Etiket: Başarılı

  • Garantili lazer epilasyon mümkün müdür ?

    Garantili lazer epilasyon mümkün müdür ?

    Lazer epilasyon nasıl etkili olur ?

    Lazer epilasyon kılın kalınlığına ve rengine odaklanır. Lazer rengi nedeniyle kıl kökleri tarafından emilir, yüksek enerji nedeniyle kökler ısınır ve yanar. Bu şekilde başarılı bir lazer epilasyon sonrasında kökler dökülür ve büyüme aşamasında olan kökler bir daha kıl üretemeyecek şekilde hasar alır.

    Lazer epilasyonun başarısını etkileyen faktörler nelerdir ?

    Lazer epilasyon aslında uygun olmayan şekilde önerildiğinde ve uygulandığında tüylenmeyi daha da arttırabilir. Bu nedenle bir dermatolog gözetiminde yapılması büyük önem taşımaktadır. Dermatoloğunuz cilt ile tüy yapınızı inceler ve epilasyon kararını verir. Lazeri başarılı kılan en önemli faktörler aşağıda belirtilmiştir :

    Kılların yapısı ve rengi :

    Lazer epilasyon her zaman koyu kahverengi ile siyah kıllarda daha başarılıdır. Kalın kıllarda ise incelere göre daha başarılıdır. Bu nedenle bu tür kıl yapısına sahip koltuk altı ve genital bölgede az seansta yüksek başarı elde edilmektedir. Yüz bölgesindeki ince açık kahverengi tüylere yapılması ise sadece uzun süreli epilasyon etkisi sağlamak dışında bir etki göstermez. Yani tüylerde kalıcı bir azalmaya neden olmaz. Hatta bu şekilde tüyleri daha da kalınlaştırıp sayılarını da arttırabilir.

    Hormonal ve genetik yapı, ırsi özellikler :

    Bazı kişiler tüylenmeye daha müsaittir. Kıl köklerinin sayısı daha fazladır ve lazerden sonra bile tekrarlama eğilimi olabilir. Bayanlarda kuşkusunuz en önemli faktör ise hormonal sağlıktır. Bazı bayanlarda adet düzensizlikleri, çene karın ve göğüs bölgesinde kalın tüylerin çıkması hormonal düzensizliğin habercisi olabilir. Bu tür durumlarda biz gerekli tetkikleri istiyor ve epilasyonun başarılı olması için hastalarımıza hormonal dengeleyici haplar da önerebiliyoruz. Bazı ilaçlar da tüylenmeyi tetikleyebilmektedir.

    Cildin rengi ve hassasiyeti :

    Koyu cilde sahip kişilerde lazerin dozu azaltılmak zorunda kalınabilir.

    Bazı kişiler ise oldukça hassas bir cilt yapısına sahiptir. Bu tür hastalarımızda sıklıkla test atışı yaptıktan sonra lazere karar veriyor ve lazer epilasyon sonrasında bazı ilaç şeklinde merhemler önerebiliyoruz. Bu ilaçlar lazerin verdiği hasarı yatıştırarak hastalarımızın daha konforlu bir lazer deneyimi yaşamasına yardımcı oluyor.

    Lazer epilasyonun garantisi varmıdır ?

    Kuşkusuz ülkemizde bir anda garanti veren merkezler ortaya çıkmıştır bu konuda. Tamamen bilimsel bir yöntem olan lazer epilasyonun tıpkı diğer tedaviler gibi bir garantisi yoktur. Yalnız yukarıda sayılan faktörler başarısını etkiler. Yani başarılı ve başarısız lazer epilasyon vardır.

    “Bitene kadar” kampanyaları ile birçok kişi mağdur olmuştur ve de olmaktadır. Amerika’da hiçbir güzellik merkezi web sayfasında garanti vemezken bizde her sokakta açılan güzellik merkezleri çarşaf çarşaf ilan ve broşürlerle aldıkları pahalı cihazların masrafını çıkarmak için müşteri toplamakta ve dayanağı bulunmayan garantiler vermektedir.

    Konforlu Lazer Epilasyon İçin ?

    Alexandrite lazerler soğutma sistemleriyle beraber uygulandıklarında etkileri cildin üstünde kaldığı ve derindeki sinirleri etkilemediği için daha rahat bir epilasyon imkanı sağlar. Kuşkusuz uzun kılların işlem öncesi alınması da epilasyonu rahatlatır. Çünkü lazer öncesi alınmayan uzun kıllar işlem sırasında yanıp cilde yapışır ve acıya neden olur.

    Alexandrite lazerlerle uygulanan epilasyonda cildin üstündeki kıl işlem sırasında buharlaşır ve ortadan kalkar. Bu şekilde epilasyon sonrasında kişi tamamen kıllardan temizlenmiştir. Bir süre sonra kökler kendiliklerinden dökülürler.

    Dermatologla Lazer Epilasyon

    Lazer epilasyonun başarılı, yan etki oluşturmadan uygulanması ve sizi negatif olarak etkileyecek durumlarda uygulanmaması için mutlaka dermatolog kontrolündeki bir hastaneye veya merkeze başvurun.

    Dermatoloğunuzun bilimsel verileri önde tutarak ve ticari kaygıları gözardı ederek size en uygun lazer epilasyonu önerecektir.

  • Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sadece kişinin kendisi değil herkese göstermek istiyordu. Sadece kendiyle yetinemezdi, herkesin duyması lazımdı. Yetinemiyordu bununla. Sadece bunlarla tatmin olamıyordu. Başarılı bir kişi olduğunu herkese göstermeli, herkes bilmeliydi. Sanki herkes bilse tatmin olacaktı. Artık yeterli gelecekti. Artık herkesi gözü onun üzerinde olacaktı. Üst nokta buydu belki de. Herkese başarılı olduğunu gösterebilirse eğer kendisinin başarılı olduğuna, değerli olduğuna, söz sahibi olduğuna inanacaktı. İnsanlara artık neden sorusunu yöneltmeden bilecekti değerli bir insan olduğunu, başarılı olduğunu, akıllı olduğunu, sözü sayılan biri olduğunu! Herkes işaret edecekti parmağıyla onu. “Bak bu o” diye. Peki bu o diye işaret ettiklerinde yetecek miydi? Sanmıyorum, hiç sanmıyorum hemde. Herkesin gösterdiği, o dediği kişi, o yöneltilen bakış ondaki değerlilik hissinin tatminine değil tam aksine değersizlik hissi yaratmaya devam edecekti. Sanki bu o diye gösterilirse eğer sürekli kusurları konuşulacağını düşünecekti. Onun aralarında bulunmadığı yerdeki ona yöneltilen o bakışlar, belirsizliğim içini dolduramadığı yerdeki boşlukla kendini yitirmeye devam edecekti. Yok edecek sanki bu durum onu. Yada aslında zaten o kendini yok etmeye devam ediyordu.

    Bakış, bak bu o diye işaret edilen o bakış! Sanki baş edilemeyecek gibi olan o bakış. Sanki hep kusurları vurgulayan, sanki hep ezecek gibi hissettiren. Ne kadar başarılı olmak için yükselmeye çabalasa da hep çukurdaymış hissi veren. Böyle şartladıkça, çabaladıkça eksikliğinden tutunmaya devam edecekti. Yine çökecekti sanki hiç değerli hiç başarılı olamamışçasına. Yine de bir şekilde toparlayacaktı işte, “bak bu o” denilene kadar. İçinden çıkılamayan bir kısır döngü gibi. Bu kısır döngü tam da başarısızlık hissine dair. Ona atfedilen, içindekilere atfedilen eksikliğine dair. Sanki hiç başaramayacakmışçasına, sanki hep yok sayılmışçasına…

  • Başarısızlık Şemasının Kökenleri ve İlişkilere Yansıması

    Başarısızlık Şemasının Kökenleri ve İlişkilere Yansıması

    • Bu şemanın kökenleri ebeveyn tutumlarıyla son derece ilişkilidir. Anne-babanın çocuğu sürekli ya da sık sık eleştirmesi, “onu sen yapamazsın” “senin yapabileceğin bir şey değil” gibi güven kırıcı ya da denemesine izin vermeyen ve fırsat sunmayan bir tutum göstermesi bu şemanın oluşmasına neden olabilir. Aynı şekildeki öğretmen tutumlarının da bu şemayı oluşturması çok mümkündür. “Aptal mısın sen!” “Salak mısın sen!” “Beceriksiz” gibi yaklaşımlar bu şemanın oluşmasına zemin hazırlar. Yine aynı şekildeki arkadaş tutumları da bu şemanın doğrulanmasını sağlayabilir. …..kişisi için “O zaten iyi koşamaz” ya da “ O zaten hiç ders çalışmaz, o zaten hiç güzel resim yapamaz” gibi tutumlar da başarısızlık şemasını  oluşumuna neden olabilir.

    • Bunun yanı sıra anne-babanın, öğretmenin yaptığı kıyaslamalar, çocuğun da kendisini diğerleriyle kıyaslamasına ve kendi içerisinde nasıl olduğundan çok diğerlerine göre kendisini başarılı, başarısız, iyi veya kötü olarak nitelendirmesine neden olur. Bu durumda başarılı ya da başarısız olması kendisinin kontrolünde değil, maalesef başkalarının elindedir. Diğerlerine göre kendisinin nerde ve nasıl olduğunu belirler. Bu zaten eğitim ve öğretim sistemimizde temelde yaptığımız bir hata olduğu için düzeltilmesi de oldukça güçtür. Biz düzeltsek sistem bu şekilde çalışır.

    • Yine yapılan hatalardan biri de haksız yere yapılan kıyaslamalardır. Abla ya da abiyle ya da kendisinden daha büyük başkasıyla.Bu durumda da abla ya da abiyle o alanda boy ölçüşmek zor olacağı için denemekten vazgeçilmiş ve başarısızlık kabullenilmiş olabilir.

    • Anne-babanın çok başarılı olması veya yüksek standartlarının olması, mükemmelliyetçi yapıları da çocuğun hiç bire zaman onlar gibi başarılı olamayacağını ya da onların yüksek standartlarını yakalayamayacağını düşünmesine neden olup vazgeçmeye neden olabilir. Özellikle bugünkü eğitim sisteminde başarı için neredeyse aileleri tarafından yarıştırılan, birer yarış atına dönüşmüş çocukların kaygı ve anksiyeteleri gerçekten düşündürücüdür. Başarılı bireyler yetiştirelim derken psikolojik sorunları olan bireyler yetiştiriyor olabiliriz.

    • Anne-babanın  başarılı olduğunuzu umursamamış ve yeterli düzeyde takdir etmemiş olması da böyle bir şema oluşumuna neden olabilir. Anne-baba çocukla yarış içerisine girmiş ya da yine mükemmeliyetçi tutumunu sürdürüyor olabilir. Çocuğun başarıları karşısında “O da bir şey mi ben senin zamanın da şunları şunları yaptım” gibi, çocuğun başarısını küçümsemek, çocuğun başarılı olduğu zamanlarla ilgili kendisini tehdit altında hissetmesine neden olabilir.

    • Okulda, sporda veya diğer alanlarda herhangi bir öğrenme güçlüğü, kekemelik, artikülasyon sorunu, fonolojik bozukluk gibi çeşitli konuşma problemlerinin olması, dikkat eksikliği , koordinasyon sorunu veya motor becerilerle ilgili bir sorunun olması küçük düşürülmemek için vazgeçmeye neden olmuş ve başarısızlık şeması kabullenilmiş olabilir.

    • Bunların dışında farklı bir ülkeden, farklı bir yöreden gelmek, maddi durum ya da çeşitli olanaksızlıklar diğerleri tarafından yadırganabilir ya da kişi tarafından rahatsız hissettiren bir şey olarak algılanabilir. Bu durum da kişi kendisini diğerlerinden daha aşağıda görebilir. Bu nedenle de başarısızlık şeması oluşabilir.

    • Çocukken ebeveynimizin bizim için gerekli sınırları koymamış olması da bizim özdenetim ve sorumluluğu öğrenemememize, başarılı olmak için gerekli disiplin, düzen  ve çalışma alışkanlığı gibi becerileri kazanamamamıza neden olabilir. Bu durum da başarısızlık yaşantısını doğurur ve bu yaşantıyı kabullenebiliriz.

    • Başarısızlık şeması olan kişiler ilişkilerinde de kendilerini başarısız hissettirecek kişileri seçiyor  olabilirler. İlişki de bulundukları kişiler onları sık sık eleştiriyor, kendilerini kötü hissettirecek şeyler söylüyor ya da öyle davranıyor, ezici tutumlarda bulunuyor  olabilir. İşin garibi başarısızlık şeması olan kişiler bu tutumlara izin verir ve bu kişilerle olan ilişkilerine sınır koyamazlar. Başka şekilde başarısızlık şeması olan kişiler kendilerini aşırı öven, sürekli kendisinden bahseden kişilerle birlikte olmayı da seçebilirler. İçlerindeki başarısızlık duygusundan kurtulmak için birilerinin onlara başarılı olduklarını söylemelerine ihtiyaçları vardır. Yani hayatımıza bir şekilde kendimizi başarısız hissettirecek kişileri almamız ya da yanında kendini başarılı hissedeceğimiz aşırı bizi öven ya da kendimize göre kıyasladığımızda daha çok başarısız olduğunu düşündüğümüz kişileri alarak içimizdeki başarısızlık duygusundan kurtulmaya çalışmamız aslında başarısızlık şemamızın bir sonucu olabilir. Böyle durumlarda kişinin gerçekten başarılı olduğunu hissedebilmesi, özgüven ve beceri geliştirebilmesi, öz denetim sağlayabilmesi için öncelikle başarısızlık şemasının kökenlerine inip ondan kurtulması gerekir.

  • ÇOKLU ZEKA

    ÇOKLU ZEKA

    İnsanın karşısındaki bireye nasıl baktığı çok önemli. Çünkü, bireyin toplumdaki yeri ona nasıl davranıldığıyla ve kişinin nasıl görüldüğüyle belirleniyor. Doğamız gereği, ister istemez genellemeler yapıyor; karşımızdakileri çeşitli önyargılarla değerlendiriyoruz. Bu kategorik yaklaşımlar bizi bir takım beklentilere itiyor; beklediğimizi bulamayınca hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Her türlü etkiye açık olan çocuklar ve gençler bundan olumsuz etkileniyor.
    Olumlu beklentiler olumlu sonuçlar doğurur. İşte buna güzel bir örnek: Herhangi bir ilköğretim okulunu ziyaret eden bir grup araştırmacı psikolog, bir genel toplantı yaparak; okulda öğrencilere bir test uyguladıklarını, uygulama sonuçlarına göre hazırladıkları başarılı ve başarısız öğrencilere ait listeleri değerlendirdiklerini, eğitim öğretim faaliyetlerinin bu listeler doğrultusunda yürütülmesini istemişler. Dönem içerisinde başarılı öğrencilere iyi bir program uygulayarak gerçekten iyi bir başarı yakalanmış; başarısız diye kabul edilen öğrencilere de daha hafif bir program uygulanmış ve onlar da yeterince başarılı olamamışlar. Araştırma mükemmel sonuçlar da mükemmel; ama işin acı tarafı dönem başında herhangi bir testin uygulandığı yok ve herhangi bir araştırmada yok. Atalarımız ne güzel söylemiş: bir adama kırk gün deli deren deli olurmuş.
    O halde insan çok kompleks bir varlık ve zekâ, diğer pek çok psikolojik değişken gibi, doğrudan gözlenemeyen çok karmaşık yapılardan biri…
    Zekayı nesnel olarak ölçülmeye çalışmak doğru; ancak zekayı sınırlı bu kadar dar yaklaşımlarla ele almak insan gerçeği ile örtüşmemektedir. Gardner’a göre zeka, kültürel değerleri kavrayabilme, yeni şeyler üretebilme ya da problem çözme şeklindeki insan yeteneğidir.
    “Çoklu Zeka Kumarı” ile birlikte klâsik zekâ testi ve tanıtımı da tarihe karışmaktadır. Bu kuramı ilk defa ortaya çıkaran Profesör Howard Gardner’dır. Harvard Üniversitesi’nde nöro-psikolog olan Gardner 1983 yılında yazdığı “Aklın Çerçeveleri adlı kitabında; zekânın, matematik ve dil olarak iki değil, sekiz türü olduğunu savundu. Böylece müzik, spor, dans ve doğada kendini gösterenlerin de zeki oldukları ortaya çıktı.
    Çoklu zeka kuramında şu ana kadar bulunan sekiz zeka alanı var. Bu sekiz alan her insanda mevcut olmakla birlikte bunlardan biri veya bazıları diğer alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlara göre daha fazla gelişmiştir. Her insan baskın olduğu alanlarda daha başarılı olabilir ve daha iyi öğrenebilir.
    Okullarda sayısal derslerde başarısız olan öğrencilere zeka seviyesi düşük olarak bakılır. Acaba gerçekte böyle bir şey var mı? Günümüzde birinci sınıf zeka, sayısal dersler ve sayısal ağırlıklı meslekler, ikinci sınıf zeka, sözel dersler ve meslekler olarak görülmekte sanatsal meslekler ise hobi olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda aileler çocuklarının birinci sınıf zekaya sahip olmalarını istemekte ve bu doğrultuda çocuklarının sayısal derslerde başarılı olabilmeleri için özel kurslar ve özel dersler aldırmaktadır. Bütün bunların sonucunda çocuk yine başarısız olursa bu sefer olumsuz düşünceler oluşmakta, zekanın fazla olmadığından dolayı başarılı olamadığı anlaşılmaktadır. Oysa ki başarı sağlayacağı alana yönlendirilen aynı çocuk istenilen başarıyı sağlayacaktır. Ama bütün bunlar yapılmamakta ve çocuklarımızın kabiliyetleri ortaya çıkamamaktadır.
    Aşağıda, Profesör Howard Gardner’ın geliştirdiği çoklu zeka özelliklerinin bir veya birkaçının baskın özelliklerini taşıyan bir öğrenci o alanla ilgili mesleklerde daha başarılı olabilir.

    ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

    1. SÖZEL – DİL ZEKASI

    Anadili veya başka bir dili kullanma kapasitesi ve düşüncelerini başkalarının anlayacağı şekilde ifade edebilme kapasitesidir. Yazılı ve sözlü dil kullanımı, ezberleme ve hatırlama kabiliyetleri gelişmiştir, isimleri, yerleri, tarihleri iyi ezberlerler, esprilidirler, ikna edicidirler, konuşmayı severler ve hitabetleri iyidir, söyleyerek, duyarak ve görerek öğrenirler, okumayı, yazmayı severler. Genelde; şair, yazar, öğretmen, gazeteci, politikacı ve hukukçuların dil zekası çok gelişmiştir.

    2. MANTIKSAL / MATEMATİKSEL ZEKA

    Neden-sonuç ilişkisi kurabilme, bir şeyin çalışma ilkelerini ortaya koyabilme ve numaralarla oynama kapasitesidir. Soyut düşünce gelişmiştir. Tümevarım / tümdengelim düşünebilirler, sayısal ve mantıki ilişkiler kurma, sayıları etkili kullanma, problemlere bilimsel çözümler üretme ve kavramlar arasındaki ilişkileri ayırt etme, sınıflama, genelleme yapma yetenekleri gelişmiştir. Genelde; matematikçiler, bilim adamı, muhasebeci, istatikçi ve bilgisayarcıların matematiksel zekası çok gelişmiştir.

    3. GÖRSEL ZEKA

    Boşluğu zihinde canlandırabilme yeteneğidir. Okyanusta rotasını tayin edan kaptan, satranç oyuncusu ve heykeltıraşın uzamsal zekası üstün kişilerdir. Üç boyutlu düşünme en önemli özelliğidir. Nesneleri doğru bir şekilde algılayabilir ve nesneler arasındaki ilişkileri fark edebilirler. Görselleştirme yeteneği gelişmiş olup görüntüyü oluşturup değiştirebilirler. Boşlukta yön tayin edebilirler. (Çöl, orman, deniz) Renk şekil ve çizgilere karşı duyarlıdırlar. Görselleştirerek, hayal kurarak, resim ve renklerle çalışarak öğrenirler. Film seyretmeyi, ev aletleriyle oynamayı severler. Genelde; ressam, mimar, izci, rehber, fotoğrafçıların görsel zekası çok gelişmiştir.

    4. MÜZİKSEL / RİTMİK ZEKA

    Bu zekaya sahip insanlar ritimleri algılama ve tekrar oluşturmada ustadırlar. Bir şarkının ritmini kolayca yakalayabilirler. Bu insanlar yeni öğrendikleri bir dilin telaffuzunu yakalama ve kullanmada çok yeteneklidirler. Ses tonu kalitesine duyarlılık vardır, güfte yazma, beste yapma kabiliyetleri gelişmiştir. Seslere, ritim, nota ve ahenge karşı duyarlıdırlar, müzik türlerini ayırt edebilirler, çoğu zaman ya bir şarkı söylüyorlardır ya da melodi mırıldanıyorlardır, şarkı söylemeyi müzik aleti çalmayı severler, ritim, melodi ve müzik ile öğrenirler. Genelde; şarkıcı, besteci, müzisyenlerin ritmik zekası çok gelişmiştir.

    5. BEDENSEL / KİNESTİK ZEKA

    Bedenini son derce duyarlı ve etkili şekilde kullanma yeteneğidir. Vücut hareketlerini kontrol edebilme ve ellerini ustaca kullanabilme kapasitesidir. Beyin ve beden irtibatı gelişmiştir, ustaca taklit yapabilirler, denge ve esneklik yönleri iyidir, güçlü dokunma duyguları vardır, el becerileri gelişmiştir, beden dilini iyi kullanırlar, sportif etkinlikleri severler, duyu organlarıyla dokunarak, tadarak, yaşayarak öğrenirler. Genelde; sporcular, dansçı, heykeltıraş, cerrah, aktör, pandomin sanatçılarının bedensel zekası çok gelişmiştir.

    6. SOSYAL ZEKA

    İnsanların hislerini, niyetlerini motivasyonlarını, karakterlerini, ilgi, ihtiyaç ve beklentilerini anlama ve değerlendirme kapasitesidir. Bu insanlar düşünme ve akıl yürütmede çok yeteneklidirler. Başkalarının bakış açısıyla bakabilirler, grup içinde başarılı kurabilirler, insanlar arasındaki farklılıkları fark ederler, diğer insanların ihtiyaç ve beklentilerini fark ederler, mimik, jest, ve sese duyarlılıkları vardır. Çok arkadaşı vardır, bir çok grubun üyesidir. Sosyal etkinliklerin düzenleyicisidir. Paylaşarak, işbirliğiyle, karşılaştırarak, ilişkilendirerek öğrenirler. Konuşmayı severler. Genelde; psikolog, rehber uzman, öğretmen, siyasetçilerin sosyal zekası çok gelişmiştir.

    7. BENLİK / İÇSEL ZEKA

    İnsanların kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olma, sınırlılıklarını bilme, kendi iç dünyası ile irtibatlı olma, kim olduğu ne yapabileceği, neyi yapamayacağı ve sınırlılıklarının farkındadırlar. Kendine tanımada, iç dünyası üzerine yoğunlaşmada ustadırlar. Hislerdeki değişimi fark edebilir ve ifade edebilirler. Yüksek düzeyde (İlişkisel) düşünürler. İç güdüleriyle hareket ederler. Kendi kendini motive/disipline etme yetenekleri gelişmiştir. Düşünceli ve duyarlı insanlardır. Kendi başına, bireysel projelerle, kendi hızında öğrenirler. Genelde; sanatçı, din adamı, psikoterapist, sosyal hizmet uzmanlarının içsel zekası çok gelişmiştir.

    8. DOĞA ZEKASI

    Doğayı, doğal kaynakları ve doğal olayları izleme, anlama; bitkileri ve hayvanları anlama, ayırt etme ve sınıflama kapasitesidir. Hayvanlara karşı ilgileri vardır. Toprakla meşgul olmayı, bitki, çiçek yetiştirmeyi severler. Çevre bilinci gelişmiştir, mevsim ve iklim olaylarına ilgileri vardır. Doğa ile ilgili koleksiyonu vardır. Konuşmalarında bol bol doğal hayattan örnek verirler. Araştırarak, inceleyerek, gözlem yaparak öğrenirler. Genelde; biyolog, jeolog, çiçekçi, arkeolog, meteorologların doğa zekası çok gelişmiştir.