Etiket: Bebek

  • Yenidoğan bebeklerde her kusma masum değil

    Yenidoğan bebeklerde tekrarlayan kusmalar, yetersiz kilo alımı, uyku bozuklukları ilk olarak gastroözofageal reflüyü akla getirir. Ancak kusmalar her zaman masum olmayabilir. Altta yatan cerrahi bir patoloji mevcut olabilir. Doğumunu takiben iyi beslenemeyen ve kusması devam eden Ali İnanç bebeğe Prepilorik Antrol Diyafram teşhisi koyarak ameliyatını gerçekleştirdim Vakayla ilgili şunları söyleyebilirim; annesinin de bebekken mide çıkışında problem sebebiyle opere olduğunu öğrendiğimiz hastamız doğduktan sonra eve çıktığında beslenmeyi tolere edememiş. Mama miktarı hiç arttırılamamış. Beslenememe ve kusma sebebiyle başvurduğu merkezde araştırılmak üzere müşahade ediliyordu. İlaçlı film ile mide çıkışında problemi olduğunu belirledik. Kurumumuza devir alarak operasyonunu planladık. 20 günlükken opere ettik, mide çıkışıdaki poblemi giderdik. Ameliyattan 3 gün sonra beslemeye başladık. 1 hafta içinde taburcu oldu.

    Kusması devam eden bebeklerde kusmanın cerrahi sebeplerinin oldukça nadirdir. Eğer bebekte inatçı bir kusma varsa ve kusma safra içermiyorsa, mide çıkışında problem akla getirilmelidir.

    Cerrahi sebeplerden en sık rastlanılanı mide çıkışındaki pilor kasının kalınlaşmasıdır (infantil hipertrofik pilor stenozu). Pilorun kalınlaşması besinlerin mideden ince bağırsağa geçmesine engel olur. Bebek emdiklerini sürekli kustuğundan kilo alamaz, genel durumu gittikçe düşkünleşir. Tipik olarak 3-6 haftalarda belirginleşen, beslenmeyi izleyen, fışkırır şekilde ve safrasız kusma ile kendini gösterir.

    Bir diğer cerrahi sebep Prepilorik Antrol Diyafram/ Web olarak adlandırılan bir hastalıktır. Ortalama 100.000’de bir görülür. Burada midenin çıkış bölgesinde zar gibi bir yapı besinlerin bağırsağa geçişi engellemektedir. Hastamızın tanısı buydu.

  • Yeni doğan sünneti

    • Yeni doğan sünneti doğar doğmaz mı yapılmalı yoksa ilk bir hafta beklenmeli mi, neden?

    Bebekte muhtemel gelişebilecek sarılık, kan pıhtılaşma faktörlerinin fonksiyonlarının gelişmesi ve kalbe ait problemlerin olmadığının net olarak ortaya konduğu, aynı zamanda çocuk doktoru tarafından yapılan genel muayene günü olan 7. gün yapılması olası komplikasyonları en aza indirecektir. Aynı zamanda bu dönemde anne sütü artmış olacak, bebek daha iyi emmeye başlayacağından cerrahi işlem sonrası bebeğin iyileşmesi de daha hızlı olacaktır.

    • Yeni doğan sünnetinin yararları nelerdir?

    Doğumun ilk yılı içinde idrar yolu enfeksiyonlarının sünnetsiz erkek çocuklarda sünnetlilere oranla 7-10 kat daha fazla olduğu bilinmektedir. Genel anesteziye ihtiyaç duyulmaz, lokal anestezi ile işlem yapılabilir. Kanama denetimi daha kolay olmaktadır. Yara yeri iyileşmesi bebeklerde daha hızlıdır.

    • İşlem nasıl yapılır? Sonrasında bebeği nasıl etkiler?

    Penis etrafına lokal anestezik etkisi olan krem uygulanmasından 1 saat sonra, penis kökü ve çevresine lokal anestezi enjeksiyonu uygulanır ve sünnet işlemi klasik cerrahi yöntemle yapılabileceği gibi, sünnet işlemi için üretilmiş çeşitli tıbbi aletler yardımıyla da yapılabilir. Cerrahi işlemin süresi 10-15 dakikadır. Sünnet güvenli bir işlem olmasına rağmen, kanama, enfeksiyon, eksik veya fazla deri kalması ve yara yerinin kötü iyileşmesi gibi durumlarla karşılaşılabilir. Uzman kişilerce yapılması durumunda bu riskler oldukça nadirdir.

    • Nelere dikkat etmeli?

    İşlem sonrası lokal anestezinin etkisi yaklaşık 4-6 saat sürmektedir, önerilen ağrı kesiciler ile sonrasında oluşacak ağrı kolayca kontrol altına alınabilir. Yara yeri özel pansumanlar ile kapatılır, birkaç gün içinde pansuman çıkarıldıktan sonra yara yerinin beze yapışmasını önlemek ve iyileşmeyi hızlandırmak için önerilen yağlı kremler kullanılabilir. Penis ucunda gelişen kızarıklık birkaç gün içinde yerini sarı renkli bir kabuğa bırakacaktır, bu normal iyileşmenin bir belirtisidir. İyileşme sürecinde sünnet derisi ile penis başı arasında istenmeyen yapışıklıklar olabilir, basit bir masajla bu durumun önüne geçilebilir. İlerleyen dönemde işeme deliğinde darlık gelişebilir, işeme akımının ara ara gözlemlenmesi gereklidir.

    • Erken doğan bebeklerde de sünnet yapılabilir mi? Erken doğan bebeklerin yenidoğan yoğum bakımda takip ve tedavisi sonuçlandırılıp taburcu edildikten sonra, çocuk doktorlarının onay vermesi halinde sünnet işlemi yapılabilir.

    • Hangi durumlarda, neden beklenmeli? Penisin doğumsal anomalilerinde düzeltici operasyon için bebeğin büyümesi, hayati tehlike içeren hastalıklarda bebeğin sağlığına tam olarak kavuşması, ailede kanama bozukluğu varsa bebekte de bu bozukluk olup olmadı net olarak ortaya konması beklenmelidir.

    • Hangi durumlarda acil müdahale sebepli yeni doğan sünneti yapılmalıdır?

    Normal işemeyi engelleyecek kadar ciddi fimozis (sünnet derisi darlığı) dışında acil sünnet işlemi için bir neden yoktur.

  • Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Sünnet ve yenidoğan sünneti

    Ülkemizde ve dünyada en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan sünnet halen önemli bir tıbbi sorundur. Tüm dünyadaki erkeklerin %25’i dinsel, kültürel ya da tıbbi nedenlerle sünnet edilmektedir. Amerika’da bütün yenidoğanların %60’ı, Güney Kore’de ise %100’e yakını sünnet olmaktadır. Ülkemizde sünnet dini ve sosyal bir istek olup hemen hemen tüm erkek çocuklarında yaygın olarak uygulanmaktadır.

    Sünnetin tarihçesi yaklaşık 15.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Mesela, Kristof Kolomb Amerika kıtasını keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. Sünnetle ilgili ilk yazılı ve resimli kanıtlar ise M.Ö. 2300 yıllarındaki Antik Mısır papirüs ve duvar resimlerindendir. Burada sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular vardır.

    Tarihte ve günümüzde en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir.

    Sünnet yapacak kişinin uzman olması, penisin anatomi ve fizyolojisini iyi bilmesi gerekmektedir. Sünnet esnasında gerekli cerrahi itinanın gösterilmesi önemli komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların başında da kanama, enfeksiyon, idrar yolları ve penise kalıcı hasarların verilmesi ile hatalı sünnetler gelmektedir. Sterilizasyonun tam uygulanmaması, aynı aletlerin kullanılması, cerrahi teknik konusunda yeterli bilgiye sahip olunmaması bu komplikasyonların görülme oranını da artırmaktadır. Nitekim ülkemizde de her yıl yüzlerce çocuk sünnet sonrası komplikasyonlarla hastanelerimize başvurmaktadırlar. Sünnetin diğer bir önemli yönü de çocuk psikolojisi üzerine etkileridir. Ne yazık ki, bu konuda da yeterli eğitim çocuklara ve ailelere verilemiyor. Çocuğa sünnet için ön hazırlığın yapılması ve uygun ortamlarda sünnetin gerçekleştirilmesi şarttır. Psikolojik olarak olumsuz etkilenen çocuğun, ilerdeki cinsel hayatına yansıyabilecek bir takım sorunların olabileceği unutulmamalıdır. Sünnet ülkemizde genellikle 6–7 yaş sonrası çocuklarda yapılmaktadır.

    Son zamanlarda ise yenidoğan dönemi yapılan sünnet, cerrahi işlemin ve bakım kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması ve psikolojik travma oluşturmaması gibi avantajlarıyla daha sık uygulanır hale gelmektedir. Her yaşta sünnet yapılabilmekle beraber 2-4 yaş arası çocuklarda kimlik gelişimi benmerkezci ve uyumsuz olmaları nedeniyle zorunlu olmadıkça sünnet yapılmamalı ya da yapılacaksa kesinlikle genel anestezi altında uygulanmalıdır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu sünnet işleminin genel anestezi altında yapılmasının önemidir. Gerek cerrahi işlem olarak gerekse psikolojik etkiler açısından lokal anestezinin bir an önce terk edilmesi şarttır. Üstelik lokal anestezi genel kanının tersine genel anesteziye göre daha risklidir. Çünkü lokal anestezik olarak kullanılan maddenin penis damarlarında spazm yaparak penisin kaybına bile sebep olması mümkündür. Ayrıca çocuğa bu korku ve heyecanı yaşatmadan bir cerrahi işlem uygulamak çok daha yararlı ve çağdaştır. Nitekim günümüzde dünyada birçok ülkede lokal anestezi ile sünnet yapılması tıbbi bir hata olarak kabul edilmektedir. Elbette, önemle vurgulanması gereken asıl sorunlardan biri de “toplu sünnet” kampanyalarıdır. Bu tür kampanyalarda, hem bir cerrahi işlem olarak hem de psikolojik yönüyle sünnet olayında uyulması gereken tüm kurallar çiğnenmektedir. Nitekim, bu tür kampanyalar sonrası daha fazla komplikasyon oluşmaktadır. Üstelik 1997 yılında Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün toplu sünnetleri yasakladığını biliyoruz.

    Görüldüğü gibi sünnet ufak ama önemli bir cerrahi müdahaledir. Gerekli önemin verilmediği durumlarda insan hayatında önemli ve kalıcı olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Burada biz uzmanlara da önemli işler düşmektedir. Ailelerin ve çocukların doğru olarak eğitilmesi gerekmektedir. Ailelere, sünnetin genel anesteziyle, hastane koşullarında yapılmasının önemini vurgulamak ve bunu çekici hale getirmek önemlidir. Günümüzde sünnetin anatomik, fizyolojik, psikolojik açılardan bilgisi olmayan kişiler tarafından, uygun olmayan yerlerde ve koşullarda yapılmasının kabul edilebilir hiçbir gerekçesi olamaz.

    Yenidoğan sünneti

    Sünnetle ilgili olarak en sık karşılaştığımız soru sünnetin gerekli olup olmadığından ziyade, sünnet için hangi yaşın en ideal olduğudur. Yenidoğan döneminde yani doğumdan sonraki ilk bir aya kadar geçen süre içinde uygulanan sünnet sonrasını çok rahat geçirdikleri ortaya konmuştur. Yenidoğan sünnetin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır. 3-6 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı psikolojik ve erken çocukluk döneminde karşılaşılabilecek sorunları ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen Amerika’da %60 oranında yenidoğan sünneti yapılmaktadır.

    40.000 erkek bebek üzerinde yapılan çalışmalarda idrar yolu enfeksiyonu oranı sünnetsiz çocuklarda %7, sünnet olan bebeklerde ise %0,7 olarak bulunmuştur. Sünnetsiz çocukların idrar yolu enfeksiyonuna sünnetli olan gruba oranla 8-15 kat fazla yakalandığı gösterilmiştir. Yenidoğan döneminde yapılan sünnet, çocukluk yaşta gelişebilecek sünnet derisinin ucunda darlık, pipi başının sünnet derisi ile boğulması ve sünnet derisi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların oluşumunu da tamamen ortadan kaldırmaktadır.

    Ayrıca yenidoğan döneminde yapılan sünnet işleminin cerrahi bir müdahale olarak da bir takım avantajları mevcuttur. Bu dönem sünnet işleminden 45 dakika kadar önce sürülen anestezik bir krem (emla) sonra, halk arasında “çan” adı verilen alet yardımıyla ya da klasik cerrahi metotla yaklaşık 10 dakikalık bir zamanda tamamlanabilmektedir. Çan metodunda sünnet derisinin iki metal parça arasında sıkıştırılması sonucunda bu işlem yapıldığı için sıklıkla ek dikiş konulmasına gerek kalmaz. Yenidoğan sünnet derisindeki damarlar daha küçüktür ve kanamaya ait sorunlar hemen hemen hiç görülmez. Sünnet sonrası bakım oldukça kolay ve iyileşme hızlıdır.

    Çan metodu

    Yenidoğan bebeklere sünnet amacıyla genel anestezi uygulamaya gerek yoktur. Bu nedenle bebeğin aç kalması gerekmez. Tok karnına işlem yapıldığında bebek işlem sırasında ve sonrasında çok daha huzurlu ve sakindir. Ancak eskiden yanlış olarak öne sürülen tezin aksine yenidoğan bebekler de ağrı duyarlar. Bu nedenle sünnet ince iğne ile lokal anestezi uygulanmalıdır. Yenidoğan bebek sünnet sonrası 3. günde sünneti yapan doktor tarafından görülür ve 5. günde banyo yaptırılabilir. Konulan dikişler kendiliğinden eriyerek düşer, dikişlerin alınması gerekmez.

    Yenidoğan sünneti oldukça basit ve risksiz bir operasyon olmasına rağmen bir cerrahi işlemdir. Dolayısıyla işlem sırasında ve sonrasında %1’den az oranla çeşitli komplikasyonlar olabilmektedir. Bunlardan başlıcaları; enfeksiyon, yetersiz sünnet, sünnet derisinin daralması,cilt yapışıklıkları ve kanamadır.

    Prematüre bebeklerde, ailede hemofili veya diğer kan hastalığı öyküsü olan bebeklerde, doğuştan pipi anomalisi olan bebeklerde ve o anda rahatsızlığı olan bebeklerde yenidoğan sünneti uygulanmamalıdır.

  • Bez altı cerrahi hastalıklar

    Bebeklerde cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların çoğunluğunun erken tanısı konulup uygun zaman ve ekip tarafından tedavi edildiğinde yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Bu cerrahi hastalıkların önemli bir kısmının belirti ve bulguları da bebeğin bezi altında yer alır. Bebek bezli iken altının kirli olması veya zamandan kazanmak için bebeğin altı açılmadan yapılan muayene sonucu birçok cerrahi tedavi gerektiren hastalıkların tanısı gecikmektedir. Daha büyük yaşlarda da çocuğun utanmasından dolayı altını hekime göstermek istememesi tanının daha da gecikmesine yol açar.

    Bebeklerin altı bezli olduğu ilk iki üç yılda alt değiştirme esnasında dikkatli bir gözlem pek çok hastalığın gecikmeden tanısının konulmasına yardımcı olabilir. Her gün defalarca bebeğin altını temizleyen anneler şüphelendikleri durumda hemen doktoruna ulaşıp yardım istemesiyle bebeklerindeki cerrahi hastalıkların zamanında tanısı konulup uygun tedavisi gecikmeden yapılabilir. Cerrahi tedavi de Çocuk Cerrahisi ve/veya Çocuk Ürolojisi uzmanı tarafından yapılmalıdır.

    Bebeğin ilk günlerinde bez değiştirme esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar arasında: anormal bir lezyonun varlığı, dış genital organların görüntüsünde kız veya erkek yönünde şüphelerin olması, idrar ve kakanın ilk çıkış zamanı ve yeri sayılabilir. İlk 24 saat içinde çiş veya kaka yapmayan, idrar yolundan kaka gelen veya şüpheli görüntüsü olan bebek gecikmeden hekime gösterilmelidir.

    Erkek çocukların yumurtaları(testis) doğumda torbasındadır. İkisi de yerinde değilse hemen, biri yerinde değilse ilk altı ay içinde, hekime gösterilip torbaya yerleşmemiş testis kalıcı hasar görmemesi için bir yaşına kadar ameliyatla torbasına yerleştirilmelidir.

    Pipisi çok küçük, doğuştan yarım sünnetli veya idrar deliği yerinde olmayan erkek çocuklar gecikmeden hekime gösterilip tanısı konulan hastalığı ilk bir yaş içinde düzeltilmelidir. Yarım sünnetli çocukların tanısı konulmadan geleneksel sünneti yapılmamalıdır. Yanlara eğik veya dönük pipilerin düzeltilmesi ileri yaşlarda yapılır.

    Erkek çocukların sünnet derileri geri çekilmeye zorlanmamalıdır. Yeni doğan bebeklerin %90, bir yaşındakilerin %50’sinde sünnet derisi normal olarak geri çekilemez. Sünnet derisinin tıbbi olarak açılma gereksinimi çok azdır. Gereksiz işlemden kaçınmak için uzmanından yarım alınmalıdır.

    Altı bezli çocuklara cerrahi prensiplerde sünnet yapılmasında sakınca yoktur. Aksine ideal sünnet zamanı 3 ile 24 ay arasıdır. Gömülü pipili çocuklar okul çağında özellikli cerrahi düzeltimle sünnet yapılmalıdır.

    Cinsiyet değişikliği yapılmak zorunda kalınan çocukların dış genital organlarının düzeltilmesi ilk iki yaşına kadar, rahim düzeltim ameliyatlarının ise ergenlik çağına bırakılmasında fayda vardır.

    Kasıklarda şişlik görülüp kaybolması kasık fıtığını düşündürür. Oluşan şişlik içeri girmiyorsa boğulmuş fıtık riski vardır. Boğulmuş fıtık acilen, diğer kasık fıtıkları ise acele cerrahi tedavi gerektirir. Prematürelerde daha sıktır. Kızlarda daha az görülür ama iki taraflı olma riski kızlarda daha fazladır. Erken dönemde belirti veren fıtıkların boğulma riski daha fazladır. Boğulmuş fıtığın cerrahi tedavisi daha zor ve komplikasyon riski daha fazladır.

    Torbalarda görülen şişliklerin çoğunluğu su fıtığına(hidrosel) bağlıdır. Bunların çoğunluğu ilk yaş içinde kendiliğinden iyileşir ve bu dönemde de bebeği rahatsız etmez. Altı aydan sonra çok gergin ve büyük, iki yaşından sonra devam ediyorsa, üç yaşından sonra belirti vermişse veya kasıkta yerleşmişse(kordon kisti) günübirlik cerrahi tedavi gerekir. Sabahları küçük olup akşama doğru büyüyen kominikan hidrosellerin kendiliğinden düzelme şansı yoktur. Hidroselleri büyük kasık fıtığı ve testis tümörlerinden ayırmak gerekir.

    Genital bölgede aşırı kıllanması olan bebeklere de neden olan bazı tümörler için erken cerrahi tedavi gerekebilir.

    Kız çocukların haznesinde şişlik veya dışarı et parçası çıkması, kanlı veya kokulu akıntısının olması cerrahi yardımı gerektirir. Kızlarda kaka ve çiş yapılan yerlerle haznesinin açıklığı gözlenmeli. Üç delik yapısında anormallik düşünülüyorsa kararı hekim vermelidir. Kız çocuklarda küçük dudaklarının yapışık olmasına sık rastlanır ve basit bir tedavi gerekir.

    Yeni doğan bebekler çok sık idrar yaparlar. Büyüdükçe sıklık azalır ve aralarda bezi kurudur. Sürekli bez ıslak ise veya çok seyrek zorlu çiş yapmayla göbek altında şişlik olanlarda idrar yollarında fonksiyonel veya yapısal bozukluk olasılığı fazladır. Kanlı idrar görüldüğünde de gecikmeden araştırma gerekir.

    İlk altı ayda bebeklerin yumuşak kıvamda olup ta haftada 3-4 kez kaka yapması normaldir. Doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde kakasını çıkarmayan bebekler sonraki zamanlarda zorlanarak, derece veya fitil gibi yardımlarla fışkırarak kaka yapıyorsa, sert ve hacimli veya keçi pisliği şeklinde sert küçük küçük kaka çıkarıyorsa veya zahmetli kaka yapan bebekler gecikmeden hekimden yardım almalıdır.

    Kakadan sonra bezine kan bulaşan, kakasının üzerinde kan görülen, siyah veya vişne çürüğü şeklinde kaka yapan bebekler mide ve bağırsaklarında kanama yapacak hastalıklar yönünden araştırılmalıdır.

    Poposunda şişlik, çatlak veya akıntısı olan bebeklerle kaka yaptıktan sonra makatın dışarı doğru çıktığı veya makattan dışarı et parçası çıkan bebeklerde de cerrahi tedavi gerekebilir.

  • Kasik fitigi ve kordon kisti

    KASIK FITIĞI VE KORD HİDROSELİNE DİKKAT

    Belki fıtığı biliyorsunuz ama hidrosel ve kord hidroseli tanımlarını yeni duydunuz.oysa bu üç farklı tanım aynı nedenden kaynaklanan farklı hastalıkların ismi. Üstelik bebeğinizin sağlıklı gelişimini engelleyen ve çoğu zaman ameliyata kadar varan önemli hastalıklar.

    Anne karnındaki erkek bebeğin testisleri,28 inci haftadan itibaren torbaya iniyor.normal seyrinde,testis indikten sonra indiği kanalın kapanması gerekiyor.ancak bazı bebeklerde işlevini tamamlamış olan bu kanal kapamıyor.işte kasık fıtığı ve hidroselin (su fıtığı) oluşumunun asıl nedeni bu.

    KASIK FITIĞI VE HİDROSELİN ARASINDAKİ FARK

    Testis torbaya indikten sonra,kapanması gerektiği halde kapanmayarak,devam eden açıklığın çapı önemli.çünkü bu çap,hidrosel yada kasık fıtığının oluşumunu belirliyor.nasıl mı?

    Eğer açıklık herhangi bir organ veya organ kısmının girişine izin verecek ölçüde geniş ise kasık fıtığı oluşuyor.eğer sadece sıvı geçişine izin verecek kadar dar ise hidrosel olarak ortaya çıkıyor.

    İşte hidroseli olan bebeklerin testislerinin büyük ve şiş görülmesinin nedeni ,kapanmayan bu kanaldan geçen sıvıyla dolu olması.bu sıvı genellikle testisi de çevreleyecek şekilde torbaya dolduruyor.

    Ancak çok sık görülmese de uzmanların kord hidroseli (kordon kisti) olarak adlandırdıkları bir durum daha var.bu durum da sıvı torbaya kadar ilerlemeden,testisin daha yukarısın da bir kist şeklinde sonlanıyor.

    ASLINDA SANILANIN AKSİNE HİDROSEL OLDUKÇA SIK RASTLANAN BİR DURUM. Uzmanlar klinik olarak yeni doğan erkek bebeklerin yaklaşık % 60 ‘ında torba da az veya çok sıvı saptandığını belirtiyorlar.ancak anne babalar genellikle bunun büyük bir şişlik ve torbalar da gözle görülür bir büyüklük olduğu zaman farkedebiliyor.kız bebeklerde hidrosel çok ender görülüyor.

    HİDROSEL NASIL FARKEDİLEBİLİR?

    Anne babaları şüphelendiren ilk bulgu;bebeğin torbasındaki şişlik olur.ancak yürüme dönemindeki çocuklar da sabah yatak tan kalkınca daha az,akşam saatlerinde daha fazla şişlik gözlemek mümkün.hidrosel,testisi de içinde alan sıvı dolu kesenin görülmesi ve bir uzman tarafından muayenesi ile kolaylıkla tespit edilebiliyor.ancak çok gergin bir kese olduğunda testisin torbada farkedilmesi güç olabilir,bunun için basit bir yöntemle;bir el feneri ile torbaya ışık tutulduğunda,bu şişliğin her tarafı aydınlanıyorsa rahatlıkla hidrosel tanısı konuyor.

    KORD HİDROSELİ NEDİR?

    Kord hidroselinin teşhisi daha güç diğer adıyla (kordon kisti)kasık kanalına yerleştiğinde kasık fıtığından özellikle boğulmuş kasık fıtığına çok benzer ve ayırt edilmesi gerekiyor.

    Kasık kanalında uzun süre var olan şişlik ve kusma,huzursuzluk ve kaka yapamama şikayetleri bulunmadığı bulgular da kord hidroseli düşünülebilir.

    Özellikle muayene de testis çekildiğin de bu kitlenin de birlik de aynı yöne hareket etmesi,teşhis de yardımcı olur.anne babaların önemle dikkat etmesi ve özen göstermesi gereken nokta,tanı için mutlaka bir çocuk cerrahına baş vurması gerekir.

    HİDROSELİN TEDAVİSİ

    Yeni doğan erkek bebek de görülen hidrosel yüksek bir olasılıkla kendiliğinden kayboluyor.

    Bu dönem ilk altı aydır,ancak kendiliğinden kaybolma ihtimalinin 1,5 yaşa kadar sürdüğü düşünülüyor.işte bu yüzden bebek 18 aylık olana kadar takip edilir,şayet hidrosel geçmediyse,cerrahi müdahale planlanır.

    ÇOCUK HİDROSELİN DE LAPAROSKOPİK AMELİYATIN YERİ

    Son yıllar da güncel olan laparoskopik cerrahi uygulaması çocuklardaki kasık fıtığı ve hidrosel tedavilerinde de deneniyor.ancak bu yöntemin rahatlık ve kolaylık üstünlüğü karşısın da aşağıdaki sebeplerden ötürü,uygulanması tartışılmaktadır:

    1-laparoskopik ameliyatlar da kullanılan açıklıklar potansiyel fıtık olarak değerlendirilip,kapatma gereği hala tartışma konusu

    2-diğer taraf dan günümüzde laparoskopik cerrahi yi en iyi eller de bile ameliyat sonrası % 20 civarında tekrarlama riski vardır.

    3-ayrıca döl yolu ve testis damarları gibi yapıların zedelenme olasılığı açık ameliyattan daha fazladır.

    Çocuklardaki kasık fıtıkların da başarılı sonuçları,çok az komplikasyonu ve zor saptanabilir küçük bir izi kalması ile açık ameliyat standart yöntemidir.laparoskopi cerrahi daha pahalı bir tedavi yöntemi olması yanında, ameliyat süresi,tedavi başarısı bıraktığı iz olarak günümüz de standart tedaviye (açık ameliyata) bir üstünlük sağlayabilmiş değil.

    KASIK FITIĞI

    karın içiyle torbalar arasındaki var olan bir kanalın,doğum sırasında kapanması gerekmektedir.bu kanal bir takım sebeplerden ötürü kapanmadığı takdirde,kasık fıtığı hastalığı gelişir.bura da karın içinde serbestce hareket eden ince barsak segmentleri, bu kanalın içine geçmesi ile oluşur.kasık fıtığın da en çok korkunulan durum,bu barsak segment leri karına geri gitmemesi yani boğulma durumudur.kasık fıtığı boğulmasın da en önemli risk,o taraftaki testisin ve boğulan organın kan akışının bozularak çürümesi.her yüz erkek çocuğun dördün de kasık fıtığına rastlanıyor.kızlar da ise kasık fıtığı sıklığı erkeklere oranla dört kez daha az kasık fıtığı hastaların % 60’ın da sağ %40’ın da sol ve %10’un da ise her iki tarafta görülür.prematüre bebekler,düşük kilolu doğan bebekler de kasık fıtığı oranı çok daha fazladır,özellikle bu bebeklerde iki taraflı fıtık görülme riski oldukça yüksektir.

    KASIK FITIĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Anne babaların ilk dikkatini çeken belirti kasık da beliren ve kaybolan şişlik

    Ağlama,öksürme,ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlar da şişlik daha da belirgin hale geliyor.ancak uzmanlar bu bebeklerin bir kısmın da ilk belirtinin boğulma ile olabileceğine dikkat çekiyor.boğulma da en önemli belirti huzursuzluk,şişlikle birlik de kızarıklık,kusma,kaka yapamamadır.kız çocukların da farklı olan şey,barsaklara ilaveten,overlerin fıtık kesesin de bulunmasıdır.

    TEŞHİS NASIL KONUR?

    Anne babaların kasık bölgesindeki bir şişliği tarif etmesi,çocuklar da fıtık teşhisi için yeterlidir.ayrıca çocuk cerrahları hastanın şikayeti yanı sıra fizik muayene ile teşhis koyabilmektedirler.teşhis için kullanılan ultrasonografi yardımcı teşhis yöntemidir,ancak çocuk cerrahları bu yönteme ihtiyaç duymadan fizik muayenesi ile teşhis koyabilmektedirler.

    UZMAN KİŞİLERCE YAPILMIŞ FITIK AMELİYATIN DAN SONRA YENİDEN FITIK OLMA OLASILIĞI YOK DENECEK KADAR AZ.

    Tek tarafta yapılan ameliyat sonrası diğer tarafta fıtık gelişme ihtimali var.ancak bu tekrarlama tarzında değil, yeni oluşan bir fıtık söz konusu.

    KASIK FITIĞININ TEHLİKELERİ

    En sık görülen tehlike fıtık boğulmasıdır.burada barsak segmentleri ve o taraf da olan testisin çürümesi söz konusu olabilir.dolayısıyla fıtık teşhisi konur konmaz ,ameliyat planlanmalıdır.

    Boğulma riski ile yaş arasında çok yakın ilişki var.hayatın ilk yılında boğulma riski,diğer dönemlere oranla daha yüksek.

    AMELİYATI ÇOK BASİT VE YÜZ GÜLDÜRÜCÜDÜR

    ANNE BABALAR CERRAHİ MÜDAHALEDEN KORKMAYIN.

    Kasık fıtığı teşhisi konulan bebek ve çocukların birkaç gün içinde ameliyat edilmesin de yarar var.çünkü fıtık boğulması riski en çok yeni doğan ve süt çocukluğu dönemindedir.

    Anne babaların bebeklerinin çok küçük olduğunu düşünerek ameliyat fikrine soğuk bakıyor.

    Oysa uzman kişilerin uygun ortam da yapacağı ameliyattan korkmamak gerekir.

    Ülkemiz de bir çok çocuk cerrahi merkezinde fıtık ve hidrosel ameliyatları günü birlik programlar çerçevesin de yapılmaktadır.çocuklar ameliyattan 2-3 saat sonra gündelik aktivitelerine dönmek üzere evlerine taburcu edilir.ameliyat sonrasın da ameliyat bölgesi temizliğine özen göstermek gerekiyor.yaralar estetik dikildiği için hem iz kalmıyor,hem de dikiş aldırmaya da gerek duyulmuyor.ameliyat sonrası birkaç gün torbalar da hafif şişlikler ve morluklar görülebilir.bunlar birkaç hafta içerisin de kaybolur.çocuk ameliyattan sonraki 5.inci gün banyo yapabilir.

    Op.Dr.Emir İmani

    Çocuk cerrahisi uzmanı

  • Sünnet nedir?

    Sünnet nedir?

    SÜNNET NEDİR?

    Tıp literatüründe Circumcision, ülkemizde sünnet olarak tanımlanan, penisin ucundaki deri yani prepisyumun kesilmesi işlemidir. Sünnet Türkiye’de çocukluk çağında en sık gerçekleştirilen cerrahi işlemlerden biridir. Bu nedenle toplum içerisinde çok konuşulan ve kim tarafından hangi yaşta, nasıl bir anestezi ile yapılması konusunda bile bilgi kirliliğinin ve sabit bir fikrin olmadığı bir konudur. Bu nedenle sünnetle ilgili en temel bilinmesi gereken durum, sünnetin bir çok müdahaleden uzun süren Cerrahi Bir İşlem olduğudur. Bu yüzden Sünnetin hastane koşullarında steril koşullarda, uygun olan anestezi yöntemi ile uygun cerrahlar tarafından yapılması, sonrasında oluşabilecek ve hayat boyu sürebilecek yan etkilerin ortadan kaldırılması açısından son derece önem taşır.

    SÜNNET NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

    Yaşamın ilk 3-4. ayında yassı hücreler keratinize olur ve smegmayı oluşturur. Penisin büyümesi ve ereksiyonuyla infant smegmasının oluşması iki epitel yüzeyinin birbirinden yavaş yavaş ayrışmasını sağlar. Yenidoğan bebeklerin sadece %4’ünde sünnet derisi geri çekilebilir. Yenidoğanların ancak % 50’sinde sünnet derisi, çişin geldiği deliği görecek kadar çekilebilir. 6. Ayda bu bebeklerin ancak %20’sinde pipinin başı görülebilir. 3 yaşına kadar bu oran %90’a çıkar. Sünnet derisi geri çekilmeye çalışılırken genelde çocuklara yanlış olarak bitik ( fimozis ) tanısı konur.

    2. Aydan sonra organ gelişimi tam olarak oluştuğu, bebeklik çağında iyileşme hızlı olduğu, ağrı lokalizasyonu yapılamadığı için sünnet önerilebilir. Çocuklarda 2/6 yaş arasında cinsel kimlik oturduğu için herhangi bir cerrahi endikasyon yoksa sünnet yapılmamalıdır. Bu dönemde yapılan gereksiz cerrahi işlemlerle hadım edilme korkusu oluşabilir. 6 yaş sonrasında ise her yaşta sünnet yapılabilir.

    Sünnet Türkiye’de ticari bir konu olarak da ele alındığı için suistimale çok açık bir konudur. Bu nedenle gerçek bir cerrahi neden olmaksızın bebek ve çocuk sünnetine sıklıkla rastlanmaktadır.

    NERDE ve KİM?

    Sünnet önemli bir ameliyattır bu nedenle her ameliyat gibi, hastane koşullarında ve ameliyathanelerde yapılması en doğru seçenektir. Günümüzde halen bir çok sağlık kurumunda lokal anestezi ile sünnet yapılmaktadır, ancak sosyal zekası yeterince olgunlaşmamış çocuklarda ve bebeklerde son yıllarda kullanılacak anestezi şeklinin de genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur.

    Bu nedenle sadece ticari nedenlerle insanlara genel anestezinin kötü olduğu, hastanelerin sünnet için uygun olmadığını söyleyen şarlatanlara itibar edilmemelidir.

    Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmemesi, Steril ortamın sağlamaması, cerrahi müdahaleden çok bir eğlence olarak algılanmasından dolayı komplikasyon olma ihtimali çok fazladır, bu yüzden toplu sünnet şölenleri son derece sakıncalı uygulamalardır.

    Sünneti Kim Yapmalı?

    İdeal olarak sünnet, çocuk cerrahları ya da çocuk ürologları tarafından yani sünnet konusunda deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır. Çocukları en yakından tanıyan ve tedavilerini en sık üstlenen Çocuk Cerrahisi branşıdır. Bu nedenle sünnetinde Çocuk cerrahları tarafından yapılması en doğru yaklaşımdır.

    SÜNNET NASIL YAPILMALIDIR?

    Sünnet, temel olarak çocuğun tüm hayatı boyunca kullanacağı bir organa şekil veren plastik bir operasyondur. Bu yüzden penil anatomiye hakim, komplikasyon oluşmasına izin vermeyecek doktorlar tarafından hastane koşullarında anestezi yardımı ile minimal psikotravma ile yapılmalıdır.

    Sünnet Endikasyonları

    Bitik (Fimozis) : Sünnet derisi yenidoğanlarda ve bebeklik döneminde fizyolojik olarak geri çekilemez. Ancak, ülkemizde genel olarak halk arasında ve yanlış tıbbi yönlendirilmelerle, bu dönemde sünnet derisinin geri çekilmesi ile sünnet derisinde kanama, yırtılma ya da kronik enfeksiyonla gerçek fimozis oluşabilir. Bunlar genellikle edinsel nedenlerdir, bunun dışında kötü hijyen ve sünnet sonrası aşırı nedbe dokusuda gerçek fimozise yol açabilir.

    Parafimozis: Sünnet derisinin ucundaki dar halka penisin başında zorla geriye doğru geçirilirse, penis başında ödem, işeme zorluğu ve şiddetli ağrı oluşur, bu durum elle düzeltilemezse mutlaka uygun koşullarda sünnet gerekir.

    Balanopostit: Penil deri ve sünnet derisinin enfeksiyonudur. Çoğunlukla irin oluşumunada rastlanır. Tedavinin ardında sünnet etmekte yarar vardır.

    Kronik idrar yolu enfeksiyonu: 1 yaş altında en sık rastlanan enfeksiyon erkek bebeklerde idrar yolu enfeksiyonudur. Sık enfeksiyon atağı geçiren bebeklerde sünnet önerilebilir.

    Konjenital üropatolojiler: Doğuştan böbrek ve mesane hastalıklarına sahip olan çocuklarda sünnet yapmakta yarar vardır.

    SÜNNETİN FAYDALARI NELERDİR?

    1- Fimozise bağlı olarak oluşabilecek enfeksiyon ataklarını, parafimozisi, penil enfeksiyon risklerinin ortadan kaldırılması.

    2- Sünnetli çocuklarda daha az idrar yolu enfeksiyonu oluşur.

    3- Sünnet derisinin kesilmesi bu bölgenin temiz kalmasını sağlar.

    4- Sünnet olmamış erkeklerin cinsel yolla geçen hastalıklara daha çok yakalanır.

    Sünnetli kişilerin partnerlerinde serviks kanseri riskinin azaldığı ileri sürülmektedir.

    5- Penis kanseri çoğunlukla sünnet yapılmadığı toplumlarda görülür.
    6- Sosyo- kültürel nedenler.

    Sonuç olarak sünnet sonrasında oluşabilecek, cerrahi ve psikotravmalardan çocuklarımızı uzak tutmak adına, sünnetin penil cerrahı olduğu unutulmadan bu tip işlemler ameliyathane ortamında anestezi ile yapılmalıdır. Anestezi konusunda tamamen ticari kaygılarla toplumumuzu yanlış yönlendiren doktorlarda vardır, ancak bilinmesi gereken; siz ameliyat olurken, acı duymanızı engelleyen, konforunuzu sağlayan ve hayatınızın garanti altında olmasını sağlayan “Anestezi yani Narkoz”, size HAK olduğu kadar çocuklarımızıda “En Büyük HAKKIDIR”.

  • Bebek ve çocukta kasık fıtığı (inguinal herni)

    KASIK FITIĞI NEDİR?

    Çocuk Cerrahisi uygulamasında en sık yapılan ameliyatlardan birisi kasık fıtığı ameliyatlarıdır. Bebeğin anne karnında gelişimi sırasında, erkek çocuklarda testis denilen yumurtalıklar ilk önce böbreklerin üst kutbunda oluşmaya ve gelişmeye başlar, sonra karın içinde göç ederek, kasık kanalından geçer ve skrotum adı verilen torbalara iner. Kız çocuklarında over adı verilen yumurtalıklar karın içinde kalır ancak kızlarda da rahimin karın içinde sabit durmasına yardımcı bağlardan birisi (round ligaman) kasık kanalından geçer, ve rahimin arkaya bükülmesinin engellenmesinde görev alır. Kasık kanalından geçen bu oluşumlar beraberinde karın içi organların üzerini kaplayan periton adı verilen karın zarını da birlikte sürüklerler. Her 10 erkek çocuğundan dokuzunda bu zar kapanır, ancak birinde kapanmaz. İşte bu zarın kapanmadığı durumlarda, karın boşluğu ile skrotum adı verilen torbalar arasında bir kesecik oluşur ki biz buna kasık fıtığı adını veriyoruz.

    Karın içi basıncı arttığı durumlarda, erkek çocuklarında sıklıkla bağırsaklar ya da karın içi organların üzerini kaplayan omentum adı verilen yağ tabakası, kız çocuklarında ise sıklıkla yumurtalıklar ve bağırsaklar bu kesenin içine girerek kasık bölgesinde bir şişlik meydana getirir. Aile de bu şişliği görerek çocuk cerrahına başvurur.

    BEBEK VE ÇOCUKLARDA KASIK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bebeğin ve çocuğun kasık bölgesinde beliren ve kaybolan şişlik ilk ve en önemli bulgudur. Sağ ya da sol tarafta ya da her iki tarafta birden olabilir. Sağda ya da solda kasıktan başlayarak torbalara (kızlarda büyük dudaklara) kadar olan hat üzerinde, herhangi bir noktada olabilir. Ikınma, ağlama, öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda bu şişlik daha belirgin hale gelir. Bu karın içi basınç artımı azaldığı takdirde bu şişlik de kaybolur. Çok ilerlemiş durumlarda fıtıklaşma çocuğun torbalarını dolduracak kadar aşağı, testislerin yanına kadar inebilir.

    HANGİ YAŞTA GÖRÜLÜR ?

    Kasık fıtığı her yaşta görülebilir. Bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda kasık fıtığı varlığına rastlanabilir. Görülme sıklığı normal süre ve kiloda doğanlarda % 1-3’tür. Prematüre doğmuş olanlarda ise daha sık rastlanır (% 16-25).

    TEDAVİSİ NEDİR, NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

    Bir günük de olsa 90 yaşında da olsa kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Bu ameliyat acil değil ancak acele bir ameliyattır. Tanı konulduktan sonra 1 hafta 10 gün içinde ameliyat gerçekleştirilmelidir. Yukarıda bahsettiğimiz, kasık fıtığı kesesi içine giren bağırsak, omentum denilen yağ dokusu ve yumurtalıklar, bu kese içinde sıkışıp kalırlarsa tedavisi çok zor durumlar karşımıza çıkabilir. İnkarserasyon ya da fıtık boğulması denilen bu durumda çocuk ya da bebeğin hayatı risk altına girebilir, ayrıca organ kaybı riski de beraberinde gelir.

    Çocukluk çağında kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Beklenmesi gereken bir yaş ya da süre söz konusu değildir. Ancak genel anestezi almasına engel bir enfeksiyon ya da başka bir durum varlığında, uygun olan en kısa zamanda ameliyat planlanmalıdır. Bir diğer farklı durum da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan yenidoğanlardır. Bu bebeklerin ameliyatları hastaneden çıkmadan, hasta taburcu edilmeden yapılmalıdır.

    AMELİYAT ÖNCESİ, AMELİYAT ve AMELİYAT SONRASI

    Bebek ve çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı günübirlik bir ameliyattır. Yani bebek ameliyat için getirilir, ameliyatı yapıldıktan 1-2 saat sonra evine gönderilebilir.

    Ameliyat öncesinde, daha önceden geçirilmiş önemli bir hastalığı olmayan, aileseinde bilinen bir genetik hastalığı olmayan, bir çocuk hekimi tarafından düzenli kontrolleri yapılan, aşıları tam, fizik muayenesinde belirgin bir patoloji saptanmayan sağlıklı bebek ve çocuklarda herhangi bir laboratuvar tetkiki yapmaya gerek yoktur. Böyle günübirlik cerrahi girişimler öncesi bebek ya da çocuktan kan almak, onların hastaneden biraz daha nefret etmesine yol açmakta, ameliyat öncesi gerginliklerinin biraz daha artmasına yol açmakta, ek bir katkı da sağlamamaktadır.

    Çocuk cerrahisi uygulamalarında en sık yapılan ameliyatlardan birisidir. Bikini çizgisinin altından yapılan 1.5-2cm.lik bir kesiden çok rahatlıkla yapılabilen bir ameliyattır. Eldiven parmağı şeklindeki fıtık kesesi bulunarak, kasık kanalı içine girdiği bölgeden bağlanarak, kese çıkartılır. Cilt estetik ve emilebilir dikişlerle kapatılır, hiç bir şekilde dikiş almaya gerek yoktur.

    Bu ameliyat, genel anestezi altında yapılır. Deneyimli bir çocuk anesteziyologunun elinde riskli bir anestezi değildir. Ameliyat sürecinin en sıkıntılı dönemi ameliyat bitip çocuk ailenin yanına verildiği dönemdir. Bu dönemde, hafif ağrı, açlık ve anestezinin vermiş olduğu bilinç bulanıklığından ötürü bebek ya da çocuk ajitedir ve ağlar. Telkinlere de açık değildir. Ancak bu süreç 15-20 dakika, en fazla yarım saat sürer. Daha sonra çocuk 30 dk ile 1 saat arasında uyur, ve sonra normal uykusundan uyanır gibi kalkar, ve normal yaşantısına devam eder.

    Ağrı kesici olarak küçük bebeklerde parasetamol fitil, çocuklarda da şurup kullanılabilir. Kasık fıtığı ameliyatından bir gün sonra mutlaka kontrol yapılmalıdır. Pansuman açılır, bu süreçten sonra bebek ya da çocuğun banyo yapmasında herhangi bir kısıtlama yoktur.

    Bebek ve çocuklarda kasık fıtığı ameliyatsız iyileşmez. Fıtık bağı gibi uygulamalar tehlikeli ve sakıncalıdır, kesinlikle kullanılmamalıdır.

  • Gebe kalmadan önce nelere dikkat etmeli; gebelik sırasında bebekte saptanan hidrosefali, belde açıklık vs. Durumunda ne yapılmalı ve bıngıldak kapanması ne zaman olur?

    Eğer ne zaman gebe kalacağınızı planlama lüksüne sahipseniz, ki aslında en doğru ve sağlıklı olanı planlanmış bir gebeliktir; vücudunuzdaki tüm sağlık sorunlarına kalıcı çözümler bulduktan sonra gebe kalın. Unutmayın ki, gebelik süresince ve hatta bebeğinizi doğurduktan sonraki emzirme süresi boyunca pek çok tetkiki yaptırmanız bile sakıncalı olacak, değil tedavi olmak. Üstelik hemen hemen hiçbir ilacı kullanamayacaksınız. Ayrıca gebelik süresince en az 10 kilo alacaksınız ve vücudunuzdaki destek dokularında -ki bunlara bir dereceye kadar kemikler bile dahil- gebeliğe bağlı zayıflamalar olacak, yani aslında omurga sorunları gibi mekanik hastalıkların gebelik öncesinde çözümlenmesi bence zorunlu.

    Dahası, gelişen tıp teknolojisinin ülkemizde de yaygın şekilde kullanıma girmesi ile, bebeklere anne karnında yapılan ultason incelemelerinde elde edilen görüntü kalitesinin düzelmesi; bebeklerin beyninde hidrosefali, kist, belinde açıklık ve benzeri bozuklukların çok erkenden tespit edilebilmesini sağlıyor.

    Tabii ki bu sayede, sakat doğup ailenin ve toplumun kaynaklarının boşa harcanmasına yol açabilecek bir bebeğin varlığını erkenden tespit edip; bir kurul kararı ile aileye hamileliğin sonlandırılması tavsiyesinde bulunmak mümkün olmaktadır. Kimi zaman da, şüpheli durumların zaman içinde yani bebek daha anne karnında iken takip edilmesi; hatta anne karında iken çekilen MR görüntülerinde daha detaylı incelenip, doğum sonrası için gerekli önlemlerin alınması mümkün olabilmektedir.

    Bebeklerin kafatasının orta ve yan kısımlarında, kemiğin olmadığı yumuşak alanlar olduğunu; bir bebeğin büyümesini izlemiş olan herkes bilir. İşte bu bölgelerin, yeni doğmuş bebeklerin takip muayenelerinde; doktorlar için de önemi büyüktür. Bıngıldağın zamanından önce yani erken kapanması, bir takım kafatası şekil bozukluklarının erken habercisi olabileceği gibi; geç kapanması veya kapanmaması da bir takım başka hastalıkların habercisi olabilir. Bu da bize, düzenli yapılacak bebek muayene ve takiplerinin önemini; bir kez daha hatırlatmaktadır.

  • Spina bifida nedir, nasıl oluşur, tedavisi nasıldır?

    Spina bifida nedir, nasıl oluşur, tedavisi nasıldır?

    Spina bifida; ayrık veya açık omurga anlamına gelir. Doğumsal bir anomalidir. Ülkemizde yaklaşık 1000 de 3 oranında görülür.

    Spina Bifida Nasıl Oluşur?

    Bebek anne karnında iken, omurganın (omuriliği koruyan omurga kemikleri) kapanamaması sonucu, açık kalan bölgeden , omuriliğin etrafını saran zarlar (meningosel) veya zarlarla beraber omurilik dokusunun (meningomiyelosel) fıtıklaşmasıyla oluşur.

    En sık bel bölgesinde görülen Spina bifidanın 3 tipi vardır:

    Spina Bifida Occulta: Spina bifidanın en hafif şeklidir. Omurgayı oluşturan kemiklerin bir ya da birkaçında küçük defekt ya da defektler vardır. Omurilik ve sinirler normaldir. Defektin olduğu bölgede cilt üzerinde aşırı bir kılllanmanın olması dışında herhangi bir bulgu vermez.

    Meningosel: Spina bifidanın en nadir görülen şeklidir.Omurganın açık kalan kısımlarından, omuriliği çevreleyen zarlar dışarıya doğru fıtıklaşırlar.Fıtık kesesi içinde beyin ve omuriliği çevreleyen ve koruyan beyin omurilik sıvısı da bulunur.

    Meningomiyelosel: Spina bifidanın en ileri ve en ağır şeklidir. Fıtıklaşan kesenin içinde zarlarla birlikte omurilik ve sinir kökleri de bulunur.

    Spina Bifidalı Bebekte Tanı Amaçlı Neler Yapılmalıdır?

    Spina bifida ile doğan bebekte öncelikle fizik ve nörolojik muayene yapılır. Direkt omurga filmi, kafa ve omurilik ultrasonu, bilgisayarlı beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme ile spina bifidanın tipi, ağırlığı, sinir tutulumunun derecesi değerlendirilir.

    Spina Bifida’nın Tedavisi Nasıldır?

    Spina Bifida occulta genelde tedavi gerektirmez. Omuriliğin etkilenmediği meningosel vakalarında herhangi bir paralizi (felç) riski olmadan cerrahi tedavi mümkündür. Meningoseli olan pek çok çocuk cerrahi tedavi sonrası normal yaşamlarına devam edebilirler.

    Meningomyeloseli olan bir bebek ise doğduktan 24-48 saat sonra operasyona alınmalıdır.Burada omurilik yerine yerleştirildikten sonra üzeri kas ve zar tabakaları ile kapatılır. Amaç enfeksiyon oluşumunu önlemek ve sinirlerin zedelenmesine engel olmaktır. Ancak eğer sinirler operasyon öncesi zaten zedelenmiş ise bu geri dönüşümü olmayan bir olaydır ve bacak felçleri ile idrar, dışkı problemleri kalıcı olur. Bu bebeklerde uzun süreli rehabilitasyon gereklidir.

    Hidrosefali oluşan bebeklerde ise biriken sıvı cerrahi olarak yerleştirilen bir şant (shunt) yardımı ile bebeğe zarar vermeden boşaltılır. Son yıllarda “üçüncü ventrikülostomi” adı verilen yeni bir ameliyat yöntemi şant yerine kullanılmaya başlanmıştır. Daha doğal ve şantların yol açtığı komplikasyonların görülmediği bir yöntemdir.

  • Miyelomeningosel ( spina bifida aperta), doğumsal malformasyon

    ~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir.
    Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.
    1. Spina bifida okülta (Kapalı)
    2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)

    Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır.
    Miyelomeningosel nedir?
    Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur.
    Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu?
    Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir.
    Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir?
    Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır.
    Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir?
    Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır.
    Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır?
    Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır?
    Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır.
    Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir.
    Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir.
    İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir.
    Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.