Etiket: Bebek

  • Çocuklarda Bağlanma

    Çocuklarda Bağlanma

    İnsanlar kendileri için önemli olan kişiler ile duygusal bağlar kurma eğilimindedir. Bu gereklilik doğum anından itibaren bebeklerde rahatlıkla gözlemlenebilir bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir. Bağlanma kuramı gelişim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bebek doğduğu andan itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bir bakıcıya ihtiyaç duyar, bu kişi genelde çocuğun annesidir. Bebek bu kişi ile duygusal ve olumlu bir bağ kurmak ister bu zihinsel çalışan modele bağlanma denir. Bebek bu kişi ile yakın kalarak hayatta kalma şansını da arttırır. Ek olarak bebek bu kişiyi bir güvenlik üssü olarak kullanarak çevreyi yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Bağlanma kuramı, anne ve bebek arasında doğumdan itibaren oluşan sosyal ve duygusal bağlardır (Bowlby, 1980,1982; Ainsworth, 1989). Bu bağlar özellikle çocuğun ileriki hayatında sosyal ve duygusal yönden çok önemli bir yer tutar. Annenin davranışına göre bebeğin zihninde belirli davranış paternleri oluşur ve bu paternler ile bebek kendi ve başkaları hakkında benlik modelleri üretir. (Baker, 2003; Bretherton, 1990; Vaughn, 2006;). Bu yüzden annenin bebek ile ilişkisi çok önemlidir bebeğe zamanında yanıt vermeli, ona sıcaklık sağlamalı, düzenli beslemeli ve ona bir güvenlik üstü oluşturmalıdır.

    Bağlanma davranışını gösteren belirli davranışlar vardır bunlardan bir tanesi bebeğin bağlandığı kişi ile ilişki de olmaya çalışması, onu sürekli araması, kokusunu hissedince veya sesini duyunca rahatlamasıdır. Eğer bağlandığı kişi bebeğin yakınında yoksa da bunu hissetmesi ve ağlamak gibi tepkiler göstermesi. Bir diğer davranış ise bebek bağlandığı kişi ile daha sıcak ve güvende hissederken başka kişiler ile huzursuz hissedebilmesi bağlanmanın varlığına delil olan en temel davranışlardır.

    Bağlanma genelde dört farklı gruba ayrılır bunlar:

    1. Güvenli bağlanmış bebekler: Bu bebekler çevreyi keşfetmek için anneyi güvenlik üssü olarak kullanırlar. Çevreyi incelemeye, çevredeki oyuncaklarla oynamaya bayılırlar. Yabancı birisini gördüklerinde bakım veren kişiye yönelirler. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşirler. Onunla pozitif bir iletişim içerisindedirler, ona güler ve kucağına tırmanırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde çevreyi keşfetmeye devam ederler.
    2. Güvensiz kaçınan bebekler: Genelde bakım veren kişiye karşı ilgisiz gibi görünürler. Bakım verenden kaçınırlar ve onunla çok az ilişkiye geçerler. Yabancılara ve bakım veren kişiye de benzer tepkiler verirler. Dikkatlerini daha çok oyuncaklara vermeye çalışırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde tepki göstermezler.
    3. Güvensiz dirençli bebekler: Bu bebekler sıklıkla anneye yapışırlar, ayrılma anında direnç gösterirler, birleşme anında ise bakım verene kızarlar, ağlarlar ve tepki göstermeye devam ederler.
    4. Güvensiz dağınık bebekler: Çok güvensiz, dağınık ve şaşkındırlar. Ayrılma esnasında davranışlarında çelişkiler gözlemlenir. Anneden ayrıldıkları anda sersemlemiş ve şaşkın gözükebilirler. Anne kucağına aldığı anda ise uzaklara bakar ve tepkisiz davranırlar.
  • Çocuklarda besin alerjisi nedir

    Çocuklarda besin alerjisi nedir

    Besin alerjisi bağışıklık sistemimiz tarafından besinlere karşı anormal yanıtın verilmesiyle ortaya çıkmaktadır.Altta yatan immün cevap IgE aracılı, IgE’den bağımsız veya her ikisinin karışımı şeklinde olabilir. Besin alerjisi görülme sıklığı özellikle son yıllarda önemli bir artış göstermektedir. Çocuklarda alerjiye en sık neden olan besinler inek sütü (%2,5), yumurta (%1,3), fıstık (%0,8), buğday (%0,4), soya (%0,4), fındık (%0,2) ve kabuklu deniz ürünleri (%0,1)’dir. Erişkinlerde ise polen alerjileri sıklıkla besin alerjileri ile çapraz reaksiyona neden olmaktadır. Süt, yumurta, soya ve buğdaya karşı erken çocukluk çağı alerjileri okul çağında yaklaşık %80 düzelmektedir. Fındık, fıstık ve deniz ürünleri alerjileri ise genellikle sebat eder. Sebze ve meyvelere reaksiyonlar sık gözükmekle birlikte (yaklaşık %5) bu reaksiyonlar genellikle ciddi reaksiyonlar değildir.

    Immün sistem besin antijenlerinin büyük çoğunluğuna tolerans geliştirir ve yanıtsız kalır. Buna oral tolerans denilir. Antijen sunan hücreler (intestinal epitel hücreleri ve dendritik hücreler) ve regülatör T hücreleri oral tolerans gelişimde başroldedir. İntestinal epitelyal hücreler luminal antijeni işleyerek MHC klas II kompleksi üzerinden T hücrelerine sunar. Bu sunum anerjiye neden olur. Barsak florasının da oral tolerans indüksiyonunda rol oynadığı düşünülmüştür. Bazı çalışmalar probiyotiklerin tolerojenik bakteriyel çevre oluşturarak alerjiden korunmada potansiyellerinin olduğunu söylemektedir. İnsanlarda doğumdan sonra barsak normal florasının ve oral tolerans oluşumunun besin alerjilerinin immün regulasyonunda oldukça büyük önemi olduğu gözükmektedir.

    Besin alerjilerinde altta yatan immün cevap IgE aracılı ise bağışıklık sistemimizin besinlerdeki proteinleri tehdit olarak algılayıp bunlara karşı IgE tipi antikorlar üretmesi ile başlar. Duyarlı olan bireyler aynı besinle karşılaştığında daha önce oluşmuş olan IgE antikorlarına bağlanır ve mast hücrelerinden başlıca histamin olmak üzere birçok maddenin salınmasına neden olur. Klinik bulgular işte bu maddelerin etkisine bağlı olarak gelişmektedir.

    Besin alerjilerinin gelişiminde rol alan IgE dışı mekanizmalara bağlı gelişen semptomlar daha geç ortaya çıkarlar. Kanlı, mukuslu dışkılamanın görüldüğü tip alerjik proktokolit; besin alımından birkaç saat sonra sürekli kusma ile karakterize Besin proteinlerinin tetiklediği enterokolit sendromu bunlara örnektir. Bu duruma inek sütü, soya, yumurta gibi besinler neden olabilir.

    Alerjik reaksiyonlar oral alerji sendromunda olduğu gibi hafif lokal semptomlardan ciddi hayati tehdit eden anaflaksiye kadar çok geniş yelpazede görülebilmektedir.

    IgE aracılıklı besin alerjileri

    Deri: Ürtiker/Anjiyoödem, morbiliform döküntüler ve flaşing.

    Gastrointestinal: Oral alerji sendromu, gastrointestinal anafilaksi

    Solunum: Akut rinokonjunktivit, bronkospazm (vizing)

    Jeneralize: Anafilaktik şok

    IgE birlikteli/hücresel aracılıklı besin alerjileri

    Deri: Atopik dermatit

    Gastrointestinal: Eozinofilik özefajit, Alerjik eozinofilik gastroenterit

    Solunum: Astım

    Hücresel aracılıklı geç tip besin alerjileri

    Deri: Kontakt dermatit, Dermatitis herpetiformis

    Gastrointestinal: Alerjik proktokolit, Besin protein enterokoliti, besin protein enteropati sendromları, Çölyak hastalığı.

    Solunum: Pulmoner hemosiderosis (Heiner’s sendromu).

    I- IgE Aracılıklı Besin Alerjileri

    Ürtiker anjiyoödem duyarlı kişide, besinin alınmasından sonra dakikalar-2 saat gibi bir süre içinde belirtiler başlar. Kaşıntılı ürtiker plakları oluşur. Bazen dil ve dudaklar şişer. Kapiller ve küçük damarların geçirgenliğinin artışına bağlıdır. Akut ürtikerde yaklaşık %20’sinde besinler etkendir. Çocuklarda; yumurta, süt, fıstık ve diğer kabuklu kuruyemişler rol oynar. Erişkinlerde en sık balık, kabuklu deniz ürünleri, fıstık etkendir. Kronik ürtikerde besinlerin rolü çok daha düşük olup bazı çalışmalarda %2-4 civarında bulunmuştur.

    Oral alerji sendromu: Polen-besin sendromu olarak da isimlendirilir. Önce inhalan yolla polen alerjisi gelişir. Ardından bununla çapraz reaksiyon yapan besin alındığında semptom oluşur. Besinin alınmasından sonra dakikalar içinde dil, dudak, damak, boğazda kaşıntı, yanma, bazen anjiyoödem oluşur. Kulak kaşıntısı, boğazda tıkanma hissi de gelişebilir. Genellikle çiğ meyve ve sebze yemekle oluşur. Bu besinlerin pişmiş formunda tipik olarak oral alerji sendromu görülmez. Burada söz konusu olan besinler; elma, armut, kivi, fındık, havuç, kereviz olup, polen mevsiminde semptomlar daha belirgindir. Bu tür alerjinin tanısında taze besinle prik test yapılmalıdır. Ticari antijenlerin içindeki oral alerji sendromuna yol açan antijen yapısı bozulmuş olup yanlış negatif sonuç verebilir.

    Gastrointestinal anafilaksi: Etken besinin alınmasından sonra, semptomlar dakikalar-2 saat içinde başlar. Bulantı, kusma, karın ağrısı, karında kramp ve ishal görülebilir. Semptomlar her zaman çok şiddetli olmaz. Bebek veya çocukta periyodik karın ağrısı, kusma gibi gözden kaçabilecek semptomlar; buna ikincil çocukta iştahsızlıkla kendini gösterebilir.

    Akut rinokonjunktivit: Besin allerjisine bağlı izole rinokonjunktivit çok nadir görülür. Genellikle başka alerjik semptomlar da eşlik eder. Besin alımından sonra dakikalar-2 saat içinde semptomlar başlar. Göz çevresinde kızarıklık, gözlerde kaşınma ve sulanma, burun tıkanması, akıntısı ve kaşıntısı ile hapşırma eklenir.

    Bronkospazm: Astım veya izole “wheezing”, besin alerjisi bulgusu olarak çok nadir bir durumdur. Sorumlu besin bronş hiperreaktivitesini artırabilir; ancak astım atağı başlatabilmesi çok nadirdir. Duyarlı olan besin pişirilirken veya başka nedenlerle havaya karışan antijenlerinin inhalasyon yolu ile alınması, bronkospazm’da daha önemli bir yer edinmektedir.

    Besine bağlı anafilaksi: İgE bağımlı sistemik reaksiyonlar hafif ürtikerden şoka kadar değişik şiddette olabilir. Semptomlar, besin alındıktan hemen sonra (dakikalar- 2 saat) başlar. Bifazik de olabilir ve ilk reaksiyondan 1-2 saat sonra tekrar alevlenebilir.

    Besine bağlı egzersizle oluşan anafilaksi: Gıdayı aldıktan sonraki 2-4 saat içinde yapılan ağır egzersizle ortaya çıkan bir durumdur. Gıdadan yakın zaman önce veya sonra egzersiz yapılmazsa, reaksiyon olmaz. Egzersizle mast hücre aktivasyonuna bağlanmaktadır. Daha çok genç erişkin yaşta görülür. Kereviz, buğday, meyve, fıstık, balık ve deniz ürünleri ile görülür.

    II- IgE Birlikteli / Hücresel Aracılıklı

    Atopik dermatit: IgE aracılıklı veya non-IgE aracılıklı olabilir. %90’ı 1 yaşından önce başlar. Tipik dağılımı vardır. Aşırı kaşıntılı, tekrarlayıcı ve kronik seyirlidir. . En sık süt, yumurta, soya, buğday ve fıstıkla oluşur. İlk 6 ayda ortaya çıkan ve topikal steroide cevap vermeyen atopik dermatitlerde besin alerjisi mutlaka düşünülmelidir. IgE aracılı olanda deri prick testi veya spesifik IgE tayini ile sorumlu besin belirlenebilir. IgE aracılı olmayan mekanizmalar için diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi 2 hafta kadar bir eliminasyon ve ardından provokasyon yaparak lezyonlardaki düzelme-alevlenme reaksiyonları ile sorumlu besin varsa saptanabilir.

    Alerjik eozinofilik özefajit: Bebeklikten adölesana kadar her dönemde görülür. Erişkinde daha sıktır. Bebeklerde beslenmeyi reddetme, huzursuzluk, kusma, büyüme geriliği gözlenirken çocuklarda karın ağrısı, kusma, gastro-özefagial reflü hastalığı benzeri şikâyetler, yutma güçlüğü, yiyeceklerden iğrenme, adölesanda ise disfaji, besinlerin özefagusta takılma hissi, bulantı, reflü benzeri şikâyetler, büyüme geriliği gibi şikâyetlerle kendini gösterir. Reflü tedavisine yanıt vermez. Tipik öykü ve gastrointestinal sistemden alınan çoklu biyopsi örneklerinin incelenmesi ile tanı konur. Biyopside eozinofil infiltrasyonu görülür. Alerji saptanan besinin 3 ay kadar eliminasyonu ile düzelir. Bebeklerde mama olarak tam hidrolize amino asit mama önerilir.

    Alerjik eozinofilik gastroenterokolit: Gastrik ve intestinal mukozadan serozaya kadar ilerleyebilen eozinofil infiltrasyonu vardır. Periferal eozinofili de görülebilir. Vaskülit yoktur. Eozinofil infiltrasyonlu kas tabakası kalınlaşması, obstrüksiyon benzeri bulguya yol açar. Kronik veya intermittan karın ağrısı, bulantı, irritabilite, iştahsızlık, büyüme geriliği, kilo kaybı, ishal, anemi, protein kaybettiren gastroenteropati bulguları olabilir. Her yaşta görülebilir. Serum IgE düzeyi yüksektir. Hastaların %50’sinde bir atopik hastalık vardır. Bazı besin ve inhalan allerjenlere prick deri testi pozitiftir.

    Astım: Kronik astımda besinle atak tetiklenmesi nadir görülür. Besinlerin inhalasyonla alınması, bronkospazm yapabilir. Pişirilen besinlerin buharı da etkili olabilir.

    III-Hücresel Aracılıklı

    Kontakt dermatit: Genellikle besine temasa bağlı gelişir. Çiğ besinlerin rolü daha fazladır. Balıkçı, kasap gibi mesleklerde daha sık görülür. Tanıda “Patch” test uygulanabilir.

    Dermatitis herpetiformis: Kol ve bacakların ekstansör yüzünde, kalçada çok kaşıntılı papüloveziküler döküntülerle seyreder. Kronik seyirlidir. Gluten duyarlı enteropati ile ilişkilidir. Herhangi bir yaşta çıkabilir. Çölyak hastalığı veya atopik dermatitle karışabilir. Gastrointestinal şikayetler minimal veya hiç yoktur. Gastrointestinal lezyonlar Çölyak hastalığına benzerse de biyopside patolojik değerlendirme ile ayrılabilir. Lezyonlar, glutensiz diyetle birkaç ayda düzelir.

    Alerjik proktokolit: Dışkıda yoğun veya gizli kan bulunur. Genellikle 6 aydan küçük bebeklerde görülür. Anne sütü yolu ile veya direkt alınan inek sütü veya soya proteinine bağlıdır. Bebekler tamamen sağlıklı görünümdedir. Lezyon, distal kalın barsaktadır. Sadece dışkıda kan vardır. Kanın miktarı değişkendir. Direkt görünebildiği gibi tetkikle gizli kan bulunabilir. Sorumlu besini elimine edince, 72 saat içinde dramatik iyileşme görülür. Alerjen eliminasyonu ile 6 ay-2 yaş arası kaybolur.

    Besin protein enterokoliti: Protein intoleransı da denir. Hayatın ilk üç ayında görülür. Tipik inatçı kusmalar, tekrarlayan ishal vardır. Dehidratasyona neden olabilir. Kusma, beslenmeden 1-4 saat sonra olur. Alerjiye neden olan besin verilmeye devam edilirse kanlı ishal, anemi, abdominal distansiyon ve büyüme geriliğine neden olabilir. Semptomlar, inek sütü proteini veya soya bazlı mamalara bağlı gelişir. Nadiren anne sütü aracılığı ile aktarılan inek sütü proteini de etken olabilir. Daha büyük bebeklerde ve çocuklarda yumurta, buğday, pirinç, yulaf, fıstık, diğer yağlı tohum çerezler, tavuk ve balık duyarlığı ile de benzer enterokolit sendromları görülebilir. Dışkıda gizli kan, nötrofil ve eozinofil infiltrasyonu vardır. Gıda emilimi bozulduğu için şeker malabsorbsiyonuna bağlı dışkıda redüktan madde pozitif saptanabilir. Gelişen sekonder disakkaridaz eksikliği de ishalin 2 haftaya kadar uzamasına neden olur. Diyete rağmen semptomların düzelme süresi uzar deri prick testi negatiftir. Sorumlu allerjeni elimine ederek genellikle 72 saat içinde semptomlar düzelir; provokasyonla tekrar olur. Tam iyileşme 6 ayla 2 yıl arasında değişir.

    Besin protein enteropati sendromları: Hayatın ilk aylarında ishal ve kilo alamamak şeklinde görülür. Hastaların çoğunda dirençli, uzamış ishal, kusma, büyüme geriliği, malabsorbsiyona neden olur. Kusma, gıdanın alımından 1-3 saat içinde, ishal 2-10 saat; ortalama 5 saat içinde başlar. Genellikle 9 aydan küçüklerde başka gastrointestinal sistem bozuklukları olmadığı belirlendikten sonra sorumlu besinin alımı ile 6-24 saat içinde bulguların ortaya çıkması, gıdanın diyetten çıkarılması ile düzelmesi, tekrar verilmesi ile yine semptom oluşması kesin tanıya götürür. Dışkıda redüktan madde ve yağ pozitif bulunur. D-xylozabsorbsiyon testi bozuktur. En sık inek sütü proteinine bağlı olur. Soya, yumurta, buğday, pirinç, tavuk ve balığa bağlı da olabilir. Eliminasyonla semptomların düzelmesi birkaç gün ile haftalar arasında değişir. Bebeklerin yarıya yakınında anemi olur. Çoğunda protein kaybı vardır.

    Heiner sendromu: Besin ilişkili pulmoner hemosiderozis de denir. Besinlere karşı pulmoner reaksiyondur. İnek sütü proteinine presipitan IgG antikoru yapılması söz konusudur. Yumurta, domuz eti ve karabuğday ile vakalar da bildirilmiştir. Akciğerde infiltrasyon, pulmoner hemosiderozis, tekrarlayan pnömoni, gastrointestinal kan kaybı; demir eksikliği anemisi ve büyüme geriliği ile seyreder. Tedavide besinin eliminasyonu önemlidir. Eliminasyon ve tolerans gelişme süresi değişkendir. 2 yıl süt eliminasyonu sonrası sütü tolere eden, ama 2 ay sonra yeniden Heiner semptomları görülen vaka bildirilmiştir.

    BESİN ALERJİLERİNDE TANI

    Dikkatli bir öyküyle besin alerjisinin IgE aracılı mı yoksa non IgE aracılı mı olduğuna karar verilebilir. IgE aracılı alerji tanısı ani başlangıçlı besin alerjisi öyküsü olması, deri prick testi ve spesifik IgE ölçümü ile kombine edildiğinde %50-100 arasında konulur.

    Atopi patch testinde kuyucuklara besin alerjenleri konur ve deriye yama tarzında yapıştırılır. 48 saat sonra yama çıkartılır ve deri üzerindeki eritem ve ödem değerlendirilir.

    Besin alerjisi tanısında ”altın standart” çift kör plasebo kontrollü besin yükleme testidir. Bu testte hem testi yapan kişi hem de hasta verilen besinin içeriğini bilmemektedir.

    Besin alerjilerinde dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi

    Besin alerjilerinde en iyi tedavi stratejisini belirlemek için; kişinin hangi besine alerjisi olduğu ve bu besinle teması sonrası görülen reaksiyonların net olarak bilinmesi gerekir. Tedavide alerjiye neden olan besinin diyetten çıkarılması ve istenmeyen maruziyet durumunda gelişebilecek reaksiyonların acil tedavisi önemlidir.

    Hazır gıdaların etiketlerinin okunması; bilinmedik markaların ve etiket bilgisinde içerik yazmayan ambalajlı gıdaların tüketilmemesi gerekir.

    Bazı besin dışı ürünler de besin alerjenleri içermektedir. Örneğin grip aşısı yumurta proteini içermektedir ve ciddi yumurta alerjisi olan hastalarda risk oluşturmaktadır; Bazı ilaçların içinde bulunan laktoz (süt şekeri), süt proteini olmamasına rağmen ciddi inek sütü proteini alerjisi olan hastalarda alerjik reaksona neden olur. İnek sütü proteini olan kazein de lateks eldivenlerin yapısında kullanılır ve inek sütü alerjisi olan kişilerde alerjiyi tetikleyebilir. Kozmetik ve el sanatları malzemelerinde de bazı besin alerjenleri vardır.

    Eliminasyon Diyeti

    Yapılan çalışmalarda, alerjik besinin diyetten elimine edilmesi zaman içinde alerjene bağlı görülen reaksiyonları azalttığı ve remisyonu sağladığı görülmüştür. Bu yaklaşım inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocuklarda daha etkin olmuştur. Kuru yemiş ve deniz ürünlerine karşı yapılan eliminasyon diyeti ile tolerans sağlanamamıştır.

    İnek sütü eliminasyonu: inek sütü sadece kalsiyum, fosfor ve D vitamini kaynağı değil aynı zamanda protein, yağ, vitamin (B12 vitamini, A vitamini, pantotenik asit, riboflavin) kaynağı olduğundan küçük çocuklarda bu gıda diyetten çıkarılacaksa onun yerine konulacak besinler profesyonel bir diyetisyen yardımı ile seçilmelidir. Aksi taktirde beslenme yetersizliğine neden olabilir. Unutulmamalı ki inek sütüne alerjisi olan çocukların yaklaşık %90’nda keçi sütüne karşı da alerjileri vardır. Formüla ile beslenen inek sütü alerjili bebeklerde, aminoasit bazlı veya yoğun hidrolize formüller alternatif olabilmektedir.

    Yumurta eliminasyonu: Yumurta diyete; protein, B12 vitamini, riboflavin, pantotenik asit, biyotin ve selenyum katkısı sağlar. Süt, soya, et, balık ve kümes hayvanları gibi pek çok besin, yumurta içeriğinde bulunan mikrobesinleri içermektedir. Yumurtayla alınan mikro besinler günlük besin ihtiyacının az bir kısmını oluşturduğundan alternatif besinleri tüketmek yumurtanın diyetteki eksikliğini kapatmaktadır.

    Buğday eliminasyonu: Buğdayın sağladığı karbonhidratlar, diyet için temel enerji kaynağıdır. Ayrıca buğday çok sayıda mikro besini (tiamin, riboflavin, niasin, B6 vitamini, folik asit, demir, magnezyum) de içermektedir. Bu yüzden buğday eliminasyon diyeti verilen çocuklara ihtiyaçları olan mikro ve makro besinler ek olarak verilmelidir. Buğday alerjisi olan hastaların buğday içeren tüm besinlerden kaçınmaları gerekmektedir. Bu da işlenmiş birçok besinin (ekmek, makarna, kek, kurabiye, kraker vb.) diyetten çıkarılmasını gerektirmektedir. Buğday alerjisi olan hastalarda kullanılabilecek alternatif unlar (pirinç unu, mısır unu, yulaf unu, çavdar unu) bulunmaktadır.

    Yapılan çalışmalarda, inek sütü veya yumurta alerjisi olan çocukların %7-75’inin, fırınlanmış süt ve yumurta ürünlerini tolere edebildikleri gösterilmiştir.

    Besin alerjisi olan bebeklerin annelerinde eliminasyon diyetleri: Yapılan çalışmalarda bebek için alerjen olan besinin, anne tarafından alındığında anne sütü yoluyla bebeğe geçerek alerjik reaksiyonlara neden olabileceği gösterilmiştir. Eğer anne sütüyle beslenen bebek spesifik bir besine karşı alerji tanısı almışsa annenin de diyet yapması önerilmektedir. Annenin diyetinde bebekte alerji yapan besinin miktarının azaltılması, tamamen elimine edilmesi veya süt ve yumurta alerjileri için bu besinlerin sadece fırınlanmış şekilde tüketilmesi gibi alternatif diyet seçenekleri bulunmaktadır. Hangi alternatifin seçileceği hastaya göre belirlenmelidir. Örneğin annenin alerjen besini tüketimi sırasında, bebekte belirgin kötü bir etki görülmüyorsa annenin alerjen besini tüketmesine izin verilebilir. Ancak anne sütündeki alerjene karşı bebekte akut reaksiyon görülüyorsa ya da annenin alerjen besini düşük miktarlarda tüketmesi bebekte kronikleşen semptomlara yol açıyorsa annede tam eliminasyon önerilir. Eliminasyon diyeti yapan annelerin yeterli beslenmesi sağlanmalı ve diyet nedeniyle alamadıkları vitamin ve/veya mineral desteği ilave olarak verilmelidir. Bu anneler emzirdikleri için dengeli ve doğru bir diyet yapmaları için profesyonel diyetisyen yardımı almalıdırlar. İnek sütü eliminasyonu yapan annelere, günlük 1000 mg/gün kalsiyum takviyesi yapılması önerilmelidir.

    Immünoterapi: Alerjen besine tolerans gelişmesidir. Rutin olarak uygulanan bir yöntem değildir. Her hasta bu terapi için uygun değildir.

    Oral Immünoterapi: Besin alerjisi olan çocuklara alerjik olan gıdanın küçük, ancak artan dozlarda uygulanması, reaktivite eşiğinin yükselmesine ve sonuçta tolerans gelişmesine neden olmaktadır. Ama bu terapinin de yan etkileri vardır bazı hastalarda idame dozda bile reaksiyon görülmektedir veya küçük bir bölüm hastada eozinofilik özofajit gelişmektedir.

    Sublingual Immünoterapi: Besinlerle immünoterapi uygulamasında bir diğer yol besin özleriyle yapılan sublingual immünoterapi.

    Probiyotikler: Besin alerjilerinde alerjik yanıtın düzenlenmesinde probiyotiklerin rolü araştırılmaktadır. Hamilelik ve emzirme döneminde annenin diyetine probiyotiklerin eklenmesinin yüksek riskli bebeklerde egzama insidansını azalttığı gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda inek sütü alerjisi olan çocuklarda tolerans gelişimini hızlandırdığı saptanmıştır. Ancak tam tersine besin alerjilerinde probiyotiklerin faydası olmadığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Bu yüzden henüz rutin kullanımları önerilmemektedir.

  • Yenidoğan sarılıkları

    Bebeğim neden sarılık oldu?

    Genetik nedenler, yetersiz beslenme, erken ya da geç doğum gibi birçok faktör, yenidoğan sarılığının ortaya çıkmasında büyük rol oynuyor. Bu noktada ailelerin dikkatli olması ve belirtileri fark ettiğinde hemen bir doktora başvurması gerekiyor.

    Elbette tüm bebeklerin sağlıkla dünyaya gelip, yaşamını bu şekilde sürdürmesi arzu ediliyor. Ancak bazı bebeklerde doğumun ardından yenidoğan sarılığına rastlanabiliyor. Kandaki bilirubin ADLI madde yükselerek, deri ve mukozalarda birikiyor. Bu da bebeğin cilt ve göz renginde sararmayla kendini gösteriyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Soner Sarmaşık, yenidoğanların en az üçte ikisinde yaşamın ilk haftasında sarılık görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde yenidoğan sarılığı sıklığı ile ilgili net veriler bulunmuyor, ancak yapılan bir çalışmada, zamanında doğan bebeklerde tedavi gerektiren sarılık oranı yüzde 10,5 iken geç preterm bebeklerde bu oranın yüzde 25,3 olduğu belirtiliyor” diyor.

    Yenidoğan sarılığının türleri var mı?

    Bu rahatsızlık, fizyolojik ve patolojik sarılık olarak iki ayrı grupta değerlendiriliyor. Bebeğin doğum haftası, kaç günlük olduğu ve riskler göz önüne alınarak bilirubin tablosu değerlendiriliyor. Böylece sarılığın patolojik olup olmadığına karar veriliyor. Öte yandan ilk 24 saat içinde görülen sarılık da patolojik olarak değerlendiriliyor. Geçmişte 12,9 mg/dl üzeri bilirubin ölçümü tedavi gerektiren bir düzey olarak kabul edilse de günümüzde aynı durum geçerli değil. Bunlara ek olarak “uzamış sarılık” olarak tanımlanan tablo, zamanında doğan bebeklerde iki hafta, erken doğanlarda ise üç haftadan uzun süren sarılığı ifade ediyor. Ancak bu durumun detaylı değerlendirilmesi gerekiyor.

    Ailelerin doğum sonrası taburculuk döneminde bebekteki hangi belirtilere dikkat etmesi gerekiyor? Bilirubin yükselmesi kendini nasıl belli ediyor?

    Sarılık riski ve bebeğin yalnızca anne sütüyle beslenmesi arasında güçlü bir ilişki olduğu belirtiliyor. Bu yüzden yeterli ve başarılı emzirme sağlanması önem taşıyor. Bebeğe su ya da şekerli su verilmesinin, sarılığı hem önlemediğinin hem de düşürmediğinin unutulmaması gerekiyor. Sarılık yüzde başlıyor, sonrasında göz akı da sararıyor. Kandaki bilirubin seviyesi arttıkça sırayla göğüse, karına, kol ve bacaklara doğru yayılıyor. Ciltteki sarı renk en iyi gün ışığında ya da floresan lamba altında görülüyor. Parmakla hafifçe burun veya karın cildine bastırılıp kaldırıldığında sarı renk daha bariz bir şekilde tespit edilebiliyor. Bebeğin cildindeki sarılık giderek koyulaşıp belirginleşiyor. Sarılığı olan bebek daha çok uyuyor ve emmesi azalıyor.

    Bu rahatsızlık nasıl tedavi ediliyor?

    Yenidoğan sarılığı, genellikle iki hafta içinde kendiliğinde düzeliyor. Fakat bu dönemde doktor tarafından uygun şekilde takibi önem taşıyor. Eğer bilirubin seviyesi yüksek ise bebek “fototerapi” denilen özel dalga boyunda ışık yayan lambalar altında ışık tedavisine tabi tutuluyor. Bu ışık sarılığa neden olan bilirubinin idrarda çözünerek vücuttan atılmasını sağlıyor. Fototerapi, bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermiyor. Bebeğin gözleri, ışıktan zarar görmemesi için kapatılıyor. Bazen yan etki olarak ciltte kırmızı döküntüler, bronzlaşma ya da sık ve sulu dışkılama gözlenebiliyor. Bebeğin, sarılık süresince ve tedavi döneminde iyi beslenmesi büyük önem taşıyor. Çünkü bilirubin, vücuttan dışkıyla da atılıyor.

    Kan grubu uyuşmazlığı nedeniyle bilirubin düzeyi çok yükselmiş bebeklerde ise kan değişimi yapılması gerekebiliyor. Tedavide, ışık tedavisi veya kan değişimi tercihi, bebeğin kilosu, günü ve bilirubin seviyesi göz önünde bulundurularak karar veriliyor.

    Yenidoğan sarılığı konusunda ailelere hangi önerilerde bulunmak istersiniz?

    Sarılığın önlenmesinde anne sütü ile beslenme önem taşıyor. Bu nedenle olabildiğince erken dönemde, tercihen doğumu takip eden ilk saatte emzirmeye başlamak gerekiyor. Bebeğinin karın, kol ve bacaklarında sarılık olması, beraberinde çok uyuması ve emmesinin zayıfladığının fark edilmesi halinde anne-babaların bebek kaç günlük olursa olsun hemen doktora başvurması gerekiyor. Çünkü bu belirtiler, bilirubin düzeyinin yükselmiş olduğuna işaret ediyor.

    Fototerapi, bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermiyor. Bazen yan etki olarak ciltte kırmızı döküntüler, bronzlaşma ya da sık ve sulu dışkılama gözlenebiliyor.

    “Sarılık riski ve bebeğin yalnızca anne sütüyle beslenmesi arasında güçlü bir ilişki olduğu belirtiliyor. Bu yüzden yeterli ve başarılı emzirme sağlanması önem taşıyor.”

    Bu bebekler risk altında!

    – Emme sorunu olan ve buna bağlı olarak iyi beslenemeyen bebekler,

    – Annesiyle kan uyuşmazlığı olanlar,

    – Doğum esnasında kafa derisi altında kanama meydana gelenler,

    – İlk 24 saatte sarılığı tespit edilenler,

    – Diyabetli annelerin bebekleri,

    – Sarılığı iki haftadan uzun sürenler,

    – Büyük kardeşlerinin bebeklik dönemlerinde ışık tedavisi gerektirecek kadar sarılık tespit edilmiş olan bebekler yenidoğan sarılığı açısından riskli grupta yer alıyor.

  • Blw beslenme yöntemi

    BLW beslenme yöntemi son yıllarda ülkemizde oldukça moda olan bebeklerde ek gıdaya geçiş yöntemi olan bir beslenme şeklidir.

    Kelimenin anlamını inceleyecek olursak BLW İngilizce “ Baby Let Weaning” kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçeye tercüme edersek “Bebeği Bırak Yesin “.

    BLW süreci bebeğin ek gıdaya geçiş süreciyle başlıyor ve bebeğe kendi kendine yemek yemeği öğretiyor.

    BLW Yöntemi (BKY) Neden Önemlidir?

    Tatile gittiğinizde görürsünüz, genellikle Türk çocuklarının anne-babaları sürekli ellerinde bir kaşıkla, çocuğa oyunlar yapıp kandırarak, bazen de peşinden koşarak, televizyonun önünde yemek yedirmeye çalışırlar. Yanındaki masaya bakarsınız bir Alman, Fransız veya Amerikalı aile yine 2-3 yaşlarında bir çocuk, elinde çatalıyla ya da bazen eliyle, hiçbir müdahale olmadan gayet rahat yemeğini yer. Sizce yabancı çocuklar çok akıllı da bizimkiler mi aptal? Tabii ki bizim çocuklarımız da en az yabancıların çocukları kadar akıllı. Aramızdaki tek fark yabancılar, özellikle gelişmiş ülkedeki yabancılar çocuklarına 7-8 aydan itibaren yemek konusunda özgürlük tanımış, mümkün olduğunca, çocuğun kendi kendine yemesine olanak sağlamışlardır. Eğer siz de Blender ile tatile gitmek, çocuğunuzun peşinde yemek yedirebilmek için koşturmak istemiyorsanız, çok da geç kalmadan BLW yöntemini denemenizi öneririm.

    Türkiye de BLW Yöntemi neden yeterince uygulanamıyor.

    1. Türk anneleri biraz titizdir ve etrafın kirlenmesi onları rahatsız eder.

    2. “Bırak kızım bu yöntemi bu daha bebek kendi kendine yemek yiyemez, ver bakin şu kaşığı bana” diyen anneanne ve babaanneleri duyar gibiyim.

    3. Henüz bu yöntem Türkiye de çok bilinmiyor

    4. Bunun en önemli sebeplerinden birine gelince, bir şeyler yerken bebeğin boğulacağına dair duyulan endişedir.

    BLW, aslında yeni bir yöntem değildir. Asırlarca bebekler bu şekilde ek gıdaya geçmiştir. Günümüz şartlarında Dünya Sağlık Örgütü, ilk 6 ay bebeklerin sadece anne sütüyle beslenmesini, yeterli anne sütü olmadığında mamalarla bu açığın kapatılmasını önerir. Bu şekilde tamamlayıcı beslenmeye 6. ayda geçildiğinde bebekler kendilerini besleyebilecek olgunluğa erişmiş olurlar.

    Bebek yemek yerken dik oturmalı

    BLW yöntemine başlarken bebeğin destekli ya da desteksiz olarak dik oturabilmesi

    Ve mama sandalyesinde tek başına oturabilir durumda olması önemlidir.

    Mevsim sebzelerine öncelik verin

    Bu şartlar sağlandığında, ilk olarak mevsim sebzeleri eliyle rahat tutabileceği (yaklaşık 5 cm uzunluğunda parmak şeklinde) büyüklükte hazırlanarak bebeğe sunulur. Öncelikle sebzelerle başlanmasında amaç; bebeğin ilk tattığı yiyecekler meyveler gibi şekerli besinler olduğunda şekerli gıdalara alışıp diğerlerini reddetmesine engel olmaktır.

    Bebekler besinleri ellerine almalı

    Buharda, fırında ya da tavada pişirme yöntemi kullanılsa da bebek kendine sunulan yiyeceği tutarak, koklayarak, tadına bakarak keşfeder. Bu süreç tamamen bebeğin yiyeceği tanıması ve öğrenmesiyle geçer.

    Zorla yemek yedirmeye çalışmayın. Damak tadına saygı duyun

    Bir yaşına kadar ana öğünü anne sütü veya formül mamadır. Ek gıda doyumluk değil tadımlıktır. BLW, bebeğin öncülüğünde ilerlemesi gereken bir yöntem olduğu için asla beslemek için zorlanmamalı, tercihlerine saygı duyulmalıdır.

    Aynı besinlerle beslenmesine özen gösterin

    Bebek, hazır olduğunda ve güvendiğinde aşama kaydedecek ve yiyecektir. İlk denemelerde üst üste aynı gıdanın bebeğe sunularak hem bebeğin tatları öğrenmesi hem de olası alerjik tepkilerin gözlemlenmesi sağlanır.

    Bebekler yemekleri nasıl yemeli?

    Başlangıçta bebeğin yiyeceği eline alıp hissetmesi, koklaması için eliyle yemesi uygun olacaktır. 9-10 aylık olan bebeğe, uygun kaşık ve çatalı yiyeceklerin yanında sunmak bu alışkanlığı kazanması için faydalıdır. Beraber yemek yediği erişkinleri model alarak öğrenmesi kolaylaşacaktır. Genellikle 12-14 aydan sonra bebekler önce çatal, sonra kaşık kullanacak yeterliliğe ulaşırlar. Bu yöntem sayesinde bebekler, kendi beslenmesinden sorumlu olan, neyi ne kadar yiyeceğine kendi karar veren, yemekle arasında olumlu bir bağ kuran bir birey olurlar.

    BLW’de besin nasıl hazırlanılır?

    • Bebekler ek gıdaya geçtikleri ilk aylarda genel olarak her şeyi ağızlarına götürürler. Bunu beslenme amaçlı yapmasalar da farklı gıdalar sunarak değerlendirmek faydalı olacaktır.

    • BLW’ye özel bir pişirme yöntemi bulunmuyor. Ancak ek gıdaya ilk geçiş aşamasında sunulan gıdalar, bebeklerin avuçlarıyla kavrayabilecekleri boyutta ve damaklarıyla ezebilecekleri yumuşaklıkta hazırlanmalıdır. Bu kıvamı sağlamak için en sağlıklı yöntem buharda pişirmedir. Gıdalar bu şekilde besin değerlerini önemli ölçüde korumuş olur. Ayrıca fırında pişirerek de lezzetli besinler hazırlanabilir.

    • Önemli olan, bebeklerin rahatlıkla kavrayıp tutabilecekleri ve yiyebilecekleri sağlıklı gıdalar sunmaktır. Meyveler, kesilerek ve buharda yumuşatılarak verilebildiği gibi, bütün halinde de sunulabilir. Bu bebeğin öğrenme sürecini de destekleyecektir. Öncelikle meyvenin şeklini ve dokusunu öğrenerek başlar, sonrasında görebileceği bir yerde kesilerek tadını da öğrenmesi sağlanabilir.

    Sıvı gıdalar nasıl verilmeli?

    BLW yönteminde, kaşıkla beslemek uygun olmadığı için sıvı gıdalar küçük, kırılmayacak fincan ya da bardaklarla bebeğe sunulur. İlk denemede; bebek yaklaştığında, bardağa eğim vererek, sıvıyı ağzına doğru yönlendirmesine yardımcı olunur. İstediği kadar içmesi sağlanır, istemediğini gösteren hareketler yaptığında kesilir. İlerleyen günlerde bebeğin bardağı tutup ağzına götürmesine de izin verilmelidir.

    BLW Yönteminin Faydaları

    *Özgüven oluşumunu sağlama. Kendi başına yemek yemesi, ne yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine kendi karar vermesi ile birey oluşumunun alt yapısı hazırlanmaktadır. Bu sayede kaşık ile beslemek yerine kendi kendine yemesini izlemek ebeveynler için de mucize gibi görülmektedir.

    * Çiğneme becerisini elde etme. Çiğneme ve yutma eylemlerini yapabilmek bebeklerin daha kısa sürede normal hayata adapte olmasını sağlayacaktır.

    *Pütürlü yiyeceklere hızla alışma. Püreye alışan çocuklar küçük pütürleri dahi kabul etmeyecek ve midesi bulanacaktır. Ama BLW yöntemini tercih eden bebekler daha çabuk pütürler ile tanışacak bu sayede de yemek yerken mide bulantısı yaşamayacaklardır.

    * Aynı anda yemek yeme saati oluşturma. Hem siz hem de bebeğiniz eğlenceli bir ek gıda saati geçirebilirsiniz. Bebeğinizin ağzına devamlı dolu bir kaşığı uzatmakla, ağzından geri attıklarını toplayarak yeniden yedirmeye çalışmakla uğraşmadan aynı anda ikiniz de yiyebilecek ve keyifli anlar yaşayabileceksiniz.

    * Pozitif ek gıda saatleri oluşturma. Yemek saatlerini iple çeken ve mama sandalyesine otururken ağlamayan bebekler hayal ediyorsanız mutlaka ona bu özgürlüğü tattırın. Çoğu bebek mama sandalyesine otururken hatta gördüğü anda ağlamaya başlamaktadır. Mama sandalyesi, bebeğin gözünde bir işkence koltuğu gibi hal aldıysa sorunu bebeğinizde değil kendinizde aramalısınız.

    Damak tadı oluşumunu sağlama. Örneğin bir sebze çorbası veya püresi hazırlıyorsunuz. İçinde bezelye, patates ve havuç var diyelim. Pişirip blender ile püre haline getirdiğiniz bu gıdaların tek tek tatlarından habersiz olan bebeğiniz karışık renkli ve tatlı bir besin ile karşılaşacaktır. Fakat aynı sebzeleri blender ile geçirmeden önüne koyduğunuzda bezelyenin yuvarlak yeşil bir besin olduğunu görebilecek, parmakları ile tutmaya çalışıp yiyecek ve tadına varacaktır.

    İnce motor gelişimi destekleme. Az önceki örnekte verdiğim bezelyeyi düşünün. Bebeğinizin parmakları ile bezelyeyi tutma eylemi göstermesi onun için erken gelen büyük bir başarı olacak ve ince motor gelişimi desteklenmiş olacaktır.

    *5 duyu organı da harekete geçirme. BLW Yöntemi sayesinde bebekler tüm duyu organlarını kullanarak yemek yemekte ve daha hızlı öğrenebilmektedir.

    *El göz koordinasyonu sağlama. Eliyle tuttuğu bir yiyeceği ağzına götürmesi onun dengeli hareketler yapmasını desteklemektedir.

    Bebeği kandırma çabasını sona erdirme. Ebeveynlerin ödül, ceza, oyun, yalan gibi hiçbir zararlı yönteme başvurmasına gerek kalmayacaktır. Yersen bunu sana veririm, yemezsen bunu izleyemezsin, yemezsen arkandan ağlar, yemezsen öcü gelir vs. gibi klasik ama bir o kadar da yanlış yöntemlere gerek kalmayacaktır.

  • Bebeğimi nasıl besleyeceğim?

    ~Allah’ın bir kadına verdiği en güzel hediye çocuklarımız. Onları ilk kucağımıza aldığımızdan hatta karnımızda ilk hissettiğimiz andan itibaren annelik duygularını yaşamaya başlarız. O, minik elleriyle bize uzandığında, yumuk gözleriyle yüzümüze baktığında bizim için her şey bitmiş, tüm dünyamız o olmuştur. Elbette hiç birimiz bir bebek nasıl büyütülür bilerek doğmadık. İşte bunun endişesi kısa sürede sarar içimizi ve acaba ona nasıl bakacağım ve onu nasıl besleyeceğim gibi sorularla kendimizi baş başa buluveriririz.

    Unutmamamız gereken en önemli şey şudur ki, bebek kendi besini ile doğar. O dünyaya geldiği andan itibaren anne sütü denilen o değerli besine sahip oluveriririz. Gerçekten ne zengin bir besindir anne sütü. Bebeğe gerekli her şeyi içerir ve ilk 6 ay hem bizim hem de onun hayatını kurtarır. Her an yanımızda olan, acaba mikrop kapar mı bebeğim diye düşünmeden verebileceğimiz tek gıdadır. Bunun önemini her anne olan bilmeli ve bebeğini hemen emzirmeye başlamalıdır. Süt, bebek emdikçe daha da artacaktır. Anneye düşen şey stresten uzak olmak, sağlıklı beslenmek ve bol su tüketerek bebeğini beslemektir. Bu sırada anne ile bebek arasında da hayat boyu yerini hiçbir şeyin alamayacağı bir bağ da kurulmuş olacaktır.

    Bebeğin ilk ayında, sık emzirmek önemlidir. Bebeğin su kaybını engelleyecek ve ona iyi bir besin olacaktır. Bir ayın sonunda tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir süte kavuşulacaktır. Bu dönemde yapılan en büyük hata, bebeğin doymadığını düşünmek ve hemen bir mama arayışına girmektir. Tıbbi gereksinim olmadıkça böyle bir şeye gerek olmadığını bilmek gerekir. Bu gereksinime elbette doktorunuz karar verecektir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek yeterlidir.
    Altıncı aydan itibaren artık bebeğin yeni tatları tatması gereklidir. Ancak yine unutmamak gerekir ki, bebeğimiz için hala anne sütü temel besin olmaya devam edecektir.

    Ek gıdaya başlarken temelde bilinmesi gereken iki şey vardır. Birincisi, 1 yaşına kadar inek sütü, bal ve yumurta beyazının yasak olduğu; ikincisi de her gıdayı tek tek ve en az 3 gün içinde başlamak gerekliliğidir. Yani, bebeğimize yeni bir besini başka bir besinle karıştırmadan ve azar azar başlayıp, 3-4 gün içinde normal porsiyonuna ulaştırmaya çalışmalıyız. Bebek 9-10. aya gelene kadar önemini koruyan kuralı bebeğiniz 9-10 aylıkken uygulamayı bırakabilirsiniz. Eğer ailenizde alerjik yapılı bireyler varsa, bu kuralı
    tedbir olması açısından bebeğiniz 12 aylık olana kadar uygulayabilirsiniz. Oluşabilecek her türlü olağan dışı durumda doktorunuza danışmanız gereklidir.

    Ek gıdalara geçiş sürecinde ve devamında onu yiyip yemeyeceğine veya ne kadar yiyeceğine bebek karar verir. Unutmayın, bebeğinizi yemeye zorlamak iyi bir fikir değildir ve ileride yeme problemlerine yol açabilir.
    Bebekler beslenirken, rahat edeceği bir ortam hazırlanmalı, kendini güvende hissetmeli ve dik pozisyonda olmalıdır. Yatarak bebeği beslemek boğulma riski taşır.

    Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır. Mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri içermelidir.
    Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmamak gerekir.
    Zamanla bebeğinizin sizin gözetiminizde olmak kaydıyla kendi kendine yemesine izin vermek önemlidir, bu onun özgüvenini artırır.
    Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde ek besinlere eskisi gibi hevesli olmaması da normaldir.
    Anne sütü ilk 6 ay bebeğin su ihtiyacını karşılar; ancak aşırı kusma, ishal, ateş gibi olağan dışı durumlarda su vermek
    gerekir. Katı besinlere başlandığında, ek suya da başlanır. Dört-altı aydan büyük bebeklere, aldıkları besinle birlikte günde 4–6 kez su verilmelidir. Suyu beslenme sonrası vermek daha uygun olacaktır, aç karna verilen su bebekte doygunluk yapabilir.

    Peki bebeğimize ilk başlayacağımız gıdalar neler olmalıdır?

    Bebeğimizi ilk besinlerle tanıştırırken, yumuşak dokulu, kaygan, kolayca püre olabilen, sindirimi kolay ve alerji riski en düşük yiyecekleri tercih etmemiz gerekir. Bebeğinizin katı gıda ile ilgili ilk tecrübeleri tahılla, püre haline getirilmiş meyve veya sebze ile olmalıdır. Bu aşamada verebileceğimiz meyveler; mevsimine göre değişen elma, avokado, kayısı, muz, mango, nektarin, şeftali, armut, mor erik olabilir. Yine bu dönemde balkabağı, havuç, kabak, patates, yer elması, semizotu, ıspanak gibi sebzeleri kullanabiliriz. Tahıl ürünlerinden irmik, arpa, yulaf, pirinç bebekler için uygundur. Ek gıdaya geçişte ilk aylardan sonra 7. ayın sonundan itibaren bebeğinizi etlerle tanıştırabilirsiniz. Özellikle demirden zengin olan kırmızı et (dana, koyun veya kuzu eti) ilk tecihiniz olabilir. Etler sebze çorbalarının içine blendırdan geçirerek eklenebilir.
    Bu besinlere alışan bebeğimize, ikinci aşamada daha kalın ve dokulu, daha lifli, bir miktar daha asidik ve protein bakımından daha zengin yiyecekler tattırabiliriz. Mercimek, yabanmersini ve yumurta sarısı bunlardan bazılarıdır. Bu yiyecekler için 7-8 aylıktan 1 yaşına kadar olan bebekler hedeflenmektedir. Yine bu yiyecekler de alerji riski düşük besinlerden seçilmelidir. Burada kullanabileceğimiz meyveler avokado, mango, muz, hurma, erik olabilir. Bezelye, kereviz, yeşil fasulye, enginar, karnabahar da bu basamakta verilebilen sebzelerdir. Kırmızı ete ilaveten güvenilir yerlerden alınan tavuk, hindi, balık da bebeğinize vermeye başlayabilirsiniz. İkinci aşama tahıllar ve baklagilller; beyaz un, tam buğday unu, mısır unu, bulgur, nohut, mercimek, kinoa olabilir.

    Vereceğiniz meyveler tatlı olmalıdır. C vitamininin kaybını önlemek için cam rende ile rendelenerek verilmelidir. Portakal, limon, greyfurt, mandalina gibi meyveler asidik olma özellikleri nedeniyle bebekte bazen rahatsızlık yapabilmektedir. Tercihen 3. Seçenek olarak verilmelidir.
    Bebeğinize evde kendinizin yapacağı yoğurt da verebilirsiniz.
    Sebzeler genellikle çorba şeklinde hazırlanarak bebeğe sunulmalıdır. Verilebilecek sebzeleri kaynattıktan sonra ezerek veya çok fazla olmamak kaydıyla blendırdan geçirerek hazırlayabirsiniz. İçine bir yemek kaşığı zeytinyağı katılabilir. Salça kullanılmamalıdır. Bundan başka, mercimek çorbası, yoğurt çorbası, tarhana çorbası da bebeğinizin sevebileceği gıdalardır.
    Kahvaltı öğününde yumurta sarısı (tam pişmiş olarak), az yağlı ve az tuzlu beyaz peynir, iyice dövülmüş ceviz, keçiboynuzu pekmezi kullanabilirsiniz.

    Verilen besinlerin bebeğimize dokunduğunu nasıl anlayacağız?

    Bebeğinizde kusma, karın ağrısını düşündürecek huzursuzluk, ciltte kırmızı döküntüler, ishal, hırıltılı solunum gibi bulgular fark ettiğinizde hemen
    doktorunuza danışınız.

    Besin alerjisinde riskli gıdalar; inek sütü, yumurta(daha çok beyazı), balık ve kabuklu deniz ürünleri, kabuklu ve yağlı kuruyemişler (fındık, fıstık), çilek, kivi ananas, domates gibi meyve ve sebzeler, baharatlar ve çeşni vericiler (Zencefil, kereviz tohumu, tarçın, karanfil, kişniş, hindistancevizi, hardal, karabiber,kırmızıbiber, haşhaş tohumu, ada çayı ve vanilya) olarak sayılabilir.

    Bebeğimizin doyduğunu nasıl anlayabiliriz?

    Bebeğiniz mama sandalyesinde geriye doğru eğiliyorsa, kaşığı uzattığınızda ısrarla kafasını çeviriyorsa ve ağzını açmıyorsa, yemeğiyle oynamaya başladıysa doymuş olabilir. Önündekini bitirmesi için ısrarcı olmamak gerekir.

    Aylara göre düzenlenmiş örnek beslenme listeleri

    6-8 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    5-6 öğün anne sütü

    3-9 çorba kaşığı tam tahıllı muhallebi

    (1-3 öğüne bölebilir yavaş yavaş tek bir öğünde toplayabilirsiniz.)

    1/2 su bardağı meyve püresi

    3-5 çorba kaşığı sebze püresi

    8-10 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    3-5 öğün anne sütü

    1 porsiyon süt ürünü (1 porsiyon: ¼ – ½ bardak yoğurt /1 kibrit kutusu peynir)

    1 porsiyon tam tahıllı muhallebi (1 porsiyon: 6-9 çorba kaşığı )

    1 porsiyon meyve (1 porsiyon: 1 pişmiş kuru kayısı/yarım bardak taze meyve püresi)

    1-2 porsiyon sebze (1 porsiyon: 1-2 çorba kaşığı)

    1 porsiyon protein (1 porsiyon: 1 yumurta sarısı/1 orta boy köfte ya da balık/tavuk/2 çorba kaşığı yeşil mercimek ya da
    kuru fasulye) Unutmayalım, anne olmak güzeldir.

  • Demir eksikliği anemisi nedir?

    Çocuklarda kansızlık ( anemi ) nedenleri arasında, demir eksikliği başta gelir. Kanda oksijen taşıyıcı hemoglobinin yapımı için gerekli olan demir gıdalarla yeterince alınmamazsa, vücut tarafından emilemezse, kan kaybı olursa veya demir ihtiyacı artmışsa ‘ Demir Eksikliği Anemisi ‘ gelişir. Özellikle bebekler ve ergenlik dönemindeki kızlarda risk daha yüksektir.

    Demir Eksikliğinin Nedeni Nedir?

    Bebeklerde en sık neden anne sütünün yeterince verilmemesi, inek sütüne erken başlanması, ek gıdaya geçiş döneminde de bebeğin demirden zengin gıdaları ( kırmızı et, yumurta sarısı, tavuk, balık, kuru baklagiller, pekmez gibi ) yeterince alamamasıdır. Anne sütünün içerdiği demir vücut tarafından iyi emilmektedir. İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebekler, 6 aydan sonra uygun ek gıdaların başlanması ve inek sütünün 1 yaşa kadar verilmemesiyle demir eksikliğinden korunacaklardır. Ayrıca, bitkisel gıdalardaki demirin çok iyi emilmediğinin, C vitaminin demir emilimini olumlu, çayın olumsuz etkilediğinin de göz önünde tutulması gereklidir. Bu nedenle, kahvaltıda yumurtanın yanında portakal suyu veya domates iyi bir seçim olacaktır. Toplumumuzda çoğumuzun tiryakisi olduğumuz çayın ise, bebek ve çocuklara içirilmemesi gerekmektedir.

    Belirtiler Nelerdir?
    Soluk renkte cilt
    Halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık
    Büyümede yavaşlama
    Gelişim basamaklarında geri kalma
    Çabuk yorulma
    Toprak, kağıt yeme
    Davranış bozuklukları
    Sık enfeksiyon geçirme
    Katılma nöbetleri
    Dikkatini toplayamama
    Öğrenme güçlüğü, okulda başarısızlık görülebilir.
    Nasıl Anlaşılır?
    Bebeğin anneden aldığı demir depolarının azalmaya başladığı 6-9 ay arası dönemde yapılacak bir kan testi ile tanı konur, uygun tedavi başlanır. Eğer, düşüklük görülmezse bebek koruyucu demir tedavisine alınır.

    Nasıl Önlenir?
    Anne gebelik süresince demirden zengin beslenmeli, doktorun önereceği demir takviyesini kullanmalı

    Bebek ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli

    Mamayla besleniyorsa, verilen mamanın demir içeren bir mama olması sağlanmalı

    İnek sütü 1 yaş dolmadan başlanmamalı

    1 yaştan sonra da, günlük inek sütü tüketimi yarım litreyi aşmamalı (İnek sütünün fazlası hem tokluk hissi yaratarak demirden zengin gıdaların alınmasına engel olur, hem de barsaktan gizli kanamalara yol açarak demir eksikliğine yol açar )

  • Anne sütü mucizesi ve yararları

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında doğduktan sonra kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?
    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef, 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

    Anne Sütünün Yararları

    Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde hafif veya hayatı tehdit eden ciddi enfeksiyonlara daha az rastlanmakta, allerji, ani bebek ölümleri anne sütü almayanlara göre daha az görülmektedir Bağışıklık sistemi güçlenmekte, özellikle solunum ve sindirim sistemi enfeksiyonları azalmaktadır. Anne sütü alan bebek hastalansa bile enfeksiyonu daha kolay atlatmaktadır.

    Annesini emen bebeğin zihinsel gelişimi, ilerideki okul başarısı daha iyi olmakta, anne- bebek arasındaki bağ daha kolay ve güçlü kurulmaktadır

    Bebekliğinde yeterli süre anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, diyabet gibi bazı hastalıkların sıklığı da azalmaktadır

    Bebek için sayılamayacak kadar çok yararları olan anne sütü, annenin de gebelik öncesi formuna dönmesini kolaylaştırmakta;emziren anne bunun için gerekli enerjiyi sağlamak üzere depolanan yağ dokusundan kurtulmaktadır Ayrıca meme, yumurtalık ve rahim kanseri riski azalmaktadır

    Anne Sütünü Nasıl Arttırabiliriz?

    Emzirmek, annenin bebeğine vereceği en güzel armağan, onun için yapabileceği en iyi şeydir. Bebek için en iyi beslenme, hayata sağlıklı bir başlangıç yapma yoludur. Emzirmenin başlatılıp sürdürülebilmesi için özellikle bebeğin babası olmak üzere tüm aile anneyi desteklemeli; gebelikte takibini yapan doktoru, çocuk doktoru ve aile hep birlikte olumlu, destekleyici bir tutum içinde olmalıdırlar. Bu yazıda, annelere anne sütünü arttıracak bazı önerilerimizi sıralayacağız.

    Daha Sık Emzirin: Yenidoğan bebeğinizi en az 2 saatte bir emzirin, uyuyorsa uyandırın. Gece ise, 4-5 saatten uzun uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Bebeğin sık sık emmesi anne sütünü arttıracak en önemli etkendir. Bu durum, ilk günlerde yeni anne için biraz yorucu olsa da, emzirmenin başarıyla sürmesi ve bebeğin kilo alması ona bu ilk sıkıntıları unutturacaktır.

    Emzirmek İçin Göğsünüzün Dolmasını Beklemeyin: Göğsünüzde her zaman bebeğe yetecek süt vardır, emzirme sırasında da, hormonal uyarıyla vücut yeniden süt üretecektir. Göğüslerin çok dolu olması bebeğin daha çok doyduğunu göstermez. Aynı şekilde, bazen pompayla sütü sağan anneler gelen miktar karşında hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Pompayla çektiğiniz miktar, bebeğin memede ne kadar alabildiğinin bir ölçüsü değildir. Bebeğin yeterince beslendiğini ancak kilo alışıyla anlayabiliriz.

    Daha Uzun Süre Emzirin: Bebeğin belli bir süre değil, bir göğsü bitirene kadar emmesini sağlayın, sonra da öbür göğse geçin. Böylece, hem önce gelen sulu sütü, hem de sonra gelen yağlı sütü alacak, vücudunuz da süt yapımı için gereken uyarıları almış olacaktır.

    Emzirme Sırasında Bebeği Mümkün Olduğunca Çıplak Bırakın: Emerken kolay yorulup bırakan, uyuyakalan bebekler; bezleri kalacak şekilde soyulup anneyle cilt teması sağlanırsa daha uzun ve etkili emmeleri sağlanabilmektedir. Üşümemesi için bir örtü ile korunarak emmesi sağlanabilir. Emerken özellikle bebeğe eldiven giydirmemeli, anneye dokunabilmesine fırsat vermeliyiz.

    Emzirmeye ve Kendinize Odaklanın: Yenidoğan bebeğini emziren anne önceliğinin emzirme olduğunu bilmelidir. Dinlenmeye, dengeli beslenmeye zaman ayırmalı, babadan emzirme dışı işlerde yardım almalıdır. Ev işlerini de bebekle birlikte mükemmel bir şekilde yürütmesi gerekmediğini kabullenmeli, her şeyi hallederim deyip kendini strese sokmamalıdır.

    Biberon, Emzik Vermeyin: Emzirme dengesi kurulup bebek kilo almaya başlayana kadar (tercihen ilk 1 ay ) bebeğe biberon, emzik vermeyin. Böylece tüm emme faaliyetini memede gerçekleştirecek, süt yapımını uyarmış olacaktır.

  • Yenidoğan bebek

    Yenidoğan bebeğiniz, dış dünyaya uyum sağlamak için birkaç haftalık bir süreye ihtiyaç duymaktadır .İlk haftarda, ne zaman ne yapacağını önceden kestiremezsiniz. Bazı günler daha aktif, bazen sessiz olacaktır.

    Yenidoğan bebek neler yapabilir?

    Yenidoğan bebek çok ağlayabilir, huzursuzluk gösterebilir

    Solunumu düzensiz olabilir

    Aksırabilir, kusabilir

    Sık sık irkilebilir

    Bebekler birbirine benzemez, her bebeğin farklı karakter özellikleri vardır. Örneğin, bazı bebekler daha sakin, uyumlu olur, gereksinimlerini kolayca tahmin edebilirsiniz. Bazı bebekler ise zordur, beslenme ve uyku saatleri düzensizdir, sakinleştirilmeleri daha zordur.

    Emzirme

    Kendiniz ve bebeğiniz için sakin, rahat bir yer bulun.

    Bebeği, kucağınızda yüzü size dönük olacak şekilde tutun

    Meme ucunu bebeğin yanak veya alt dudağına değdirip ağzını açmasını sağlayın ve memeye tutturun

    Emerken , sadece meme ucu değil, çevresindeki koyu renkli bölüm de bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Aksi halde, emme meme başında çatlaklara yol açar ve canınız yanar.

    Emzirme bittiğinde, bebek memeden ayrılmıyorsa, ağzına küçük parmağınızı vererek meme başını bebeğin ağzından çıkarın, böyle yapmazsanız canınız yanabilir.

    Her emzirmede, bebeğin önce bir taraftaki sütü bitirmesini sağlayın, daha emmek istiyorsa öteki memeden verin.

    Yenidoğan bebek, 24 saatte 8-12 defa, yani 2-3 saatte bir , emmek isteyebilir Ama, korkmayın, bu sıklık giderek azalacaktır!

    Emziren annenin meme başlarının temizliği için su kullanması yeterli olacaktır.

    Emzirmeler arasında, göğüslerden süt akabilir, meme başlarını kuru tutmak için ped kullanmak gerekecektir

    Göğüsler şiş ve ağrılıysa ne yapmak gerekir?

    Bebeği daha sık emzirin

    Ilık bir duş alın veya göğse ılık havlu uygulayın

    Göğüste hasasiyet, kızarıklık varsa, grip olmuş gibi hisediyorsanız, doktorunuzu arayın

    Gaz Çıkarma

    Bebeğin emerken yuttuğu havayı çıkarması, onu rahatlatacaktır. Emzirmenin ortasında ve sonunda gazını çıkarmak uygun olur, çünkü yuttuğu hava bebeği rahatsız ederek daha fazla emmesine engel olabilir.

    Gazını çıkarmak için, bebeği omzunuzun üstüne veya kucağınıza yatırın veya kucağınızda oturtun, usulca sırtına vurun veya sırtını sıvazlayın.

    Çoğu bebek, gaz çıkarırken emdiğinin bir kısmını da çıkarabilir. Bu gerçek bir kusma değildir, endişe etmeye gerek yoktur. Sadece kendi giysinizi bir mendille korumanız yeterli olacaktır.

    Göbeğin Bakımı

    Enfeksiyon gelişimini önlemek için göbek kordonunu temiz tutmak gereklidir. Bunun için; her bez değişiminde, alkol veya doktorunuzun önerdiği başka bir antiseptik solüyona batırılmış bir kulak temizleme çubuğuyla kordonun özellikle tabanını silmelisiniz. Bu işlem, bebeğin canını yakmaz.

    Göbek düşene kadar, bebeğin bezini göbek kordonu dışarda kalacak şekilde aşağıdan bağlayın.

    Alt Bakımı

    Yenidoğan bebeğiniz, günde 6-8 bez ıslatabilir ( Neyse ki bu sıklık sonradan azalacaktır ).

    Bazı bebekler günde bir kaka yaparken, bazıları her emme sonrası yapacaktır, her ikisi de normaldir.

    İlk günlerde koyu yeşil, siyah renkli olan gaita, sonraki günlerde sarı- yeşil, yumuşak kıvamlı bir şekle dönecektir ( Bebeğin yumuşak ve sulu gaita yapması normaldir, ishal anlamına gelmez ) Mama ile beslenen bebekler daha kıvamlı gaita yaparlar.

    Bez kirlenince hemen değiştirerek, bebeğinizin altını iyice temizleyerek pişikleri önlemiş olursunuz.

    Altında kızarıklık olursa,temizleyerek havada kurutmaya bırakınız. Doktorunuzun önerdiği çinko oksit içeren kremlerden kullanabilirsiniz.

    Kız bebeklerde alt temizliğini mutlaka önen arkaya doğru yapın. İlk birkaç hafta beyaz bir akıntı olabilir, bu normaldir.

    Erkek bebeklerde, sünnet derisini geriye çekip temizlemeye çalışmayın.

    Giyim

    Bebeği mevsim koşullarına göre, kendinizin nasıl bir giysiyle rahat edeceğini düşünerek giydirin

    İnce bir tişörtle gezerken,bebeği kışlık battaniyelere sarmayın! Aşırı giydirme ve sarma bebeği huzursuz eder.

    Elleri ve aykakları genellikle soğuk olacağından, bebeğin üşüyüp üşümediğini göğüs veya sırtından kontrol edin.

    Güvenlik

    Yenidoğan bebek bile hareket eder, asla kanape, alt değiştirme masası gibi bir yerde yalnız bırakmayın. Yanından ayrılacaksanız, ya yatağına koyun ya da bebeği de götürün.

    Geniş kenarlı bir şapkayla bebeği güneşten koruyun.

    Bebeğin yannda sigara içmeyin, içilmesine izin vermeyin . Sigara içimine maruz kalan bebeklerde, solunum yolu ve kulak enfeksiyonları sıklığı artmaktadır.

    Bebek kucağınızdayken veya emzirirken asla sıcak içecekler içmeyin.

    Yatırırken yüzüstü yatırmayın.

    Başka bir küçük çocukla bebeği yalnız bırakmayın.

    Boğulmanın önüne geçmek için bebek yatağında yastık, büyük oyuncak, plastik poşet türü şeyler bulundurmayın.

    Araba yolculuklarında bebeğin yaş ve kilosuna uygun araba koltuğu kullanın. Yenidoğan bebeğin rahat etmesi için, kenarlardan rulo yapılmış havlularla destekleyebilirsiniz.Araba hareket halindeyken, ağlayan bebeği sakinleştirmek veya emzirmek için koltuğundan almayın, gerekirse aracı durdurun. Asla bebeği tek başına arabada bırakmayın.

    Gelişim

    Yenidoğanın beş duyusu günden güne gelişmektedir. Başı büyük ve ağırdır, boyun kasları güçsüzdür, desteklenmesi gerekir.

    Yenidoğan Bebeğiniz Neler Yapabilir?

    Karın üstü yatarken başını kısa süre kaldırabilir.

    Oturtulursa başı düşer.

    Yaklaşık 20 cm’ lik bir mesafeyi görebilir.

    En çok yüzlere ve parlak, kontrast renklere bakmayı sever.

    Şiddetli sesleri duyar ve irkilir.

    Sesinizi duymaktan hoşlanır, konuşarak onu sakinleştirebilirsiniz.

    Tat ve koku alır, hisseder.

    Annesinin kokusunu tanır.

    Bebeğe Destek Olmak İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Bütün bebekler sevgi ve sıcaklığa gereksinim duyar. Onu kucaklayarak şımarttığınızı düşünmeyin! Sık sık kucaklayın, sarın, sevginizi gösterin.Gereksinimlerini zamanında karşılayarak temel güven duygusunu geliştirin. Ağlayınca karşılık gören, sıkıntısı giderilen bebek hayata güvenli bir başlangıç yapacak, özgüven geliştirecektir.

    Tutarken elinizle başını destekleyin.

    Yüzünüzü görebilmesi için bebeği yakın tutun.

    Ona parlak, kontrast renkli cisimler gösterin.

    Onunla konuşun, ninniler, şarkılar söyleyin.

    Uyku

    Bebeklerin uyku düzenleri farklılık gösterir. İlk aylarda genellikle günde 15-18 saati uykuda geçirecektir.

    4 saatte 30 dakika kadar uyanık olabilir.

    Gece ve gündüz farkını bilmez ( Anne ve babalar için en kötü haber ! )

    Zamanla belli bir uyuma ve uyanma düzeni oluşacak, gündüzleri 1-3 saat kadar, geceleri 3-6 saat kadar uyumaya başlayacaktır.

    Bebek uyurken yan veya sırtüstü yatırılmalıdır.

    Bebek gece sık uyanacağından, annenin de gece gündüz demeden, bebek uyurken, en azından dinlenmeye çalışması iyi olur. Bebeğin uykusu sırasında ev işlerini halletmeye çalışan anne, gece de uykusuz kalırsa bu tempoya dayanması güç olacaktır.

    Gece ve gündüzün farkını anlaması için bebeğe destek olun. Gündüz uyanık olduğunda onunla oynayın, konuşun, uyarı vermeye çalışın.Gece ise mümkün olduğunca sessiz, sakin olun, bebeği fazla uyarmayın, onunla oynamayın.

    Ağlama

    Ağlama bebeğin sizinle iletişim kurma yoludur, buna üzülmeyin, bebekler ağlar çünkü henüz konuşamazlar!

    İlk haftalarda bebekler günde 2-3 saat ağlayabilirler.

    Hatta, ilk 6-8 hafta boyunca ağlama giderek artar.

    Bazı bebekler uykuya dalmadan önce 10-15 dakika ağlarlar.

    Farklı nedenlerle farklı ağlamalar olabilir.Zamanla, bunu ayırt etmeye başlayacaksınız. Ancak her ağlamanın da belli bir nedeni olmayabilir, bazen bebek nedensiz de ağlayabilir.

    Bebeğin ağlamasına hemen yanıt verirseniz, sizin yanında olduğunuzu bilecektir.Böyle davranarak bebeği şımartmış olmazsınız.

    Yenidoğan bebeğiniz ağlayınca; karnını doyurma, altını değiştirme, kucaklayıp sakinleştirme seçeneklerinin hepsini denediyseniz ve halen ağlıyorsa , bir süre yatağına koyup sakinleşmesini bekleyebilirsiniz. Sakinleşene kadar gözlem altında tutmayı unutmayın. Zamanla hangi ağlamada ne yapmak gerektiği konusunda deneyim kazanıp sizden sonra anne- baba olanlara öğüt vermeye bile başlayacaksınız!

  • Sağlıklı çocuk beslenmesi

    Beslenme Biçimleri

    Doğal beslenme

    Yapay beslenme

    Karışık beslenme

    Doğal Beslenme : 0-6 ay arasında en ideal beslenme biçimi anne sütü ile beslenme (doğal beslenme ) dir. Bu dönemde anne sütü dışında su dahil hiçbir ek besin verilmemesi uygundur. Zira anne sütü D vitamini dışında bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir. ( Bu nedenle doğumdan itibaren bebeklere anne sütü dışında günde 400 ü D vit desteği sağlanmalıdır. ) Sadece anne sütü ile beslenme bir çok hastalığın görülme sıklığını azaltmakta ve beyin gelişimi daha iyi olmaktadır.
    Yaşamın ilk 2 yılı büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu en önemli dönemdir. Bu dönem için hayati faydaları bulunan anne sütü çok önemlidir. Dünya sağlık örgütü de bu nedenle anne sütü ile beslenmenin 2 yaşına kadar sürdürülmesini önermektedir.

    Yapay ve Karışık Beslenme : Anne sütü ile beslenmenin uygulanamadığı koşullarda inek sütünden imal edilmiş ve bileşimleri anne sütüne benzeyecek şekilde değiştirilmiş formül sütler (mama) kullanılabilir. Buna yapay beslenme denilmektedir. Anne sütü + formül süt ile beslenme de karışık beslenme olarak adlandırılmaktadır.

    Anne sütünün faydaları

    Anne sütü mamalara ve diğer besinlere göre daha kolay sindirilir.

    İçeriği sabit değildir. Annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

    İlk 7 günkü süt kolostrumdur. Protein, mineral ve vitaminlerden zengindir. Protein içeriğinde özellikle Ig A olmak üzere koruyucu antikorlar ve barsak epitelinin direncini artırıcı maddeler bulunur. 7-15 gün arası gelen süte geçiş sütü , 2 haftadan sonra oluşan süte ise olgun süt denir.

    Anne sütünün içeriği bebek emerken değişir. Emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan zengin ön süt, sonunda ise yağdan zengin son süt salgılanır.

    Anne sütündeki proteinlerin önemli bir kısmı bazıları antienfektif maddeler olan, ayrıca sindirimi kolay olan whey proteinleridir.

    Whey proteini anne sütünde inek sütünden daha fazla bulunur ve inek sütünde bol bulunan kazein proteinine göre daha kolay sindirilir.

    Anne sütünde bulunan yağlarda sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir dokusu gelişimi için çok gerekli olan esansiyel yağ asitleri anne sütünde inek sütünden 8 kat daha fazla bulunur.

    Anne sütü ile sağlanan çinko, demir gibi minerallerin bağırsaktan emilim oranları diğer sütlere kıyasla çok yüksektir. Anne sütünün toplam protein ve mineral içeriği inek sütüne göre daha düşüktür, ancak bu miktarlar bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir.

    Fazla protein ve minerallerin idrarla atılması gerektiğinden anne sütü ile beslenen bebeklerde böbreklerin yükü daha hafiftir.

    Anne sütü bebeğe yetiyor mu ?

    Kadınların % 99 unda süt üretme yetisi aynı anda 2 bebek büyütecek kadar fazladır.

    İlk emzirmelerde sütün hemen gelmemesi endişelenecek bir durum olmamalı, bebeğe başka besin verilmeden emzirmeye devam edilmelidir.

    Bebeğin ilk iki günlük enerji gereksinimi doğum öncesinde anne tarafından sağlanarak depo edilmiştir.

    Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Göğüsler dolu olmasa da doğumdan hemen sonra emzirmeye başlamak süt yapımının uyarılması ve devamı için gereklidir.

    Prolaktin salınımının artması için gece emzirmeler yararlı olmaktadır. Emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır.

    Süt yapımı annenin beslenmesinden etkilenmez. Yine meme başının çökük olması bebek doğru teknikle emerse sorun oluşturmaz.

    Annelerin çoğu değişik düşüncelerle sütlerinin bebekleri için yetersiz olduğu endişesine kapılmaktadırlar. Bu gerçekte yersiz bir kaygıdır. Aşağıdaki kriterlere bakarak sütün yeterli olup olmadığı anlaşılabilir.

    Anne sütünün yeterli olduğunu gösteren kriterler

    Günde en az 5-6 kez idrar yapması

    15. günde doğum kilosuna ulaşması (ilk hafta doğum kilosundan biraz kaybedebilirler.)

    Ayda en az 500-600 gr kilo alması

    Doğal beslenmede sorunlar

    Aşırı ağlama ( infantil kolik) : Sütün yetmediği şeklinde algılanabilir. Bebekler büyümenin hızlandığı 3., 6. ve 8. haftalarda daha fazla emmek isterler. Bu durumda çocuk ağlayarak açlığını belli edebilir. Anne bebeğini sık emzirirse süt yapımı en geç 72 saat içinde yeterli miktara ulaşır ve bebeğin emme ritmi eski düzene ulaşır.

    Yeterli kilo alamama : Emzirme tekniği düzeltilmeli, kısa ama sık aralıklarla emzirilmeli, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, biberon veya emzik verilmemeli.

    Meme başı çatlakları : Aşırı ağrı nedeniyle emzirilemiyorsa memeler sağılarak boşaltılmalı
    Parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanılmalı, meme başı kuru tutulmalı, her emzirmeden sonra az miktarda süt sıkılarak meme başına sürülmeli.

    Göğüslerde süt birikmesi : Emzirmeye geç başlanması, bebeğin memeyi iyi boşaltamaması, öğün aralarının uzun olması ya da öğün atlanması gibi durumlarda ortaya çıkar. Genellikle süt salgısının arttığı ilk günlerde görülür. Göğüsler aşırı gergin ve ağrılıdır. Mastitten farklı olarak kızarıklık yoktur. Nadiren hafif ateş olabilir. Emzirme tekniği kontrol edilmeli. Bebek emmekte zorlanıyorsa süt sağılarak memeler bir miktar boşaltılmalı. Emzirmeden önce sıcak kompres, sonra ise soğuk kompres uygulanmalıdır.

    Süt kanalında tıkanıklık: Tıkanmış kanal göğüste şişlik olarak ele gelir. Bazen kırmızı ve ağrılı olabilir.
    Sebepleri süt kanallarının tam boşalmaması, annenin dar veya çok geniş sütyen giymesi, yüzükoyun yatması, bebeğe ek besin başlanması veya hatalı emzirme tekniği olabilir. Emzirmeye daima şişliğin olduğu taraftan başlanmalı, göğüsler iyice boşaltılmalı ve şişliğin olduğu bölgeye sıcak kompresler uygulanmalı.

    Mastit: Meme başı çatlağı sonrası, tedavi edilmemiş süt kanalı tıkanıklığı ve göğüslerde süt birikmesi sonucu oluşabilir. Göğüsler şiş kızarık ve ağrılıdır. Halsizlik, üşüme, titreme ve ateş görülebilir. Tek veya iki taraflı olabilir. Bu durumda kesinlikle emzirmeye ara verilmemelidir. Sık emzirilmeli ve mastitli meme önce emzirilmeli, yaş sıcak pansuman uygulanmalı, anneye 24 saat kesin istirahat verilmeli, hafif analjezik (parasetamol kullanılmalı), sıvı alımı artırılmalı ve gerekirse antibiyotik kullanılmalıdır. Mastit sırasında bebeğin emzirilmesinde sakınca yoktur. Mastit sırasında göğüslerin boşaltılması meme apsesinin gelişmesini önlemek açısından çok önemlidir.

    Meme Apsesi: İyi tedavi edilmemiş mastite bağlı olarak ortaya çıkar. Acil tedavi edilmesi gereken ağrılı bir durumdur. Antibiyotik tedavisine ek olarak cerrahi drenaj yapılmalıdır. Emzirmeye her iki göğüste de devam etmenin hiçbir sakıncası yoktur ve mastitin tekrarlamaması ve emzirmenin başarı ile devamı açısından önemlidir. Anne ağrı nedeniyle emziremiyorsa göğüsler 3 saatte bir sağılmalıdır.

    Annede hastalık: Bir çok hasta anne bebeğini hiçbir sakınca olmadan emzirebilir. Örneğin üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren bir annenin bebeğini emzirmesinde hiçbir sakınca yoktur. Aksine bu hastalıkta vücudunda oluşan antikorları bebeğe vermesi açısından koruyucudur. İshal geçiren anne de bebeğini emzirebilir. Annenin hastaneye yatacak kadar ağır hasta olması veya bebek için sakıncalı ilaç alması durumunda emzirme sakıncalıdır. Tbc tedavisi gören annede balgam temizlenmiş ve evde tedavi dönemine geçilmiş ise emzirmesinde sakınca yoktur. Bu durumda bebek koruyucu tedaviye alınmalıdır. Hepatit B veya C enfeksiyonu geçiren anneler bebeklerini emzirebilir. Psikoz ve ağır depresyon durumlarında anne bebeğini emzirebilir ama bebeğe zarar verebilecek davranışlar açısından emzirmenin gözlem altında yapılmasında yarar vardır. HIV (+) annelerin emzirmeleri sakıncalı olabilir.!!

    Anneyle ilgili diğer durumlar: Lityum, kemoterapötik ilaçlar, radyoaktif maddeler ve ergotamin türevleri almakta olan annelerin emzirmeleri sakıncalıdır. Emziren kadınların OKS olarak sadece progesteron içeren hapları kullanmaları gerekmektedir. Gebelik ve menstrüasyon sırasında emzirmeye devam edilebilir.

    Bebekte hastalık: Galaktozemi dışında anne sütü ile beslenmenin kontrendike olduğu durum yoktur. Fenilketonüri hastalığı olan bebekler de kan fenilalanin düzeyleri kontrol edilerek anne sütü ile beslenebilirler. 1500 gr altında prematüre bebekler için anne sütü yeterli olmadığı için özel formüllerle desteklenmelidir. Bebekler ishal olduğunda anne sütü ile beslenmeye kesinlikle ara verilmemelidir. Aksine sık aralıklarla emzirme ishalin düzelmesine ve çocuğun dehidratasyondan korunmasına yardımcı olmaktadır.

    Anne sütünün saklanması : Sağılan sütler kapağı ve şişesi 5 k kaynatılmış cam kavanozlarda saklanmalıdır. Oda ısısında 6 saat, buzdolabı rafında 24 saat, derin dondurucuda 6 ay değerini kaybetmeden bekletilebilir. Bu sütler ben-mari yöntemi ile ısıtılmalıdır.

  • Anne sütü & emzirme

    Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini geliştirir.

    Emzirme annenin meme ve yumurtalık kanseri riskini azaltır

    Emen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre IQ (zeka seviyesi) daha yüksektir

    Anne sütü bebeği ishal ve solunum yolu hastalıklarından korur

    Anne sütü bebekte alerjik hastalıkların görülme sıklığını azaltır.

    Anne Sütü Ne Zaman Başlanmalı ve Ne Kadar Sürdürülmelidir?

    Emzirmeye doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde başlanmalıdır.

    Erken emzirme, anne sütünün içerdiği kolostrum (ağız sütü) nedeni ile özellikle önemli ve yararlıdır

    Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir

    Bebekler için ek besinlere 6 aydan sonra başlanmalıdır.

    Ek besinlerle birlikte emzirmeye 2 yaşa kadar devam edilmelidir

    Anne Sütünün Yetip Yetmediğini Nasıl Anlarız

    Eğer bebek 1 ayda en az 500 gr civarında kilo almışsa anne sütü yeterli demektir. Kesinlikle mama başlanmamalıdır.

    Eğer bebek 1 ayda 500 gr dan daha az kilo almışsa anne sütü yetersiz demektir. Mama başlanmadan önce emzirme ile ilgili sorunlar araştırılmalıdır.

    Bebek anne sütü ile beslense bile ilk 1 hafta doğum ağırlığından bir miktar kilo kaybedebilir.

    Yetersiz beslenen bir bebek günde 6 kereden az , koyu ve keskin kokulu idrar yapar.

    Az ve kuru dışkı çıkarılması bebeğin yeterli süt alamadığının işareti olabilir.

    Özgüven azlığı, kaygı, stres, emzirmeden hoşlanmama,bebeği kabullenememe, yorgunluk emzirmeyi ve anne sütü yapımını olumsuz etkileyen faktörlerdir.

    Annenin bebeğinin yeterince süt alamadığına inanmasının en sık nedenlerinden birisi onun ve ailenin bebeğin çok fazla ağladığını düşünmesidir. Oysa bir çok bebeğin aşırı ağlaması yetersiz beslendiğinin göstergesi değildir.

    Bebekler bazı zamanlarda büyüme hızında artışa bağlı (genellikle 2 haftalıkken, 5 haftalıkken ve 3 aylıkken ) daha çok acıkıp ağlamalarını artırabilirler. Bu durumda bu dönem geçene kadar bebek daha sık emzirilmelidir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin annelerinin sütü bebekler için yeterlidir.

    İkiz bebeklere annelerinin sütü yeterlidir. Ek mamaya ihtiyaç yoktur.

    Sarılık Ve Anne Sütü

    Sarılık emzirmeyi kesmek veya ek besin vermek için bir neden değildir.

    Sarılığın ağırlaşmasını önlemek için daha fazla anne sütü verilmelidir.

    Sarılık, yeterli miktarda anne sütü almayan bebeklerde daha sık görülür ve daha şiddetli olur

    Kolostrum (ağız sütü) hafif müshil etki ile, mekonyumun (ilk günlerdeki bebek kakası) dışarı atılmasını kolaylaştırır, bilüribin (sarılığa neden olan madde) de böylece dışarı atılır

    Emzirme İle İlgili Yanlış Bilinenler

    Anne hastayken emziremez düşüncesi yanlıştır. Emzirme bebek veya anne hasta iken de sürdürülmelidir.

    Küçük memeli annelerin sütü az olur düşüncesi yanlıştır.

    Meme büyüklüğünün süt miktarıyla ilgisi yoktur.

    Annenin sütünün artması için alınan sıvının daha mutlaka süt olması gerekmez. Alınan sıvı miktarının artırılması ve sık emzirme süt üretimini arttırır.

    Estetik amaçlı silikon meme protezi konulmuş anneler emziremezler düşüncesi yanlıştır. Meme dokusunu bozmayan yöntemlerle yapılan ameliyatlar süt vermeyi engellemezler

    Spor yapan annelerin sütü azalmaz. Tersine süt veren annelere spor yapması önerilir.