Etiket: Bazı

  • Çocuklarda çarpıntı

    Çarpıntı, çeşitli belirtiler için kullanılan bir terimdir. Çarpıntı terimi genellikle kalbin hızlı hızlı çarpması, kanat çırpar gibi olması veya kalp atımında atlamalar gibi anormal kalp ritmi hissiyatını ifade eder.

    Erken (Prematür) Atım Nedir?

    Kalbin dört odacığının hareketini organize eden kendi elektriksel sistemi vardır. Sinüs nodu kalbin doğal uyaran odağı (pacemaker)’ıdır ve genellikle ileti sisteminin geri kalan kısımlarına düzenli aralıklarla sinyal gönderir.

    Kimi zaman kalbin başka alanlarından elektriksel sistemi sinüs nodundan daha önce aktive edebilen sinyaller çıkabilir. Bunlara prematüre veya erken atımlar denir. Kalbin üst odacıklarından (atriyumlar) başlayan erken atımlara prematüre atriyal kontraksiyon veya atriyal prematüre atım adı verilir.

    Bazen erken atımlar kalbin alt odacıklarından (ventriküller) kaynaklanır. Bunlara prematüre ventriküler kontraksiyon veya ventriküler prematüre atım denir. Kalbi normal olan kişilerde de erken atımlar olabilir ve diğerleri her ekstra atımı hissederken onlar bu atımların varlığından haberdar değillerdir. Kafein ve stres gibi kalp hızını artıran şeyler prematüre atımların daha sık ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı kişilerde mitral kapak prolapsusu ile ilişkili prematüre atriyal kontraksiyonlar (PAK) olabilir.

    Çarpıntı Nedir ?

    Ekstra tek atımların yanı sıra hızlı ritimler veya taşikardiler de çarpıntı gibi hissedilebilir.

    Bazı çocuklar, özellikle de genç erişkinler, egzersiz veya strese doğal bir yanıt olarak kalp atışlarının hızlandığının farkındadır. Buna sinüs taşikardisi denir ve normaldir.

    Bazı çocuklarda kalbin elektriksel sisteminde kalp hızının anormal şekilde artmasına neden olan ekstra bağlantılar vardır.

    Çocuğumda Çarpıntı Varsa Neler Olabilir ?

    Prematüre atımlar sık görülür ve genellikle tehlikeli değildir. Bu ekstra atımların daha fazla incelenmesi gereken bazı durumlar vardır.

    Bu atımlar özellikle bayılma gibi başka belirtiler ile ilişkili ise daha ileri inceleme önerilir.

    Çarpıntı Nedeni Nasıl Saptanır ?

    Çarpıntı sebebini bulmakta iyi bir hikaye ve fizik muayene faydalı olur.

    Kalbin hızlı çarptığı süre boyunca çocuk bayılıyorsa bu ventriküler taşikardinin bir belirtisi olabilir ve derhal bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çarpıntısı olan çoğu çocuğun kalp muayenesi normaldir.

    Muayene normal değilse çarpıntıya neden olan yapısal bir kalp problemi olma ihtimali vardır. Muayene çarpıntılarla kuvvetli ilişkide olabilen kalp fonksiyonları hakkında ipuçları verebilir.

    Problemi tespit edebilmek için hastanın çarpıntısı olduğu sırada elektrokardiyografi çekilmesi gerekir. Muayene sırasında çekilen elektrokardiyografi ritim bozukluklarını göstermez ama bu soruna yol açan herhangi bir problem olup olmadığını ortaya çıkarmakta faydalıdır. 24 saat boyunca durmaksızın kalp ritimlerini kaydeden taşınabilir bir cihaz (Holter cihazı) ritim bozukluğu tanısında en faydalıyöntemdir.

    Çocukta ventriküler taşikardi olduğundan şüphelenilirse, kalp kateterizasyon laboratuvarı şartlarında kontrollü koşullar altında hızlı kalp atışını tetiklemek için daha invaziv (girişimsel) elektrofizyolojik incelemelerin yapılması gerekebilir.

    Belirtiler egzersiz sırasında oluyorsa egzersiz testi tanı koymada faydalı olabilir.

    Çarpıntı Nasıl Tedavi Edilir ?

    Prematüre atriyal ve ventriküler kontraksiyonlarda kafein gibi durumu kötüleştiren şeylerden uzak durmak dışında genellikle herhangi bir tedavi gerekmez. Günlük yaşamı etkileyecek şekilde oldukça sık oluyorsa, kontrol altına almak için kullanılabilecek bazı ilaç ve yapılabilecek işlemler vardır.

    Çarpıntının diğer nedenleri için kullanılabilen bazı tıbbi veya tıbbi olmayan tedaviler bulunur. Kilit nokta tanı koymak veya en azından hayati tehlike içeren ritimleri ortadan kaldırmaktadır.

    Çarpıntı ile birlikte bayılma oluyorsa acilen değerlendirilmelidir.

  • Kalpte üfürüm ve doğuştan kalp hastalıkları

    Üfürüm Nedir?
    Kalp ve damarlardaki kan akışının yol açtığı, hekimin muayene sırasında kalbi dinlerken duyduğu “üfleme” şeklindeki seslerdir. Doğuştan ve sonradan gelişen kalp hastalıklarının hemen hemen tümünde kan akımının bozulması nedeniyle üfürüm duyulur. Bununla birlikte çocuklarda en sık karşılaşılan üfürümler kan akımında bir bozukluk olmadan duyulan üfürümlerdir. Bu üfürümlere “masum üfürüm”, “normal üfürüm” gibi isimler verilir. “Masum üfürüm” kalpte bir hastalık olmadığını en iyi ifade eden terim olduğu için sıklıkla kullanılır. Deneyimli bir hekim çoğu zaman duyduğu üfürümün masum olup olmadığını ayırt edebilir. Üfürüm masum ise ileri bir tetkik yapılmasına gerek yoktur. Hekim üfürümün niteliği konusunda emin olamadıysa hastayı bir Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanına yönlendirmelidir. Bazı durumlarda üfürümün masum olup olmadığını muayene ile ayırmak güç olabilir, bu durumlarda uygulanacak ekokardiyografi tanıyı kesinleştirmedeki en emin yöntemdir.

    Doğuştan Kalp Hastalıkları
    Çocuklarda en sık rastlanan kalp hastalığı grubunu oluşturan “doğuştan kalp hastalıkları”, hamileliğin erken dönemlerinde ortaya çıkan, bebek doğduğu andan itibaren kalbinde bulunan yapısal hastalıklardır. Her doğan 1000 bebekten yaklaşık olarak sekizinde doğuştan kalp hastalığı görülür. Anne, baba veya yakın akrabalarda doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebekte risk daha yüksektir. Çok çeşitleri olmakla birlikte büyük kısmını kalp odacıklarını ayıran duvarlardaki delikler, kalp kapaklarındaki ve damarlardaki darlıklar oluşturur. Bazı durumlarda ise kalpteki bir odacığın, kapağın, damarın hiç gelişmemiş olması gibi daha ağır hastalıklar söz konusudur. Delikler büyüklükleri, sayıları ve yerleşim yerine göre; darlıklar yerleşim yerine ve hafif-orta-ağır darlık olmalarına göre birbirlerinden çok farklılık gösterirler.
    Ventriküler septal defekt (VSD), atrial septal defekt (ASD) ve duktus arteriozus açıklığı (PDA) bunlardan bazılarıdır. ASD kulakçıklar arasında, VSD ise karıncıklar arasında yer alan deliklerdir. PDA aort ile pulmoner arter (akciğer damarı) arasındaki açıklıktır. PDA kateter yöntemi ile veya cerrahi olarak kapatılabilir. Küçük deliklerin klinik olarak izlemi, geniş deliklerin ise kapatılması gerekir. Bunlardan uygun olanları ameliyata gerek kalmadan kateter yöntemi ile diğerleri ise cerrahi olarak kapatılır

    Doğuştan Kalp Hastalıkları Neden Oluşur?
    Doğuştan kalp hastalıkları hamileliğin çok erken dönemlerinde, organların henüz oluşmaya başladığı haftalarda oluşur. Büyük kısmında neden bilinmemektedir. Bir kısmının kalıtsal olduğu bilinmekle birlikte çok az hastalıkta genlerle ilişki gösterilmiştir. Bazı genetik hastalıklarda (Down sendromu, Turner sendromu gibi) doğuştan kalp hastalığı görülme riski yüksektir. Annenin hamileliğin ilk üç ayında bebeğe zarar verebilecek ilaçlar kullanması, kızamıkçık gibi bir enfeksiyon geçirmesi, radyasyona maruz kalması doğuştan kalp hastalıklarına neden olabilir. Çoğu zaman aile öyküsü araştırıldığında doğuştan kalp hastalığına yol açabilecek bir neden bulunamaz. Bu nedenle doğuştan kalp hastalıklarının kalıtsal nedenler ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıktığı genel olarak kabul edilir. Anne karnındaki bebekte kalp hastalığı olup olmadığı gebeliğin 18. haftasından itibaren “fetal ekokardiyografi” dediğimiz yöntemle araştırılabilir.

    Doğuştan Kalp Hastalıklarının Belirtileri Nelerdir?
    Doğuştan kalp hastalıklarının bir kısmında hiçbir belirti olmaz veya belirtiler çok hafiftir, ağır kalp hastalıkları ise ilk birkaç ay içinde, hatta ilk birkaç günde belirti verirler. Bebeklerde morarma, beslenme güçlüğü, emerken yorulma, hızlı soluk alıp verme, nefes darlığı, kilo alamama veya sık akciğer enfeksiyonu (zatürre, bronşit) geçirme gibi sorunlar bulunabilir. Daha büyük çocuklarda çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma görülebilir. Hafif hastalıklarda ise hastada hiçbir belirti yoktur, diğer nedenlerden dolayı doktora başvurulduğunda üfürüm duyularak tanı alırlar.

    Doğuştan Kalp Hastalıklı Çocukların İzlemi
    Doğuştan kalp hastalıklarının çok çeşitli oldukları ve hastalığa yönelik özel izlem gerektirebileceği unutulmamalıdır. Kalbin enfeksiyondan (infektif endokardit) korunması için bazı özel durumlarda çocuğun antibiyotik kullanması gerekir.
    Doğuştan kalp hastalıklı çocuklara tüm çocuklarda olduğu gibi yaşına uygun aşıların yapılması gerekir. Buna ek olarak, grip aşısı ve RSV aşısı gibi bazı aşılar da yapılabilir. Çocukların beslenmesi genellikle sağlıklı çocuklarda olduğu gibidir ve genel beslenme kurallarını içerir. Bazı özel durumlarda diyet gerekebilir. Çocuklar genellikle normal eğitimlerine devam ederler. Bazı hastalarda aktivite kısıtlaması gerekebilir.

    Kalp hastalıklı çocukların iyi durumda olduğunun belirlenmesi için düzenli olarak çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından izlenmesi gerekir. Genel olarak, ilk tanı aldığı dönemde ve ameliyat sonrası daha sık, izleyen yıllarda daha seyrek aralıklarla kontrolleri istenir. Çocuğa hastalığına bağlı olarak, izlemi sırasında göğüs filmi, elektrokardiyogram (EKG), ekokardiyografi (EKO) tetkikleri yapılabilir. Ayrıca tanıya yardımcı olması, hastanın ameliyat öncesi değerlendirilmesi veya uygun bulunan hastalarda ameliyata gerek kalmadan kateter yöntemi ile tedavinin sağlanması (deliklerin cihaz ile kapatılması, darlıkların balonla açılması gibi) amacıyla kalp kateterizasyonu/anjiyografi işlemleri yapılabilir.

  • SÖMESTR TATİLİNİN ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİ  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    SÖMESTR TATİLİNİN ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

    Eveet! Karneler alındı. Bazı öğrenciler başarılı notlar alırken, bazı öğrenciler ise başarısız notlar aldı. Ebeveynlerin en sık düştüğü hatalardan biri de başarız not alan çocuklarına; sözel şiddete başvuması, ceza vermesi, akranlarıyla kıyaslamaasdır. Ailelerin çocuklarına kami gosterdigi olumsuz tutum ve davranişlar; çocugunuzun benlik gelişimine ve kendine guven eksikligine neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki, hiç bir başarısızlık çocuğunuzdan daha önemli değildir.

    Karne dönemi çocuklarınız izin en sikintili dönemlerden biridir. Bazı öğrenciler mutlu olurken, başarısız notlar aldıklari izin bazı öğrenciler stres ve kaygı yaşamaktadır. Onlar zaten yeterince stres ve kaygıyaşarken, sizin vereceğiniz tepki ile bu daha da artabilir ve çocuğunuzu olumsuz etkileyebilir ya da azalarak ve ona olan inancinizi göstererek bir sonra ki yeni donemde daha çok motive de olabilir. Dikkat edilmesi gerekilen, bazıyaralar görünmezdir. Fiziksel yaralardan daha çok ciddi izler bırakır. Çocuğunuzun ruhunda ciddi yaralar açmayın.

    Çocuğunuz stresli ve uzun bir maratondan çıktı. Ona rahatlaması izin fırsat verin ki, bahar dönemi izin derslere kami daha ilgisiz ve eğlenceye aç bir ruha sahip olmasın.

    Dikkat edilmesi gereken bir başka konu ise, araya bir aylik bir zaman dilimi girmektedir. Bu sebeple çocuklarinizin uyku duzeni bozulabilir. Uyku duzeni bozulan çocuklarin, bir sonraki okul doneminde uyku problemleri yaşamasina neden olabilir. Yapilmasi gerekilen ise, okul donemi içerisinde hangi saatlerde uyuyorlarsa, yine o saatte uyumalarina ozen gosterilmesidir.

    Tatil sonrası, ebeveynler ve çocuklar izin tam bir işkence olabilir. Aileler, çocuklarının derslerine daha iyi hazırlanmaları izin istemeden de olsa tatili çocuklarına zehir edebilir. Çocuğunuza yasaklar getirmeyin! Tv, bilgisayar, telefon ve digital oyunlar izin günde belirli saatler ölçüsünde izin verin. Hem sizi hem de çocuğunuzu tatmin edebilecek programlar hazırlayın. Bunu birlikte yapın ki çocuğunuz önemsendiğini ve onu dikkate aldığınızı farketsin.

    Çocuğgunuz tatilde bir önceki dönemde öğrendiklerini unutabilir. Bu sebeple öğretmenleri “ev ödevi” verirler. Annal; bilgilerin unutulmamasi ve dersleri düzenli olarak tekrarlanması sağlanarak , bilgileri kalici hale getirmektir. Ancak, bunu izin uzun saatler yerine kisa ve duzenli bir program uygulanirsa, çocugunuz sıkılmadan ders çalışması sağlanır. Hem bu sayede çocuğunuzu sıkmadan, bunaltmadan ders çalışmasına olanak sağlarsınız, hem de ona izleniyorum hissini yaratarak “güven” hissinin oluşmasınısağlarsınız.

    Tatil dönemi içerisinde ailecek yapılan seyahatler, birlikte yapilan aktiviteler çocuğunuzun gelişimi ve ruh sağlığı açısındanson derece önemlidir. Çocuğunuzun sevdigi etkinlikler göz önünde tutularak hem kitap okuma, hem ders çalışma, hem fiziksel etkinlikler, hem de gözlem ve keşfetmesine yardımcı olacak seyahatler, sanatsal aktiviteler…vs düzenlenebilir.

    Tatil zamanında mental, fiziksel ve zihinsel olarak dinlenmek ve yenilenmek; yeni bir döneme daha enerjik ve zinde başIamak izin gereklidir.

    Siz ebeveynler çocuklarınız izin elbette ki en iyisini istersiniz ve bunun için çabalarsınız.

    Unutmamalısınız ki; çocuğunuz artık düşünebilir ve akıl yürütüo bunları ifade edebilecek bireyler haline geldikleridir. Onunla konuşuncakarşılıklı istek ve önerileri, eleştiriIeri beraber dile getirmektir. Bu onun gelişimi için son derece etkili olurken, sizin de farketmeden yapmış olduğunuz hataları anlamınıza yardımcı olacaktır.

    Unutmayın !! ÇocukIar donmamış beton gibidir; üzerlerine ne düşerse onun izi kalır.

  • Çocuklarda allerjik hastalıklara dikkat!

    Allerjik hastalıklar en sık görülen kronik hastalıkların başında geliyor. Ayrıca görülme sıklığı gittikçe artıyor. Konuya allerji, allerjen ve alerjik hastalıkların tanımlanması ile başlayalım. ‘Allerji’, çoğu kişinin sorunsuzca tolere edebildiği bir maddeye anormal bir tepkidir. İşte bu tepkiye neden olan (yani allerjiye neden olan) maddeye de ‘allerjen’ diyoruz. En sık görülen alerjenler polenler, ev tozu mite’ları, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri, gıdalar ve ilaçlardır. İşte bu allerjenleri vücutta meydana getirdiği allerjik inflamasyon (allerjik iltihap) sonucu gelişen hastalıklara ‘allerjik hastalıklar’ diyoruz. Çocukluk çağında en sık görülen alerjik hastalıklar ise allerjik rinit, astım ve atopik dermatittir (çocuk egzaması). Şimdi bunlardan kısa kısa bahsederek uygulamaları vurgulayalım…

    Allerjik rinit

    Allerjik rinitin en sık görülen alerjik hastalıklardan biri olduğunu söylemiştik. Polen, ev tozu akarı, mantar sporu gibi aeroallerjenlere duyarlı kişilerde meydana gelir. Bu allerjenlerin burun mukozasında oluşturduğu allerjik inflamasyona (iltihap) bağlı burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler meydana gelir. Bazı hastalarda belirtiler mevsimsel olarak tekrarlar. Özellikle bahar aylarında şikayetleri olan hasta grubunun sıklıkla polen alerjileri vardır. Bazı hastalarda ise belirtiler yıl boyu sürebilir. Bunlar sıklıkla ev tozu akarı alerjisi, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüsü alerjisi olan hastalardır.

    Allerjik rinit tanısında en önemli nokta hekimin muayenesinden sonra allerji testlerinin yapılmasıdır. Deri testleri kanda bakılan allerji tetkiklerine göre daha duyarlı ve kesinlikle daha hassastır. En fazla yarım saatte sonuç veren güvenli ve hızlı bir metottur. Tedavi için öncelikle sakınılması mümkün olan allerjenlerin uzaklaştırılması gereklidir (kedi ve köpek gibi). Fakat ev tozu gibi bazı allerjenler yok edilmese de azaltılabilir. Ancak polen gibi engelleyemeyeceğimiz bazı allerjenler için pencereleri sabah saatlerinde biraz geç açmak fayda verebilir. Tedavideki ikinci adım ise ilaç tedavisidir. Fakat verilen ilaçlar hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz, kullanıldığı sürece rahatlatabilir. Bazı hastalar buna rağmen yeterince rahatlayamazlar. Böyle hastalarda erkence immunoterapi denilen allerji aşı tedavisi planlanmalıdır.

    Allerjik astım

    Allerjik astım da çocukluk çağında görülen kronik hastalıklardan biridir. Belirtileri genelde 5 yaş altında başlar. Astımın belirtileri çok değişkenlik gösterebilir. Basit bir öksürükten şiddetli nefes darlığı, hırıltı ve morluk gibi solunum yetmezliği tablosuna kadar değişebilir. Astımın gelişmesinde genetik faktörler ve çevrenin önemi vardır. Astımlı hastalar düzenli takip ve tedavisi yapılması gereken gruptur. Yoksa ileri yaşlarda KOAH denilen tedavisi zor kronik hastalığa kadar ilerleyebilir. Allerjik astım tedavisinde ilk adım aile ve hastaya hastalığın ve hastalıkta kullanılacak ilaç ve cihazların anlatılması olmalıdır. Bunun yeterince yapılmaması ve uygun ilaç ile cihazın seçilmemesi tedavinin başarısını etkileyebilir. Hastalar düzenli takip edilirse tedavinin gidişatındaki problemler (ilaç ve cihaz uyumsuzluğu gibi) çözülebilir. Allerjik astımlı hastalarda da bu tedavilerle yeterince cevap alınamadığı durumlarda, allerji aşı tedavisi uygulanabilir.

    Çocukluk çağı egzaması

    Çocukluk çağında en sık görülen bir diğer hastalık çocukluk çağı egzamasıdır. Genellikle 2-3 aydan itibaren başlar. Tabiri caizse “allerjik hastalıkların ilk istasyonu” diyebiliriz. Daha sonraki istasyonlarda gıda allerjileri, allerjik rinit ve allerjik astım gibi diğer hastalıklar görülebilir. Özellikle yanakta kızarıklık şeklinde başlayıp dirsek önü ile diz arkasına yayılabilir. Eğer kontrol altına alınmazsa tüm vücudu tutan kızarıklık, pullanma ve kabuklanma olabilir. Bu hastalarda uykuyu bozabilecek derecede kaşıntı mevcuttur. Yumurta gibi hastalığı alevlendirebilen alerjenler vardır. Bu alerjenlerin allerji testleri ile tespit edilip uzaklaştırılması gereklidir. Testler uygulanmadan sadece tahmin ile gıdaların kesilmesi sakıncalıdır.

  • Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklarda pek çok çeşit doğumsal kalp hastalığı görülebilir. Bu hastalıkların önemli bir kısmını, kalbin bölümlerini ayıran duvarlar üzerinde bulunan delikler oluşturur. Kulakçıklar veya karıncıklar arası duvarlarda bir veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bir kısım hastalıklar ise kalp kapakçıklarında ve kalpten çıkan ana damarlarda darlık veya şekil bozukluklarıdır. Kalbin göğüs boşluğunda yerleşim anomalileri, kalp yapılarının veya büyük damarların ters yerleşimi, kapakçıkların, damarların veya kalp odacıklarının hiç gelişmemiş olması da rastladığımız anomalilerdendir. Bazen birden fazla bozukluk aynı hastada bulunabilir. Bunlara kompleks doğumsal kalp anomalileri diyoruz. Daha nadiren de doğumsal kalp kası hastalıkları görülebilir. Bunlar kalp kasının işlev bozuklukları, aşırı kalınlaşması veya yapı bozukluğu şeklinde olabilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir ?

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirti ve bulguları çok çeşitlidir. Hastalığın cinsine, dolaşımda ve kalpte oluşturduğu işlev bozukluğuna, çocuğun yaşına bağlı değişik belirtiler olabilir. Morarma, çabuk yorulma, sık nefes alma, çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı bu belirtilerin bazılarıdır. Morarma, özellikle yenidoğanda olmak üzere her yaşta önemli bir belirtidir. Ancak her kalp hastalığı morarma yapmaz. Küçük bebeklerde sık nefes alma, beslenirken çabuk yorulma, terleme, kilo almada gerilik, sık akciğer enfeksiyonları, kalp hastalığı belirtisi olabilir.Bazı kalp hastalıkları ise çocukta herhangi bir belirtiye yol açmaz, Örneğin kalpte küçük delikler, damar veya kapaklarda hafif veya orta dereceli darlıklar çoğu zaman muayene eden hekim tarafından kalpte üfürüm duyulması ile fark edilirler.

    Doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi nasıl konuluyor?

    Hastanın öyküsü ve fizik muayenesinde elde edilen bulgular ile doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının tanısı konulabilirse de, şüphelenilen durumlarda , ekokardiyografi, elektrokardiyografi, rontgen, kalp kateterizasyonu gibi yöntemler ile ayrıntılı tanı konulabilir. Bazen MR-anjio, tomografi gibi yöntemler tanıda yardımcı olabilir. Doğumsal kalp hastalıklarında veya tek olarak görülebilen kalp ritm bozukluklarının araştırılmasında ise 24 saatlik Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve elektrofizyolojik çalışmalar yapılabilir.

    Tedavide nasıl bir yol izleniyor?

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine, kalpte oluşturduğu bozukluğa ve hastanın yaşına göre değişiklikler göstermektedir. Kalp hastalıklarının bir kısmı tedavisiz izlenirken, bir kısmında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Morarmaya ve ciddi belirtilere yol açan bazı hastalıklarda, örneğin damarların ters yerleştiği veya kapakların hiç gelişmediği durumlarda yenidoğan döneminde yapılan acil cerrahi tedavi hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bir kısım kalp hastalıkları ise daha geç dönemde ameliyat gerektirebilir. Kalp yetersizliği olan hastalara ilaç ile tedavi verilir. Yapılacak tedavinin veya ameliyatın çeşidine ve zamanına hastanın klinik bulgularına ve gerektiğinde kateterizasyon bulgularına göre karar verilir. Bazı hastalıklar ise kalp kateterizasyonu sırasında ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Kalp kapaklarında belirli bir sınırın üzerinde darlık olan hastalarda kapaklar kalp kateterizasyonu sırasında balon ile genişletilebilmektedir. Kalbinde delik olan hastalarda ise deliğin yeri ve büyüklüğü uygun ise kateterizasyon işlemi sırasında özel cihazlarla kapatılabilmektedir. Bazı ameliyatlardan sonra uzun süreli ilaç alımı gerekebilir.

    Hangi hastalıklarda tam iyileşme mümkün ?

    Bazı hastalıklarda kendiliğinden zaman içinde düzelme görülebilir. Örneğin küçük olan bazı kalp delikleri kapanabilir. Ayrıca kalp kapaklarında darlık olan, özellikle pulmoner kapak dediğimiz kapakta darlık olup balon yöntemi ile darlığı giderilen hastalar tamamen düzelebilir. Aort damarında bulunan koarktasyon dediğimiz darlık da balon genişletme yöntemi ile düzelebilir. Kalp deliğinin yeri ve büyüklüğü uygun olan hastalar ameliyatsız yöntemle kateterizasyon sırasında kalp deliğinin kapatılması ile tamamen iyileşebilirler. Ameliyat ile düzeltilen birçok doğumsal kalp hastalığında tam iyileşme görülebilir. Anatomik olarak düzeltmenin mümkün olmadığı bazı kompleks ve ağır hastalıklarda ise palyatif ameliyatlar ile kısmen iyileşme sağlanabilir.

    Aileler tedaviden sonra nelere dikkat etmeli?

    İlaç ile tedavi edilen hastalarda ilaçların düzenli verilmesi ve kontrollerin düzenli yapılması önemlidir. Ameliyatlardan sonra da bazı hastalarda ilaç tedavileri gerekebilir. Bunlar kan sulandırıcı ilaçlar, kalp yetmezliğine yönelik veya ritm bozukluğunu tedavi eden ilaçlar olabilir. Ayrıca bir çok doğumsal kalp hastalığında hastayı ameliyat öncesi ve sonrasında endokardit dediğimiz kalbin iç yüzey enfeksiyonlarından korumak gerekir. Bu amaç için ailelere belirli cerrahi işlemlerden önce kullanılacak antibiyotiğin dozu ve kullanım şeklini belirten rehberler verilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının önlenebilmesi için ailelerin alabileceği önlemler nelerdir?

    Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ileri yaş gebeliği veya radyasyona maruz kalmak, bebek için zararlı olabilir. Akraba evliliklerinin olduğu durumlarda bazı genetik hastalıkların ve beraberinde kalp hastalıklarının görülme olasılığı artıyor.Bu durumların önlenmesi bazı kalp hastalıklarını önleyebilirse de doğumsal kalp hastalıklarının büyük bir kısmının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalıkların pek çoğu doğumdan önce fetal ekokardiyografi, yani anne karnında bebeğin kalbinin incelenmesi ile saptanabiliyor. Anomaliler tespit edildikten sonra buna uygun tedaviler planlanabiliyor, ya da tedavisi mümkün olmayan ağır kalp hastalıkları varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verilebiliyor. O halde risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmak ve düzenli gebelik izlemi bu konuda önemli olabilir.

  • Sindirim sistemi kanamaları

    En sık görülen nedenler nelerdir?

    1. Peptik ülser hastalığı,
    2. Yemek borusu varisleri,
    3. Şiddetli ve uzun süren reflüye bağlı yemek borusunda oluşan yaralar,
    4. Gastrit,
    5. Mallory-Weiss (aşırı kusmaya bağlı midede oluşan yırtıklar),
    6. Selim ve habis urlar,
    7. Kalın barsağın damarsal bazı hastalıkları,
    8. İnflamatuar barsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn hastalığı),
    9. Mikrobik kolitler,
    10. Hemoroidal hastalık.

    Kanamanın belirtileri nelerdir?
    Sindirim sistemi kanamalarında kanamanın olduğu organ ve şiddetine bağlı olarak hastanın değişik yakınmaları olabilir.
    1. Ağızdan kan gelmesi (kırmızı veya kahve telvesi gibi)
    2. Makattan kan gelmesi (kırmızı veya katran rengi)
    3. Baş dönmesi, halsizlik, üşüme, bayılma hissi
    4. Ani şuur kaybı

    Kanama yeri nasıl saptanır?
    Hastanın yakınmaları ve muayenesi tanı için çoğu zaman yeterlidir. Ancak kanama yerinin saptanması için hastalara ek bazı tetkiklerin yapılması gerekir:

    1. Endoskopik değerlendirme

    Gastroskopi: Yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağının incelenmesinde kullanılır.
    Enteroskopi: İnce barsağın incelenmesinde kullanılır. Push, sonda ve kapsül olmak üzere üç ayrı tipi vardır.
    Proktoskopi: Kalın barsağın son kısmının incelenmesinde kullanılır.
    Kolonoskopi: Kalın barsağın tamamının incelenmesinde kullanılır.
    Endoskopik yöntemlerde kanayan nokta saptanırsa kanama uygun hastalarda değişik yöntemler kullanılarak durdurulabilir.

    2. Sintigrafik değerlendirme
    Bir görüntüleme yönteminde kandaki hücrelere bağlanan özel boyalar(radyoizotoplar)
    kullanılarak hastaya özel filmler çekilir. Kanama varsa verilen boyalar belli bir alanda
    toplanır. Bu şekilde kanayan nokta saptanmış olur. Yöntemin kendisinin tedavi edici özelliği yoktur.

    3. Anjiografi
    Radyolojik bir incelemedir. Bacaktan girilen özel bir kateterden özel bir boya verilirek iç organların damarlarının görüntüleri alınır. Boya damar dışına çıkarsa kanayan nokta bulunmuş olur. Bu yöntem aynı zamanda tedavi amacıyla da kullanılabilir.

    4. Kontrastlı incelemeler
    Kanamayan hastalarda mide, ince barsak ve kalın barsağın incelenmesinde en sık kullanılan tetkikler kontrastlı incelemelerdir.Bu incelemelerde hastaya ağızdan içirilerek veya özel bir tüp yoluyla ya da makattan lavman yoluyla kontrast (özel bir boya) verilir. Kanayan hastalarda ise bu tetkikler ince ve kalın barsak endoskopik olarak incelenememiş ise kanama durduktan sonra yapılır. Bazı hastalarda tüm bu tetkiklere rağmen kanama yeri belirlenemez. Ameliyat sırasında yapılan bazı incelemelerle kanayan nokta belirlenmeye çalışılır.

    Sindirim sistemi kanamaları nasıl tedavi edilir, ameliyat şart mı?

    1. Cerrahi dışı yöntemler: Geçmişte kanamalı hastalarda ana tedavi yöntemi ameliyat idi. Radyolojik ve endoskopik incelemeler çoğunlukla ameliyat sırasında cerraha yol göstersin diye yapılıyor idi. Günümüzde ise birçok hastada ameliyat gerekmemektedir.Mümkün ise kanama ameliyat yapılmaksızın durdurulmaya çalışılmaktadır. Bunun için iki yöntem kullanılabilir.

    Endoskopi: Gastroskopi, proktoskopi veya kolonoskopi kullanılarak kanayan nokta yakılabilir, bağlanabilir, kanamayı durdurucu ilaçlar verilebilir veya bu bölüm çıkarılabilir.

    Anjiografi: Bu yöntemde kanamanın olduğu yer saptandıktan sonra ya bazı damarları daraltıcı ilaçlar verilir. Ya da kanamanın olduğu damara bu iş için tasarlanmış özel tıkaçlar gönderilerek kanayan noktada damar kapatılır.

    2. Cerrahi yöntemler:
    Bazı hastalarda ameliyat gerekir. Bunlar;
    • Çok kanayıp, tüm destek tedavisine rağmen durumu kötüleşen hastalar,
    • Devamlı kan verilmesi gereken hastalar,
    • Hastanede iken, kanaması yeniden başlayan hastalar ve Cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilemeyen hastalardır.
    Bu hastaların ameliyatında kanamaya yol açan hastalığa yönelik bir işlem yapılır.

  • Gebelikte psikolojik rahatsızlıklar tedavi edilebilir mi?

    Gebelikte psikolojik rahatsızlıklar tedavi edilebilir mi?

    Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de çok sayıda kadın psikolojik destek alıyor. Bazı psikolojik
    rahatsızlıklar ise kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Örneğin; depresyon, bipolar hastalıklar,
    şizofreni, duygulanım bozuklukları, kişilik bozuklukları.

    Psikolojik tedavi gören birçok kadın sağlıklı gebelik geçirebileceği gibi gebeliğe bu hastalıkların olumsuz
    etkisi de olabiliyor. Gebelikte stres veya hormonal salgılar bazı ruhsal probleminizin şiddetlenmesine ya
    da daha önce geçirdiğiniz ve iyileştiğiniz eski bir hastalığınızın tekrarlamasına sebep olabilir. Eğer bu
    sorun tedavi edilmezse kendinize gerektiği gibi bakamazsınız. Hastalığı bağlı olarak yeterli
    beslenemezsiniz, düzenli uyuyamaz ve uyuyamadığınız için yeterli dinlenemezsiniz, bu yüzden de
    gebelik kontrollerinizi aksatabilirsiniz.

    Herhangi bir ruh sağlığı probleminiz varsa bunu mutlaka gebeliğinizi takip eden doktorunuza söyleyin ve
    kullandığınız ilaçlarla ilgili bilgi verin. Bazı ilaçların gebelikte kullanımı uygun olsa da bazılarının
    kullanılması bebeğinize zarar verebiliyor. Eğer kullandığınız ilaç varsa gebeliğinizi takip eden doktor ve
    psikiyatristiniz ilacın gebelikte kullanımı veya bırakmanız hakkında size bilgi verecektir. İlaca devam
    kararlılığı hastalığınızın şiddeti, iyileşmiş olmanız veya halen bazı belirtilere sahip olmanıza göre
    değerlendirilecektir. Gebelik sırasında ruh hastalığı tedavisi yapılırken tek bir ilacın yüksek dozda
    kullanımı birden fazla ilaç kullanımına tercih edilir. Doktorunuz ve siz ilacın size katacağı artı ve eksileri
    konuşarak tedavi hakkında karar vereceksiniz. Eğer ilaç tedaviniz kesilirse farklı tedavi yaklaşımları
    mesela piskoterapi gibi tedavileri gerektiğinde uygulayabilirsiniz.

    Gebelik sonrasında da psikolojik sorunlar yaşayan kadınlar vardır. Daha önce ruh sağlığı problemi olan
    kadınların psikiyatrik sebepten hastaneye yatma ihtimalleri doğumdan sonra eskiye yani son 2 yıla göre
    20 kat arttı. Bu kişilerin doğum sonrası depresyon geçirme ihtimalleri de arttı.

    Doğum sonrası ilk bir hafta tüm anneler için stresli bir dönemdir. Doğumdan sonra bebeğe alışma
    sürecinde aileniz veya arkadaşlarınız tarafından desteklenmeniz bu süreci daha rahat atlatmanıza
    yardımcı olacaktır.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji-ı

    Yenidoğan bebekler, ilk aylarda hayata ve çevreye alışma, başta anne olmak üzere tüm aile ile tanışma dönemi yaşarlar. Tek istedikleri karnının doyması, rahat etmesi, uyuması ve bezini kirletmesidir. Az az da olsa günde 7-8 defa kaka yapabilirler. İlerde ek ve katı gıdalara geçtikçe bu sayı azalacaktır. Her şey yolunda gittiği sürece sorun yok. Ama bazen bu kakalarda yapının bozulması, sümüksü, bazen pembe renk alması; hatta bazen içinde iplikçik veya bulaşma şeklinde kan görülmesi, annenin dünyasını başına yıkar. Panik içinde çareler aramaya başlar. Bu kanlı- müküslü (sümüksü) kakaya bir de kolik tarzı karın ağrıları; bunun belirtisi olarak aşırı huzursuzluk, ağlama ve kusmalar da eklenirse panik daha da artar.

    Kusmuk içinde kan görünce hemen panik olmaya gerek yoktur. Hele bazı kusmalar kanlı, bazıları tamamen normalse, sıkıntı daha da azdır. Önce annenin meme başını kontrol etmesi gerekir. Meme başı çatlağı varsa, bebek memeyi emerken beraber yuttuğu kan mide bulantısı ve kusma yaparak geri çıkar. Meme başının tedavisi ile bu durum tamamen düzelir. Yutulan kan az olup kusmaya yol açmadan, tüm barsağı dolaşıp koyu renkli kaka olarak da çıkabilir. O zaman panikle kaka tahlili yaptırılır, kakada kan ve lökosit görüldü diyerek dizanteri teşhisi konur, gereksiz yere antibiyotikler yüklenebilir. Bu nedenle düşünmeye daima en basitinden başlamak gerekir. Sadece anne sütü alan bir bebekte kolay kolay mikrobik ishal olmaz. Çok özel durumlar gerekir ki; bu da ancak doktor tarafından diğer tüm ihtimallerin olmadığı gösterildikten sonra ve kültür gibi kesin kanıtla kanıtlanarak anlaşılır.

    Bazen şikayetler ilk aylarda değil, daha geç ; örneğin 5-6. ayda bile başlayabilir. Bebeğe başlanan karpuz, kırmızı erik, domates gibi kırmızı renkli ek gıdalar tam sindirilemeyip, kakadan olduğu gibi çıkıp; kan sanılarak korku yaşatabilir. Ek gıda döneminde bu konuda da uyanık olmak gerekir.

    Gelelim bu konunun en can alıcı kısmına; alerji ile olan bağlantısına. Bebeklerde en sık kanlı kakaya yol açan alerji; “inek sütü alerjisi”dir. Şimdi bu sorunu yaşayan bazılarınız, “ben hiç inek sütü vermiyorum ki” diyecektir. Hemen cevaplayalım; sadece mama alan veya sadece anne sütü alan bebeklerde bile inek sütü alerjisi görülebilir. Normal mamaların hepsi inek sütü bazlı olduğu için inek sütünün alerjik yapısını gösterebilir. Annenin yediği süt ve yoğurt, peynir gibi sütten yapılan gıdaların bir kısmı , anne sütü ile taşınarak bebeğe ulaşabilir. Eğer bebeğin bu gıdalara karşı alerjisi varsa, her bebekte farklı şekilde kendini gösterebilir. ANNE SÜTÜNÜN KENDİSİNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. SÜT ALLERJİSİ TEŞHİSİ ALAN BEBEKLERDE TEDAVİ AMACI İLE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE DAHA UZUN SÜRE EMDİRMEYE TEŞVİK EDİLİR. Bazı bebeklerde egzema şeklinde deri döküntüleri ile, bazı bebekte hırıltı ve öksürük ile, bazı bebekte de aşırı gaz, kabızlık, ishal, kanlı – mukuslu kaka gibi kendini gösterebilir. Bebekte, bir şeylerin yolunda gitmediği görülünce, tahminlere dayalı veya kulaktan dolma bilgilerle ya da internetten ve diğer kaynaklarda okuyarak tedavi yaklaşımı yapılmamalıdır. Her bebek farklıdır, her bebeğin tedavisi farklıdır. İzleyen çocuk doktorunun da yönlendirmesi ile, mümkünse bir çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  • Gastro özefagial reflü ; kısaca “reflü” hastalığı

    Baş harflerinden yapılan kısaltmalarla İngilizce’de “GER”, Türkçe’de “GÖR” olarak da kısaltılan bir hastalıktır.

    Bu hastalığın temeli nedir?

    Normalde sindirim sistemi, ağızdan başlayıp, tüm barsak sistemini kateder ve anüste sonlanır. Ağızdan alınan gıdalar, normal barsak hareket sistemi ile daima aşağı doru ilerletilir. Bir yandan da enzimler tarafından sindirilir. Kana karışacak hale gelen besin, tüm sistem boyunca emilerek kana karışır, beslenmemizi sağlar. İşte bu ileri doğru olan hareket düzeninde bozulma; barsak içeriğinin mideden yemek borusuna doğru geri gelmesine reflü denir.

    Normalde reflü olur mu?

    Her insanın normal sindirim sistemi, bebeklikten başlayarak gelişmeye devam eder. Sindirim sistemi içinde gıdanın aşağı doğru hareketini sağlayan, çevresindeki kasların yukardan aşağı doğru sırayla kasılmasıdır. Üstteki kas kasılıp alttaki gevşeyince, içerik aşağı gider. Bu kasılmayı, kaslar sağlar. Otonom sinir sistemi denen bir mekanizma ile, biz farkına varmadan bu fizyolojik işlem oluşur. Bu kasları, parmağa alt alta takılmış yüzükler gibi düşünebiliriz. Bazı bölgelerde, bu yüzük şeklindeki kaslar, yemek yemezken biraz daha kasılı durur. Geçici kapak görevi görerek iki bölümü birbirinden ayırır. Bunun en güzel örneği, yemek borusu ile midenin birleştiği bölgedir. Gıdayı yutarken geçici olarak gevşer, gıdanın mideye geçmesine izin verir, sonra tekrar kapanır. Bebeklerde tüm kaslar gibi sindirim sistemi kasları da henüz tam gelişmemiştir.. Bu nedenle de mide girişindeki kapalı durması gereken sistem oldukça gevşektir. Mide içeriği kolayca bu kapaktan yukarı doğru geri gelebilir. Onun için bebekler çok kolay kusarlar. Öksürür kusar, ağlar kusar, güler kusar….Bu gevşeme, zaman zaman mide içeriğinin geri kaçmasına izin verir. Buna fizyolojik reflü denir. Yaklaşık ilk 4 ay boyunca olabilir. Ancak bebek büyüdükçe, kasların gelişmesi, sinir sisteminin gelişip görevini düzgün yapması gibi nedenlerle geçiş, dolayısı ile de reflü giderek azalır.

    Ne zaman hastalıktır?

    Bazı bebeklerde, bu kapak sistemi, olması gerektiğinden de daha gevşektir. Geriye kaçış çok daha kolay ve fazla olur. Midenin asitli içeriği, yemek borusuna, daha yukarı gidip bebeğin ağzına kadar gelebilir. Hatta bebek uyurken sızıntı şeklinde yukarı çıkan asitli içerik, nefes borusuna kaçıp, o bölgede de yakıcı ve zararlı etki gösterebilir, öksürük nöbeti yapabilir. İşte bu kaçışın fazla olduğu durumlarda, GÖR hastalığı söz konusudur. Tek başına olabildiği gibi bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, tabloyu daha ağır ve karışık hale getirebilir.

    Hangi yaşlarda ortaya çıkar?

    Kesin bir başlama yaşı yoktur. Bebek doğduğundan itibaren belirtiler başlayabilir. Genellikle 4 ay civarında belirtiler başlar. Ancak her yaşta, erişkin dönemde hatta yaşlılıkta dahi oluşabilir. Fizyolojik olanı 6 aydan itibaren azalmaya başlar.

    Belirtiler nelerdir?

    Bebek, çocuk ve erişkinde bazı farklılıklar gösterebilir. En sık görülenlere göre 2 yaşından önce ve sonraya ait belirtiler olarak tablo şeklinde gösterirsek:

    2 yaşın altında 2 yaşın üstünde
    Beslenme ile huzursuzluk 2 yaş öncesindeki kusmaların devamı
    Kronik öksürük Yeni başlayan kusmalar
    Tekrarlayan bronşit-zatürre Tanı konmamış kansızlık
    Genellikle mutsuz bebek Ağrılı yutkunma
    Büyüme yavaşlaması- durması Kronik öksürük
    Boyunda eğilme Tekrarlayan bronşit-zatürre
    18-24 aya kadar uzayan kusmalar Mevsimsel olmayan astım
    Kanlı kusma Larenjit, ses kısıklığı, orta kulak iltihabı

    Tablo 1. Bebek ve çocuklarda GÖR hastalığının belirtileri

    4 yaş civarında, çocuk kendini ifade edebildiğinde, göğüs ağrısı, göğüs veya mide bölgesinde yanma, devamlı yutkunma gibi şikayetlerde bulunur. Şikayetler genellikle yemekten sonra ve yatınca artar.

    Nasıl tanı konur?

    Küçük bebeklik döneminde normal kontroller sırasında ortaya çıkan bazı belirtileri değerlendirerek araştırılınca tanı konur. Hastalık çok değişik şiddette olabilir. Pek çok GÖR hastalığı çok hafif olup, bazı basit yaklaşımlarla direkt tedavi edilerek kontrol altına alınabilir. Zaten bir bunların çoğu bir süre sonra kendiliğinden düzelir. Ancak düzelmeyenlerde, veya başka hastalığa eşlik ediyorsa, ya da başka hastalıklarla ayırımı için tetkikler yapılır. Bu tetkiklerin gerekliliğine ve hangilerinin yapılacağına, her çocuğa göre izleyen doktoru karar verir. Çocuğun yaşına ve durumuna göre farklı tetkiler yapılır. Ağızdan ilaçlı mama içirilerek mide-yemek borusu röntgeni çekilmesi, radyoizotop madde içirilerek sayım yapılması, direkt yemek borusunun endoskopik olarak görülmesi, yemek borusuna hassas alıcı sarkıtılıp bir süre bekletilerek ölçüm yapılması gibi yöntemler vardır.

    GÖR’ü kolaylaştıran nedenler var mıdır?

    Kafein, çikolata, baharatlı gıdaların alımı, alkol. Aşırı kilo alımı ve pasif sigara içiciliği; yani evde içilen sigara dumanına maruz kalması olumsuz etkiler. Bebeklerin beslenmesinde erken dönemde katı gıdaya geçirilmesi tartışmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Öncelikle basit yaklaşımlar uygulanır. Ancak tüm tedavinin mutlaka doktor kontrolünde olması, gerektiğinde değişikliklerin ve eklemelerin yapılabilmesi önemlidir.

    -Çocuğun yatış pozisyonu düzenlenir. Başın yükseltilmesi önerilir. Bebekler; sadece yastıkla baş yükseltilmesinden tam sonuç alamaz. Çünkü yatakta hareketle yastıktan kayarlar. Bu nedenle yatağın baş tarafının bütün olarak yükseltilmesi uygun olur.

    -Bebek beslendikten hemen sonra yatırılmamalı, mide dolu iken basınç yapıp içeriğin geri akmaması için 1-2 saat kadar (veya mümkün olduğunca) dikey pozisyonda tutulmalıdır

    -Mideye basıncı artıracak şekilde sıkı bel lastiği içeren giysiler giydirilmemeli, sıkı bez bağlanmamalıdır

    -Yatmaya yakın beslenmede sıvı gıdalardan çok katı gıdalar tercih edilmelidir. Ancak sırf bu nedenle bebeklere erken katı gıdaya geçilmesi önerilmez. Zaten başlanmışsa, o öğün yatmaya yakın zamana kaydırılabilir.

    -Kolaylaştırıcı gıdalar (baharat, çikolata, kafein vs) olabildiğince azaltılmalıdır.

    -Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında ve hiçbir zaman sigara içilmemelidir.

    -Doktorun uygun ve gerekli gördüğü ilaç tedavisi verilmelidir. İlaçlar, farklı mekanizmalarla etki eder. Bu nedenle birbirini tamamlayıcı şekilde gereken ilaçlar seçilerek tedavi uygulanır. Bunların bazıları; mide asit salgısını azaltarak, geri kaçan salgının yemek borusunu yakmasını engeller. Bazıları, beslenme sonrası içirilerek, midenin içindeki gıdaların üstünü kapak gibi kapatır, geri kaçışı azaltır. Bazıları da barsak hareketlerini düzenleyerek normal yönde hareketi sağlar. Her ilaç her hastaya verilmez. Çocuğun yaşına ve durumuna uygun ilaç seçimi, mutlaka konunun uzmanı doktor tarafından yapılmalıdır. Tedavi, 3-5 gün değil; uzun sürelidir. En az 3 ay kullanılacak ilaç tedavisinin süresine de kontrolllere ve hastanın durumuna göre doktoru karar verir.

    -Cerrahi tedavi. Yemek borusunun mide ile birleştiği bölgeye ameliyatla yüzük takar gibi daraltıcı değişik yöntemler uygulanabilir. Çok ve etkili ilaçlar bulunduğu için, cerrahi tedavi giderek daha azalmaktadır.

    Başka hastalıklarla karışabilir mi?

    Evet. Bazı başka hastalıklara eşlik edebilir, bulguları ağırlaştırabilir. Örneğin astım. Tedaviye cevap vermeyen astım vakalarında ilave GÖR olabileceği de akla gelmelidir. Örneğin gıda allerjisi. Bebekte inek sütü allerjisi olduğunda, GÖR’de görülen tüm şikayetlere yol açabilir. Aşırı hava yutma, metabolik hastalıklar, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları da benzer şikayetlere yol açabilir. Bu nedenle sadece bazı belirtilere dayanarak, kesin tanı koymadan direkt tedaviye başlamak, faydadan çok zarar verebilir. En doğru yaklaşım; bahsedilen şikayetleri olan bebek ve çocukların, mutlaka doktora götürülmesi, gerekli araştırmanın yapılması, doğru tanıyı koyduktan sonra tedaviye başlamasıdır

  • Bebeğiniz sık sık öksürüyor ve kilo alamıyorsa…

    Yeni doğan bebeklerde astım ve zatürre ile karıştırılabilen, hırıltı ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük şikayetleri kistik fibrozise işaret edebilir. Ülkemizde her 3 bin bebekten birinde görülen kistik fibrozis; büyüme geriliğinden hayati kayıplara kadar pek çok olumsuz tabloya neden olabilir.

    Tarama testleri önemli

    Kistik fibrozis, akciğer, pankreas, bağırsak, ter bezleri dış salgı bezlerinde görülen bir hastalıktır. Yeterince kilo alamayan, diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda araştırılması gereken bir hastalıktır. Özellikle anne baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklarda kistik fibrozis hastalığı için tarama testlerinin yapılması uygun olacaktır. Bebekler doğduğunda daha hastaneden çıkmadan bazı doğumsal hastalıkların taranması için topuk kanı alınmaktadır.Bebek için yapılan kistik fibrozis tarama testinin pozitif çıkması durumunda endişelenilmemelidir; çünkü bu sadece bir tarama testidir ve testin pozitif olması çocuğun kistik fibrozis olduğu anlamına gelmemektedir. Tarama programı iki aşamalı olarak yapılmaktadır. İlk tarama testinde pozitif sonuç saptanan bebekler ikinci bir kan örneği alınması için tekrar çağrılmaktadır. İkinci kan örneğinin de pozitif çıkması durumunda da bu kez kistik fibrozis hastalığı açısından farklı bazı testlerin yapılması gerekmektedir.

    Kistik fibrozisli hastalardaki en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yenidoğan döneminden itibaren tekrarlayan ve tedavilere cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya da astım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Astım ve zatürre ile karıştırılması tanıyı güçleştiriyor

    Başlangıçta öksürük, balgam, hırıltı, tekrarlayan zatürre, büyüme gelişme geriliği gibi aslında çocukluk çağında sık rastlanan bazı bulgular ile ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler aynı zamanda astım, zatürre, bronşit gibi hastalıklarla karıştırılabildiğinden dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kistik fibrozisli hastalara ilk önce astım, bronşit, zatürre gibi tanılar konulabilmektedir. Bu durum da gerçek tanı ve tedavinin alınmasında gecikmelere yol açmaktadır.

    Bebeğim büyümüyor diyorsanız…

    Kistik fibrozisli hastaların vücudundaki tüm salgı bezlerindeki salgılar koyudur. Bu nedenle tıkaçlar oluşur ve çeşitli şikayetlere yol açar. Hastaların yaklaşık % 85’i aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler. Bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur. Kistik fibrozisli hastaların %10’unda doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan bağırsak tıkanıklığı (mekonyum ileusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğan bebeklerde uzamış sarılık da ortaya çıkabilmektedir.

    Terindeki tuz hastalık habercisi

    Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olmaktadır. Sıcak havalarda bazen çocuğun yüzünde ya da vücudunda tuz kristalleri görülebilir. Terdeki tuz miktarının ölçülmesi ile tanı konulabilmektedir. Eğer tuz miktarı normal değerin üzerinde ise kistik fibrozis tanısı konulur. Bazı durumlarda ter testi düzeyi sınırda çıkabilir. Böyle bir durumda da testin tekrar edilmesi ya da daha detaylı genetik testlerin yapılması gerekebilir.

    Solunum fizyoterapisi gerekebilir

    Bu hastalıkta şikayetler en çok solunum sistemi ile ilgili olduğu için solunum tedavileri önemlidir. Hastaların nefes borularındaki koyu yapışkan balgamın temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Yapışkan balgamın daha kolay çıkarılması için balgamı daha az yapışkan hale getiren ve nefes yolu ile kullanılan bazı ilaç tedavileri de yapılabilmektedir.

    Bebeğinizin iyi beslenmesi ve vitamin alması gerekiyor

    Kistik fibrozisli hastalarda enfeksiyonların erken ve etkili bir şekilde tedavisi sağlanmalıdır. Özellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolundan antibiyotikler verilebilir. Kistik fibrozisli hastalar da, her hastalıkta olduğu gibi beslenmesine dikkat etmelidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişme geriliği olan hastaların iyi beslenmesi, enzim ve gerekli vitamin desteklerini alması gerekir.

    Kistik fibrozis bu yıl itibari ile dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de yenidoğan tarama programına alınmıştır. Bu sayede hayati kayıpların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Hastanın yaşam kalitesini, süresini uzatabilecek ilaçların geliştirilmesine ve hastalığın kesin tedavisini sağlayacak “Gen Tedavisi”ne yönelik çalışmalar devam etmektedir