Etiket: Bebek

  • Düşük

    Düşük

    WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’ ya göre 20 haftadan küçük 500 gr’ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yanidüşükolarak tanımlanır.Düşükler; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

    WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ya göre 20 haftadan küçük 500 gr ‘ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yanidüşükolarak tanımlanır.

    Düşükler; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

    SPONTAN ABORTUSLAR:

    1-SPORADİK ABORTUSLAR:Altta yatan kronik bir patolojik olmadığı durumdur. Kendiliğinden gerçekleşen düşüklerin çok büyük bir kısmını oluşturur.(%97-99).

    Toplumda klinik olarak saptanabilen düşük oranı % 10-15 dir. Yaş ilerledikçe bu oran % 20 ‘lere çıkar. Ülkemizde yaklaşık yılda bir milyondan fazla kendiliğinden düşük olmaktadır. Yine 2-3 haftalık erken dönem düşükleri genellikle gecikmiş tarzdaadet düzensizliğiolarak yorumlandığı için aslında düşüklerin oranı tam olarak belirlenememektedir.

    Düşüklerin çoğu bebek öldükten 1-3 hafta sonra gerçekleşir. Ölü bebek vegebelikmateryalini bir yabancı cisim olarak algılayan rahim kramplar ve kasılmalar gerçekleştirip, rahim ağzını açarak dışarıya atar. Bu sırada şiddetli kanama ve kasık ağrısı meydana gelir.

    SPONTAN ABORTUS NEDENLERİ

    A-Bebeğe ait nedenler:İlk 6-8 haftadaki kendiliğinden düşüklerin %50-80 ‘inde bebeğe ait bir genetik veya organ-şekil bozukluğu söz konusudur.8-12 haftada bu oran %25 ‘lere iner. Bebeklerde organ şekil bozukluklarına neden olan etkenler annenin geçirdiğiviral hastalıklarveya kullandığı zararlı ilaçlar olabilir.

    Canlı doğan 200 bebekten 1 tanesinde kromozomal anomali mevcuttur. Anne karnındaki bebeklerde bu oran çok daha yüksektir. Ancak problemli bebeklerin % 90 ‘ı düşer.

    İlk trimestr düşüklerinin en çok rastlanan kromozomal bozukluğu trizomidir.

    B- Anneye ait nedenler:Annenin böbrek hastalıkları ve yüksek tansiyonu da bebekte kanlanma(beslenme ve oksijenlenme kan yoluyla sağlanır) bozukluğuna yol açar. Göbek kordonununda meydana gelen düğümler de bazen anne karnında ani bebek ölümlerine neden olurlar. Annenin kalp ve akciğer sorunları da yine bebek kayıplarına sebep olabilir. Kan uyuşmazlığı bebekte anemi ve kalp yetmezliği yaratarak bebeğin gebeliğin ikinci üç aylık döneminde ölmesine neden olabilir.

    Annedeki Akut Sistemik Enfeksiyonlar kendiliğinden düşüklere neden olabilirler ki bunlar ; TORCHES (Toxoplazma, Rubella, Cytomegalovirus, Herpes , Sifiliz ) grubu enfeksiyonlar, Listeria, Vibrio, Salmonella, vaksinia gibi enfeksiyonlar gebelik kayıplarına neden olabilir.

    Anestezik gazlar, alkol ve sigara, radyasyon, kolşisin, kanser ilaçlarıdüşük nedeniolabilir.

    Abortusların Klinik Sınıflanması:

    1-ABORTUS İMMİNENS =DÜŞÜK TEHLİKESİyadaDÜŞÜK TEHTİDİ: Gebeliğin ilk yarısında meydana gelen hafif rahim krampları ve beraberinde olanvaginal kanamadır.Gebelerin %20-25 ‘inde görülür. Tedavide Yatak İstirahati, Cinsel ilişki yasağı ve Progesteronlar önerilir.

    2-ABORTUS İNSİPİENS:Kaçınılmaz düşük anlamına gelir. Düşük mutlaka gerçekleşir. Saptandığında hastanın hayatını tehtid edebilecek kan kaybı ve enfeksiyon riski açısından gebelik küretaj işlemiyle sonlandırılmalıdır.

    3-ABORTUS İNKOMPLETUS:Tam olmayan düşüktür.Gebeliğin bir kısmı düşer, bir kısmı rahimdedir.Küretaj ilegebeliksonlandırılmalıdır.

    4-ABORTUS KOMPLETUS:Tam düşük demektir.Tüm gebelik materyali rahim dışına atılmıştır. Yine de rahim içi herhangi bir parça kalma ihtimaline karşı küretaj işlemi ile kontrol edilmeli ve USG ile kavitenin temizlendiği teyid edilmelidir.

    5-MİSSED ABORTUS:Anne karnında fetusun öldüğü ancak düşük belirtilerinin görülmediği durumdur.

    ​​​​​​​​​​​​​​​​​​

  • Normal Doğum

    Normal Doğum

    Normal Doğum

    Dokuz ay on gün süren bir hamilelik yolculuğunun son ve en güzel durağıdır doğum. Her kadının doğum eylemi, kendine özeldir. Bazen düzenli doğum sancıları, bazen su kesesinin açılması, bazen de rahim ağzı genişlemesinden kaynaklı halk arasında “nişan gelmesi” denilen kanlı, mukuslu bir akıntının gelmesiyle başlar doğum eylemi. Her ne şekilde başlarsa başlasın, bebeğine kavuşacak olan anneyi tatlı bir telaş alır. Doğuma giden yolda sancılar vardır ama normal doğumda kararlı anne bunun bilincindedir ve sancıları ne kadar kuvvetli ve sık gelirse, bebeği de o kadar çabuk gelecektir.

    Doğum sancılarının başladığı andan , bebeğin doğmasına kadar olan sürece TRAVAY denilir. Travay sürecinde rahim ağzının yumuşaması, amnion kesesini açılması, bebeğin anne rahminden çıkıma doğru doğum sancılarıyla itilmesi gibi olaylar yer alır. Her şey yolunda giderse gerçekleşir. Fakat travay sırasında bebeğin kalp atımının azalması, bebeğin erken travay döneminde kakasını yapması, uzun süre sancı çekilmesine rağmen rahim ağzının açılmaması, rahim ağzının açılmasına rağmen bebeğin annenin pelvis kemikleri içinde uygun ekseni bulup ta çıkıma doğru ilerleyememesi, annenin uzun süre sancı çektiği halde bebeğin çıkıma doğru ilerlemesinin beklendiği zamanda sancıların kesilmesi ve verilen suni sancı tedavisine yanıt vermemesi, doğum sancılarının çok sık ve şiddetli geldiği rahmi sürekli kasılı halde tuttuğu ve müdahale edilmzse bebeğin plasentasının erken ayrılıp bebeğin ölümüyle sonlanabileceği durumlarda hasta derhal SEZARYEN‘e alınmalıdır. Bu durumda Normal Doğumda ısrar etmek anne ve bebek hayatını önemsememek demektir ki hiç bir Kadın Doğum Uzmanı böyle bir yaklaşımda bulunmaz, bulunamaz. Çünkü bizim misyonumuz bize başvurmuş anne adaylarını bebekleri ile birlikte en sağlıklı şekilde evlerine göndermektir.

    Travay’ın süresi kişiye ve gebeliğin sayısına göre değişim gösterir. Eğer kişi ilk doğumunu yapıyorsa daha uzundur. Bundan sonraki her gebelikte travay süresi biraz daha kısalır. Doğumlar tekrarlayan gebeliklerde daha kolay olmaya başlar. Anne olmak Allahın kadına verdiği kutsal bir görevdir. Bu güzel göreve giden yolda karşılaşılan zorlukları hastalarımız ile birlikte aşıyoruz. Doğum gerçekleşip anne bebeğini kucağına alınca gebelikte ve travay sırasında çekilen tüm sıkıntılar unutuluyor.

    Bebeğin başı annenin vajinasından dışarıya doğru kabartı yapmaya başlayıp, bebeğin saçları göründüğünde, annenin perine bölgesine lokal anestezik yapılır ve çıkan bebek annenin dış genital organlarını düzensiz bir şekilde yırtmasın diye EPİZYOTOMİ denilen bir kesi yapılır. Sonra anneye var gücüyle ıkınması söylenip bebeği bizim kontrolümüz ile doğurması sağlanır. Evet o büyük an gelmiş, bebek doğmuş ve var gücüyle ağlamaya başlamıştır. İşte o an Kadın Doğumcunun ve Annenin birlikte derin bir OH! çektikleri en mutlu andır.

    Bebek Çocuk Doktoru tarafından muayene edilip sağlıklı olup olmadığı kontrol edilirken, Anne de Plasentayı doğurmakla meşguldür. Her Kadın Doğum hekimi Plasentanın tam olarak çıkıp çıkmadığını kontrol etmek zorundadır. Eğer rahim içinde Plasenta parçaları kalırsa Doğum sonrası

    Anne hayatını tehtid eden kanamalar meydana gelebilir. Şayet Plasenta tam çıkmadıysa mutlaka içerde kalan parçalar KÜRTAJ yöntemi ile temizlenmelidir.

    Genellikle bebekler taravay sırasında Rahim Ağzında (Serviks’te ) ve Vajinada düzensiz yırtıklar meydana getirebilirler. Mutlaka Vajinaya ekartörler koyarak Serviksteki ve vajinadaki yırtıklar kontrol edilmeli ve dikilmelidir. Eğer bunlar da kontrol edilmeyip atlanırsa ve dikilmezse CİDDİ DOĞUM SONU KANAMALARINA yol açarlar.

    Plasentayı kontrol ettik, Rahmimizin kendini toparladığını sertleştiğini ve kanama olmadığını gördük. Serviks ve Vajinadan da emin olduk. Şimdi sıra Epizyotomimizi Onarmaya geldi. Epizyotomimizi de gizli ve estetik biçimde diktikten sonra Annemizi , bebeğimizle birlikte sağlıkla odasına gönderebiliriz. Normal doğum veya Sezaryenlerde hastanede bir gece kalan hasta sağlıklı bir şekilde evine gönderilir.

    Kısa bir süre sonra bizim doğum sonrası tedavimiz ve önerilerimiz ile birlikte annenin kendine dikkat etmesiyle doğum sonrası süreç te en sağlıklı şekilde tamamlanır. Bizim en büyük gıdamız, mutluluğumuz, gururumuz; hastalarımızı sağlıklarına ve sağlıklı bebeklerine kavuşturmaktır.

  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar ve Gebelik

    Bakteriyal Enfeksiyonlar

    Tedavi edilebilen enfeksiyonlar.

    Gonere

    Cinsel yolla bulaşan, sık rastlanılan bir hastalık. Kadında pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açarsa dış gebelik ve kısırlığa neden olabilir. Hamilelikte erken doğum ve bebekte göz enfeksiyonuna neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide anne için antibiyotik kullanılmalı. Bebek için gözde enfeksiyon olmaması için antibiyotik kullanılır.

    Klamidya

    PID ve kısırlık nedeni. Bebekte pnömoni, göz enfeksiyonu ve körlüğe neden olabilir. Doğum sırasında vajenden bebeğe bulaşır. Tedavide antibiyotik kullanılır.

    Trikomoniazis

    Tüplerde hasara neden olabilir. Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Bakteriyel Vajinozis

    Bebekte erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sebep olur. Doğum sırasında bulaşır. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    Sifiliz

    Konjenital sifilis bebekte zihinsel ve fiziksel sorunlara yol açar. Gebelik sırasında plasentadan geçerek bebeğe ulaşır. Ayrıca doğum sırasında bulaşabilir. Antibiyotik ile tedavi edilir.

    • Viral Enfeksiyonlar
    • Tedavi edilemeyen enfeksiyonlar.

    HPV (Human Papilloma Virüs)

    Kadınlarda genital kanseri arttırdığı kanıtlanmış olan virüs. Bebeklerin boğazında siğile neden olur. Cerrahi olarak tedavi etmek gerekir. Bebeğe doğum sırasında bulaşır. Siğil tedavisi gebelik devam ederken de yapılabilir.

    Hepatit B

    Karaciğere zarar veren bir virüs. Doğumdan sonra 1 saat içinde tedavi edilmezse bebekler ömür boyu taşıyıcı olur. Doğumda bebeğe bulaşır. Tedavisi yok ancak aşı yapılarak bebeği etkilemesi engellenebilir.

    Herpes

    İlk trimesterde düşüğe neden olur. Doğumda bebeğe bulaşırsa neonatal herpes oluşur. Doğumda bebeğe bulaşır; çok nadir gebelik sırasında plasentayı geçerek bebeğe ulaşır. Annede herpes oluşursa bebek etkilenmemesi için ağızdan ilaç alınabilir ancak doğumdan hemen sonra bebek tedavi edilirse sağlıklı bebek olabilir.

    HIV

    HIV aids hastalığına yol açar. Bebeğe anne karnında, doğum sırasında ve daha sonra sütverirken geçebilir. Gebelik sırasında antiviral ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçların kullanımı bebeğe virüsün geçme şansını azaltır.

  • Normal Doğum Ve Sezaryan

    Normal Doğum Ve Sezaryan

    Anne Adayları, Doğum Şeklinize Doktorunuzla Birlikte Karar Vermelisiniz

    Son yıllarda yurdumuzda ve tüm dünyada en çok tartışılan konulardan biri de anne adayının doğum şeklidir. Gebelerin büyük bir bölümünde doğum şekli konusunda gebelik süreci boyunca bir kararsızlık olmaktadır.

    Şöyle bir inanış var: Normal doğum, sezaryendan daha iyidir

    Bu kabul edilemeyecek bir şeydir. Bazı koşullarda normal doğum anne için çok zararlıdır ve sezaryen yapılması gerekir. Ama koşullar iyiyse normal doğum anne için elbette iyidir. Normal doğumda annenin iyileşme süreci çok daha hızlıdır. Anne hastaneden daha çabuk çıkar, normal işine ve normal hayatına daha çabuk döner. Bebek için ise, eğer her şey yolunda gidiyorsa, normal doğumda hiçbir problem yaşanmaz. Sezaryen ancak gerektiği taktirde yapılmalıdır.

    Normal Doğumun Bebek İçin Faydaları:

    • Anne adayı normal doğumda daha hızlı iyileşir.
    • Günlük hayatına daha hızlı bir şekilde döndüğü için bebeği ile daha fazla ilgilenebilir.
    • Normal doğumda anestezi kullanılmadığı için anestezinin herhangi bir riski taşınmaz.
    • Normal doğum ile doğan bebeklerde solunum problemlerinin oluşma riski daha az olmaktadır. Bu durumun sebebi, bebek doğum kanalından geçerken bir baskıya uğrar. Bu baskı da akciğerlerindeki amniyon suyunun atılmasına yol açar. Bu sebeple solunum riskleri azalır.
    • Bebek normal doğum esnasında doğum kanalından geçerken ağzı ile çeşitli bakterilere temas eder. Bu bakterilerin bebeğin bağışıklık sistemi için oldukça yararlı olduğuna dair çalışmalar vardır.
    • Normal doğumun yaşandığı anda, bebekte oluşan hormonal dalgalanmaların bebeğin dünyaya gelmesinin ardından anne ile ilişkisinin sağlamlaştırılmasında yararlı olduğuna inanılır. Normal doğum aşamasında bebekte endorfin hormonu salgılanır. Endorfin mutluluk hormonudur. Bu hormonlar bebeğin dünyaya daha kolay adapte olmasını sağlar.
    • Normal doğum yöntemi ile dünyaya gelen bebekler, anne memesini daha kolay bulabilmektedir.
    • Normal doğum ardından anne ile bebek arasında cilt teması oldukça güçlü bir şekilde kurulur. Bu sayede anne ve bebek iletişimi ve bebeğin anneye daha çok bağlanması sağlanmış olur.
    • Normal doğumla doğan bebekler sezaryen ile dünyaya gelen bebeklere göre yoğun bakıma daha az alınırlar.

    Normal Doğumun Anne İçin Faydaları:

    • Normal doğum ardından anne daha kolay iyileşir ve normal yaşantısına daha çabuk dönebilir.
    • Bebeklerini normal doğumla dünyaya getirmiş olan anneler, hastaneden daha kısa sürede çıkarlar. Hastaneden erken çıkmak maddi olarak anneye avantaj sağlar.
    • Normal doğum ile doğuran anneler için ”doğumda anne ölüm oranları” daha az etkilidir.
    • Doğumu normal yapan annelerin rahminde bir kesi ya da hasar meydana gelmez. Bu sebeple ikinci gebeliklerinde de normal doğum yapabilirler.
    • Normal olarak yapılan doğumlarda doğum ardından enfeksiyon ve kanama benzeri riskleri yaşama olasılığı daha az olmaktadır.
    • Normal olarak doğum yapan kadınların doğum ardından ağrı gibi sorunları sezaryene göre oldukça azdır.

    Normal Doğumun Dezavantajları

    • Doğum sırasında doğum ağrılarının duyulması,
    • Sancı korkusu ve çekilen sancılar,
    • Doğumda devamlı olarak ıkınmak gibi fiziksel hareketlerin sebep olduğu yorgunluk,
    • Vajinaya kesi uygulanması,
    • Doğum ardından vajinada ortaya çıkabilecek sorunların daha fazla olması,
    • Doğum sırasında meydana gelebilecek yan etkilerin daha fazla olmasıdır.
    • Sezaryen doğum hangi durumlarda yapılır?
    • Bebeğin doğum kanalına başla ilerlememesi halinde
    • Plasentanın rahim girişini kapatması
    • Plasentanın rahim duvarından erken ayrılması halinde
    • Bebeğin iri olması halinde yani makrozomi durumunda
    • Anne adayının çatısının dar olması halinde
    • Bebekle ilgili bazı yapısal anormalliklerin olması durumunda
    • Anne adayındaki doğum korkusu, vajinusmus gibi durumlarda
    • Çoğul gebeliğin olması halinde
    • Rahimde miyomların halinde
    • Anne adayı açısından ıkınmanın riskli olması halinde
    • Annedeki herpes enfeksiyonu, genital siğil gibi sorunların bulunması
    • Anne adayının daha önceden geçirdiği operasyonlar
    • Bebeğin acilen doğmasının gerekli hallerde sezeryan doğum yapılabilir.

    Sezeryan Doğum Nasıl Olur

    Normal koşullarda sezaryenle doğum 30-45 dakika içinde tamamlanır. Olası bir aksilikte bu süre bir saate kadar çıkabilir. Doğum anestezi altında uygulanır. Bu genel anestezi olabileceği gibi spinal anestezi ile de yapılabilir.

    Yapılan cerrahi işlemde ağrı duyulmaması için anne adayına anestezi verilir. Genel anestezide doğumda herhangi bir şey hissedilmediği gibi, tamamen uyunur. Spinal yani epidural anestezide anne adayı uyanık olur, ancak ağrı duymaz. Bu yöntemde belden ince bir tüple girilerek, anestezi verilir. Bu şekilde sadece vücudun altı uyuşturulur.

    Sezeryan Doğumun Dezavantajları

    Sezaryen ameliyatında çok nadiren görülse de en sık görülen komplikasyonlar enfeksiyon, kanama ve pelvik organ yani rahime yakın bulunan mesane, barsak gibi organların yaralanmalarıdır. Aezaryen ameliyatlarının %1-2‘sinde aşırı kanama nedeniyle kan transfüzyonu gerekebilir. Çok nadiren aşırı kanama nedeniyle rahmin ameliyatla alınması bile gerekebilir. (bkz: doğum sonrası aşırı kanama)

    • Sezaryen ameliyatı sonrasında bacak damarlarında pıhtı oluşması (derin ven trombozu, dvt) ve akciğerlere pıhtı atma riski normal doğuma göre fazladır.
    • Sezaryenin bir dezavantajı doğumdan hemen sonra anne bebek etkileşimini geciktirmesi veya engellemesidir.
    • Sezaryen sonrası anne normal doğuma göre çok daha geç iyileşir. Hastaneden daha geç taburcu olur. Günlük hayatına ve işine dönmesi daha uzun süre alır.
    • Sezeryan sonrası ağrı normal doğuma göre çok daha fazla olur.
    • Sezaryen amelyatı geçiren annenin sonraki doğumlarında plasentanın (bebeğin eşinin) rahim ağzına yerleşmesi veya rahim duvarına yapışması gibi (previa, dekolman, akreata) komplikasyonlar daha sık görülür.
    • Sezaryen ameliyatı geçiren anne sonraki bebeklerini normal doğum ile doğurma şansını büyük oranda kaybeder.

    Sezaryen sonrasında bebekte solunum sıkıntısı olma riski daha fazladır. Normal doğumda bebek doğum kanalından geçerken uğradığı basınç sayesinde akciğerlerindeki su dışarı atılır ancak sezaryende bu gerçekleşmediği için solunum sıkıntısı meydana gelebilir. Elektif sezaryende bebekte yenidoğan geçici takipinesi (TTN) ve RDS gelişme riski 7 kat fazla bulunmuştur.

    Nadiren genel anesteziye veya spinal, epidural anesteziye bağlı komplikasyonlar oluşabilir.

    • Sezaryen olan annenin doğumdan sonra herhangi bir komplikasyon nedeniyle tekrar hastaneye yatma riski normal doğum yapanlara göre daha fazladır.
    • Sezaryen ile doğan bebeklerde meme emme başarısı daha düşüktür.
    • Bazı araştırmalar sezeryan ile doğan çocuklarda astım hastalığına daha sık rastlandığını göstermiştir.
    • Sezaryen olan annelerin karınlarında ameliyata bağlı oluşabilecek yapışıklıklar nedeniyle ileride infertilite (kısırlık) problemi yaşama riskleri daha yüksektir.
  • TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    TÜP BEBEKTE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALIYOR MU?

    Tüp bebek tedavisi yıllardır çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin başvurdukları ve sonuçlarıyla da sevindiren bir tedavi şeklidir. Toplumda yaklaşık her 7 çiften biri çocuk sahibi olmakta zorluk nedeniyle doktora başvurmaktadır. Bu çiftlerden bazıları yumurtlama takibi ve aşılama yöntemleri ile sonuca ulaşırken diğerlerinde tüp bebek tedavisi gerekmektedir.

    Tüp bebek tedavisi kısaca kadının yumurtası ve erkeğin sperminin laboratuvar ortamında karşılaştırılması ve oluşan embriyonun anne rahmine transferi işlemidir. 1978 de ilk tüp bebeğin doğumundan sonra bir çok çifte tedavi kapısı açılmıştır. Mikroenjeksiyon yönteminin bulunup geliştirilmesi ile özellikle erkek kısırlığında çağ atlanmıştır. Günümüze kadar milyonlarca bebek bu tedavilerin başarısıyla dünyaya gelmiştir.

    Üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanmaya başlandığından beri; tedavi protokolleri, kullanılan ilaçlar, embriyoloji laboratuvar ortamları ve kullanılan araç-gereçler yıllardır değişmiş ve gelişmiştir. Oldukça hızlı gelişim gözlenen bu alanda en önemli amaç yüksek gebelik oranlarına ulaşmak olmuştur.

    Bu tedavi süresinde her hastaya aynı yaklaşımlar uygulanmamaktadır. Kişinin yumurtalığının durumuna, hormonal özelliklerine, yaşına, kilosuna, daha önceki tedavilerine ve kısırlık süresine bağlı olarak kendisine özel tedaviler seçilmektedir.

    Tüp bebek tedavisi maddi açıdan da çiftleri düşündüren bir tedavi şeklidir. Bu tedavi metotları çok iyi eğitim almış tıbbi personel ve son derece modern tıbbi cihazlar gerektirmektedir. Kullanılan tüm tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin hemen tümü ithal edilmekte ve bunlar oldukça da pahalı olmaktadır. Ayrıca kullanılan malzemelerin çoğu tek kullanımlık olup işlem sonrası atılmakta ve yeniden kullanılmamaktadır. Aynı zamanda tedavi esnasında kullanılan ilaçlarda maliyete etki yapmaktadır.

    Günümüzde daha yeni ve kolay uygulanabilir ilaçlar üretilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda hasta dostu tedaviler ortaya çıkmıştır. Eskiden yaklaşık 45 güne kadar uzayan ve fazla miktarda ilaç kullanılması gereken sikluslar var iken yeni tedavi yöntemleri ile yaklaşık 10 gün süren ve çok daha az miktarda ilaç kullanımı gerektiren tedaviler ön plana çıkmıştır. Kişiye özel tedavilerdeki amaç daha iyi kalitede yumurta geliştirip gebelik oranını artırmak ve bazı hastalarda gözlenen yumurtalıkların aşırı uyarılması ile sonuçlanan yan etkilerden kaçınmaktır.

    Tedavi protokollerindeki bu değişim sonucunda daha az ilaç kullanıldığı için maliyet azalmaktadır. Aynı zamanda tedavi süresinin daha kısa süreli olması ve daha az hastane ziyareti bu düşük maliyete katkı sağlamaktadır.

    Amerika ve Avrupa ile karşılaştırıldığında ülkemizde çok daha uygun maliyette ve aynı başarı oranlarında tedaviler gerçekleştirilebilmektedir. Tedavi süresinin de (yaklaşık 10-15 gün) kısalması yurtdışından fazla sayıda insanın merkezlerimize başvurusunu açıklamaktadır. Tatil döneminde tedaviye başlayacak hastalarımıza önerilerimiz daha önceden internet Ya da telefon yoluyla bize ulaşmaları ve gereken tetkiklerini tamamlamalarıdır.

    Tüm çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere bizlerin de vesile olmasıyla hayallerinin gerçekleşmesini dileriz.

  • Gebelik ve Gebe Takibi

    Gebelik ve Gebe Takibi

    Normal bir hamilelik süresi 40 haftadır. Başka bir deyişle 40 hafta, 280 gün yada 9 ay 10 gündür. İster bebekteki gelişmeler,ister anne vücudundaki değişiklikler ve şikayetler, aynı zamanda tıbbi olarak yapılması gereken tetkik ve tedaviler bu haftalara bağlı olarak değişir.

    40 haftalık gebelik süresi 3 aşamada değerlendirilir:
    1.Aşama: İlk 12 haftalık süre birinci trimestr dediğimiz embriyogenezis dönemidir.

    Bebeğe ait değişiklikler
    Anne’nin yumurtası baba’nın spermi tarafından döllendikten 72 saat sonra,döllenmiş yumurta anne rahmine ulaşarak rahim tabakasının içine yerleşir.Bu dönemdeki canlıya Embriyo,geçirdiği evreleri ise Embriyogenezis denir.Embriyo’nun yerleştiği rahim tabakasına,embriodan çıkan uzantılar ilerleyip plasenta (Halk dilinde bebeğin eşi) oluşmaya başlar.Plasenta bebek ve anne arasında bariyer görevi yaparak oksijen ve besin transferini gerçekleştirir.Embriyo plasentaya göbek kordonu ile bağlıdır.Bebeğin sağlıklı gelişmesi için en büyük görev plasntaya aittir.Embriyo su ile dolu olan kesenin içinde büyümeye devam eder.8 haftanın sonunda embriyo yaklaşık 25 mm boyutundadır.Embriogenezis döneminde bebeğin tüm doku ve organları oluşmaktadır.Dolaysıyla dış etkenlerden,anne’nin kullandığı ilaçlardan, geçirdiği hastalıklardan, maruz kaldığı zararlı dış etkenlerden en çok etkilenen dönemdir. Bebeğin bir takım sinir sistemi hastalıklardan ve Nöral Tüp defekti dediğimiz anomaliden korunmak amacıyla bu dönemde anne’nin folik asit kullanımı önerilir.

    Anne’inin son adet tarihinden yaklaşık 5 hafta sonra Ultrasonda(Batından) gebelik kesesi ve içindeki yolc sac dediğimiz bebeğin ilkel barsakları görülür.Bu gebelik kesesinin boş olmadığını ve büyük olasılıkla normal bir hamilelik sürecinin devam edeceğinin en büyük göstergesidir. Bu tarihten iki hafta sonra embriyo ve kalp atışları görülür.12 haftanın sonunda ise bebeğin tüm organları oluşmuş adeta minyatür bir insan şeklini almıştır.ve embriyo yerine Fetüs olarak adlandırılır.Plasnta ise gelişmesini tamamlayıp tüm fonksiyonlarını yerine getirmeye başlamıştır. 12 haftanın sonunda fetüs 60-65mm boyunda,yaklaşık 20 gr ağırlığındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    İlk 12 haftada herkesçe bilinen en sık görülen şikayet hiperemezis dediğimiz bulantı ve kusmadır. Bunun yanı sıra halsizlik,Uyku düzeninde değişikliler(uykusuzluk veya uykuya eğilim),kasık ve bel ağrısı,sık idrara çıkma,vajinal akıntıda artış,göğüslerde gerginlik,baş dönmesi,başağrısı,ruhsal gerginlik,mide şikayetleri,vücütta genel bir şişkinlik ve ödem hali görülebilecek olağan şikayetlerdir.

    Yapılması gereken tetkikler
    Bu dönemde eğer anne adayının ciddi ve kronik bir hastalığı yoksa doğum uzmanın muayenesinde her hangi bir probleme rastlanmyorsa,çok fazla ve detaylı bir tetkik’e gerek yoktur. Rutin kan tablosu,ve temel tetkiklerin yapılması yeterlidir. Ancak muayene bulgusunda bir sorun tespit edilirse Doğum Uzmanın uygun gördüğü tetkikler yapılmalıdır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    İlk 12 hafta daha önceden bahs ettiğimiz gibi biraz daha dikkatkli olunması gereken haftalardir.Örneğin mecbur kalmadıkça yolculuğa çıkmamak,ağır fiziksel aktiviteden uzak durmak,cinsel ilişkide temkinli olmak vs.

    12 ila 28 haftalar ikinci trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    16 hafta civarında bebek ince bir cilde sahip olup,tüylenmeye başalmıştır.Bu tüyler daha sonra dökülecektir.Boyu 15-20cm,ağırlığı 100 gr’a ulaşmıştır.kemikler sertleşmeye başlamıştır.20 haftadan sonra cilt alıtı yağ dokusu gelişmeye başlar.Bebeğin hareketleri bu haftadan sonra anne tarafından hisedilmeye başlar(İkinci ve sonraki gebeliklerde bebeğin hareketlerini 18 haftadan itibaren anne hisedebilir.).Bu dönemin sonunda bebeğin ağırlığı 800-1000 gr arasındadır. Bebek’te olası konjenital(Doğumsal) anomalilerin çoğunun tesbit edilebileceği haftalar 16-20 haftalar arasıdır.23-24 haftalarda bebeğin kulağı duymaya başlar.ve dışardan gelen sesli uyarılara tepki verir. Bu haftadan itibaren doğuma kadar geçen sürede bebek anne’nin sesini tanımaya ve alışmaya başlar. Doğduğunda bebek annesini sesinden tanır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu haftalar anne’nin hamileliğe adapte olduğu haftalardır. Rahim’in kasığın dışına taşması ile karında büyüme, omurgan’ın bu duruma adaptasyonu sonucu kavisinin artması dolaysıyla sırt ve bel ağrılarının baş gösterdiği dönem dir.Bulantı kusmaların hafiflediği bu dönemde,onun yerine mide yanması ve ekşime şikayetleri başlar.Bebeğin hareketleri anne’nin ilk hamileliği ise 20 hafta civarında,ikinci ve sonraki hamilelikleri ise 18 haftalar civari anne tarafından hisedilmeye başlar.Bu dönem anne açısından belkide hamileliğin en rahat dönemidir.Bebeğin hareketlerini hisettiği için heran bebeğinin hayatta olduğunun huzurunu taşır ve kendisi henüz çok ağırlaşmadığı içinde yaşam kalitesi fazla etkilenmemiştir. Ciltte ve meme ucunda,göbekten kasığa doğru koyulaşma olur.İlk süt (kolostrum) salgısı 20 hafta civarında başlar.

    Yapılması gereken tetkikler
    12-14 haftalar arası İkili Tarama testi:Bebeğin ense kalınlığı ölçülür.Anne kanında PAPP-A ve b-HCG değerleri bakılır.Bu iki parite ikili tarama testi adı altında birleşerek risk hesabı yapılır.Eğer bu testin sonucu olumsuz olursa(Bu sadece istatistiksel bir test tir),anne ve bebeğe özgüleştirilerek daha ileri testler yapılması önerilir(Chorion villus biyopsisi)

    16-20 haftalar arası (Tercihen 18.hafta) Üçlü tarama testi:Tripple test denilen bu tetkikte ikili tarama testinde olduğu gibi anne kanındaki hormon ölçümleri ve bebeğin baş çevre ölçümü esas alınarak yapılır.Şayet bu test olumsuz olursa Amniosentez dediğimiz bebeği suyundan örnek alınarak bebeğe özgü ileri tetkik yapılması önerilir.

    15-22 haftalar arası Dörtlü tarama testi: (Henüz deneme aşamasındadır.)

    24-28 haftalar arsında anne’de şeker testi yapılarak gebelik’te gizli Diabet araştırılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Anne adayının dengeli beslendiği düşünülerek demir takviyesi(Kansızlık tedavisi) dışında herhangi bir ilaca gerek yoktur.Şayet anne adayı yeterli miktarda süt ve süt ürünleri tüketemiyorsa kalsiyum takviyesi Yapılabilir.Annede kas krampları mevcut ise kalsiyum yanı sıra magnezyum verilir. Şayet anne adayı iştahsiz olup bebek’te yeteri kadar kilo alamıyorsa o zaman multivitamin ilavesi yapılabilir. Gebelik’te yapılması önerilen tek aşı Tetanoz aşısıdır.Anne aday’ı evde doğum yapmayı düşünmüyörsa 10 yıl içinde herhangi bir nedenle Tetanoz aşısı yapıldıysa bu aşının yapılmasına gerek yoktur. Anne ve baba arasında kan uyuşmazlığı varsa 28. haftada Rhrh aşısı yapılır.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    Anne adayı bu dönemden itibaren rahat gevşek giysileri tercih etmeli.Diş problemi varsa en uygun tedavi zamanı 20-28 haftalar arasıdır.Meme’den süt salgısı varsa temiz bezle silmek yeterlidir.Ciltte çatlak oluşmayı azaltıcı nemlendirici kremler kullanılabilir.

    28 ila 40 haftalar üçüncü trimestr

    Bebeğe ait değişiklikler
    28 haftadan doğuma kadar geçen sürede bebeğin kilosu boyuyla oranla daha fazla artar.Ortalama hafta başı 150-250 gr arası kilo artışı gösterir.Tırnak oluşumu ,ayak tabanında çizigiler şekillenir.34 haftada Akciğer gelişimi tamamlanır ve doğarsa dış ortamda yaşayabilecek düzeyde olur.(Bu durum teorik olarak kabul edilir.İdael olarak bebek 37. haftayı tamamlamasıdır.)Bebeğin hareketleri daha güçlü olup bazen anne’nin canını yakacak düzeye gelebilir.Gebelik süresini tamamlayan bebeğin kilosu 2500-4000 gr arası boyu 50cm civarındadır.

    Anne’ye ait değişiklikler
    Bu dönemde bebeğin büyümesine paralel olarak annede karın içi basınç’ta artış olur.Buna bağlı Mide barsak şikayetlei,sık idrara çıkma,idrar kaçırma,akciğerlere bası sonucu solunum güçlüğü,öksürük, Çarpıntı şikayetleri olabilir.Lenf yollarına bası sonucu alt extremitelerde(Bacaklarda) şişlik,varis oluşumu,anne dış genital bölgede şişlik veağrı buna bağlı olarak yürüme şekil değişikliği(Ördek tipi yürüyüşü) olabilir.34 haftadan itibaren Braxton-Hicks kasılmaları(yalancı doğum sancılar) başlar.Geçek doğum sancılarından farkı seyrek,düzensiz,kısa süreli ve hafif olmasıdır.Bu kasılmalar bir nevi rahimin doğuma hazırlık egzersizleridir.

    Yapılması gereken tetkikler
    34 haftadan itibaren Ultrasonla bebeğin suyunun miktarı daha sık ölçülmeli,Non-Stress-Test(NST) dediğimiz bebeğin kalp atışlarının takibi yapılır.

    Kullanılması gereken ilaçlar
    Bu döneme özel farklı herhangi bir ilaç kullanması söz konusu değildir.

    Dikkat edilmesi gereken hususlar
    30 haftadan itibaren anne’ye sırt üstü yatışı önerilmez.Bu yatış şekli anne’nin sırt ve bel ağrılarını arttırır.Daha önemlisi anne karnındaki ana damarlara basıya bağlı hem bebeğe giden kan miktarı azalır hemde anne’nin tansiyonu düşüp nefes almakta zorlanır.Tercih edilen yatış pozisyonu sol yandır. Anne bacaklarını hafif karnına doğru çekip iki bacak arasına yastık kullanırsa bel ağrılarının hafiflemesini sağlar. Anne’ye bebek hareketlerini sayması öğütlenir.Bebek 24 saat’te 10 kereden az hareket ederse veya 2 saat’ten fazla hareketsiz kalırsa hemen doktoruna haber verilmesi istenir.Bu durum iki olaydan kaynaklanabilir.Ya bebeğin suyu azalmış dolaysıyla bebeğin hareket kabiliyeti azalmıştır veya bebek doğum kanalına yerleşip doğuma hazırlanıyordur.

    Hamilelik boyunca hatırlanması gereken hususlar
    Beslenme:
    Hamilelik boyunca anne adayından istenilen beslenme şekli sık sık az az yemek yemesi Yiyeceklerinin besin değeri yüksek kalorisinin düşük olmasıdır.Şeker hastalığın dışında hamilelikte diyet yasaktır.Bu şekilde beslenmenin yararları:Anne tansiyonunun,kan şekerinin hep aynı düzeyde kalması,bebeğe giden kan miktarı hep aynı düzeyde ve dengeli olması,anne’deki mide şikayetlerinin azalması ve annedeki kilo artışının ideal olmasının sağlar.Hamilelik boyunca ideal kilo artışı 13 kilo civarında olup bunun 3 kilosu ilk 20 hafta,geri kalan 10 kilo ikinci 20 haftada olmasıdır.

    Gebelik’te egzersiz:
    Bilimsel olarak anne ve bebeğe faydası kanıtlanmış tek egzersiz yürüyüştür. Yürüyüş günlük yarım saat’i aşmamalı,düz yolda yürüyüp,10 dakika yürüdükten sonra 10-15 dakika mola verip dinlenilmelidir.

  • Ten Tene Temas

    Ten Tene Temas

    Bebeğin doğumdan sonra ilk dakika ve saatler içinde karşılaştığı ortam ve davranışlar onun gelişiminde olumlu veya olumsuz birçok etki bırakacaktır. Yapılan birçok araştırmalar doğar doğmaz bebeğin annesiyle ten tene temas sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Doğum sonrası bu yaşamdaki ilk saat çok önemlidir, bu süreçte bebek annesiyle tanışmakta ve bir aile oluşmaktadır. Bu özel zaman dilimine hiçbir şekilde zorunlu olmadıkça müdahale yapılmamalıdır. Güvenli bağlanma doğum anında ten tene temas ile başlar. Çocuk doğduğunda ve ilk iki ay anneyi kendisinin uzantısı gibi algılar. Annesini görmemesi onu kaygılandırır. Annesi ile güvenli bağlanma yaşayan çocuklar ileride kendisi ve toplumla barışık bir şekilde yaşar.

    Bebeğin ağlayıp ilk solunum hareketini yaptıktan sonra anne ile bebek arasındaki ten tene temas ile ilk bağlanma sağlanmalıdır. Doğumdan sonraki ilk 30 dakika bebeğin en uyanık olduğu dönemdir. Ten tene temas sezeryan uygulanan vakalara da uygulanabilir. Prematür bebeklerde bile ten tene temasın birçok faydaları görülmüştür. Bebeğin doğumundan sonraki ilk birkaç hafta mümkün olduğunca ten tene temas sağlanmalıdır. Anne ile temas bebeğin yaşam alanıdır. Bebeği bu alandan koparırsanız strese girer. Dünya Sağlık Örgütü 2003 yılından itibaren yenidoğan bebekler için ten tene teması önermektedir. Anne uygun olmadığı durumlarda bebeğin en tanıdığı diğer kişi baba ile ten tene temas sağlanmalıdır.

    Ten tene temas ile bebeğin solunumu düzene girer, kan şeker seviyesi düzenlenir, bebek vücut sıcaklığı korunur, stres hormonu seviyesi düşük kalır, bebek daha çabuk uykuya geçer, daha uzun uyur ve ağlama sıklığı düşer. Annelerde ten tene temas ile oksitosin hormonu salgılanır. Bu hormon bebeğin annesine dokunduğu, memesini ararken yaptığı temaslar nedeniyle hormon salınımını en üst noktaya çıkmaktadır. Aşk hormonu olarak ta bilinen oksitosin hormonu sayesinde annede rahatlama, bebeğe bağlanma ve bebeğe bakım verme isteği ortaya çıkar. Bebek açısından bakıldığında anneden ayrılmak hayatı tehdit eden bir durumdur. Ayrılık durumunda bebek annenin sağladığı sıcaklığa ve korumacılığına tekrar kavuşmak için ağlar ve aşırı tepkiler verir. Bebek annesinden ayrıldığında vücut ısısında düşme, kalp atımında azalma ve kan şekerinde düşme meydana gelir. Kısa dönem ayrılık bebekte bir sıkıntı oluşturmadığı görülmekle birlikte ayrılığın uzun sürmesi bebeğin ileriki hayatında kalıcı hasarların oluşmasına sebebiyet verecektir.

    Sonuç olarak bebeğin doğumdan sonraki hayata uyum sağlayabilmesi için ten tene temas önemli yer tutmaktadır. Fizyolojik faydaları yanında psikolojik olumlu etkileri de bulunmaktadır. Yapısal ve fonksiyonel olarak bebeğin beyin gelişimine katkısı vardır. Doğum sonrası bebek ile anne arasında ilk tanışmayı ten tene temas ile sağlayarak sağlam bir yuvanın kurulması yönünde büyük bir adım atılmasına vesile olunacaktır.

  • Doğal Doğum

    Doğal Doğum

    Kadın bedeni çok güzeldir, nasıl doğum yapacağını bilir. Bebekler sakin bir şekilde dünyaya gelir. Yeter ki biz hekimler buna inanıp beklemeyi ve sabretmeyi bilelim. Doğum yapan bedenin içgüdülerine kulak verelim. Doğumun fizyolojisine saygı duyalım. Kısaca her şey yolunda gidiyorsa dokunmayıp takipçisi olalım, yalnızca gerektiği yerde ve gerektiği zamanda doğum eylemine müdahale etmeliyiz. Doğal doğum da hormonlar aktif olarak salgılanır. Sevgi hormonu oksitosindir. Doğumun rahat geçmesini sağlayan ve bağlanmadan da sorumlu olan endorfindir. Annenin doğum anında enerjisini sağlayan adrenalindir. Doğum sonrasında da bebeğine bakım verme gücünü sağlar. Doğum sonrasında emzirmeden sorumlu olan prolaktin hormonudur.

     
    Yeni doğan bir bebek annesine ihtiyaç duyar. Oysaki en doğal küvez anne kucağıdır. Anne bebek bağlanmasında ilk 30 dk. Çok kıymetlidir. Planlanarak yapılan sezeryan ve indüklenen doğumlarda, bebek kendisini birdenbire dış dünyada hazırlıksız bulur bu durum anne ve bebek bağlanmasını negatif yönde etkiler ve emzirme problemlerini de beraberinde gelir. Bebeğin tek ama tek ihtiyacı annesidir.

  • Gebelikte Kilo Alımı

    Gebelikte Kilo Alımı

    Gebenin ilk muayenesinde kilo ve boy ölçüsü, tansiyonu değerlendirilmektedir. Kan ve idrar tahlilleri ile böbrek ve şeker hastalığı olup olmadığı tespit edilir. Gebelikte ideal kilo alımının ortalama 10 – 12 kg. olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da ilişkilidir. İlk 24 hafta ayda bir kilo, son 16 hafta içinde ortalama ayda 1,5 kg. alınması tavsiye edilir. Çok fazla kilo alımları hipertansiyon ve gebelik diyabetinin gelişmesine neden olabilir. Çok fazla kilo alan gebelerde normal gebelik krampları daha fazla görülebilir. Fazla kilodan dolayı gebelik diyabeti ve hipertansiyon görülürse, doktor özel bir diyet uygulayabilir.

    Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan gebelerin daha fazla kilo lamya gereksinimleri olabilir. Annenin, gebelikten önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını doğrudan etkilemektedir. Gebelikte alınan kilonun idealin altında olması bebeğin erken doğmasına, bebek ölümlerine ya da düşük kilolu bebeklerin doğmasına neden olabilmektedir. Ancak diyabetli bir annenin bebeği çok kilolu doğabilir. Bu gebelikte alınan kilo ile ilgisi yoktur. Bazen anne gebelikte çok kilo alıp, bebeği düşük kilolu olabilir. Bu durumda genellikle annenin bebeği besleme problemi olabilir. Annenin yüksek tansiyonu, damar hastalığı ya da bebeğin bir enfeksiyon geçirmesi ya da bilinmeyen bir neden buna neden olabilir. Böyle durumlar mutlaka doktor kontrolünde olmayı gerektirir. Bununla birlikte düşük kilolu bir bebeğin sağlıklı olması, düşük kilolu olmasının bir sakıncası olmadığını ortaya koyar.

    Anne gebelikte normal kilo almasına rağmen bebekte gelişim bozukluğu tespit edilirse, bebeği önce bir perinatolog görmelidir. Bebekte problem yoksa anne tekrar ele alınmalıdır. Bebekte gelişme geriliği varsa, yaşayacak duruma geldiğinde sezaryenle çıkarılıp gelişmesine dışarıda tamamlaması sağlanabilir.

    Gebelikte bedende su artışı olmaktadır. Rahim 50 – 60 gr. büyümektedir. Plasenta 500 gr.dır. Plasenta içinde belli bir su ağırlığında bebek yaşıyor. Anne doğum yaptığında yaklaşık 5 kg. doğumda vermektedir. Loğusalık döneminde bedendeki değişikliklerin çoğunun normal düzeye dönmesi, bedendeki suyun çekilmesi gebelerin aldığı kilolarının büyük kısmını geri vermesine yardımcı olmaktadır. Eski kilolarına dönemeyen anneler de diyetlerine ve egzersizlerine biraz dikkat ederek kilo verebilmektedirler. Ancak loğusalık ve emzirme döneminde annelerin normalden 500 kalori fazla almaya gereksinimleri vardır. Bu durumda iken annelerin diyet yapmalarından çok yağ, protein, karbonhidrat olarak dengeli beslenmeye dikkat etmeleri daha önemlidir. Bunların yanı sıra doktor kontrolünde ekstra mineral, demir, kalsiyum, folik asit alması gerekmektedir.

  • Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve çocuklar güneşten nasıl korunmalı?

    Bebek ve Çocukların Cildi Yaz Güneşine Nasıl Hazırlanmalı?

    Havalar ısınıp güneş yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladıkça bahçelerde ve parklarda geçirilen süre artmaya başladı. Bebeklerin ve çocukların açık havada zaman geçirmesi, temiz hava alması ve bir miktar güneşten faydalanması gerekiyor. Ancak özellikle güneşe çıkma konusu alınacak bazı önlemlerle ilerde yaşanabilecek pek çok problemin önüne geçebilmeyi sağlar.
    Güneş ışınları UV A ve UVB adı verilen iki kısımdan oluşur. UVA tüm gün boyunca dünyayaya gelirken UVB sadece 11-14 saatleri arasında gün ışığında bulunur. Burada mevsim ayırımı olmadığı için yılın her günü, hava kapalı ve yağmurlu bile olsa UV ışınlarının gelişi bu şekildedir. Vücudumuz için gerekli güneş ışınları fazlası sözkonusu olursa cilde zarar verir ve erişkinlik döneminde Melanom başta olmak üzere pek çok deri kanserine zemin hazırlar. Bu nedenle çok küçük yaşlardan itibaren güneşten bir dost olarak faydalanmak ancak yakıcı ve kavurucu etkilerinden ve birikici özellik gösteren tahribatlarından kaçınmayla olur. Bahar mevsiminde yaz güneşine hazırlık için tatlı geçiş yapılırsa bebeklerinizin ve çocuklarınızın cilt yapısı bozulmaz. Hastalık riski artmaz.

    Bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri sıralarsak;
    • 6 aydan küçük bebekleri n cildi çok savunmasızdır. Dakikalar içinde güneşte kavrulabilir. 6 aydan küçük bebeği kıyafetsiz ve çıplak olarak direkt güneş altında bırakmak cilt sağlığı için doğru değildir. Mutlaka üzerinde kıyafet, başında şapka olmalı ve mümkünse gölgede, yeşillik ortamda bulunmalıdır.
    • 6 aydan küçük bebeğe güneş koruyucusu sürülmesindense kıyafetle korumak daha doğru olacaktır.
    • Özellikle UVA ve UVB nin beraber yoğun olduğu 10-14 saatleri arasında bebek güneşte bırakılmaz.
    • Pusetlerin özellikle üst koruyucu tentesinin UV korumalı olmasına dikkat etmek gerekir. Koruyucu tentenin örtülü olması bebeği direkt güneş yanığından korur.
    • Bebek , güneşin doğrudan gelmediği mümkünse ağaçlık, yeşillik yerlerde sabah 10 dan önce, öğlen 14 den sonra dışarı çıkarılır. 6 aydan büyük bebeklerde hava bulutlu bile olsa parka çıkarken eller, yüz mutlaka bebekler için hazırlanmış güneş koruma kremiyle dışarı çıkmadan 15 dakika önce korunmaya alınır. Başa takılacak şapkanın mutlaka kulakları da koruması gerekir. Saçsız olan tepe bölgesi ve kulaklar güneş korumasında en çok unutulan ve erişkinlik döneminde sıklıkla cilt sorunu görülen bölgeler olmaya adaydır.

    Bahar aylarında çocuk ve bebeklerin korunmasında bizim tercihimiz mümkün olduğunca kıyafetle ve saate dikkat ederek güneşten korunmakdır. Güneş ışınlarının sağlık ve kemik gelişimi için vereceği fayda dermatolog için de önemli olduğundan cilt kanseri ve yanıklardan korunmak için bu konulara dikkat etmek yeterli olacaktır. Bebek ve çocuk için seçilecek güneş koruyucu ürün ve nasıl kullanılacağı konusu bir sonraki yazıda ele alınacaktır. Eğer temin edilebilirse sıkı dokunmuş, açık renkli ve UV koruyucu ibaresi taşıyan kıyafetler cilt sağlığının korunması için faydalı olacaktır. Burun kulaklar, eller ve ayakkabı giyilmiyorsa ayakların altı ve üstü güneş koruyucu kremle korunur.
    Bu konuda dikkat edilmesi gereken ve genelde unutulan en önemli nokta, çocuğumuzu bakan bakıcının veya büyüklerimizin de bu duruma dikkat etmesi ve özen göstermesi olacaktır. Bebeklerin ve çocukların cildinde oluşacak güneş yanığı daha da kötüsü su toplamasıyla ve soyulmayla olan kabarcıklanmanın ilerde kötü sonuçlara neden olan deri kanseri riskine sebeb olacağı unutulmamalıdır.