Etiket: Bebek

  • Respiratuar sinsityal virus enfeksiyonu:

    Klinik Bulgular ve Tanı

    Respiratuar sinsityal virus (RSV) her yaş grubunda akut solunum sistemi enfeksiyonuna neden olmaktadır. İki yaşına kadar hemen hemen bütün çocuklar RSV ile enfekte olmaktadır. Bu virus bebek ve küçük çocuklarda bronşit ve pnömoninin en önemli nedenidir. Çocukluk döneminde en sık rastlanan virus enfeksiyonu biri olup, ülkemizde kış aylarında salgınlara neden olur.

    Bir RNA virusu olan RSV’nun A ve B olmak üzere iki alt tipi ve çok sayıda suşları vardır. Enfeksiyon her yaş grubunda görülebilir. İnsanlar yaşam boyu bir çok kez hastalanabilirler. Erişkinlerde ise hastalık üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularını gösterir.

    RSV enfeksiyonu çok bulaşıcı olup insandan insana temas veya kontamine eşyalarla bulaşmaktadır. Damlacık yoluyla, öksürük, hapşırık veya enfekte mendillerle bulaşım önemlidir. RSV ellerde ve atıklarda saatlerce kalabilir. Enfeksiyondan korunmada el yıkama önemlidir.

    Genellikle 3 yaşına kadar çocukların tamamı RSV ile enfekte olmaktadır.

    – Bir mevsimde RSV virusu ile hastalığı geçirmiş olsa bile tekrar enfekte olabilir. Bu çocuklarda hastalık tablosu önceki enfeksiyona kıyasla daha hafif geçmektedir.

    – Anneden plasenta yoluyla geçen RSV antikorları bebeği enfeksiyondan korumamakta, anneden geçen antikor düzeyi yüksek olduğu takdirde bebekteki enfeksiyonun daha hafif geçtiği görülmektedir.

    – Kuluçka süresi 4-6 gündür.

    Klinik bulgular hastanın yaşı ve enfeksiyonun primer veya segonder olup olmasına göre değişmektedir. Enfeksiyon bebek ve çocuklarda bronşiolit veya pnömoni şeklinde seyreder. Bebeklerde bronşioller daha küçük olduğundan küçük havayolu tıkanıklığına daha yatkınlardır. Bu hastalarda solunum sıkıntısı süratle gelişebilir. Büyük çocuk ve erişkinlerde ise RSV üst solunum yolu enfeksiyonu veya trakeobronşit tablosu ile seyreder.

    Bebeklerde RSV enfeksiyonu apneye yol açar. Hastaneye başvuran RSV’li hastaların %20 sinde apne görülmektedir ve bu tablonun ani bebek ölümü ile bağlantısı düşünülmektedir. Apne RSV enfeksiyonunu geçiren her bebekte oluşmaz. Apne prematüre bebekler, yaşamın ilk aylarındaki bebekler ve şiddetli hipoksemisi olan bebeklerde belirgindir.

    RSV çocuklarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açar. Bronşiolitis, bronkospazm, pnömoni ve akut solunum yetmezliği tablosu gelişebilir. RSV ile ilk karşılaşmada gelişen alt solunum yolu enfeksiyonu tablosu ciddi seyrederken, tekrarlayan RSV enfeksiyonlarında bu tablo daha hafif seyretmektedir.

    İlk bir yılda RSV enfeksiyonu geçiren bebeklerin %20’sinde RSV bağlı hışıltı tablosu gelişir ve bu bebeklerin %2-3’nün hastanede takip edilmesi gerekmektedir. Hastaneye yatan bebekler virusu hastaneye yattıktan sonra 5-12 gün boyunca salgılayabilir ki bu durumda hastane enfeksiyonları sık olarak görülebilir.

    Tekrarlayan RSV enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde üst solunum yolu bulguları vardır. Öksürük, burun akıntısı ve konjoktivit görülür. RSV enfeksiyonlarında diğer solunum yolunun viral enfeksiyonlarından farklı olarak kulak iltihabı ve sinüzit tablosunun çıkması dikkat çekicidir. Bazen klinik tabloya bakteriyel enfeksiyonların eşlik ettiği ve tablonun ağırlaştığı bildirilmektedir. Ateş RSV enfeksiyonlarının seyrinde görülmeyebilir. RSV bazı risk gruplarında ciddi alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açar. Konjenital kalbi olan çocuklar, kronik akciğer hastalığı olan bebekler, bağışıklık sistemi bozulmuş ve astımı olan hastalarda RSV enfeksiyonu ciddi alt solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreder.

    Genellikle RSV enfeksiyonu solunum yollarında ciddi bir sekel bırakmaksızın düzelir. Bazı hastalarda ise RSV enfeksiyonu tekrarlayan hışıltı tablosuna yol açabilmektedir.

    RSV enfeksiyonu tanısı klinik olarak konulmaktadır. Salgın olduğu mevsimler ve kış aylarında, alt solunum yolu enfeksiyonu ve özellikle bronşioliti olan bir yaşından küçük çocuklarda RSV enfeksiyonu düşünülmelidir. Laboratuar tanısı, solunum yolu sekresyonlarında RSV virus analizi ile konulmaktadır. Bu amaçla;

    – Hücre kültürü

    – RSV PCR yöntemi kullanılmaktadır.

    Serolojik testlerin enfeksiyonu kanıtlama oranı düşük olduğu için kullanılmaz.

    RSV enfeksiyonu her yaş grubunda görülebilir. Nedeni saptanamayan apnesi olan bebeklerde RSV enfeksiyonu düşünülmelidir.Risk gruplarında, RSV yol açtığı alt solunum yolu enfeksiyonlarının ciddi seyredeceği unutulmamalıdır.

  • Prematüre bebekler

    Prematüre bebekler

    • Prematüre bebek kimdir ?

    Son adet tarihinin ilk gününden itibaren sayılmak üzere 37. gebelik haftasından önce doğan bebeklere prematüre denir

    Prematüre bebekler doğum haftasına göre: sınırda prematüre ( 34-37 hft), orta derecede prematüre ( 32-34 fht) ve ileri derecede prematüre ( 24-31 hft) olarak sınıflandırılır.

    • Prematüre bebekler hastane sürecinde ne gibi sorunlarla karşılaşır?

    Preamatüre bebeklerin sorunları doğum haftasının küçük olmasıyla doğru orantılıdır. Özellikle 34 gebelik haftasından küçük doğacak bebeklere doğar doğmaz acil müdahale gerekeceğinden yenidoğan konusunda deneyimli bir ekip karşılamalıdır. Bu bebekler doğrudan Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine alınırlar. Burada aşağıdaki durumlar göz önünde bulundurulur ve gereği yapılır.

    Vücut ısısının korunması: Prematüre bebeklerin derisi incedir. Ayrıca cilt altı yağ dokusu azdır. Ağırlıklarına kıyasla vücut yüzeyleri fazladır. Bu nedenle prematüre bebekleri hem ısılarını korumaları zordur hem de ısı kayıpları fazladır. Prematüre bebeklerin kuvöz denilen, ortam ısısını veya bebeğin ısısını istenen uygun düzeylerde tutabilen özel ısıtıcılı yataklara gereksinimleri vardır.

    Prematürenin solunum sıkıntısı :Prematüre bebekler erken doğduklarında dolayı anne karnında gelişimini hala devam ettiren akciğerler olgunlaşmamıştır. Akciğerlerde surfaktan denilen bir madde yapılır. Bu madde akciğerlerdeki alveol denilen hava odacıklarının soluk verme sonrasında kapanmasını engeller. Surfaktan denilen bu maddenin yapımı 34. gebelik haftasına doğru tamamlanır. Dolayısı ile gebelik haftası 34 haftadan daha küçük bebeklerde Respiratuar Distres Sendromu (RDS) denilen durum görülmektedir. Gebelik haftası ne kadar düşükse RDS riski de o kadarartmaktadır.

    Respiratuvar distres sendromu olan bebeklerde doğum sonrasında inleme, solunum sayısında artış ve morarma görülebilir. Tedavide oksijen verilir. Hastanın solunum sıkıntısı artarsa solunum cihazına (ventilatör) bağlanır ve hastanın klinik durumuna ve akciğer bulgularına göre surfaktan denilen ilaç bebeğe uygulanır.

    Apne:Solunumun 20 saniyeden daha uzun süre durmasına denir. Altta yatan başka nedenler de (kan şekeri düşüklüğü, kansızlık, beyin kanaması, enfeksiyon gibi) olabilmesine rağmenprematüre bebekte en sık neden bebeğin solunum merkezinin henüz gelişimini tamamlayamamasıdır. Bebeğe oksijen verilir, gerekirse ilaç başlanır ve solunum cihazına bağlanabilir.

    Enfeksiyon: Gebeliğin son üç ayında anneden bebeğe geçen ve bebeği enfeksiyonlardan koruyan ,vücudun mikroplarla savaşında önemli rol oynayan antikor denilen maddeler salgılanır. Prematüre bir bebek gebeliğin son dönemini anne karnında geçirmediği için bebeğe geçen antikor miktarı azdır; bu nedenle bebek mikroplara karşı daha savunmasızdır. Ayrıca bu bebekler birçok antibiyotiğe karşı dirençli olan hastane ortamında izlendiklerinden enfeksiyon kapma olasılıkları artmıştır.

    Beslenememe:Emme ve yutma fonksiyonu gebelik yaşı 34 haftalık iken normaldir. Eğer bebek daha erken doğmuşsa emme ve yutma fonksiyonu tam olamayabilir. Bu nedenle erken doğan bebekleri sonda ile beslemek gerekebilir. Eğer bebek beslenebilecek ancak ememeyecek durumdaysa ağzından midesine indirilen bir beslenme sondası ile aralıklı olarak beslenir. En önemli besin kaynağı kendi annesinin veya başka bir annenin sütüdür. Eğer anne sütü yoksa ikinci tercih edilecek besin prematüre mamalarıdır. Eğer bebek beslenemeyecek durumdaysa o zaman bebek damardan verilen serumlarla beslenir. Sonda ile beslenen bir bebek doğum ağırlığı 1500-1800 gr’ı aşınca ve emme ve yutma fonksiyonu iyileşince annesinden süt emdirmeye başlanır.

    Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü):Prematüre bebeklerin karaciğer şeker depoları ve yağ depoları azdır. Metabolizmaları hızlıdır. Ayrıca beslenmeleri geciktiği için kan şekeri düşme riski fazladır. Bu nedenle kan şekeri düzeyleri yakından takip edilerek damar yolu ve beslenmesi düzenlenir.

    Hiperbilirubinemi (sarılık):Prematüre bebeklerde sarılık riski fazladır.Erken doğan bebeklerde kan hücrelerinin yıkımı sonrasında oluşan bilirubin ( sarılık maddesi) , karaciğerin olgun olmayışından dolayı vücuttan atılamaz ve birikir.Yüksek bilirubin değerleri bebeğe zarar verebilir bu nedenle bilirubin düzeyleri dikkatle takip edilir. Tedavi gerektirecek düzeye geldiğinde ise fototerapi (ışık tedavisi) uygulanır. Bu ışık ciltteki bilirubinin atılmasına yardımcı olur. Fototerapiye rağmen sarılık düzeyi tehlikeli sınıra ulaşırsa bebekteki yüksek miktardaki bilirubin, uzaklaştırmak için kan değişimi uygulanır.

    Beyin kanaması:Gebelik yaşı ilerledikçe bebeklerin beyindeki damar yumağı giderek küçülür ve sağlamlaşır. Bir bebek ne kadar erken doğarsa beyindeki damar ağı da o kadar geniş ve zayıftır. Prematüre bebeklerde stres anında (solunum cihazındayken, aspirasyon yapılırken, damar yolu açma gibi girişimsel işlemler yapılırken) bu damarlar kanayabilir. Kanamanın derecesine göre kanama giderek azalıp eriyebileceği gibi; kanama fazla olduğu takdirde beyindeki su dolu odacıklarda (ventriküllerde) tıkanıklık olabilir ve beyinde su birikimi (hidrosefali), baş çevresinde artış (makrosefali) ve beyin dokusunda azalma görülebilir. Hidrosefali varsa ameliyat ile beyin ve karın boşluğu arasına şant denilen ve beyindeki sıvıyı karın içine boşaltmayı sağlayan bir cihaztakılır. Beyin kanaması olan bebeklerde ileride zeka geriliği olabilir. Bu bebeklerin bu açıdan takip edilmesi gerekir.

    Patent duktus arteriyozus:Sağ kalpten çıkan ve akciğere giden damar ile sol kalpten çıkan aort damarı arasındaki köprü damarın açık kalmasıdır. Anne karnında açık olan ve doğumdan sonraki ilk üç gün içinde bebeklerin birçoğunda kapanan bu damar kapanmazsa kalpten akciğerlere giden kan miktarı artar. Kalbe gelen kan miktarı da artacağı için bebeklerde kalp yetmezliği ve solunum sıkıntısı gelişebilir. Bu damarın açık kalma olasılığı prematüre bebeklerde daha fazladır. Damarın açık kaldığından bebeğin muayenesi sırasında kalpte üfürüm duyulması ile şüphelenilir ve ekokardiyografi yapılarak kesin tanı konulur. Bu damarı kapatmak için ilaç tedavisi uygulanır.

    Kansızlık ( anemi ):Prematüre bebeklerde kansızlığın pek çok nedeni olmaktadır. Bu bebekler hastanede izlendikleri süre içinde zorunlu olarak pek çok kan tetkiki yapılmaktadır, bu tetkikler için kan alınmaktadır. Prematüre bebekler bu kanı üretmekte yetersiz kalırlar. Ayrıca alyuvarların ömrü zamanında doğan bebeklere göre daha kısadır. Anneden bebeğe demir geçişi son aylarda daha fazla olduğunda dolayı prematüre bebekler demir depolarından mahrumdur. Bu nedenle demir takviyesi erken başlanmaktadır.

    Nekrotizan enterokolit (bağırsak nekrozu, gangreni):Prematüre bebeklerin sindirim sistemi iyi gelişmediğinden, bu bebeklerde enfeksiyon riski, oksijensiz kalma, tansiyon düşüklüğü riski daha fazla olduğundan bağırsak nekrozu gibi sorunlar daha sık görülür. Nekrotizan enterokolitli bebeklerde karın şişliği, safralı kusma, aldıkları sütü sindirememe gibi bulgular vardır. Tıbbi tedavi ile iyileşebilirler. Ancak bağırsaklarda delinme (perforasyon), gangren varsa cerrahi tedavi yapılır ve gangren olmuş bağırsak kısmı kesilip çıkarılır.

    Prematüre retinopatisi (ROP):Özellikle uzun süre ve yüksek konsantrasyonda oksijen almak zorunda kalmış doğum ağırlığı 1000 gr’ın altındaki bebeklerde sık görülür. Retinadaki damarlanma artışına bağlı olarak bebekte değişik derecelerde görme bozukluğu ve körlük gelişebilir. Gebelik yaşı azaldıkça ROP riski artmaktadır. Prematüre bebeklere belirli aralıklarla (genellikle gebelik yaşı 32 hafta olunca; örneğin 28 haftalık doğan bir bebek doğumundan dört hafta sonra kontrol edilmelidir) göz muayenesi yapılarak ROP olup olmadıkları incelenmelidir.

    İşitme problemleri : Erken doğan bebekler işitme kaybı açısından yüksek risk taşırlar ve bu bebeklere ilk üç ay içinde işitme tersti (ARB ) yapılması gereklidir. İşitme kaybı olan bebekler yakın takibe alınırlar ve kalıcı bozukluk saptanırsa konuşmayı öğrenmeleri için tedavi planlanır.

    • Bu anlattığınız durumların hangisi normal, hangisi normal değildir?

    Sıralanan durumlar, prematüre bebeklerin bedenlerinin olgunlaşmadan doğmalarından dolayı beklenen durumlardır. Dolayısıyla bu durumları normaldir denilebilir ancak belli kiloya gelmeden desteksiz yaşamaları bu şekilde mümkün olmadığından bir süre gerekli destek sağlanarak takip edilmeleri zorunludur.

    • Hastaneden çıkınca nelere dikkat edilmelidir ?

    Prematüre bebekler enfeksyonlara karşı hala savunmasız oldukları için bu bebeklere dokunurken el temizliği birincil önem taşımaktadır.

    Bu bebekleri çok kalabalık ortamlara sokmamak gerekir. Bu arada bebeği korurken aşırıya da kaçmamak gerekir. Bebeği sürekli evde kapalı tutmayı da önermiyoruz. Özellikle ılıman havada temiz havaya çıkarılmaları ve güneş almaları çok önemlidir. Prematüre bebeklerde solunum merkezi 40–45 haftaya kadar henüz gelişimini tamamlayamadığı için apne dediğimiz solunum durmaları olabilir. Bu nedenle riskli bebeklere evde apne yatakları önerilir. Bebekler genellikle ortalama 6–7 aylıktan itibaren kendi savunma faktörlerini oluşturmaya başlarlar. Enfeksiyonlar açısından ilk 6–7 ay hatta ilk 1 yıl özel dikkat gerektirir.

    Prematüre bebeklerin taburcu olduktan sonra erken ve doğru beslenme desteği alması, uzun dönem normal büyüme ve gelişmelerinde belirleyici olur. En ideal besin anne sütüdür. Anne sütü yeterli miktarda ise bu bebeklerin anne sütü ile beslenmelerini tercih ediliyor. Ancak prematüre bebeklerin besin gereksinimleri daha fazla olduğundan bebeğin tartı alım izlemine göre gerekli durumlarda anne sütü güçlendiricileri ile anne sütü destekleniyor. Anne sütü yeterli miktarda değilse prematüre bebekler için özel formül mamalar kullanılıyor.

  • Çok bilinmeyenli bir denklem:     ek gıda dönemi

    Çok bilinmeyenli bir denklem: ek gıda dönemi

    Bebeğiniz doğdu. Gayet güzel emzirdiniz. Anne sütü bebeğinizin gelişimini sağladı, onu hastalıklardan korudu. Aylar geçti. Artık elinizdeki her besine neredeyse saldıran, her şeyin tadına bakmak isteyen bir minikle baş etmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan karpuzun ucunu iştahla emmesi hoşunuza gidiyor, bir yandan da “ acaba hata mı yapıyorum?” düşüncesi hiç peşinizi bırakmıyor. Ek gıda dönemini, bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı zaman dilimi olduğunu öğrenmek sizi daha da korkutuyor. O zaman önce “ek gıda dönemi”ne demek? Ne zaman başlar? Ne zaman biter? Öğrenelim.

    Süt çocuğu büyüme ve gelişmesine uygunluk gösteren iç içe girmiş üç beslenme döneminden geçer. Bunlar;

    • sadece anne sütü dönemi
    • anne sütü ve ek gıda dönemi
    • erişkin diyeti

    Bebeğiniz elinizdeki her besinden tatmak istiyor. Gayet güzel çiğneme ve yutmasını gerçekleştiriyor. Sonrasında da hiçbir sorun olmadı. Bizimle aynı yemeği yesin mi artık?

    Hayır.

    Bebeğiniz şu anda yürüyemiyor. Çünkü sinir ve kas sistemleri yeterli olgunlukta değil. Konuşamıyor. Çünkü dil kasları da beyin gibi gelişimine devam ediyor. Gastrointestinal yani mide-bağırsak sistemi de, kanı temizleyen böbrekler de gelişimine devam ediyor.

    Anne sütünden ek gıdalara geçişte asıl önemli noktalar; ne zaman, nasıl ve hangi gıdalarla başlanması gerektiğidir.

    Erken ek gıdalara başlanması sindirim sisteminin tam gelişmemiş olması nedeni ile ishal ve besin allerjilerinde artmaya neden olabilir. Emmede azalmaya bağlı anne sütü yapımının azalması, ishalli hastalıklar, doğru ve yeterli besinlerin verilmemesi nedenleri ile de gelişme problemleri olabilir.

    Genellikle annenin erken ek gıdaya başlamasının en önemli nedenleri, annenin sütünün artık bebeğine yetmediğini düşünmesi, annenin yanlış bilgilendirilmesi, bebeğin büyüme izleminin yapılmamasıdır.

    Ek gıdalara geç başlanması ise anne sütünün yetersiz kalması ile büyümede yavaşlama, bağışıklıkta zayıflama ve kilo alım problemlerine neden olabilir. Uygunsuz besin seçimi protein enerji malnütrisyonuna denilen ciddi gelişim bozuklukluğu ve eser element eksikliği ile sonuçlanabilir.

    Çok erken
    Artmış ishal ve allerjik hastalıklar (bağırsak immatürasyonuna bağlı)
    Anne sütünde azalma (ek gıdalar nedeni ile çocuğun emme isteği azalmakta)
    Malnütrisyon (ishalli hastalıklara bağlı)

    Uygun dönem
    Uygun zamanda (4-6. Aylar arasında)
    Besin içeriği yeterli (Kalori, protein, demir, çinko, vitamin A ve vitamin D içeriği yeterli)
    Hijyen koşullarına uyularak
    Toplumun kültürel yapısına uygun yiyecekler ile (o ülkede mevcut olan ve toplumca kabul edilebilen)
    Geç
    Büyüme geriliği (Anne sütü tek başına kalorik olarak yetersiz hale gelmektedir)
    İmmün yetmezlik (Yetersiz enerji ve protein alımı sonucu)
    İshalli hastalıklarda artma (İmmün sistemde yetersizlik sonucu)
    Malnütrisyon (Yetersiz kalori alımı ve ishalli hastalıklara bağlı)
    Mikronütrient eksikliği (Yetersiz alım ve enfeksiyonlarda artma sonucu)

    Ne zaman ek gıdalara başlayalım?

    Ek gıdalara başlanmasında, her bebek için geçerli olan kesin bir yaş yoktur. Ek gıdalara başlanmasını belirleyen en önemli faktör çocuğun gelişim basamağı, böbrek fonksiyonlarının daha etkin hale gelmesi ve sindirim sisteminin olgunlaşmasıdır. Bu da 4-6 ay arasında, her çocuk için farklı bir zamanda olmaktadır. Ancak kilo alması ve gelişimi normal, yaşına uygun seyreden bir çocuk için 5,5 ay idealdir. Daha erken başlanması belirtilen dezavantajları taşır, daha geç başlanması ise her geçen gün kişiliği oturan ve “hayır”ın gücünü öğrenen bebeğin ek besini reddetme riskini arttırır.

    Anne sütü dönemi: Yeterli kalori ve protein oranına sahip olması ve yüksek biyolojik yararlanırlılığı nedeni ile anne sütü ilk 4-6 ay tek başına yeterlidir. Anne sütü düşük böbrek solit yüküne sahip olması nedeni ile bu dönemde en ideal besindir. Yenidoğan bebeklerin mide kapasiteleri küçük (7 ml) ve bağırsak geçiş zamanları kısa olması nedeni ile az miktarda ve sık beslenmeleri gerekir. Zamanında doğan bebekte bağırsak enzimleri yeterli düzeydedir. Sindirim sisteminin yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması tam gelişmemiştir. Anne sütü, bu mekanizmanın gelişmesini sağlarken yabancı protein ve patojenlerle çocuğun karşılaşmasını engeller. Bu sürede yutma refleksi zayıftır ve kaşıkla verileni ağızdan çıkartma eğilimindedirler. İlk dört-altı ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu sürede bebek kaşıkla verileni yeterli yutamaz ve ağzından geri çıkartmaya eğilimlidir.

    Anne sütü ve ek gıda dönemi: Altıncı aydan başlayarak hayatın ikinci yılına kadar baş kontrolü, ince ve kaba motor basamaklarında ilerleme ile fizyolojik ve nörolojik olgunlaşma devam eder. Ek gıdalara geçiş ile kaşıkla beslenme, çiğneme, parmakları ile besinleri tutarak kendini besleyebilme, kaptan bağımsız beslenme ve kaşık-çatal kullanabilme çocuğun beslenme basamaklarını oluşturur. Emme refleksi 30-34 gebelik haftasındaki bebekte vardır. Bu dönemde bebekte yutmada gelişir. Bununla birlikte dil ile çıkarma refleksi 5-7. aylarda kaybolur ve kaşıkla verileni alabilir. Sekizinci ayda yardımsız oturabilir ve dil hareketleri daha da gelişir; böylece daha katı yiyecekleri yiyebilir. Onuncu ayda çiğnemeye başlar ve elindeki yumuşak besinleri ısırabilir. Bir yaşında tüm besin maddelerinden yiyebilir ve iki elini kullanarak kaptan sıvı gıda içebilir. İkinci yaşın sonunda yiyecekleri diğer maddelerden ayırabilir.

    Sonuç olarak artık bebeğe ek besin başlanabileceğinin belirtileri;

    – Baş-boyun kontrolünün tamamlanması (Bebeğin başını dik tutması),

    – Oturabilmesi,

    – El ve göz koordinasyonunun gelişmesi, oyuncaklarını ağzına götürmesi,

    – Dil çıkartma refleksinin kaybolması, kaşıktan yiyecekleri alabilmesi,

    – Ağzını açma, yutma ve çiğneme koordinasyonun gelişmesi.

    Ek besin verilirken dikkat edilecek noktalar

    – Her yeni gıdaya tek tek başlanmalı ve çok az miktarda (bir-iki tatlı kaşığı) verilmelidir. Bebeğin alımına uygun olarak 3-4 gün içinde miktarı artırılmalıdır. Yeni bir gıdaya bu üç günün sonunda başlanmalıdır. Böylece çocuğun bir besin maddesine olan allerjisi varsa, tespit edilebilir.

    – İlk kez verilecek besinler bebek aç-keyifli ve uykusunu almışken denenmelidir ki genellikle bu öğleden sonra saatlerine denk gelir.

    – Bebek istemediği bir besini alması için zorlanmamalı bir süre ara verip iki-üç hafta sonra tekrar denenmelidir.

    – Ek gıdalar tek öğün olarak başlanır. Bebek altı aylık olduğunda anne sütüne ek olarak günde 2-4 öğün ek gıda alabilir.

    – Ek gıdalara geçerken önce tekli besin grubu (tatlı sebze, yoğurt, meyve püreleri) kullanılır daha sonra çoklu karışımlara (sebze çorbası, kabak dolması) geçilir.

    – Bebeğe verilecek ek besinlerin protein, demir, çinko, vitamin D ve vitamin A'dan zengin olmasına dikkat edilmelidir.

    – Bebeklere doğal ve taze hazırlanmış besinler verilmelidir. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.

    – Bebek için hazırlanan besinler iki saat içinde tüketilmelidir. İki saatten uzun süre oda ısında bekletilen yiyecekler kullanılmamalıdır. Uygun saklama koşulları yoksa (buzdolabı gibi) beslenme sonrası artan miktarlar atılmalıdır.

    Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yıkanmalıdır. Bebeğe verilecek besinler hazırlanırken gıda hijyenine uyulmalıdır.

    – Besinlerin hazırlanmasında kaynatılmış su kullanılmalıdır.

    – Tüm besinler sadece kaşık ile verilmelidir. Ek gıdaların verilmesinde biberon kullanılmamalıdır. Koyu kıvamlı besinler emzikten emilirken boğulmaya neden olabilir. Aynı zamanda biberon ile ek gıdaların verilmesi uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının gelişmesine neden olur ve kaşıkla beslenme alışkanlığının gelişmesine olanak vermez.

    – Bebeği beslemek için kullanılacak kaplar ve kaşıklar temiz olmalıdır. Kullanılan kapların gıda artıklarının kalmasının önlenmesi ve kolay temizlenmesi için köşesiz olması gerekmektedir. Bu malzemeler bir tencere içinde ağzı kapatılmış olarak en az beş dakika süre ile kaynatılmalı ve ağzı kapalı olarak soğutulmaya bırakılmalıdır. Böylece sıcak buhardan da faydalanılır. Kaynatılamayacağı ve kolay temizlenemeyeceği için plastik kaplar ve biberonlar kullanılmamalıdır.

    – Meyve ve sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.

    – Beslenme saatleri hem anne hem de çocuk için mutlu geçen anlar olmalıdır. Beslenme saatlerinde anne rahat olmalı ve acele etmemelidir. Çocuk çok hızlı ya da çok fazla beslenmiş ise kusabilir. Gerekli temizlik yapıldıktan sonra beslenmeye devam edilmelidir.

    Bebekler zaten tatlı olduklarından meyveye kolay bir şekilde alışırlar. Sağlıklı beslenme için gerekli ve asıl alışması gereken gıdalar ise sebzelerdir. O zamana kadar sadce anne sütü ile beslenmiş olan bir bebek tüm tatlara açıktır. Bu nedenle ilk aldığı gıdaların tatlarına çok daha kolay alışır. Sebzelerle ek gıdaya başlarken de sarı-tatlı sebzeler kullanılır.havuç, patates,kabak gibi.. (taze – kabukları kalın soyulup kaynatılır – yumuşayınca çatalla ezilir – kıvamı koyu ise tercihan anne sütü/kaynatılmış ılıtılmış su / biberon maması ile cıvıklaştırılabilir) Tek tek tatlarına alışan bebeğe artık bu sebzelerle çorba yapabilirsiniz.

    Bu aşamadan sonra ek gıdalardan tadı anne sütüne en yakın olan yoğurt başlanmalıdır. Ardından elma, armut, muz ile meyveler başlanabilir.

    Her yeni gıdaya 3 gün aralarla başlanmış olduğunu düşünürsek, bebeğiniz artık 1 ay daha büyümüş olmalı. Zeytinyağı ile hazırladığınız sebze çorbalarının içine bir küçük soğan, bir baş brokoli, bir baş karnabahar, bir küçük domates, bir avuç “çift çekilmiş yağsız dana kıyma” koyabilirsiniz. Kıymanın bebeğe verilmeden önce çok iyi piştiğinden emin olmalısınız. Bunun için öncesinde 30 dk pişirip ardından sebzelerle tekrar pişirebilirsiniz.

    8.ayda bebeğinize yumurta sarısı vermeye başlayabilirsiniz. Yumurta alerjisi olup olmadığını anlamak için önce bir yumurta sarısının 1/8 i ile başlayın. Daha sonra 8-10 günde arttırarak tam yumurta sarısına çıkabilirsiniz. Yumurtanın beyazını ise 1 yaşından sonra verebilirsiniz.

    9. ayda balık levrek – sardunya – somon gibi balıklar ile bebeğinizi tanıştırın.

    Bebeklerin 1 yaşına kadar yemeklerine baharat, tuz, salça katılmamalıdır. Bu nedenle bizimle aynı gıdaları almamalıdırlar. Ancak ailelerin bir araya geldiği zaman dilimleri olan yemek saatlerinde bebek de aileyle birlikte sofraya oturtulmalı ve eline kaşığı verilmelidir. Bebek kaşığı ile beslenemese de, kafasında kaşık-yemek ilişkisini kuracaktır.

  • yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    Grup B streptokoklar

    Yenidoğan bebek

    Gebeler

    Yaşlılar

    Diabet veya karaciğer hastalığı olan erişkinlerde hastalığa yol açmaktadır.

    Yenidoğan sepsis ve menenjitinin en sık nedeni grup B streptokok enfeksiyonlarıdır.Bu bakteriler sıklıkla yenidoğan pnömonisine neden olmaktadır.Yenidoğan bebeklerde sık görülmektedir.A.B.D 2001 yılında 1700 yenidoğan bu enfeksiyona yakalandığı bildirilmiştir.Ülkemize ait veriler bilinmemektedir.

    Hastalık belirtileri çoğunlukla doğumu takip eden saatlerde ve genellikle ilk hafta içinde ortaya çıkmaktadır. Sepsis, pnömoni ve menenjit en sık görülen klinik tablolardır. Özellikle prematüre bebekler yüksek risk grubunu oluşturmaktadır.Geç başlangıçlı hastalık tablosunda ise enfeksiyon bir haftadan sonra başlar ve ilk aylarda görülebilir. Menenjit en sık rastlanılan klinik tablo olup, enfeksiyonun oluşumunda esas olarak grup B streptokok taşıyıcı olan annelerin rolü üzerinde durulmaktadır.

    Yenidoğan bebekte ateş

    beslenme zorluğu

    uykuya meyil veya

    uyarana karşı hassasiyet görülebilir

    Annenin öyküsü bu vakalarda son derecede önemlidir. Annede grup B streptokok öyküsü var ve doğum sırasında antibiotik alıyorsa bebek yakından izlenmeli,tanı koydurucu testlere başvurmalı veya tedavi başlanmalıdır.

    Hastalığın önlenmesinde grup B streptokok taşıyıcısı olan anneye doğum sırasında (İV) yolla antibiotik verilmesi son derece önemlidir.Anne hamilelik sırasında grup B streptokok taşıyıcısı ise, doğum sırasında veya annenin sularının geldiği zaman (erken membran rüptürü) antibiotik başlanması önerilmektedir.

    GEBELİK VE GRUP B STREPTOKOK ENFEKSİYONU

    Birçok anne adayı Grup B streptokok taşıyıcısı olmasına karşın herhangi bir belirti göstermez.Kadınların %25’i bu enfeksiyonu yaşamının herhangi bir zamanında taşıyabilirler. Annenin taşıyıcı olması hastalık anlamına gelmez,yalnız taşıyıcı annelerden doğan bebeklerde enfeksiyon olasılığı yüksektir.

    Gebelik esnasında annede bu enfeksiyon olup olmadığını anlamak için,gebeliğin 35 ile 37 haftalarında vajina ve rektumdan örnek alınarak test yapılması en doğru yaklaşımdır.Eğer anne Grup B streptokok’u yönünden incelenmemiş ve doğum eylemi başlamışsa,aşağıda belirtilen durumlarda anneye antibiotik başlanmalıdır:

    – 37 gebelik haftasından önce doğum eylemi başlamışsa

    – Erken membran rüpturu var ise (doğumdan 18 saat önce suların gelme durumu)

    – Doğum sırasında annenin ateşi varsa.

    Anneye antibiotik uygulanmasının bebek üzerinde bir yan etkisinin olmadığı vurgulanmakta,aksine antibiotik uygulanmayan bebeklerde enfeksiyon riskinin 20 kez daha fazla olacağına dikkat çekilmektedir.

    Streptokok B taşıyıcısı olan annelerin bebeği emzirmesinde bir sakınca olmadığı aksine bebek ve anne için faydalı olduğu belirtilmektedir.Grup B streptokokların aşısı mevcut değildir.

    Boğaz enfeksiyonuna neden olan streptokoklar (A grubu beta hemolitik streptokok) ile B grubu streptokokların farklı türler olduğu unutulmamalıdır.

    ANAHTAR KELİMELER:

    Yenidoğanda Grup B streptokok Enfeksiyonu.

    Gebelikte Grup B Streptokok Enfeksiyonu.

  • Yenidoğan enfeksiyonları

    Tanım ve önemi: Sepsis yenidoğan döneminde tedavi açısından ciddi problemler oluşturabilen ve yüksek mortaliteye neden olan bir sorundur. Ölüm oranı 1960’larda % 100 iken, günümüzde erken tanı ve tedavi ile ölüm oranı azalmıştır. Ancak sepsisi, halen çocuklarda ölüm nedenleri arasında ilk on neden içinde yeralmaktadır.

    Klinik bulgular:

    Yenidoğan sepsisinde klinik bulgu ve semptomlar sıklıkla özgün değildir.Vücut ısı değişikliği, emmede azalma, huzursuzluk, hızlı nefes alıp verme, inleme, solunumun geçici duraklaması, morarma, sarılık, karında gerginlik, kusma, havale,dolaşım bozukluğu,ciltte kanama odakları başlıca bulgulardır. Menenjitli bebeklerin % 40’ında havale, % 30’unda bıngıldakta bombelik saptanır. Sepsisli yenidoğan bebeklerde sellülit, impetigo, fronkuloz, papüler lezyonlar, vasküler lezyonlar ve eksfolyatif dermatit gibi deri bulguları görülmektedir.

    Korunma ve uyarılar: Yenidoğan dönemi hayatın en önemli ve dinamik dönemidir. Bu nedenle bu dönemde bebeğinizde saptayacağınız size göre normal olmayan her bulgu hekim için bir işaret olabilir. Bu sebeple ilk 1 aylık dönemde bebeklerin hekime başvurusu geciktirilmemelidir. El yıkama asgari korunmada önlemidir. Bebeklerinizle temastan önce ellerinizi yıkamanız ve enfeksiyonlu kişilerin bebeğe temasının engellenmesi önemlidir.

    Geleneksel olarak bebeğin kırkı çıkmadan ev dışına ziyaretlerin engellenmesi fazla koruyucu olmakla birlikte haklı yanları da bulunmaktadır.Bu sebeple bu dinamik döneme azami dikkat edilmesi bebeğin yaşayabileceği sorunların önlenebilmesi açısından değer taşımaktadır. Ancak bebek ne olursa olsun doktor kontrollerine zamanında gitmeli ve aşı takvimi gecikmemelidir.

    Kaynaklar:

    1.Arnon S, Litmanovitz I, Regev RH, Bauer S, Shainkin- Kestenbaum R, Dolfin T: Serum amyloid A: an early and accurate marker of neonatal earlyonset sepsis, J Perinatol 2007;27(5):297-302.

    2. Edwards MS, Baker CJ: Sepsis in the newborn, “Gershon AA, Hotez PJ, Katz SL (eds): Krugman’s Infectious Diseases of Children, 11. bask›” kitab›nda s.545-61, Mosby Co., St Louis (2004).

    3. Gerdes JS: Diagnosis and management of bacterial infections in the neonate, Pediatr Clin North Am 2004;51(4):939-59.

    4. Saez-Llorens X, McCracken GH: Perinatal bacterial diseases, “Feigin RD, Cherry JD, Demmler GJ et al (eds): Text Book of Pediatric Infectious Diseases, 5. bask›” kitab›nda s.929-66, WB Saunders Company, Philadelphia (2004).

  • Güçlü bir bağışıklık sistemi için günde 500 ml. Anne ya da devam sütü

    Güçlü bir bağışıklık sistemi için günde 500 ml. Anne ya da devam sütü

    1- Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi:


    Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi sayılamayacak kadar çoktur. Fakat sacayağı dediğimiz bir üçleme vardır. Bunlar:

    a) Anne sütü hijyeniktir, yani mikrop barındırmaz buna karşılık tüm mikrop çeşitlerine karşı koruma özelliği vardır. İçinde canlı olarak koruyucu hücreler bulunur. Hastalıklara karşı antikorlar içerir. Bağırsakta bulunan faydalı bakteriler anne sütü ile beslenip çoğalırlar ve bebeği korurlar.

    b) Ekonomiktir, hiçbir masrafı yoktur, son derece besleyicidir, 6 ay boyunca başka hiç bir şey verilmeksizin (su dahil) bebeği besleme özelliği vardır.

    c) Psikolojik yararları çoktur. Anne sütü alan bebekler ileride sosyal ve psikolojik olarak daha dengeli olurlar. Daha mutludurlar. Annesini göğsünde iken ten teması onu yaşamı boyunca daha mutlu yapar. Annesi ile göz teması sayesinde otizm, hiperaktivite ve konsantrasyon bozuklukları daha az görülür.

    2- Anne sütü hangi etkenlerle azalır? Anne sütünü artırmak için ne yapmalıyız?
    Anne sütünü azaltan en büyük neden psikolojik sorunlardır. Bu nedenle anne sütü verirken anneler mutlaka huzurlu ve mutlu bir ortamda bulunmalı ve ailenin tüm fertleri ve diğer yakınları tarafından süt verme yönünde desteklenmelidir. Anne sütünün tam bir gıda olduğu, bebeği tam beslediği vurgulanmalıdır.

    Bazen de ateşli hastalıklar, organlara ait bozukluklarda süt azaltabilir. Bu durumlara daha nadir rastlanır. Sütü artırmanın en önemli yolu daha hamilelikten itibaren anne adayını süt verme yönünde desteklemektir. Ayrıca bol sıvı ve süt artırıcı çayları vermekte yarar sağlayabilir.

    3- Anne sütü olmadığı ya da yetersiz olduğu durumlarda anneler nasıl bir yöntem izlemelidir ve bebeklerini ne ile beslenmelidir?
    Anne sütünün yetersizliğine az rastlanır. Bunu anlamanın en önemli yolu bebeği yakından izlemektir. Anneyi süt verme yönünde desteklemek, süt verme yolu ve tekniklerini göstermek, çocuğun düzenli kilo aldığını tartarak izlemek önemlidir. Ender olarak sütün az geldiği durumlarda (kilo alamama, devamlı göğüste kalma isteği gibi) anne sütüne uyumlu ek formül mamalar verilebilir.

    4- Sütün bebeklerin bağışıklık sisteminin gelişmesindeki rolü:
    Anne sütünde bebeklerin bağışıklığını artıran ve sürdürülebilir olmasını sağlayan birçok hücre ve madde mevcuttur. Bunlar arasında lenfosit dediğimiz hücreler, birçok antikor ve enzimler, prebiyotik dediğimiz bebeklerin bağırsağında bulunan faydalı bakterileri besleyen maddeler sayılabilir.

    5- Bebeklerin günlük süt ihtiyacı ne kadardır? İdeal ölçü nedir?
    Bebeklerin günlük süt gereksinimi onların kilolarına göre hesaplanır. Bebeğin kilosu 150 ile çarpılırsa 24 saatteki süt ihtiyacı bulunmuş olur. Diğer bir deyimle ilk 6 ayda bebekler kilo başına 150 cc. süte gereksinim duyarlar. Örneğin 5 kilo gelen bir bebek günde 750 cc. civarında süt alırsa bu onu yeterince beslemiş olur.

    6- 6. aydan sonra ek gıdaya başlanıyor bu durumda günlük süt ihtiyacı miktarı değişir mi?
    Bebekler 4-6 ay arasında ek gıda alırlar. Bebeğin ayına göre başlangıç mamaları, devam mamaları ve veya devam sütleri verilebilir. Bu mama ve sütler anne sütüne yakın olmalı, bebeğin bağışıklığını destekleyen maddeler (prebiyotik, nükleotid gibi) içermeli ve bebeğe yeterli miktarda verilmelidir. (Örneğin günde 500-750 cc. gibi).

    7- 6. Aydan itibaren ek gıdalara başlandığında bebeklerde günlük süt ihtiyacını karşılayabilmek için nasıl bir beslenme yöntemi izlenmelidir?
    6. aydan itibaren bebeklere iyi bir beslenme programı hazırlamak gerekir. Aylık izlenimlerle bebeğin boy, kilo, baş çevresi, fiziksel, nörolojik ve psikolojik gelişmeleri kaydedilmelidir. Yeterli kalori, protein, mineral ve vitamin alımı çok önemlidir. Bunlar adapte ve formül mamalarda, kaşık mamaları ve kavanoz mamalarında yeteri kadar vardır.

    8- Anneler, bebeklerine yeterli süt verip vermediklerini nasıl anlayabilirler?
    Bebeklerin yeterli süt alıp alamadıkları fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişmeleri ile anlaşılır. Boy, kilo ve baş çevresi aylık kaydedilmeli ve çocuklar iyi bir şekilde izlenmelidir.

    9- İştahsız ya da süte direnç gösteren bebekler için anneler ne tür beslenme yöntemleriyle günlük süt ihtiyacını tamamlayabilirler?
    İştahsızlık bebeklerde göreceli bir kavramdır. Gelişmesi normal olan bir çocukta iştahsızlık yok denebilir. İştahsız bebekler için geliştirilmiş bazı mama ve devam sütleri kullanılabilir. Günlük süt gereksinimini alan bir bebekte iştahsızlık yok denebilir.

    10- Bebek beslenmesinde 6.aydan sonra da yeterli süt tüketiminin önemiyle ilgili eklemek istedikleriniz….
    Bebek beslenmesi onların tüm yaşamını etkilediği için, bilinçli, düzenli, sürdürülebilir olmalı, anne- babalar bu yönde desteklenmeli ve cesaretlendirilmelidir. Anne sütü, ona yakın gıdalar, devam mamaları ve devam sütleri hakkında ebeveynlerin bilgilendirilmesi vazgeçilmez yaklaşım olmalıdır.

    Tüm dünya çocuklarına sağlık ve mutluluklar…

    Bebeğinizin günlük anne ya da devam sütüne ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor musunuz? www.sutumyeterlimi.com

  • Gebelikte, yenidoğan ve çocuklarda toksoplazma enfeksiyonları

    Gebelikte, yenidoğan ve çocuklarda toksoplazma enfeksiyonları

    Toksoplazma gondii’nin neden olduğu bir parazit hastalığıdır.Dünyadaki en yaygın enfeksiyonlardan biri olup ülkemizde yapılan çalışmalarda toplumun %20-60’nın bu parazit ile enfekte olduğu bildirilmektedir.ABD bu oran 12 yaş ve üstündeki yaş grubunda %22.5’dir.Enfeksiyon özellikle sıcak ve rutubetli iklim ve düşük rakımlarda yüksek olup bazı toplumlarda enfekte olma oranı %95’e ulaşmaktadır.

    Toksoplazma enfeksiyonunda bulaşım yiyecekler veya kontamine su ile olmaktadır.İyi pişmemiş veya çiğ yenilen et,yıkanmadan yenilen sebze ve meyveler ile enfeksiyon bulaşmaktadır.Enfeksiyonun insandan insana bulaşımı bazı özel durumlarda olmaktadır.

    -Gebelikte enfeksiyonun anneden bebeğe geçişi
    -Kan transfüzyonu
    -Organ transplantasyonunda enfeksiyon direk geçiş göstermektedir.

    Enfeksiyonun yayılmasında en önemli rol kedilerdir. Enfekte hayvanların etlerini yiyen kedilerin ince bağırsaklarında kistler çoğalmakta ve enfeksiyonunun alınmasından 3 hafta sonra kedilerin dışkısı ile atılmaya başlamaktadır.Kist ile enfekte olan gıdaların yenmesi veya kist içeren herhangi toprak ve bahçe materyali ile temas sonrası ellerin yıkanmadan ağza götürülmesi sonucu enfeksiyon yayılabilmektedir.Şehir suyu şebekesinin kontamine olmasına bağlı salgınlar bilinmektedir.

    Diğer bir geçiş yolu anneden çocuğa enfeksiyonun geçişidir.Gebelik esnasında enfekte olan anne enfeksiyonu bebeğe geçirebilir.Bu vakalarda annede bir belirti yokken bebek enfekte doğabilir,biz bu bebekleri kongenital enfeksiyonlu bebekler olarak tanımlıyoruz.

    Enfeksiyonun kuluçka süresi 4-21 gün olup ortalama 7 gündür.Sağlıklı bireyler toksoplazma ile enfekte olduklarında her zaman belirti vermezler.Bağışıklık sistemi iyi ise parazit hastalığa yol açmayabilir.Hastalık oluşursa belirtiler spesifik değildir.Halsizlik,ateş,boğaz ağrısı,kas ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme görülebilir.Birkaç hafta süren bu tablo kendiliğinden düzelir.Enfekte olan şahıslarda parazit inaktif şekilde vücutta kalmakta ve bağışıklık sisteminin bozulduğu durumlarda enfeksiyon reaktivasyon göstermektedir.

    Anne adayı gebe kalmadan önce enfeksiyonu geçirirse bebekte sorun söz konusu değildir ve annede bağışıklık sisteminin yeterli oluşu bebeği enfeksiyondan korumaktadır. Gebe bir kadının enfekte olması halinde anne enfeksiyonu bebeğine geçirebilir(Kongenital Enfeksiyon).Bu bebeklerde ciddi problemler ortaya çıkar.

    -Gebelik düşükle sonuçlanabilir.
    -Ölü doğum olabilir.
    -Toksoplazmazisli bebek doğabilir.

    Bu bebeklerde; Hidrosefali veya Mikrosefali
    Yaygın döküntü
    Hepato/splenomegali
    Sarılık
    Trombositopeni
    Korioretinit
    Konvülziyon görülebilir.

    Doğumdan önce enfekte olan bebeklerin bir kısmında doğumda belirti görülmeyebilir,daha sonraki yaşamlarında görme kaybı,mental yetersizlik ve nöbetler görülebilir. Toksoplazmasisli annelerin çocuklarının belirli aralıklarla takip edilmesi önerilmektedir.

    Toksoplazma enfeksiyonunda göz tutulumu da önemlidir.Sık olarak doğumsal enfeksiyon sonucu gelişir. Vakaların %20-80’inde doğumsal enfeksiyona bağlı göz bulguları başlangıçta saptanmazken erişkin yaşlarda ortaya çıkabilir.Sıklıkla görülen göz bulgusu korioretinittir.Göz bulguları yıllar sonra aktive olabilir.

    Bağışıklık sistemi bozulmuş şahıslarda ise geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun aktive olabileceği unutulmamalıdır.

    Tanı serolojik testler
    doku incelenmesi
    moleküler testler yardımı ile yapılmaktadır.

    Tedavi: Sağlıklı bireylerde özgül antimikrobiyal tedaviye gereksinim yoktur.
    Gebelikte yenidoğan ve bebeklerde tedaviye başlanmalıdır.

    Önerilen tedavi: pyrimethamine,sulfadiazin ve folik asit’dir.Spiromisin,leukovorin tedavisinin de periodik olarak verilmesi vurgulanmaktadır.
    Korunmada eğitim önemlidir.

    -Etlerin iyi pişmesi
    -Meyve ve sebzelerin yıkanması ve kabukları soyularak yenilmesi
    -Bahçeyle uğraştıktan ve ellerin toprağa değmesinden sonra iyice yıkanması
    -Evde kedi besleniyor ve gebelik söz konusu ise kedinin dışkısını temizlerken eldiven giyilmesi önerilmektedir.

  • Yenidoğanın göbek iltihabı

    Gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorun olan yenidoğanın göbek iltihabı (omfalit) komplikasyonlar ve mortalitesinin yüksek oluşu ile önemini korumaktadır.Görülme sıklığı hakkındaki veriler farklıdır.Ülkemizde doğu Anadolu bölgesinde yapılan çalışmada bu oranın %7,1 olduğu bildirilmiştir.A.B.D ise bu oran oldukça düşüktür ve omfalit görülme sıklığı %0,5’dir.

    Omfalit bağışıklık sistemi zayıflamış bebeklerde,bağışıklık sistem yetmezliği olan veya invaziv yaklaşımlar için hastaneye yatırılan bebeklerde sıklıkla görülmektedir.Prematüre bebek,düşük doğum ağırlıklı bebek ve bağışıklık sistem yetersizliği olan bebeklerin yakalanma riski yüksektir. Diğer taraftan bağışıklık sistemi normal olan yenidoğan bebeklerde bu enfeksiyon görülebilmektedir.Doğum eylemi uzun süren bebekler,annede enfeksiyonun bulunduğu durumlarda veya göbek katateri uygulanan bebeklerde omfalit görülme oranı yüksektir.

    Steril şartlarda yapılan doğumlarda ve rutin göbek bakımının uygulanması göbek enfeksiyonunu önlerse de,göbek bağındaki nekrotik doku bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortam oluşturmakta ve bu nekrotik dokuda bakteriler kolaylıkla üreyebilmektedir.
    Göbek iltihabı olan yenidoğanda enfeksiyon bulguları yaşamın ilk iki haftasında görülmektedir. Göbek şiş, kızarık, sıcak ve ağrılıdır.Göbekten iltihap akabilir,pis kokulu bir akıntı görülebilir.

    Bebeklerde Ateş
    Dalgınlık
    İsteksiz beslenme
    Taşikardi
    Tansiyon düşüklüğü ve sarılık görülebilir.
    Bazı vakalarda göbek kanamaları da görülebilir.

    Göbek iltihabı süratle ilerleyebilir,sepsise yol açar.Bazı bebeklerde enfeksiyon şiddetli olup nekrotizan fasciitis tablosu gösterir ki bu hastalarda mortalite yüksektir (%10).

    Omfalit bakteriler tarafından oluşturulmaktadır.
    Stafilokok aereus
    Streptokok
    E.Koli

    Klebsiella göbek iltihabına yol açan başlıca gram pozitif bakterilerdir.Gram negatif bakterilerde aynı tabloya neden olabilirler.Bazı vakalarda ise miks enfeksiyon görülebilir.

    Tanı konulan vakalarda tedavi süratle başlanmalıdır.Göbek bakımı ve gereken vakalarda antibiotik tedavisi uygulanmakta dır.Yenidoğan bebeğin göbek bakımı son derece önemlidir. Günümüzde göbek bakımı hakkında fikir birliği sağlanamamıştır. Göbeğe triple dye, betadine,basitrasin veya gümüş sulfadiazin gibi uygulamaların yerini günümüzde alkol uygulaması almıştır.Bebek taburcu olduktan sonra günde 2-3 kez göbeğe %70’lik alkol uygulanmaktadır. Göbeğe alkol uygulamasının gereksiz olduğunu bildiren çalışmalarda mevcuttur.Bu çalışmalarda göbeğin kuru ve temiz tutulmasına dikkat çekilmekte ve alkol uygulamasının yan etkileri olabileceği bildirilmektedir.Bazı gruplar göbek bakımında medikal yıkamayı önermektedir.Son yıllarda bebeklerin banyo yapma tekniklerinde değişikliklerin olduğu ve göbek enfeksiyonlarında artışın olduğu da vurgulanmaktadır.

  • Çocukluk çağı enfeksiyöz ishalleri – çocuklarda gastroenteritler

    Akut gastroenterit mide ve bağırsakların iltihabıdır.Çocukluk yaş gruplarında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen hastalıktır.

    Akut gastroenterit etkenleri bakteri, virus veya parazitler olabilir.İshale neden olan mikroorganizmalar tabloda gösterilmiştir ( Tablo 1 ).

    Tablo 1 İshale neden olan mikroorganizmalar ;

    1.Virüsler

    .Rotavirüs .Astrovirüs

    .Enterik adenovirüsler .Calicivirüs

    .Norwalk-benzeri virüsler .Coronavirüs

    2.Bakteriler

    .Enterotoksijenik E.coli. .Staphylococcus aureus

    .Enterotoksijenik E.coli .Clostridium perfiringers

    .Shigella (sonnei, flexneri) .Vibro parahemoliticus

    .Salmonella enteritidies .Aeromonas hydrophilia

    .Campylobacter jejuni .Escherichia coli 0157:H7

    .Basillus cereus .Yersinia Enterocolitica

    .Clostridium difficile .Vibrio cholerea

    3. Parazitler

    .Giardia lamblia .Balantidium

    .Cryptosporidium .Strongyloides stercolaris

    .Entamoeba hystolitica

    Hastaların çoğunda etken saptamak mümkün olmamaktadır.Etken saptanan vakalarda ise sıklık sırasıyla Virüsler, bakteriler ve parazitler yer almaktadır.

    Gastroentestinal sistem enfeksiyonlarının ana bulgusu ishal olup ishale karın ağrısı, ateş, bulantı,kusma eşlik edebilir.Halsizlik, karın şişliği ve baş ağrısı da görülebilir.İlerleyen vakalarda vücuttan su-sıvı kaybı sonucu dehidratasyon gelişir.Bebek ve küçük çocuklarda dehidratasyon sık görülür.Bazen süratle ilerleyebilir.Başlangıçta susuzluk şeklinde kendini gösterirken ilerleyen vakalarda ağız kuruluğu, göz kürelerinde çökme, el ve ayaklarda soğukluk, idrar miktarında azalma görülebilir.Ağır vakalarda ise dalgınlık, hızlı solunum , kan basıncında düşme ve şok görülebilir.

    Bulaşma ; Gastroenterit, etkeni içeren dışkı ile bulaşmış gıdaların yenilmesi, yuva veya hastane ortamında patojenle yakın temas , seyahat , hayvanlarla yakın temas veya uzun süreli antibiyotik kullanım sonucu hastalık gelişmektedir.Anne sütünün yetersiz verildiği durumlarda , kalabalık toplumlarda, bağışıklık sistemi bozulmuş ve beslenme bozukluğu olan çocuklarda daha sık görülmekte ve hastalık ağır seyredebilmektedir.

    Hastanın doktor tarafından muayenesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir.Dehidratasyonun saptanması ve gastroenterit tedavisinin planlanması gerekir.İshal kesici ve kusmayı önleyici ilaçlar kullanılmamalıdır.Çocuk susuzluk bulguları açısından izlenmelidir.Kaybedilen sıvı ve elektrolitler ağız yoluyla vermeye çalışmalıdır.Bu amaçla şeker tuz içeren sıvı verilmektedir.Ağır vakalarda ise damardan sıvı tedavisinin uygulanması yapılmaktadır.

    Gastroenteritlerden korunmanın en etkili yolu ellerin sık ve düzenli yıkanmasıdır.Meyve ve sebzelerin iyice yıkanması gerekir.İyi pişirilmemiş tavuk ve et ürünlerinden kaçınılmalı, mutfak gereçleri temiz tutulmalı, uzun süre oda ısısında bırakılan ve açıkta satılan gıdalar tüketilmemelidir.Anne sütü ile beslenme bebekleri gastroenteritten korumada son derece etkin bir beslenme yöntemi olup bebeklerin hastalıktan korunmasında son derecede değerlidir.

    Çocukluk çağı gastroenteritinden korunmada aşılama önemlidir.

    Rotavirüs aşısı 1998 tarihinde uygulanmaya girmiş ve yan etkilerden dolayı bir süre uygulamadan kaldırılmışsada, ciddi bir yan etkisinin görülmemesi ile birlikte birçok ülkede rutin aşı programına alınmıştır.Bu aşı bebeklikte uygulanmaktadır.Aşı 2 veya 3 doz şeklinde ağızdan verilmektedir.İlk dozunun mutlaka 6 – 12 haftasında yapılması gereklidir.Aşılama bebek 8 ayını doldurana dek tamamlanılmalıdır.

    Uygulamaya girecek yeni aşılarla birlikte özellikle bebek ve küçük çocuklarda ağır seyreden bu enfeksiyonun kısmen kontrolü söz konusu olabilecektir.

  • Kolik

    Kolik pek çok anne babaya kabusudur. Sürekli ağlayan,kolay sakinleşmeyen bir bebek evdekileri de oldukça zorlar. Koliğin tıbbi tanımı üç rakamı etrafında dönüyor.Genelde 3.haftada başlayan,haftanın 3 ve ya daha fazla günü çocuğun günde 3 saat veya daha fazla ağlamasına kolik deniyor.Elbette bu kadar matematiksel olmuyor çoğu kez kolik.

    Karşımızda oldukça stresli bir bebek ve çok stresli bir aile buluyoruz.Her bebek bazen ağlar ve huzursuzlanır ama kolikli bebeklerde bu huzursuzluğun daha düzenli olduğu ve uzun sürdüğü biliniyor.

    Kolik genelde hayatın üçüncü haftasında başlar ve üçüncü ayında sona erer. Nadiren 5-6 ay sonrasında kolik kalır.Kolikli bebekler iyi emerler.İştahları iyidir.Kilo alımları genelde iyidir.Kolik tek başına kusmaya neden olmaz. (Kusma varsa reflü gibi bir rahatsızlık düşünülmelidir.)İshal de koliğe bağlı olmaz.Ancak bebekler karınları ağrıyormuş gibi bir görüntü verirler.Ayaklarını karınlarına çekerek ağlarlar.Kolikli bebekler genellikle sarılmaya dokunmaya iyi cevap verirler.

    Kolik neden olur?

    Bu tıp dünyası için büyük bir soru işareti.Koliğin tam nedenini bilmiyoruz.Ancak bu konuda bir takım teoriler var.Bebekler karnı ağrıyor gibi göründüğü için uzun yıllardır koliğin sindirim sistemiyle bir ilgisi olduğu düşünüldü.Kolikle ilgili süt allerjisini,reflüyü suçlayanlar oldu.Ancak bunların pek bir bilimsel kesinliği bulunmuyor. Ve son yıllardaki bilinenler de bizi bu teorilerden bir miktar uzaklaştırıyor.

    Bir başka teori sinir sisteminin tam olgunlaşmaması ve bebeğin ‘bir trimester geride olması’ bebeklerin anne rahmine benzeyen tüm uyaranlara verdiği cevap ve üç ayda birden bire koliğin kesiliyor olması bu teoriyi destekliyor.

    Depresyonu ya da anksiyetesi olan annelerin bebeklerinde de koliğin daha fazla görüldüğünü görüyoruz.

    Koliğin Tedavisi

    Evet ne yazık ki koliğin gerçek bir tedavisi yok.Ancak zaten bebeğe zarar vermeyen ve kendi kendine geçen bir şey olduğu için aslında tedaviye gerek de yok.Yaptığımız şey çoğu kez bebeği ve anneyi rahatlatmak.

    Kolikli bebekler kundaklanmaya iyi cevap veriyor.Ancak kundağın ayak kısmının çok sıkı tutulmaması gerekiyor (kalça çıkığı açısından) Yine kucakta taşınmaya hafifçe sallanmaya (hızlı sallama bebeğin beyni için zararlı olabilir) ve rutin seslere cevap veriyorlar.(elektrik süpürgesi,saç kurutma makinesi sesi,ya dad alga sesi vs gibi CDler)

    Tüm bunlar onlara anne rahmindeki ortamın benzerini hazırlıyor.

    Salıncak,anna kucağı gibi gereçler işe yarayabiliyor.

    Bebeğin gazını iyi çıkarmak gerekiyor. Eğer bebeğin çok gazı varsa gaz damlaları verilebilir.Bunların mümkün olduğunca doğal olanlarını kullanmakta fayda var.

    Anne genelde hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yorgun ve bitkin olduğu için dinlenebilmesi,sorumluluğun paylaşılabilmesi çok önemli.Annenin yorgunluğu ve stresi azaldığı zaman bazen bebeğin de kolik bulgularının azaldığını görüyoruz.