkatli olmak gerekir. Vereceğiniz ilaç altta yatan başka bir hastalığın yarattığı ateşi düşürebileceğinden sizi o hastalıktan habersiz bırakabilir.

    3) Yaptığınız her şeye rağmen bebeğinizin sıkıntısı geçmiyorsa, çocuk diş hekimine danışarak anestezik madde içeren diş jelleri kullanabilirsiniz. Ancak bunların düzensiz ve sık kullanımının bebeğinizin çeşitli organları, özellikle karaciğeri üzerinde olumsuz etkileri olabileceği unutulmamalıdır.

    İlaç dışı rahatlatıcı önlemler neler?

    Dişetine hafif basınç uygulayarak temiz ve soğuk bezle masaj yapılabilir. Ayrıca diş kaşıyıcılardan da yardım alınabilir. Plastik ve boya içermeyen (BPA free) diş kaşıyıcılarını, buzdolabında bir süre beklettikten sonra bebeğinize vererek dişetlerini kaşımasını sağlayabilirsiniz. Kaşıyıcılar buzlukta bekletilmemelidir.

    DİŞ ÇIKARMA SÜRECİNİ RAHAT ATLATMAK İÇİN…

    Çiğneme: Diş çıkaran bebekler sürekli bir şeyler çiğnemek ister. Damaklardaki bu hareket, ağrıyan dişetlerine üstten bir baskı uygulayarak rahatlatır. Diş kaşıyıcılar, çıngıraklar çiğnemesi için bebeğe verilebilir. Ağzına alıp çiğnediği şeyin soğuk olması damaklarını uyuşturur ve rahatlatır. Serin ama çok soğuk olmayan bir bezi de damaklarında deneyebilirsiniz. Ya da soğuk bir meyveyi atıştırmasını sağlayabilirsiniz.

    Ovma: Temiz parmağınız ya da yumuşak nemli bir bez ya da yumuşak bir diş fırçasıyla bebeğinizin damaklarını ovmanız da rahatlatıcı bir etki yapar. Damaklara yaptığı baskı rahatlama sağlayacaktır.

    Soğuk içecekler: 6 aylıktan büyük bebeklerde buzlu su dolu bir biberon damakları ferahlatacaktır. Eğer bebek biberonu emmek istemezse bardağa buzsuz su koyup verebilirsiniz.

    Soğuk yiyecekler: Yoğurt, püre yapılmış şeftali ve elma (bebeğiniz bu gıdalara geçtiyse) gibi soğuk yiyecekler oda sıcaklığındaki yiyeceklere göre daha lezzetli ve damaklar için de daha rahatlatıcı olacaktır.

    BUNLARI YAPMAYIN

    * Bebeğinizin damaklarına kesinlikle alkol sürmeyin.

    * Damakları rahatlatmaya yarayan benzocaine içeren ilaçlar kullanmayın. 2 yaşın altındaki çocuklarda kandaki oksijen seviyesini düşürdüğü için zararlıdır.

    * Bitkisel veya ev yapımı doğal tedaviler uygulamayın. (Bazı bitkilerin potansiyel toksik olabileceği ve önemli rahatsızlıklara sebep olabileceği biliniyor.)