Etiket: Bebek

  • MINI IVF

    MINI IVF

    İlk tüp bebek uygulamalarında, çok yoğun ilaç kullanımıyla, çok sayıda yumurta elde etmenin, başarı şansını artırdığı düşünülmüştür.Ama son yıllarda, çok yumurtanın, yumurta kalitesini bozduğu ve gebelik şansını azalttığı ortaya çıktı.

    MİNİ-IVF protokolü nedir?

    MİNİ-İVF  Japonya’daki Kato Klinik tarafından geliştirilmiş çok özel bir protokoldür. Bu protokolde günlük iğneler ve  yüksek dozda ilaç kullanımı yoktur . Hatta sonrasında 10. Haftaya kadar uzanan progesterone iğnelerinin kullanımını da gerektirmeyen basitleştirilmiş tüp bebek tedavisidir. Özellikle yaşı ilerlemiş hastalarda başarı oranları diğer klasik tedavilerden daha yüksektir.

    MİNİ-İVF daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta geliştirilmesi esasına dayanır. Geliştirilen bu yumurtalar toplandıktan sonra klasik tüp bebek ve ICSI teknikleri uygulanır. Sonrasında oluşan kaliteli embriyolar hastaya transfer edilir. Bu tedavide farklı olan yumurta geliştirme yöntemidir. 
      

    MİNİ-İVF kimlere uygulanabilir?

    MİNİ-İVF te amaç çok sayı da yumurta elde etmek değil, kaliteli yumurtalar elde etmektir. Bu nedenle vücüdunuz bir yumurta üretse dahi tedavinin iptali yada yaşınızdan dolayı tedaviye alınmama gibi bir durum söz konusu değildir.Bir bebek dünyaya getirmek için sağlıklı  bir yumurtanın olması yeterlidir.

    Yaşı ileri olan ya da yumurtalık rezervi azalan kadınlarda; 

    Bu hastalarda daha az ilaç verilmesi  hastanın kendi hormonları ile yumurtaların gelişmesini ve daha kaliteli olmasını sağlar . 
    FSH hormonunuz yükselmiş olsa da hala adet görüyorsanız MİNİ-İVF ile hala gebe kalmak için bir şansınız olabilir.

    Yaşı genç olan ve çok sayıda yumurta üretimi olan kadınlarda;
    Özellikle polikistik over hastası olan  kadınlarda, hem daha kaliteli yumurta gelişimini sağlamak hemde hastayı hiperstimülasyon riskinden korumak için uygulanır. Fazla yumurta gelişimi de fazla miktarda östrojen hormonu üretimine ve buna bağlı olarak yumurta kalitesinin bozulmasına neden olur.  Bu nedenle çok az ilaç kullanılarak yumurtaların aşırı uyarılması engellenmiş olur.

    Tüp bebek tedavilerinde sağlıklı yumurta ve embriyo gelişimi olmayan hastalarda;
    Bu tedavi ile yumurtaların kadının kendi ürettiği hormonlar tarafından büyütülmesi sağlanarak daha kaliteli yumurta elde etmek amaçlanır.

  • Yeni doğan bebeklerin deri bakımı

    Deri vücudun dışarı açılan penceresidir.Deri insan yaşamı için çok yönlü bir öneme sahiptir. Sıvı ve elektrolid kaybını önler. Termoregülasyon (vücut ısısı dengeleme) görevi vardır. Ayrıca vücudu zararlı ışın ve toksinlerden korur. Aynı zamanda dokunma duyusu organıdır.Sıvıyı koruma görevini derinin en üst tabakası yapar. Derinin bakterileri öldürücü bir etkisi de vardır.

    Yeni doğanların derisi erişkinlerin derisinden bir çok yönüyle farklılık gösterir.Prematürelerde derinin koruyucu tabakasının fonksiyonu zamanında doğanlara göre 15 kat daha azdır. Bu nedenle prematüre yeni doğanlar bir gün gibi kısa sürede ağırlıklarının %30 unu buharlaşma yoluyla kaybedilebilir. Yebi doğan derisi ince olması nedeniyle erişkinlerde emilmeyen ilaçlar yenidoğanda emilip sistemik toksisiteye neden olabilir. Bu nedenle sürme şeklinde uygulanan ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır. Yeni doğanda mikrop kolonizasyonun en önemli kaynağı bakan kişinin elleridir. Elin etkili sabunlarla yıkanması önem arzeder. Normal sabunların sürekli kullanılması bakterilerin yayılmasına neden olabileceğinden tercih edilmemelidir. Yumuşak alkali veya nötral ph'lı antimikrobik özelliği olan sabunlar kullanılmalıdır.Ayrıca mümkün olduğu kadar yara bandı gibi yapışkan maddeleri kullanmaktan kaçınmalıdır. Yeni doğanın derisine alkollü solüsyonlar sürmemek gerekir. Çünkü kurumaya neden olur ve alkolün deriden emilimi çok fazladır. Ayrıca toksik olabilir. Yeni doğanın derisine iyotlu bileşikler sürülmemelidir. Çünkü iyot deri nekrozuna, serum ve idrarda iyot yükselmesine, tiroidin fazla veya az çalışmasına, guatra neden olabilir.

    YENİDOĞANIN GÖBEK BAKIMI

    Göbek güdüğündeki kurumuş doku bakteriler için iyi bir yerleşim yeri olabilir.Göbek enfeksiyonu tetanoz ve sepsis denilen mikropların kana karışması açısından önemlidir. Bu nedenle çocuk bezinin göbek kordonundan uzak bağlanması, yumuşatıcı kremlerin göbeğe sürülmemesi gibi önlemler dışında antiseptik kordon bakımı gerekir. Bugün için göbek bakımında en iyi tercih klorheksidinli solüsyonlardır. Alkol ve iyot içeren solüsyonlar kullanılmamalıdır. Göbeğe antiseptik uygularken antiseptiğin karın duvarına ve kasık bölgesine dökülmesi engellenmelidir.

    BEBEĞİN YIKANMASI

    Yeni doğanın doğar doğmaz bebek odasında yıkanması gereksizdir ve zararlıdır. Yeni doğanın derisinin PH'sı 6.5-7.5 arasındadır. İlk haftadan sonra aside doğru kayar ve ilk ayın sonunda erişkinlerin PH seviyesine (4.0-5.5) iner. Alkali sabunlarla yıkanan yenidoğanların deri PH'sının normale inme süresi 1 saatten uzun sürmektedir. Ayrıca PH'sı yüksek sabunlarla yıkanan bebeklerin derilerinin normal seviyeye inmesi 1 aydan fazla sürebilir.Derinin optimal antibakteriyel işlevi için uygun PH 5.0 ın altıdır. Bu nedenle yıkandıktan sonra derinin kısa sürede eski PH'sına inmesini sağlayan nötral sabunların kullanılması gerekir. Bebek pişiklerinin önlenmesi açısından nötral sabunların kullanılması önemlidir. Bebeklerin altını silmek için kullanılan ıslak mendillerin PH'ları da önemlidir. Kirli bez uzaklaştırıldıktan sonra bebeğin altı ıslak pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. Kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bir pamukla önden arkaya doğru silinmelidir. Arkadan öne silmek idar yolları enfeksiyonlarına neden olur.

    Yeni doğanın yıkanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlar:

    . ilk banyo vital (ateş, nabız, tansiyon, solunum) bulgular stabilleşmeden yapılmamalıdır.

    . Eldiven giyilmelidir.

    . Verniks kazazeosa (ilk doğduğunda bebeği kaplayan tabaka) yıkanmamalıdır. Çok fazla ise azaltılabilir. Verniksli bebeğe eldiven ile dokunulmalıdır.

    .İlk haftalarda rutin yıkamak için ılık su yeterlidir.Fazla kirlenen kasık bölgeleri için gerekirse yumuşak, nötral PH'lı ve abraziv, deodorant, boya ya da koruyucu kimyasallar içermeyen bir sabun kullanılmalıdır. Bu sabun deriye zarar vermeden yumuşak bir şekilde ve fazla ovalamadan sürülmelir. Bebeğin saçlı derisi haftada bir veya iki kez gözleri yakmayan bir bebek şampuanı ile yıkanmalıdır.. Deri yıkandıktan sonra iyice durulanmalıdır En yumuşak sabunun sahi derinin koruyucu yağ tabakasını uzaklaştırdığı unutulmamalıdır.

    Evde bebek bakımı sırasında bebeklerin ilk vir kaç ay boyunca haftada 2-3 defa yıkanmaları yeterlidir. Göbeğin düşene kadar, göbeğin su seviyesi altına indirilmemesi oluşabilecek infeksiyonların ve göbeğin geç düşmesinin önlenmesi açısından önemlidir. Göbek kordonunun hafifçe ıslanması önemli değildir. Yüzün yıkanması ağız çevresine bulaşmış olan süt artıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.Kaşlar silinmeli, genital bölge yıkanmalıdır.Kız çocuklarının genital bölge temizliğinde sabun tahriş yapabileceği için kullanılmamalıdır. Sadece suyla ve önden arkaya doğru silinerek temizlenmelidir. Kız çocuklarda ergenlik çağına kadar köpük banyolarından kaçınmanın, vajinal irritasyonlardan ve üriner enfeksiyonlardan koruduğu unutulmamalıdır. Yıkandıktan sonra iyice durulanmazsa kalan sabun,irritasyona neden olabilir. Yıkandıktan sonra bebek iyice ve deri fazla da örselenmeden kurutulmalıdır. Genital bölgenin ıslak kalması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Tırnaklar kendine zarar vermemesi için kesilmelidir. Fazla derin kesmek dolama gibi tırnak çevresi enfeksiyonlara neden olabilir.Sünnetsiz erkek yenidoğanda, sünnet derisi glans penise yapışıktır. 5-10 yaşları arası bu yapışıklık kalkar. Sünnet derisinin dışının yıkanması yeterlidir.Retraksiyon (geri çekme) işlemi yapılmamalıdır.

    YUMUŞATICILAR

    Yeni doğanın derisi büyük çocuklara göre daha kuru ve su tutma kapasiteside daha azdır.Bu nedenle derinin nemlendirilmesi büyük önem arzeder. Bir çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bitkisel yağlar bu amaçla kullanılmaktadır. Esansiyel yağ asitleri Ya da esansiyel yağ asitleri içeren bitkisel yağlar(ayçiçek yağı gibi) yumuşatıcı olarak kulanılabilir. Hazır olarak satılan bir çok bebek yağı bu ihtiyacı karşılayabilmektedir.Çok düşük ağırlıklı yenidoğanlarda uygulama sırasında deriye sürtünme ile zarar vermekten kaçınılmalı, parfüm ve koruyucu içeren koruyucu kremlerden uzak durulmalıdır. Kimyasal pnömoni(zatürre) tehlikesinden dolayı talk pudrası kesinlikle kullanılmamalıdır

  • Hamilelik Döneminde Yapılması Gereken Testler

    Hamilelik Döneminde Yapılması Gereken Testler

    1) Hamilelik döneminde testler neden yapılır?

    Hamilelik süreci, bebeğin rahim içinde gelişimi ile başlayan ve doğum ile tamamlanan bir süreçtir. Bu süreçte, anne adayına çeşitli testler yapılmaktadır. Bu testler, gebeliğin başlangıcından doğumuna kadar hamileliğin seyri ile annenin durumu hakkında gerekli olan yararlı bilgileri verir. Uygulanacak olan testlerin bir bölümü, gebeliğin belirli zamanlarında uygulanmaktadır. Yapılacak olan diğer testler ise; gebelik sürecinde meydana gelmiş ya da meydana gelebilecek sorunlara yönelik olarak, uygun görülen durumlarda gerçekleştirilmektedir.

    2) Hamilelikte yapılacak ilk test nedir?

    Hamilelik dönemi içerisinde anne adayına uygulanacak olan ilk test, gebeliğin mevcudiyetinin kesinleştirilmesi üzerinedir. Döllenme, çoğunlukla adet döneminin ortasında gerçekleşir. Gebelik testleri ise, döllenmeden yaklaşık 15 gün sonra, kadının adetinin gecikmesi halinde netlik kazanır.

    3) Hamilelik dönemi boyunca yapılması gereken rutin testler nelerdir?

    Bu testler, kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte aşağıdaki gibi olmaktadır.

    Kan grubu tayini
    Kansızlık (anemi) tanısını yapabilmek için hemoglobin (kan sayımı)
    İdrarda şeker ya da protein (hamilelik dönemi içerisinde diyabet ya da hamileliğe bağlı hipertansiyon-preeklampsi- teşhisi için yapılır)
    Anne ve bebeği etkileyebilecek hepatit B, sifiliz ve HIV gibi infeksiyonların incelenmesi
    Kızamıkçık hastalığına bağlı olan bağışıklıkların incelenmesi
    Bu testler ilk muayenede, anne adayına uygulanmaktadır.

    4) Bu testler dışında yapılması gereken özel testler nelerdir?

    Gebelik sürecinin 3. ve 4. Ayları arasında önerilen çeşitli özel kan testleri de bulunmaktadır. Anne kanında mevcut olan farklı kimyasalların düzeyleri, bebekte çeşitli özel durumları (ör; Down sendromu, spina bifida) teşhis etme konusunda doktorlara yardımcı olabilmektedir.

    Farklı testler, anne kanında tespit edilen hormon ve protein seviyelerini ölçer. Farklı test sonuçlarının neticesinde de genel bir tarama ortaya çıkar. Tarama testlerinden elde edilen sonuçlar, hastalıkları net bir şekilde göstermemek ile birlikte, bu konuda fikir vermektedir. Bu sayede alınması gereken tedbirler önceden alınabilir.

    Tarama testlerinde HCG( insan koryonik gonadotropin) ve AFP (alfa fetoprotein) kullanılması halinde ikili test, buna östriol ilave edilirse üçlü test, inhibin A ilave edilirse dörtlü test olarak ifade edilmektedir.

    İkili test, gebeliğin 11-14. Haftasında; üçlü ya da dörtlü test 16-19. gebelik haftaları içerisinde, anneden kan alınarak uygulanmaktadır.

    5) Hamilelikte kan testleri dışında uygulanması gereken diğer testler nelerdir?

    Kan testleri dışında; hamilelik dönemi içerisinde teşhis amacı ile kullanılan diğer yöntemler ise aşağıdaki gibi olmaktadır:

    Ultrasonografi
    Ense kalınlığı ölçümü
    Amniosentez, kordosentez
    Koryon villus örneklemesi’dir.

    Ultrasonografi

    Erken hamilelik aşamasında, gebeliğin kesinleşmesi, gebeliğin büyüklüğü, canlı olup olmaması ile başlayarak, ultrasonografi tüm hamilelik döneminde başvurulan bir uygulamadır.

    Ultrasonografi testleri, gebeliğin 18. Ve 23. Haftaları arasında detaylı bir şekilde uygulanmaktadır. Bu gebelik haftalarında, bebeğin organ ve sistemlerinin gelişimi hakkında detaylı bilgi alınabilmektedir.

    Bu durumda ultrasonografi; bebeğin içerisinde bulunduğu suyun oranı, bebeğin başı, omurgası, kalbi, kolları ve bacakları, midesi, idrar torbası ve böbrekleri, anne ile bebek arasında besin alışverişini sağlayan plasentanın durumu ve konumu hakkında bilgi vermektedir. Bebekteki olası yapısal anormalliklerin büyük bölümü ultrason ile saptanabilmektedir. Ancak Down sendromu gibi kromozomal bozukluklar, ultrasonografi ile tespit edilmekte yetersizdir.

    Ense kalınlığı ölçümü

    Bu test, gebeliğin 3. Ya da 4. Ayında yapılmaktadır. Bu test, down sendromu için tarama testidir. Bebeklerin ense kalınlıkları ultrasonografi ile ölçülebilir. Ancak bu duruma, ultrason ile kesin tanı koyulamaz. Bu kalınlık, olması gerektiğinden fazla ise, amniosentez yapılması gerekebilir. Ense kalınlığı ölçümü, ikili test ile beraber birleştirilerek teşhis amaçlı kullanılabilir.

    Amniyosentez ve kordosentez

    Amniyosentez ve kordonsentez, bebeğin ultrasonografi ile kontrol edilerek, içerisinde yüzdüğü sıvıdan ya da göbek kordonundan örnek alınma ile uygulanmaktadır. Amniyosentez, 15-19 haftalar arasında uygulanır. Sıvıda mevcut deri hücrelerinden, bebeğin hücreleri üretilerek bebeğin genetik araştırması yapılır.

    Bu yöntem, tarama testlerinde riskli sonuç elde edilmiş olan anne adaylarına, ileri yaşta gebe kalmış kadınlara ya da bebekte genetik bozukluk riski olan kişilere önerilmektedir. Kordosentez ise gebeliğin 18-22. haftaları arasında yapılabilir. 

    Koryon villus örneklemesi

    Bu örnekleme, gebeliğin 2. Ya da 3. Ayında uygulanmaktadır. Test sonuçları, amniyosentez kadar net değildir.  Bu testte, anne ile bebek arasında besin alışverişi yapan plasentanın kendisinden örnekleme yapılmaktadır. 

  • Kişilik Oluşumunun Temelleri Anne Karnında Başlar

    Kişilik Oluşumunun Temelleri Anne Karnında Başlar

    Hamilelikteki ruh halimizin bebeğin kişilik oluşumunu etkilediğini biliyor muydunuz?

    Kişilik oluşumu anne karnında başlar ve hamilelik dönemi, bebeğin ruhsal gelişimi açısından en önemli yaşam evresidir diyebiliriz. Yeni doğmuş bebeklerin genelde uyku ve beslenme şekilleri benzerlik gösterse de bireysel tepkilerinin farklı olduğu bilinir. Aslında bu tepkilerin farklılığı bize bebeklerin anne karnında biraz genetik biraz da öğrenme yolu ile belli bir mizaç edindiğini göstermektedir.

    Anneler ve babalar, bebeğin anne karnında ilk oluştuğu an ile dünyaya gelmesi arasındaki zamanda nasıl geliştiğini bilirlerse, bebeğin eğitimi için nasıl davranmaları gerektiğini de daha iyi bilirler. Annenin hamilelikte yaşadığı duyguların bebeğe doğrudan etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

           Anne karnındaki bebeğin yaşadığı bedensel ilk duyumlar hafızayı oluşturmaya başlar. Bunlar algı, duyular ve hisler şeklinde depolanır. Annenin düşünceleri, duygularını etkiler, bu duygular da bebek tarafından algılanır ve bebeğin kişilik yapısının oluşumunda etkili olur.

           Hamilelik döneminde annenin herhangi bir travma yaşamaması doğacak bebeğin ruh sağlığı için oldukça önemlidir. Anne karnındaki bebek sadece annenin değil,  çevresindeki insanların seslerini de duyar.  Baba ve anneyle ilişkide olan diğer yakınların da anne adayı üzerinde, dolayısıyla da bebek üzerinde etkisi vardır.

           Eğer anne adayı fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak çevresinden destek alıyorsa bebeğin de gelişimi desteklemiş olur, ancak anne adayı fiziksel ve duygusal taciz görüyor, korku içinde yaşıyorsa, stresi yoğunsa, bebeğin etkilenmesi de kaçınılmazdır. Bu olumlu veya olumsuz etkiler ne kadar yoğunsa,  bebek üzerindeki etkisi de o kadar fazla olur.

            Kısacası hamilelik döneminde eşler arasındaki ilişki son derece önemlidir. Baba adayının anneye destek olması, doğacak bebeğiyle temas kurmaya istekli olması, anne adayını mutlu edip rahatlatır. Mutlu ve huzurlu bir ortamda gelişen bebek dünyaya mutlu ve sağlıklı bir biçimde “Merhaba” der.

  • Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Biliyoruz ki çocuğun gelişiminde bebeklik ve ilk çocukluk dönemi çok önemlidir. Bu dönemi önemli yapan sebeplerden bir tanesi de özellikle 0-3 yaş döneminde anne, baba veya bakım veren ve çocuk arasında oluşan bağlanmadır. Bu bağlanma şekli, çocuğun ileri dönemdeki davranışlarını, doğrudan etkilemektedir. Bağlanma çeşitleri nelerdir ve bu bağlanmalar nasıl oluşur bir bakalım. 

    Eğer bebeğin ihtiyaçları zamanında ve yeterli bir biçimde karşılanırsa, ağlama ve gülme tepkilerine karşılık alabilirse, sakin ve sevecen bir yetişkinle iletişim içerisinde ilgi ve samimiyet görürse Güvenli bağlanma gelişmeye başlar. Bebek böylece kendisi, çevresi ve dünya ile ilgili olarak olumlu düşünceler geliştirmeye başlar. İlerleyen yaşamında da başkalarıyla olan ilişkilerinde, güvenli, onay aramayan, yakınlık kurabilen, başkalarına destek olabilen bir birey haline gelir. Güvenli bağlanan bir birey, uzun süreli ilişkiler kurmakta zorlanmaz, kendine ve karşısındakine saygı ve güveni yüksek olur. 

    Bakım veren kişinin, bebeği büyütmek ve yetiştirmekle ilgili çok endişeli olması, bebekten ayrılmakta güçlük yaşaması, kendini yetersiz hissetmesi sonucunda ise Kaygılı bağlanma gelişmeye başlar. Kaygılı bağlanan bebekler, annelerinin olmadığı ortamda kalmakta güçlük yaşar, çok ağlar, hatta sakinleşmekte anne geldiği zaman bile zorlanırlar. Sürekli terk edilme korkuları yaşadıkları için, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde, reddedilme kaygısı duyarlar, ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik görülür ve hatta kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar. 

    Bakım veren kişinin, bebeğin isteklerine duyarsız kalması, daha çok kendi odaklı olması, samimi, içten, sıcak ilişki kurmakta zorluk yaşaması sonucu ise Kaçınan bağlanma gelişir. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, annelerinin yokluğunu önemsemiyormuş gibi görünürler ama, anneyle bir araya geldiklerinde öfkeli davranabilir ya da annenin varlığına kayıtsız kalabilirler. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, ilerleyen yaşlarında duygusal ilişkilere yatırım yapmaktan uzak durmaya çalışırlar. Başkalarının ilgi ve samimiyetinden rahatsızlık duyabilirler. Desteğe ihtiyaçları olduğunda yalnız kalmayı, başkalarının yardıma ihtiyacı olduğunda da uzak durmayı tercih ederler. Aslında altında yatan duygu genellikle, yardım isteme halinde gerekli desteği alamayacak ya da reddedilecek olmaktan korkmalarıdır.

           Çocukta bağlanmanın oluşmaması mümkün değildir ve bağlanma türlerinden birisi mutlaka oluşur. Bu bağlanmayı oluşturan da kritik dönemlerde bizim çocuğun ihtiyaçlarına verdiğimiz tepkilerdir. 

           Anneyle bağlanma çocuk için önemlidir ve başka bir bağlanma biçimiyle kıyaslanamaz fakat babayla bağlanma da bir o kadar önemlidir çocuğun yaşamında. Çocuğun anne ile bağı çocuğun iç dünyasını sağlam bir temele oturturken, baba ile kurulan bağ çocuğu dış dünyaya hazırlar. Babayla güvenli bir bağlanma oluşması çocuğun duygusal gelişimini destekler. Baba ve bebek bağının sağlıklı kurulabilmesi için babanın ilk bir yıl içerisinde bebeğin bakımı ile ilgili faaliyetlere katılması gerekmektedir. Babaların çocuklarıyla etkileşimlerinde duyarlı ve ilgili olmaları önemlidir. Çocuklarına karşı sıcak ve duyarlı olan ebeveynler, oyun ve bakım verme yoluyla, çocuklarıyla güvenli bağlanma ilişkileri kurabilmektedir. Çocuk için baba, anneden farklı bir bakış açısı kazandırır. Bu süreçte babanın etkisi bu kadar önemli ve etkiliyken babaların sürecin dışında kalması düşünülmemelidir.

  • Ebeveyn Olmadan Önce!

    Ebeveyn Olmadan Önce!

    Yeni doğan bir bebeğin ihtiyaç duyduğu bakım ve korunmaya, dünya üzerinde hiçbir canlı muhtaç değildir. Bir bebeğin çevresinin ve özellikle annesinin olumlu/olumsuz tüm davranışları onun hayatı üzerinde belirgin izler bırakır. Davranışlarımız üzerinde kalıtım ve çevrenin hangi oranda etkili olduğu konusu sürekli tartışılmaktadır. Son yıllardaki gelişmeler, kalıtımla gelen kısmın eğilimlerimizi belirlerken, bu eğilimlerin nasıl bir kişilik özelliğine döneceğine ise çevrenin şekil verdiğini ifade etmektedir.

    Yeni doğan bir bebek için ilk etapta ilgilendiği tek kişi annesidir. İlk akla gelen annenin en asli görevinin bebeğinin temel ihtiyaçlarını (açlık, ısınma, altının temizliği, bedensel rahatsızlıkları…) gidermek olduğudur.Bununla birlikte temel ihtiyaçların ön planda olduğu ilk senede gözden kaçırılmaması gereken bir diğer ihtiyaç ise güven duygusudur. Bebeğin bir yetişkine güven duymayı öğrenmesi çok önemlidir. Çünkü çevreye duyulan güven ile kişinin kendisine duyduğu güven arasında çok derin ve güçlü bir ilişki vardır. Kişi kendisine güvendiği takdirde çevresinden korkmaz ancak kendisine güvenmediği durumda çevresinden korkar ve kendisini çaresiz hisseder. Binanın temelinin sağlam olması ne kadar önemliyse bir insanın da güven duygusunu ilk yıllarında kazanması o denli önemlidir.

    “Altıncı his” diyerek tabir ettiğimiz sezgicilik toplumumuzda özellikle annelerimizin en sık kullandığı ifadelerdendir. “Hissediyorum, oraya gitmen senin için iyi olmayacak ya da içimden bir ses bunu söylemen gerektiğini söylüyor…” gibi cümleleri pek çoğumuz duymuşuzdur. Peki, biz yetişkinler bir şeyleri sezerken, bebeklerimiz neler yapıyor? İşte bu kısım çok önemli: Bebekler sezgiledikleri şeyleri tamamen bilinçaltına geçirirler. Annelerinin kendilerine olan tutumunun içten ya da zoraki, sevecen ya da gergin olup olmama durumlarını rahatlıkla sezebilirler.Ve güven duygusunun oluşumunu sezgi gücünü kullanarak başarırlar.

    Bebeğin temel güven duygusunu kazanmasında en önemli etmenler arasında KAYGILI EBEVEYN figürü vardır. Bu durum oldukça yaygın görülen ve bir bebeğin geleceği için oldukça sıkıntılı bir süreci barındırmaktadır. Kaygılı ebeveyn, yaşamın getirdiği sorumlulukları üstlenemeyen ve ebeveynlik rolüne tam olarak hazır olmayan kişilerdir. Çoğunlukla bu kişilerin kendi anneleri ya da babaları da kaygılı kişiliklerdir. Çünkü kaygı, çok bulaşıcı bir duygudur. Bebek,ebeveyninin kaygısını kendisiyle içselleştirir ve gelecekte sürekli telaşlanan, tedirgin bir yetişkin olma adayı haline gelir.Ebeveynlerin anne-baba olmadan önce kaygılı bir yaşam tarzına sahip olup olmadıklarını değerlendirmeleri önemlidir. Kaygılı olma durumu salt olarak ebeveynlik rolünün bir getirisi olamamakla birlikte, günlük işlevsellik üzerinde de zorluklar yaşatır.

    Temel güven duygusu üzerinde önemli olan bir diğer etmen ise TUTARLI DÖNGÜ’dür. Bebeğin ihtiyaç duyduğu beslenme ve uykunun bir döngüyü takip etmesi çok önemlidir. Buna kısaca düzen de diyebiliriz. Bebek aileye katıldıktan sonra ebeveynler, bebeklerinin kendilerine uyum sağlamasını beklemektedirler. Ancak olması gereken, bebeğe göre şekillenilmesi ve bir düzen oturtulmasıdır. Hergün aynı saatlerde beslenmesi, gün içi ve akşam uyku saatlerinin düzenli olması bebeğin büyürken ihtiyaç duyduğu güven kaynağıdır.Askeri bir disiplinden bahsetmiyoruz tabi ki ama düzeni oturtmak için dikkat edilmesi gereken hususları da gözden kaçırmamalıyız. Yaşamın ilk yıllarında tutarlı bir hayat yaşayan yetişkinlerin hem okul hem sosyal yaşamlarının daha kolay ve olumlu geçtiği görülür.

    Sürekli kullandığım bir ifade vardır: Herkes biyolojik olarak anne-baba olabilir ancak duygusal anlamda bu duyguyu herkes yaşayamaz herkes hazır olamaz. Toplumumuzda çok yaygın bir tutum olarak gördüğüm, bebeğin bir oyuncak olarak görüldüğüdür. Ve bu oyuncağa olabildiğince sınırsız, müsahamakar ve tutarsız davranışlar sergileyen ebeveynler ve çevrenin yaklaşık beş-altı sene sonunda soluğu danışmanlık merkezlerinde, hastanelerde almış olduğunu görüyorum.“Sihirli bir çubuğunuz var mı? Çocuk, okula başlayacak ve işler hiç yolunda gitmiyor.” Bizler de bu durumun yaşanmaması adına toplumumuzun her kesimi için farkındalık çalışmaları yapıyoruz.

    Biz uzmanlar, her zaman ihtiyaç dahilinde görev yerimiz neresi olursa olsun yardımcı olabilmek adına çalışıyor ve bunu severek yapıyoruz. Ancak istiyoruz ki bir şeyler biraz daha fazla duyulsun ve fark edilsin. Eğitim programları daha fazla takip edilsin, daha fazla kitap okunsun, akıllı telefonlara bakan ebeveyn profili azalsın, (ihtiyaçtan) daha fazla kazanmak için akşam çocuğunun uyku saatini kaçırmayan babalar artsın, çocuğunu oyalamak için çantasından tablet çıkaran değil kalem-defter-kitap çıkaran ebeveynler çoğalsın…

    Gerekli olan şey sadece biraz değişim. Ebeveyn olmadan önce LÜTFEN düşünün!

    Gelişim ve değişim kelimeleri size ne ifade ediyor? Hayatınızda ne kadar yer alıyor?

    Çocuk yetiştirmek, bir yetişkini şekillendirmektir.

    Çocuk yetiştirmek, ebeveynin kendisini yetiştirmesidir.

    Çocuk yetiştirmek, gelecektir.

    Çocuk yetiştirmek, sorumluluk ve fedakarlıktır.

    Çocuk yetiştirmek, örnek olmaktır.

    Çocuk yetiştimek, ekip işidir.

    Çocuk yetiştirmek, okumaktır, okumaktır, okumaktır.

  • Kardeş Kıskançlığı

    Kardeş Kıskançlığı

    Kıskançlık sevilen birinin paylaşılamaması durumudur. Sevginin olduğu ortamda gerçekleşen doğal bir süreçtir. Kardeş kıskançlığı, aileye yeni gelen bireyin daha çok sevileceği, çocuğa gösterilen sevginin azalacağı hatta kaybolacağı hissi ile oluşur. Bu süreci anne-babalar doğru yönetebilirler ise kıskançlık sonucu oluşan olumsuz davranışlar en aza inecektir.

    Çocuk, annenin hamilelik döneminden itibaren bir şeylerin değiştiği düşüncesine kapılmaya başlar. Annenin, hamilelik dönemini başında yaşamış olduğu bulantılar, ağrılar nedeniyle, hamilelik dönemi sonlarında ağırlaşması sebebiyle çocuğa yöneltilen ilgi azalacak ve ‘yeni kardeş anneyi üzüyor, onu hastalandırıyor’ düşüncesi içerisine girmesine sebep olacaktır. Çocuğa hamilelik için riskli süre olarak adlandırılan 3. aya girildikten sonra çocuğun yaşına uygun bir şekilde bir kardeşinin olacağı, annenin hamilelik döneminde yaşayacağı olası durulmarı, hamilelik sonrasında bebeğin ihtiyaçlarının neler olacağına dair bilgiler çocuğun yaşına uygun bir dille anlatılmalıdır. Bu anlatım hikayeler ile, çocuğun bebekliğine ait resimler, videolar göstererek yapılabilir. Bu anlatımların belli aralıklarda yapılması çocuğun içinde bulunduğu durumu somutlaştırarak süreci kolaylaştırılmasını sağlayacaktır.

    Anne eve bebekle geldiğinde; çocuk ile bebek arasındaki ilk karşılaşma anı çok kıymetli olacaktır. Çocuğun, bebeği tanımasına, ona dokunmasına fırsat verin. ‘bebeğe dokunma canı yanar, kucağına alma düşürürsün’ gibi aşırı korumacı bir yaklaşımdan kaçının. Böyle bir durumda çocuk kendini önemsiz ve yeni gelen kardeşin kendisinden değerli olduğu hissine kapılmasına neden olacaktır. Mümkün olduğunca, sizlerin gözetimi altında bebeği tanımasına izin verin. Küçük deneme-yanılmalar ile bebeğe nasıl davranması gerektiği öğrenecektir.

    Bebeği görmeye gelen misafirler geldiğinde, tüm ilginin bebeğe yönelmesine izin vermeyin. Mümkünse gelen misafirler ile konuşarak; çocuk ile de ilgilenmelerini isteyin. Bebeğe hediyeler gelirken, çocuğa da küçük sürprizler yapın. Misafir kalabalının içinde tek başına bir köşede kalmasını izin vermeyin.

    Doğum ardından anne yorgun düşebilir, bebeğinde anne bakımına ihtiyacı olacaktır. Bu süreçte anneye, baba veya yakın bir aile üyesinin yardımı çok iyi gelecektir. Anne, bebeğin bakımı ile ilgilenirken; baba da, çocuk ile zaman geçirmelidir.

    Bazı çocuklar ‘bebeği sevdik şimdi gitsin artık’ diyerek tepki gösterebilir. Bebeğin evde kalıcı olduğunu anladığın andan itibaren kıskançlık belirtileri göstermeye başlarlar. Bu belirtiler;

    Kendi yemeğini yiyebildiği halde annede yedirmesini isteme,

    Tuvalet eğitimine tamamlamış olmasına rağmen; alt ıslatma problemlerinin oluşması,

    Bebeksi konuşmaların, bebeksi davranışların başlaması,

    Anne ve babadan sık sık kucaklanmak istemesi

    Kusma, bulantı, baş ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel semptomlar görülmesi

    Bu kıskançlık belirtilerindeki temel amaç; çocuk farkında olmadan kendini bebeğe benzetmeye çalışıyor, eğer bebeğe benzer ise anne ve babasının kendisini daha çok seveceğine inanıyor. Bazı çocuklarda ise; kıskançlık belirtisi gözükmeyebilir, bu çocuklar kıskançlıklarını bastırmaya çalışırlar. Sorun çıkaran çocuk olurlar ise anne ve babasının onu daha az seveceğini düşünür. Anne ve baba, çocuğun kıskançlık yaşamadığını, duruma alıştığını düşünseler de aslında durum görüldüğü gibi değildir. Çocuğun davranışları gözlemlendiğinde; çocuğun bebeği severken biraz fazla sıktığı, öperken bebeğin ağlamasına sebep olduğu gibi davranışlar sergilediği gözlemlenebilir.

    Çocuğun yeni gelen bebeğe alışması zaman alabilir. Bu sürecin hızını anne ve babanın çocuklar iletişimleri belirleyecektir. Anne ve baba, çocuğa, bebeği sevmesi için baskı yapılmamalı. ‘sen büyüksün, söz dinlemelisin’ diyerek çocuktan yaşından büyük olgunluk beklenmemeli. Bu şekilde bir yaklaşım, çocuğun kardeşinden uzaklaşmasına ve bebek ile rekabete girmesine neden olacak. Çocuğun odasının ayrılması gerekiyorsa, bu işlem bebek dünyaya gelmeden önce yapılması gerekmektedir. Bebek dünyaya geldikten sonra oda ayrılırsa; çocuğun kendisini dışlanmış hissetmesine sebep olacaktır. Oda ayırma işlemi de kademeli olarak yapılması uygundur. Oda için birlikte eşya seçilmeli, çocuğun oda düzeni ve eşyaları hakkında fikri alınmalı, odası olduğu için özendirilmeli. Oda düzenlendiği zaman çocuğun orada yatması için zorlanmamalı. Anne veya baba bir müddet çocuk ile beraber, çocuğun odasında uyunmalı, çocuğa uyuduktan sonra kendi odalarında uyumaya gidecekleri bilgisi verilmeli. Çocuğa bilgi verilmeden, çocuk uyuduktan sonra odadan ayrılmak, çocuk gece uyandığında annesini yanında göremezse paniklemesine ve tek başına yatamama korkusuna dönüşecektir.

    Çocuğun, bebek dünyaya geldikten sonra okula gönderilmesi doğru değildir. Bebek dünyaya geldikten sonra çocuk okula gönderilirse; çocuğun kendisi terk edilmiş hissetmesine sebep olur. Çocuk okula bırakıldığı zamanda, evde kendisini bekleyeceğiniz, ona yemek yapacağınız, kardeşi ile çocuk evde yokken neler yapacağınız anlatılmalı, çocuk evde yokken evde neler olduğunu bilmek ister. Evde kardeş ile yapılan aktivitelerin sıkıcılığından, okulda yapacağı faaliyetlerin eğlencelerinden bahsetmek, çocuğun aklının eve kalmamasına ve okula uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır. 

    Araştırmalar kardeşler arası yaş farkı ne kadar az olursa kıskançlık düzeyinin o kadar fazla olacağını gösteriyor. Örneğin; henüz 3 yaşında olan ve hala bakıma ihtiyacı olan bir çocuğun yeni gelen bebeği kabullenmesi ve anneyi paylaşması kolay olmayacaktır. Bazı durumlarda kardeşler arası yaş farkı büyük olduğunda da problemler ortaya çıkabilmekte. Yaş farkının fazla olduğu durumlarda ise; yıllardır süre gelen evdeki tek hakimiyet, tek sevginin paylaşılması kolay olmayacaktır. Kardeşler arasındaki kıskançlığın en büyük belirleyicisi, anne ve babanın çocuklara karşı tutumları olacaktır. Anne ve babalar mümkün olduğunca çocuklara eşit değil ancak; adil davranmaları gerekmektedir. Eşit davranma beklentisi çocukları olumsuz etkileyebilir. Bebeğin daha çok bakıma ihtiyacı olacak ve annenin bebek ile fazla ilgisi çocuğun gözünde eşit davranma durumunu sekteye uğratacaktır. Bu sebepten ötürüdür ki; çocuklar arasında adil davranmaya önem gösterilmesi gerekmektedir. Annenin, bebeğe neden fazla zaman geçirdiğini, çocukla yaşına uygun bir şekilde anlatarak açıklanması gerekmektedir.

                Anne ve babalar çocukları ile geçirdikleri zamanın kalitesini arttırmaları gerekmektedir. Mümkün olduğunca; karşılıklı iletişim halinde olacakları, birbirleri ile konuşabilecekleri ortamlar oluşturulmalı, kalabalığın olduğu, birbirleri ile minimum diyalog halinde oldukları ortamlar çocuğa anlık olarak mutluluk verir, örneğin oyun parkından çıktıktan sonra çocuğun hırçın davranışlar sergilemeye devam ettiği görülebilir. Çocukla birlikte faaliyetler yapmak, yemek yapmak gibi aktivitelerde bulunabilinir. Anne, baba ve çocuk üçlüsünün içerinde belli aralıklarla bebeğinde dahil edilmesi, çocuk ve bebek arasındaki iletişimi artıracak, sevgi bağının oluşmasını sağlayacaktır.

  • Gebelik ve diyabet

    Gebelik ve diabet konusu; gebelikte ortaya çıkan diabet (gestasyonel diabet) ve diabetik gebe (pregastasyonel diabet) olmak üzere başlıca iki çerçevede ele alınmaktadır.

    Gestasyonel diyabet ( gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığı)

    Daha önce şeker hastalığı olmayan ve gebelikte şekerin yükselmesiyle seyreden hastalığa gestasyonel diabet( gebelik şekeri) denir. İleri anne yaşı gebeliklerinde,yüksek kilolu annelerde, ailesinde diabet öyküsü olanlarda ve önceki gebeliğinde de aynı hastalığı yaşamış olanlarda gebelik şekeri rastlanma riski artmıştır. Gebelik diyabeti yaklaşık olarak tüm gebelerin % 5 inde ortaya çıkar. Genellikle hamileliğin 24. haftasında başlar ve doğumdan sonraki 6. haftaya kadar devam eder. Gebelikte bebeğin gelişimini sağlamak için kan şekerinin doğal olarak genel yükselme eğilimi vardır, ama diyabet e yatkın durumu olan annelerde bu durum kontrol dışına çıkıp gestasyonel diabet in oluşmasına neden verebilir.Takiplerde bebeğin suyu (amnion mayi) fazla olan, bebek ölçüleri normalden iri olan, gebelik sırasında fazla kilo alan, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve dirençli vajinal mantar enfeksiyonları olan annelerde bu durumu gözden kaçırmamak gerekir. Tüm gebelere gebeliğin 24-28 hafta arası tarama testi olarak 50 gr şeker yükleme testi yapılır.Gestasyonel diabet 24. haftalardan sonra görüldüğü için bebekte anomali, sakatlık riski yoktur, fakat doğuma yakın açıklanamayan anne karnında bebek kayıpları, aşırı iri bebek nedeniyle bebeğin doğumda omuzunun takılması, zor doğum ve artmış sezeryan oranları görülür ayrıca doğumdan sonra ise bebeklerin akciğerlerinin tam gelişememesi ile ilgili yoğun bakım takipleri gerekebilir. Teşhis edilmiş her hasta yoğun takibe alınmalı ve gerekirse insülin hormonu ile( ağızdan alınan şeker ilaçları gebelikte kullanılmaz!) tedavi edilmelidir.

    Gebelikten önce meydana gelen ve şeker hastası olup da gebe kalanlarda çok sıkı şeker takibi yapmak gerekir. Geç dönemlerde ortaya çıkan gestasyonel diyabet in aksine gebeliğin ilk zamanlarında, ilk 12 hafta, kandaki yüksek şeker bebekte sakatlık meydana getirebilir. Sıkı bir şeker takibi yapılmalı, gerekirse yine insülin hormonu başlamak gerekmektedir. Bu tür gebeliklerin önceden planlı ve gebe kalmadan sıkı bir şeker takibi ile kurgulanması sağlıklı olacaktır.

  • Yenidoğan Bebek ve Anne

    Yenidoğan Bebek ve Anne

    Anne bebek arasındaki ilişki bebek henüz anne karnındayken başlar. Doğum sonrası annenin psikolojik ve bedensel sağlığı bebeği ile ilişkisinde çok önemlidir. Annenin doğum sırasındaki zorluklardan dolayı yaşadığı bedensel rahatsızlığı bebeği ile arasındaki bağın oluşmasını zorlaştırabilir. Bebeğin doğumunun hemen sonrasında anne ile bir araya getirilmesi aralarındaki ilişki için çok önemlidir. Doğumdan 1 saate kadar bebeğin annesini tenine temas etmesi aralarındaki bağı arttıracaktır.

    Anne ve bebeğin bir arada olmaları ve etkileşimde bulunmaları aralarındaki bağın oluşumunu güçlendirir. Bebekler ilk doğduklarında dünyaya henüz adapte olamazlar ve kendilerini hala bir süre anne karnında hissederler. Bu yüzden bebekler özellikle ilk aylarda annelerine daha çok ihtiyaç duyarlar. Sürekli anne kucağında olmak, annesinin kokusunu almak ve tenini hissetmek isterler. Bu yeni doğan bebeklerde sıkça karşılaşılan normal bir durumdur. Bu süreç bebeğin dünyaya alışma evresidir. Bebekler bu dönemlerinde sadece ağlayarak iletişim kurabilirler ,ağlayarak acıktıklarını, uykularının olduğunu, altına yaptığını belli eder ya da sadece annelerini özlediğini için ağlar. Böyle durumlarda anne bebeğini kucağına alıp onunla konuşabilir çünkü bebekler annelerinin seslerini diğer seslerden ayırt edebilir.

    Bu dönemde bebek her ağladığında kucağa alınmalı çünkü bebek annesinin kokusunu alınca sakinleşir. Böylece bebek daha sakin ve huzurlu bir dönem geçirecektir.

    Bebekler anne karnındayken anne ve babasının sesini ayırt etmeye başlar. Dünyaya adapte olma evresinde anne ve babanın sesini duymak bebeği rahatlatacaktır bu yüzden ebeveynlerin sık sık bebekle konuşması gerekir.

    Bebek yaklaşık 3 haftalıkken daha canlı bir hal alıyor yani uyanık kalma süresi artıyor, agulamaya başlıyor. Aynı zamanda özellikle annesinin sesini duyduğunda sessiz kalıp sesi dinlemeye başlıyor. Böyle durumlarda anneni bebekle sohbet etmesi aralarında bağ için oldukça önemlidir. Goodfriend’in makalesine göre bebek annesinin sesini ve gülücüklerini duyduğunda kendini daha huzurlu hissediyor. Ayrıca doğumdan hemen sonra anneden ayrılan bebeklerde gelişimin yavaşladığı belirtilmiştir.

    İlk ayın sonunda bebekler gülücüklere tepki verebilir, ağlama dışında sesler çıkarabilir ve yüze odaklanabilir. Bu nedenle bebekle bu yollarla iletişime geçmek bebek-anne arasındaki bağ için oldukça önemlidir. Bebekler yemeğe ihtiyaç duyduğu gibi anne sevgisine de ihtiyaç duyarlar. Annelerin bebeklerini öpmeleri, sarılmaları ve onlarla temas kurmaları bebeğin gelişimi için önemlidir.

  • Parmak Emmenin Sebepleri Nelerdir?

    Parmak Emmenin Sebepleri Nelerdir?

    Normal çocuklarda herhangi bir psikopatolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir davranıştır. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen hemen her bebekte rastlamak mümkündür. Doğumdan sonra ilk 3-4 ayda normal olarak bir çocuğun yeme ve içmesi için önemli bir faktördür emmek. Çocuklarda emme sonucu belli bir şekilde ve derecede zevk aldıkları görülmektedir. Emme refleksinin sıklığı değişebilir. Ağız hayatta haz kaynağı olarak kalır. İlerleyen evrelerde de farklı şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Yeni doğan bebekler daha anne karnında bu davranışı öğrenebilirler. Doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden biridir. Bazı bebeklerde yeni diş çıkması, bazı bebek ve çocuklarda ise zorluklarla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emme gözlemlenir.

    Daha çok başparmağını hatta bazen ayak parmaklarını da emen çocuklar çevreyi tanır ve keşfetme ihtiyacından bu davranışı yapabilir.

    Parmak emmenin temelinde anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik ve çocukta güven duygusunun yeterince gelişmemiş olduğuna ilişkin görüşler de vardır. Parmak emmenin uykuyla da sıkı bir bağlantısı vardır.2 yaşındaki çocukların bir kısmı uykuya dalarken parmaklarını ağızlarını almak için direnirler.3 yaşında bu alışkanlık uyku sırasında kendinden kaybolur.

    Parmak emmek gıda almak kadar duyguların da doymasına hizmet eden bir keyfiyettir. Bilindiği gibi her bebek bir devre parmak emer ve bu gayet doğal olarak görülmelidir. Ancak 2 yaşını geçtiği halde sıklıkla devam ediyorsa çocukla özel olarak ilgilenmek gerekmektedir.

    Parmak emmenin zararları nelerdir?

    2 yaşından sonrasında da parmak emmeye devam eden çocukta, üst çenedeki ön dişlerin öne doğru ilerlemesine, alt dişlerin de daha geriye doğru çekilmesine sebep olabilmektedir. Çocuk bu davranışı alışkanlık haline getirip 3-3,5 yaşlarında da yapması halinde çenede oluşan boşluklar kalıcı hale gelmekte ve çocukta diş, çene, damak ve hatta solunum problemleri ortaya çıkabilir.

    Parmak emmenin tedavisinde nasıl bir yol izlenmelidir?

    İlk olarak çocuğunuzun parmak emme davranışının altında yatabileceği psikolojik sorunlar düşünülmelidir. Bu davranışa sebep olan nedenler düşünülmelidir. Ailenizi inceleyebilir nelerin yolunda gitmediğine bakabilirsiniz. Sizin için önemli olmayan sorunlar çocuğunuz için önemli olabilir ve onları duygusal olarak etkileyebilir. Ailenin asla yapmaması gereken, dikkat etmesi gereken bir diğer durum da onlara “bebek gibisin” , “büyüdün artık” gibi küçümseyici uyarıları yapmaması gerekir. Bu dönemi karşılıklı güç savaşına dönüştürmemek gerekir. İstediği ilgiyi dikkati ona vermemek gerekmektedir aksi takdirde davranışı bilinçdışında pekiştirmekten başka bir şey yapmamış oluruz. Tüm bu çabalara rağmen bu problem devam ediyorsa ilerde oluşabilecek sağlık sorunlarını da göz önünde bulundurarak bir uzmandan yardım alabilirsiniz.