Karnı tok mu? Evet. Bezi temiz mi? Evet. Ateşi yok değil mi? Yok.
Peki, öyleyse bebeğiniz neden ağlıyor? Bebeklerin ağlamak için kendi nedenleri vardır. Ama en ebeveynler bile bebeklerinin aklını okuyamazken, bebekler de ne olduğunu sözcüklerle anlatamaz.
İşte sizin için denenmiş bazı yöntemler:
Emme ihtiyacı
Emme hareketi bebeğin kalp atış hızını düzenleyebilir, midesini rahatlatabilir ve rahatsız uzuvlarını sakinleştirebilir. Bebeğinizin emmesi için emziğini veya parmağınızı verin. Bırakın keyfini çıkarsın.
Sarılmak ve kundaklamak
Yeni doğan bebekler, rahimdeki gibi bir sıcaklığı ve güvenliği hissetmekten hoşlanır. Bu duyguyu yeniden yaşatmak için, bebeğinizi bir battaniyeyle kundaklamayı, kucaklamayı veya omzunuza yatırmayı deneyin. Kundaklanmayı veya sarılmayı çok kısıtlayıcı bulan bazı bebekler, ritmik hareketler veya emzik emme gibi diğer rahatlatma yöntemlerine daha iyi yanıt verir.
Müzik ve ritim
Müzik çalabilir, bir ninni veya en sevdiğiniz şarkıyı söyleyebilir ve odanın içinde dans edebilirsiniz.Bebeğinizin neye yanıt verdiğini görmek için, farklı müzik türlerini deneyin.
Ilık su
Temiz havada olduğu gibi, ılık su da bebeğinizi sakinleştirebilir ve gözyaşlarını dindirebilir.
Banyodan farklı olması için, bebeğinizi kollarınızda tutarak duşun altında tutun. Bazı bebekler bu ortamabayılabilir ama bebeğiniz gürültüden veya sıçrayan sudan hoşlanmazsa onu zorlamayın. Yalnızca duşunuzun kaymaz tabanlı olduğundan emin olun.
Hareket
Kollarda veya taşıyıcıda taşınmanın sağladığı hareket yeterli olabilir. Bebeğinize bu hareketi sallanan sandalye, salıncak veya sallanan bebek koltuğu ile de sağlayabilirsiniz; bebeğinizi çalışan çamaşır makinesinin üzerinde bir araç koltuğuna yerleştirmek (ama sakın yalnız bırakmayın )veya bebek arabasında ya da aracınızda gezdirmek de bir seçenek olabilir.
Ağlayan ve sakinleştirilemeyen bir bebek, ebeveynler için yoğun bir stres kaynağıdır. Neyse ki, bebeğiniz büyüdükçe, kendisini daha iyi sakinleştirebilecek ve ağlamalar büyük ölçüde sona erecek.
Masaj
Çoğu bebek dokunulmaya bayılır. O yüzden, bebek masajı tam da aradığınız şey olabilir. Hareketleri sıkı sıkıya uygulamak için endişelenmeyin – nazik ve yavaş uyguladığınız her hareket bebeğinizi rahatlatacaktır.
Ağlayan ve sakinleştirilemeyen bir bebek, ebeveynler için yoğun bir stres kaynağıdır. Neyse ki, bebeğiniz büyüdükçe, kendisini daha iyi sakinleştirebilecek ve ağlamalar büyük ölçüde sona erecek.
Kendinizi strese sokmayin
Bu arada, hem bebeğiniz hem de kendiniz için endişelenip, kendinizi suçlu hissetmeyin. Bu sürecin sonunda, daha sabırlı ve sevgi dolu bir anne veya baba olacaksınız. Sınırınıza dayandığınızı hissettiğinizde, şu ipuçlarından yararlanın:
Bebeğinizi güvenli bir yere yerleştirin ve bir süre ağlamasına izin verin,
Bir arkadaşınızı veya akrabanızı arayarak, tavsiye alın,
İşleri belirli bir süre için güvendiğiniz bir kişiye bırakın,
Dikkatinizi dağıtmak için sakinleştirici bir şarkı dinleyin,
Derin derin nefes alın,
Kendinize şunu hatırlatın: ağlamak bebeğinize zarar vermez ve bebeğinizin sadece ağlayıp rahatlamaya ihtiyacı olabilir,
Kendi kendinize şunu söyleyin: “Bebeğim büyüyecek ve bu dönemden çıkacak”,
Ne yaparsanız yapın, gerginliğinizi bebeğinizden çıkarmayın,
İki ay boyunca uykusuz kaldınız. Onu her saat sakinleştirmeye çalıştınız. Tabii bu arada bol bol da gözyaşı gördünüz. Bu arada belki arada parlayan bir gülümseme gördünüz ama bunun nedeni gaz da olabilirdi. Şimdi asıl ödülü alma zamanı. Yaklaşık 2 aylık olduğunda, bebeğiniz size gülümseyecek! Bebeğinizin dayanılmaz gülümsemesi için genellikle sesinizi duyması veya yüzünüzü görmesi yetecek.
Kahkaha Bebeğinizin sık sık ağlayan sesi sizi köşeye sıkıştırdıysa, direnmeye devam edin. Bebeğiniz 4. ayını tamamladığında, belki de duyup duyabileceğiniz en tatlı sesi, yani bebeğinizin kahkahasını beklemeye başlayabilirsiniz. Bunun en iyi tarafı da, bebeğinizin ne kadar kolay kahkaha attığını görmektir. Gülünç suratlar, gıdıklama ve ce-ee’ler kıkır kıkır kahkahalar atmasına yetecektir.
Deliksiz Uyku Diğer hiçbir ilk ana benzemeyen deliksiz uyku, yeni ebeveynler için bir mucize haline gelir. Yeni doğan bir bebeğin tüm gece uyumasını beklemek gerçekçilikten ve sağlıklı düzenden uzaksa da, ebeveynler yakın zamanda rahata kavuşacaklarını unutmamalıdır. 4-6 ay sonrasında, çoğu bebek tüm geceyi deliksiz bir uykuyla geçirebilir.
Dik Oturma Her zaman karnınızın üzerinde uzanmanız gerektiğini düşünün. Dünya nasıl da farklı görünürdü! 5 veya 6 ay sonrasında, çoğu bebek destekle dik oturabilir. Destek için, ya ellerini önlerine koyar ya da yastıklara veya mobilyalara yaslanırlar. Bebekler, genellikle 7-9 ay civarında desteksiz oturabilmeye başlar.
Emekleme 9 aya gelindiğinde, çoğu bebek hem ellerini hem de ayaklarını kullanarak emeklemeye başlar. Bazı bebeklerse hiç emeklemeden sürünmeyi veya kıvrıla kıvrıla ilerlemeyi tercih eder. Emekleme çok önemli bir gelişme değildir ve kaymayı veya sürünmeyi tercih eden bebekler de genellikle diğer gelişmelere zamanında erişir.
El Sallama
‘Bay bay’ anlamında el sallama sadece şirin bir hareket değildir – aslında, bir dil ifadesidir. 9 aya varıldığında, çoğu bebek sesler, jestler ve anlamlar arasında bağlantı kurmaya başlar. El sallamanın ‘bay bay’ ifadesiyle bağlantılı olduğunu anlar. Elle Yemek Yeme Kaşıkla besleme ihtişamını kaybetmeye başladıysa, bebekler kendi başlarına yemek yemeye hazırdır. 9-12 ay arasında, bebekler ellerini ve parmaklarını kontrol edebilmeye başlar. Bu da, parçalı yiyecekler gibi küçük nesneleri kavramalarını kolaylaştırır. Ne yazık ki, bu yaşın üstündeki bebekler tatları ve dokunuşları keşfetmeye bayıldığından, ağızlarına atmak isteyecekleri tek şey yiyecek olmayacaktır. Bu yüzden, çevre güvenliği bu yaşta dikkate alınması gereken önemli bir noktadır.
Ayakta Durma 12 aya varıldığında, çoğu bebek kısa süre de olsa desteksiz ayakta durabilir. Ayrıca, mobilyalara veya başka nesnelere dayanarak küçük adımlar da atarlar – buna “sıralama” adı verilir. Bağımsız bir şekilde yürümeyi öğrendikleri andan önceki haftalarda veya aylarda, bebekler sıralayarak, kendilerini asıl yürüme aktivitesine hazırlar.
Adım Atma İlk adımı, ilklerin kralı olarak görebilirsiniz. Bebeğinizin kendi başına attığı ilk adım kadar beklenen (veya kaydedilmeye çalışılan) başka bir an yoktur. Ancak, her bebek bir yaşına vardığında yürümeye başlamaz. Normal yürüme yaşı 9 ila 17 aydır ve çoğu bebek, ilk adımlarını yaklaşık 13. ayda atar. İlk Kelime “Anne! “Baba!” Bebeğinizin adınızı söylediğini duymak kadar güzel bir şey yoktur. Bu da bir yaş civarında gerçekleşir. Bu zamana kadar, çoğu bebek en az bir gerçek kelime söyler ve başkalarını taklit etmeye çalışır. Ufaklığınızın düşüncelerini nihayet öğreneceğiniz an yakındır.
Çocukluk çağında en sık görülen gıda alerjisi, inek sütü alerjisidir. İnek sütü proteinlerine karşı, vücut anormal bir reaksiyon vermektedir. Günümüzde bebeklere 1 yaşa kadar inek sütü önerilmiyor. Fakat; bebek inek sütü bazlı mamalar veya emziren annenin kendisinin aldığı süt vasıtasıyla, inek sütüyle temas edip alerjik yakınmalar gösterebilmektedir. Bazen de belirtiler, 1 yaş sonrası süt içmeye başladığında ortaya çıkmaktadır.
İnek sütü alerjisi genellikle bebeklikte ( özellikle ilk 6 ayda ) başlar, ancak daha büyük çocuklarda da başlayabilmektedir. Süt alerjisiyle karşılaşan çocukların bir kısmı 2-3 yaşında bundan kurtulurken, bir kısmında da ömür boyu devam etmektedir. Ailede alerjik hastalıklar sık görülüyorsa, çocukta da risk artmaktadır.
İnek sütü alerjisinin belirtileri nelerdir?
Huysuzluk, aşırı ağlamalar
Aşırı gaz sancısı
Kusma
İshal- kanlı, mukuslu gaita görülebilir
Kabızlık- bazen süt alerjisi ishal değil kabızlığa da yol açabilir
Ciltte döküntü, kaşıntı, egzama
Gözlerde kaşıntı
Göz altlarında koyu renkli halkalar
Tekrarlayan hırıltı, öksürük, aksırık,burun akıntısı veya tıkanıklığı
Sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, sinüzit, bronşit geçirme
Büyüme geriliği görülebilir.
Süt alerjisi saptanan bebek için beslenme nasıl olmalı?
Süt alerjisi saptanan bir bebek için en iyisi anne sütüdür. Ancak annenin süt ve süt ürünlerini beslenme programından çıkarması gerekecektir. Annenin, beslenmesi doktor ve diyetisyenin önerileriyle düzenlenir.
Mama ile beslenen bebeklerde soya bazlı mamalar denenecek, ancak eğer buna da alerjikse hipoallerjen olarak adlandırılan özel bazı mamalara geçmek gerekecektir.
Alerjisi devam eden daha büyük çocuklarda, doktorun önerdiği süre boyunca süt ve süt ürünleri diyetten çıkarılır. Sonra uygun zamanlarda, alerjinin kaybolup kaybolmadığına bakılır.
Plasenta, bir tarafta anne rahminden gelen kan akımları, diğer tarafta ise göbek kordonundaki kan akımı ile anne rahmindeki bebeğin beslenmesini sağlıyor. Bazı hamileliklerde ise bu kan akışı yetersiz olabiliyor. İşte böyle durumlarda bebek yetersiz kan alımını algılıyor ve bu duruma adapte olmak için kan dağıtımını yeniden organize ediyor. Yani bu bebekler aldığı besini tüketme konusunda ekonomik bir programlama yapıyor. Ancak bu “ekonomik” programlama; bebeklerde düşük kiloyla doğuma neden olurken hayatları boyunca karşılarına çıkabilecek pek çok hastalığın da belirleyicisi olabiliyor.
Anne karnında yeterli beslenemeyen bebeklerde kalp damar hastalıkları görülüyor
Bir bebeğin herhangi bir nedenle anne karnında iyi beslenememesi sonucu yeni bir programlama yapmasına anne karnında “intrauterin programlanma” denilir ve bu da metabolizmada kalıcı değişikliklere neden olarak ileride kardiyovasküler, metabolik ve endokrin hastalıklara yatkınlık yaratabiliyor. Bilimsel bir araştırmaya göre, tansiyon yüksekliği ve kalp rahatsızlığı olan kişilerin, doğum kilolarının çok düşük olduğu belirlenmiş. Araştırmaya dahil edilen kişilerin yıllar süren takipleri sonucunda; kalp hastalıklarının, doğum kilosu 2.5 kg’ın altındaki kişilerde daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir.
Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekaya katkısı daha fazla
Anne sütünün zekâ ve beyin gelişimine olumlu katkı yaptığı biliniyor Buna karşın düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekâ gelişimine katkısı daha fazladır. Anne sütünün zekâ gelişimine katkısı sadece içeriği ile ilgili olmayıp emzirme ile annede uyarılan hormonlar, anne-bebek bağının daha iyi kurulması ve annenin bebeğe daha fazla odaklanması ile de ilişkilendirilebilir.
Sağlıklı bir bebek için anne 10-12 kg almalı
Bir anne adayının, bebeğini sağlıklı bir şekilde doğurması için gebelik boyunca alacağı ortalama kilonun 10-12 kg olması gerekmektedir. Emzirme döneminde annenin kilo vermesi olağandır. Anne normal gıdasını alırken, aşırı kalori almıyorsa kilo vermesi normal bir durumdur. Hamile beslenmesinde mineral, vitamin, karbonhidrat, protein dağılımının dengeli olması ve sebze ağırlıklı, antioksidan gıdaların alımının artırılması gereklidir.
Doğumdan sonraki ilk 60 saniyeden başlayarak geçen 48 saatte yapılan girişim ve incelemeler, bebeğin yaşamını tamamen değiştiriyor. Eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar yaşamsal sorunlara yol açabiliyor. Gebelik süresince hiçbir sorun olmasa da 10 doğumdan birinde bebek dış hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır.
Dokuz ay boyunca annesinin karnında rahat, sıcak ve güvenli bir ortamda büyüyen, tüm gereksinimleri annesi tarafından karşılanan ve bu sırada akciğer ile kalp dolaşımı farklı olan bebeğin vücudunda doğumla birlikte dış dünyaya uyum sağlamak için çok hızlı değişiklikler oluyor. Bebek ilk nefesini alması ve kordonunun kesilmesi ile birlikte metabolik dengesini sağlamaya çalışır. Doğumdan sonra eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar, yaşamsal sorunlara yol açabilir. 100 bebekten birine kalp masajı yapmak ya da balon-maske ile solutmak gerekmekte olup, her doğumda sorunların önüne geçebilmek için bebekle ilgilenecek bir hekim ve hemşirenin hazır olması gereklidir. Altın dakika olarak nitelendirilen, hayatın ilk 60 saniyesinde bebek soluğunda veya kalbinde problem varsa hemen müdahale edilmesi çok önemlidir.
Bebeğin ilk aşısı anne sütü
Doğum sonrası uyumu normal olan bebeklerin ilk muayenesi doğum salonunda yapılabilmekte olup, bu sırada yarık dudak, damak, makatın gelişmemesi ve parmak sayılarında farklılık gibi anomalilerin de kontrolü sağlanmaktadır. Tüm kontrolleri yapılan bebek anneye gösterildikten sonra doğum salonunda anne memesine tutulması gerekir. Emzirme ne kadar erken başlarsa, süt de o kadar erken gelir. Bebeği mikroplara karşı koruyan hücre ve antikorları içeren anne sütü doğumu izleyen günlerde çok zengindir. Anne odasına alındıktan sonra doğumu izleyen bir saat içinde bebeğin mutlaka emzirilmesi gerekmektedir.
Sezaryanla doğan bebekler adaptasyon sorunu yaşıyor
Bebeğin ilk 48 saatinde sık karşılaşılan sorunlardan birisi de sarılıktır. Zamanında doğan bebeklerin yüzde 60’ında, erken doğan bebeklerin ise yüzde 80’inde sarılık görülmektedir. İlk 24 saatte meydana gelen sarılıklar patolojiktir ve izlenmesi gereklidir. Fizyolojik sarılık ise ikinci veya üçüncü günde ortaya çıkarak yaklaşık bir-iki hafta sürmektedir. Anne ve bebek arasında kan grubu uyumsuzluğu varsa bu durumun da yakından izlenmesi gerekmektedir. Bebekler kendilerini normal doğuma hazırladıkları için, sezaryen ile doğumda bebekler dış dünyaya adapte olmakta zorlanabilmektedirler. Bebekler ilk idrarını doğumdan sonraki 24 saat, ilk kakayı da 48 saat içinde yaparlar. 48 saat içinde kakanın yapılamaması, barsaklarda tıkanıklık olasılığını düşündürdüğü için mutlaka hekime başvurulması gerekmektedir. Doğumu izleyen günlerde kakanın koyu yeşilimsi-siyah renkte olması da normal kabul edilmektedir.
Erken doğumlarda risk artıyor
Doğumdan sonraki ilk dakikada oksijenlenme süreci gecikirse başta beyin olmak üzere tüm organlar zarar görür. Beyin oksijensiz kaldığında havale görülebilir. Bu durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği ile epilepsi, okul başarısızlığı ya da spastisite gibi ileriye dönük pek çok sorunla karşılaşılabilir. Erken müdahale edilerek yoğun bakım ünitesine alınan bebek 24-28 saat içinde iyileşebilmektedir. Erken doğan bebekleri yaşamın ilk 48 saatinde daha fazla sorun beklemektedir. Erken doğum yapacak olan gebelerin mutlaka yenidoğan ünitesi bulunan merkezleri tercih etmesi gerekmektedir. Anne karnındayken kalbinde veya akciğerinde gelişim bozukluğu belirlenen, barsaklarında tıkanıklık, böbreklerinde anomali saptanan bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan merkezlerde doğması önem taşımaktadır.
Emziren bir annenin en çok merak ettiği konulardan birisi de, hastalandığı zaman hangi ilaçları güvenle kullanabileceğidir. Aslında çok genel olarak baktığımızda bu konunun biraz abartıldığını söyleyebiliriz. Çünkü kesinlikle kullanılmaması gereken veya annenin sağlığı için mutlaka kullanılacaksa emzirmenin kesilmesi gereken ilaçlar bir elin 5 parmağını geçmez. Yalnız nadiren gebelikte güvenli olan bir ilacın emzirirken güvenli olmayabileceğini de eklemekte fayda görüyorum.
Bu yazıdaki amacımız kalabalık listelerle kafanızı karıştırmak yerine bu konudaki genel prensipleri vererek sizleri biraz olsun rahatlatmak ve günlük hayatımızda sıkça kullanılan ilaçları alırken emzirme durumu hakkında bilgi vermek. Çünkü çok ayrıntılı listeleri vermek ancak bir kitap yazarak mümkün olabilir.
Bebekler büyüdükçe ilacı vücutlarından atma kapasiteleri de artar, bu nedenle, anne sütü alan bir bebek prematüre veya düşük doğum ağırlıklı değilse ve 30 günden büyük sağlıklı bir bebekse genel olarak biraz daha rahat olabiliriz. Ancak prematüre ve düşk doğum ağrılıklı bebeklerde çok dikkatli olmak gerekir. İlacın bebekte yapacağı etkileri anneye ait faktörler, bebeğe ait faktörler ve ilacın tipi tayin eder. Bebeğin günlük aldığı toplam süt miktarı da yine bunu belirleyen faktörler arasındadır. Bu durumda 8, hele de 10 aydan büyük yoğun ek gıda alan bebeklede yine biraz daha rahat olmak mümkündür.
Krem-pomat tarzı sürme ilaçların, burun damla ve spreylerinin veya soluma yoluyla alınan spreylerin direk kana ve dolayısıyla anne sütüne geçme olasılığı daha az olduğu için, bu tür ilaçlar emziriken en güvenli gruptur. Ağızdan alınan ilaçlara gelince vitamin-minerlaler, basit ağrı kesiciler ve çoğu antibiotiğin güvenli olduğunu söyleyebilirim. Bununla ilgili istisnaları ve daha nadir kullanılan diğer ilaç gruplarına da başka bir yazımızda değineceğiz.
Bebeğin doğumdan sonraki ilk bir ayı yenidoğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönem hem bebek hem de anne açısından çok önemli bir dönemdir. Anne ve bebek arasındaki ilişkinin temelleri bu dönemde atılır.
Doğumdan sonraki ilk birkaç saat çok önemlidir. Bu dönem yenidoğan bebeğin en aktif olduğu dönemdir. Bebek mümkün olan en kısa sürede anne memesine getirilmeli ve en az 10-15 dakika aktif emmesi sağlanmalıdır. Bebeğin memede kalması aktif olarak emdiği anlamına gelmez. Öncelikle bebeğin memeyi tam kavradığından emin olmak gereklidir. Mümkünse önce annenin rahatı sağlanarak meme hafifçe aşağıya doğru yönlendirilmelidir. Meme başı ve etrafındaki kahverengi kısmın büyük bir kısmı bebeğin ağzını dolduracak şekilde kavraması sağlanmalıdır. Bu durum hem bebeğin etkin emmesi, hem de annenin meme başı çatlağı oluşumunun azaltılması açısından önemlidir. Bebek sol memeyi emerken anne sağ elinin 4 parmağı memenin altında olacak şekilde memeyi desteklemeli başparmağı ile de arada göğsü yukarıdan aşağıya doğru sıvazlayarak hem süt akışını sağlamalı, hem de bebeğin burun deliğinin açık olmasını sağlamalıdır. Arada işaret parmağı ile bebeğin çenesine dokunarak da uyaran vermekte fayda vardır.
Doğum sonrası ilk günlerde süt az geldiği için bebek çabuk yorulabilir, bu yüzden ara ara bebeğe uyarı verilerek ve göğüs sıvazlanarak bebeğin uyumasına fırsat verilmeden emzirme süresi en az 10-15 dakika olmalıdır. Bebek emerken ara ara 5-10 saniyelik dinlenmesi normaldir. Ancak bu süreyi çok uzatıp uykuya geçmesine müsaade edilmemelidir. Bir meme emzirildikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalı, altı değiştirilmeli; sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci memeye geçmeden önce 15-20 dakika kadar ara verilmesi bebeğin gazını çıkarması, çiş-kaka yaparak karnının biraz boşalması ve yediğini biraz sindirmesi için bebeğe zaman verecektir. Bu sürenin sonunda bebeğin altını değiştirmek ikinci memeye geçmeden önce tekrar uyanmasını sağlayacaktır. Yani beslenme ve bebeğin bakımı için toplam 1 saat kadar süre ayrıldığında ve bu süre etkin olarak değerlendirildiğinde bebek iyi beslenmiş ve rahatlamış olduğu için ikinci memeyi emdikten sonra yaklaşık 1,5-2 saat uyuyacaktır.
Doğum sonrası 3-7. günler arası bazı problemler görülebilir. Bu dönemde anne eve çıktığı için biraz yorgundur. Yeni anneliğin şaşkınlığına bir de meme başı problemlerine bağlı ağrı da eklendiği için bazen emzirme eziyet haline dönüşebilir. Doğru emzirme tekniklerinin uygulanması bu durumun biraz daha hafif atlatılmasını sağlayabilir. Ancak bu dönemde süt yapımı çok arttığı için memelerde gerginliğe bağlı ağrı olabilir. Bebek bazen gerginlikten dolayı memeyi kavramada zorlanabilir ve süt çok olmasına rağmen bebek aç kalabilir. Bu durumda yine öncelikle bebeğin doğru şekilde emzirildiğinden emin olunmalıdır. Eğer bebek emme sonrası huzursuzlanıyorsa, memeye geldiğinde hemen uyuyor, yeterince ememiyorsa, çok kısa aralıklara emmek istiyorsa yeterince beslenemiyor olabilir. Bu durumda beslenme öncesi anne memesi sağılarak biraz yumuşatılır ve süt akışı başladıktan sonra bebeğe meme verilirse daha başarılı olunacaktır.
İlk 7-10 günü başarılı bir şekilde atlattıktan sonra bebek yaklaşık 2-3 saatte bir düzenli olarak emiyor ve uyuyorsa sonrasında genelde artık uyarı vermeye gerek kalmaz. Bebek artık güçlendiği ve süt yapımı da bebeğe uygun şekilde düzenleneceği için bebeği aynı düzende emzirmeye devam etmek genel olarak bebeğin yeterli beslenmesini sağlayacaktır. Düzenin devam etmesi 15-20 günlükken başlayacak gaz sancısı döneminin biraz daha rahat atlatılması açısından da önemlidir.
Tüm annelere ve anne adaylarına; bebeğinizle birlikte yeni hayatınıza güzel bir başlangıç yapmanız dileğiyle.
Her ebeveyn bebeği için en iyisini ister, sizler de bebeğiniz için en iyi olanı detaylarıyla öğrenmek için buradasınız. Konumuz anne sütünün önemi. Biz sağlıklı nesiller yaratmak istiyoruz ve hep bunun için çalışıyoruz.
Ve size bir sır vereyim mi? Bugün bunun anahtarını cebinize koyarak bilgisayarınızı kapatacaksınız. Şu sayfadan çıkarken… tek bir mesajın asla aklınızdan çıkmamasını istiyorum. İlk 6 ay sadece anne sütü bebeğiniz için en iyisidir, ilk 6 ay anne sütü dışında su-mama-diğer sıvıların verilmesi tıbben gerekmedikçe asla önerilmez.
Anne sütünün özellikleri:
Anne sütü benzersiz-çok özel canlı bir sıvıdır, Tanrı’nın bir mucizesi, insanoğluna en önemli armağanlarından biridir. Bebeğin sağlıklı olarak gelişimini sağlamakla kalmaz, anneyle arasında eşsiz bir sevgi bağı oluşmasına yardımcı olur çünkü bebek anne göğsünde kendini güvende hisseder. Emzirme bebek beslenmesinin en ekonomik, hatta bedelsiz bir şeklidir.
Canlı bir sıvı demiştik çok doğru çünkü içinde mikroplarla savaşan akyuvar dediğimiz beyaz kan hücreleri ve birçok biokimyasal maddeler içerir. Anne sütü “hazırdır-sıcaktır-temizdir”. Isıtmaya ve sterilizasyona gerek yoktur, daha da önemlisi her an ulaşılabilir. Belki komik gelebilir, ama 6 aydan sonra ek gıdalara başladığınızda bu 3 kelimenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlayacaksınız ve o zaman bana hak vereceksiniz.
İlk 6 ayda anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürre, kulak iltihabı gibi bulaşıcı hastalıklara ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar ve daha sağlıklı büyürler. Gaz-kabızlık-kusma gibi sindirimle ilgili rahatsızlıklar daha seyrek görülür. Daha zeki olurlar, aynı zamanda gözün görme yeteneğini arttırır. Konuşma ve çene yapısını destekler. Ayrıca ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek erişkin çağında görülen, diyabet, romatizma, kanser, kalp hastalıkları gibi hastalıkları önlemede de etkindir.
SORU: Nasıl oluyor da anne sütü erişkin çağdaki hastalıkları engelliyor?
Çünkü anne sütü çok düzgün işleyen bir bağışıklık sistemi inşa eder. Bağışıklı sitemnde denge çok önemlidir, ne fazla ne eksik olmalı. Fazla çalışırsa alerjik hastalıklar, ileri yaşlarda romatizma diabet gibi otoimmun hastalıklar, az çalışırsa enfeksiyonlar ve kanser gibi hastalıklar daha sık görülür.
Emzirmenin anneye faydaları
Bu yazıyı öncelikle bebeğiniz için okuduğunuzu çok iyi biliyorum, ancak biraz kendinizi de düşünmeniz gerekir. Çünkü insanın kendisi için iyi bir şey yapması çok daha motive edici değil mi? Bunları niye söylüyorum, çünkü anne sütünün bebeğe yararlarının yanında anneler için de birçok olumlu etkileri var.
– Bebek bekleyen tüm annelerimizin korkulu rüyasının hamilelikte alınan kilolar olduğunu çok iyi biliyorum ama üzülmeyin, emzirmek bu kiloların daha kolay verilmesini sağlar. Çünkü emzirmek ciddi bir kalori ve sıvı kaybıdır. Biraz yediklerinize dikkat edince, yani günlük normal ihtiyacımızın sadece 500 kal. üzerine çıkıp düzenli olarak bebeğinizi emzirdiğinizde, 6 ay içinde fark etmeden yavaş yavaş kilo verdiğinizi bizzat göreceksiniz.
– Emzirmek doğumundan sonra rahmin küçülmesini ve hamilelik öncesi haline dönmesini kolaylaştırır. Çünkü sütün göğüsten fışkırmasına yardımcı olan oksitosin hormonu aynı zamanda rahim kaslarının da toparlanmasını sağlar.
– Emzirme kemik erimesi ve ileri yaşlarda kalp krizine yakalanma riskini, hatta rahim ve göğüs kanseri risklerini de azaltır.
Gelelim emzirmenin sağlıklı bir şekilde başlaması ve sürdürülebilmesi için çok önemli ALTIN KURALLARA. Bunlara altın kurallar diyorum, çünkü bence altın değerinde. Sadece bunların bilinmemesi veya uygulanamaması yüzünden binlerce bebeğin erken dönemde anne sütünden mahrum kaldığını biliyor muydunuz?
1. ALTIN KURALIMIZ: Doğru zamanlama Bebeğin doğumdan sonra en geç bir saat içinde anne memesine verilerek emzirilmesi gereklidir. Hatta doğumhanede bebek doğar doğmaz ilk yakınlaşmanın sağlanması tam bir emme olayı gereçekleşmese bile, oldukça faydalıdır. Bebeğin emmek için en uyanık-canlı ve istekli olduğu bu dönem geçirilirse, bebekte uzun süre isteksizlik ve emzirmenin başlamasında gecikme görülebilir. Sezaryenli annelerin bile henüz kendilerine tam gelmeden bir başkasının yardımıyla bebeklerini emzirmeleri sağlanabilir. 2. ALTIN KURALIMIZ: Doğru emzirme pozisyonu Emzirme pozisyonu çok önemli bir konu, yanlış bir emzirme hem bebeğin iyi beslenememesine, hem de annenin meme başlarının çatlamasına neden olur. Öncelikle memenin anatomisiyle işe başlayalım. Süt keseleri meme başında değil, kahverengi dokuda bulunur, bu yüzden tüm kahverengi doku bebeğin ağzına girip basınca maruz kalmazsa bebeğin ağzına süt akmaz, bu da bebeği kızdırarak meme başını çiğneyip zedelemesine sebep olur. Bebeğin ağzı geniş açık, alt dudak dışa dönük olmalı, bebeğin çenesi memeye dokunmalıdır. Bebeğin ağzının üzerinde görülen göğsün kahverengi kısmın büyüklüğü altta kalandan daha fazla olmalıdır.
Ben yanlış pozisyonu da tarif etmek istiyorum, çünkü yanlışı bilirsek doğruyu kavramamız daha kolay olur. Bu öğrenmenin doğasında olan bir şey. Bebeğin ağzının geniş açık olmaması ve dudakların karşıdan bakıldığında ıslık çalar gibi gibi ileriye uzanması, alt dudağın içe dönük olması ve bebeğin çenesinin memeye dokunmaması yanlış bir pozisyondur. Bu durumda bebeğin ağzının üzerinde ve altında kalan kahverengi kısım eşittir. 3. ALTIN KURALIMIZ: İdeal emzirme süreleri ve aralıkları Emzirme sırasında süt gelmesini sağlayan refleksin iyi çalışması için; emzirme süresi ilk gün her 2 göğüs 5 dk, 2. gün 10 dk, 3. günden sonra 15 dk veya daha uzun olabilir. Bir sonraki emzirmede en son emdiği memeden emzirmeye başlanmalıdır.
Zamanında doğmuş bebek için emzirme sıklığı bebek istedikçe olmalıdır. Bu süre genellikle ilk haftalarda 2-3 saat gibidir. Ancak bazı bebekler saat başı bile emmek isteyebilirler. Bu bebeğin aç olduğu anlamına gelmez, tabi ki eğer daha sonra bahsedeceğimiz doyma belirtilerinde bir sorun yoksa. Erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde ise, kan şekerinin düşmemesi için bebek istemese bile 2 saattten daha uzun ara vermeden beslemeye özen gösterilmelidir. Ama daha sık olabilir, 2 saatten seyrek olmamalıdır.
Sık emzirmenin birçok bilimsel faydası da mevcut. Ben buna göğüs-beyin otoyolu diyorum. Çünkü gerçekten bu çift yönlü bir otoyol gibidir. Annenin göğsündeki algılayıcılar bebeğin emmesiyle uyarılır, bu uyarı sinirler aracılığıyla beyinden Oksitosin-prolaktin dediğimiz 2 adet hormonun salgılanmasına yol açar. Bu hormonlar da daha sonra karşı yoldan, kan yoluyla annenin göğüs dokusuna giderek göğüse süt yap sütü boşalt emirlerini verir. Bunun pratik sonucu “Bebek ne kadar sık emerse o kadar çok süt olur”, yani bebek emdikçe süt biter inanışı kesinlikle doğru değildir. Aksine bebek emdikçe süt bitmez, artar. Arada anne sütü dışında sıvılar vermek bu doğal mekanizmayı ciddi şekilde sekteye uğratır. 4. ALTIN KURALIMIZ: Emzirme sürecinin doğallığı…bunun bilinmesi aslında çok önemli, buna psikolojik bir kural da diyebiliriz. Bunu neden söylüyorum, emzirme büyük oranda doğal bir süreç, çok zor bir şey öğrenmek zorunda olmadığınızı bilin ve rahatlayın diye. Anne bebeğe uygun pozisyon vermeyi bebek ise memeyi nasıl tutacağını öğrenir. Bunun dışında gerisi tamamen bebekte doğuştan içgüdüsel olarak var olan reflekslerin işi. Nedir bu refleksler?
· Arama refelksi: Bebeğin yanağına değince kafasını o tarafa çevirir, birşey dudaklarına değince bebek ağzını açar dilini aşağı ve öne uzatır,
· Emme refleksi: Damağa bir şey değdiğinde, bebek emer.
· Yutma refleksi: Ağız sütle dolunca bebek yutar.
5. ALTIN KURALIMIZ: Sütün yettiğinden emin olmak, anneye huzur verir. Aslında bu da psikolojik bir kural, çünkü annenin rahat olması huzurlu olması bu konuda kendinden emin olması sütünü arttıran bir faktördür. Bir bebeğin emdikten sonra doyduğunu anlayabileceğimiz basit birkaç belirti mevcut. Öncelikle doyan bir bebek emdikten sonra aranmaz, rahatlar ve kolaylıkla uykuya geçer. Tabii ki gaz nedeniyle huzursuz olan bebekleri bu kategoriye almamak gerekiyor. Günde 4-5 kez çiş ve en az 3-4 bez de dışkılı olur, bazı bebekler ilk aylarda günde 7-8’e kadar kaka yapabilir, bu ishal değildir. 1-2 aydan sonra da bazı bebekler bunu günde bire hatta 3-5 günde bire bile indirebilir, bu da kabız değildir. Anne sütünün yeterli olduğundan emin olmanın daha bilimsel ve sayısal yolları ise doktorunuz tarafından değerlendirilir. Bebeğin büyümesinin değerlendirilmesidir. Pratik olarak iyi beslenen bir bebek ilk 6 ay içinde haftada 150-250 g kilo alır. 5 ayda doğum kilosunun yaklaşık 2 katına, 1 yaşta 3 katına çıkar.
İlk 6 ay içinde boyu her 3 ayda 8cm, 2. 6 ayda ise her 3 ayda 4 cm uzar kabaca ilk 1 yıl içerisinde ortalama boyu 25 cm uzar. Yani 50 cm doğan bir bebek 1 yaşında 75 cm olur. Baş çevresi ilk 1 yıl içinde ayda 1cm genişler. Yalnız lütfen bunların ort. değerler olduğunu unutmayalım, asla kesin kural değil, bu değerlerin altı ve üzeri de genellikle normaldir. Lütfen bebeklerimizi başkalarının bebekleriyle karşılaştırmayalım. Tabii ki boy-kilonun belli bir oranda olması gerektiğini hatırlayalım, 2 ölçüyü birlikte değerlendirelim. Çünkü bebekler arasında büyüme potansiyeli açısından çok geniş aralıklı kişisel farklılıklar mevcuttur. O yüzden, bebeğinizin büyüme durumu hakkında en yetkili ağız onu devamlı takip eden doktorunuzdur.
Annelere öğütler ve ek gıdalara başlamada genel prensipler:
Yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerde ek gıdalara 6. aydan sonra başlanır. 4-6 arasında bebek yeterli kilo almıyorsa yalnız anne sütü ile beslenmeye devam ediniz ve ek besinlere için doktorunuza danışın. Mama ile beslenen bebekler için 4 ayda muhallebi, 5 ayda yoğurt eklenebilir. Sebze-meyveler 6 aydan önce eklenmese iyi olur
Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdaların anne sütünün tamamlayıcısı olduğunu unutmayınız. Mümkünse 6-8 ay arası halen günlük enerjinin %70-80’i anne sütünden gelmeli. Bunun pratik anlamı anne sütü bol ve bebek emmeye istekli, kilo alımı da iyiyse 8 ay dolana kadar günde 2 öğünden fazla eklenmeyerek anne sütünden daha bol faydalanması sağlanabilir. Ancak sebze-meyve-muhallebi-yoğurt gibi tüm farklı lezzetlere alışabilmesi için bu her gün bu 4 öğünden herhangi 2’si dönüşümlü olarak verilebilir.
Ek gıdaya geçişte, özellikle katı gıdaların verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bebeklerin, istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 6-7 aydan sonra düzelir. Bebeğiniz ek gıdaları sevmedi diye endişelenmeyiniz.
Çocukların beslenme durumu en iyi kilo alışları ile değerlendirilir. Bunun için çocuğunuzu düzenli sağlık kontrollerine götürünüz.
EK BESİNLER: Çocuğu değişik tatlara ve kıvamlara alıştıran, ileri yaşlar için kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek besinlerdir. Bu dönemde verilecek ek besinler meyve püresi, sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel bisküvi, ekmek, yumurta gibi yiyecekleri içerir,
ü Ek besinler kaşıkla az miktarlarda başlanarak verilir, daha sonra öğün haline getirilir.
ü Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk aç iken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz.
ü Ek besinlerin hepsine aynı haftada başlamayınız. Yeni besinleri en az 3-4 gün aralıklarla çocuğunuzun beslenme programına ekleyiniz.
ü Yeni verilecek yiyeceklerin alerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Şüphelenilen gıda çocuğa verilmediği zaman belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz.
ü Bebeğinize hiçbir zaman şekere veya reçele batırılmış yalancı meme vermeyiniz.
ü Çocuğunuzun hoşlanmadığı önemli yiyecekleri 2-3 haftalık aralarla zaman zaman tekrar vermeyi deneyiniz.
ü Bebeğinize vereceğiniz tüm yiyeceklerin temiz ve taze pişmiş olmasına dikkat ediniz.
ü Bebeğinizin iştahına saygı gösteriniz.
*Bebeğinize 12. ayın sonuna kadar kaynatılmış su veriniz.
*Bebeğinize 1 yaşına kadar inek sütü vermeyiniz(Şişe süt, kutu süt gibi pastörize diye adlandırılan sütlerin de inek sütü olduğunu unutmayınız)
*Bal-çilek-kuruyemiş-balık harici deniz ürünleri 1 yaşa kadar verilmeyecek diğer gıdalardır. 8 aydan sonra ceviz ezilerek yemeklerin içine karıştırılabilir, bu balık yiyebileceği yaşa kadar zengin bir Omega 3 kaynağıdır.
Meyve püresi: 6 aydan sonra , elma, şeftali, muz gibi meyvelerin püreleri, 1-2 tatlı kaşığından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Bu püreler üzüm suyuyla, 8 aydan sonra mandalina-portakal suları ile biraz sulandırılabilir.
Hazırlanışı: Çocuğa ilk verilecek meyve mevsimine göre elma-muz veya şeftalidir. Meyveler iyice yıkanılır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir. İmkan yoksa rondo ve blendır da kullanabilirsiniz. Günde bir veya iki kez öğün aralarında olmak üzere yarım muz veya orta büyüklükte bir meyve verilebilir. Meyve pürelerine şeker eklenmemelidir. Meyve püreleri yoğurt ile karıştırılarak bir öğün olarak verilir. Biberonla meyve suyu verilmemelidir, bu ileride biberon çürüklerine yol açabilir.
Muhallebi: 4-6 ayda başlanır. Genellikle akşam öğünü olarak, çocuğun yatma saatine göre 20:00-22:00 saatleri arasında verilir, bu daha uzun uyumaya yardımcı olabilir.
Hazırlanışı: 1 su bardağı su ve yaklaşık 3 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak su muhallebisi yapılır. Ateşten indirilir, hafif soğuduktan sonra 6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Gerekirse tel süzgeçten geçirilir. Ancak bazı bebekler bu miktarı yiyemeyeceğinden bu 1/3 veya ¼ oranında azaltılarak da yapılabilir. Hazır kaşık mamalarından sütlü-pirinçli en sade olanı da bunu yerine verilebilir. Yaşı ilerledikçe diğer farklı çeşitteki kaşık muhallebileri de verilebilir. En geç 7 ay dolunca tahıllı muhallebilere de geçilmelidir. Tahıla geç başlanması Çölyak hastalığı riskini arttırabilir. Tatlı sevmeyen özellikle de peynir seven bebekere suyla pişirilen pirinç ununa 1-2 tatlı kaşığı labne peynir ½ tatlı kaşığı tereyağ ile değişik lezzette ancak yine doyurucu muhallebiler de hazırlanabilir.
Yoğurt: 4-6 ayda Genellikle ikindi öğünü ek gıdası olan yoğurt, muhallebi yerine de verilebilir.
Hazırlanışı: Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa (40 C) kadar soğutulur. Bir litre süte 1-2 çorba kaşığı süt içinde sulandırılmış bir çorba kaşığı yoğurt maya olarak eklenir ve yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcak bir yerde 4 saat bekletilir. Her zaman imkanınız yoksa bazı günler güvenilir tesislerde üretilen hazır yoğurtları da verebilirsiniz.
Sebze püresi : 6 ayda muhallebiye başladıktan 1-2 hafta sonra (ancak iyi kilo alan bebeklerde muhallebiden önce) genellikle öğle öğününde 1-2 tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş artırarak verilir. Sebze püresi kaşıktan dökülmeyecek kıvamda olmalıdır.
1 orta boy havuç, 1 orta boy patates, 1 tatlı kaşığı pirinç konarak iyice yumuşayana kadar ağzı kapalı kapta pişirilir. Tel süzgeç veya blender’dan geçirilir. Bu püreden önce yarım çay bardağı ile başlanır, çocuğun isteğine göre yavaş yavaş artırılarak verilir. Doyacak miktarda yiyebilene dek öğünler anne sütü ile tamamlanır.
İlk haftadan sonra içine 1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenebilir. Damak tadı gelişmiş bebekler bu düz püreyi sevmezlerse, zeytinyağı yerine ½ tatlı kaşığı tereyağı ve/veya peynir seven bebeklere 1 tatlı kaşığı tuzsuz labne peyniri de eklenebilir.
3. haftadan sonra mevsim sebzeleri eklenerek içerik zenginleştirilir. Çeşit çok artınca farklı 2’li 3’lü gruplar yapılabilir. Küçük kaplarda 1-2 gün buzdolabında saklanabilir. Ancak yeşil yapraklı sebzeleri (ıspanak, maydonoz, pazı vb. )günlük eklenip hemen tüketilmelidir. Yeşil yapraklı sebze içeren çorbalar bir kereden fazla ısıtılmamalıdır. 3-4 haftadan sonra hazırlanan sebze püresine tepeleme bir çorba kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş) eklenebilir. 8 ay dolduktan sonra tamamen ezilmiş püre yerine çatla ezilmiş ufak pütürler içeren püreye geçilmelidir.
Kahvaltı: Çocuk yukarıdaki besinlere alıştıktan sonra kahvaltıya başlanır.
Hazırlanışı: Peynir, reçel ya da pekmez, ekmek ya da bebe bisküvisi ile hazırlanır. Daha akışkan bir kıvama getirmek amacıyla içine 30-60 ml hazır mama eklenmesi de uygun olacaktır. Tuzu çıkarılmış peynir(veya tuzsuz labne peyniri) ile reçel veya pekmez mama içinde ezilir ve karışıma ekmek içi ya da bebe bisküvisi katılır. Önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır ve giderek arttırılır. Kahvaltıya arzu edilirse 1 çay kaşığı tereyağ eklenebilir. En geç 8 aydan sonra bu bulamaç kahvaltıdan vaz geçip tüm tatları ayrı ayrı denemesine fırsat verilmelidir.
Et: 7-8 aylarda bir tepeleme çorba kaşığı pişmiş kıyma tavuk eti parçası blendırda ezilerek sebze püresi hazırlanırken içine eklenir.
Karaciğer: 7-8. ayda öğle öğünlerinde et ile değiştirilerek 10-15 günde bir kez olmak üzere verilebilir. Hazırlanışı: Kuzu , koyun, dana veya tavuk ciğeri kullanılır. Karaciğer az tuzla suda haşlanır, veya yağsız tavada ters-yüz ederek de pişirilebilir, zarı çıkarılır püre şeklinde sebze püresinin içine eklenir.
Köfte: Baharatsız olarak hazırlanmış ızgara köfte veya terbiyeli-sebzeli köfteler ezilerek 8 aydan sonra verilebilir.
Pilav, makarna ve dolmalar: 8 aydan sonra yoğurt ile karıştırılarak verilebilir.
Su: Genel olarak 6-8 aydan sonra bebeklerin hareketleri artar. Öğün aralarında da susayabilir. Susama durumu aldığı anne sütü miktarına göre değişkenlik gösterebilir. Su ihtiyacı için çişli bez sayısı ve çişli bezin rengi de değerlendirilmelidir.
Yumurta: Katı pişmiş yumurta sarısı çocuk kahvaltıya alıştıktan sonra (7-8. ayda)1çay kaşığı olarak beslenme programına eklenir, yavaş yavaş arttırılır. Bir haftanın sonunda bebek günde bir yumurta sarısını yiyebilir. Sarısıyla alerjisi olmayan çocuklara 10 aydan sonra yumurtanın beyazı da verilebilir. Ailesi alerjik olan veya bebekliğinde aşırı gaz sancısı olan, bebek egzeması geçiren, ya da tekrarlayan bronşiolit atakları olan ve doktorunuzun alerjiden şüphelendiği durumlarda yumurta özellikle de beyazı 1 yaş sonrasına da ertelenebilir.
Balık (kılçıksız): 9-10 aydan sonra öğle öğünlerinde püre şeklinde et yerine değiştirilerek verilebilir. Kiloyla dilimle satılan çok büyük balık yerine tane balık tercih edilmelidir. (Levrek, çupra, iri mezgit, sarıkanat, lüfer gibi balıklar en uygun olanlarıdır)
Not: Hayvani proteinleri eklerken her ay farklı birsini denemek en doğru yaklaşım olacaktır.
ÇAY-KOLA-KAHVE v. s: Besleyici hiçibir değeri olmayan bu içeceklerin çocuk beslenmesinde yeri yoktur. Aksine diğer gıdaların ve özellikle demirin bağırsaktan emilmesini engelleyerek çocuğunuza zarar verebilir.
Kolik yaşamın ilk 3 ayında bebeklerde görülen ve bir hastalığa bağlı olmayan şiddetli ağlama nöbetleridir. Yaşamın ilk 3 ayı diğer aylara gore bebeklerin daha çok (günde 2 saate kadar süren) ağladıkları bir dönem olduğundan şiddetli ağlama için kesin bir tanım yapmak zordur. Ancak kolik ağlaması olan bebekler daha uzun (günde 3 saatten fazla) ve daha sık ağlarlar. Bunun yanı sıra kolik ağlamasını diğer ağlamalardan ayırt ettiren bazı özellikler de vardır:
– Kolik ağlaması gün içinde aniden ve genellikle aynı saatte başlayıp biter ve daha çok akşam saatlerinde görülür
– Normal ağlamalardan farklı olarak bebek acı çekiyormuş gibi kendini kasark, ıkınarak ve yüzünü kızartarak ağlar.
– Ağlamaya vücutta kasılmalar eşlik eder ve bebeği sakinleştirmek oldukça zordur.
– Sıklıkla bebeğin gaz çıkarması veya kakasını yapması ile ağlama nöbeti sonlanır.
Çok sık karşılaşılan bu problem, yenidoğan bebeklerin yaklaşık %40’ında görülür. Genellikle doğumdan sonraki ilk 3-6 haftada başlayan ağlama nöbetleri bebek 3-4 aylık olduğunda azalarak geçer. Hem bebek hem de aile için ciddi bir stress kaynağı olan bu ağlama nöbetlerinin nedeni bilinmemekle beraber buna neden olabilecek nedenleri aile gözden geçirmelidir:
– Bebeğin aç olması,
– Fiziksel acıya yol açacak nedenlerin olması (kıyafet veya bezin sıkması, soğuk, fazla sıcak, saçının bir yere takılması, bezinin ıslak veya kirli olması vb.)
– Bebeğin yorgun olması veya fazla fiziksel temas (sevmek, hoplatmak, öpmekvb) sonucu uyarılması
– Besinlere karşı duyarlılık veya alerji (özellikle anne sütüne ek formula alan bebeklerde akla getirilmelidir)
Sadece anne sütü alan bebeklerde annenin yediği bazı besinlere (inek sütü, soya, yumurta, fıstık vb.), formül mama ile beslenen bebeklerde ise formül mama içindeki bazı maddelere alerjik olması sindirim sistemini ilgilendiren şikayetlere (karın ağrısı, kramp, ishal, kaka yapamama) neden olabilir. Eğer bebeğin şiddetli ağlamasına kusma, ishal, çok ıkınarak ve zorlanarak kaka yapma veya egzema eşlik ediyorsa besin alerjisi akla getirilerek araştırılmalıdır.
Doktorun bebekte koliktanısını koyabilmesi için ağlama nöbetlerinin çok iyi gözlenmesi gereklidir. Bu durum da bu gözlemi yapacak bakıcı veya annenin vereceği bilgiler önemli olduğundan bu bilgileri çocuk doktorunuza aktarmanız problemin anlaşılması ve çözümünde ilk adım olacaktır:
Ağlama nöbetleri ne zaman başladı ve ne kadar sürüyor?
Ağlama nöbetini başlatan ortak bir neden var mı?
Ağlama her gün aynı saatlerde başlayıp aynı saatlerde mi sonlanıyor?
Ağlamayı başlatan veya azalmasına yardımcı olan bir şey var mı?
Bebeğin beslenme şekli nasıl ? (sadece anne sütü veya anne sütü ile birlikte formula mı alyor, ek besin hiç denendi mi?)
Bebek ağlarken siz ne hissediyorsunuz, bunlardan aileniz etkilendi mi?
Kolik ile ilgili bazı yanlış bilinenler:
– Kolik sancılarının tedavisinde gaz damlaları (simethicone içeren) ve laktaz enzimi verilmesinin yeri yoktur.
– Uykuya neden olan ilaçların kullanılması doğru ve güvenilir değildir.
– Pirinç unu koliği azaltmaz
– Kolik sancısı çeken bebeğin sakinleşmesi için kucağa alınması bebeğin bunu alışkanlık haline getireceği (şımartılmış olacağı) anlamına gelmez.
Kolik tedavisinde amaç:
– Bebeğin ağlamasını azaltmaya çalışmak
– Aile bireylerinden destek alarak uzun dönemde bu sorunun aile içi ilişkilerin bozulmasını önlemektir.
Ağlama nöbetleri sırasında annenin kendini çaresiz ve yetersiz hissetmesi normaldir ama bu annenin bebeğine bakamadığı veya yetersiz olduğuı anlamına gelmediği anneye açıklanmalıdır.
– Ağlama nöbetleri sırasında bir ara vermek bebeğe de anneye de iyi gelebilir. Mümkün ise bir arkadaş veya aile bireyinden bu konuda yardım almak, mümkün değilse bir kaç dakika için bebeği güvenli bir yere (beşik / yatak vs) koyableceği anneye söylenebilir.
– Şiddetli ağlamlar sırasında bazen çaresiz kalan erişkinler sallayarak bebeği sakinleştirmeye çalışırken farkında olmadan bebeğe zarar verebilirler. Özellikle bu aylarda baş boyun kontrolü yetersiz olan bebeğin bu sallamalar sırasında başın gövdeden kontrolsüz olarak ani hareket etmesi ciddi beyin hasarlarına neden olabileceğinden bu konuda aile bilgilendirilmelidir.
– Bazen ortamın değiştirilmesi,arabada kısa yolculuk, ağıza emzik verilmesi, ılık banyo, karın ve ayaklara masaj yapılması nöbet şiddetini azaltabilir.
– Probiotiklerin kolik tedavisindeki yeri henüz net değilse de içinde Lactobacillus reuteri olan probiotikler bu amaçla 2 hafta denenebilir.