Etiket: Bebek

  • Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına genel bakış

    Her doğan 1000 bebekten 8’inde doğumsal kalp anomalisi mevcuttur. Kabaca, 100 yenidoğan bebekten 1’inde doğumsal kalp anomalisi bulunduğu ifade edilebilir. Bu oran, doğumdan önce, anne rahmindeki ceninler gözönüne alınacak olur ise çok daha yüksek çıkar. Çünkü gebelik sırasındaki düşüklerin büyük bir bölümü, hayatla uyuşması mümkün olmayan kalp gelişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Belirtileri Nelerdir?
    Doğumsal kalp anomalileri, bebeklerde değişik belirtilere yol açar. Bunların en dikkati çekenleri arasında, bebeklerde uyanıkken ve uykuda hızlı nefes alma, emerken fazla terleme, göğsün kabarık hale gelmesi, gelişme geriliği, dudaklarda ve el-ayak parmak uçlarında morarma, daha büyük çocuklarda ise çabuk yorulma, morarma, göğüs ağrısı, ve çarpıntı gibi belirtiler sayılabilir.

    Doğumsal Kalp Anomalisi Tanısı Nasıl Konur?
    Çocuk kardiyologu çocuğu muayene eder, sonra elektrokardiografi (EKG) ve kalp röntgeni ( Telegrafi) çekilir, bunun sonrasında ise yine çocuk kardiyologu ekokardiografi (EKO) yaparak kalbi görüntüler ve tanıyı net bir şekilde koyabilir.

    Ekokardiografi Nedir?
    Ekokardiografi (EKO), kalbin yapısının ve hareketlerinin “çok büyük ve özel bir bilgisayar” kullanılarak görüntülendiği bir ültrasonografi yöntemidir. Çocuk için herhangi bir zararı yoktur, acı vermez, ve incelemenin sonunda kanı kesinleştirilebilir. Ekokardiografinin yeterli bilgi sağlayamadığı bazı seyrek durumlarda, ve özellikle de çocukta kalp operasyonu gerekiyorsa, daha ileri tetkikler (kateter-anijiografi, MR…) kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Çocukta “Üfürüm” Nedir?
    Kalp esasen, içinden geçmekte olan kanı ileten bir pompadır. Kalbe altı damar kan getirir, iki büyük damar ise kanı kalpten dışarı taşır. Kalbin içinde iki adet, ve dışarı çıkan damarlarda da iki adet olmak üzere toplam dört adet kapak bulunur. Kalbin yapısında “kulakçık” adı verilen iki küçük odacık, “karıncık” adı verilen iki büyük odacık mevcuttur. Sağ taraftaki odacıklarda kirli kan, sol taraftaki odacıklarda ise temiz (oksijenli) kan yer alır. Bütün bu karmaşık yapı içinde kan dolup dolup boşalırken kapakların açılıp kapanmasından, kalp duvarlarının titreşmesinden, ve ayrıca kalp hastalıklarından (delikler, kapak bozuklukları v.b.) ötürü birtakım sesler duyulur. Kapakların açılıp kapanmasının dışındaki ilave seslerin çoğu genellikle “üfürüm” adı verilen ilave seslerdir. Üfürüm olarak adlandırılmayan ilave sesler de vardır.

    “Masum Üfürüm” nedir?
    Üfürümlerin bir bölümü doğumsal veya sonradan edinilen kalp hastalıklarına bağlıdır, bir bölümü ise tamamen normal kalplerde duyulan “masum kakarterli ” ilave seslerdir, ve bu durumda hiç endişelenmemek gerekir. Çocuk kardiyologu işte bu masum kakarterli üfürüm ile kalp hastalığına bağlı üfürümü birbirinden ayırır ve eğer bir “masum üfürüm” değil de bir kalp hastalığı söz konusu ise tanıyı belirleyerek ne yapılması gerektiğine karar verir.

    Doğumsal Kalp Hastalıkları Tedavi Edilebilir mi?
    Evet. Türkiye’de çocuk kardiyolojisi ve çocuk kalp cerrahisi uygulamaları gerçekten de Batı ülkeleri standardındadır ve bu konuda çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Gerekiyorsa, bir günlük bir bebekte bile başarılı kalp operasyonları yapılarak bebeğin hayatı kurtarılabilmektedir. Operasyona kadar geçen süre içinde ilaçla tedavi uygulanabilmekte ve bebeğin rahatlaması sağlanmaktadır. Bazı doğumsal kalp hastalıkları ise sadece izlenmekte, ve bunların bir bölümü kendiliğinden – bebek büyüdükçe ve güçlendikçe – düzelebilmektedir. Tabii, çocuk kardiyologunuz size bu hastalıkların hangilerinin kendiliğinden düzelebileceği, hangilerinin ilaç tedavisi ile bir süre izlenmesi gerektiği, hangilerinin ise zaman kaybetmeden kalp operasyonu yapılarak düzeltilmesi gerektiği konusundaki bilgileri iletecektir.

    Anne Karnındaki Bebekte de Kalp Anomalisi Tanısı Konabilir mi?
    Evet. Fetal ekokardiografi yapılarak anne karnındaki bebeğin kalbi 18inci haftadan itibaren incelenebilir. Fetal ekokardiografi, bunu yapan çocuk kardiyologu doktor tarafından çok dikkat isteyen, normal ekokardiografiye göre daha uzun süren, ancak, anne karnındaki bebeğe de anneye de hiçbir zararı olmayan bir incelemedir.

    Fetal Ekokardiografi’nin Yararı Nedir?
    Fetal ekokardiografi yapılarak bir kalp anomalisi belirlenmiş ise doğumla ilgili düzenlemeler (doğumun yapılacağı merkez, doğumun türü – sezaryen veya normal doğum) mümkün olur. Ayrıca, aile hem fizikman hem de zihnen bu duruma karşı hazırlıklı hale gelir. Doğumdan sonra hemen başlanması gereken tedaviyi önceden belirlemek çok kıymetli zaman kazandırabilir. Yaşamla zaten bağdaşması beklenmeyen çok ağır bir kalp anomalisi mevcut ise, sunulan bilgiler ışığında, aile çeşitli seçenekleri değerlendirmek isteyebilir. Bütün bunların ötesinde, doğacak olan bebeğin kalbinin tamamen normal olduğunu öğrenmek ise aile için çok rahatlatığı olacaktır.

  • Bebeklerde gelişim takibi yapmak neden önemlidir?

    Dokuz aylık gebelik sürecinde hem anne hem de baba çocuğunu kucağına almak için sabırsızlanır. Doğum sonrasında hem zor hem de keyifli anlar iç içe yaşanır.

    Bebek büyümeye başladıkça, anne babalar bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılamanın dışında, gelişimi için başka neler yapabileceklerini araştırmaya başlarlar.

    Aldıkları oyuncakları, bebekleri ile geçirdikleri zamanı irdeleyip doğru ve yanlışlarını belirlemeye çalışırlar.

    İşte bebekler için gelişim takibi bu evrede önem taşır. Anne babanın isteği ile doğum öncesinde bile başlatılabilecek olan bu süreç, doğum sonrasında rutin şekilde devam eder.

    Peki gelişim takibi nedir, neleri içerir?

    Gelişim takibinin ilk görüşmesinde, bebeğin gelişim değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmede, standardizasyonu yapılmış olan gelişim tarama testleri kullanılır. Gelişim tarama testi her görüşmede tekrarlanmaz, 6 ayda bir yenilenmesinde fayda vardır.

    Çocuğun içinde bulunduğu aya göre gelişim özellikleri anne babaya anlatılır. Bu ayda hangi becerileri kazanacağı, hangi davranışların ya da davranış problemlerinin olacağı konusunda bilgi verilir.

    Ay gelişimine uygun oyun ve oyuncak önerilerinde bulunulur.

    Yemek ve uyku düzeni ile ilgili önerilerde bulunulur.

    Sağlıklı anne baba çocuk iletişiminin nasıl olacağı, problem durumlarda neye nasıl tepki verilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler verilir.

    Bilişsel, dil, sosyali, motor ve özbakım gelişim alanlarında destekleyici etkinlik önerilerinde bulunulur.

    Anne babanın yaşadığı sorunlar ile ilgili soruları cevaplanır.

    Bebeğin bulunduğu aya ya da yaşına göre, bir sonraki görüşmenin tarihi belirlenir ve görüşme sonlandırılır.

    Gelişim testi sonucu “Normal” çıkmış ise, ikinci görüşmede test tekrar yapılmaz.

    Gelişiminde gecikme ya da gerilik bulunan çocuklar ile prematüre ve yüksek riskli çocuklar için ev eğitim programları hazırlanır. Aileye evde yapılabilecek etkinlik önerileri ve bu etkinlikte kullanacakları materyaller hakkında bilgi verilir. Bazı etkinlikler aile ile birlikte görüşme süresi içinde yapılarak onlara model olunur.

    Gelişim takibi sürecinde çocuğun bakımını yapan diğer kişiler ile de görüşmekte fayda olur. ( Anneanne, babaanne, bakıcı vb) Çocuk için verilen gelişim önerilerini onlar ile de paylaşmak ve sürece onları da dahil etmek önemlidir.

    Gelişim takibi sürecinde aileden evdeki yaşantıya ait kesitler de istenebilir. Bunun için video çekimleri yapılır.

    Bebeklik döneminde rutin yapılan gelişim takibi sayesinde;

    Çocuğun gelişimi yakından izlenir

    Gelişim gecikmesi ya da gelişim geriliği durumları varsa, erken dönemde tespit edilir.

    Bebeğin ev ortamının düzenlenmesi sağlanır.

    Anne, baba ve diğer aile üyeleri bebeğin gelişimi hakkında doğru ve sağlıklı bilgilere sahip olur.

    Bebekte görülebilecek davranış problemleri kronik hale gelmeden kısa vadede çözülebilir.

  • Çocuklarda güven duygusu

    Güven duygusu sadece çocuklar için değil biz yetişkinler içinde çok önemlidir. Bizler de eşimize, arkadaşımıza, anne babamıza güvenmek, onlardan emin olmak isteriz.

    Çocuklarda da güven duygusu bu denli önemlidir. Üstelik çocuklarda güven duygusu doğumla birlikte ortaya çıkan ve çok uzun yıllar devam eden önemli ve hassas bir duygudur.

    Yenidoğan bir bebek ana rahminden çıkıp dünyaya gelmesi ile birlikte iki sorunun cevabını arar. “Ben burada güvende miyim” ve “Beni seviyorlar mı”. Güven duygusu özellikle yenidoğan bir bebek için çok önemlidir. Çünkü ana rahmi gibi korunaklı bir yerden gelmiş ve orada hem rahat hem de güvenli zamanlar geçirmiştir. Ama dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte biz sürekli olarak onu rahatsız eden ve güvenliğini tehlikeye atacak şeyler yaparız.

    Örneğin emmesi için zorlarız, üşümesin diye giydiririz, uyusun diye sallarız, altına bez bağlarız. Bunları yapmak zorundayız evet ama bebek, ana rahminde 9 ay boyunca bunların hiçbirine maruz kalmadığı için ona bunlar tuhaf gelmekte ve güvende olmadığını düşünmektedir. İlk günler uyku ve beslenme sorunu yaşamasının bir sebebi de bu güvensizlik duygusudur zaten.

    Bu nedenle yenidoğan bebekle her aşamada konuşulmalı ve ona yapılan her şey anlatılmalıdır. “Şimdi bezini değiştireceğim, yemek saati geldi hadi biraz süt içelim, uykumuz geldi değil mi hadi uyuyalım” gibi açıklamalar bebekteki güven duygusunu pekiştirecektir.

    Bebek büyüdükçe başka konularda da güven duygusu hassaslaşır. Annem babam işe gidince geri gelecek mi, beni anneannemden alacaklar mı, kreşe başladım akşamları da burada mı kalacağım gibi güven temalı birçok konu artık çocuğun hayatına girmiştir.

    Güven duygusu ile ilgili en önemli konulardan birsi de çocuğa verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Çocuğa “Söz sana oyuncak alacağım, Akşam baban gelsin söz gezmeye gideceğiz” gibi verilen vaatler yerine getirilmezse çocukta anne babasına karşı güvensizlik oluşur.

    Anne baba çocuğuna yerine getiremeyeceği şeyler için söz vermemelidir. Bazen sırf çocuk sormaktan vazgeçsin diye onu baştan savmak adına verilen boş sözleri unutmayan çocuk, bu sözler yerine getirilmediğinde anne babasına karşı öfkelenmekte ve davranış problemleri sergilemektedir.

    Anne baba arasındaki tutarlılık da çocuklardaki güven duygusu için çok önemlidir. Sorduğu soru için annesinden başka babasından başka cevap alan çocuğun hem kafası karışır hem de kimin dediğinde inanacak ya da bundan sonra kime nasıl sorular sormalı konusunda çelişki yaşayabilir.

    Anne babasına bile güvenemeyen çocukta genel bir güvensizlik başlayabilir. Arkadaşlarına, öğretmenine de güvenemeyen çocuk şüpheci bir tavır içine girebilir ve çevresindekilerden uzaklaşabilir.

    Bu nedenle çocuklar dünyaya gözlerini ilk açtıkları andan itibaren onların içinde bulunduğu bu temel güven-güvensizlik çelişkisinden kurtarmak adına güven sarsıcı davranışlardan kaçınmalıyız.

  • “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    Doğum yapmaya hazırlanan, yeni doğum yapan ve bebeklerini büyütmekte olan ebeveynlerin, özellikle de annelerin temel endişesi bu dönemde çocukları için “mükemmel” olanı sunup sunamadıklarıyla ilişkilidir. Halbuki anneler de babalar da kendi yeterliklerince iyi anne ve babadırlar. Winnicott 1949 yılında  “Good Enough Mother”- Yeterince İyi Annelik kavramıyla, bebeğin “katlanabileceği kadar” ve “geçici” yetersizlikler gösterebilen annelerden bahsetmektedir. Annelik işlevlerinden tutma (holding), annenin bebeği koruyup, desteklemesidir. Yeni doğan bebek kendi kendini organize edebilecek durumda değildir. Bu sebeple, annenin bebeği “tutması”, bebeğin alanını belirlemesi açısından önemlidir. Diğer önemli bir annelik işlevi ise, ele almaktır (handling). Bebekle bedensel temas kurup, bebeğe güvende olduğu hissini vermesidir annenin. Bunların yanı sıra, annenin ayna rolü vardır. Bebek annesine bakınca kendini görür. Bebeğin yüzü buruşursa, annenin yüzü de buruşur. Bebeğin yüzü gülerse, annenin yüzü de güler. Bebeğin annesinin yüzüne baktığında nasıl göründüğü, orada ne gördüğü ile bağlantılıdır. Anne, bebeğe kendisini yansıtır.  Anne yansıtamadığında ise, çocuk huzursuz, aşırı hareketli, saldırgan olur ki annenin dikkati çocuğa yönelebilsin diye. Aynı zamanda annenin, bebeğine bakım verebilmesi için öncelikle bebeğiyle özdeşim kurması gerektiğine vurgu yapar Winnicott. Bu süreç için de gebelik en iyi prova dönemidir. Bu sayede anne bebeğinin neye ihtiyacı olduğunu, bebeğinin neden ağladığını anlayabilir hale gelecektir. Bebeğinin kaygılarını, isteklerini algılayabilen anne, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik uygun nesneler sunar. Bebek bu sayede öncelikle “tümgüçlülük” denilen, “her istediğim istediğim anda gerçekleşiyor” deneyimini yaşar, daha sonra da annenin bebeğe “katlanabileceği” yoksunluklar yaşatmaya başlamasıyla birlikte bebek tümgüçlülükten gerçekliğe yönelmeye başlar ve tüm isteklerinin ve ihtiyaçlarının tam da o anda karşılanamayabileceği gerçeğiyle tanışır ve tümgüçlülükten vazgeçiş süreci başlar … Anne ile bebek arasında oluşan ilişkinin bağımlılığından ise anneyi “baba” kurtarır…

  • Çocuklarda ten temasının önemi

    Çevremizi hiç dikkatle izleyebiliyor muyuz? Değil, dikkatle, farkına bile varamadan, günümüz koşuşturma içinde geçiyor dediğinizi duyar gibi oluyorum. Yaşam koşulları, maddi kaygıları ön plana almış durumda… Burada neleri kaçırdığımızın farkında mıyız? Günler geçiyor, öyle ya da böyle… Güneşin doğuşunu, rüzgarın kah yumuşak, kah sert estiğini, bunların bizim ruhsal durumumuzu nasıl etkilediğini görüp, hissedebiliyor muyuz? Çiçeklerin, böceklerin farkında mıyız? Evet, hep baktığımız şeyler; ancak, farkındalık bambaşka birşey…

    Canlılar, hep birlikten hoşlanırlar, etkileşirler. Afrika menekşelerini genelde biliriz. Birbirlerinden etkilenerek, renk değiştirebildiklerini de belki biliyorsunuzdur. Hayvan yavrularınında anne ile ilişkilerinde yakın temasın önemli olduğunu belki gözlemleme fırsatınız oldu, belki de belgesellerden izliyorsunuz.

    Canlıların en gelişmişi insan yavrusudur.Yakın olma, ait olma duygusunu en yoğun bir şekilde yaşamak, duygusal yönden doyuma ulaşmak ister. Çünkü, en temel duygulardan güven içinde bulunma ihtiyacı karşılanmış olur. Güven içinde bulunma ihtiyacı, yaşamın ilk günlerinden itibaren yoğun şekilde doyurulması gereken gereksinimdir. Bebek, anne karnında son derece rahat ve güven dolu bir ortamdadır, travmalara karşı olabildiğince korunabileceği su kesesinin içinde gelişimini sürdürür. Isı, beslenme koşulları neredeyse “otomatik”diyebileceğimiz şekilde karşılanır. Annenin güvenli vücudunda hayat bulur.

    Bebek, doğduktan sonra, bu koşullara azami şekilde yakın fiziksel şartlar ister. En önemli ihtiyacı olan güven içinde olma ihtiyacı; çevre koşullarının bebeğe göre düzenlenmesi ile oluşur. Bebeğin odasının nemi, oksijeni, steril olma durumu ona göre ayarlanmalıdır. Bebek, anne sütü almasının desteği ile de çevre koşulları ile yavaş yavaş tanışmaya başlar. Onu hasta edebilecek mikroplara karşı direnç geliştirmeye çalışır. Eğer, bebek annesütü alamıyorsa bile annenin göğsüne dayanarak beslenmeli ve fiziksel temastan uzak tutulmamalıdır.

    Anne ile bebek doğumdan sonra en kısa zamanda birarada bulunmalıdır. Annenin ve bebeğin sağlık durumları uygun ise birliktelik gözardı edilmeyecek kadar önemlidir. Bebeğin duygusal gelişiminde, anne ile bağlarının devam etmesinde, bebeğin kendini güven içinde hissetmesinde, anne sütünün çoğalmasında da ten teması etkilidir.
    Yetişkinler bile tehlike, üşüme durumlarında farketmeden anne karnındaki pozisyonu alırlar, kendilerini güven içinde hissederler, korunurlar. Kendini güven içinde ve huzurlu hissetmek, insanı rahatlatır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Duygusal yönden desteklenen çocuğun, karakter ve kişilik gelişimi olumlu yönden etkilenir. Güzel duyguları ve ten temasını yaşayarak büyüyen çocuk; sevgi duygularını yoğun yaşar ve çevresine, insanlara zarar vermek istemez. Çocuk, güven duygusu ile sakinleşir, hırçınlık, saldırganlık duyguları pasifize edilmiş olur.

    Hiç ilgilenilmemekten dayağı tercih eden çocuklar vardır. Burada dayak için hiçbir zaman olumlama yapmamız mümkün değildir. Ancak, ten teması ile çocuk, ilgilenildiğini hissederek tercih bile yapabilir. Bu nedenle ebeveynler, çocuklarına yakın temasta bulunmalı, saçını okşamalı, yanaklarından öpmeli, elini sağlam ve güvenli şekilde tutabilmeli, omuzuna, sırtına dokunarak sözel ifadelerini desteklemeli, güven duygusunu yaşatmalıdırlar.

    Çok kızgın insanlar, önce kendilerine dokundurmak istemezler. Daha sonra ten temasını sağlayabilmiş isek yavaş yavaş gerginliğin geçtiğini görmüşüzdür. Çocuklarda da gergin duygular yaşanmasına; ten teması engelleyici, yavaşlatıcı rol oynar.

    Ten teması, aile, anne-çocuk, baba-çocuk bağlarının varlığını hissetmektir. Çocuk ve ailenin diğer bireyleri ten temasını yaşamıyorlarsa, ya da yeterince yaşamıyorlarsa ailede sorun olabilir. Dokunmak, sevgiyi hissetmek ve hissettirmektir. Herkes sevgiye muhtaçtır. Sevgi, dışavurum ile kendini belli edebilmelidir. Çocuğumuzu biz sevemiyorsak, dışarıdan birileri sevmek ister. Bunun sonuçları vahim duruma gelebilir. Madde bağımlılığından, çarpık ilişkilere kadar giden süreçler yaşanabilir. Anne- baba olarak sevgimizi çocuğumuza göstererek, hissettirerek vermekten kaçınmamalıyız.

    ÖZNUR SİMAV
    PEDAGOG-AİLE DANIŞMANI

  • Anne sütü denen mucize

    Anne Sütü Denen Mucize

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?

    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır.

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef , 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

  • Bebek büyütürken yapılan yanlışlıklar

    BEBEK BÜYÜTÜRKEN YAPILAN YANLIŞLIKLAR:

    Ağlayan bebek,gazlı bebek sorunlu, huzursuz , mutsuz bebek. Hem ailenin hem de çocuk uzmanının en önemli sorunlarından birisidir. Hatta ve hatta iş kayıplarına, aile içerisinde huzursuzluklara, ebeveynlerin sağlık sorunlarına ve de çocuk uzmanlarının toleransının çok azalmasına neden olabilir. Peki bunlar neden oluşmaktadır ? İlla ki bir sebebi var mıdır?

    Biz bugün sadece bizim yaptığımız yanlışlıklardan kaynaklanan sorunlara değineceğiz!

    1. Anne sütünü vermeyi becerememek ve bu konuda hırslı olup emek harcamamak.
    2.Çok sık beslemek
    3.Düzensiz beslemek
    4.Beslerken bebeğin çok gaz yutmasına sebep olmak
    5.Bebeğin gazını çıkartmayı becerememek
    6.Uygun olmayan biberon kullanmak.
    7.Bebeğin ayına kilosuna uygun mamayı vermemek hatalı mama kullanmak
    8.Bebeği uygun pozisyonda beslememek
    9.Bebeği uygun pozisyonda yatırmamak
    10.Bebeği uygun şekilde giydirmemek.
    11.Bebeğin yattığı ortamın ısısının uygun olmaması
    12.Yaşanılan yerde çok yüksek ses ve gürültü
    13.Bebeğe ağızdan verilmemesi gereken tatlı, reçel, bal gibi şeylerin tattırılması
    14.Bebeğin kucağa alınıp yeterince ilgi ve şefkat gösterilmemesi.
    15.Özellikle erkek çocuklarda idrar yapmasının zor olduğunun görülmesi ve sünnet önerilmesine rağmen bunun önemsenmemesi.
    16.Beslenme yetersizliği ve kilo alımında yetersizlik olması,ve aile tarafından anlaşılamaması.
    17.Mama ile beslemede mamanın uygun olmayan ısılarda hazırlanıp bebeğe verilmesi.
    18.Mamanın hazırlandıktan sonra hemen içirilmeyip bir süre bekletildikten sonra verilmesi.
    19.Bazı yiyeceklerin hazırlanıp buzdolabında bekletilmesi…
    20.Ek gıdaların yanlış ,zamansız ve usulsüz başlanması…..
    21.Temizlik, sterilizasyon, hijyen gibi çok önemli terimler konusunda bilgi eksikliği ve bunların uygulanışında yapılan yanlışlıklar.

    Bebeğin bir sağlık sorunu olup olmadığı konusunda karar vermeden önce aslında yapmamız gereken çok şey vardır. Bunları takiben yine huzursuz , mutsuz çok ağlayan bebeklerde sindirim sorunları, ciddi gaz sancıları ve başka tıbbi problemler de olabilir. Ancak görülmüştür ki ; Bu problemler aslında istatistiksel olarak çok büyük oranda yer tutmamaktadır. Bu nedenle bebeği eve getirirken önceden bir kullanım kılavuzu ele geçirilmeli, bu yeni varlık konusunda araştırmalar yapmalı ve ona nasıl yaklaşıp ne şekilde ilgi göstereceğimizi önceden şekillendirmeliyiz. Bunun yanında iletişim kuracağımız bir çocuk uzmanı aileden biri olarak tescil edilmeli ve sıkı irtibat kurulmalıdır…

  • Kardeş kıskançlığı

    Her doğumda anne, baba ve çocuk arasında özel bir bağ kurulur. Aile bireylerinin ilişkisi yeni bir boyut kazanır. Yeni bebek hastaneden gelir gelmez kardeşler arası rekabet ortaya çıkar ve bazen uzun yıllar süregelir. Kıskançlık doğaldır ve çok acı verir. Ancak dinamiktir ve çocuğun geleceğe doğru ilerlemesini sağlar. Kardeşler arası rekabet gerçek yaşamın bir yansımasıdır. Kıskançlığın yıkıcı hale dönüşüp, çocuğun hayatını engellememesi için yeni bebeğin aileye katılımıyla ilgili doğum öncesi ve sonrası döneme ilişkin bazı öneriler şunlardır:

    Bebeğin ve diğer kardeşin yatak odaları mümkünse ayrılmalı, mekanın düzenlenmesinde çocuğun tercihlerine de önem verilmelidir.

    Yeni bebeğe takılacak isim konusunda diğer kardeşlere fırsat tanınmalıdır.

    Kardeş ultrasonografi muayenesinde bulunabilir ya da elde edilen görüntüler ona da gösterilebilir.

    Bazı çocuklar doğum sırasında annenin zarar göreceği endişesini taşırlar. Bebeğin oluşumu ve dünyaya gelmesine ilişkin yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi anne-baba tarafından çocuğa verilmelidir.

    Aileye yeni bir bebeğin katılmasını konu alan hikâyeleri ebeveynler çocuklarıyla birlikte okuyarak tartışabilirler.

    Okul öncesi çağ çocuğu anne—babanın da katılımıyla oyuncak bebekle oynayarak, onu yıkayıp giydirerek dünyaya gelecek bebeğin günlük yaşamlarını nasıl değiştireceği konusunda deneyim kazanabilir.

    Yakın aile ve arkadaş çevresinde yeni doğan bebek varsa ziyaret edilmesi, anne-babanın bebeği kucaklayarak sevmeleri çocuğu kardeşinin doğumuna hazırlar.

    Doğumun ne zaman olacağı hakkında çocuğun bilgilendirilmesi, yapılan hazırlıklarda çocuktan yaşına uygun yardım istenmesi ve doğum sonrasında çocuğun annesini ve bebeği hastanede ziyaret etmesi önerilmektedir.

    Anne-babanın çocuğa kendisini sevdikleri gibi, bebeği de seveceklerini açıklamaları önemlidir.

    Bebeğin bakımında çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir. Örneğin okul öncesi çağ çocuğundan kardeşinin bezini getirmesi, ilkokul dönemindeki büyük kardeşten bebeğin mamasını hazırlaması istenebilir.

    Yeni doğanın resimlerinin yanı sıra kardeşin de bebeklik fotoğrafları ev ortamında sergilenmelidir. Varsa video çekimleri çocuğa gösterilerek, onun da bebekken annenin yoğun bakımına gereksinim duyduğu somut örnekler üzerinden anlatılmalıdır.

    Anne—babanın çocuğa, yeni doğanla birlikte aile içinde sahip olduğu yeri kaybetmeyeceğini, yeni haklar elde edeceğini hissettirmeleri önemlidir. Örneğin “Kardeşin küçük olduğu için evde kalacak ama sen bizimle birlikte sinemaya gelebilirsin.”

    Kardeşler arasındaki kıskançlığı körükleyen en yaygın anne—baba tutumları; ailede bir gözbebeği belirleme, çocukları birbirleriyle kıyaslama, cinsiyet ayrımı yaparak taraf tutmadır.

  • Gastroşizis ve omfalosel nedir

    Bebek kordonunun genellikle sağ yan tarafındaki açıklıktan bağırsakların karın dışına çıkmasına GASTROŞİZİS (Gastroschisis)( yarık karın)denir. Gastroşizis 10 bin gebelikten 1-2’sinde olmak üzere nadir olarak görülür.Sıgara içen,alkol kullanan,ve 20 yaşından genç annelerin bebeklerinde görülür. Diğer sebepler şimdilik bilinmemektedir

    Bu anomali genlerle ilgili değildir. Bağırsaklar amniotik sıvının içinde yüzerler ki barsaklara oldukça iritan etkisi vardır. Bu durum bağırsaklarda düğümlenmeye ya da bağırsakların bir kısmının gelişememesine kısalmasına birbirine yapışmasına ve kalınlaşıp hareket yeteneğinin azalmasına neden olmaktadır.

    Günümüz destek tedavi imkanları ve ameliyat teknikleri sayesinde bu çocukların hayatta kalma olasılıkları çok yüksektir. Çok düşük oranda ailesel eğilim görülebilir.

    Hamilelik sırasında yapılan Ultrason ile tanısı konulabilir. Bu nedenle prenatal ultrasonun önemi büyüktür.

    Bu tanı ile doğan bebeklere müdahale yapılmazsa bağırsaklardan yoğun ısı ve sıvı kaybı nedeni ile ölümle sonuçlanır. Bu durumdaki bebeklerde sezaryen ile doğum tercih edilir. Doğum öncesi ameliyat ortamının sağlanabileceği bir merkezde bulunmak(doğmadan bebeğin uygun merkeze nakli) sorunların çözümünde önemli bir basamaktır.

    Omfalosel

    Gastroşizistenden farklı olarak omfaloselde bebeğin bağırsakları karın zarından oluşan bir kesenin içinde fakat karın dışındadır. Karın kaslarının iyi gelişememesine bağlı olarak ortada birleşememeleri sonucu oluşur. Omfalosel olan bebeklerde gastroşiziste çok az görülen yandaş anomaliler çok daha fazla olabilir. Örneğin; genetik problemler,konjenital diafragma hernisi,kalp anomalileri,mongolizm gibi.

    Farklı boyutlarda(küçük, orta,büyük) olabilen omfalosel rahatsızlığında tedavi bebek doğduktan sonra başlar ve ameliyat(lar) gerekir.

    Doğum öncesi uygun zamanda olmak kaydı ile tetkikler ve tahliller sonrası anomalilerin tümü belirlenip aile ile görüşülüp gebeliğin sonlandırılması veya devam etmesi konusunda bilgi alınır.

  • Özofagus atrezısı nedir?

    Atrezi tıkanıklık demektir.Özofagus atrezisi (ÖA), özofagusun üst ve alt bölümlerinin olup arada bir kesimin yokluğudur. Üst ve alt bölümler birbiri ile bağlantsızdır. Bu nedenle bebek yutamaz, tükrüğü ve eğer beslenirse besin doğrudan akçiğerlere dolar ve bebek boğulur. Bu anomali çocuk cerrahsinin uğraştığı en önemli ve acıl sorunlarından biridir. Görülme sıklığı 3,000-4,500 canlı doğumda birdir. Alt ösefagus genelde hava yoluna bağlıdır(hava yolundan başlayarak mideye gider) bu Trakeoözofageal fistül (TÖF) olarak adlandırılır.

    Bebeğin her nefes alışında hava yoluna gelen havayı(oksijeni) mideye kaybedecek şekilde çalışır. Bu nedenle ve kalp ve büyük damar anomalilerinin de eşlik etmesinden siyanoz önemli bir sorundur. Ösefagus atrezisinin değişik tipleri vardır, en sık görülen tipte alt özofagus segmenti ile trakea arasında fistül oluşur (%87)ve ÖA+ TÖF diye kısaca ifade edilir. Bunu fistülsüz tip özefagus atrezisi izler ki %5-10 arasında olmak üzere sıklığı değişir. Ayrıca üst özefagus ile trakhea arasında fistül varken alt ösefagusta fistül olabileceği gibi olmayabilir de buna göre tiplendirmeler devam eder.

    Atrezi olmadan sadece trakheaösefagıal fistül olan tip %4 oranında görülür ve atrezisis fistül ya da H-tip fistül diye adlandırılır.
    Hamilelikte yapılan ultrasonda üst özefagus geniş ise bebekte özefagus atrezisinden şühelenilir.Ayrıca polihidramnios da görülür. Bu verilerin olduğu durumda annenin özellikle son aylarda hamilelik takıbının yenidoğan yoğun bakımı ve çocuk cerrahisi merkezi olan merkezlerde kadın doğum ekibi ile izlenmesi ve doğumun yapılması gerekir. Ösefagus atrezisi doğmadan önce teşhis edilirse ya da ilk altı saat içinde teşhis edilirse tedavide başarı şansı oldukça yüksektir. ÖA’li doğan bir yenidoğan tükrüğünü yutamaz ve ağızda birikir. Bu durumdaki bebekler beslenmeden incelenmelidir ki yenidoğan zatüresi olmasın bu şekilde cerrahiden iyi sonuç alınır.

    Emerken veya biberonla beslenirken boğulmalar olur ve rahat nefes alamaz ise ve yenidoğan pnömönisi gelişiyorsa antibiotik tedavsinden sonuç alır fakat antibiotik kesilince tekrar şikayetler başlar ise bu durum H tipi fistülü işaret eder bu yönden hemen incelenmelidir.

    Özefagus atrezisi ve anal atrezide yandaş anomaliler çok sıktır ve anomaliler VACTERL şeklinde kısaltılan vertebra, anorektal malformasyon, kardiyak, trakeoözofageal fistül, renal, radial displazi ve uzuv (ekstremite) defektlerinden oluşmaktadır.

    Ağızda tükrük biriken yenidoğmuş bebekte ağızdan mideye gönderilmeye çalışılan sondanın mideye gitmemesi ve tam bu sırada çekilen kontraslı üst poşu gösteren bebek grafisi ile tanı konulur. Açık yada uygun koşullar olduğunda kapalı operasyonla onarılır.