Etiket: Bebek

  • Sağlam bebek takibi ve allerjide erken teşhis

    Allerji doğumda başlar. Genetik yatkınlık; bunun üzerine eklenen çevresel faktörler; buyursun hastalık. Bu çevresel faktörler ne zaman bebeğin tolerans sınırını geçerse, o zaman hastalık olarak ortaya çıkar. Bazen daha hayatın ilk günlerinde, bazen 4-5 yaş civarı…

    En çok inek sütü alerjisi şeklinde görülen besin alerjisi; en erken başlayanıdır. Hayatın ilk günlerinde bile ip uçları verebilir. Süt çocukluğu döneminde “üşütme”, “soğuk algınlığı”, “bronşit başlangıcı” vs. isimler verilen durumlar belki de bir alerjik hastalığın belirtileridir.

    Ailede; anne, baba, kardeşlerde alerji öyküsü varsa; bu risk katlanarak artmaktadır. Özellikle aile öyküsü olan bebeklerin periyodik sağlıklı bebek kontrolleri sırasında bazen ailenin gözünden kaçan erken belirtileri yakalayarak gereken önlem ve tedavileri uygulandığında yıllarca sürecek bir tedavi sürecini başlamadan önlemek mümkün olmaktadır.

    Bir de madalyonun diğer yüzü var. Hiçbir özelliği olmayan bazı belirtilerden yola çıkılarak bebekler ilk aylardan itibaren gereksiz tedavilere de maruz kalabiliyor. Gereksiz besin yasaklamaları, gereksiz ilaç yüklemeleri de maalesef sık gördüğümüz uygulamalar.

    Sağlıklı periyodik bebek kontrolleri yaptığım bebeklerimde zaman zaman rastladığım bir durum olduğu için gündeme getirmek istedim. Baştan bana sağlam bebek kontrolüne başlayan ailelerin çoğunda alerji öyküsü var. Bebeklerin ve ailenin hayatı zehir olmasın diye dikkat ve özenle izliyor, gerektiği zaman, gerektiği kadar tedavi ile bilimin sınırları içinde yardımcı olmaya çalışıyorum.

    Bazen tavsiye ile veya başka nedenlerle birkaç ay geçtikten sonra takibe gelmeye başlayan bebeklerimde ne yazık ki bu yanlışlar görülebiliyor. Komşu, arkadaş tavsiyeleri ile, internet paylaşımları ile bebeklere gereksiz besin yasaklamaları uygulandığını görüyorum. Bazen de basit bir öksürük sonrası piyasada ne kadar ilaç varsa başlanıp sanki ağır astımlı gibi tedavi aldıklarını görüyorum.

    Hastalık yok; hasta vardır. Her bebek ayrıdır. Öyküsü, muayenesi, tetkikleri farklıdır. Aynı kefeye koyarak tedavi edilmemelidir. Süt alerjisi deniyor; bir kan tetkiki yaptırılıyor; biraz yüksek çıktı diye hadi bakalım her şey yasak, başlasın bir sürü ilaç…. Bu doğru değil. Bazen sınırın üstündeki değerlerde bile yasak uygulanmayabilir. Ya da kısmi yasaklar yapılabilir. “Yasak” demek çok kolay. Bebeği için fedakarlık yapmaya hazır anneler de abartarak bu yasakları uyguluyor. Peki anne ve bebeğin beslenmesi ne olacak? Kaş yaparken göz çıkarmamak da gerekli.

    Tüm bebeklerimize sevgiler, sağlıkla gelecek mutlu günler dileklerimle

    16.5.2015

    Prof.Dr.Reha Cengizlier

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

    Çocuk Allerjisi Uzmanı

  • Süt alerjisi

    ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİK DEĞİLDİR. SÜT ALLERJİSİ OLAN BEBEKLERDE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE UZUN SÜRE VERİLİR

    Yenidoğan dönemindeki bebekte et, yumurta, süt gibi gıdalara karşı alerji görülebilir. Bebek daha bunları hiç yemedi ki nereden olsun? Burada dolaylı bir alerji söz konusudur. Annenin aldığı gıdaların içindeki bazı küçük partiküller anne sütünden geçerek bebeğe taşır ve alerji yapar. Bu durumda bebeğe yapılan test sonucu saptanan alerjen annenin diyetinden çıkarılarak tedavi sağlanır.

    İnek sütü, yapı olarak anne sütüne benzemekle beraber, içerdiği proteinlerin bileşimi farklıdır. Sadece inek sütü değil; koyun sütü, keçi sütü gibi beslenmede kullanılan diğer hayvan sütlerinde de aynı durum söz konusudur. “İnek sütü alerjiktir, keçi sütü alerjik değildir” düşüncesi tamamen yanlıştır. Yaygın kullanımı sonucu ona karşı da alerji gelişebilir. İçerdikleri ortak proteinler yolu ile çapraz reaksiyon yaparak % 60-70’inde zaten alerji olur. Az sayıdaki bebekte inek sütüne alerji olup keçi sütüne tolerans söz konusu olabilir. Bu da ancak araştırılıp saptanarak anlaşılabilir.

    İnek sütü alerjisi, sadece süt verince olmaz. Hazır mamalar da aynı derecede risk taşımaktadır. Yani süt alerjisi varsa; mama da alerji yapar. Bu nedenle tanı mutlaka kesin olarak konmalıdır. Kesin tanı konduktan sonra, allerjenik özelliği tamamen ortadan kaldırılmış, ama besleyici değeri korunmuş tam hidrolize özel mamalar verilir. Bu mamaları 2 yaşına kadar özel rapor çıkararak ücretsiz sağlamak da mümkündür. Bunun için uzman tarafından kanıtlanmış bir süt alerjisi tanısı şarttır. Bu mamaların tadı pek hoş değildir. Genellikle bebekler tarafından reddedilir. Alımını kolaylaştıracak şekilde içine başka aromaların katılması bazen çözüm olabilir. Süt alerjisi olan bebeklerde anne sütü verilebildiği sürece sorun yoktur. Ancak anne sütü yoksa beslenmede daha dikkatli olunur. Diyetisyen yardımı almak yararlıdır. Bebeğin protein, kalsiyum ve diğer elementlerinin kaynaklarının ayarlanması gerekir.

    Süt alerjisi tanısı koymak her zaman kolay değildir. Hatta çok zordur. Bazı bebeklerde (hatta büyüklerde), kan veya deri testi ile saptanabilen türleri vardır. Bazen de bu testler tamamen normal olup başka mekanizmalarla alerji yapar. Biz birinci grubu ele alırsak; deri testi ile (+) reaksiyon süt alerjisi vardır dedirir. Kanda bakılan değerler belli bir sınırı geçince yine alerji vardır dedirir. Ama bu; hemen anneyi ve bebeği kesin ve sıkı bir diyete koyacaksınız anlamına gelmez. Bunun dereceleri vardır, gerçek hayata yansıması vardır. Bazen sınırın hemen üstündeki bir değerde ama bebekte çok şiddetli allerji görülebilir. Bazen de çok yüksek değerde olduğu halde bebek rahatça sütünü içebiliyordur. İşte sadece laboratuvardan alınan test sonucundaki rakama göre davranmak, yanlışlıklara ve ardından gelecek bir sürü komplikasyonlara yol açar. Öyle olmasa; doktora, uzmana gerek kalmaz; bir testle herkes kendi tedavisini yapabilirdi. Etkileyen faktörler, o bebeğin özellikleri, yaşam koşulları vs. göz önüne alınarak yaklaşılmalıdır. Hastalık yok, hasta vardır.

    Bazen sadece süt değil, birlikte et, yumurta gibi başka gıdalara karşı da alerji vardır. O zaman anneyi sıkı diyete sokunca anne beslenmesine de dikkat etmek gerekir. Anne sütü alamıyorsa bebek için mutlaka doktor- diyetisyen işbirliği yaparak izlemek gerekir. Gıda alerjisi olup anne sütü de alamayan bebeklerde ek gıdalara da erken başlanır. Yine bebeğin durumuna göre bireysel planlar yapılmalı, genelleme yapılmamalıdır.

    Korunma, her zaman için tedaviden önce gelmelidir. İnek sütü alerjisi olmadan önce korumak gerekir. Ailede alerji öyküsü olan bebeklerde katı gıdalara geç başlamak, alerji potansiyeli yüksek gıdalara geç başlamak, anne sütünü olabildiğince uzun süre vermek, mama verilecekse de yarı hidrolize mamalar tercih edilmelidir.

  • Besin alerjili çocuğun annesinin beslenmesi

    Sevgili anneler, bu başlığı görünce hemen hemen hepinizin ortak cevabını duyar gibi oluyorum; “Tek çocuğum iyileşsin, ben hiçbir şey yemesem de olur”. Doğru düşünüyorum değil mi? Nasıl ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa; sağlam bebek de sağlam anneyle elde edilir.

    Bebeklerde, beslenme sırasında mutlak ihtiyaçlar ön sırada gelir. Ne demek mi istiyorum? Şöyle; anneyi emen bir bebeğin kalsiyum ihtiyacı varsa, annenin kemiklerinde depolanmış kalsiyumu eriterek bile o ihtiyaç giderilir. Bir vitamin mi eksik kaldı? Annenin var olan depolarını idareli kullanalım diye bir şey olmaz. Gerekirse anne kanındaki vitamini sıfırlayacak şekilde hepsi süte geçer ve bebek hepsini alır. Bu arada alınanları yerine koyamayan annede giderek içten içe eksilmeler başlar. Bu eksilmeler önceleri hissedilmez. Zamanla çabuk yorulma, halsizlik, saç dökülmesi, bel ağrısı gibi sıradan şikayetle şeklinde görülür. Bu şikayetlere de daima bir bahane bulunur. Çok yoruldum, uykusuz kaldım vs. Bunlardan daha da önemlisi; kadınlarda daha sık rastlanan “osteoporoz” yani; kemik erimesi. Sanki her kadının kaçınılmaz sonu gibi düşünülmekle beraber, aslında böyle değildir. Kaçınmak, korunmak da mümkün; olacaksa bile hem daha ileri yaşlara kaydırmak, hem de daha hafif boyutta kalmasını sağlamak mümkün. Tabii her sağlık sorununda olduğu gibi korunmak, tedavi etmekten hem daha kolay, hem daha ucuzdur.

    Gebelik sırasında alınan kilolar, annelerin önemli sorunlarından biridir. Mümkün olan en kısa zamanda bu kilolardan kurtulma çabaları da başlar. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapılan diyetlerle bu sağlanmaya çalışılır.

    Şimdiye kadar saydığımız durumların hepsi sağlıklı bebeğe sahip olan annelerin de yaşadığı beslenme bağlantılı sorunlardı. Bir de bunun üzerine besin alerjisi olan bebek eklendiği zaman bu sorunlar katlanarak artmaya başlar.

    Bebeklerdeki besin alerjilerinin en sık görüleni inek sütü alerjisidir. Her ne kadar inek sütü alerjisi desek de aslında “hayvan süt alerjisi” demek daha doğrudur. Bu çocukların %90’ında keçi sütüne de allerji vardır. Sadece %10 kadarı keçi sütü ve ürünlerini tolere edebilir. Her neyse; konumuz bu değil. Bazen bir doktor eşliğinde ve doğru yaklaşımla bebeğe gerçek besin alerjisi tanısı konur. Bazen hiçbir destek olmadan çocuğun sıradan ağlama, gaz, uyku sorunu gibi şikayetleri besin alerjisi olarak yorumlanır ve diyet önerilir. ANNE SÜTÜNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. Bu nedenle anne sütünün kesinlikle devam edilmesi, ileri yaşa kadar anne sütü verilmesi gerekir. Annenin yediği gıdaların alerjen molekülleri, annenin sütüne karışarak çocuğa alerjiyi aktarabilir. Bu durumda da anneye sıkı diyet uygulanır. İşte bu diyet sırasında gerçek alerjinin tedavisi amacı ile veya yukarıda saydığımız sağlıklı annelerin de yaptığı diyet sonucunda annenin sağlığını korumak için beslenmeye dikkat çok önemlidir.

    Anneler;

    ****Süt ve ürünlerine katı diyet uygulayan anneler, bu yolla alamadığı protein ve kalsiyumu mutlaka tamamlamalıdır. Doktorun önereceği ilaçlarla kalsiyum desteği, kırmızı ve beyaz et yiyerek protein desteği almalıdır.

    ****Vitamin ve mineral desteği almalıdır. Gerek yeşil ve kırmızı meyve-sebzelerden, gerek baklagillerden yeterince tüketmelidir. Çeşitli nedenlerle doğal yoldan tamamlayamadığı eksiklikleri ise hem vitamin, hem mineral açısından ilaç olarak tamamlamalıdır. Bunun için de doktorunun ve diyetisyeninini yardımına başvurması gerekir.

    ****Dengeli beslenmelidir. Karbohidrat ve yağı tamamen kesmemelidir. Toplam yediği miktarı azaltabilir. Ancak yediğinin içeriğinde yaklaşık 5 50’si karbohidrat, %35’i protein, %15’i yağ şeklinde ayarlanmalıdır. Karbohidrat derken direkt bal, reçel, pekmez gibi basit şekerleri kast etmiyorum. Pilav, makarna, ekmek gibi kompleks karbohidratları kast ediyorum.

    ****Bol sıvı almalıdır. Hem toksinleri atmak, yediklerinin sindirilmesine ve vücuda yararlı hale gelmesine yardımcı olmak, hem de kan dolaşımını artırarak süt yapımını artırmak için çok su içmek önemlidir.

    ****Annenin yasaklı gıdalar dışında diyetine dikkati de gerekebilir. Daha önceden yediği zaman kendisine gaz oluşturduğunu bildiği gıdalardan emzirme döneminde de kaçınmalıdır. Gıdaların tadı, sütün tadını da etkileyebildiğinden; örneğin bol sarımsak yediği gün bebek süt emmeyi reddediyor, almak istemiyor olabilir. Böyle bir gözlemde o gıdayı almamakta yarar vardır.

    ****Hamilelikte diyet gerekir mi? En sık sorunlardan biri de budur. Bazen ilk çocuğu besin alerjisi yaşayan anneler, tekrar gebe kalınca yeni doğacak bebekte alerji olmasın diye gebelik süresince diyet yapar. Balık, yumurta, süt gibi temel gıdaları kız-sar. Bu tamamen yanlıştır. GEBELİKTE YAPILAN DİYETİN, DOĞACAK BEBEKTE ALERJİYİ ÖNLEME ÖZELLİĞİ YOKTUR.

    ****Her ne kadar beslenme konuşuyorsak da ilgili olan kilo söz konusu olunca egzersizden de bahsetmekte yarar var. Kilo vermek amacı ile yapılan aşırı egzersiz sırasında kas lifleri arasında oluşan laktik asit, vücuttan atılmak için kan dolaşımına geçer. Bir yandan vücuttan atılırken, bir yandan da süte karışır. Sütün tadını bozar. Bebek bu sütü almak istemez, ağlar, gaz veya ishal gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle emzirme döneminde aşırı egzersizden de kaçınmak gerekir.

    ****Bebeğin alerjik durumunun yakın kontrollerle izlenmesi, uygun biçimde diyetin açılması, gereksiz kısıtlama uzatılmasından kaçınmak gerekir.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji-ı

    Yenidoğan bebekler, ilk aylarda hayata ve çevreye alışma, başta anne olmak üzere tüm aile ile tanışma dönemi yaşarlar. Tek istedikleri karnının doyması, rahat etmesi, uyuması ve bezini kirletmesidir. Az az da olsa günde 7-8 defa kaka yapabilirler. İlerde ek ve katı gıdalara geçtikçe bu sayı azalacaktır. Her şey yolunda gittiği sürece sorun yok. Ama bazen bu kakalarda yapının bozulması, sümüksü, bazen pembe renk alması; hatta bazen içinde iplikçik veya bulaşma şeklinde kan görülmesi, annenin dünyasını başına yıkar. Panik içinde çareler aramaya başlar. Bu kanlı- müküslü (sümüksü) kakaya bir de kolik tarzı karın ağrıları; bunun belirtisi olarak aşırı huzursuzluk, ağlama ve kusmalar da eklenirse panik daha da artar.

    Kusmuk içinde kan görünce hemen panik olmaya gerek yoktur. Hele bazı kusmalar kanlı, bazıları tamamen normalse, sıkıntı daha da azdır. Önce annenin meme başını kontrol etmesi gerekir. Meme başı çatlağı varsa, bebek memeyi emerken beraber yuttuğu kan mide bulantısı ve kusma yaparak geri çıkar. Meme başının tedavisi ile bu durum tamamen düzelir. Yutulan kan az olup kusmaya yol açmadan, tüm barsağı dolaşıp koyu renkli kaka olarak da çıkabilir. O zaman panikle kaka tahlili yaptırılır, kakada kan ve lökosit görüldü diyerek dizanteri teşhisi konur, gereksiz yere antibiyotikler yüklenebilir. Bu nedenle düşünmeye daima en basitinden başlamak gerekir. Sadece anne sütü alan bir bebekte kolay kolay mikrobik ishal olmaz. Çok özel durumlar gerekir ki; bu da ancak doktor tarafından diğer tüm ihtimallerin olmadığı gösterildikten sonra ve kültür gibi kesin kanıtla kanıtlanarak anlaşılır.

    Bazen şikayetler ilk aylarda değil, daha geç ; örneğin 5-6. ayda bile başlayabilir. Bebeğe başlanan karpuz, kırmızı erik, domates gibi kırmızı renkli ek gıdalar tam sindirilemeyip, kakadan olduğu gibi çıkıp; kan sanılarak korku yaşatabilir. Ek gıda döneminde bu konuda da uyanık olmak gerekir.

    Gelelim bu konunun en can alıcı kısmına; alerji ile olan bağlantısına. Bebeklerde en sık kanlı kakaya yol açan alerji; “inek sütü alerjisi”dir. Şimdi bu sorunu yaşayan bazılarınız, “ben hiç inek sütü vermiyorum ki” diyecektir. Hemen cevaplayalım; sadece mama alan veya sadece anne sütü alan bebeklerde bile inek sütü alerjisi görülebilir. Normal mamaların hepsi inek sütü bazlı olduğu için inek sütünün alerjik yapısını gösterebilir. Annenin yediği süt ve yoğurt, peynir gibi sütten yapılan gıdaların bir kısmı , anne sütü ile taşınarak bebeğe ulaşabilir. Eğer bebeğin bu gıdalara karşı alerjisi varsa, her bebekte farklı şekilde kendini gösterebilir. ANNE SÜTÜNÜN KENDİSİNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. SÜT ALLERJİSİ TEŞHİSİ ALAN BEBEKLERDE TEDAVİ AMACI İLE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE DAHA UZUN SÜRE EMDİRMEYE TEŞVİK EDİLİR. Bazı bebeklerde egzema şeklinde deri döküntüleri ile, bazı bebekte hırıltı ve öksürük ile, bazı bebekte de aşırı gaz, kabızlık, ishal, kanlı – mukuslu kaka gibi kendini gösterebilir. Bebekte, bir şeylerin yolunda gitmediği görülünce, tahminlere dayalı veya kulaktan dolma bilgilerle ya da internetten ve diğer kaynaklarda okuyarak tedavi yaklaşımı yapılmamalıdır. Her bebek farklıdır, her bebeğin tedavisi farklıdır. İzleyen çocuk doktorunun da yönlendirmesi ile, mümkünse bir çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  • Atopik dermatit (egzama), çevresel etkenlere deri reaksiyonları

    Atopik dermatit (egzama), kaşıntılı, deride kızarma, çatlama, pul pul kabuklanma şeklinde görülen bir alerjik hastalıktır. Her yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle bebeklik döneminde başlar. Her zaman bir dış etken söz konusu değildir. Bazı atopik dermatit türlerinde alerjen duyarlılığı yoktur. Yani dokunan bir besin, polen, ev tozu alerjisi gibi dış etkenlerle ilişkisi yoktur. Bebeklik döneminde besin alerjisi ile bağlantısı daha fazladır. Bebeklik döneminde başlayan atopik dermatiti biraz daha ayrıntılı inceleyelim;

    Egzama, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Güneş Allerjisi:

    Güneşe karşı hassasiyet veya güneş yanığı ile karıştırılmaması gereken bir durumdur. Cilt rengine bağlı olarak, güneşe karşı her insanda farklı sürede ve şiddette reaksiyon gelişir. Koyu ciltli kişilerde en az ve hafif, açık renklilerde daha şiddetli olur. Güneş allerjisinde ise, cilt renginin olaya katkısı yoktur. Az miktarda bile olsa, güneş gören bölgelerde kaşıntı, kızarma, şişme gibi reaksiyon gelişir. Sadece yazın deniz kenarında değil, diğer mevsimlerde ve günlük yaşantısında da güneş gören bölgelerinde kaşıntılı reaksiyon gelişir. Güneşten mümkün olduğunca korunma yanı sıra, günlük yaşamda da güneşe karşı koruyucu 20-24 faktörlü kremlerle kısmen önlenebilir. Tabii ki bu kişilerin bronzlaşmak amacı ile güneşlenmesi söz konusu bile olmamalıdır.

    Böcek ve arı sokmalarına karşı allerji:

    Bir insanın allerjik bünyeye sahip olması; örneğin allerjik astımı olması, o insanda arı ve böcek sokmasına karşı da allerji olacak anlamına gelmez. Diğer insanlar kadar risk söz konusudur. Çünkü arı ve diğer böcek sokmasına allerjik reaksiyon, farklı bir konudur. Arı soktuğunda, her insanda az veya çok reaksiyon olur. O bölge şişer, kızarır, kaşınır. Ama arı allerjisi varsa; yine allerjinin şiddetiyle ilişkili olarak bu reaksiyonlar çok daha abartılı ortaya çıkar. Hatta sadece sokulan bölgede kalmayıp, tüm vücudu etkileyen sistemik belirtilere yol açabilir. Bunun en uç noktası “anafilaksi” denen tablodur. Yaygın kızarma-kaşınma, vücutta şişme, karın ağrısı, ishal, çarpıntı, baygınlık veya ani ölüme kadar gidebilen geniş bir yelpazeye sahiptir. Önceden arı allerjisi olup olmadığını bilmek tam mümkün değildir. Arı venomu ile yapılan deri testi veya kan tetkikleri ile yanılma payı yüksektir. Ancak daha önce arı sokmasına bağlı sistemik reaksiyon yaşamış olanların, tekrarından korunmak için, hastaneye gidecek kadar zaman kazandıracak “Epi-pen” denilen, kalem biçiminde ve arı sokunca kendi kendine acilen uygulanabilecek ilacı yanlarında taşımaları gerekir. Eczacı odası aracılığı ile yurtdışından temin edilebilen, son kullanma tarihi dolunca yenilenmesi gereken bir ilaçtır. Ancak bu ilaca sahip bile olsalar, arı sokmasına allerjisi olanların, arı sokunca hemen bir sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir. Arı venom allerjisi için allerji uzmanı tarafından immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanmaktadır.

    Sivrisinek sokması ile aşırı şişme, kızarma şeklinde reaksiyon olabilir. En erken dönemde lokal olarak kortizonlu bir krem sürülmesi, şiddetini azaltır. Ayrıca çocuk büyüdükçe, zaman içinde bu reaksiyonun şiddeti azalarak normale döner.

    Klor allerjisi:

    Astım, allerjik nezle gibi bilinen bir allerjik hastalığı olanların özellikle havuza girdikten sonra şikayetlerinde alevlenme görülebilir. Bu olay havuzdaki klora bağlıdır. Ancak burada klora allerji söz konusu değildir. Klor’un, allerjiyi tetiklemesi ve şikayetleri alevlendirmesi söz konusudur. Bunu baştan bilme şansı yoktur. Allerji hastalarının her türlü spor aktivitesini yapmasını önermekteyiz. Yüzme de özellikle önerilen bir spordur. Ayrıca klora bağlı reaksiyon, allerik hastaların çok az bir bölümünde ortaya çıkar. Bu nedenle yasaklamak doğru değildir. Hatta bazı hastalar, allerji nedeniyle kullandıkları ilaçları kullanarak havuza devam edebilir, kloru böylece tolere edebilirler. Yüzmeden vazgeçmeden önce her türlü denemeyi yapmakta yarar vardır.

    Soğuk allerjisi:

    Soğuk havada veya soğuk suya temasla ortaya çıkan allerjik reaksiyonlar görülebilir. Aniden soğuk denize atlamakla ölüme bile yol açabilir. Kış aylarında yüz, el, parmak gibi açıkta kalan bölgeler kızarır, şişer. Sıcak tutmak gerekir. Aynı şekilde soğuk su veya içecek içmek, dondurma yemek gibi soğukla içten temasa bağlı nefes yolunda ödem, şişme, tıkanma görülebilir. Tedavisi sakınmadır. Dondurma veya diğer yiyeceklerde; soğuk olması dışında yiyeceğin kendisine karşı da allerji söz konusu olabilir. Bu durumda o gıda sıcakken de allerji yapar. Örneğin süt allerjisi varsa; sadece dondurma değil, yoğurt, peynir de dokunabilir. Kesin tanısı allerji uzmanınca konulmadan gıda kısıtlaması yapmak doğru değildir. Bilinçsiz rastgele kısıtlama, beslenme bozukluğuna neden olabilir.

  • Bebeklerde alerji

    Aranıza gelirken, evinize bir neşe, canlılık, hareket ve mutluluğu da birlikte getirdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Dünya daha güzel, renkler daha canlı müzik daha dinlendirici. Hepsinin nedeni o. Bir gülümsemesi ile bütün uykusuz geceleri, yorgunlukları unutturan bebeğiniz. Mümkün olsa, kuşun kanadındaki rüzgardan koruyacağınız bebeğiniz. Her şey iyi, güzel gidiyor. Mutlu mutlu emziriyor, bakıyor, seviyorsunuz. Ama birgün bir bakıyorsunuz ki yanaklar kızarmış. Hatta pul pul kabuklanmaya, kaşınmaya başlıyor. Bebeğiniz yüzünü yastığa sürtmeye çalışıyor. Banyoya sokmak için soyarken; minicik elleri rastgele gövdesini kaşıyor, yırtıp kanatıyor. Bu kızarıklıklar belki de boynuna, ellerine-kollarına, bacaklarına da giderek yayılıyor. Hiç istemediğiniz bir misafir kapıyı çaldı! Hemen doktoruna koşuyorsunuz; bunların allerji olduğunu söylüyor. Bu haber sizi sonsuz üzüntülere sokuyor.

    Durun! Bu kadar korkmayın; çaresi var!

    Bebeklik döneminde sık karşılaşılan allerjik deri döküntülerinden “egzema”, tıbbi adıyla da “ atopik dermatit”ten söz ediyorum.

    Egzema, bazen şiddetle başlar, bazen yavaş yavaş başlayan kaşıntılı kızarıklıklar giderek artar. Çoğu zaman da önemsenmez, nasıl olsa geçer diye beklenir. Veya bir akrabanın tavsiyesi ile alınan krem sürülerek geçici iyileşme beklentileri yaşanır. Bebek soyulduğunda her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzemanın ilk belirtisi olabilir. Ardından kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye, bazen deri çatlayıp, sürtünmenin de etkisiyle sızıntı kanamalara bile neden olabilir. Tipik dağılımı; bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler olabilir. Bazen de “para para” gibi diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir. Ailede; anne baba, kardeşler veya yakın akrabalarda astım, saman nezlesi gibi bir allerjik hastalık öyküsü varsa; bunun da allerjik egzema olma ihtimali artar. Bebeklikte en önemli olan; bu cilte lezyonlarının besin allerjisi nedenli olmasıdır. Sade anne sütü alan bebeklerde bile annenin yediği besinlerin, anne sütü aracılığı ile bebeğe geçip, allerji yapma riski vardır. En sık nedenlerden birisi de inek sütü allerjisidir. Direkt inek sütü vermek gerekmez; hazır mama ile de olabilir. Veya bir başka gıda olabilir. Öncelikle tanının doğru konması, nedenlerin araştırılması gerekir. Hemen bir Çocuk allerji uzmanına başvurmak ilk adım olmalıdır. Araştırılmadan, sadece tahmine dayanarak bebeğe bazı gıdaların yasaklanması, bebeğin normal büyüme ve gelişmesini engelleyebilir, çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

    Altta yatan neden ne olursa olsun; anne sütü asla kesilmemelidir. Tam tersine daha uzun süre verilmelidir. Araştırma sonucu gerekirse anneye yapılacak basit tedavilerle bebek de rahatlayacaktır.

    Bazen çok şiddetli olmayan deri döküntüleri ihmal edilir. Oysa bunlar, ilerde ortaya çıkacak bir “astım” veya “allerjik bronşit”in ön habercileri olabilir. İhmal edilmeden araştırmalı, uygun tedavi verilmelidir. Tedavide genelleme yapılmaz. Her bebeğin tedavisi farklıdır. Önemli olan erken teşhis, doğru yaklaşımdır.

    Bebeğinize ve size sağlıklı günler dilerim.

  • Anne sütü ve emzirmeye ait pratik bilgiler

    Anne sütünün içeriği

    Anne sütü, gebeliğin 6-7. aylarında yapılmaya başlar. Bebek doğana kadar salgılanan süt miktarı azdır. Bebek doğduktan sonra süt yapımı da artar.

    Anne sütü, bebek için en uygun bileşimlerdedir. İçeriği sabit olmayıp, bebeğin ihtiyaçlarına göre değişiklik gösterir. Temel olarak protein, yağ, karbonhidrat ve su’dan oluşur. İçinde, vitaminler, kalsiyum gibi elementler, çeşitli enzimler ve bebeği hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık proteinleri de içerir. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormonları da içerir. Anne sütünde, 20’den fazla aktif enzim tanımlanmıştır. İlk 5 gün salgılanan süt; “kolostrum” veya “ağız” denen özel yapıda bir süttür. Yağı az, sodyum, potasyum, çinko ve bebeği mikroplardan koruyan antikorlardan zengindir. Kolostrumda yağ oranı % 2, daha sonra giderek artar ve 15. gün civarında % 3.5-4 grama ulaşarak sabit kalır. Sütün içindeki yağ oranı, beslenme sırasında da değişiklik gösterir. Başta daha az, emzirme sonuna doğru doygunluk hissi verip bebeğin memeyi bırakması için daha yağlı bir kıvam alır. Anne sütündeki enerjinin yarısı yağlardan karşılanır.

    Anne sütündeki protein oranı; başlangıçta litrede 15 gram civarında; olgun sütte 8-9 gram civarındadır. Anne sütündeki protein miktarı, inek sütünden daha düşüktür. Ancak yararlanım düzeyi daha yüksektir, bebeğin ihtiyacını tamamen karşılar. Ayrıca, böbreklere de gereksiz protein yükü bindirmemiş olur.

    Anne sütündeki karbonhidrat, esas olarak laktoz (süt şekeri)dur. Litrede 70 gram civarında laktoz bulunur.

    Vitamin içeriği, annenin beslenmesinden ve aldığı vitaminlerden etkilenir. Genel olarak sağlıklı bir annenin sütünde, K ve D vitamini dışındaki vitaminler yeterlidir.

    Sütün %80’den fazlasını oluşturan su ise, bebeğin tüm su ihtiyacını karşılar.

    Anne sütünün bebeğe faydaları

    Anne sütü, bebeğin tüm ihtiyaçlarına cevap verir. Özellikle ilk 4-6 ay, başka hiçbir gıda almaksızın, her türlü ihtiyacı karşılar. Bebeğin su ihtiyacını karşılar. Büyüme gelişmesi için gereken proteinini, enerjisini karşılar. Anne sütündeki yağlar, enerjiyi karşılamanın yanı sıra, gözün retina tabakası ve beyin gelişimi için de gereklidir. Anne sütünde; hazır mamalarda olması mümkün olamayan ve bebeği çeşitli mikroorganizmalardan koruyan biyoaktif maddeler, bağışıklık sistemini düzenleyen faktörler, büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormon ve büyüme faktörlerini de bulundurur. Enzimlerden biri olan laktoferrin, demiri bağlayarak mikropların kullanmasını ve üremesini engeller. Kazein, ve bazı başka enzimler de mikropların bebeğin barsağına tutunmasını engeller. Özellikle sindirim ve solunum sistemi başta olmak üzere, çok sayıda organın büyüme ve gelişmesini düzenler.

    Bebeğe ne zamana kadar süt verilmeli?

    Anne sütü, ilk 6 ay bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre zarfında bebeğe sadece anne sütü ve D vitamini verilmelidir. Bundan sonra ise bazı eksikliklerin oluşmaması için, ek gıdalara başlanmalıdır. Anne sütüne ilave ek gıdalara 4 aydan önce başlanmamalıdır. Ek besinlerle birlikte anne sütü, 1 yaşına kadar verilmelidir. Tercihan 2 yaşına kadar da devam edilebilir. Ancak bebek, alması gereken ek gıdaları almayıp sadece anne sütüne devam ederse, 1 yaşından sonraki dönemde bazı eksiklikler ortaya çıkabilir. Bu durumda anne sütünün verilmemesi de söz konusu olabilir.

    Katı besinlere erken başlanırsa, anne sütü alımını kısıtlar, büyümesi olumsuz etkilenir. Ek gıdalara erken başlamakla besin alerjisi riski de artmaktadır. 4. aydan önce verilen ek gıdalar, ishal, kabızlık, gaz gibi mide barsak sistemi sorunlarına yol açabilir.

    Emzirirken bebek nasıl tutulmalı?

    -Anne, rahat bir pozisyonda oturmalı ve kendini rahat hissetmelidir.

    -Bebeğin başı ve vücudu düz bir hat üzerinde olmalı, yüzü memeye doğru, burnu da meme ucunun tam karşısında olmalıdır.

    -Anne ve bebeğin vücudu çok yakın bulunmalı, bebek sadece baş ve omuzlarından değil, kalçasından da desteklenmelidir.

    -Bebek, meme başının tüm renkli kısmını ağzına alacak şekilde ayarlanmalıdır. Sadece meme ucunu ağzına alması yanlıştır.

    -Mutlaka gerekmedikçe emzirme sırasında anne veya bebeğe müdahale edip rahatsız edilmemelidir.

    -Bebeğin başı memeye doğru itilmemelidir. İtilirse, bebek başını daha da geriye atarak huzursuz olur.

    -Anne, memeyi eli ile alttan desteklemelidir.

    -Parmaklarla meme hafifçe sıkılmalı, bebeğin burnunu tıkamamalıdır.

    -Emzirme sırasında bebeğin pozisyonu ara ara rahatsız etmeden değiştirilmeli, memenin farklı noktalarına da basınç uygulanması sağlanmalıdır.

    -Sezeryan doğumlarından sonra oturarak emzirmek zor olabilir. Bu durumlarda yan yatarak emzirmek de mümkündür.

    Anne sütü nasıl saklanmalı?

    Böyle bir uygulama ne kadar yararlı?

    Özellikle çalışan anneler için süt saklanması gerekebilir. Ancak bebeğin emzirme saatleri ayarlanmalı, anne işe gitmeden hemen önce bebeğini direkt memeden emzirmelidir. Ancak işyerinde de uygun koşullarda el veya pompa aracılığı ile süt sağılıp, steril kaplarda saklanabilir. Anne sütündeki enzimlerden dolayı, 6 saat kadar süre oda ısısında bile bekleyebilir; mikrop üremez. Buzdolabında da 24-48 saat bekletilebilir. Bu süt, verileceği zaman benmari usulü ile ısıtılıp, kapla, biberonla veya kaşıkla verilebilir. Özel süt toplama torbaları da satılmaktadır. Steril bu torbalara sağılan anne sütü, derin dondurucuda 6 ay kadar saklanabilir. Saklanan süt ısıtılıp bebeğe verildikten sonra artanı atılmalı, tekrar dondurulmamalıdır. Ancak unutmamak gerekir ki; anne sütü, canlı bir maddedir. İçeriği bebeğin ihtiyaçlarına göre değişmektedir. Şimdi sağılıp saklanan sütün içeriği, 6 ay sonra bebeğin ihtiyacına uygun değildir. Bu nedenle uzun süreli saklamalar önerilmez. Annenin süt üretimi, psikolojik ve sosyal şartlardan çok etkilenir. Annenin bebeğine süt verememe vicdan azabı, sütün kesilmesine neden olabilir. Bu nedenle de çalışan anneleri, emzirme saatlerini evde bulunduğu dönemde, gecede artırmaya yönlendirmek daha uygun olur. Ancak, işyerinde sağılarak bebeğine süt getiriyor olması, anneyi kendisi yokken de bebeğinin doğru beslendiği için huzurlu kılacaktır. Bu nedenle de süt sağılıp saklanması doğru ve uygun bir yaklaşımdır.

  • Alerjiden korunma; evdeki kedi gitsin mi?

    Alerjik hastalıklar, çağımızın en önemli hastalıklarındandır. Toplumda yaklaşık her beş kişiden birinin alerjik olması önemini bir kat daha artırmaktadır. Başta astım olmak üzere; alerjik nezle (saman nezlesi), alerjik göz nezlesi, egzema, kurdeşen gibi deri alerjileri, besin alerjileri, ilaç alerjileri gibi çeşitli hastalıkları oluşturur.

    Bilimin her dalında olduğu gibi alerjide hastalığı önleme çabaları sürmektedir. Bu amaçla araştırmalar, çalışmalarla alerjiye çözüm aranmaktadır. Ülkemizde de bu çabalar, tüm gelişmiş dünya ülkeleri ile eşit düzeyde sürmektedir.

    Ailesinde alerjik hastalığa sahip olan bireyler; alerjiye yatkın, riski yüksek bireylerdir. Özellikle korunmaları gerekir. Bu riski taşıyan bebek daha doğmadan korunma önlemleri başlamalıdır.

    -Annenin, gebelikten itibaren sigara içmemesi artık iyice bilinmektedir. Ancak sadece annenin korunması yetmez; bebek doğduktan sonra evin hiçbir odasında, hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Bilimsel araştırmaların bulduğu bir gerçek var; Henüz bebek doğmadan önceden beri evde yaşayan evcil hayvanlar, bebekte allerji riskini artırmıyor. Korunma adına o çok sevilen evcil hayvanları evden göndermek zorunda değiliz. Ancak bebek doğduktan sonra eve yeni hayvan alınmamalıdır.

    -Anne sütü, en az 6 ay tek başına verilmeli, özellikle katı gıdalara başlamak, allerji potansiyeli olan gıdaları geç başlamak gerekir.

    -Bebeğin ilk aylardaki aşırı gaz, kabızlık, ishal, deri döküntüsü gibi şikayetlerinin altında allerji olabileceği akla gelmelidir. Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde bile annenin yediği gıdalarla bu şikayetlerin ilişkili olabilir. Bu durumdan şüphelenince, bebek hemen doktora götürüp alerjik yönden araştırılmalıdır. Önlemler alınarak hastalık oluşması önlenebilir.

    – Ailede allerji öyküsü olan daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de alerjik durum belirlenip, daha hastalık yapmadan sakınma önlemleri alınmalıdır. O zaman aslında alerjik bünyeye sahip olan bireyde, belki hiçbir zaman hastalık ortaya çıkmayacaktır.

    -Sık tekrarlayan öksürüklerin altında allerji olabileceği düşünülmelidir. Tekrar tekrar antibiyotik vererek zaman kaybetmeden erken teşhis ve korunma ile; hastalık başlamış bile olsa ilerlemeden durdurulabilir.

  • Çocuklarda öksürük

    Öksürük vücudun bir savunma mekanizması ve hava yollarını temizleyen bir reflekstir. Öksürük ile solunum yollarına giren mikrop, toz ve yabancı cisimler atılarak solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır.

    Çocuklarda hastalık olmaksızın da öksürük görülebilir. Yapılan çalışmalarda çocuklarda çeşitli nedenlere bağlı olarak günde 5-10 kez öksürdüğü saptanmıştır.
    Erişkinlerin aksine; çocuklar ve bebeklerde balgam çıkarmak zordur. Bu zorluk yaş küçüldükçe artar ve hatta küçük bebekler öksürmede zorlanırlar. Öksürük eğer balgamlı ise yaş öksürük, balgamsız ise kuru öksürük olarak tanımlanır.
    Süresine göre öksürük tanımlandığında üç grupta incelenir.
    Akut
    Uzamış
    Kronik öksürük

    Eğer öksürük 2 hafta sürerse akut ,
    2-4 hafta sürerse uzamış,
    4 haftadan daha uzun süren öksürükler kronik olarak tanımlanmaktadır.
    Öksürüğe yol açan nedenler nelerdir?
    – Solunum ve akciğer enfeksiyonları
    Bu grup hastalıklar içinde; krup, boğmaca, sinüzit, zatürre ve bronşiolit başlıcalarını teşkil eder.
    – Hava yollarındaki yabancı cisimler
    – Solunum yolları yetersiz doğan bebekler
    – Reflüsü olan bebek ve çocuklar
    – Tüberkülozlu hastalar
    – Astımlı hastalar
    – Öksürüğü alışkanlık haline getiren çocuklar.

    Akut öksürükler genellikle viral enfeksiyonlarda görülür. Ani başlayan öksürükte yabancı cisim düşünülmelidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda öksürük başlangıçta kuru, daha sonra balgamlı öksürüktür.
    Öksürüğü olan bir hastada nedeni saptamak önemlidir. Hastayı muayene eden doktorun muayene bulgularının yanısıra laboratuar bulguları da nedeni saptamada yardımcıdır.
    Öksürüğü olan bir çocuk ne zaman doktora başvurmalıdır?
    – Eğer bebek üç aylıktan küçükse,
    – Solunum sıkıntısı var, solunum sayısı artmış ise,
    – Ateşi var. Öksürük sert ve sonrasında kusuyorsa,
    – Sarı, yeşil ve kanlı balgam çıkarıyorsa,
    – Hasta bir süredir bir şey yeme ve içmeyi reddediyorsa,
    – Öksürük devamlı bir hal almış ve azalma görülmüyorsa doktora başvurmalıdır.

    Tedavide öksürük kesici ilaçlar kullanılmaz. Balgam sökücü preparatlardan faydalanılabilir. Hastanın sıvı alması önemlidir. Bitki çayları ve ıhlamur balgam sökücü olarak kullanılabilir. Öksürüğe neden olan viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Öksürük nedeninin bakteriyel veya viral olup olmadığını saptamak önemlidir. Çoğu zaman bu ayırım kolay olmamakta, ancak detaylı laboratuar incelemeleri ile mümkün olmaktadır.

    Sonuç olarak;
    – Öksürük vücudumuzun bir korunma mekanizmasıdır.
    – Bebek ve çocuklarda kesinlikle öksürük kesici reçetesiz satılan ilaçlar kullanılmamalıdır.
    – Öksürük tedavisinde antibiyotiklerin kullanımına doktorun karar vermesi gerektiği önemlidir.
    – Öksürüğün, ciddi bir hastalığın habercisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Prof. D Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Prematüre bebek bakımı nasıl olmalı?

    Dünyada her yıl 13 milyon bebek prematüre olarak doğuyor. Türkiye’de son yıllarda erken doğan bebeklerde (prematüre) sağkalım oranları, yenilenen bakım üniteleriyle hızla artıyor. Anne karnını hiç aratmayan donanıma sahip yenidoğan ünitelerindeki özel bakım yöntemleriyle bebekler artık daha sağlıklı oluyor. Ancak erken doğan bebeğin taburcu olduktan sonra evdeki bakımı da son derece önem taşıyor. “Prematüre Farkındalık Ayı” olarak kutlanan Kasım ayında prematüre bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken konulara göz atalım;

    1990’lı yıllardan sonra hasta odaklı bakım anlayışının ortaya çıkmasıyla birlikte bu anlayışın ilk nüvelerinden olan yenidoğan ünitelerinin yenilenmesi, Türkiye’de bebek sağlığında bir çığır açtı. Erken doğan bebeklerde sağkalım oranlarının artmasıyla birlikte, daha kapsamlı bir yaklaşımın var olduğu üniteler sayesinde, bugün artık ileri yaşlarda olası rahatsızlıkların da önüne geçmek mümkün. Erken doğan bebeklerde, okula başladıktan sonra öğrenme bozukluğu çıkabiliyor. Maalesef bunların bir kısmı da yenidoğan ünitesindeki süreçle ilgilidir.

    Yenidoğan ünitesinin ortamı bebeğin sağlığını etkiliyor

    Yenidoğan ünitelerinde ortamın düzenlenmesiyle birlikte bebeğe yapılan her müdahalenin de son derece titiz bir şekilde ele alınması gerekiyor. Stresin dahi beyin gelişimini olumsuz etkilediğini, yapılan radyolojik ve diğer incelemeler de kanıtlamaktadır. Bebek yenidoğan ünitesinde stres içindeyse, ağrısı varsa, üşüyorsa, vücut ısısı yüksekse, bebeğe sert girişimlerde bulunuluyorsa tüm bunlar bebeğin hafızasına kaydoluyor ve uzun vadede çeşitli travmalara neden olabilir. Bu nedenle hastanenin fiziki koşulları ve bebeğe yapılan müdahaleler son derece önemlidir. Diğer bir önemli konu da bebeğe çok fazla el sürmenin sakıncalı olduğudur. Bağışıklık sisteminin düşük olması nedeniyle bu bebeklerde enfeksiyon riski yüksektir ve bebeğe her dokunuş enfeksiyon olasılığını artırır. Mümkün olduğunca bebeği ellemeyip rahat bırakmak gerekir. Bu sebeple de genelde tüm bakımlar belirli bir saate toplanır. Bebeğin ağrı çekmemesi için de gerekli önlemlerin alınması önemli bir diğer nokta. Eğer birtakım tedavilerin uygulanması gerekiyorsa mümkün olduğu kadar bebeğin bu süreci ağrısız geçirmesi sağlanmalıdır.

    Anne bebeğe dokunduğu an bağ oluşuyor

    Erken doğan bebek uzun bir süre yenidoğan ünitesinde kalabiliyor ve dolayısıyla bu süre boyunca anneden ayrı oluyor. Eğer o sırada anne bebeğini ziyaret etmeyip dokunmuyorsa anne-bebek arasında bağ oluşamıyor. Bebek stabilize olduğu an, anne ile ilgili de çok büyük bir problem yoksa biz anneyi üniteye alınır.rız. Bebek de annesi dokununca bunu hissediyor. Öyle ki; bazen bebeğin aralıklı solunum sıkıntısı olduğunda, bebeği anne kucağına verdiğinizde bütün sıkıntı sona eriyor. Ayrıca bu ten teması annenin süt yapımını da artırıyor.

    Bebeğin bakımı ilkokula başlayana dek kontrol ediliyor

    Yenidoğan ünitesinden çıkan bebeğin bakımı düzenli kontrollerle devam etmeli; dördüncü haftadan sonra göz muayenesi, işitme taraması detaylı olarak yapılmalı ve daha sonra poliklinikte gelişimleri takip edilmelidir. Bebeğin zamanında başını dik tutmasından, oturmasından ve emeklemesinden okul çağına kadar ciddi bir izleme programına tabi tutulması çok önemlidir. Çocuğun ilkokuldaki başarısını görene kadar kontrollere devam edilmelidir. Çünkü bebekken hiçbir şey fark edilmez ama ilkokula geldiğinde öğrenme problemleri veya hiperaktivite ortaya çıkabilir.

    Bebeğiniz taburcu edildikten sonra da kritik dönem devam ediyor

    Erken doğan bebek her ne kadar gerekli tetkikler yapılıp, sağlığına kavuşarak hastaneden taburcu edilse de bakım süreci devam ediyor. Özellikle evde bebeğe yapılan ziyaretler enfeksiyon riskini artırdığından bu konuda ailenin ve yakın çevresinin anlayışlı, bilinçli bir tutum sergilemesi gerekiyor. Odanın sık sık havalandırılması, ışıklandırmanın sağlanması, bebeğe dokunmadan önce ellerin yıkanması özellikle damlacık enfeksiyonu ve respiratuar sinsityal virüs riskini azaltmak açısından son derece önemli. Birinci aydan itibaren rutin aşıları ile respiratuar sinsityal virüsünden koruyan, ilk 5 ay boyunca aylık aşıların yapılması, anne-babanın da boğmacaya karşı muhakkak aşılanması, bebeğin her gün temiz hava alması için dışarı çıkarılması, yine taburcu olduktan sonra yapılması gereken bakım kriterleridir. Bebeğin giydirilmesi konusunda da aşırılıktan kaçınılması gerekmektedir. Siz kendinizi nasıl rahat hissediyorsanız çocuğunuza bir kat fazlasını giydirin. Bebeğin dokunma hissinin gelişmesi için ise eldiven giydirilmemesi gereklidir.

    Masaj yapın

    Prematüre bebeklerde masaj büyük önem taşıyor. Kas gelişimi ve bebeğin daha rahat uyuması için yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeğin kaslarına birtakım germe hareketleri yapılır. Bu sayede daha sonra ortaya çıkabilecek ortopedik sorunlar da azalabiliyor. Dokunarak bebeğe uyarı vermek, beyin gelişimi açısından da olumlu sonuçlar verirken, yapılan masajlar bebeğin gaz gibi sorunlarını da önlüyor.